Sayfalar

24 Ekim 2009 Cumartesi

Karanlıkta Işık Olmak

Gortat bu sezon Magic'in ışık saçmaya aday adamlarından biri. Gerektiğinde pota altını tek başıma aydınlatırım diyor sanki tam da bu anda. Fotoğrafı çeken Gary W. Green müthiş bir ışık oyunu yaparken sanki bir de mesaj göndermiş.

Fotoğraflar: Orlando Sentinel, Gary W. Green

En Siyah Beyaz

Kendisinden ve savunmasından her ne kadar haz etmiyor olsam da Jason Williams'ın hem hücumu ve topa hükmediş biçimi hem dövmeleri hem de hareketleri onu sanki bir beyazın vücudunda hapsolmuş bir siyah gibi görmeme neden oluyor. Dün geceki Atlanta maçındaki bir çok hareketiyle seyircileri ayağa kaldırmayı başardı yine. Spektaküler ve şova dönük hareketleriyle basketbolun sadece bir oyun olduğunu hatırlatan bir adam Jason Williams. O benim bu parkelerde gördüğüm En siyah beyaz adam.

Fotoğraflar: Orlando Sentinel

Yazık Oldu Bu Dizilere #3

"Traveler" tam izleyenlere haz vermeye başlamış ve ailecek oturulup seyredilecek bir kıvama gelmişken ABC Televizyonun gazabına uğrayan bir başka yazık edilen dizidir.

Jay ve Tyler aynı evde kalan ve birlikte üniversiteye devam eden 2 arkadaştır. Tyler zengin bir babanın şımarık çocuğudur, üniversite hayatı genellikle eğlenmekle ve para harcamakla geçerken, Tyler'ın rahatlığının aksine Jay okulu ve derslerine daha bağlı olan, ekonomik durum pek de iyi olmayan bir ailenin çocuğudur. Diğer ev arkadaşları Will ise sürpriz bir şekilde ortya çıkmış, onlara daha sonra taşınmış bir gençtir. 3 arkadaş bir gün gezmek için New York'a giderler. Orada sırf çılgınlık olsun diyerek bir müzenin içine patenle girip heyecan yaşamk isterler. Will onlara eşlik etmez ve onları dışarıda bekleyeceğini söyler. Gençler içeri patenle girince doğal olarak bir kargaşaya sebep olurlar ve güvenlik peşlerine düşer. Onların tam müzeden kaçmaya çalıştığı sırada müzede bir patlama olur. Dışarıya çıkmayı, kaçmayı başaran Jay ve Tyler bir türlü Will'i bulamazlar. Will ortadan kaybolmuşken patlama öncesi kargaşa yaratan adamlar olarak müze güvenlik kameralarına yakalanan Jay ve Tyler bir anda en çok aranan teröristler olurlar ülke çapında. Başlarına gelen olayın bir komplo olduğundan kuşkulanan ve kaçmaya başlayan gençler Will'le ilgili detayları araştırmaya başlarlar. Will'in yüzünün göründüğü tek bir fotoğrafları bile olmadığını, Will'e ait bildikleri ne varsa aslında bir hikayeden ibaret olduğu ve aslında dünyada Will Traveler diye bir adam var olmadığını öğrendiklerinde ise artık çok geç olmuştur. 2 kafadar bir komploya kurban gitmiştir, üstelik bu komployu kuran kişinin ev arkadaşları Will Traveler diye bildikleri adam olması en kuvvetli ihtimaldir. Bu dakikadan sonra ülke çapında bir kedi fare oyunu başlar. FBI artık Jay ve Tyler'ın peşindedir, onlarsa Traveler'ın.

Böylesi kuvvetli ve sürükleyici bir hikayeye sahip olmasına karşın Traveler adeta kurban edildi. Jay rolünde Tru Calling dizisinden Tru'nun hoşlandığı olay yeri fotoğrafçısı Luc Jonston ve Teksas Katliamı: Başlangıç'taki Eric rollerinden hatırlayabileceğimiz Matthew Bomer, Tyler rolünde 24 ve O.C'de kendine yer bulmuş şu sıralar TNT'nin Dark Blue dizisinde Dean Bendis'i oynayan Logan-Marshall Green ve Will Traveler rolünde X-Men serisinden Pyro rolünden hatırlayacağımız Aaron Stanford oynamaktaydı. Başroldeki 3 isim de rollerini kaldırabilecek ir performans vermişler ve diziye seyirciyi bağlamayı başarmışlardı. Dizinin yaratıcısı ise Eight Below filminin de senaryosunu yazmış olan David DiGilio idi. Bir hayli güzel bir fikir ve senatro ürettiğini söylemek gerek.

Son sözümüz yine yazık oldu. Traveler geliştirebilecek bir hikayeye, potansiyelli bir yapımcı ve oyunculara sahip olduğu, hatta ve hatta çağımızın "The Fugitive"i yani Kaçak'ı olabilecekken ABC tarafından harcandı. Bize ise geçmiş zaman olur ki demek kaldı.

Jericho
Journeyman

James Troisi

Üzerine bu kadar kavgalar edilen, transferi yılan hikayesine dönen, uğrunda ilişkiler zedelenen James Troisi bu muymuş Allah aşkına! Bu sezon Trabzon maçıyla birlikte 7 maçta oynamış, 3'ünde oyundan alınmış, sadece bir 90 dakikayı tamamlayabilmiş, 3 kez de sonradan oyuna dahil olmuş ve nasıl olduysa bir de asist yapmış bu maçlarda İtalyan vatandaşı da olan Avustralyalı yıldız (!) oyuncu. 3. kez bir maçta uzun süreli izleme fırsatı buldum Troisi'yi ve gördüğüm yine düz bir oyuncu oldu. Toplara çok iyi vurduğu, hücum organizasyonlarda çok başarılı oldğu söyleniyor 2 senedir de bir türlü göremedik bunu. Dün gece neredeyse ayağına aldığı her topu ezdi Avustralyalı. Tamam yaşı genç, 88 doğumlu, Newcastele United tecrübesi var belki ama Troisi gibi çok adam var Türkiye'de. Yazık değil mi formasını, yerini kaptığı gençlere. Belki bir TFF 1.Lig takımına koysan katkı yapar ama TSL için gareksiz harcama Troisi. Olembe de o da Kayserispor'a yakışmıyorlar.

Baytar

Daha önce transferini yazdığımızda sabır dilemiştik Trabzonlular'a. Cidden bu adamla işleri çok zor. Gittiği her takımda huzursuzluk çıkardı Baytar. Defalarca kez kadro dışı bırakıldı, hocasıyla tartıştı, arkadaşlarıyla saha içinde kavga etti, rakiple dalaştı. Aman çok yetenekli, şöyle böyle diye şişirildikçe kendini çok büyük futbolcu zannetmeye devam etti. Geçen haftaki GS maçında hiç bir şey oynamadığını, ondan önceki haftalarda hep saman alevi gibi bir parlayıp bir söndüğünü gördük Baytar'ın. Broos'un elinde çok fazla seçenek olmadığı ve Baytar da savunma yapar gibi gösterdiği için kendini hep Alanzinho ya da 2. forvete tercih etti Belçikalı onu.

Ama dün akşam gerçek Baytar'ı bir kez daha gördük, Trabzon adına üzüldük. Broos'un kılıç keskinliğindeki neşterini yerken henüz maçın ilk devresinde yüzünde okuduklarım az sonra patlar bu adama delalet ediyordu. Taraftar da bir türlü ısınamamış Baytar'a belli ki çok ciddi protesto ettiler oyundan çıkarken onu. Kulübeye bile uğramadan soyunma odasına giderken de protestolar devam edince beklediğimiz gibi Baytar çıldırdı ve taraftarı alkışlamaya başladı ama onlara hakaret edercesine. Sonra aldı formasını öptü, sanki ben hepinizden daha çok Trabzonluyum der gibiydi. Öyle bir yüz ifadesi vardı ki sanki aralarına dalsa tekme tokat dövecek bütün taraftarı. Ama Baytar bir dur Allah aşkına. Sen daha kimsin, nesin? Dünkü çocuksun, yeni transfersin bu şehirde. Bu takım için daha ne yaptın ki taraftara posta koyuyorsun. Sen geçip gidersin o formadan ama o taraftar baki kalır. Trabzonspor senin değil onların takımı. Önce taraftarına, şehrine saygıyı öğren ondan sonra öp formanı. Önce takımına katkı ver, kademe atlat ondan sonra tepki gösterecek hakkı bul kendinde!

Trabzonspor seyircisi için sanırım Baytar bitmiştir. Broos da artık onu pek düşünmeyecektir kadroda en azından devre arasına kadar. Bu fırsattır Baytar'a düşünmesi için, sormalı artık kendine "Ben nerede yanlış yapıyorum?" diye. Baytar'lı Trabzonspor'a sabırlar diliyorum.

Fotoğraf: Hürriyet

Kazanan Daima Haklıdır

Orlando Magic sezon öncesi son hazırlık maçında Atlanta Hawks'ı çok farklı yendi. Şutlar çok dengeli paylaşıldı, Howard'a ziyadesiyle top indirildi, muazzam hücum yapıldı. SVG yine şuta dayalı kısa beş tercih etti. Bass yine yedekteydi. Carter çok isabetli, Nelson paylaşımcı, diğerleri takımdı. J-Will'in savunmada hiç olmayışından, takım savunmasının tam anlamıyla oturmamış olmasından daha önce bahsettik bu sefer unutuyorum bunları ve üzerine konuşmuyorum. Kazanan her zaman haklıdır. 8'de 8 en azından eleştirilmemeyi hak eder. Hasarsız ve kusursuz giriyor sezona Magic. Bu görüntü yüzünden sezon öncesi yazımı yazamıyorum. Bu kadar iyi giderken bir takım benim söyleyeceklerim söylenmez, ama söylenmezse de koraklık yapılmış olur. Belki de 2-3 sezon maçı izlemem gerekecek yazmam için. Ne de olsa bunlar hazırlık maçı. Dediğim gibi kazanan her zaman haklıdır ve ben susuyorum şimdilik.

23 Ekim 2009 Cuma

Jean Todt FIA'nın Değişen Yüzü

O artık FIA başkanı. Olması gereken de buydu. Özellikle Formula 1 sürdürülmek isteniyorsa tek çözüm Todt'tu. Üzerine söylenecek çok şey var, ilerleyen günlerde bir Todt yazısı farz oldu. FIA kabuk değiştirecek Jean Todt'la ve Formula çok daha iyi yerlere gelip bu sezon olduğu gibi izlemesi zevkli ve her sezon daha çekici bir hal alacak. Bir Ferrari efsanesi olmasına rağmen FIA'yı renk gözetmeden kalkındıracak adamdır Todt. Tüm motorsporları severlere hayırlı olsun.

Rezalet! Testere'nin Gösterimi Aralık Ayına Ertelendi!

Nedenini çözemedim, anlayamadım, ne söylesem boş, bunalımdayım! Cinebonus çalışanlarıyla yaptığım görüşmede, Testere 6'nın Türkiye'deki dağıtıcısı Warner Bros'un 2-3 gün önce Testere'yi 23 Ekim'de, daha önceki bölümlerinde yaptığının tersine, yayına sokmayacağını ve gösterimin ertelendiğini bildirmiş. Bunun üzerine programını değiştirmek zorunda kalmış Cinebonus sinemaları da. Doğru düzgün bir açıklama da gelmememiş.

Bu bilgiyi bugün yer ayırtayım diye sinemayı aradığımda aldım ve adeta şok oldum. Bunun üzerine Warner Bros Türkiye'ye ulaşmaya çalıştım. Telefonlarını telesekretere bağlamışlar ve çağrılara cevap vermiyorlar. İsterseniz mesaj bırakabiliyorsunuz ama ona da dönüş yapmıyorlar. Aramaya devam edeceğim ama bu ayıptır yahu! Reklamını yap yap yap, son gün ertele. Bir sinema sitesi (http://moviegrande.com/) haricinde hiç bir yerde kesin bir bilgi yok. Moviegrande'ye göre Testere 6 11 Aralık'ta vizyona girecek.

Ben bu harekette açıkçası art niyet arıyorum. Bir çok şey, özellikle yerli filmlerle alakalı bir çok şey aklıma geliyor ama söylemek istemiyorum. Rezalettir bu. Bir çok filmi hem de dublajlı bir şekilde dünya ile aynı anda vizyona sokan Warner Bros çok büyük ayıp etmiştir. Bütün dünyada gösterime girdikten 2 ay sonra böyle bir filmi yayına sokmak hem bize hem kendilerine kazıktır. Kendilerini kutluyorum!

22 Ekim 2009 Perşembe

Yarın 23 Ekim, Zaman Geldi

Fark Var

Felix Magath
Armin Veh
Magath'ın Grafitesi
Veh'in Grafitesi

Orlando Magic - Indiana Pacers

Söylenecek pek fazla söz yok. Umarım bu sezon öncesi oran sezon içine de sirayet eder. SVG aynı kadro ve şut istikrarını korumalarını sağlayabilir. Asist top kaybı oranının 20/14 olması bir hayli sevindirici. Ama 20 asist hala yetmiyor bana. Bu takım bu kadar çok şuta dayalı oynarken 23-24 zorlanmalı her maç. SVG kısa beşte direniyor, ilk beş beklediğimiz Bass yedekten gelecek sanki. Son söz de şu olsun o zaman: Takım mı oluyoruz ne?

21 Ekim 2009 Çarşamba

Soru - Cevap

Frank Rijkaard'ın bugünkü basın toplantısından...

Gazeteci:
Arda'nın kırmızı kart görmesini engellemek için Yönetim'den bir uyarı geldiği ve bunun üzerine Arda'yı oyundan çıkarttığınız doğru mu?

Rijkaard: Hayır. Neden böyle bir şey olsun ki?

Gazeteci: Savunmanın çok kötü olduğu ve takımın çok gol yediği ortada. Buna bir önlem almayı düşünüyor musunuz, ya da savunmada farklı tercihler yapmayı düşünüyor musunuz?

Rijkaard: Takım sadece 4 savunma oyuncusundan ibaret değildir. Takımdaki orta saha ve forvet oyuncuları da savunma yapmalı ve ortaya bir takım savunması çıkmalıdır. Herkes savunma yaparsa bu sorun ortadan kalkar. Hakkınızdır ve saygı duyuyorum ancak kimsenin attığımız gollerden, hücum organizasyonlarından bahsetmemesi enteresan. Hep kötü şeyler anlatılıyor, onlar üzerinde konuşuluyor. Bunları anlatmaya devam edip biraz daha iyi şeylerden bahsedilse daha güzel olur diye düşünüyorum.

Futbolun yazılı olmayan kurallarına göre yaşayan ve futbolu oyun olarak gördüğü her halinden anlaşılan bir hoca Rijkaard. Şu sorular ise futbolu ne kadar iş haline getirip oyun olmaktan çıkardığımızın kanıtı. Futbol sadece bir oyun değil mi gerçekten? Endüstri ne ki?

20 Ekim 2009 Salı

Bir Devir Kapanıyor

Kulübü Helsingborg bugün Henrik Larsson'un İsveç Ligi biter bitmez yani Kasım ayında futbolu bırakacağını açıkladı. Kendi adıma bir tuhaf oldum, yaşlandığımı hissettim. Şaka değil tam 17 senedir biliyorum adını. Kaç dünya kupasında kaç Avrupa Şampiyonasında ya da kaç Avrupa maçında sırf onu izlemek için geçtim televizyonun karşısına haddi hesabı yok. Ve artık o da gidiyor. 3 kere bırakmış Milli takımı 3 kere de dönmüştü. Acaba bu sefer futbola bir kez daha döner mi? 50 yaşına da gelse oynasın diyeceğimiz cinsten bir adam, örnek profesyonel, Güle Güle. Yaşattığın her güzel ve zevkli an için sonsuz Teşekkürler!

Orlando Magic - Chicago Bulls

İlk defa bu kadar eşit ve adaletli şut dağılımı gördük sezon öncesi maçların birinde. Yine ilk defa Howard'a top indiğine şahit olduk. Geçen seneye göre serbest atışları biraz daha umut vaad ediyor, umarım bozmaz daha iyi olur Man Child. Kısa beş ve tercih Ryan Anderson'dan yana 4 numarada. 3 numara ise Barnes'ın. Bu zamana kadar uzun beş ve Bass, Pietrus düşünüyorduk. SVG denemeye devam ediyor. Süre ve rol dağılımı da muazzamdı ama bu maçın sadece sezon öncesi maçı olduğunu unutmamak gerek. Kazanılan bir maçta bile 16 asist 18 top kaybı yapılıyorsa yanlış olan bir şeyler var demektir.

Pek kendini göstermese de şimdilik bazı önemli eksikleri var takımın. Rotasyon daraldığında daha aşikar gözükecek bu arızalar. Ama daha takım olduğumuz gerçek.

Paranın En Son Köle Adayı

Diego Tardelli - Atletico Minerio

Her yıldıza olduğu gibi Manchester City talip ona da.
Cahiliye döneminin köle meraklıları parayla köleliği daha çok beğenmişe benziyorlar.
Bakalım para, hükümranlığını ve kimsenin bozamadığı kölelik düzenini devam ettirebilecek mi?

Kocaman Bir Zaman Kaybı - Surrogates

Fikir çok güzel, Bruce Willis de olunca tamamdır, izlemeliyim diyorsunuz. Ama daha yarım saat olmadan bayağı, alışılageldik, becerilememiş bir bilim kurgu - dramla karşılaşıyorsunuz. Willis oynuyor olmasa sonuna kadar dayanılmaz. 80 dakikama yazık oldu. Oysaki çok umutlanmıştım. Willis'e de yazık olduğunu söylemem gerek. Zaten bence onun da içine pek sinmemiş, alıştığımız başarılı oyunundan eser yoktu. Baştan aşağı zaman kaybı. Sinemada izlemeyin, harcayacak zamanınız çoksa divx, dvd seçeneklerini falan değerlendirin derim. Imdb'de nasıl olup da 6.5 aldığını ise anlamış değilim.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Sevinen Devlet Memurunun Kellesi Tez Uçurulacak!

Fenerbahçe Gaziantepspor'a son 5 dakikada gelen gollerden sonra yenilince Aziz Yıldırım sinirini Gaziantep Valisi'nden çıkartmış. Gaziantep Valisi ne şekilde sevindi ne kadar abartılı kutladı golü bilemiyorum görmedim ama eğer kimseye laf atmadıysa ya da sağa sola el kol hareketleri yapmadıysa sevinmek sonuna kadar hakkıdır. Hatta en çok sevinmesi gerekenlerden biri de odur. Çünkü sevinen kişi o kulübün olduğu şehrin en büyük mülki amiri. İşin ilginç tarafı Aziz Yıldırım'ın dediği iddia edilen "Sen devlet memurusun, böyle sevinemezsin." lafı. Bu laf üzerinden hareket edersek benim de stadda gidip izlediğim Sakaryaspor maçlarında galibiyet ya da gollerden sonra sevinmemem gerekir. Çünkü ben de bir nevi devlet memuruyum. Bugün Sakarya'da yarın Bolu'da öbür gün İstanbul'da. Ülkede bu şekilde milyonlarca insan var. Bir adım öteye gidersem köken olarak Sakaryalı bile değilim. Ama doyduğum yer burası ve Sakaryaspor gol attığı zaman kimse bana sevinemezsin diyemez dememelidir. Bu olayı Gaziantep Valisi açısından düşünürsek adamın görev yaptığı yer Antep'ken sevinmezse bir sıkıntı var demektir.

Şimdi olayı başka bir valiye getirelim: İstanbul Valisi Muammer Güler. Güler de Fenerbahçe maçlarında az sevinmedi değil. Artı Vali Güler aynı zamanda Fenerbahçe kongre üyesi. Aziz Yıldırım'ın lafından hareket edersek devlet memuru sevinmesin ama bir takımın kongre üyesi olsun bir şey olmaz. Madem Aziz Yıldırım bu şekilde devlet memurlarının sevinmemesini düşünen bir başkan, o zaman Vali Güler'in kongre üyeliğini neden devam ettiriyor? Bana kalırsa vali, kaymakam, muhtar, ihtiyar heyeti vs. hangi devlet memuru olursa olsun eğer futbolla ilgileniyorsa ve bir takım taraftarı ise takımının kazandığı maçlardan ya da attığı gollerden sonra gönlünce sevinmeli; isterse, gücü varsa gitsin kongre üyesi de olsun ne olursa olsun önemli değil. Önemli olan iş hayatında bu kayırımın yapılmaması. Yapmıyorsa sorun yok.

Sonuç olarak kaybetmenin verdiği sinir ile Aziz Yıldırım gözünün üstünde kaşın var gibi bir olay sonucunda valiye çıkışmış ama bu sefer baltayı taşa vurmuş görünüyor. Ah be başkan, bu olayı geç de 90. dakikalarda attığın gollerden sonra yanındaki kulüp başkanını sallamayarak, elini bile sıkmadan el kol hareketleri ile koltuğunu terk edip gitmek ne kadar saygıya sığıyor ki veya ne kadar doğru br hareket ki bir devlet memurunun sevinmesini saygısızlık ya da yanlış bir hareket olarak görüyorsun? Senin bu yaptığın çok mu doğru?

Serkan Çalık - Yorumsuz

Dirty Harry Kicks in Lyon

Hayranım bu adama!

İşte Şimdi Yandık!

"Nedendir bilmiyorum ama Fenerbahçe'nin önümüzdeki hafta sonu Galatasaray'ı yenemeyeceğine dair içimde kuvvetli bir his var. Hatta bir adım daha ileri gideyim Perşembe günkü Avrupa Kupası maçı içinde aynı şeyleri düşünüyorum." Ahmet Çakar (Telegol)
"Trabzonspor'a 4 gol atmak hiç kolay bir iş değil. Bu maçta oynadığımız gibi oynarsak Fenerbahçe'yi de yenebiliriz."Gökhan Zan (Trabzonspor maçı sonrası)

18 Ekim 2009 Pazar

Galatasaray 4-3 Trabzonspor (Gece\Gündüz)

Galatasaray 4-3 Trabzonspor

1. Galatasaray 650 gün (sallamadır!) sonra ilk defa hiç sakat oyuncusu olmadan bir maça çıktı. Açıkçası futbolcular maçtan önce ısınmak için sahaya çıktıklarında bir oyuncudan sakatlık haberi geleceğine dair bir beklentim olmadı değil. Hatta tribünde maçı izleyen Serkan Çalık bile yürürken sakatlanır diye düşündüm. Ama ilginçtir ki ısınma olsun maç içinde olsun Galatasaraylı hiçbir oyuncu sakatlanmadı. Galatasaraylı alışmış hep eksik kadro ile maçları izlemeye. Tam kadro olunca bünye hemen kaldırmıyor.

2. Galatasaraylı oyuncular sahaya çıktıklarındaki yüzlerindeki gülümsemeler, yanlarındaki çocuklarla muhabbet etmeleri vb. hareketleri kafa olarak geçen haftalarda ligde ve Avrupa Kupası'nda kaybedilen puanları geride bıraktıkları ve ileriye doğru baktıklarının çok güzel bir göstergesi idi. Diğer yandan aynı anda Trabzonlu oyuncuların yüzlerinde ise bir gerginlik var gibiydi.

3. Kaleci Leo için bu maçta söylenecek fazla birşey yok. Kaleci zaman zaman takımı adına maçı tek başına alır. O da bazı maçlarda ön plana çıktı ama bu akşam takımı adına kurtarıcı vasfını edinecek bir hareketi olmadı. Sadece yenilen 2. golde Colman topa vurduğunda Servet'in kapattığı tarafta beklemesi ve açık olan tarafa doğru atılan şutu kurtaramaması kendi adına önemli bir eksi oldu. Yine de önündeki 4 defans ve 2 defansif orta saha oyuncusu sıkıntılı olunca O'na söylenecek fazla birşey yok.

4. Servet'e artık bu bloglarda bin defa söylenen şeyi tekrarlamaktan başka bir diyecek yok. Tamam takımı adına 2. golü attı ama ben Servet'in gol atmasını değil defansta rakibe karşı birlikte oynadığı 3 arkadaşını organize etmesini istiyorum. Tayfun Cora tarafından atılan Trabzonspor'un ilk golünde şanssızlık diyerek işin içinden çıkmak kendimizi kandırmaktan başka birşey değil. Tayfun ve onunla birlikte Trabzonsporlu bir futbolcu daha sol tarafta kabak gibi beklediler. Onları tutan Balta ve Kewell topa vurulur vurulmaz ileri doğru hareket ediyor. Orada Servet'in defansı organize edici rolünü üstlenerek özellikle Balta'ya rakibe yapışmasını istemeliydi. Bunları yapsa daha güzel olur. Gol atmasın, drippling yapmasın, sadece kornerlerde ileri çıksın ama en önemlisi defansı organize etsin. Hem kendi yavaş, hem Gökhan Zan yavaş araya atılan her top tehlikeli, işte bu nedenledir ki Servet rakibi belli bir mesafeden ve vücudunu çok iyi kullanarak karşılamalı. Bunlar bilinmeyen şeyler değil ama bu akşam Servet-Gökhan ikilisinin zaafı bir kere daha açıkça görüldü.

5. Sabri için ise çenesi çalışmadıkça takımı adına her zaman 10 üzerinden minimum 6 lık oynar. Bu maçta Galatasaray'ın pozitif anlamda en iyi oyuncularından biri oldu. Defansif olarak karşısında oynayan Gabric'i çok fazla oyun imkanı vermedi, ileriye dönük olaraksa elinden geldiğince defansı da kontrol ederek Keita'ya destek oldu.

6. Bir maçta oyunu bakımından iki yarı arasında beyaz ile siyah kadar değişen bir futbolcu varsa bu maçta o rolü Ayhan üstlendi. Milli takımın Ermenistan ile oynadığı maçtaki çok iyi oyununu bu akşam maçın ilk yarısında devam ettirdi. İlk 45 dakikada Colman'a adım attırmadı. Onunla yapılacak pas trafiğini kesti. Defans ile orta saha arasında köprü vazifesini çok iyi yerine getirdi. Ama ikinci yarı başladı, tehlikeli bölgede yaptığı ya da yapmaya çalıştığı çalımlar o bölgede kesinlikle yapmaması gerektiği hareketler ki 2. gol öncesi yanında pas verecek müsait arkadaşları varken topuk pası ile ters yöne pas vermek istemesi sonucunda Colman tarafından kapılan top gole çevrildi. Sebebiyet verdiği gol bir yana böyle bir olay olmasa bile ikinci yarıdaki oyunu hiç ona yakışmadı.

7. Bir forvet bir gol atıp bir de asist yapıyorsa ona fazla birşey söylemek söz konusu olmamalıdır. Milan Baros bu akşam bunu gerçekleştirdi, maç içinde Trabzonsporlu defans oyuncuları ile çok savaştı, kazandıkları da kaybettikleri de oldu ama nihayetinde bir forvet olarak gerekeni yaptı.

8. Rakip Trabzonspor olunca Galatasaray adına gollerden birinin Arda'ya ait olacağı çok büyük bir ihtimaldi ve oldu. Milan Baros çok güzel bir asist yaptı Arda'da her zaman olduğu gibi golünü attı. Maç içinde ise top ayağına her geldiğinde ona en yakın 2 rakip oyuncu baskı uyguladı. Zaman zaman gereksiz çalımlar yapmaya çalışması ve kaptırdığı toplar orta saha düşmüşken takım adına tehlikeli ataklarla karşılaşılmasına neden oluyor.

9. Bu maçtan sonra görüldü ki Eskişehir ve Ankaragücü'ne karşı kaybedilen puanlardan sonra Milli maçlar için verilen ara bu sefer Galatasaray'a yaradı. Üstüne bir de Gaziantep'ten gelen haberin verdiği rüzgar ile Galatasaraylı oyuncular maça çıktı ve kazandılar. Üç puan önemliydi ve alındı. Ama takımın defans gücü ile ofans gücü arasındaki fark gece ile gündüz kadar farklı. Orta sahaya kadar herşey sıkıntı ama orta saha çizgisinden geçildikten sonra ise Galatasaray'ın gol bulma olasılığı çok çok yüksek. Rakip de bunu bildiği için top Galatasaray yarı sahasındayken ileriye doğru rahat pas vermesini engellemek için çalışınca Trabzonspor maçında olduğu gibi goller yenileceği aşikar. Ama topu orta sahadan geçirdiğimizde ise rakipler için tehlike çanlarının çalacağı da aşikar.

10. Hafta içi Avrupa Kupası hafta sonu Fenerbahçe maçı var. Bu defans ile takımın işi çok zor. Tamam rakip Trabzondu kazanmak önemliydi kazanıldı da ama takım adına pembe tablo çizen varsa çok büyük hayal kırıklığına uğrayabilir. Belki de bu maçta bu şekilde yenilen goller eksikliğin daha bariz bir şekilde görülmesi açısından güzel oldu. Aslında ligin başından beri defans sıkıntısı belli Galatasaray'ın. Ama Ayhan bu kadar topu ayağında tutmazsa Sarp ilk önce defansif görevlerini düşünürse defans 4 lüsü de başarılı olacaktır. Galatasaray'a gol atan oyuncular genelde rakibin forvet oyuncuları değil orta sahalarındaki ileriye dönük oyuncular. Bu da Galatasaray orta saha oyuncularının eksik olan yanlarını açıkça ortaya koyuyor. Kısacası bu takımda pozitif de negatif de kilit adam Ayhan Akman ve Mustafa Sarp oynarsa Mehmet Topal ve Elano. Bunlar rakip oyunculara sadece eskortluk yapmayacak, baskı uygulayacak, rahat top kullanmalarını ve şut atmalarına engel olacaklar, çalım yapmayacak, pas alacak, garanti paslar verecek, sağa sola yardıma gidecekler o kadar. Ekstra birşeyler yapma isteği Servet de olduğu gibi zaman zaman olumlu sonuçlar doğursa da genele bakılırsa takıma zarar verir. Bu nedenle özellikle bu oyuncular ilk önce yapması gerekeni yapmalı. Fazlasını orta sahanın öbür tarafındaki oyunculara bırakmak lazım.

Denizlispor ve İstikrar

Denizlispor senelerdir centilmen seyircisi ve lig sonunda hiç bir şekilde vazgeçmediği mücadeleci yapısıyla gönüllerde taht kuran bir ekipti. Özellikle Rıza Çalımbay yönetiminde ligi 5. bitirip UEFA Kupası'nda mücadele ettikleri dönemde hem ülke puanına katkıları hem de küçük bütçeli bir Anadolu takımı olarak 4. tura kadar çıkabilmeleri büyük sempati, sevgi doğurmuştu. Çalımbay'ın takımdan ayrılması sonrasında Giray Bulak'la da tam 2,5 sene çalışan Denizlispor ligin istiikrarlı ve ilk5-6'da devamlı düşünülen ekiplerinden biri haline gelmişti.

Giray Bulak'a onca süre takımı iyi götürmesine rağmen istediği transfer olanaklarını sunmamaları ve geldikleri yeri Yönetimlerinin yeterli görmesi, yani bir anlamda hedef büyütememek Denizlispor'la Bulak'ın yollarını ayırdı. Bulak daha iyi şartlar ve vizyon sunan Ankaraspor'u tercih etti kendine. Denizlispor ise Nurullah Sağlam'la çalıştı. Bütün bir sezon Sağlam'dan kötü sonuçlara karşın vazgeçmediler. Özellikle sezon sonuna doğru Sağlam'ın takımı oturdu ve ligde kalmayı hak edecek bir oyun oynadı. Sezon sonu gelip de yeni kontrat söz konusu olunca parasal konularda ve transfer stratejisinde anlaşamayan iki tarafın yolları ayrıldı.

Yeni sezona Faruk Hadzibegic'le başladı Horozlar. Tarihlerinin ilk ve tek yabancı teknik adamına fazla dayanamadılar. Lige kötü girilince Boşnak çalıştırıcı takımdan gönderildi. Kısa süreli olarak dönemin yardımcı antrenörü Mehmet Kulaksızoğlu takımı idare etti. Sonrasında göreve gelen isim hepimizin yakından tanıdığı Güvenç Kurtar oldu. Kurtar'ın toparladığı takım yine son haftalarda ligde kalmayı başardı. İmzaladığı sözleşme 1,5 yıllık olunca Kurtar ertesi sezonu da Denizli'de geçirdi. 2 sezondur düşmekten son anda kurtulan takımı bir kaç ufak eklenti ve doğru yabancı tercihleriyle Kurtar tekrar ligin tehlikeli ekipleri arasına soktu. Ligi 7. bitirdi Denizli ama bir kez daha aynı hastalık nüksetti ve Kurtar'la hem parada hem hedeflerde anlaşamadılar. Kurtar adeta ağlayarak ayrıldı oyuncularından ve Denizli yeniden çöküşe girmeye başladı.

Yeni sezona altyapılarda ve pilot takım Denizli Belediye'de çalışmış olan Ali Yalçın'la başladılar. Kendi çocukları daha az paraya görev yapıyordu isimli hocalara göre. Saadet fazla sürmedi. Ligin dibine demir atıldı, Sivas mağlubiyeti sonrası Yalçın istifa etti. Uzun zamandır takım çalıştırmayan ve gözünde para değil sadece kendini ispat etmek olan Ümit Kayıhan geldi Denizli'ye. Onun da ömrü uzun olmadı. Bir kaç hafta sonra Kayıhan istifa ettiğinde bu sefer göreve Mesut Bakkal geldi. Tıpkı daha önceki Bulak ve Kurtar etkileri gibiydi yarattığı etki, Denizli yine lige tutundu ve son hafta ligde kaldı. Yönetim tıpkı Bulak ve Kurtar yanlışlarında yaptığı gibi 3. kez aynı yanlışı yaparak küçük hedefler ve az parayla Bakkal'ı ikna etmeye çalışınca Bakkal Denizli'den ayrılıp henüz Süper Lig'e çıksa da daha çok şey vaad eden Manisa ile anlaştı.

Yeni sezon için Denizli ise tam aradığı türde birini bulmuştu. Kocaelispor'u ligde tutmak için o sezon elinden geleni yapan, iyi futbol oynatan ve Galatasaray'ı beşleyen Erhan Altın. Hem de Altın Bakkal'a göre çok daha az paraya çalışacaktı. 4 hafta dayanabildi Altın ve takımı. Altın görevden ayrılsın diye yapılan baskılar sonuç verdi ve istifa etti cesur ama tecrübesiz teknik adam. Sonra eski çalıştırıcı Nurullah Sağlam'a sarıldı yönetim. Sağlam o sıralar takım çalıştırmıyordu anlaşmak zor olmadı. Maddi konularda orta nokta kolay bulundu. Fakat aradan sadece 6 hafta geçmişken dünkü Bursa mağlubiyeti Sağlam'ın istifasıyla sonuçlandı.

Şimdi Denizli yeni bir teknik adam arayacak. 2,5 senelik Bulak döneminden sonraki 5. sezonda 10. çalıştırıcı olacak yeni gelecek adam. Ve şu tedirginlikle gelecek Denizli'ye "Her an istifaya zorlanabilirim". Bugün gelinen noktayı hangi yönetim hangi taraftar ister? Başarılı olunan her sezon sonrası daha yükseği hedefleyen bir ekip kurup başarıyla daha fazla para kazanmaktansa, her daim küçülmeyi seçiyorlar. Milyon dolarların döndüğü piyasada 50-100 bin liralar için takımı tanıyan, oyuncuları bilen adamlara diğerlerini tercih ediyorlar. Peki alışkanlık haline gelmeye başlayan bu istikrarsızlık istikrarı daha ne kadar sürecek? Ben bir futbolsever olarak Kurtar, Çalımbay ya da Bulak dönemlerindeki Denizlispor'u özlüyorum.