Sayfalar

4 Haziran 2011 Cumartesi

Vaadini Unuttuk Sanma Ünal Başkan!!!(GS Tv)

Galatasaraylıyım, ama GS Tv'yi para vererek izlemek istemiyorum. Neydi vaadin: "Başkan olduğum zaman ivedilikle GS Tv'yi şifreli durumdan kurtaracağız ve tüm Galatasaray taraftarına ulaştıracağız." Transfer sezonu diye arka planda kalacak sanma sakın vaadin. İnadına şifreli bir GS Tv'ye para ödemeyeceğim. Oraya para vereceğime giderim GS Store'a alırım bir forma br eşofman vs. en azından verdiğim paradan dolayı içim yanmaz. Öğrendiğim kadarıyla 500-600 bin Dolar yıllık geliri. Galatasaray'ın bu kadar paraya bile ihtiyacı varsa zaten hiç başkan olmasaydın.

Sözün özü, en kısa zamanda gerekli görüşmelerin yapılıp GS Tv'nin şifresiz olarak tüm Galatasaray taraftarı ile buluşturmak Ünal Aysal'ın öncelikli görevlerinden biri; GSTv'yi izleyebilmek sadece parasını veren değil tüm Galatasaraylıların hakkı olmalıdır. Unutmuyoruz, Galatasaray ile ilgili en doğru bilgileri şifresiz olarak izleyebileceğimiz günleri bekliyoruz.

3 Haziran 2011 Cuma

Guillerme Del Toro - Don't Be Afraid of the Dark



Demesi kolay tabii...

Del Toro işin içindeyse o film izlenir.

Böööööööööö!!!!!!



Bu da 3.6 sn kala gelen Mavs basketi.

Ntvspor'un Araştırmacılığı!!!

Türkiye Futbol Federasyonu'nun resmi internet sitesindeki bilgi bankasında bilgilerin ne kadar geç güncellendiği ya da yanlış bilgiler verilebildiği konusunda bu siteyi kullananlar (özellikle gazeteciler, bloggerlar) iyi bilirken ya da bilgisi varken araştırmacılığıyla ünlü Ntvspor kanalının Baros'un sözleşmesinin feshedildiğine dair bilgiyi görünce kulüpten teyit etmeden zank diye son dakika haberi olarak koyması ne kadar manidar diyemeyeceğim doğrudan bir önceki yazıda yazdıklarımızı (Ntvspor vs. Kanalturk) destekler nitelikte.
İşin ilginç tarafı aynı sitede Galatasaray sayfasındaki bilgiler dizininde kulübün başkanı halen Adnan Polat olarak görünüyor. Acaba Ntvspor bu sitenin bilgilerinden bu kadar eminse neden Adnan Polat gitmemiş hala daha başkan diye bir son dakika haberi daha girmedi? İlginç bir husus bu.
Taa Şubat 2010'unda TFF'nin resmi internet sayfasında bilgi bankasındaki yanlışlıklardan birini biz de yazmışız ve bilgilerin kontrolünün yeterince olmadığını ve doğrulukları hakkında kuşkulu olunması gerektiğini söylemişken hatta biraz da kendi çapımızda koskoca federasyonun sitesinin bu durumu ile kafa bulmuşken Ntvspor'u bu eşsiz Baros haberinden dolayı kutlamayı kendime bir borç biliyorum. Ve bunca yıldır oluşturmaya çalıştıkları saygınlıklarını her geçen gün biraz daha kaybettikleri için üzülüyorum.

1 Haziran 2011 Çarşamba

JJ Abrams'ın Yeni Bombası - Alcatraz



Bu adam muhteşem, bu adam ne yapsa gidiyor. En kötü işi bile milyonlarca hayran ediniyor. Alcatraz ise yeni projesi, üstelik yine bir ada odaklı!. Lost'un gizemi, Fringe'in paranormal hali, Alias'ın ajan işleri ve her birinin birbiri içine girmiş acayip hikayeleri Alcatraz'da tekrar şekillenecek gibi. Gelecek sezonun ortasında yayın hayatına başlaması bekleniyor dizinin. Başrollerde efsane Sam Neill, başka bir efsane Jorge Garcia ve Sons of Anarchy'den tanıdığımız Sarah Jones var. Şimdiden heyecanlandım sanki...

Ntvspor vs. Kanalturk

Aslında Kanalturk değil de olaya Serhat Ulueren olarak bakmak daha fikir verici olabilir. Galatasaray taraftarının hemen hemen hepsinin geçen sezon lanet ettiği bir numaralı program her zaman için Serhat Ulueren ve ekibinin yaptığı yayınlar oldu ki gerçekten de hem takım hem de yönetim ile ilgili acımasızlık sınırlarının son safhalarına ulaşmışlardı. Aslında geçen sezondan önceki dönemlerde eleştirilerin olduğu ama bu kadar bel altı denebilecek yorumlara girişilmediği aşikardı. Hatta hatırlanırsa zaman zaman yönetimin yaptığı yanlışlıkları beklenmedik derecede yumuşak karşıladıkları ve yapıcı oldukları durumları da gördük. Ama ne oldu ne bittiyse geçen sezonun başından itibaren topla tüfekle özellikle yönetimi bitirmek için hareket ettikleri belli oldu. Zaten Adnan Polat'ın o dönemlerde yaptığı açıklamalarda işaret ettiği program hep Serhat Ulueren'in programı oldu. Peki ne oldu da böyle oldu? Polat yönetimi ile Ulueren ve ekibinin arasındaki gerginliğin, Ulueren'in Adnan Polat'ı bitirmek için yaptığı aşırı yayınların tek nedeni olabilir: Nedir, Ulueren'in düşünceler bazında Polat ve yönetiminden aradığı desteği bulamaması. Gerek maç yayınlarını alamamaları, gerek Galatasaray ile ilgili rahatça bilgi almalarının zorlaşması ya da zorlaştırılması vs. sonucunda zıt kutuplara çekildiler. Şimdi şu düşünülebilir: Yahu bir tane spor programı Polat yönetimini götürmüşse vay Galatasaray'ın haline. İşte olayda burada başlıyor. Sadece bir program değildi Polat'ı yıkan. Zaten kongre üyelerinin çoğunluğu Polat'ın bırakmasını istiyorlardı.
Ancak sorun şu ki daha zamanı vardı yönetimin ve süreci hızlandıracak ve yönetimi taraftarı önünde hem sportif açıdan hem de diğer yönlerden yıkacak kamuoyunun kolayca ulaşabileceği bir şeye ihtiyaç vardı ve burada da Galatasaray'ın ağır topları! Serhat Ulueren'i seçtiler. Başka hangi program olabilirdi ki zaten. Televizyonlarda kaos ile beslenen başka hangi program var ki? Tabi bu arada futbolcuların her yönüyle uğraşılarak sportif başarı olmasına da çomak sokmak işin en kolay kısmıydı. Neyse, sonucunda Polat hiç de istenmeyen bir şekilde görevini bıraktı ve de yerine o ağır topların! istediği Aysal geldi ki işin garip tarafına bakın ki yeni başkan ilk olarak hangi programa çıktı: Serhat Ulueren ile Kaos Vakti. Ama değişen bir yan var ki, Serhat hiç olmadığı kadar anlayışlıydı, soruları da gayet Aysal'a pas atar şekilde oldu. Bu arada Aysal, Serhat Ulueren'e "Kardeş, hep sen sordun, bir de ben sorayım. Bizim taraftar sizin takımımız hakkında bel altı çalıştığınıza inanıyor. Bu böyle mi yoksa ya da bana de ki ben böyle birşey yapmadım." O an itibari ile Aysal taraftar gözünde ilk golünü attı. İşin rengi böyle değil kanımca. Bu diyalog sadece taraftar gözünde hem Aysal'ı yüceltmek, hem de taraftarın gazını alma olayıydı. Bakın Selçuk transferi ile ilgili konuşmalar da bu dediğimi destekliyor. Bu 18-20 milyon Euro'ya maloldu haberlerinden sonra bu programın sanki Galatasaray yönetimiymiş gibi hayır o kadar değil ne kadar saçma haber demeleri de iki taraf arasındaki kutsal ittifakın göstergesi ve ilk belgesi oldu benim gözümde. Üstüne her ne kadar Galatasaraylı olsam da Emre'yi sevmesem de her ikisi ile de alakalı olmayan bir konuda inatla şampiyonluğu şaibeli hale getirilme çabası ve bu çabanın 4 saat sürüp sonunda ben Emre'nin de başının yanacağını düşünüyorum sonucunyla tamamlanması da double'ı oldu işin. İddia ediyorum bu menfaat kardeşliği bu ittifak iki taraftan biri sözleşmesini yırtmadıktan sonra devam edecek ve Galatasaray'da ne olursa olsun Aysal yönetimi bu programda Polat yönetiminin yarısının çeyreği kadar sorgulanmayacaktır.
Gelelim olayın diğer Ntvspor tarafına. Açıkçası Ntvspor'un bu şekilde bir olaya girişeceği aklımın ucundan geçmezdi ama maalesef o da Kanaltürk'ün karşısına bu bakımdan gerek haberleriyle gerekse katılımcılarının yorumlarıyla geçmiş görünüyor. Emenike transfer miktarını fazla önemsemeyip Selçuk İnan transferinin maddi kısmını uzun süre konuşmaları ile ilk uyarıyı yapmışlard zaten. Aslında bu işin başı Ünal Aysal'ın Kanaltürk'e çıkıp konuşması ile başladı ve benim gibi Aziz Yıldırım da Kanaltürk ve Telegol'ün Gs safına geçtiğini görünce mantıklı olarak kendisine destekçi olarak Ntvspor'u gördü. Orada da karşılıklı menfaatler konuşuldu anlaşıldı ve el sıkışıldı. Dediğim gibi ilk meyvesi de Selçuk İnan transferi oldu. Daha da arkası gelecek. Fenerbahçe'nin ya da yönetiminin en küçük başarısında ortalığı ayağa kaldıracaklar, rakiplerin transferlere sallayacaklar, karşı yönetimlerin ya da futbolcuların en küçük bir yanlışlarında tepelerine bineceklerdir.

Sözün özü, bu başkanların yaptığı her hareket her açıklama her olayda muhakkak birşey vardır. Ünal Aysal'ı ya da Aziz Yıldırım'ı muhakkak diğer kanallardan da çağırmışlardır. Niye ilk olarak yayıncı kuruluş ya da bir başkası değil de bu programlar. Ya da iki tarafın müstakbel birlikteliklerinden sonra gelişen olaylar haberler vs. hiçbiri tesadüf olamaz. Değil de zaten. Marca-Real Madrid ilişkisi artık bu iki kulüp be programları arasında da olacaktır. İleri ki günlerde iki takımın yapacağı transferleri de ilk olarak bu kanallarda öğreneceğimiz gerçeğini de es geçmek istemiyorum. Bu arada Beşiktaş vardı ama onların başkanlarının artık gazetesi ve televizyonu var; Allah daha ne versin!!!

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Final'den Aklıma Kazınanlar

Herkes gibi beni de fazlasıyla duygulandıran sahne kupayı Abidal'in kaldırmasıydı. Söylenecek söz yok Barcelonalı futbolcu ve teknik ekibe.

Barcelona'nın neden dünyanın en iyi takımı olduğunu gösteren en ince ayrıntı ise oyuna 88. dakikada giren Puyol'a o ana kadar kaptanlık pazubandını taşıyan Xavi'nin Puyol istemeden koşarak gidip kaptanlık bandını vermesiydi. Bu takımda inanılmaz bir saygı, ağabey-kardeş ilişkisi ve mütevazilik var. Yaptığı işe ve arkadaşlarına bu denli saygılı olan adamların başarısız olması da beklenen bir sonuç değil benim nazarımda.

Maçın 85. dakikasında Sir Ferguson maçtan umudunu kesmiş, yerinde çökmüş bir yüz ifadesiyle otururken, sahadaki 10 oyuncusu da ona eşlik etmekteydi. 10 oyuncu diyorum çünkü yalnızca bir tanesi neden efsane olduğunu ve o yaşa gelmişken neden hala United 11'inde ve herkesten daha fazla o formayı hak ettiğini gösteriyordu. Hakeme, arkadaşlarına ve susan seyirciye ardı ardına isyan eden adam Ryan Giggs'ti. Bu kupayı United kaybetmiş olabilir, Ferguson yenilmiş olabilir ama önceki gecenin Barcelona ile birlikte şampiyonu Giggs'ti benim için. Yeşil sahaya çok yakışıyorsun onurlu adam...

29 Mayıs 2011 Pazar

Gazi Üni SK Korumalı Futbol (Amerikan Futbolu) Türkiye Şampiyonu!!!

Sanırım böyle bir maç daha yaşanmaz Türkiye'de. Normal süresi 26-26 biten Şampiyonluk maçında 6. uzatma sonunda Gazi Üniversitesi Boğaziçi Üniversitesi'ni 41-38 yenerek Türkiye Şampiyonluğunu elde etti. Senelerdir hem Üniversiteler Ligi'nde hem de Pro Lig'de hep finalde kaybeden Gazi için bu şampiyonluğun anlamını ifade etmek kolay değil. Boğaziçi ilk devredeki defans hatalarını yapmasa belki de ikinci yarıda maçı koparıp götürecekti. Ancak yaklaşık 5 buçuk saat süren müsabakada ayakta kalan taraf uzatma iki kez geriye düşmesine rağmen eşitliği yakalayan Gazi Üni. oldu. QB Burak ve hem WR hem de FS pozisyonlarında mükemmel bir oyun çıkaran Mert Boğaziçi'nin elinden resmen kupayı sökerek aldılar. Seyircilerin bile ayakta duracak hali kalmamışken 6. uzatma sonunda 30 yard üzeri bir mesafeden field goal bulan Gürkan sanırım kulüp tarihine geçen adam oldu. İlk yarıdaki performansını hesaba katmazsak Boğaziçi QB'si Abdülgani ve 2. yarıdaki muhteşem koşularıyla RB Sertan Sultans için maçın adamı olmaya aday 2 isimdi. Benim için maçın adamı ise Gazi Üniversitesi'nden Mert Köse'den başkası değil. Neredeyse maçın tamamında sahadaydı Mert ve hem hücumda hem savunmada efsane bir perdormans ortaya koydu.

Senelerce unutulmayacak bu maçı Sakarya'ya verdiği için TBSF başkanı Sayın Şahin Kömürcü'ye sonsuz teşekkürler. 1 haftadır elimizden geldiğince organizasyona Sakarya Tatankalar olarak destek verdik. Ödül töreninde sunumu yapmak ve şampiyonu anons etmek de bana nasip oldu. Bugün Gazili oyuncuların yaşadığı bu muhteşem keyfi önümüzdeki senelerde kendi oyuncularımıza da yaşatmak en büyük hedefim. Tatankalar da bir gün bu seviyelerde mücadele eden bir takım haline gelecek.

Hem Boğaziçi hem hem de Gazi Üniversitelerini kutluyorum. Muhteşem bir maçtı...



1. Çeyrek: 8-0 Gazi
2.Çeyrek: 20-8 Gazi
3.Çeyrek: 20-18 Gazi
4.Çeyrek: 26 - 26 (26-20 Boğaziçi öne geçti, Gazi geriden geldi)
2.Uzatma: 32 - 32 (Boğaziçi ilk TD yaptı, Gazi geriden geldi)
5.Uzatma: 38 - 38 (Boğaziçi ilk TD yaptı, Gazi geriden geldi)
6.Uzatma: 41-38 Gazi (Gazi Field Goal-Gürkan)

Çoban Salata 3 Yaşında!!!

2011 Çoban Salata için biraz buruk geçti açıkçası. 2008'de bu blogu kurarken sahip olduğum heyecanı hem askerlik ve sonrasındaki iş yoğunluğu hem Galatasaray hem de Türk sporundaki tatsızlıklar nedeniyle bir hayli kaybettim. Askerlik sonrası yeni hayatım nihai şeklini almaya başlarken, diğer noktalarda da umut ışıkları belirince biraz daha Çoban Salata'nın geleceği netleşti gözümde. 3 senedir verilmiş bunca emek heba edilemezdi. Bir çok gün bloga ayırılabilecek en azından bir yarım saat bulabileceğimi düşünüyorum. Zaten blogu kurarken de amacım buydu benim. Başkalarıyla konşamadığım şeyleri bloga anlatmak. Sevgili ozhano da bir çok cereme atlattı bu heves kaybetme sürecinde. O da yavaş yavaş kendini toparlayacak gibi. İkimiz birbirimizi gakeyana getiren 2 önemli etkendik zaten ilk yazmaya başladığı günden beri, umarım bu sürecek.

Diğer yazar arkadaşları da tekrar yazmaya davet ediyorum bu vesileyle. 3. yaşamızı kutlarken bir de yeni yazar ekliyoruz kadroya. Gazi Üniversitesi Amerikan Futbol Takımın oyuncularından Sevgili İlter de ilerleyen günlerde bizlerle olacak.

Kolay kolay kaybolup gitmesine izin vermeyeceğiz Çoban Salata'nın. Ömrümüz ve gücümüz oldukça buradayız. 3 senedir yanımızda olan herkese sonsuz teşekkürler...