Sayfalar

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Liverpool kendine gelmiş…

Liverpool-Stoke
Tottenham maçından sonraki yorumumda bu takımın bir kendine gelmesi gerek. Durup dururken sezon başında kendilerini ilerleyen haftalar için strese soktular demiştim. Ama Anfield'a gelince işler değişmiş belli ki... Hatta Gerrard'ın da kafasını kurcalayan sorular çözülmüş gibi. (Ben sorunları var heralde diye yorumlamıştım Tottenham maçındaki ruhsuzluğunu) Fakat dün yaptığı iki assist hatta Glen Johnson'ın golünden önce attığı korneri de sayarsak toplamda 2,5 asist ile maçın yıldızı olmuş maşallah. Hele o Mascherano'nun uzun topunu nefis bir zamanlamayla önüne alıp Kuyt'a kestiği top haftanın hareketi bile olabilir.

3 dakikalık özet görüntü üzerinden Liverpool hakkında derin derin bir yorum yazmak anlamsız olur. Zaten Turkcell Süper Lig'i yorumlayanlar hakkında da en çok kızdığımız yönleri buyken benim bunu yapmam ne kadar mantıklı? Çizgimizi bozmayalım ama Liverpool'u gerçekten kendine getirir bu galibiyet. Voronin'in geri dönmesi çok iyi oldu kanımca. Kanatlara hız katacaktır. İlginç bir Hertha Berlin döneminden sonra Kırmızıların da tehlikeli isimlerinden biri olacak. Gerçi takımda kalmasını Benitez'in ekonomik kriz sebebiyle transfer yapamamasına bağlayabiliriz. Rafa bu yüzden Tuncay'ı bile alamadı.

Glen Johnson'a bir paragraf ayırlmalı. Kendisi için Tottenham maçından sonra "Bu yıl Dani Alves’ten sonra kendinden çok bahsettirir mevkisinde. Ciddiyim. İzleyelim görelim." demişim. İkinci maçında beni haksız çıkarmadı. Attığı ikinci goldeki esnekliği ve estetiği enfes. Son goldeki, kanat bindirmesi ve gole açlığı mükemmel. Yaptığı assistin 3-0'dan sonra ve 90. dakikadan sonra geldiğinin altını çizmekte fayda var. =) Ya bu David N'Gog ne yapar?

Maçın Golleri burada

'Spur'düler

HULL-SPURS

Fotospor başlığıyla başladığım ilk takip yazıma başlamak beni içten içten çelişkiler dünyasına sürükledi. Ama yani şu skordan sonra daha ne denebilir ki. Geçen yılın ilk yarısının flaş takımı Hull City deplasmanından 5 golle döndük! Televizyonda izleyemedik haliyle. Ama canlıskor sitelerinden sürekli takipteydim. Tottenham gol attıkça ben mest oldum. Defoe'nin dün kırmızı oynadığını söylemek pek mümkün. Daha maçın hemen başında aşırtma bir vuruşla golü denemiş. Attığı goller de kolay değil. 5 kişi arasından ölü noktaya topu göndermek kolay değil. Golü attığı anda bölgeyi iyi incelerseniz tek Tottenham'lı o var. İkinci gol de çok benzeri. Ancak Hull City'nin verdiği o açık açık değil! Çatladı Kapı Spor defansı vermez o açığı. (Hıncal yorumundan alıntıdır.)

Hull City'nin attığı golde kaplanların hocası Phil Brown'ın etkisi büyük. Ama Brown yedikleri üçüncü goldeki defansif hatayı çözemezse yıl boyunca maç başına ortalama 3 gol yerler. Geçen yılki performanslarından da oldukça uzak kalıcakları ise açık bir gerçek.

Defoe'nin ise ne kırmızı oynadığını attığı son golden öncesinden başlayarak iyi bir izlerseniz anlarsınız ne demek istediğimi. İkide iki oldu. Sıradaki gelsin! diyordur Harry...

Maçın Kısa Özeti ve Golleri

21 Ağustos 2009 Cuma

Hasta hasta seyredilen Galatasaray Maçı

Herşeyden önce herkese hayırlı Ramazanlar diliyorum. Ramazan'a hastalıkla girdik anlayacağınız. Zaten 2009 bitmese de şu an itibariyle ben de bıraktığı benim ve etrafımdakilerin geçirdiği ciddi rahatsızlıklar oldu. Neyse antibiyotikler, ağrı kesiciler ve iğnelerle geçtim televizyonun karşısına ve bir göz açık bir göz kapalı, yatmakla oturmak arası bir pozisyonda ki ben ona yayılmak diyorum izledim maçı. Öncelikle hemen söyleyeyim ki okuduklarınızın hasta ve kendini yaşlı hisseden birinin tespitleri olduğunu unutmayınız ve maç ile ilgili yanlışlıklar varsa kusura bakmayın. Başlayım o zaman:
1. Takım tertibi olarak maç 4-3-3 ya da 4-2-3-1 gibi görünse de kanat oyuncularımızın ofanstan ayrılmadıklarnı göz önünde bulundurursak 2-4-3-1 hatta zaman zaman 2-2-5-1 gibi oynamış göründü Galatasaray. Sabri zaten Keita'nın önünde oynadı gibi ona alıştım da Hakan Balta sanırım hiçbir maçta bu kadar ileriye dönük oynamamıştır.
2. Maçtan önce rakiple ilgili istatistikler ve yorumlarda çok zor gol yemesi üzerinde özellikle durulmuştu. Maç başladı ve 10 dakika içinde topu yerden oynayarak ayağa paslarla oynamamız golün hemen geleceğinin ilk habercisiydi benim için. Çünkü Tallinn'in oynadığı Wisla Krakow maçında rakibini 1-0 yenmesindeki en önemli neden Wisla'nın hep uzun toplarla hücuma çıkması ve o topların duvara çarpar gibi Tallinn atağı olarak geri dönmesiydi. Rijkaard bu maçları muhakkak izlemiştir büyük ihtimalle de topun devamlı Galatasaray'da kalmasının ve garanti paslara önem verilmesinin sebebi bundandı.

3. Sabri yine 11 deydi. Keita'nın attığı ikinci golde topun yakınında görünce kapalı olan gözüm bir anda o şokla açıldı. Ama asist yaptı bu sefer Sabri. Benim düşüncem Rijkaard busezon defanstan çok ofansı önemli gördüğü maçlarda Sabri'yi, tam tersi durumlarda Uğur'u oynatacak. Fakat Sabri yine de bizi yanıltmadı. Kanatta Keita varken çoğu zaman Sabri onun dibinde hatta önündeydi. Çoğu pozisyonda rakibine faul yaptı. Ortaları tutturamadı. Hele bir pozisyonda Bomboş pozisyondaki Keita yerine topu geriye Ayhan'a çıkarması saç baş yoldurdu ki Keita o topu alsa ne oldurdu hepimiz biliyoruz. Kısacası yine vasattı.

4. Ayhan her zamanki gibi defanstan aldığı topları sağa sola dağıtım görevindeydi Ancak bu sefer ilginç olan karşısında oynayan oyuncuları küçümsemesinden midir nedir tehlikeli olan bölgelerde çalım yapmaya kalktı ve kaptırdığı toplar rakip tarafından alınıp defansı rakiple 2'ye 2 bıraktı. Ne var ki Gökhan ile Servet'in uyumu bu maçta iyiydi ya da rakip forvet yoktu nasıl 3 forvet çıktılarsa onu da anlamadım.

5. Mustafa Sarp. Arif'i görüyorum bu adam koşarken. Kambur koşusu benim gözümde Arif'e özeldi. Takımın yeni kamburu Sarp. Ama böyle kambura can kurban. Tamam rakip zayıf ama, beklentilerin çok çok üzerinde devam ediyor. Devam ettikçe bu takımda ne Ayhan'ın ne Topal'ın ne de Barış'ın yeri garanti gibi gözüküyor. Bu senenin tüm transferleri önemli ve etkileri çok olacaktı takıma. Ama sürpriz Sarp oldu. Aynen devam. İkinci yarıda rakip orta saha defansı yararak dripplingle girip attığı şutu beyin gücümle kaleye sokmaya çok uğraştım ama olmadı. Olsaydı tam süper olacaktı.
6. Keita. Yaw adama çalım yapmasın paslı oyun oynasın dedikçe o coşuyor coşturuyor. Hele orta sahada topu ayağına alıp topu ileri atıp rakibin yanından geçişlerini çok beğendim. Ne diyeyim artık bu adam çalım yapsın ama arkasında emniyet sübabı olarak Uğur oynasın. İlk golde pozisyonu takip etmesi, ikinci golde de güzel vuruşu taraftarı ve tabiki beni mest etti. Ama 5-10 maç Sabri'yle oynarsa Sabri'ye saldırabilir. Aslında boş koşularda eli kolu çok oynak, dağınık ama top ayağına gelince topla koşarken o dağınıklık ortadan kalkıyor vücudu tam bir makine gibi senkron olarak hareket ediyor.

7. 10 numara Arda bu maçta da ofansif yönde organizasyon görevindeydi. Her zaman aynı, her maçta zevk veriyor. Ama rakip kalecinin attığı tepükten sonra kendini yere atsa kaleciye saldırmasa daha iyi olurdu. Kaptansın muhattap olma ne gerek var?

8. Milan Baros'da oynadığı her maçta gözlemlediğim en önemli şey geçen sezonki seriliği bu sezon yok. Topu kontrolüne alıp vurması arasında geçen sürede hep rakip basıyor ve en önemli gollük pozisyonlar uçup gidiyor. Kendisi de bunun farkında ki maçta zaman zaman konsantrasyonu dağılıyor morali bozuluyor ama taraftarın desteği ve attığı gol belki de hatırlatır geçen sezonki halini.

9. Harry Kewell tam bir fenomen oldu Galatasaray için. Maça başlıyor gol atıyor sonradan giriyor gol atıyor, hiçbir şey yapmasa bile maçtaki duruşu bile insanı mest ediyor. Ben maça 11 de başlar diye bekliyordum ama Aydın başladı maça. O da iyiydi ama Kewell düşünüp attığı paslar, bakarak yaptığı ortalar ve şutları ile en az bir adım önde ilk 11 için. Tabi Elano'yu hesaba katmadan söylüyorum.

10. Elano son 20 dakika girdi, Keita'nın yaptığı çalımlara tribünlerin olumlu tepkisinden sonra o da fantastik bir iki hareket yapmaya çalıştı ama kimse ondan bunları beklemiyor. Beşiktaş'ta Nihat'ın hemen kendini taraftara kanıtlamak için her topa atlama ve devamlı tek başınaymış gibi oynama psikozu Elano'da da vardı. Ama daha ilk maç alışacak takıma ve EPL de izlediğim Elano ortaya çıkacak 1-2 hafta sonra.

11. Rakip çok zayıftı o yüzden Galatasaray farklı bir skor aldığını yazılarına taşıyan bazı spor yazarları maçtan önce rakibin ofansif değil ama defansif açıdan çok güçlü olduğunu ve Galatasaray'ın gol yollarında zorlanacağını söylemişlerdi. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demekten kendimi alamıyorum bu yorumlarını okuyunca.

12. 7 resmi maç 25 gol. Ben de yavaş yavaş gümbürdemeye başlıyorum.

13. Son olarak bir alıntı yaparak yazıyı bitireyim:

" Biz alıştık üç buçuk atmaya, şimdi böyle 4-5-6 atınca tuhaf hissediyoruz" Serap Bahar (sportifcümleler.blogspot.com)

20 Ağustos 2009 Perşembe

Tilkiiiiiiiii!!!

Adamın ne hoşuna gidiyor var ya şimdi. Bazıları ilk kez tanıdı, bazıları tekrar hatırladı bu herifi. Her yerde Mehmet Çiftçi. İnce eleyip sık dokuyarak ve tüm medyayı yaya bırakarak elde ettiği Elano yazısı herkes tarafından okundu ve Türk spor dünyasında günün haberi oldu. Fakat bu arkadaş söyleşinin orjinalini verirken o dili bilen birinin bu yazıyı okuyacağını ve rezil olacağını bilmiyor muydu? Kesin biliyordu ama işin gerçeği ortaya çıkıncaya kadar hem kendi hem de gazetesinin reytingini arttırdı. Amaç sansasyon.Adamın yaptığı haberlere baktım da neredeyse hepsinde başlık bomba, şok, bilmem kimin milletin bilmediği özelliği. Hep bu tarzda takılmış. Kendisine ait transfer haberlerine ise hiç girmeyeyim bile. Van Nistelrooy'u 2 hafta içinde önce Galatasaray'a, sonra Beşiktaş'a en sonra da Fener'e getirmiş. Hepsinin altına da imzasını yazmaya çekinmemiş. Amirlerinin en sevdiği elemandır çok okutuyor kendini demekki, sürekli küfür yiyiyor ama olsun. Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Yakında çalıştığı gazete maaşına zam da yapar bunun.

Biz de alem bir milletiz. Kendi takımımızın aleyhine bir haber çıkınca hemen inkar ederiz, hayır deriz, yalancı medya diye bağırıp çağırırız; fakat haber rakibimizle ilgili ise yalan olduğunu bilsek de inanırız. Neden mi yazdım bunu? Haberin altındaki Fenerli arkadaşların yorumlarına baktım da hemen dalgaya almışlar. Etrafta qtm qtm diye medyaya sallayanlar haber işlerine gelince 180 derece dönüş yapıyorlar. Bu durum Fener'e özel zannetmeyin. Hepimiz aynıyız. Madem yalancı medya ise niye inanıyorsun? İnanıyorsan niye yalancı medya diyorsun ki şu habere inanmak için futboldan hiç anlamamak gerekir.

Aslında Mehmet Çiftçi'nin ne olduğu yazdığı yazılarından belli:

"Fenerbahçe'nin renklerine kattığı Maldonado yaratıcılığı, sert futbolu ve gole dönük anlayışıyla tanınıyor."

"claudio maldonado'nun ismi, 4 yıldır sürekli ispanya'daki büyük takımlarla da geçiyor. ancak ispanya'ya transferi bir türlü gerçekleşmedi. örneğin 2004-05 sezonunda barcelona, luxembourgo çalıştırırken real madrid, maldonado için girişimlerde bulundular, ama yabancı kontenjanına takılınca, avrupa'ya gitmek nasip olmadi."

"Arjantin basını: 'Milli takımda kutsal 10 numarayı Delgado'ya verin." Kim bilir ne yazıyordu, nasıl çevirdi ya da çevittirdi?

Usta gazeteciyi araştırırken baktım da Fenerlisi de Beşiktaşlısı da bu haberden sonra Galatasaraylısı da acayip sallamış, dalga geçmiş forumlarda. Tanıyanlar zaten doğrudan "vardır bir numara, inanmayın" demişler. Bilmeyenler de ilk önce atlamışlar sonra çıkarmaya çalışmışlar kendi kalelerine giren golü. Ama gene de baksanıza bana bile yazı yazdırdı haberine ve ismine. Ne diyelim reyting reyting...
Bu arada kendisi Bayram Tutumlu'nun yardımcısıymış. Menajer-Yazar anlayacağınız. Ben yeni öğrendim. Ogan Tarhan da menajer-yazar ama böyle değil ki. Eeee bu adam o zaman neden hiçbir transfer haberini tutturamıyor? Ya da sallama haber yapıp piyasa mı yükseltiyor? Veya bu sezon Galatasaray'ın sırtından para kazanamadılar diye çamur atıyorlar. Hangisini isterseniz seçin.

N'apsak?

Bu son...

Geleceğin Schumacher'i

video

Asfalt ağladı beee...

TSL Hangi Kategoride?

" Şampiyonlar Ligi kralların ligi ise UEFA Avrupa Ligi de prenslerin ligidir"
Cristoph Daum

O zaman Aziz Yıldırım'ın hedef gösterdiği Türkiye Süper Ligi kimin ligi oluyor? :D

Takip Listesi

beni-takip-edin-cocuklar

Bu yıl daha derli toplu bir blog olma amacındayım desem de inanmayın. Pek de inandırıcı değil zira. Ne olur ne olmaz derli toplu olamayız belki. Ama bu yıl özellikle takip edeceğim ligler, takımlar, teknik adamlar ve futbolcular belirledim. Sürekli takip edeceğim diğer iki lig de Premier Lig ve Bundesliga olacak. Aslında zaten blogumu takip eden biri bu iki lige olan ilgimin farkındadır. Aldığım bu karardan mütevellit sizlerin benden takip edebileceklerinizin listesi şöyledir. -Bu liste genişletilecektir o konuda eminim-

Takımlar: Galatasaray, Trabzonspor, Tottenham Hotspurs, Arsenal, Liverpool, Wolfsburg, Eintracht Frankfurt, Schalke 04...

Futbolcular: Tuncay Şanlı, Sebastien Bassong, Glen Johnson, Michael Owen, Jack Wilshere, Sebastian Giovinco, Esteban Granero...

Teknik Direktörler: Michael Skibbe, Hugo Broos, Bülent Uygun, Felix Magath...

eklemelerinizle bu listeyi genişletebiliriz...
sevgiler volkanbk3

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Tuncay'ı bir rahat bırakın

Ne zaman bir futbolcumuzu avrupada bir lige göndersek aradan bir yıl geçmeden geri transfer etmek için çabalara giriyoruz. Elbette gittiği ilk sene yeterince forma bulamaması da bunda etken oluyor. Sanki bütün yeni transferler bir an evvel ilk 11'e girip takımının yıldızı oluveriyor?!

tuncay-sanli

Tuncay da ilk senesinde takımının parlamaya aday oyuncularındandı. Ancak ikinci yılında tüm takım "Bu takımda sadece Tuncay var" demeye başladı. En iyi sezonunda takımının lig düşmesi tabi ki onun suçu değil. Takımı iyi oynatamayan Gareth Southgate'in Afonso Alves inadıdır Middlesbrough'yu Championship'e gönderen.

Şanlı'nın alt lige düşmesini fırsat bilen ve spor gazetesi oldukları iddiasında bulunan tüm gazeteler yıldız oyuncuyu hemen Fenere transfer ettiler. Aziz Yıldırım da zaten hemen "5 kuruş vermem" cevabını verdi. Sonra da sesleri kesildi bizim 'spor' gazetelerinin.

Cobansalata'dan sevgili Ozhano da Tuncay'ın transferi hakkındaki kendince üç ihtimali yazmış.

1. Tuncay gelecek, Fener'e imza atacak ve paşa paşa askerliğini yapacak.

2. İlgili maddede bir açık aranıp Tuncay'ın durumu oraya sıkıştırılmaya çalışılacak.

3. Genelkurmay Başkanlığı Tuncay'a özel ya da onu da içine alacak şekilde yukarıdaki maddede bir esneklik ya da değişiklik yapacak.

Ben de kendimce bu ihtimalleri yorumlayayım. Öncelikle birinci ihtimal mümkün ama gelir gelmez askerliğini yapacak karmaşasını ortadan kaldıralım. Çünkü öyle bir kural yok. Öyle olsa Galatasaraylı Semih Kaya hemen askere alınırdı. Ama resmi olmasa da güvendiğim arkadaşlarımdan aldığım bilgiye göre kural-yasa futbolcuların 38 yaşına dek askerliklerini tecil ediyor. 2. şıkka ben anlam veremedim. Neyi düşünerek öyle bir ihtimal oluşturdun Ozhano anlat bize de... =))

Son ihtimale ise kesinlikle karşıyım. Böyle isimlerin torpille ya da baskıyla yasaları çiğnemesinden hiç hoşlanmıyorum. Bunun Aziz Yıldırım forsuyla yapılacak olmasının da bu karşıtlığımda etkisi büyük elbette. Ama Süleyman Hurma da yapacak olsaydı istemezdim.

Sonuç olarak Tuncay'ı rahat bırakın. Bu adamın İngiltere'ye giderkenki en büyük amacı elbette Championship'te oynamak değildi. Premier Lig'de Arsenal'e gol atmaktı. Yaptı. Bir süre yurtdışında iyi bir lige forma gimymekti. Diğer yandan da yasalardaki 3 yıl faal olarak yurtdışında çalıştıktan sonra ülkeye döndüğünde bedelli askerlik hakkına sahip olmaktı. Kaldı bir senesi. Öyle ya da böyle bu adam transfer büyük bir takıma transfer olamazsa da şu 15 gün içinde Championship'te mücadelesine devam edecek. Halı saha ruhundan gelen Sakaryalı da bulunduğu ligden sıkıntı duymadan futbolunu oynayacaktır.
sevgiler volkanbk3

Sevmediğim Galatasaraylılar Onbiri

Takım Kadrosu:
Osman Tamburacı

Hıncal Uluç

Gökmen Özdenak

Serhat Ulueren

Cemil İpekçi

Nihat Doğan

Esra Ceyhan

Tolga Karel

Yıldo

Engin Ardıç

Ayşe Arman
Sahaya Yayılışları

Yedek oluşturamadım. Var mı başka?

Avrupa Ligi Maçları ve Yayınlanacağı Kanallar

Galatasaray-L. Tallinn

Tarih: 20.08.2009
Saat: 21.45
Stad: Ali Sami Yen
Kanal: D Smart platformunda yer alan Futbol Smart kanalı ile HDTV ve Loca2 kanallarından yayınlanacak.
Sion-Fenerbahçe

Tarih: 20.08.2009
Saat: 21.30
Stad: Stad De Geneve
Kanal: D Smart Euro Futbol Kanalı ile D Smart Loca 1 kanalından canlı yayınlanacak.

Trabzonspor-Toulouse

Tarih: 20.08.2009
Saat: 19.45
Stad: Avni Aker Stadı
Kanal: D Smart platformunda yer alan Futbol Smart ve Loca 2 kanallarından ekranlara gelecek.

Sivasspor-Shakhtar Donetsk

Tarih: 20.08.2009
Saat: 21.00
Stad: 4 Eylül Stadı
Kanal: Show Tv

En Hızlı Mahlukatlar

Görülen değerler, aşağıdaki mahlukatların 100 m.'yi kaç saniyede koştukları ile ilgili ortalama değerleri olup toleransı artı eksi %10'dur.

Çita 3.2 sn
Antilop 4.7 sn
Aslan 5.5 sn
Tavşan 6.6 sn
At 7.3 sn
Tilki 9.3 sn
Öküzümtrak Usain Bolt 9.58 sn
Boz Ayı 9.8 sn
Fil 10.6 sn

N'apayım; adamı artık kendi cinsiyle karşılaştırmayı bıraktım. O zaman doğaya bakayım dedim ve karşılaştırdım. Bir sonraki yarışta en büyük hedefi tilkiyi geçmekmiş Bolt'un. Doğrudan atlamak istemedim 9.58'den sonra, doping sonuçlarını bekledim birşeyler yazmak için. Sonuçlar tertemiz çıkmış, doğal olarak o zaman şu çıkıyor: Bu adam adam değil insan değil tilki ile ayı arası bir yaşam formu kanımca :D. (Adam değil ne demek ya :D.)

Bir de bu arkadaşa acaba doping falan versen at ile yarışa soksan hangisi geçer ya da ne kadar derece elde eder? Çok merak ediyorum. Düşünsenize adama dopingi basıyorsun 7,5-8 saniyeye iniyor. Yuh be...

Son olarak Avrupa'da olsun Türkiye'de olsun kanatlarda sorun yaşayan takımlara bir numaralı tavsiyemdir bu adam. Azıcık topa vurmayı, top kontrolünü falan öğretsen ki mutlaka oynamıştır çocukken falan, rakip kanatları allak bullak eder. Defansta çok iyi kademelere girer. Bir bakarsın geride, bir bakarsın ileride. Düşünsenize Usain Bolt ile İbrahim Üzülmez karşı karşıya. Hayali bile olanaksız...

18 Ağustos 2009 Salı

En Uzun-En Kısa-En Şişman

Kristof Van Hout (Standard Liege) 2.10

Yang Chanpeng (Wuhan Guanggu) 2.05

Vanja Ivesa (Eskişehirspor) 2.05

Tor Hogne Aaroy (Aalesund) 2.04

Jan Koller (Krylya Sovetov Samara) 2.02

Diego Buonanotte (River Plate) 1.57

Bakary Kone (Olimpik Marsilya) 1.63

Alanzinho (Trabzonspor) 1.64

Saheed Adebayo Akinfenwa (Northampton Town) 105 Kilo

Kristof Van Hout (Standard Liege) 104 Kilo

Scott Bevan (Turquay) 102 Kilo

Edu-Washington İkilemi

Yukarıdaki fotoğraftaki iki futbolcunun da Fenerbahçe'den ayrılmalarındaki en önemli etken sağlık sorunları oldu. Washington'un kalp rahatsızlığına bağlı olarak sözleşmesi feshedildi ve işin içine sağlık girdiği için o anda bu karar gayet doğruydu. Ancak O sağlığına kavuşup Atletico Paranense'ye gitti. Oradan uzakdoğuya (Tokyo Verdy ve Urawa Reds); daha sonra tekrar Brezilya'ya Fluminense'ye (28 lig maçı 21 gol) ve buradaki olağanüstü performansı ile Santos'a (15 lig maçı 7 gol) imza attı. Şu an 34 yaşında ve tam anlamıyla futbol hayatının ikinci baharını yaşıyor ve eminim çoğu Fenerbahçeli "keşke takımda kalsaydı ya da tekrar alınabilseydi" diyebileceği bir futbolcu. Şimdi de ona benzer bir olay Edu'nun başına geldi. Bacağındaki sorun gerçekten de futbol hayatını bitirebilecek türden deniliyor. Acaba O da Washington gibi düzelip taraftara "Keşke takımda kalsaydı, doğrudan sözleşmesini feshetmeseydik" dedirtebilecek mi? Malum 8 yabancı sınırı var ama Ligde ara döneme kadar ne olup biteceği bilinemez.

Tuncay Döner mi Dönmez mi?

Son zamanlarda Fenerbahçe'nin Tuncay'ı büyük ihtimalle kiralık olarak tekrar takıma katacağı ile ilgili haberler ortalıkta dolaşıyor. Her ne kadar Aziz Yıldırım takımdan bedava giden bir oyuncuyu para verip geri almam dese de bu transfer çalışmasına onay vermiş gibi görünüyor. Ancak sorun herkesin de az çok bildiği gibi Tuncay'ın askerlik durumu. Fenerbahçe Tuncay'ın bedelli askerlik hakkına sahip olup aynı Nihat'ın yaptığı gibi 21 gün askerlik yapmasını sağlamak istiyor. Bunun içinde Türk Silahlı Kuvvetleri ile devamlı görüş alışverişi içindeler bana göre. Bir çıkış yol arıyorlar ama kanunda şu anda yürürlükte olan madde gözönünde bulundurulursa bu mümkün değil. Neden mi Buyrun 1111. Sayılı Askerlik Kanunu'nun Ek-1 maddesi:

"Oturma veya çalışma iznine sahip olarak işçi, işveren sıfatıyla veya bir meslek ya da sanatı icra ederek, yurt içinde geçirilen süreler hariç olmak üzere, toplam en az üç yıl süre ile FİİLEN yabancı ülkelerde bulunan bu Kanun ile 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanununa tâbi yükümlüler, durumlarını ispata yarayan belgelerle birlikte bağlı bulundukları Türk konsoloslukları aracılığı ile askerlik şubelerine başvurmaları, 5.112 Euro veya karşılığı kadar yönetmelikte belirtilecek yabancı ülke parasını, başvuru tarihinden itibaren başvuru yılının sonuna kadar ödemeleri ve 21 gün süreli temel askerlik eğitimine tâbi tutulmaları halinde muvazzaf askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılırlar. Dövizle askerlik hizmetinden yararlanmak üzere başvuranlar; öngörülen dövizi başvuru sırasında def’aten ödeyebilecekleri gibi, dörtte birini başvuru sırasında, kalanını ilgili yılın sonuna kadar olan süre içinde en çok üç eşit taksitte ödeyebilirler...."

Tuncay da şu anda can atıyor Fenerbahçe'ye geri dönmek için. Yurtdışında zaten 3 yılını tamamlamadı da önemli olan "fiilen" vurgusu hem onun hem de Fenerbahçe taraftarının Tuncay'ı kiralık da olsa tekrar takımında geri görme hayallerinin önüne ket vuruyor. Ve eğer bu sorun çözümlenmezse İngiltere'de M.Boro'da kalmaya razı üç yılı doldurmak uğruna. Burada artık 3 ihtimal var:

1. Tuncay gelecek, Fener'e imza atacak ve paşa paşa askerliğini yapacak.
2. İlgili maddede bir açık aranıp Tuncay'ın durumu oraya sıkıştırılmaya çalışılacak.
3. Genelkurmay Başkanlığı Tuncay'a özel ya da onu da içine alacak şekilde yukarıdaki maddede bir esneklik ya da değişiklik yapacak. Ancak daha meclis açılmadığından transfer sezonu bitmeden de meclis böyle bir kanun değişikliği için toplanmayacağından mütevellit üçüncü maddenin olma ihtimali azalıyor.

Yakında zaten Genelkurmay Başkanlığı bu konuyla ilgili bir açıklama yapacakmış. Bakalım hangi madde olacak?

Senin Aldığın Para Haram!

Galatasaray-Denizlispor maçını canlı izleyemedim. Gece yarısı eve ulaştığımda sabahın ilk saatlerine kadar maçı seyrettim. Daha sonra da Maraton'un tekrarı başladı. Erman Toroğlu pozisyonları değerlendirmeye başladı. Keita'ya yapılan penaltıya "penaltıyla alakası yok", o gevrek sesiyle "yaaaaannnniiii" deyip "penaltı penaltı gibi olmalı" demez mi; beynimden vurulmuşa döndüm. Üstüne üstlük bir de "Keita kendini takıyor hakemler buna dikkat etmeli Keita çok hızlı onun özellikle ceza sahası içindeki ikili mücadelelerini daha dikkatli izlenmeli" deyip hedef göstermez mi Keita'yı? Şansal Büyüka bile şaşırıyor "Emin misin hocam?" diye yorumunu teyid etmesini istiyor. Ben kızgın, Şansal şaşkın. Ben "yuh artık, 5-6 kere tekrar edildi pozisyon"diyorum eminim Şansal da aynısını demiştir.

Tamam, adamın dedikleri kendi görüşüdür, kendini bağlar da kaç sene hakemlik yapmış, bu işten ekmek yemiş ve hala daha ekmeğini buradan kazanan bir insan nasıl olur da bu pozisyona "Keita kendini adama takıp yere atmış" der? Ayıp ya. Acaba kime ya da neye hizmet ediyorsun? Ligin erken bitip maçların ve dolayısıyla kendinin reytinginin azalacağından kuşku duyup Galatasaray'ın buz gibi penaltısına penaltı değil mi diyorsun? Normalde çoğu zaman kaale almam ama Keita'nın pozisyonu için bile bunu deyince dayanamadım artık.

Aslında belki ilk seyrettiğinde "penaltı değil" diye yargıya vardı kocaman hakem eskimiz. Yayında da ilk anda o önyargı ile doğrudan penaltı değil diye atladı. 3-5 sefer bakınca kendi de anladı penaltı olduğunu ama sözünden dönmemek için aynen devam etti penaltı değil deyişine. Bunları gördükten sonra gerçekten sahada maç yöneten hakemlere haksızlık edildiğini daha çok anlıyorum. Adamlar bir kerede çözüyorlar. Bu adam 5 sefer seyrediyor pozisyonu çözemiyor.

Son olarak bu insana yukarıdaki fotoda gösterdiği gözlüğü almayı tavsiye ediyorum. Malum yaş ilerledikçe göz de hassasiyetini yitiriyor. Bu abi bazı şeyleri ya görmüyor ya da görmek istemiyor. Acaba neden? Masumane bir hata mı yoksa işin içinde başka işler mi var?

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Yaşayanın Gözünden Deprem Anı

...Birşeyler gelecek başımıza diyorduk arkadaşlarla birbirimize. Hayrı alamet değildi bu kadar sıcak bir hava. Geceleri uyumak ne mümkün. Yine arkadaşlarla oturduk yine böyle bir sıcak yaz akşamında sitenin çay bahçesinde. Gırgır, şamata, devam etti muhabbet gecenin 12 sine kadar. Muhabbet de tabiki ÖSS ve ayrılacak olmamızdı. O sitede neredeyse birlikte doğmuş birlikte büyümüştük. Aynı anaokulu aynı ilkokul aynı ortaokul ve aynı lise. Hiç ayrılık olmamıştı. Üstüne üstlük yaz tatillerini bile ailelerimiz birlikte organize ediyorlardı. Arkadaşlık kardeşliğe dönüşmüştü kısacası.

Neyse muhabbet bitti evlere ayrıldık. Eve geldim bizimkiler yatmıştı. Ben de uyuyayım dedim ama ne mümkün. Bütün pencereler açık ama ufacık bir rüzgar bile yok. Vantilatörü açayım diyorum o bile yetmiyor vücudum yapış yapış. Allahım ne bu sıcak ne bu nem diyorum içten içe ve kalkmaya karar veriyorum. Balkona çıkıyorum. Balkonda takılıyorum gecenin ilerleyen saatlerine kadar. Bir süre sonra babam geliyor balkona. Ne oldu bir yerin mi ağrıyor diyor. Yok uyuyamadım diyorum. Saatine bakıp bak saat 3 olmuş hadi yat uyu diyor. İnanamadığım için ben de saatime bakıyorum gerçekten de saat 02.55. Abartmayım uyumaya çalışayım diyorum. Yatıyorum yatağıma.

Yatıyorum ama dön sağa dön sola yok uyuyamıyorum. Gözlerim açık öylece duruyorum yatakta. Bir anda sol tarafımdaki pencereden tüm gökyüzü aydınlanıyor. N'oldu demeye kalmadan bir gürültü ve sallanmaya başlıyoruz. İlk başta çok yavaş. Gözlerimi kapatıyorum yan taraftaki duvara iyice yapışıp şimdi biter zaten bekleyeyim diyorum. Ardından bir önceki gürültüden daha yüksek bir ses. Benden "Allahım bitir n'olur" diye bir haykırış. Tabi bu olanlar 2-3 snlik bir zamanda oluyor. Sarsıntı gittikçe artıyor. O andan itibaren kendimi çok iyi hatırlıyorum. Cenin pozisyonuna geçmişim. Bacaklarımı dizlerimden büküp kollarımla bacaklarımı bağlamışım ve ardarda kelime-i şehadet getiriyorum. O anda bile hala daha düşünebiliyorum. Kendime bak görüyormusun ölüm korkusu içine düşünce nasıl da Allah'a dönüyorsun yalvarıyorsun diyorum.

Neyse sarsıntıdan artık acayip sesler geliyor evin içinden ama aklıma hiç yataktan kalkıp kaçmak gelmiyor. O arada annemin "Özhan" diye haykırışını duyuyorum sanki ipimi koparmış gibi kalkacak oluyorum. Ama kalkamıyorum çünkü üzerime yatağımın tam karşısındaki gardrop düşmüş hiç farkında bile değilim. Ama biraz zorlayıp canımın acısıyla kalkıyorum. Kapıyı açacağım fakat o da ne kapı açılmıyor, deprem alttan vurunca kapının dili kilitlenmiş. Kapı bana doğru açıldığı için de tekme atmak da mantıksız. Kaldık diyorum burada öldük garanti, anneme "kaç" diye bağırıyorum. Gitmem diyor ve ağlıyor. Ne yapayım diye düşünüyorum ama kurtuluş yok. Pencereden atlayacağım ama önünü birşey tamamen kapatmış. Oda kapısının camını kırıyorum ne alakaysa. Oradan geçmem mümkün değil. Elim yaralanıyor ama düşünen kim? Annemin elini tutuyorum. "Git" diyorum, gitmem diyor. Ölürsek beraber kalırsak beraber diyor canım annem. Bu arada babam hiç ortalıkta yok. Daha sonra öğreniyorum ki can korkusuna deprem başlayınca bir anda koşup binanın ana girişine kadar kaçmış, tam o anda biz aklına gelmişiz ve geri dönmüş. O geliyor çekil diyor bana kapının arkasından. Sağlam bir tekme atıyor kapıya ve o illet kapı, yelkenleri suya indirip açılıyor, açılmasıyla üçümüz de koşmaya başlıyoruz bu arada dışarıdan sesleri duyuyorum babama, anneme ve bana olan çığlıkları. Evin holünden geçerken ayaklarıma birşeyler batıyor ama can acısı falan hiç yok.

Dışarıya çıkıyorum gökyüzünü milyonlarca yıldız aydınlatıyor. Ömrümde o kadar çok yıldız görmemiştim. Yere bakıyorum yer yarılmış gibi girintili çıkıntılı. "Oha yer yarılmış" diyorum. Tüm dostlar hem ağlıyor hem de kucaklaşıyoruz. Bu arada kesilen elim aklıma geliyor bakıyorum bir damla kan akmıyor. Hani bir deyim vardır "Korkudan kanı çekilmek" diye. Parmağıma bakınca kemiği görüyorum ama kan yok. Oradaki dostlardan biri arabasından ilk yardım çantasını çıkarıyor ve elimi oksjenli su ve tendürdiyot ile temizleyip sargı beziyle sarıyor. Bu arada sabahın ilk ışıkları ile etrafın hali de ortaya çıkıyor. Benim yer yarılmış diye gördüğüm yere binanın çatısının dolgularının düşmesiyle oluşan girinti çıkıntılarmış. Ömrümde bir kere ağladığını görmediğim babam ağlamaya başlıyor bana çaktırmadan. Annem ne oldu diye sorduğunda "Ben binanın kapısına vardığımda daha Allah'ın bir kulu yoktu ve eğer siz aklıma gelmeseniz bu dolgular benim kafama düşecekti" diyor. Babamın o lafından sonra hiçbirimiz gözyaşlarımızı tutamıyoruz.

Daha sonra sabah oluyor eve giriyoruz salondaki televizyon benim odama gelmiş nasıl olduysa ki evin birbirine en uzak odaları. Mutfaktakiler salona gelmiş, oturma odasındakiler mutfağa yani herşey darmadağın olmuş. "Buradan nasıl çıkmışız biz?" diyorum.

Evde yapılacak birşey kalmayınca şehrin merkezine iniyorum. Tek kelime ile koskoca şehir dümdüz olmuş. En yakın arkadaşımın evine gidiyorum. Yanındaki koskoca bina onun yattığı odayı ortadan biçmiş. Ne oldu diye birilerine soracağım ama herkes birilerini arıyor kime soracaksın. Sonra uzaktan bir ışık gibi bir şey yaklaşıyor. Arkadaşımdı. Birbirimize öyle hızlı koşuyor ve sarılıyoruz ki kemiklerimizi kıracak gibi oluyoruz. Nasıl kurtuldun diyorum. Sapanca'daydık hepimiz diyor. O da o şekilde kurtuluyor. Ama herkes onlar kadar şanslı değilmiş. O apartmandaki herkes ölmüş. Zaten şimdi bile o ölü kokusu burnumun dibinde. Arama kurtarma çalışmalarına katılıyoruz AKUT ve askerlerle birlikte. Kurtardığımız insanların ettiği dualar insana daha bir güç veriyor. Daha şevkle katılıyorsun çalışmalara. Nitekim yardımcı oluyoruz çalışanlara. Böyle geçiyor depremden sonraki ilk gün. Sonraki günler de böyle geçiyor ve insan adapte oluyor o zor yaşam şartlarına.

İşte 17 Ağustos depreminin her saniyesini bir-fiil yaşayan bir Sakaryalının yaşadıkları. Allah bir daha kimseye böyle bir deprem ya da böyle bir acı göstermesin. Maaşallah buralarda yeni yapılan binalara yine 4-5 kat izinleri verilmeye başlandı. Hiçbir zaman yaşadıklarımızdan, ya da başkalarının başına gelen bu tip hiçbir olaydan ders almıyoruz. Bakalım ne zaman deprem gerçeğini anlayacağız?

Başkaları unutsa da biz UNUTMUYORUZ, UNUTTURMUYORUZ, UNUTTURMAYACAĞIZ...

16 Ağustos 2009 Pazar

15-16 Ağustos İddaa Kupon Sonuçları

Geçen hafta yaptığım kuponun sonucunu yayınladığımda bir arkadaş yaptığı yorumda Türkiye Ligi ile sınırlı kalmamı tavsiye etmişti. Bu hafta da dediği çıktı. Neyse sonucunda yine soğuk suyu içtik.

Bana Sorarsan İnşallah Derim!

Ali Şen: "Ligin 10. Haftasındaki Galatasaray maçından sonra eğer Galatasaray birinci olursa ve Fenerbahçe geçen sezonki gibi bir performansa sahip olursa olağanüstü kongre kaçınılmaz olur."

Ali Şen'in bu açıklamasına bir Galatasaraylı olarak vereceğim tek cevap inşallahtır. Başka laf da etmem. Ama yanımdaki Fenerbahçeli arkadaşım Ali Şen'in bu lafına istinaden ağzından çıkan laf çok hoşuma gitti: "Öyle olursa sen de kına yakarsın, şom ağızlı!"

Gerçekten Ali Şen zaman zaman Aziz Yıldırım'ı destekler mesajlar verir ama genelde Fenerbahçe'nin sıkıntılı olduğu anlara rastlayan bu ve buna benzer çıkışları insanın aklına kurt düşürüyor. Acaba Ali Şen Fenerbahçe'nin içindeki İrlandalı mı ya da artık bu yönetime destek sona erse de geri dönsem mi diyor? İnsanoğlu bu, içinden geçer mi geçer. Bu açıklamalar da fikrin zikre dökülüşü olabilir.

Ali Şen'e aslında biri artık yöneticiliğin ve yönetim kurullarının en küçük bir başarısızlıkta değişmeyeceğini, taraftar profilinin değiştiğini hatırlatması lazım. Geçen sezon başarısızlık olunca çok uğraştı hem Dede'yle hem yönetimle özellikle Güiza'yla. Haklı da olabilir hatta haklıydı da ama yönetimin onca yıllık birikimini gözönünde bulundurmayıp külliyen hatalı duruma düşürmesi yanlıştı. Yanlıştı ki desteklediği Şadan Kalkavan'a nal toplattı Aziz Yıldırım.

Hattıni bil!

obama-topaloğlu
Evet Trabzon havaalanında böyle karşılanıyorsunuz. Bence dünyanın en komik durumu. Bir yanda Obama, diğer yanda Topaloğlu. Görür görmez ne yaşayacağını şaşırıyor insan. Zaten uçak inerken sağıma bakıyorum uçak evlerin dibinden geçiyor. Soluma bakıyorum deniz var. Nereye indiğimizi tam anlayamamanın şoku ve havaalanının yerine olan hayranlığım katılıyor. Ardından da bu reklamı görünce dumur olmakla karadenizli zekasını övmek arasında kalmaktan ne yapacağını bilemiyor ve sadece gülüyorsun. Sabahın 8buçuğunda böyle neşeli bir şekilde karşılanmak tabi ki ilaç gibi geliyor. Bir anda uykusu açılıyor insanın. E peki ne işim var benim sabahın köründe orada değil mi?

Diego Lugano-Kürkçü Dükkanı

Sen bütün Avrupa'yı dön dolaş kulüp bulamayınca ya da kulüp bulamayınca demek yanlış olur istediği parayı kimse vermeyince eski takımına geri dön. Fenerbahçe'nin web sitesinde haber yok ama Diego Lugano'nun web sitesinden alıntı yukarıdaki foto. Ama helal olsun Aziz Yıldırım'a, hiç yüz vermedi Lugano'ya, "bizim vereceğimiz para bu " dedi Lugano'ya bekledi. Hiç te geri adım atmadı. Sonunda Lugano da kürkçü dükkanına geri döndü. Artık ne kadar zamanda eski Lugano olur ya da olabilir mi bilemiyorum. Bu sene de o gergin Lugano'yu büyük ihtimalle göremeyebiliriz. Çünkü denilen odur ki, anlaşılan paranın yarısı peşin yarısı maç başı olarak verilecekmiş. Yani Lugano'nun kaçırdığı her maç ona maddi bir kayıp olarak geri dönecek. Aziz Yıldırım, her bakımdan Lugano'nun iplerini elini almış oluyor görünen durum itibariyle. Neyse hoşgelmiş olsun Lugano. İnşallah bu sene sadece performansı ile konuşulur...

Diğer yandan Fenerbahçe taraftarının Lugano'ya takınacağı tavır da çok önemli hale geldi. Geçen sezonun taraftarlar tarafından en sevilen oyuncularından biri olan Lugano'ya taraftar bu sezon da bu olaylardan sonra aynı sevgiyi gösterebilecek mi? Önemli olan bu.

Foto: http://www.diegolugano.org/

Edit: Anlaşma haberi fenerbahce.org'a da da yayınlandı. Bana göre Fenerbahçe en önemli transferini yaptı Lugano ile anlaşarak.