Sayfalar

6 Mart 2010 Cumartesi

Bob

Sene 1962, 10 Haziran gecesi, Brezilya ve İngiltere Dünya Kupası Çeyrek Finali'nde karşı karşıya geliyor.Maç içinde bir kaç kez sahaya girip çıkan bir köpek hem tribünlerin hem basının sevgilisi oluyor adeta. Özellikle İngiliz oyuncuların peşinden koşturan Bob adındaki ufaklık fotoğrafta İngiliz sol bek Ray Wilson'ın peşinde. Vina Del Mar'daki maçı Brezilya 3-1 kazanıp Kupaya kadar gidiyor, İngilizler'in elenişinden çok Bob hatırlarda kalıyor o gece.

2010'un İlk Rezaleti

Eşofmanlarıyla, terli formalarıyla kaçtı Bursalı oyunular ve teknik ekip. Yazık değil mi Diyarbakırspor'a,yazık değil mi emeklere. Cezasını bulmuş bir kaç çapulcu için yapılanlara bak. 2010 Türkiyesinin ilk rezaleti hepimize hayırlı olsun. Ankaraspor'dan sonra Lig'den düşen 2. takım belli olmuştur. Kendilerini taraftar zanneden o bilgiç güruh gidip bir taraflarına kına yakabilir artık.

Lost in Pacific

5 Mart 2010 Cuma

4-4-2 Öldü mü?

Bu özel milli maç haftası üzerinde uzun süredir düşündüğüm bir sorunun kafamda tekrar canlnamasına sebep oldu. 4-4-2 öldü mü? Futbolun beşiği İngiltere bile 4-4-2 denebilecek bir tertiple sahaya çıksa da düzenin 4-3-3'e daha çok benzediğini, Rooney'i tam bir santrafordan ziyade sol açık gibi kullandıklarına şahit oluyoruz. Almanya'ya bakıyoruz, ellerinde Gomez, Kuranyi gibi adamlar varken onlar da Löw'ün 4-2-3-1 dediği, daha ziyade Galatasaray'ın Rijkaard'la oynadığı oyuna benzer bir sistemle sahadaydılar Arjantin'e karşı. Arjantin de farklı değildi, yalnızca Higuain vardı santrafor payesiyle sahada yerini almış. İspanya'da da Del Bosque ya Villa'yı ya Torres'i sürüyor santraforda sahaya, beraber basamıyor çimlere her ikisi de. Birlikte göründükleri tek an birbirleri yerine oyuna girerken 4. hakemin yanında tokalaştıkları an. Fransa'da Anelka tek santrafor Henry kanatta, vesaire vesaire...

Türkiye Ligi'nde resim farklı değil 4 büyükler, Anadolu takımları, Bank Asya nereye bakarsanız bakın 4-4-2 yok, çift santrafor yok, yok oğlu yok. Peki neden? Nasıl oldu da 4-4-2'yi bu kadar çabuk kurban edebildik? İtalyanlar bile Milanıyla, Interiyle hep tek santrafora dönmüşken, Barçası Reali tek santraforu ezber edinmişken 4-4-2'yi nerelerde bulacağız tekrar?

Aslında 4-4-2'ye yapılan hastalıklı muamelesinden başka bir şey değil. Çift santraforun nasıl oluyor da 3 ya da 4 forvetten daha kötü olduğunu anlayamıyorum ben kendi adıma. Onlarca santrafor ikilisi geliyor dilimin ucuna efsane olmuş her biri, oynadıkları sistemlerde 4-4-2'nin ikilileri. Ama şimdi 2. santrafor bir nevi veba virüsü muamelesi görmekte. Kalabalık orta saha dedikleri martavalla, çok adamla hücum geyiğini birleştiriyor futbol dehaları! Neymiş efendim artık santrafor yokmuş da forvet oyuncusu tanımı varmış. Modern forvetler şunu yaparmış, bunu yaparmış. Aslında itiraf edemekleri 3 şey var:

1) Artık eskisi gibi bitirici, pozisyon almayı bilen, tek başına 2-3 adamı oyalayıp hücuma çıkarmayan santrafor yetişmiyor.
2) Oyunun 2 yönünü de oynamayı bilen orta saha ve kanat adamı yetişmiyor.
3) Futbol neredeyse tamamen fiziksel gücün ön planda olduğu bir gladyatörler savaşı haline geldi.

İngiliz futbolu Lineker'ini bulamadı senelerdir. En çok umut bağladıkları adam Owen'ı kendi kendilerine bitirdiler. Artan kasap sayısıyla birlikte kaybolup gidenlerden oldu. Hali hazırda devamlılık gösterebilen bir nokta santraforları yok. En uzun süre milli takımda dayanan Shearer futbolu bıraktığından beri en fazla devamlılık gösteren Rooney'in attığı gol sayısının fazlalığını açıklayacak tek sebep çok fazla pozisyona girebilmesi ve kuvveti. Ama her forvet oyuncusu Rooney değil, Rooney de her yakaladığını atabilen bir adam değil. 4-4-2'nin erbabı İngilizler'in elindeki en saf kanat adamının hala Beckham olması ise apayrı bir rezalet. Lampard, Gerrard ikilisini kadrodan çıkardığınız anda ise her iki ceza sahası arasını parselleyip hem atan, hem kurtaran başka birilerini koyamıyorsunuz 11'e.

İspanyolların orta sahadaki Xavi ve Iniesta piyangolarını takımdan çıkardığımızda 3. bir adam yok ki onlarla aynı görevi yapabilsin. Almanlar bir türlü Klose'nin yerine adam monte edebilecek alternatifi üretememiş. Podolski ve Müller kanat forveti rollerine adapte edilmeye çalışır durumda. Henry ve Gourcuff'ü kanatlarda değerlendiren Domenech tek santraforu Anelka olarak seçmiş, ama hiç aklında Henry-Anelka oynatmak yok. Arjantin de Higuain'i tek bırakıp kanatlarda Tevez ve Messi'yi öncelikli olarak düşünmekte. Bizim son Honduras maçında solda Arda sağda önce Volkan sonra Tuncay ileride Mevlüt/Halil tarcihinde bulunmamız 4-3-3'ün Milli Takımımıza da artık resmen girdiğini açık açık göstermekte. Zaten Hiddink'in olduğu yerde başka sistem düşünmek ütopya olmaz mıydı?

Rijkaard'dan, Ferguson'a, Guardiola'dan, Del Bosque, Benitez, Löw, Leonardo'ya 4-4-2'yi terk etmiş hocaların aklındaki tek şey sahayı daha iyi parsellemek. Her biri klasik sağ/sol bekten vazgeçmiş, onları yarım pozisyon ileri çekip hem savunma hem hücum sorumlulukları yüklemiş zavallıların üzerine. Aslında bu kanat bekleri o 3'lü sistemlerin köleleri. Orta sahanın göbeğine çoğunlukla çift stoperi dörtleyen emniyet sibopları koymuş, tabi şanslı olanlar o isimleri Lampard, Xavi, Gerrard'lardan seçmiş, olmayanlar orta saha stoperlerini. İşte bu adamlar, yani bu dörtlü fziksel mücadeleyi en üst düzeyde verip zaman zaman kasap önlüğünü de üzerlerine geçiren adamlar. En çok sakatlık ve karta sebep olan adamlar. O çok forvetli sistemleri kanat forvetlerinin % 95'i de savunma nedir bilmeyen ne orta saha ne santrafor olabilmiş, kırma karakterli adamlar.

Buradan bakıldığında birçoklarının oyunu güzelleştiriyor dediği 4-3-3, 4-2-3-1, 4 falan filanlı taktikler aslında dünya futbolundaki aşırı fizikselleşme ve kimliğini bulamamış futbolculara yer yaratma telaşından başka bir şey değilmiş gibi görünüyor. Oyunun her iki yönünü de oynayan adamlar yavaş yavaş azalır ve kaybolurken tıpkı 3-5-2'nin yok edildiği gibi 4-4-2 ve çift santrafor da yok edilmeye çalışılmaktadır. Hemen şu an aklıma gelen Owen-Fowler, Hakan-Arif, Vialli-Ravanelli, Klinsmann-Bierhoff, Romario-Ronaldo gibi ikilileri bir daha kolay kolay göremeyeceğiz. 4-4-2 suikastı devam ediyor, hastalıklı sistemler hızla ürüyor...

Çok Filim Hareketler Bunlar


çok film haraketler bunlar fragman , ersin, youtubeline.com
Yükleyen karapelerin. - Filmler ve diziler Dailymotion'da

İşte beklediğimiz türden bir film daha! Sadece gülmek ve hayattan soyutlanmak için; hıyarlı babası, havuçlu anası, Ersini, uçan ayısı, danası, kaçanı olmak üzere yepyeni bir 7. sanat harikası. Beğenmeyen açsın kendi sanatını seyretsin. Gülme hakkımız elimizden alınamaz :)

4 Mart 2010 Perşembe

Tasarı - Soykırım Komikliği / Bu Tavırlar Gerçek mi?

Ülkede bir anda yas havası oluştu neredeyse. Sanki Dünya'da ilk kez Ermeni Soykırımı tanındı herhangi bir ülkede. Efendim Obama ne yapacakmış da, Pelosi gündeme getirecek miymiş, Amerika'yla ilişkiler ne olurmuş? Hükümet, Başbakanlık hemen bir kınama açıklaması yayınlayıp Washington Büyükelçisi Namık Tan'ı geri çağırdı. İyi de çağırsan ne olur çağırmasan ne olur? Sanki Ermeni Soykırımı yasasını kabul etmiş ülkelerle bütün ilişkileri kestik, oralardan büyükelçileri çektik, onlarla ne ticari ne siyasi temas kurmuyoruz da Amerika ile mi kriz çıkacak şimdi?

Aşağıda 2 ekran görüntüsü var Wiki'den. Birincisi Ermeni Soykırımı vardır diyen ülkeleri ikincisi Ermeni Soykırımı vardır diyen 41 Amerikan eyaletini göstermekte. Görüldüğü üzere Başbakanımızın ailecek görüştüğü Berlusconi'nin Başbakanı olduğu İtalya, en büyük ihracatı yaptığımız, doğalgazda neredeyse göbekten bağlı olduğumuz Rusya, karşılıklı olarak vizeleri kaldırdığımız Lübnan, bir çok askeri ve ticari ilişki içerisinde bulunduğumuz Fransa, çok sayıda Türk'ün yaşayıp parlamentolarında milletvekili olarak görev yaptığı Belçika, Hollanda ve İsviçre. Daha da ötesinde üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği'ne bağlı olarak görev yapan Avrupa Parlamentosu da tanımış durumda soykırımı. Biz hala neyin kavgasını veriyoruz Allah aşkına? Asıl birileri çıkıp bize tüm limanlarımızı, hava alanlarımızı, devlet arsalarımızı nasıl oldu da o çok kızdığımız Ermeni Soykırım yasasını kabul etmiş başta Yunanistan olmak üzere yabancı devletlere sattığımızı ya da emanet ettiğimizi açıklasın.

Yılmaz Dümen

"Yeşil sahaların çılgın adamı Yılmaz Vural Esquire Dergisi’ne verdiği röportajda döktürdü! Kasımpaşa'yı çalıştıran Vural’ın futbolcuların cinsel hayatına yönelik fikirleri sporcuları zora sokacak cinsten. Vural’a göre futbolcuya ön sevişme yasaklanmalı çünkü parasempatik sinir sistemini etkileyip enerjilerini düşürüyor.

Pazar günü maçı olan futbolcunun perşembe akşamından sonra seks yapmaması gerektiğini savunan Vural, maçtan hemen sonra sevişmenin de kasları zayıflatacağını öne sürdü." Kaynak: Milliyet


Memleketlimiz Futbol antrenörü değil filozof maaşallah. Sayın Yılmaz Hocam popülerliğin dibine vurdun bu sezon, lafımız yok ama, haydar Dümen'in basın camiasındaki yerini niye sarsıyorsun, zorun nedir adamla? Bırak o da ekmeğine baksın, yazıktır, günahtır, etme hocam!

İşiniz Gücünüz Yok mu Sizin Evladım?


OK Go - This Too Shall Pass
Yükleyen yom_. - Diğer müzik videolarına göz atın.

Video'yu sporingen.blogspot'ta ya da diğer adıyla "Sporla Üreyenlerin Yerinde" gördüm. Herkes seyredebilsin diye dailymotion'daki kopyasını paylaşıyorum. Hastasıyım bu tür devamlılık deliliklerinin. Özellikle final sahnesi "gerçekten deli bu adamlar, işiniz gücünüz yok mu evladıııımmm!" dedirten cinsten. Ancak çok eğlenceli olduğunu söylemem gerek. Paylaştığı için Mozlu'ya çok teşekkürler!.

3 Mart 2010 Çarşamba

Ricky Davis Ankara'da

Nereden nereye be Tricky. Sen git NBA'de, Celticslerde, Cavslerde, Heat'lerde tarihin en iyi basketbolcularıyla omuz omuza ter dök, sonra öyle bir düş, ters kapak ol ki kendini bir anda Türk Telekom'da bul. Sözlerim yanlış anlaşılmasın, Telekom için değil söylediğim bu sözler, ama bu adam daha 3-4 sene önce NBA'in en önemli şutörlerinden biriydi, ardı ardına rekorlar kırıyor, 30'lu 40'lı sayılar atıyordu bir maçta. İşte kendine iyi bakmamak, profesyonelce yaşamamak insanı nerelere getiriyor iyi bakıp öğrenmek gerek. Umarım hem kendine hem Telekom'a fayda sağlar, sadece basketbole kanalize olur ve bize keyifli bir 4 ay yaşatır ligde.

Akıllı Olun, Adam Olun Lan!

Şu surattaki kızgınlığa, mide ekşiliğine, ilk yakaladığımı tekme tokat döverim edasına bakın sayın ve çok sevgili spor severler. Sonunda Capello'yu bile çıldırttılar. En son Roma - Galatasaray maçında görmüştük Capello'nun böylesi suikastçi yüzünü. İtalyan hoca ziyadesiyle sinirlenmiş durumda, hani utanmasa küfredecekmiş basın toplantısında topçulara. artık özel hayatınıza bir çeki düzen verin, yaptığınız hem ayıp hem günah, ettiniz güzelim Milli Takımın içine diyor öz olarak basın toplantısında Capello Baba.

Terry en yakın arkadaşının sevgilisiyle olmuş, meydana çıkınca hem dünya aleme rezil olmuş hem de performansı dibe vurmuştu. Chelsea Terry'e izin vermiş, takımdan bir müddet uzaklaştırmış, Capello ve FA elemanın Milli Takım kaptanlığını elinden almıştı. Yetmedi Afrika 2010'da takımda olması beklenen aldatılmış arkadaş ve sevgili Wayne Bridge, Terry ile aynı ortamda bulunamayacağı için Terry olduğu sürece tekrar Milli Takım faorması giymeyeceğini söylemiş ve Afrika'ya gitmeme kararı almıştı. Terry yerine kaptanlığa Rio Ferdinand'ın getirilmesine karar verilmiş, Rio'nun da hem seks hem doping skandalları gündeme getirilince bir anda fikir değiştirilmişti. Şimdi takım kaptanlığına getirilen isimse Steven Gerrard oldu. Bütün ülke tarafından sevilen ve saygı duyulan bir oyuncu olsa da Gerrard'ın adı bir çok bar kavgasına karışmış hatta bir dönem hapis cezası alması gündeme gelmişti.

Basın önünde bu derece asabi bir tavır sergileyen Capello acaba antrenmanda başlıktaki ifadeleri kullanıp bir atar yapmış mıdır takımına?

2 Mart 2010 Salı

Ken Block Snowboarding


[0-60] Ken Block's snowboard/rally bit from DC's M

Bu da inanılmayacak türden ama adam bu işi biliyor be kardeşim!

İlk Tutanın Elinde Kalır

Zydrunas Ilgauskas
Michael Finley
Mark Blount
Mike James

Hepsi artık serbest oyuncu. Play-off kadrosunu kuvvetlendirmek isteyen bir çok takımın ağzının suyu akıyordur. Tecrübe desen tecrübe, kariyer desen kariyer. İlga'yı Cavs Shaq'ın sakatlığı sonrası hemen bugün parselemeye çalışacaktır. Finley'i biraz zor paylaşırlar. James iyi bir pg yedeği olur. Blount'ı da isteyen çıkacaktır çok kötü geçirdiği son 2 seneye karşın. Kısacası ilk tutanın elinde kalır bu adamlar.

Ken Block Türkiye'ye Geliyor

Video: Subaru 2009 Ken Block   Benzer: subaru, ken, block, sti
Ken Block, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'da 15-18 Nisan tarihlerinde arasında gerçekleşecek Dünya Ralli Şampiyonası'nın dördüncü yarışında, co-pilotu Alex Gelsomino ile birlikte mücadele edecek. Ralli sporundan önce şov stili farklı sürüş tekniği ile ön plana çıkan ABD'li pilot, 2007 yılında otomobili ile 52.1 metre uzunluğunda bir atlama gerçekleştirip, 'Uçan Amerikalı' unvanının sahibi olmuştu. Bununla yetinmeyip sınırları zorlayan Ken Block, yarış otomobili ile Yeni Zelanda'da snowboardcular ile beraber kayak yapmıştı. (Kaynak: Habertürk)

Bu adamı yarışırken izlemek isterdim. Yukarıdaki video yeteneklerinin bir kısmını gösterir nitelikte. Bir de o uçtuğu görüntüler var ki onları kaliteli bir şekilde bulursam koyacağım. Düşünsenize Ken Block'un kullandığı arabada oturduğunuzu :)

1 Mart 2010 Pazartesi

Güiza - Jo İkilemi (Şansal-Erman Yorumu)


Şansal: Hocam ne diyorsun bu Guiza'nın düşürülüşü hakkında? Hakem faul verdi ama İBB'li defans oyuncuya sarı kart gösterdi.

Erman: Şimdi Şansal, ben bu pozisyonu biliyorum izlemeye gerek yok, faul var mı? Soruyorum sana, faul var mı?

Şansal: Var hocam, var olmaz mı. Ama Güiza İBB'li defans oyuncusunu geçse kaleciyle karşı karşıya kalacak. Kırmızı olmaz mı hocam? Nasıl sarı oluyor bu?

Erman: Şimdi hocam, al pozisyonu geriye. Güiza Belediyeliden topu kurtarıyor, top biraz açılıyor ama yetişir ve kaleciyle karşı karşıya kalacak fakat Belediyeli arkadan Güiza'yı çekerek faul yapıyor.

Şansal: Eeeee hocam faulse ve son adamsa, arkadan yetişecek Belediyeli de yok, o zaman kırmızı olmaz mı?

Erman: Hocam, hakem faul düdüğünü çaldı, o anda başladı kafasındaki tilkiler hareket etmeye. "Bu pozisyon Alex ile herhangi bir Belediyeli oyuncu arasında olsa, cart diye kırmızıyı çekerdim diye düşünüyor, ama..." Kafa karıştı hocam, amalar var bak.

Şansal: Nası yani, ne aması hocam!!! Güiza olunca ne değişiyor ki?

Erman: Yaw hocam, Güiza kaç kere kaleciyle karşı karşıya gol atmış? Topu alsa, kaleciyle karşı karşıya kalsa golü atma oranı ne? Hakem, sanırım Güiza'nın bariz gol şansının olamayacağına hükmetti ve Belediyeliye kırmızı yerine sarıyı verdi. Bak mesela Galatasaray - Paşa maçına, nooldu orda?

Şansal: Nooldu Hocam??

Erman: Orda Jo gidiyo, Koray diyo ki "Hop bilader biletsiz nereye?", tutuyo bunu formadan , hoop indiriyo. Abit napıyo?

Şansal: Abit kim Hocam. Aman hocam yapma, Habit - hobit girme, yine adliye kapılarına düşürecen bizi!

Erman: Girmiyorum hocam ne alakası var. Kamil ya bizim, Abitoğlu ne demek, en azından bunun babası Abittir. Neyse hocam, farklı kulvara girmeleyim. Şimdi bak Koray hatıralık parça almış formadan, Kamil cart diye çekmiş kırmızıyı. Neden? Adamın aklında şüphe yok. Jo 3 metreden affetmez, bariz (!) bak dikkatini çekiyorum bariz (!) pozisyon. Gönül rahatlığıyla Koray'ı atıyor Kamil. Ama Fırat biliyor ki Danyal 100 kere gitse 1 kere belki atar, sarıyla kart çıkarmama arasında kalıyor. Kural kitabı da diyor ki, tereddütte kalırsan kartın ağırını ver. Fırat ondan veriyor sarıyı. Ben olsam sarıyı da düşünürüm.

Şansal: Sen ciddi misin hocam, bak topa tutacaklar yarın bizi!!!

Erman: Hayır :D. Ama bu kararın başka bir açıklaması da yok Sevgili Şansal. Emsalini koyduk, ancak doğruyu bulabildik. :D. Kravatları da çok güzel seçmişler bu arada. Sponsorlarımıza teşekkürler.
Erman Toroğlu böyle bir şey der miydi? Ben onda o potansiyeli görüyorum.

Mustafa Sarp is...

a) Ön libero
b) Defansif orta saha
c) Hücuma dönük orta saha
d) Forvet arkası
e) Çapa
f) Çengel
g) Gizli forvet 
h) Saklı santrafor
ı) Kanattan bozma orta saha
j) Orta sahadan bozma forvet
k) Defanstan bozma orta saha
l) Göbeğin ikincisi
m) Okeye dördüncü
n) Bilardoya skor tutucu
o) Uzun eşeğe yastık
p) Forma yırtma uzmanı

Sahiden Mustafa Sarp necidir Allah Aşkına!?!

Yok Artık!

Ayağa Kalkmayan Fenerli,
Oturmayan Beşiktaşlı,
Tek ayak üstünde durmayan Trabzonlu,
Tek eliyle şınav çekemeyen Bursalı,
Islık çalamayan Sivaslı,
Kulaklarını oynatamayan Siirt Köy Hizmetleri Sporlu,
Tuvalete çıkamayan Swansea City'li olsun!

28 Şubat 2010 Pazar

Sakarya Tatankalar 14 - 0 Yaşar Üniversitesi (Admirals)

Bu sezon hem Korumalı Futbol Türkiye 2. Ligi'nde hem Üniversitler Ligi'nde mücadele ediyoruz Sakarya Üniversitesi olarak. Bugün Üniversiteler Ligi'ne Yaşar Üniversitesi maçı ile başladık kendi sahamızda. Ağır bir sahada, zorlu Koç Üniversitesi 2. Lig müsabakasından sonra hırslı ve istekli Yaşar Üniversitesi müsabakası oldukça zorlu geçti. Hem Türkiye Ligi hem de Üniversiteler Ligi'nde oynamış olmanın getirdiği öğrenci olmayan oyuncularımızın forma giyememesi zorunlu rotasyona itiyor takımı ki bu da son derece tecrübe artırıcı bir faktör aslında. Bu maçla beraber faydalandığımız oyuncusu sayısı 40'ı geçmiş oldu ki bu da gelecek seneler için umut verici.

Üniversiteler Ligi'nde garipsediğimiz bir kural değişikliği çeyreklerdeki süre kısaltımı oldu. Perşembe günü faksla aldık bilgisini, normalde 15 dakika olan çeyrekler 12 dakikaya indirilmiş vaziyette. Bu bence iyi olmamış. Buna bir de sürenin sadece saati tutan başhakem tarafından biliniyor oması ve neye göre değişiyor olduğunun tam olarak anlaşılamaması eklenirse Üniversiteler Ligi'ne ilişkin bazı sıkıntıların yaşanacağı bugünden söylenebilir. Sözü fazla uzatmayalım grubun diğer maçında Anadolu Üniversitesi kendi sahasında Selçuk Üniversitesi'ne 14-20 kaybetti.

Gelecek hafta Ege Üniversitesi SK ile bir anlamda 2.Lig'de 2. sıra mücadelesine çıkacağız. Sonraki hafta ise Selçuk Üniversitesi'ni misafir edeceğiz Sakarya'da. Tatankalar savaşıyor!