Sayfalar

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Fenerbahçe’ye Kanarya, Galatasaray’a Şahin!


Geçmiş zamanlarda bir dizi vardı Yılan Hikâyesi diye. Dizide esas oğlanımız vardı bir tane Memoli diye hatırlarsınız muhakkak. İçerikler falan farklı olabilir belki ama TFF başkanımız Mehmet Ali Aydınlar da yaptıkları ya da yap(a)madıklarıyla, söyledikleriyle veya söyle(ye)medikleri ile tam o dizinin ismine uygun bir hale getirdi Türk futbolunu. Yani ortada olan kaos durumunu ne kadar iyi yönetebiliyor kişiye göre değişebilir ama bir gerçek gözler önündeki futbolun patronu hergeçen gün daha da fazla tüm takımlara eşit olamayacağını açık açık gösteriyor.

Şimdi bu konuyla ilgili önceden yazdıklarımı önüme getirebilir bazılarınız. Hiç uzatmayım, bu kadarını beklemiyordum. Seçildiği ilk günlerde bu adamın Türk futboluna fayda, sakinlik ve sükunet getireceğine, üzerindeki Fenerbahçe formasını TFF Başkanı seçildiği gün çıkartmış olduğuna can-ı yürekten inanıyorum demiştim. Hatta bu şike-teşvik olaylarının başlangıcında çoğu kişi aldığı ilk kararlardan sonra kendisine saldırırken desteklemiştim kendisini ama yanılmışım.

Derdim kesinlikle TFF’nin aldığı kararları ya da al(a)madıkları kararları sorgulamak falan değil. Kimisine göre doğrudur, kimisine göre yanlış. İnsanın içine korku düştüğü andan itibaren kontrolünü yitirir, yitirince de mantıklı bir eylem beklemek zaten hayal olur.

Ancak bir şey var ki Memoli’nin yaptığı bu kadar da olmaz dedirtmiştir bana:

TFF’nin Kulüpler Birliği ile yaptığı ilk toplantıdan sonra almış olduğu Süper Lig ve Süper Kupa’nın ertelenmesi ve delillerin elde olmamasından dolayı kulüplerle ilgili herhangi bir şey yapamayacağı kararına karşılık Galatasaray Başkanı Ünal Aysal kulübün web sitesinden “…bu bağlamda değerlendirildiğinde, federasyonun hiçbir yasal dayanak belirtmeden açıklama yapma hakkı ve yetkisi yoktur. bu vesileyle federasyona, açıklamalarında ve kararlarında hukuki dayanak göstermek mecburiyetinde olduğunu hatırlatmak isteriz." açıklaması yapıyor. Yani hem elinde bilgi belge yok diyorsun hem de bu bir karar verebiliyorsun o zaman dengesizlik yapıyorsun diyor Ünal Aysal. Bunun üzerine vay sen niye konuşuyorsun diyerek TFF başkanı "…maalesef daha önce bazı kulüplerimizin de yaptığı ve 21 temmuz tarihinde Fenerbahçe gibi Türk futbolunun en köklü kurumlarından birisinden gelen, kamuoyunu ve hukuki süreci etkilemeye yönelik açıklama federasyonumuzda derin bir hayal kırıklığı yaratmıştır." açıklaması yaparak bir anda şahin kesiliyor TFF. Ama diğer yandan o zamana kadar alınamayan deliler ya da belgeler nasıl olduysa bu açıklamanın hemen ertesinde savcılıktan isteniyor ve belli bir süre sonra hepsi olmasa da bir kısmı TFF’ye veriliyor. O zaman Ünal Aysal’a karşılık yapılan açıklamanın ya da gösterilen şahinliğin bir anlamı kalmıyor.

Gel zaman git zaman dava devam ederken Galatasaraysız olmaz denip Bülent Tulun ve Adnan Polat da sorular sorulmak üzere savcılığa çağırılıyor. Mektup, para, Denizlispor-Fenerbahçe maçı falan derken bir şey çıkmıyor sorgudan. Ama o vakite kadar onlarca delil, tape vs’nin ortada döndüğü Fenerbahçe, Sivasspor, Giresunspor, Mersin İdman Yurdu, Beşiktaş, Trabzonspor, Eskişehirspor kulüplerle ilgili yargısal anlamda bırakın bir gram laf etmeyen TFF Başkanı Memoli hemen çıkıyor “bu işe karışmışlarsa gerekeni hemen yapar ligden düşürürüz.” Yahu dur; nedir, nedendir içindeki bu şahinlik duygusu Galatasaray’a karşı? Daha savcı bir konuşalım öğrenelim belgelerini isteyelim diyor sen çıkıp yargıyı etkilemeye yönelik konuşuyorsun. Elinde daha beterleri var onları neden görmüyor o çakır gözlerin!!!

Daha sonra TFF başkanı Memoli delilleri alıp değerlendirdikten sonra karar vereceğiz diyor ama bütün spor alemini bir odada toplayıp bir karar ver(e)mediklerini, bekleyeceklerini söylüyor. Ünal Aysal çıkıyor konu ile ilgili açıklama yapıyor yapmayın etmeyin UEFA başımıza bela olacak diye. Ama ne var ki bunun üstüne TFF başkanı Memoli çıkıyor diyor ki “federasyonumuzu hukuka aykırı davranan bir kurum olarak lanse eden ve yurtdışına şikayet etme gibi tarihi yanılgıya düşenleri, türk futbol tarihimiz affetmeyecektir." E be başkan sen eğer kendinden, kurumundan ve aldığın kararlardan ya da kararsızlıklardan eminsen niye korkuyorsun UEFA’dan? Kararını vermişsin UEFA ile eş zamanlı olarak bilgi paylaşıma gittiğini açıklamışsın. O zaman UEFA Türk futboluna ne yapacak ki? Nedir bu şahinliğin sebebi? Yoksa gerçekten olaylar aslında çok kötü de bir şekilde kendi içimizde kotarırız diyerek mi hareket etmeye çalışıyorsun kararlarını alırken ya da alamazken.

Şike teşvik olaylarıyla ilgili Memoli ilk kararları verirken demiştim, üzerinlerine herhangi bir yükümlülük al(a)mazlar, insiyatif kullan(a)mazlar, iddianameyi hatta mahkemenin bitmesini beklerler, o zamana kadar da kamu yararı, Türk Futbolu elden gidecek diyerek yanlışları bir şekilde kitabına uydurup güllük gülistanlı devam ederler yollarına diye. Şu anda beklediğim ama yanlış olan yolda devam ediyorlar seyahatlerine. Birilerine yarandıklarını, birilerini kolladıklarını zannediyorlar ama zaman korkudan şimdi al(a)madıkları kararlardan dolayı aslında o kulüplere geri dönüşü olmayan nice zararlar verdiklerini gösterecek. Bekleyin görün….

Falcao, Papa, Aynı Senaryo

Ben demiştim demeyi seven bir milletiz. O zaman bizim de buna biraz katkı vermemiz gerekecek :) Şaka bir yana 2009'da Falcao Porto'ya gelirken yaşanacak muhtemel senaryoyu tahmin edip Salata'ya yazmış olduğumuzu hatırladım. Gün ve an itibariyle Pinto da Costa şu yazıdaki Falcao ismi yerine bir başkasını koyarak aynı vurgunu vuracaktır, hiç şüphem yok. NBA'de draft akşamları son sıralardan, ya da beklenenden düşük sıralardan seçilen oyuncular için "steal" yani "çalıntı" derler. Namı değer Papa bu çalıntı işinin üstatlarından işte. Hatta daha ileri gidip yazıdaki Mourinho ismini de Villas Boas'la değiştirin, Papa'nın ileri görüşlülüğünü takdir edin derim. Buyrun yazı aşağıda, linki de, en sona da Papa'nın transfer başarılarını ekledik...

"Kolombiya'nın son dönemdeki en önemli futbolcularından Radamel Falcao. River Plate altyapısına 15 yaşında transfer edilip bu takımda 2005'te 19 yaşındayken forma giymeye başladığından beri, River Plate kimi alırsa alsın hep forma bulan isimdi Falcao. Orta boylu, atik ve çabuk hızlanan yapısıyla Arjantin Ligi'nde hep ön planda kalmayı başardı. Geçirdiği en iyi sezon 40 resmi maçta 19 gol attığı 2007-2008 sezonudur Falcao'nun. FM takipçileri özellikle orta sıra veya liglerde ilk 5 için oynayan takımlarla mücadele ederken fiyatının da müsait olması nedeniyle Falcao için River Plate'e bir teklifte bulunurlar. Çoğunlukla da az bir paraya Avrupa macerasına çıkardı Falcao. Bu sanal transferler gerçek oldu ve Kolombiyalı 2 gün önce Porto'ya transfer oldu. 5.5 milyon €'ya bitti transfer ve 4 yıllık imza attı Falcao.

Lisandro Lopez'in boşluğunu doldurmak için geldi Porto'ya Falcao. Lisandro Lopez de zamanında Racing Club'tan 2.5 milyona gelmişti Portekiz'e. Porto onu 24 milyona Lyon'a gönderirken yerine aldığı adama vereceğinin paranın 5.5 milyon olması tam bir yöneticilik başarısı ve bu başarı Porto başkanı Pinto da Costa'ya ait. da Costa senelerdir ucuza aldığı kıta dışı oyuncuları parlatıp alış fiyatının kat be kat üstüne satmasıyla tanınıyor. Lakabı "Papa" Portekizli İlhan Cavcav'ın. Porto bugün ekonomik sıkıntı çekmiyor ve bütün işler tıkır tıkır yürüyorsa da Costa bu işin baş mimarı. Öğretmenden bozma Mourinho'ya ilk ciddi işini teklif edecek kadar da cesurdur Papa. Estádio do Dragão'yu sadece 98 milyon €'ya mal edip kısa sürede Porto'nun hizmetine sunmuştur. Kısacası oyuncu parlatıp satarak kulübü Avrupa'nın en önemli sportif ekonomi odaklarından biri aline getirmiştir da Costa. Ve işte bu yüzden 2-3 sene içinde 20-25 milyonluk bir ücretle Falcao takım değiştirirken ben hiç ama hiç şaşırmayacağım.
"
 

Radamel Falcao ve Papa

Werner Lorant Ünlüler Çiftliği'nde

1860 Munih takımında güzel işler yaptıktan sonra Türkiye'de Fenerbahçe, Sivasspor, Kayseri Erciyesspor ve Kasımpaşaspor'a teknik direktörlük yapan Lorant artık televizyon dünyasının başka bir dünyası üzerinden ekrana gelecek. Alman Pro7 kanalında yayınlanan ve Türkiye'de Ünlüler Çiftliği ismi ile bir dönem yayınlanan televizyon programına ağır abi olarak katılmak üzere kanal yönetimi ile anlaşmış. Elinden düşürmediği tesbihi ve benim burada ne işim var; Ah bu paranın gözü kör olsunvari hali ile Alman televizyonunda katılımcılara neler yaşatacak bakalım Beyaz Saçlı Ağır Abi...
Bilgi için: http://www.prosieben.de/

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Çoban Salata Baytar'a Karşı

Aşağıda Engin Baytar'ın Trabzonspor'a transfer olduğu tarihte Çoban Salata'nın yorumunu gösteren bir yazımız mevcut. O günden bugüne fikrimiz 1 gram değişmedi. Baytar varsa sorun var. Umarım bu transfer gerçekleşmez ve takımda yeni oluşan harmoni bozulmaz. "Fatih Hoca Baytar'ı adam eder" diyenlere ise cevabımız "Hadi canım!". Yukarıdaki resim Baytar'ın saha içinde Umut Bulut ile kavga ettiği bir ana ait.

"Engin Baytar'ın günlerdir üzerinde çalışılan transferi sonlandırılmış ve Baytar'ı Trabzon kadrosuna katmış. Bir türlü sevemedim şu adamı. İlhan Cavcav gibi bir adamla bile sorun yaşamış son 2 sezonda hem Gençlerbirliği'nde hem de kiralık gittiği Eskişehirspor'da defalarca kez kadro dışı kalmış, saha içinde ve kameralar karşısında arkadaşlarıyla bir çok kez kavga etmiş, yetenekleri tartışılmaz ama karakteri sorgulanabilir bir isim Baytar. Bu transfere yapabileceğim tek yorum Broos'tan malzemecesine Trabzon'da Allah herkese sabır versin."

Engin Baytar

Çoban Salata Sportivi'de Canlı Yayın Konuğu

Blogumuzun kurucusu olan ben cenky ve yol arkadaşım, sevgili dostum ozhano bugün güzel insan Murat Türker'in Şeyda Baykal ile hazırlayıp sunduğu Blogtivi programında canlı yayın konuğu olacağız. Sportivi Tivibu'da 77. kanalda yayın yapmakta olan ülkenin yeni ve dinamik spor kanalı. Programın planlanan başlama saati 15:05. Çok keyifli olacağına inandığımız yayında tivibu üyesi dostlarla görüşmeyi diliyoruz. Aynı zamanda hem Sportivi'ye hem de Murat Türker'e yeni maceralarında sonsuz başarılar...

16 Ağustos 2011 Salı

İç Parçalayan Sakatlıklar #7

Seriye tekrar başladım. Birçok takip edeni olduğu gibi, görmek istemeyeni de çok olan bir seridir. Ama ben seviyorum bu seriyi :)

 David Busst - Nisan 1996 Manchester United Coventry maçı
(Busst'ın kariyerinin bittiği anın görüntüsüdür)

Marcin Wasilewski - Ağustos 2009 Anderlecht Standard Liege maçı
(Futbolcu 8 ay sonra sahalara golle dönmüştür)

#1#
#3#
#4#
#5#
#6#

14 Ağustos 2011 Pazar

Yok Artık Djokovic!


Yeni bloggerlardan Çağlar Yakıt'ın blogunda gördüm ve ben de paylaşıyorum. Cidden muhteşem ve çok eğlenceli bir reklam olmuş. Bu arada "head" dünya çapında bir spor malzemeleri firması bilmeyenler için...

Milli Takıma Umut Olsun


Umut Bulut'un Fransa'daki ilk resmi golü. Umarım devamı gelir, devamında da Umut Milli Takıma tekrar seçilir.