Sayfalar

26 Eylül 2009 Cumartesi

Ben Fener'in Hocası Olsam

Antalya - FB maçını izlerken uzun zamandır aklımda olan konu tekrar rahatsız etti beni. Fenerbahçe'nin kadro yapısı bence Daum'un oynatmaya çalıştığı sisteme çok da uygun adamlardan oluşmuyor. Kanatlar üzerinden oynamaktansa göbekten gelip oyunu daha ziyade rakibin yarı sahasına yıkacak ve kanat beklerini oyuna soksa çok daha başarılı olabilecek bir kadro. Bu kadro yapı itibariyle UEFA'yı kazanan Galatasaray'ı andırıyor bana. O takımda ortada göbekte sağlam kesicilik yapan ve top kendilerindeyken o topu çok da iyi kullanan adamlar vardı. Oyun sağa döndüyse sağa yatarlar, sola döndüyse sola yatarlardı. Okan - Suat - Ü.Davala - Emre 4'lüsünden 3ü oynar, daha önce Tugay da bunların arasındaydı, önlerinde Hagi serbest adam, en ileride de devamlı gezen ve rakibi yıpratan Hakan-Arif ikilisi forma bulurdu.

Şimdi bugünkü Fenerbahçe'ye bakalım sağ kanattaki tek adam forvetten kırma Colin Kazım, sol kanatta aslında bir sol bek olan Andre Santos, yedeğinde Uğur Boral ki son derece istikrarsız bir adam. Üstelik saydığımız bu 3 isim de orta saha olarak oynarken geriye dönme işini lalettayn yapan adamlar. Örneğin benim Brezilya Milli Takımı'nda ve Ligi'nde izlediğim Andre Santos lokomotif gibi adamdı. Fener'de neredeyse hiç savunmayı düşünmez bir yapıda. Sağ kanada M.Topuz yazılabilir ama o da orta sahadan kırma. Netice itibariyle Fenerbahçe'nin elinde orta sahada kanatta oynayıp yapması gerekenleri layıkıyla yapabilecek natürel sol ve sağ kanat adamları yok. Ancak o bahsettiğimiz GS kültüründen gelen Emre, çok koşan, iyi servis yapan, iyi şutlar çıkarabilen ve defansa yardımı bilen M.Topuz, her halinden iyi bir defansif orta saha olduğu anlaşılan Christian'dan oluşan 3lü ve göbeği parsellemiş bir orta saha düşündüğümde Fenerbahçe'yi daha iyi bir takım gibi görüyorum.

Defansta solda Andre Santos, sağda her zamanki gibi G.Gönül, göbekte Bilica-Lugano. Orta Saha Emre-Christian-M.Topuz, önlerinde serbest adam Alex. Forvette dolaşan ve hareketli ikili Güiza-Semih. Hem Semih devamlı oynamış olur hem daha çok pozisyon bulur Fener hem de sıklıkla olduğu üzere orta saha defans arasında derin boşluklar oluşmaz, kolay kolay kontra yemezler. Bu formatta Fenerbahçe oyunu 70 metre yerine 45-50 metrede oynayıp artan pres gücüyle şok golleri de sıklıkla bulabilir. FB'nin bulduğu gollerin çoğunun duran toplardan ya da bariz savunma hatalarından geldiğini düşününce sanki bu formatta hem Türkiye'de hem de Avrupa'da daha verimli ve göze hoş gelen futbol oynayan bir FB görürüz diye düşünüyorum.

Ha soran olabilir "Arkadaş sen GS'li değil misin sana ne Fener'den?". Vereceğim cevap da bellidir "Ben sporseverim, takımsever bir renk körü değil."

Tüm sporseverlere saygıyla...

Galatasaray-Sturm Graz Maçı Yine TNT'de


Tarih: 1 Ekim Perşembe
Saat: 22.00
Stad: Ali Sami Yen Stadyumu
Kanal: TNT

TNT'yi ya normal antenle karasal yayından ya da uydu anteni (Türksat 2A-42 Doğu 11.804 MHz Dikey 24444 Msym/s, 5/6) kablolu yayın S31, D-Smart 21. Kanal'dan izleyebilirsiniz.

1 Ekim tarihli TNT Yayın Akışı Linki Burada.
UEFA Avrupa Ligi'nde iç sahadaki maçlar D-Smart'tan deplasman maçları ise Doğan'ın şifresiz kanallarının birinden yayınlanacak diye biliyordum ama iç saha maçımız yine TNT'de. Güzel bir sürpriz oldu. Tabi Aydın Doğan'ın ne yapacağı belli de olmaz. Son anda bir karar değişikliği ile o da bize bir sürpriz yapabilir. Ama şu an için açıklanan bu...

25 Eylül 2009 Cuma

Vefalıysanız Yapacağınız Bir İş Daha Var...

Tobias Linderoth: 2007 de Kopenhag'dan 3 milyon euro karsiliginda transfer edildi. Ligde 2007-2008 de 7, 2008-2009 da 2 maca cıktı; Avrupa'da ise 8 maça cıktı. Toplam 17 maç. Yıllık 1 milyon euro aliyor. Yaşı şu anda 31. Devamlı taraftara borcundan bahsediyor ama nasilsa bir turlu iyileşemiyor. Kulüp yönetimi hicbir zaman bu oyuncuyu bırakmayı düşünmedi. Tabi bunun icinde Galatasaray'dayken sakatlanmasi da etkili. Ne varki Galatasaray hicbir futbolcuya bedavadan para verecek kadar zengin degil.

Ugur Ucar: Altyapıdan A takıma çıkıp bir Konyaspor maçında diz kapaginin kırılmasi ile futbol hayati az kalsın son buluyordu. Ama kulüp yönetimi hicbir zaman onun arkasından ayrılmadı. Neredeyse 1,5 yıl top oynamadı ama yönetim tebrik edilesi bir hareketle onun geri dönmesi icin gerekli ne varsa yaptırdı. Ugur'un kafasini rahatlatmak icin de sözlesmesini de uzatti. Daha ne olsun...

Serkan Calık: Halen daha sakat. Ne zaman döneceği de belli değil. Ama onun da sözleşmesi uzatıldı. İnsallah en kısa zamanda döner.

Semih Kaya: Defanstaki bu eksiklikleri görünce kahrolmamasi elde degil. Sakatlanmasa kesin A takimin 11 inde olacaktı. Ama o da sakatlık illetinden kurtulamadı. Buna rağmen yönetim onunda sozlesmesini uzattı.

Diger yandan;

Hakan Sukur: Galatasaray'in Metin Oktay'dan sonraki en önemli golcüsü. Fakat futbolu birakirken Galatasaray yönetiminin kendisine olan tavri, jubile yapilmamasi vs. gibi ona yapilan haksızlıklar hicbir Galatasaraylının içine sinmedi. Kuluple ilgili yaptigi bazi aciklamalar zaman zaman taraftari kizdirdi ama sanirim kimse onun Galatasarayliligini tartismaz. Halen daha bütün taraftarlar onun adina bir jubilenin yapilmasini yönetimden arzu ediyor.

Gheorge Hagi: Galatasaray tarihinin bastan tekrar yazilmasini ya da Derwall"den itibaren olan ilerlemenin bir sonuca ulasmasina etki eden en önemli futbolcu. Ona da kulüp olarak bir jubilenin cok gorulmesi taraftarin yüregini burkmustur.

Bülent Korkmaz, Ümit Davala: Kafası yarılıp, kolu cıkıp kim bilir kaç maçı bitirdi büyük kaptan. Kulüp yönetimlerinin ve t.d. lerinin kendisine yaptığı onca yanlışa rağmen Galatasaray'ın en zor zamanında, basarılı olamayacagi tamamen aşikarken hic düşünmeden takımın başına t.d. olarak geçti. Belki de geliştirmeye calıştığı kariyeri bu seçimi ile tamamen bitti. Ama o bunun muhasebesini yapmadı ancak nedendir bilinmez ona da bir jübile bile çok görüldü. Aynı şey Ümit Davala için de geçerli idi. Milli takımın yardımcı antrenörlerinden biri olarak kariyerinde bir yerlere gelebilecekken kulüp kendisine gel deyince hiç düşünmeden o görevinden ayrılıp Skibbe'nin yardımcısı oldu. Ne var ki bir süre sonra kulüp yönetimi Skibbe'nin gidişine zemin hazırlamak için onun kellesini almaktan cekinmedi ve onun da t.d. kariyerini yerle bir etti.

Hakan Ünsal, Ergün Penbe, Arif Erdem, Hasan Şaş: Galatasaray'ın altın çağını yaşarken bu yoldaki en önemli asker oyunculardı. Fakat kulüp yönetimi bu oyunculara da jübileyi çok gördü.

Yönetimin sakat oyuncularımızdan Linderoth haricinde olanların hepsinde hareketleri doğru bana göre. Linderoth artık kabak tadı verdi. Tamam 1 oldu 2 oldu ama olmayacak bu futbolcu belli birşey. 31 yasindaki bir oyuncudan bundan sonra beklenti ne ki? Ya da ne kadar iyi olabilir ki? Neyse, şimdi Adnan Polat yönetiminden beklediğim en önemli şey: Herkesin tüm egolarindan arınıp jübilesi yapılmamış ya da yapılamamış, bize Türkiye'de hiçbir kulübün yaşamadığı sevinçleri yaşatan oyuncularımızı her ne şekilde yapacaksa ikna edip bir araya toplamak ve güzel bir jübile maçı düzenlemek. O maç eğer gerçekleştirilebilirse ASY nasıl dolar nasıl inler Nevizade geceleri ile ya da 4 sene üstüste şampiyon olduk tezahüratlarıyla hayali bile muhteşem ki gerçekleşirse ne olur?
Çok mu hayalciyim acaba?

İnadına Topuz!

BURSASPOR - FENERBAHCE MACI

Haftaiçi en çok dikkatimi çeken konu ne Galatasaray'ın muhteşem galibiyeti, ne Fenerbahçe'nin yenilgisiydi. Rooney'e tükürülmesi, Ferguson'un tribün endişesi de anlamsız kaldı, perşembe gecesi Kadıköy'de yaşananların yanında.

Fenerbahçe'nin en önemli avrupa sınavında, büyük 'uğraşlarla' takıma katılan Mehmet Topuz, Sarı-Lacivertli formayla ilk golüne imza attı. Güzel Türkçemin esnek yapısı sayesinde soyadı espri konusu haline gelen Mehmet için golünü attıktan sonra yapılan stad anonsunun ilginç olmasının yanında, psikolojik bir analize de ihtiyacı var.

Twitter

Tıkla, büyüt!

Knick Again

David Lee 1 yıl ve 8 milyonun altına imza attı. Sene sonu tekrar serbest kalacak. 2010 yazı ne piyasa olacak, ne takaslar, ne transferler dönecek Tanrım!

Gran Torino

İzleyin, İzlettirin...

Clint Eastwood'a yönettiği her filmde tutkum artıyor. Bu yaşta yaptığı oyunculuğa ise en fazla hayran kalabiliyorum. Gidip şu adamın bir taraflarına sürtünsem, elini öpsem, boynuna sarılsam azıcık onun gibi olabilir miyim acaba? Anne ben büyünce karar verdim kesin Clint Eastwood olacağım!

24 Eylül 2009 Perşembe

İnsanları Hayalleri Yaşatır...

Malum bayramda futbol medyasındaki en önemli haberlerden biri, Arda'nın İstinyepark'ta Aziz Yıldırım ile karşılaşarak bir küçük olarak büyüğünün yanına gidip onun bayramını kutlaması spor gazetelerinin deyimi ile Aziz Yıldırım ile Arda Turan'ın planlı buluşması idi. Kaliteli spor medyamız işi o kadar ileriye götürdü ki bu buluşmada Yıldırım'ın hemen ayak üstü Arda'ya transfer teklifini yinelediğini bile yazdı. Arda da 5 dakikalık bu konuşmadan milletin birşeyler çıkaracağını bildiği için kendilerini izleyen muhabirlere halen daha Galatasaraylıyım diyerek dalgasını geçmiş. Zaten Aziz Yıldırım da bunun bilincinde ve M. Topuz transferinde olduğu gibi ilk önce Galatasaray'ı ikna edecek bir bedel ödemek zorunda Arda Turan için. Tabi biz de bu işlerle başkan değil futbol şube sorumlularımız ilgilendiği için Aziz Başkan'ın konuşacağı kişi burada Haldun Üstünel ya da Adnan Sezgin olacak. Son karar tabiki Adnan başkanın olacak.

Yukarıda da belirttiğim gibi İstinyepark'taki bu tesadüften fazla bir çıkarım yapmak sözkonusu olmaması gerek bana göre. Sonuçta bayram, bir mekana gitmişsin, çalıştığın sektörden bir büyüğünle karşılaşmışsın herhalde gidip bayramını kutlayacaksın. Tersini yaparsan abes kaçar. Aziz Yıldırım bu konuşmada belki Arda'ya ne zaman Fenere geliyorsun demiş olabilir ama bu konuşmada espri mahiyetinde, ciddiyetten uzak olmuştur. Tabiki her esprinin altında bir gerçek vardır. Yıldırım'ın Arda'ya olan hayranlığını ve onu kendi takımına katmak için kulübünün şartlarını sonuna kadar kullanacağı aşikar ama o anda orada bu olayın olması mümkün değil.

Gelelim bizim başkana. Kaliteli medyamızın haberine göre Adnan Başkan bu olayı haber alınca küplere binmiş ve Arda'nın kafasını karıştırmaya çalışanlar var demiş. Eğer Arda bu tip konuşmalardan kafası karışacak kadar zayıf bir Galatasaralıysa zaten durmasın gitsin nereye istiyorsa. Ama bu zamana kadarki söylemleri, yaptıkları, ettikleri ile Galatasaraylılığının derecesini cümle aleme göstermiş iyi bir Galatasaraylıdır. Arda'nın Galatasaraylılığı, idolü Hagi'nin gol attığı zaman kale arkasında top toplayıcıyken kameralara takılan masumane çocuk sevincinde gizlidir. Tabiki yarın bir gün şartlar öyle bir duruma getirir ki Fenerbahçe'de oynamak zorunda bile kalabilir, çok da iyi oynar. Ama şunu çok iyi biliyorum, Arda eğer Fenerbahçe'ye giderse ayakları o kulübün hizmetinde sonuna kadar savaşır ama kalbinde sadece Galatasaray olacaktır. Fener taraftarı da kalbi ezeli rakibi için atan bir futbolcuyu isteyebileceklerse o da onların bileceği bir iştir. Ancak Türk futbol tarihi çoğu zaman göstermiştir ki taş her zaman yerinde ağırdır. Bir kulüpte uzun süre oynayıp efsaneleşme yolunda ilerleyen futbolcular ezeli rakiplerine gidince o kulüpte ömürleri çok uzun olmamıştır. Bu da öyle olur. Ama tüm bunlara hiç gerek yok. Çünkü Arda Galatasaraylıdır, Galatasaray'da kalacaktır.

Sven'in İşi Çok Zor

Sven Goran Eriksson Trabzonspor'a geldi geliyor derken Notts County'de göreve başladığında bir kısmımız bunu yadırgarken bazılarımız layığını buldu demiştik. Adı bir ara Ankaragücü ile anılan eski milli futbolcu Sol Campbell'ı Notts County'e getirdiğinde ise halal olsunu basmıştık kafadan. Ciddi transferler peşindeydi, amacı Notts County'i orta vadede EPL'ye çıkarmaktı, Campbell gerçekten önemli bir adımdı. Hem iyi bir oyuncu hem de tecrübesiyle gençlere önderlik, liderlik edebilecek bir karakter. Ancak Campbell sadece 1 kez Notts forması terletip ayrıldı takımdan, alışamadım, sindiremedim dedi. Eriksson" Yarı yolda bırakılmış, terkedilmiş gibi hissediyorum" diye ağlamaklı oldu üzerine. Bu şoku atlatmak için Andy Cole'a uzattı elini bir yardım umuduyla. Önemli bir para karşılığı emeklilikten geri dönmesini teklif etti eski Gol Kralı'na. Cevap net oldu: Hayır, Teşekkürler!

Notts County bugün Coca Cola League 2'da 8 maçta 4 galibiyet, 1 beraberlik ve 3 mağlubiyetle topladığı 13 puanla 8. sırada. CCL2'dan CCL1'e yükselmek için ya ilk 2'ye girmek ya da 3-6. sıralar arasında yer kapıp play-offlar sonucu kazanan takım olmak gerekiyor. Şu ana kadarki Notss performansı Campbell'ı ikna etmedi ve "gerçekçi" bir bakışla Campbell Notts County'den arkasına bakmadan kaçtı, Andy Cole ise hiç düşünmedi bile oralara gelmeyi. Kaçan Campbell sonrası takımdaki en kariyerli ismin Kasper Schmeichel olduğunu söylersem sanırım hata etmiş de olmam. Kısacası Sven'in işi buradan bakınca çok zor.

New Jersey Nets Rus Milyarder'e Satıldı!

Rus milyarderler futbolla girmişti ilk olarak spor camiasına. Büyük liglerin önemli takımlarını almaya, kimilerine göre para aklamaya Abramovich önderliğinde başlamışlardı. Sıra NBA'e geldi. Uzun süredir maddi sıkıntıları bulunan, büyük kontratlı önemli yıldızlarını takas ederek küçülen New Jersey Nets'in % 80'lik hissesini Rus Milyarder Mikhail Prokhorov satın aldı. Yetmedi Nets'in maçlarını oynadığı Barclays Center'ın %45'lik hissesini de ele geçirdi Prokhorov. Anlaşma 200 milyon Dolar değerinde. Aslında anlaşmanın en önemli kısmı da bu %45'lik hisse satışı. Keza Nets'in eski sahibi Bruce Ratner Barclays şirketi ile yapılacak yeni bir saha-arena için 20 yıl ve 400 milyonluk anlaşma imzalamış ancak yeni sahanın yapımına başlanması için yılbaşına kadar ilk kazmayı vurması gerekirken daha hiç bir şeye başlayamamıştı. Yaklaşık 3 aylık bir süresi kalmışken bu işi yapamayacağını ya da yapmaya kalkarsa ciddi zarar edeceğini anlayan Ratner da hem kulübü hem de salonu Prokhorov'a satarak önemli ölçüde işin içinden sıyrılmış oldu. Prokhorov'un Nets'i şampiyon yapmak istediği ve maddi manevi hiç bir fedakarlıktan kaçınmayacağı söylediği konuşulduğuna göre yılbaşına kadar bu inşaat başlar ve Nets de senelik 20 milyon dolardan olmaz diyorum ben.

Prokhorov'un gündeminde kuşkusuz Nets'i hem şampiyon yapmak hem de biraz Ruslaştırmak olacaktır. Örneğin CSKA'nın koçu Eugeny Pashutin'in adı hemen geçmeye başladı bu sezon kontratı bitecek olan Lawrence Frank'in yerine. Bilmeyenler için Prokhorov'un CSKA Moskova'nın ana sponsoru olduğunu ve onun sağladığı finansmanla yükselen CSKA'nın kazandığı son 2 Euroleague şampiyonluğunu hemen hatırlatalım. GM Rod Thorn da bu seneden sonra Nets'ten ayrılabilir çünkü onun da kontratı bitmek üzere ve Prokhorov muhakkak onun yerine daha sansasyonel bir isim düşünecektir. Hatta ben Trajan Langdon'ı Nets formasıyla hayal etmeye başladım şu sıralar, CSKA'nın efsanesi Prokhorov'dan nemalanabilir belki de.
Önce New Jersey Nets taraftarına sonra biz basketbolseverlere hayılı olsun bu satış. Çok yakında şampiyonluğa oynayan ve seneler sonra lige renk katan bir Nets görebileceğiz.

Uğur Meleke'den SWOT Analizi

Uğur Meleke'yi gerçekten hem çok takdir hem de çok seviyorum. Olaylara gerçekçi bakışı ve objektif tutumu beni çok mutlu ediyor. Bir Spor sayfasında, herhangi bir takımla ilgili bir analiz yaparken bilimsel bir yöntemden yola çıkması ve onun etrafında şekillenen bir fikri yazıya dökmesi beni çok heyecanlandırdı. SWOT analizi özellikle kalite yaklaşımda kullanılan ve ilerlemek isteyen kurumların başvurduğu bir yöntem. Meleke de bu yazısında Galatasaray'ın SWOT Analizini yapmış ve Güçlü yönler - Zayıf yönler - Fırsatlar - Tehditler (Strengths - Weaknesses - Opportunities - Threats) diye açabileceğimiz yönlerini irdelemiş Sarı-Kırmızılıların. Ben okurken zevk aldım.

Buyrun yazıya şuradan geçebilirsiniz...

23 Eylül 2009 Çarşamba

Hayalimdeki Milli Takım Koçu!

Murat Didin!
Neden olmasın!?!
Neden Tanjevic'e mahkum kalalım!?!
Neden milli değerimiz Milli Takıma değer katmasın!?!

Fotoğraf beyazgolge.net'ten

Marek Heinz Diye Bi' Topçu Vardı...

Galatasaray'a çok büyük ümitlerle gelip, çok büyük hayal kırıklığı ile Florya'dan ayrılan 1 adam Marek Heinz. Çek Milli Takımının önemli adamlarındandı. Mönchengladbach'ta etkileyici bir performans vermişti. Tam anlamıyla bir sol açıktı Heinz. Belki bugün Rijkaard'ın elinde olsa gerçek değerini de bulabilirdi. Tek santrafor 2 kanat forvetli sistemlerde ziyadesiyle verim alınabilecek bir karakteri vardı. Yazık oldu, Galatasaray'da hak ettiği değeri bulamamış transferler listesine giren bir isi olarak kaldı hafızalarda. Zaten Prekazi sonrası o sol kanada Kewell gelene kadar gelen hiç kimse dikiş tutturamamıştı.

Marek Heinz Galatasaray'dan Fransa Ligi'ne transfer oldu. Saint Ettiende tekrar kendini buldu. 1-2 kez ayın en iyi yabancısı seçildi ligde. O performans onu Nantes'a taşıdı, o da Nantes'ı tekrar Ligue 1'e taşıyan ekibin içinde zaman zaman forma bulan, tamamlayıcı bir oyuncu olabildi. Oradan ülkesine, Brno'ya geçti. Brno'da biraz kendini toparlayınca Avusturya Ligi'nde 2. sezonu yaşayacak olan Kapfenberger ona talip oldu ve o da bir kez daha ülkesini terk etti.

Euro 2004'te gösterdiği performansla hatırlanan ve o turnuvadaki performansını bir daha yakalayamayan Heinz son 6 sezonunun tamamını 6 farklı takımda geçirirken, son 10 sezonda toplam 9 farklı takımın formasını giymiş. Son 7 transferinde ise zarar eden tek takım Galatasaray olmuş. Galatasaray onu 2,5 milyona satın almış olan Mönchengladbach'tan 2,5 milyona satın alıp sene sonunda serbest bırakmış.

Hem ona hem Galatasaray'a hem de Galatasaray'ın parasına yazık oldu kısacası. Ben onu sarı saçları, kupada attığı gol sonrası çocuklar gibi sevinmesi ve Prekazi'nin hakkını veremediği 8 numaralı formasıyla hatırlıyorum hala.

Doktora!

Tıklayınca biraz büyür...

Türkçe Bilmeyen Türkler, Yabancı Kalamayan Yabancılar

Aşağıdaki Satırlar Milliyet yazarlarından eski hakem Metin Tokat'a ait. Senelerdir hepimizin hayretle izlediği ancaksesini çıkarmadığıbir konuya parmak basmış. İyi de yapmış. Gerçekten nedir bu Alah aşkına? Bunların hangisi profesyonel, hangisi Türk, hangisi adam gibi adam?

"Colin Kazım, Souleymanou ve Moritz!

Kazım İngiltere’deki başarılı performansı ile önce Milli Takımımıza çağrıldı. Sonra Fenerbahçe Kulübü’ne transfer oldu. Uzun süredir Fenerbahçe’de ve Milli Takımımızda başarıyla görev yapıyor. UEFA Avrupa Ligi’nde oynanan Twente maçından sonra TV’ye röportaj verdi. Ama yanında tercümanı vasıtası ile. Bu nasıl bir şey anlamakta zorlanıyorum. Türkçe konuşamayan bir oyuncu Milli Takım’da görev yapıyor (Aurelio’da öyle). Daum bile milli marşımızı dinlerken söylemeye çalışıyor. Ama yıllardır ülkemizde futbol yaşantısını sürdüren Türk pasaportu taşıyan Kazım ise tek kelime Türkçe konuşmuyor. Hem Fenerbahçe Kulübü’nün hem de Milli Takım yetkililerimizin bu konuda eksikliği olduğunu düşünüyorum.
Gelelim Souleymanou’ya. Denizlispor kalesinde uzun yıllar görev yaptı. Şimdi Kayserispor takımında. Beşiktaş ile oynadıkları maç sonrası karşılaşmanın tek golünü atan Makukula’nın röportajında arkadaşına Türkçe tercümanlık yaptı. Ve Kasımpaşa’lı Moritz, Galatasaray maçı sonrası Türkçe konuşarak röportajını verdi. İşte size ligimizde görev yapan üç futbolcu ve aralarındaki fark. Yorumu size ait!"

Oscar Serrano

Dün gece Santander diğer takımlar gibi Barcelona'dan fark yerken 1 adam gözümüze fazlasıyla çarptı: Oscar Serrano. Serrano Katalunya doğumlu, FC Vilobi'den yetişmiş bir orta saha oyuncusu. FC Vilobi Katalunya'daki Girona şehrine bağlı ufak bir şehir-kasaba, nüfusu sadece 3000 civarında. Vilobi'den daha önce çıkmış ünlü oyunculardan biri de Barcelona yedek kalecisi Albert Jorquera olarak gösterilebilir ek bilgi olarak.

Serrano Vilobi sonrası 3 senesini alt lig takımları olan Guixols ve Figueres'te geçirdikten sonra Espanyol'un dikkatini çekmiş ve bu takıma transfer olmuş. Espanyol'un şampiyonlar Ligi'ne kalmayı 1 puan farkla kaçırıp UEFA kupasına katılmaya hak kazandığı o sezon takımın devamlı forma bulan adamlarından biri olan Serrano, hedef büyüten ve transferler yapan Espanyol kadrosunda formasını kaptırabileceğini düşünerek Santander'e geçmiş. Bu sezon Santander'de 5. yılını yaşıyor ve geride kalan 4 sezonda hep 30 maç üzerinde ortalamayla oynamış Katalan orta saha oyuncusu. Santander'in 2 sezon önce UEFA'ya gitmesini sağlayan kadronun direklerinden biriymiş.

Dün gece Barcelona sağ kanadını adeta perişan eden bir performans sergiledi. Pique bir çok kez kademeye girmemiş olsa Barcelona dün akşam bir kaç gol birden görürdü kalesinde. Attığı gol muazzamdı, boş koşuları ve ortaları da gayet başarılı Serrano'nun. Çoğu kez takımın sol beki gibi çıktı Alves'in karşısına. Kısacası dün gece dökülen Santander'in en iyisiydi. Barcelona maçı vitrin maçı belki ama La Liga'da 5 sezondur 2 farklı takımda 30-35 maç ortalamayla oynayıp, oynadığı takımlara hep katkı verebilmiş bir adam olduğunu da unutmamak gerekir. Santander'in 2-3 senedir evlerimize gelen her maçında önemli performanslarını izledik Serrano'nun, bunun da bir tesadüf olduğunu düşünmek hata olur. Piyasası 3,5 - 4 milyon € civarında Katalanın, çok da iyi bir ekonomik durumda olmayan Santander daha az bir paraya da evet diyebilir 28 yaşındaki sol açık için. Hep isimli ve sansasyonel transfer arayan büyüklerimize duyurulur, gerçi sizleri kesmez ya Serrano, pardon geri aldım abilerim.