Sayfalar

12 Eylül 2009 Cumartesi

Tanjevic'ten Özür Diliyorum

Turnuva öncesinde;

* Çılgınca rotasyon yapmaktan vazgeçebileceğine,

* Zamanında ve doğru oyuncu değişiklikleri yapacağına,

* En doğru anda mola alacağına,

* Takımdaki her oyuncuya adaletle davranacağına inanmadığım için

Bogdan Tanyevic'ten özür diliyorum. Belki Orhun, belki Harun ya da bir başkası katkı yapmıştır bu dengeyi ve istikrarı yakalamasında ama sonuçta takımın Baş Antrenörü O ve O ne derse o olur. Bu yüzden tekrar tekrar özür diliyorum Tanjevic'ten. Aleyhinde tek kelime söylemeyeceğim turnuva bitene kadar, hala Milli Takımın başında görmek istemiyor olsam da kendisini turnuva bitene kadar bütün defterleri rafa kaldırıyorum kendi açımdan. Bu turnuvayı böyle iyi götürürken kendisine tek laf söylemek ancak ayıptır. Önce özür sonra başarı diliyorum Tanjevic'e.

10 Eylül 2009 Perşembe

Lee Sharpe

Sen ne güzel abimizdin be Lee Sharpe. Kıymetini bilemediler senin, CM'de bizim verdiğimiz değeri veremediler. Erken göçtün çimlerden. O 5 numara ne de yakışıyordu sana. Bu 5 numara uğursuz mu kardeşim, giyenin beli doğrulmuyor.

Gökhan Cam

Gökhan en az 3 hafta yok ki bu bence en az 1 aydır. Doktorların tam iyileşmeden oynamasına izin vereceğini sanmıyorum. Gökhan'ın kasık adelesi kopma noktasına gelmiş, iyi de nasıl olmuş bu çok merak ediyorum. Adam stoper, devamlı depara kalkan bir kanat adamı ya da sprinter bir forvet değil ki aniden koparsın kasık kaslarını ya da yırtsın.

"Herkes bana Cam adam diyor, öyle olmadığımı iyi çalışıp sakatlanmadan göstereceğim" demişti imzayı attıktan sonra. Hani be Gökhan Zan, nerede o sağlam adam. Beşiktaşlılar bir kez daha düşünmeli, Gökhan'ı kayıp mı etmiş oldular yoksa ondan kurtulmuş mu oldular?

Huzurlarınızda, maalesef ve üzülerek Gökhan Cam!

G. Afrika'ya gitmek için büyü gerek

TURKIYE - BOSNA HERSEK (A) MILLI FUTBOL MACI

Manşette 'Yazık!' dedik. Bence yazık mazık değil! Bilakis hak ettik biz bunu. Bakalım ders çıkarabilecek miyiz? Ya da yine bir mucize -veya Afrika büyüsü- gerçekleşir de gidersek hataları pas pas altı mı edeceğiz? Bunu zaman gösterecek.

İlk yarı hızlı başlayıp golü getirmemiz hayra alamet değildi. Çünkü biz skor olarak öndeyken oynamasını bilmiyoruz. Topu ayağımızda tutamıyoruz. Baskıyı görünce ayaklarımız birbirine dolaşıyor. Yıllardır bu durum böyle ve biz çözüm üretemedik. Euro 2008'den itibaren sayarsak, İsviçre, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan maçlarında hep geriye düştük ve sonrasında 'mucize' galibiyetler geldi. Bunun sebebi Amerikalı kondisyonerlerdi dense de yüreğini ortaya koyan oyuncuların yarattığı sonuçlar olduğunu da unutmamak gerek. Keza Dünya Kupası eleme grubunda oynadığımız, ilk Bosna maçı, Belçika (beraberlik) ve son Estonya maçlarında da geriye düştüken sonra maçları-puanları kazandık. Belki rakiplerimiz de bizimle aynı sorunu, yani geriye düşünce skoru koruyamamadıkları için alabildik o puanları da. Ve elbette sürekli ileri oynama arzusunda olan oyuncularımız etkisi de vardı. Estonya maçı da son kanıtıydı.

Turkey Spain World Cup Soccer

Çok enteresandır ki, kritik olan ve kimisinde de favori olmadığımız karşılaşmalarda öne geçip, "ulan geliyoruz be!" dediğimiz maçları da yitirdik. Bakınız ki, çok geçmişten bir maç 2002 Dünya Kupası Brezilya (1-0) 1-2 bitmişti. Euro 2008'deki Almanya maçında 1-0 öne geçmemize karşın 3-2 kaybetmiştik. İspanya'yla Sami Yen'de oynadığımız maçta da yine 1-0 öne geçmiştik ama ve yine 2-1 mağlup olmuştuk.

Yine aynı senaryoyu yaşadık işte. Öne geçtik erkenden ve "Ulan geliyoruz be!" dedik ama yine kaybettik puanı ve G. Afrika yolu hakikaten tıkandı. Peki neden?

TR-BH-9

İlk sebebi skoru korumak adına bir oyun planı sergileyememiş olmamızdı. İlk devrenin başlarında 1-0 öndeyken ve daha golü yememişken bir ara iyi bir şekilde tek paslarla rakibin alan presinden kurtulmuşsak da o kısa pas dönemi uzun sürmedi ne yazık ki. Yediğimiz gol kaleci hatasıydı. Çünkü o kadar uzaktan kullanılan bir baraja 5 kişi istedi F.Bahçe'li kaleci. Kendi solundaki direğe hizaladı barajı. Ve barajın,Volkan'a göre sağına rakip takımdan da adam gelince baraj uzadı. O adamı engellemek isteyen Hamit de ona ekelnince 6'lı baraj oldu. Bu yüzden Volkan da topun gittiği direğe uzak bir yerde pozisyon alınca gol kaçınılmaz oldu. Aynı uzaklıktan kullandığımız serbest atışta, vasat bir takımda oynayan rakip kaleci Suphic ise sadece 3 kişilik baraj kurdurttu.

TR-BH-10

İkinci yarının başında oyuna yine iyi başladık. Önder ve Hamit değişikliği sonrası 3-5-2'ye döndük. Orta sahadaki dizilişin 1*-2-2 olması fazla cesur bir karardı. Bu karar gol pozisyonu sayımızı arttırdı ama topu ağlara göndermekte zorlandık. Şanssızdık da. Önce Sercan'ın kaçırdığı, sonra direkten dönen toplar ve düşen orta saha direnci galibiyeti getirmedi.

TR-BH-13

Orta saha direncinin düşmesinin en büyük sebebi de 5'li orta sahadaki 1* pozisyonunda oynayan Emre'nin yalnız kalması ve yorulmasıydı. 1'den sonraki iki, yani kanatlarda oynayan 2'lide özellike sağda Gökhan Gönül ve solda İsmail Köybaşı pozisyon üretebilmemizdeki en önemli etkenlerdi. Fakat yine sonuç alamadık. Beşlinin sonundaki ikili, Arda ve Tuncay ise ikinci yarı sahada yoklardı resmen. Son yirmi dakika bir şeyler yapmaya çabaladılar. Fakat sonuç gelmedi.

TURKIYE - BOSNA HERSEK (A) MILLI FUTBOL MACI

Orta saha direncini yükseltmek için maç boyu faulden başka hiç bir şey yapmayan Semih'in yerine Sabri'yi almak kimsenin aklına gelmedi. Fatih Terim'in kulübede değil de tribünde olması takımı kötü etkiledi. Çünkü ne Oğuz Çetin, ne Metin Tekin, ne de Müfit Erkasap insiyatif alamadı. Olan da ne yazık ki Arda'ma, Tuncay'ıma, Servet'ime, oldu. Kariyerlerinde bir turnuva daha yitirdiler egosu yüksek teknik direktörlerimiz yüzünden. Dünya Kupası'na gidebilmek için artık o reklamlardaki Güney Afrika'lı küçük çocukların bir araya gelip idollerini izlemek için büyü yapmaları gerekecek.

Terim'in Yerine Rijkaard - Neden Olmasın?

Absürd bir futbol mucizesi yaşamazsak 2010 Dünya Kupası bizim için artık bir hayal. Her ne kadar Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük Teknik Direktör olsa da Fatih Terim artık istenmeyen adam konumuna gelmiş durumda. Ne kadar sevsek, başarılarında göklere çıkarsak da, başarısızlığında eleştirilmeye hiç açık değil Fatih Hoca. Doğruları paylaşabiliyor ama yanlışları üstüne alamıyor, hep başka sebepler ya da kişiler var. Daha bir sürü şey anlatırız ama gerçek şu ki Milli Takım Teknik Direktörlüğü ve Fatih Terim artık birbirine uymuyor.

Bu noktada naçizane ve bireysel olarak benim de, gayet subjektif bir önerim var. Şu şartlar altında "karizması olmadığı" iddia edilen Şenol Güneş'in, Terim gibi neredeyse basının her kanadıyla birbirine girmiş olan Mustafa Denizli'nin, tecrübe eksikliği nedeniyle, abartarak da söylüyorum, Ertuğrul Sağlam, Abdullah Avcı gibi isimlerin alternatif olma ihtimali gözükmediğine göre Milli Takımın başına yabancı bir isim getirilmesi ihtimali yüksek. O zaman bu yabancı isim Türkiye'ye küllüm yabancı bir adam olacağına ülkeyi tanıyan, milli sporcuların önemli kısmıyla birlikte çalışmış, uluslararası tecrübesi çok fazla bir isim olsa hiç birimiz itiraz edebilir miyiz? Peki bu isim neden Rijkaard olmasın? Neeskens ile birlikte bu yükü taşıyamayacak bir adam mı Rijkaard? Hem Galatasaray'ı hem Milli Takımı çalıştırşa kimin itirazı olur, ya da şöyle sorayım, objektif bakan kim itiraz eder buna?

Rijkaard ülke topraklarına kazandırılmış çok önemli bir değer. Galatasaray'ın değil de Fener'in Beşiktaş'ın başında olması bir şeyi değiştirmezdi benim için. Geçmişi ve bugünü ile Türk Futbolu'na çok şey vaad eden bir futbol insanı Frank Rijkaard. Arkasında hiç bir skandalı ve utancı olmayan, futbolla yaşayan bir adam, üstelik Galatasay'ı uzun vadeli bir proje olarak gören, seneler sürecek bir çalışmanın temellerini atmış bir isim. Hazır bu kadar Türkiye'ye yerleşmiş ve buraları bu kadar benimsemişken ben onu Milli Takım'da fazlasıyla görmek isterim. Ne kaybederiz ki? 1 büyük turnuva görüp 2 tanesini kaçırır mıyız? Zaten öyle yapmıyor muyuz?

Bence risk almaya değer. 10 Kasım'da o ilk satırlarda bahsettiğim mucize gerçekleşmez, 15 Kasım'da Terim de yapması gerekeni yapar ve istifa ederse 15 Kasım'da Rijkaard'la anlaşırdım ben. Bu benim dünyam, acaba gerçek dünya bu kadar dürüst ve gerçekçi olabilecek mi merak ediyorum.

İntikam Soğuk Yenen Bir Yemektir: 5 - 1

Milli Takımın F Grubu ve Maç Programı

GROUP F
RankTeamPWLP forP agGoal avg.Points
1. Turkey2201711451,179 4
2. Slovenia2111641591,031 3
3. Serbia2111351370,985 3
4. Spain2111471500,980 3
5. Poland2111551620,957 3
6. Lithuania2021511700,888 2

12.09.2009
F/3Turkey
Spain
-- Lodz, POL 16:45
F/1Poland
Serbia
-- Lodz, POL 19:15
F/2Lithuania
Slovenia
-- Lodz, POL 22:00
14.09.2009
F/4Spain
Lithuania
-- Lodz, POL 16:45
F/5Slovenia
Poland
-- Lodz, POL 19:15
F/6Serbia
Turkey
-- Lodz, POL 22:00
16.09.2009
F/8Lithuania
Serbia
-- Lodz, POL 16:45
F/7Poland
Spain
-- Lodz, POL 19:15
F/9Turkey
Slovenia
-- Lodz, POL 22:00

Are You Referee!!!

Kezman'a "Are You Player!!!" diye avaz avaz bağıran efsane ağabeyimize selam olsun. Ben de Olegario BENQUERENCA denilen Portekizli hakeme soruyorum bağıra bağıra "Are You Referee!!!". Son yıllarda uluslarası maçlarda gördüğüm en eyyamcı hakemdi, bu tip adamlar nasıl barınabiliyor uluslararası camiada hayret ediyorum.

9 Eylül 2009 Çarşamba

Sabriyle mi Yattın Be Kardeşim!

Sabri ile aynı odada mı kalıyorsun, onun yediği tabaktan mı yiyorsun, devamlı sürtünüyor musun, napıyorsun Gökhan, sinirlerimiz koptu be kardeşim. Bırak, görüşme Sabriyle!

Boz Ayıların Sonuncusu

1 yıllığına Memphis Grizzlies ile anlaştı AI. "Tanrı kariyerime devam edeceğim yer olarak Memphis'i seçti" diyor Iverson. Kontratı 3.5 milyon değerinde ve 1 senelik. Amacı belli ki FA piyasası çılgınlığı yaşanacağı 2010 yazında vitrinde olabilmek. Boz Ayıların sonuncusu "Cevap" oldu, o formayı giyecek bu zamana kadar ki en büyük oyuncu Iverson ve gençlerle yakalayacağı ya da yakalayamayacağı uyum hem onun hem de o gençlerin kariyerine yön verecek. En azından onu 1 sezon daha izleyebileceğiz, o bir çok sorumuzun cevabı olacak.

'Lokum gibi'den kader maçına!

TURKIYE-ESTONYA MILLI MACI

Akşamki maç kader maçı diyorlar. Doğrudur. Ama kader maçı derken aslında normal bir maç olması gereken Bosna maçını bu hale getiren Fatih Terim'i eleştiren yok. Tek başlı yönetim sergilediğini söyleyerek bu tutumu eleştirenler şimdi 'O işini bilir' tadında başlıklar atılyor. Evet şu durumda bir adamı koltuğundan etmeye kadar varabilecek eleştirilerin yapılması Türk futbolunun gelişimine taş koymak olacaktır. Fakat birini 'yüceltirken' yaptığı hataları paspas altı etmek bu durumu kısır döngü haline getiriyor ve biz her dönem hep 'lokum gibi' kura çekip, grubun son karşılaşmalarında kader maçları oynuyoruz.

İntikam Alınmadı mı?

İntikamı, ingilterede kaybedilen maçı ingilterede kazanmak olarak niteliyorsak Cenky haklı.

İntikamı, şampiyonadan eden takımı şampiyonadan etmek olarak niteliyorsan onda da Cenky haklı.

Ama eklemek isterim ki asıl intikam geçen yıl alınmamış mıydı?

Hırvatistan'ı Hırvatistan'da 4-1 yenmek intikamların en güzeli olmuştur İngilizler için. Bu özgüvenle sahada olacak İngiltere rahat oynar ve kazanır bile. Ama Eduardo'dan, Niko'dan, Srna'dan korkarım. Beni heyecanlandıran karşılaşmadaki güzel futbolun potansiyeli.

Gceye ısınmak için Theo Walcott'un Hırvatistan'a karşı ilk maçtaki mükemmel hat trick'ini izleyelim... =)

sevgiler volkanbk3


İntikam Zamanı

21 Kasım 2007 İngilizlerin hatırlamaktan nefret ettiği bir tarih. 90 bine yakın taraftar önünde yenilmeseler gidebilecekleri Euro 2008 finallerine kendi sahalarında o gece Hırvatistan'a kaybettikleri için gidememişlerdi. Bilic'in öğrencileri Kranjcar ve Olic'le daha 15. dakikada 2-0 öne geçmişti. İngiltere can havliyle saldırmış ve Lampard'ın penaltısından sonra Crouch'la bulduğu golle skoru eşitlemiş kapıyı aralamıştı. Herkesin dağılmasını beklediği Hırvatlar inadına saldırmaya devam etmiş, Petric'in 25 metereden attığı şutla maçı 3-2 kazanıp Euro 2008'e yollanan ülke olmuştu.

O gecenin faturası bir çok isme kesildi. Richards, Campbell ve Scott Carson bir daha Milli forma yüzü göremediler. Hatta Campbell o derece gözden düştü ki şu anda İngiltere 4. Ligi'nde Notts County'de. Lescott yeni yeni takıma dönmeye çalışıyor. Bridge, Philips gibi isimler de Milli Forma devamlılıklarını kaybetmiş durumdalar. Teknik Direktör McLaren ise bu maç sonrası kovulduktan sonra şu anda Hollanda'da Twente'yi çalıştırıyor.

Bugün Avrupa Elemeleri 6. grupta İngiltere lider ve Hırvatistan'la bu gece kendi sahasında oynayacağı maçı kazanırsa Dünya Kupası biletini garantileyecek. Hırvatlar ise 9. maçlarına çıkıyorlar ve bir maçı eksik Ukrayna 3 puan gerilerinde. Kısacası Ukrayna Hırvatların mağlubiyet haberini bekliyor iştahla. İngilizlerin tek hedefi de 21.11.07'nin intikamını almak. Bu gece feci bir maç olacak. 22'de başlayacak maçı NTVSpor naklen verecek. Tarihin tekerrürden ibaret olup olmadığını merak edenlerle aynı anda ekran karşısında olacağız. Transfer tekliflerinden, paradan, endüstriyelleşmeden arınmış bir 90 dakika bekliyor olacak bizi. Eski hesaplar, yeni hesaplara karışacak, bizler çok mutlu olacağız.

8 Eylül 2009 Salı

Dün Geceye Dair - Kendime Cevap

1- Bogdan Tanjevic
1. çeyreğin sonu ve 2. çeyrekteki oyuncu tercihleri oldukça başarısızdı ancak Litvanya koçu da aynı hataya düşüp, Litvanya düşük yüzdeyle atınca handikapımız ortadan kalktı. Baskı kurabilecek nitelikte kısa bir beşle başlaması da Litvanya'nın oyun kurmasını zorlaştırdı.
2- Ribauntlardaki muhtemel Litvanya üstünlüğü
Beklenmedik şekilde maça konsantre olamamış Javtokas faul problemine de girince iş Petravicius'a kaldı ancak ne kadar skorer olsa da Litvanya karakterinde bir uzun değil bu oyuncu. Kısalar ribaunta yardıma gitmeyince haliyle bir anda ribauntlarda öne çıktık.
3- Sarunas Jasikevicius'un olmaması
Tek adamlı sistemlere karşı daha başarılı olduğumuzu gördük hep bugüne kadar. O tek adama yardım getirecekleri kilitlediğimiz zaman yorulan yıldız takımı alıp götüremiyordu. Jasikevicius ve o yokken Maciujkas'ın da olmamasının Litvanya'da rolleri eşit paylaştıracağını düşünmüştüm. Üzerine son İspanya galibiyetinin görüntülerinde izlediğimiz paylaşımcı oyun kurucuları ve setleri koyunca bir adım öndeydi Litvanya. Ama kısaya baskılı savunma sonuç verdi.
4- Aşırı üçlük denememiz
Sanırım Ömer Onan'ın olmayışı bir etken oldu bunda. Kutluay sonrası en iyi üçlükçümüz olmayınca uzak mesafe yerine perde üzerinden katlar, tepe ikili oyunları ve orta mesafe şutlarıyla yüklendik hep. Litvanya'nın 25'te 9 soktuğu bir gecede sadece 13 üçlük deneyip 7'sini sokmak mental bir başarıdır.
5- İkili oyunlara çare bulamayışımız
Bulamadık. Türk basketbolunun sanırım en büyük eksiği bu. İkili oyunları bir türlü durduramıyoruz. Bunu bildikleri ve ikili oyunları en iyi okuyan adam da Hidayet olduğu çin, onun adamını köşeye çekip yaptılar hep bu oyunları. Durduramadık defalarca kez, o pas hep geçti uzuna. Çok şükür ki oyun kurucuların pasları ya çok kötüydü ya da uzunlar olması gerektiği gibi kontrol sağlayamadılar. Ancak bize karşı o pasları düzgün atan-tutan bir takım ikili oyundan hem çok ekmek yer hem de bizi yer.
6- Aşırı rotasyon
İlk yarı çok sinirlendim. Bir ara sahada Sinan-Ender-Semih-Bekir-Oğuz beşi vardı. O dönem çok az sayı üretebildik. Hep zorlama atışlara kaldık. Bu milli takımda pas ve oyun organizasyonunu sağlayabilmek istiyorsak Hidayet ve Kerem'den biri mutlaka sahada olmalı. İlk 5'in bütün adamları kenarda oturuyor, daha maçın 10-11. dakikasında tüm yedekler sahada ve organizasyon ziyadesiyle bozuk. Sadece enerjiyle basketbol oynanmaz. 2. yarı bu işten vazgeçildi ki tahminim bu sene Orhun Ene'nin Tanjevic üzerinde fazlaca etkili olduğu yönünde.
7- Hidayet'i olması gerektiği kullanamayacak olmamız
Kullanamadık. Hücumda 2. topu onun eline veremedik. Ne zaman ki ribauntunu çekti, topunu kaptı rakibin o zaman Hidayet'in organizesinde çok güzel hücumlar izledik. Çok iyi tepe ikili oyunu oynayan adama bu işi yaptırmadık maç boyu. Hep kendi şutunu yaratmak zorunda kaldı. Oyuncularda bir de otomatikman top Hidayet'e gelince durup izleme refleksi gelişmiş. O nedenle hücum hareket etmeyince onun işi de zorlaştı. Top Hidayet'te iken mutlaka dolaşan adamlara ihtiyaç var. Sen pozisyon alacaksın ki topu sana indirebilsin. Bu iş üzerine çok çalışmak gerek.
8- Oyuna en çok müdahale etmesi gerektiği anlarda yapacağı hatalarla yine Bogdan Tanyevic
4. çeyrekte oyuna hiç müdahale etmemesini hayretle izledim. En müspet müdahalesi de buydu zaten oyuna. Suskun e daha az bağırıp çağıran bir Tanjevic beni şaşırttı. Yukarıda dediğim gibi kenar yönetim bu turnuvaya Ruanda ve Efes faciaları sonrası mental olarak sağlam gelmiş. Usta bir pg sakinliğinde idi kenardakiler. Burada Orhun Ene'nin ciddi bir etkisi olduğu kanaatindeyim dediğim gibi. Tanjevic sonrası için sanki o hazırlanıyor, çok da iyi oluyor. Tanjevic'in rotasyon çılgınlığını dizginleyebildikçe ileri gideriz.

Bir de ilave bu kadar iyi faul atabileceğimizi maçtan önce söyleseler inanmazdım. Seneler sonra rakipten fazla gidip çok daha isabetli faul attık ve rakip Litvanya idi. İspanya galibiyetinin gözümüzü fazlasıyla boyadığını zaten Sırbistan'ın İspanya'yı perişan etmesiyle de görmüş olduk. Akılcı ve sakin oynayarak neler yapacağımızı da gördük. Bugün eksiklere yoğunlaşıyordur umarım Tanjevic, o görmediyse de Orhun görmüştür.

2012 - Hala Beklemedeyiz





Büyük bütçeli felaket filmlerinin değişmez yönetmeni Roland Emmerich yine benzer bir yapımla karşımızda. Bazı teorisyenlere göre 21 Aralık 2012 tarihinde dünyanın sonunun geleceğini öngören Maya medeniyetinin bu öngörüsünün doğru çıktığı bir geleceğin anlatıldığı 2012 adlı filmde insanların hayatta kalma mücadelelerine tanık oluyoruz. Filmin kadrosu oldukça sağlam: John Cusack , Thandie Newton , Woody Harrelson , Amanda Peet , Danny Glover , Oliver Platt ve Chiwetel Ejiofor ilk göze çarpan isimler. (Kaynak: Sinemalar.com)

Mutluluğun Tarifi Yok!

2 aşağıdaki postun çıktısını aldım yiyorum şu anda. O kadar mutluyum ki! Sanırım biri Tanjevic'e büyü, muska falan yapmış! Orhun Ene'nin işi bu, evet evet onun işi.

7 Eylül 2009 Pazartesi

O olmasa...


ardaturan-yazılı

Litvanya'ya Kaybedecek Olmamızın 8 Nedeni

1- Bogdan Tanjevic
2- Ribauntlardaki muhtemel Litvanya üstünlüğü
3- Sarunas Jasikevicius'un olmaması (edit: Herkes kadroda yok diye uyarıda bulunmuş da ben de adam yok diye yazdım zaten, olmaması diye ekledim)
4- Aşırı üçlük denememiz
5- İkili oyunlara çare bulamayışımız
6- Aşırı rotasyon
7- Hidayet'i olması gerektiği kullanamayacak olmamız
8- Oyuna en çok müdahale etmesi gerektiği anlarda yapacağı hatalarla yine Bogdan Tanyevic

Dayan Be İlker Ağabey!

İlker Ateş beyin kanaması geçirmişti geçtiğimiz aylarda, uzun süren bir tedaviden sonra sağlığına kavuşup dönmüştü. Radyospor'da programına tekrar başlamıştı ve 3000. program için kutlama hazırlağındaydı. Futbol gündeminin çok yoğun olmadığı bir gün bekliyorum demişti kutlama için. Dün yine fenalaşmış ve hastaneye kaldırılmış, yoğun bakımdaymış. Dürüst, düzgün ve eğlenceli bir adam İlker Ateş, umarım en kısa zamanda iyileşip geri döner evine, radyosuna, kutlamasını da yapar sağlıkla. Haydi dayan be İlker Ağabey!

6 Eylül 2009 Pazar

Bakış Açısı

Hediye

Bursa'nın Türk futboluna yeni hediyesi. Şu duruşu boynuzu geçiren boğa edasında. O zaman onun adı da Bursa'nın Boğası olsun!

Foto: Emre Oktay

Vefakar Kakha

Kaladze senelerdir ekmeğini yediği İtalyanlar'a bu gece çok önemli bir vefa gösterinde bulundu. İtalya adına 2 gol attı Kakha Kaladze bu gece kendi ağlarına. Biz geçen sezon Emre Toraman'ı bitirmiştik benzer bir performansı sonrası, bakalım Gürcistan da Kaladze'yi bitirecek mi?

Hürriyet Video'larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!

5 Eylül 2009 Cumartesi

Hangisi En ‘İyi’ Transfer?

anket

Şöyle bir Fifa'nın sitesine bakayım dedim, dünya futbolunda gündemde neler var diye. Küçük küçük anketler olur hep burada. En son 'Dünya Kupası oynayamayan en iyi futbolcu sizce hangisi?' anketine oy vermiştim. Oyun Ryan Giggs'eydi. Bu seferki anket de 'Sizce en iyi transfer hangisi çıkacak?'

Efsane Vuruş ve Ballack

Real Madrid Bayer Leverkusen'le finalde karşılaşıyor 2002'de. Roberto Carlos'un ortasında Zidane yerini ve pozisyonu almış kalçadan muazzam bir vole çıkarıyor. Arka planda Zizou'yu kaçırmış olan Ballack "yok daha neler" dercesine bakıyor. Pozisyonun sonucunu hepimiz biliyoruz. Ballack maç sonu muhtemelen "Nasıl vurdun o topa?" diye soruyor Zidane'a, Zizou her zamanki mütevaziliğinde. Sonra sıkılıyor hep finalde kaybetmekten Leverkusen'i bırakıp Bayern'e geçiyor. Ama bugün bile hala Zidane'a o voleyi vurduran adam olarak hatırlıyoruz onu. Adamını kaçırdığın için teşekkürler Ballack.

İlk fotoğraf Gerry Penny/EPA ikincisini bilmiyorum.

4 Eylül 2009 Cuma

Güle Güle Yaşlı Kurt

NBA'e draft edilmedi Bowen, yeterli görülmedi, hiç bir takım denemeye bile çağırmadı onu. Bir çok NCAA oyuncusu gibi o da çıkışı Avrupa'da buldu. Toplamda 3 sene Fransa'da 1 sene CBA'de oynadıktan sonra Heat onda bir ışık görüp takıma aldı ancak 10 günlük kontrat bittiğinde istediklerini alamamışlardı Bowen'dan. Bowen NBA için çalıştı, çalıştı, çalıştı. Ondaki değişimin farkına ilk varan Celtics oldu. İlk senesinde umut verdi, zaman zaman ilk 5 bile çıktı ama ertesi sene tam bir kabustu onun için. Bütün sezon yalnızca 30 maçta parkeye basabildi o da genelde maçlar bittikten sonra, fark açıldığında. Sezon sonunda Celtics ona yeni kontrat vermeyince Philadelphia yolunu tuttu ki bu zamanlar onun asla skorer bir yıldız olamayacağını tam anlamıyla idrak ettiği zamanlardır. Bulduğu kısa sürelerde iyi savunma yapmaya çalışması onun için bir referans olmaya başladı. Beklemediği Bulls takası ve sonrasındaki salıverilme onun NBA'e adını öğretmesi için bir fırsat oldu. O sezonu Miami'de tamamlarken Boston'daki ilk sezonu kadar süre almış ve savunmasıyla ön plana çıkmaya başlamıştı bile. Ertesi sezon takımdaki yeri ve rolü sağlamlaştı. 82 maçın tamamında oynarken 72 maça ilk 5 başlıyordu. Bir anda Miami çok önemli bir savunmacı kazanmıştı, hiçten gelen adam Miami'ye maç kazandırıyordu savunmasıyla. O sezon ilk kez NBA 2. Savunma takımına seçildi ve namı yürümeye başladı. Kimileri susturucu dedi ona kimileri durdurucu. Ama bir gerçek vardı ki rakip akım skorerlerinin karşılarında görmek istemediği 3-4 savunmacıdan biri haline gelmişti.

Sezon sonunda kontratı bittiğinde Popovich ve Spurs onu almak için harekete geçti. Heat'in onu takımda tutmak istediği ama Amiral Robinson'ın kişisel isteği ve ilgisi sonrası Bowen'ın Spurs'le imzaladığı söylenir. Sakatlık ve ceza dışında parkeye ayak basabildiği tüm maçlara ilk 5 çıkar Bowen. Szczerbiak'a attığı okkalı tekme hala youtube'da en çok izlenen videolardandır. Yine NBA 2. Savunma takımına seçilir, artık tescilli bir sert savunmacı, kaya hatta kimilerine göre pisliğin tekidir.
Sonraki 6 sezon sadece 6. sezonunda tek maç kaçırarak tüm maçlarda oynar ve ilk 5 çıkar. Bir kez daha NBA 2. Savunma takımına seçildikten sonra beş sezon aralıksız NBA'in En İyi Savunma takımına seçilir. Bu 5 sezonun ikisinde NBA'in en iyi 2. savunmacısı olur. Spurs'le 3 şampiyonluk yaşar. Bowen'la eşleşmek rakip skorerler için tam bir kabustur bu dönemde. Korkusuzdur, gözüpektir, saldırgandır.

Ancak her güzel şeyin olduğu gibi bu hikayenin de bir sonu var. Bowen özellikle 2007-2008 sezonu sonunda çeşitli sakatlıklar yaşamaya başlayıp ayaklarındaki hızı kaybedince senelerdir çok da alışık olmadığı yedek sırası günleri başlar onun için. Artık 38 yaşında olan Bowen fazla süre bulup oynamadıkça, hızı iyice azalır, reaksiyon zamanı düşer ve zaten çok az kullandığını şutları sokamamaya başlar. Takımdaki önemli oyuncuların sakatlıklar nedeniyle uzak kalışı ve Spurs'ün de bir türlü tam kadro sahaya çıkamaması, tamamlayıcı Bowen'ı tamamlayacak parça bulamaz halde bırakır. Artık bir anda yavaş, yaşlı ve yetersiz bir adamdır Bowen. 81 maçta parkeye inse de süresi yarı yarıya azalmıştır. Sadece 10 maça ilk 5 çıkar ve sezon sonunda Richard Jefferson karşılığında Bucks'a takas edilir. Bowen olduğu, efsane olduğu takımdan kopar. Bucks da kucak açmaz ona ve kontratını satın alıp serbest bırakır onu. Bu sezon için kazanacağı parayı da cebine koymuş olan Bowen, geçen sezon yedek sırasında otururken çokça düşündüğünü yapar ve basketbolu bırakır. Bırakırken söylediği söz ise şudur Bowen'ın:

"Nasıl başladığınız değil nasıl bitirdiğiniz önemlidir. Umarım benim yaşadıklarım geldiği yerden bir türlü memnun olmayan oyunculara örnek olur."

Son sözleri iyice düşmeden zamanında bırakmayı ve çalışmayı öğütler hala. Bowen önemli bir örnektir sadece sayı atarak basketbolcu olunmayacağı noktasında.

Güle güle Yaşlı Kurt...

Tuncay Vennegoor of Hesselink

Tuncay ne yaptı? Stoke City kulubüne transfer oldu. Stoke City 1863 yıllık tarihinde en büyük başarıyı EPL'de 2 kez 4. olarak yaşamış ve geçen sezonu 12. olarak bitirmiş. Tuncay kim? Türk Milli takımı oyuncusu, Fenerbahçe'nin eski yıldızı, 3 maçta 1 gol ortalama ile oynayan orta saha forvet kırması önemli bir oyuncu, 28 yaşında.

Peki Hull City'e bakalım bir de. 1904 yılında kurulan kulüp ilk kez geçen sezon EPL'ye yükselmiş tarihinde ve 17. olarak son haftada ligde kalmayı başarmış ki bu aynı zamanda tarihlerinin en büyük başarısı olarak da kayıtlara geçmiş. Bu başarı 1930'daki FA Cup yarı finalinden sonra tam 79 yıl sonra gelen bir başarı. Jan Vennegoor of Hesselink kim? Hollanda Milli takımı oyuncusu, PSV ve Celtic'in eski yıldızı, yaklaşık 2 maçta 1 gol ortalama ile oynayan bir forvet oyuncusu, 31 yaşında.

Tuncay'a söylenmedik laf bırakılmadı, maçı TV'den yayınlansa bile seyretmem artık diyenler oldu, bazıları kendini bitirdi dedi. Jan Vennegoor of Hesselink ise imza attıktan sonra şöyle konuşuyordu "Bana ihtiyaç duyan bir takıma imza attım, Premier League'de önemli takım ve futbolculara karşı oynayacak olmam çok önemli. Tekrar Milli takıma yükselebilirim."

Şimdi çıkıp mesela Cruyff "Jan yanlış yaptı, attan inip eşeğe bindi, Hull City maçı çıksın TV'yi kapatarım" mı diyecek. Bert Van Marwijk Hesselink Hull City'e imza attı diye onu defterden mi silecek yoksa EPL'de direk oynayan, muhtemelen sezon boyu golü koklayacak bir forveti olduğu için sevinecek mi.

O zaman Tuncay Vennegoor of Hesselink mi?

Gael Kakuta

Herkes Chelsea'nin aldığı 1,5 sezonluk transfer yasağından bahsediyor ama Kakuta'nın başına gelenleri anlatan yok. Kakuta 4 ay futboldan men ve 780.000 Euro para cezası aldı. Acaba bu kadar para kazanmış mıdır 2 sezonda Chelsea altyapısında Kakuta? Chelsea bu işin altından kalkar da Kakuta'nın cezasını da öder mi ki? Ah be Kakuta...

3 Eylül 2009 Perşembe

Popescu41'den Galatasaray Değerlendirmesi

Popescu41 bizim blogun en eski müdavimlerinden. Bir çok yorumunu zevkle okuduk bugüne kadar. Ancak bugün yaptığı bir yorum var ki 3 aşağıdaki gönderimize gerek bakış açısı gerek düşünce tarzı bakımından bizim söylemediğimiz, eksik kalan yerleri tıkar vaziyette. Gerçi yazının sonunda ufak bir gönderme de yapmış ama o kadar da olacak. Teşekkürler Popescu41, yorumunu aynen koyuyorum. Ya bir de Tolgamız vardı bizim o nerelerdeki?

Çok güzel bir yazı olmuş. Galatasaray'daki değişimi anlamıyorlar, bizim gecen yılki sorunumuz defansımızdı sanıyorlar, oysa gol/hücum sorunumuz vardı geçen yıl. Geçen sezonki bazı puan kayıplarını inceledim:

Fenerbahçe 0-0
Kayserispor 0-0

Ankaraspor 0-0
Antalyaspor 1-0
Eskişehirspor 1-0
Sivasspor 2-0

Yani 34 maçın 6 tanesini gol atmadan bitirmişiz. 7 maçta da 1 gol atmışız. Yani gecen sene toplamda 34 maçın 13 tanesinde 1 ya da daha az gol atmışız.

Bu sezon Galatasaray gol atmaya başladı. Rakipler kolaydı deniyor, iyi de gecen sene Ankaraspor ve Kayserispor'a 4 maçta 2 gol atmışız. Toplam 2. Bu sene 2 maçta 5 attık aynı takımlara.

Defans sorunları ile gecen sene maç kaybetmedik mi? Elbette kaybettik. Ancak dikkat ederseniz, kaybettiğimiz çoğu maçı 2 farklı veya fazla kaybettik (Fb, Hacettepe, Sivas, Eskişehir) . Bu da gösteriyor ki sorun yine hücumda. Yediğimiz golü telafi için organize olmadan, sistemsiz hücumlarla kaybettiğimiz toplar yüzünden yedik golleri.

Bu sezon da defansımız muhteşem değil, ancak hücum derli toplu, kondisyon yüksek. Bu sayede gecen seneki gibi sürpriz golleri az görüyoruz kalemizde. Ha bahsi gecen yazar "15 dakika yenik oynayınca görürüz gerçek gücünü" demiş. Mümkündür, Galatasaray 15 dakika yenik oynar Beşiktaş karşısında, panikle atağa kalkar gecen seneki gibi, Beşiktaş da tutar 3 tane daha atar. Ancak bu Galatasaray'daki doğru değişimi gölgelemez ki. Maç sonu Rijkaard alır oyuncuları karşısına, panik içinde hücumun hiç bir halta yaramadığını kafalarına sokar. Kulağımıza küpe olur, bir daha yenik duruma da düşsek kahramanlığa gerek duymadan kontrollü sistemli hücum ederiz.

Elbette yaşanacak bunlar, ağır mağlubiyetler, puan kayıpları. Geçiş dönemindeyiz çünkü. Ancak bu geçiş surecindeki başarılarımızı "Galatasaray ciddi rakiple oynamadı" diye küçümsemek, ilk mağlubiyette "ben demiştim, zor maçlarda çok mağlubiyet alır bunlar" demek çok basit yorumlardır.

Takıma bir sistem, bir standart getirmek için geldi Rijkaard. Yoksa günü kurtarmak için hoca arasaydık eminim daha ucuzunu bulurduk.

Kısacası Rijkaard Atatürk rozeti takip Türkiye tshirt'ü giymese de "Avrupa’yı zorlamam, yorulup ligden kopmayalım. Lig için de iyi kötü bu seneyi şampiyon bitirecek bir 11 kurarım, gerek olmadıkça 70den önce oyuncu değişmem, takıma bir şey katmasam da şampiyon oluruz o bana yeter" diye düşünmek yerine "Galatasaray'a geldiysem, bu kulübe bir şeyler katmam gerekir. Futbolculara öğrettiklerim benden sonra da futbolcuların isine yaramalı" diye düşünecek kadar Türk dostu (!) olduğuna inanıyorum.

NOT: Bu yazıyı okuyan kişilerden özür dilerim çok uzun oldu:)


2 Eylül 2009 Çarşamba

Flash Forward - Yeni Hastalık Adayı

Bu Flash Forward denilen dizi sanırım Prison Break'in yerini doldurup Lost sonrası için de tutunacak dallarımızdan biri olacak. Robert J. Sawyer'ın romanından televizyona uyarlanan bir dizi. Lost'tan Penelope ve 2. bölümde misafir sanatçı olarak Charlie (Dominic Monaghan) olacak dizide. Pek yabancılık çekmeyeceğimiz kesin. Kadroda Joseph Fiennes da var ki kendisini pek severim. Aşağıdaki bilgiler dizidizi.net'ten, en altta da tanıtım videosu mevcut. Yine sardık bakalım o kadar iş güç nasıl bitecek bunların peşinde :D

"ABC’nin 2009 - 2010 sezonunda yayınlanacağı “Flash Forward“, hem “LOST“a benzer konusu hem de “LOST“‘ta Penelope karakterini canlandıran Sonya Walger’la bir hayli ilgi çekici hale geliyor. Robert J. Sawyer romanı “Flash”tan bir uyarlama olan “Flash Forward“un konusu şöyle; 2009 yılında CERN’de Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, Higgis bozonu araştırmaları için çalıştırılmasından sonra insanoğlu bilinçlerini 2 dakika 17 saniyeliğine kaybederek bayılırlar ve bu süre içinde bütün herkesin gelecekteki hayatları bir çırpıda gözlerinin önünden akıp geçecektir.

“Flash Forward” yapıcımcıları, “24“ün de yazarı olan Brannon Braga ve “Blade the Series“in yazarı ve de aynı zamanda yapımcısı olan David Goyer. Dizinin oyuncuları ise; Sonya Walger, Joseph Fiennes, Courtney B. Vance ve John Cho‘dan oluşuyor. Flash Forward” 24 Eylül'de başlıyor."


Bir tür Ziya Doğan

Niko_Kranjcar_

Transferin son günü olması sebebiyle takımlar iyice değişti. Kafalar iyice karıştı. Mesela haftaya Ankaragücü'nde Mehmet Çakır'ı, Hürriyet'i, Muhammet Hanifi'yi; Antalyaspor'da Necati'yi, Manisa'da Mehmet Güven'i, Kayseri'de Alpaslan'ı (edit:son anda kiralığa döndü bu transfer, Rijkaard bonservisiyle gitmesine onay vermedi) izleyeceğiz... Yani pazartesi Galatasaray'a gol atamayan Mehmet Çakır, bir kaç hafta sonra Galatasaray'a gol atma şansını tekrar yakalayabilecek.

Son dakika transferleri sadece bizde olmadı. Ca'ğ'nım Tottenham'ım da boş durmadı. Saçtı paraları yine! -bence- Süper Lig transfer sezonunda ne oluyor ne bitiyor derken Premier Lig'den uzak kaldık biraz. Gerçi iki gündür friendfeed eklentim masaüstüne pıt pıt kafasını uzatarak Tottenham'dan haberleri alıyordum. Yeni bir transfer dedikodusundan haberim vardı ama ihtimal vermedim. Çünkü ben sakatlanan Modric'in yerine Giovani Dos Santos'a ya da David Bentley'ye şans verilebileceğini düşünüyordum. Ama akşam sakinliğinde bir de baktım ki iki gündür ismi geçen Hırvat 10 numara Portsmouth'tan Tottenham'a transfer olmuş. Spurs'ün teknik direktörü Harry Redknapp bir diğer -diğerlerine de değineceğim ayrı bir postta- eski öğrencisi Niko Krancjar'ı kadrosuna katmış. Bir tür Ziya Doğan yani. Nereye gitse yanına Ayman'ı götürür ya Ziya, Harry de öyle işte... Başı sıkıştı mı telefon defterinden en yakın oyuncuyu arayıp 'hadi hazırlan' diyor... (İşte bu gelecek yazımın konusu =))

Niko takımdaki 3. Hırvat futbolcu oldu. İyi güzel de 2 ay sonra Modric döndüğünde ne olacak Niko'nun hali? Ya da takımın genel hali. Gio ve Bentley kazan kaldırmaz mı? Jenas unuttun beni zalim demez mi? Harry -Ziya gibi- bilir işini diyip şimdilik bekleyelim...