Sayfalar

30 Nisan 2010 Cuma

Kıssadan Hisse...


Türkiye'de dershaneye gitme yaşı 10'a kadar indi.

Türkiye'de resmi olarak 4.170 adet dershane var.

Türkiye'de 2 milyon öğrenci dershaneye gidiyor.

Türkiye'de bir öğrencinin dershanede eğitim görmesi için ödenmesi gereken tutar 2000-6000 TL arasında değişiyor.

Türkiye genelinde yıllık 3 milyar TL dershanelere harcanıyor.

İstanbul'da 657 adet dershane var. Ama iller sıralamasında İstanbul 43. sırada.


Emine Sipahi ismini bazılarınız bilir. Emine Sipahi oğlunu dershaneye göndermek için kendisine uzatılan akit belgelerini imzalar. Ancak ödeyemeyince dershanenin mahkemeye başvurusu neticesinde bu tutar mahkeme kararıyla 5000 TL'ye çıkarılır. Anne bu tutarı ödeyemeyince hapse gönderilir. Hikaye tabiki burada bitmez. Oğlu Saner bu durumu kendini yediremez ve sonuç oğul Saner'in intiharı. (5 Nisan 2010)


Başka bir örnek, Osman Nuri Avşar. 50 yaşında emekli bir öğretmen. Bir eğitimci olarak onca yıl boyunca o il senin bu il benim derken hayatın zorlukları karşısında ruhi olarak sıkıntıya düşüyor ve psikolojik destek almak zorunda kalıyor. Üstüne bir de haciz şoku yaşanıyor. Sonuç, baba Avşar oğul Avşar'ı bıçaklıyor. (30 Nisan 2010)


Ne bir söze gerek var, ne de bir yoruma. Herşey apaçık ortada...

29 Nisan 2010 Perşembe

Mourinho Olmak

"Çok fazla kazanan kaybetmesini bilmez. Bu çok zor ve ben bunu daha önceden söylemiştim."

"Bu kinin sevgiye dönüşeceğine inanacak kadar salak değilim."

Bu sözler Jose Mourinho'ya ait. Sevenimiz, sevmeneyimiz, nefret edenimiz etmeyenimiz vardır mutlaka. Herkese hitap eder bir tavrı yok Portekizlinin. Olması da mümkün değil. Hem onun yapısı hem de insanoğlunun genel genetik yapısı uygun değil buna. Benim için Mourinho bir istisna. Onun takımlarını izlerken takımlarının ne yaptığı değil onun ne yaptığı ya da yapacağı önemli benim için. Çok sevdiğim Barcelona'nın elenmesini bile sırf bu yüzden çok istiyordum. Acaba maç bitince Jose ne yapacak, ne söyleyecek? Senelerdir sabrediyordu, senelerdir katlanıyordu Şampiyonlar Ligi'nde kaybetmeye. Bu sefer farklı olmalıydı. Geçmiş yıllarda çok daha fazla hak ettiği dönemlerde başaramamıştı. Malzemesi bolken yapamadığını daha az malzemeyle ama sırf yapabileceğine inandığı için yapabileceğini biliyordum ben. Üstelik büyük başarılar en büyük engelleri aştığında kazanılır.

Kurada yarı finalde muhtemel Barcelona - Inter eşleşmesini gördüğümde şampiyon Mourinho olacak demiştim. Çünkü o farklı, çünkü o hepimizin içinde olan ama ortaya çıkaramadığımız isyankar ruh, çünkü o cesaret edebilen, kaybettiği, beceremediği milyonların göz şahitliğinde vücut bulacak olsa da bundan korkmayan adam. Mourinho en önemlisi ne olduğunu biliyor. Kendini küçümsemeyi bırakmış ve farkına varmış bir adam. Acı gerçekleri kabullenmeyi bilen ama isyanından yine de geri kalmayan bir şövalye. Yukarıdaki sözleri söylemek yürek ister. Kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyor. Sevgi ile kini ayırt edebiliyor, en önemlisi arkaya bakma huyu yok onun, hep önündeki fırsatların peşinde, elindeki değerlerin kıymetini bilmekte, o yüzden şimdi olduğu yerde Mourinho, işte o yüzden Inter Şampiyonlar Ligi'ni kazanacak, işte o yüzden Mourinho olmak isteyecek yüzlerce antrenör, içlerinde tutmayacaklar, sabredecekler, tecrübe edecekler, düşecekler ama Mourinho olmayı öğrenecekler. Belki hiç biri tam anlamıyla 2. bir Mourinho olamayacak, belki sadece bir efsane olarak hatırlanacak Portekizli ama gerçekçiliği, isyanı, değer vermeyi, gerektiği yerde kavga etmeyi nasıl doğru yaptığını en azından ben hiç unutmayacağım.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Allah İkisini de Nur İçinde Yatırsın

Utku, hayat ile sınavına çok erken başlamak zorunda kaldı. Geçen yıl 19 Temmuz'da babasını kaybetti. Dün de kanser tedavisi gören annesi daha fazla dayanamadı ve hayata gözlerini yumdu. Kısa aralıklarla hem baba hem de anneyi kaybetmek. Allah düşmanımın başına vermesin diyebileceğim bir olay varsa bu olan en keskin örnektir herhalde. Diyebilecek fazla birşey de yok. Allah hem Orhan Abi'nin hem de eşi Neslihan Şengürbüz'ün mekanını cennet eylesin, Utku'ya da sabır versin. Bunları öğrenince açıkçası utanıyorum kendimden, eften püften olaylara isyan ettiğim için kızıyorum ve hemen şükrediyorum şu anki halime...

Ruh Haline Tercüman - Heaven on Earth


Britney Spears - Heaven On Earth .mp3


Found at bee mp3 search engine


your touch
your taste
your breath
your face
your hands
your head
you're sweet
your love
your teeth
your tongue
your eye
you're mine
your lips
you're fine
you're heaven on earth

i've waited all my life for you
my favourite kiss
your perfect skin
your perfect smile

waking up and you're next to me
wrap me up in your arms and back to sleep
lay my head on your chest and drift away
dream of you and i'm almost half awake

(the palest brown i've never seen
the colour of your eyes
you've taken me so far away
one look and you stop time)

fell in love with you and
everything that you are
nothing i can do i'm really
crazy about you
when you're next to me

it's just like heaven on earth
you're heaven
you're heaven on earth

tell me that i'll always be the one that you want
don't know what i'd do if i ever lose you
look at you and what i see is heaven on earth
i'm in love with you

your breath
your face
your hands
your head
you're sweet
your love
your tongue

i'd move across the world for you
just tell me when
just tell me where
i'll come to you

take me back to that place in time
images of you occupy my mind
far away but i feel you hear with me
dream of you and you're almost next to me

(the palest brown i've never seen
the colour of your eyes
you've taken me so far away
one look and you stop time)

fell in love with you and
everything that you are
nothing i can do i'm really
crazy about you
when you're next to me
it's just like heaven on earth
you're heaven
you're heaven on earth

tell me that i'll always be the one that you want
don't know what i'd do if i ever lose you
look at you and what i see is heaven on earth
i'm in love with you

i'm in love with you
i said i'm so in love
i said i'm so in love
so in love

fall off the edge of my mind
i fall off the edge of my mind
for you
i fall off the edge of my mind
i fall off the edge of my mind
for you

fell in love with you and
everything that you are
nothing i can do i'm really
crazy about you
when you're next to me
it's just like heaven on earth
(so in love)
you're heaven
you're heaven on earth

tell me that i'll always be the one that you want
don't know what i'd do if i ever lose you
look at you and what i see is heaven on earth
i'm in love with you

i'm so in love
i'm so in love

i fall off the edge of my mind
(i'm so in love)
when i just look at you
i feel like i'm gonna jump into heaven
(so in love)
and you'll catch me
catch me if i jump
will you catch me?

27 Nisan 2010 Salı

Denize Çaldık ama Tutmadı Maya; O Zaman Dönelim Baba İşin Başına...

Aykut maçlarda takımını kurtardıkça Rijkaard sanırım yaptığı yanlışın farkına varıyordur. Varıyor mudur acaba? Çok abartı olacak biliyorum ama "Aykut kurtarıyor, Rijkaard yerin dibine giriyor". Taaaaaaa Leo transfer edildiğinde bahsetmiştik Aykut'un, eğer bir önyargı olmazsa ya da yabancı-yerli ayrımı yapılmazsa çok rahat bir şekilde kaleyi ele geçireceğinden hatta Ufuk'un performans olarak Leo ile yarışabileceğinden. Transferin tüm sorumluluğu yönetimde daha doğrusu transfer komitesinde ama Rijkaard gibi yıllarını futbola vermiş bir teknik direktörün olmayacak bir duaya amin demek için inat etmesi belki de bir şampiyonluğa maloldu. Tabiki Aykut da hatalı goller yiyebilir yiyecektir de ama Leo'dan daha çok umut aşıladığı aşikardır herhalde Galatasaray taraftarına...

26 Nisan 2010 Pazartesi

Derviş

Bambaşka hayallerle gelmişti İstanbul'a Bekir. Düşündüğü şeyleri bulamadı ama. Tercih edilmedi, hep arka planda kaldı, ilk seçenek olamadı. Ama sabretti, sabretti, bir kez sesini çıkarmadı. Oynadığı, oynamadığı her maç sonrası bir gülümseme vardı yüzünde. Çok çalıştığı, azmettiği belliydi. Fırsatı yakaladığım zaman değerlendirmeliyim, bu formanın kıymetini biliyorum edası vardı hep gözlerinde. Pazar günü Bekir onca çalışmanın, onca sabrın, onca cefanın karşılığını aldı. Hafta sonunun gözümü buğulandıran, bana futbol sevgimi hatırlatan ve mutluluk veren dakikasıydı Bekir'in attığı gol sonrası Yaradan'a seslenişi "Çok şükür Yüce Rabbim, şükürler olsun sana!"

Bu çocuklar insan, robot değil hiçbiri, arkasından kurmalı bebekler gibi kurup kurup salamazsınız onları. Onlar inançlarından, ailelerinden, kendilerine inananlardan besleniyorlar. Milyon kere söylediler çok kıymetli yorumcularımız "Bekir Fenerbahçe'nin topçusu değil." diye. Ama ne oldu? Fenerbahçe 2010 senesinin şampiyonu olursa ilk hatırlanacak adam oldu Bekir, Liderliği getiren, şampiyonluk yolunu açan adam. Bekir de diğer hakkı yenen çocuklar gibi bir futbol emekçisi, inançlarına, tanrısına sığınmış bir işçi. Bekir benim için bir Derviş. Muradı daha ne olabilirdi ki?