Sayfalar

23 Nisan 2010 Cuma

Salata'ya Ne Oldu?

Kendi adıma çok yoğun günler geçiriyorum ve umarım pazartesi günü itibariyle bir rahatlığa kavuşacağım. Hem iş hem özel hayat açısından bir çok şey üst üste gelince, bir de bunlara bilgisayarımın bozulması eklenince tam anlamıyla Salatasız kaldım son 10 günde. Hayatımda o kadar önemli bir yeri var ki Çoban Salata'nın her gün bir yanım eksikmiş gibi hissettim. Aşırı ders yoğunluğu, bilirkişilik, hakemlik faaliyetleri zincirleme olarak yol alırken bilgisayarımın artık emeklilik sevdasına düşmüş olması bir çok işimi de aksattı haliyle. Komşunun, kuzenin, arkadaşların bilgisayarları ile idare etmek zorunda kaldım akşamları işleri yetiştirebilmek için. Yetmedi Üniversitedeki yeni binamıza acilen taşınmamız istenince her şey birbirine girdi. Yeni binada internet yok, evde bilgisayar yok, Cenk'te zaten vakit yok Salata kaynadı gitti arada. İtiraf ediyorum Salata'ya ayırabileceğim zamanlar vardı ama hepsini gönüllü olarak ve inanılmaz zevk alarak özelime, hayatımı siyah beyazdan tekrar renkliye çevirene, yaşamaktan keyif aldırana, yüzümü güldürene ayırdım, çok da iyi yaptım :)

Netice itibariyle Pazartesi gibi rayına tekrar oturur blog. Ozhano da bir cemiyete katılmak için Zonguldak'ta bu hafta sonu. Volkan zaten kayıp 1 var 38567 yok, hayırlısı bakalım, ben pazartesi kesin dönüş yapıyorum. Madem öyle sizlere ruh halimi yansıtan bir şiirle veda edeyim. Sağlıcakla kalın, bayramınız da kutlu olsun unutmadan!

Her sabah özlediğin bir dünyaya uyanmak
Tutkunu olduğun gölle selamlaşmak yeniden
Mavinin tonlarına anlamlar yüklemek
Balkona çıkıp burcu burcu aşkı çekmek içine
Tekrar tekrar şükretmek yaşadığın tüm acılara
Seni buraya getiren onlar, sebebini bulduran
Yaşamayı yeniden sevmek
Her nefesinden keyif almak

Hayat buymuş meğer...

19 Nisan 2010 Pazartesi

Kedi Bilica-Futbolcu Bilica

KEDİ BILICA
1. Site Kedisi
2. Sıcak bir aile ortamı, yatacak yer ve karnının doyurulması karşılığında site sakinleri ile oyunlar oynayarak onları eğlendirir.
3. Kedi Bilica çok kişilikli ve temiz bir hayvandır. Haceti geldiği zaman sitenin dışına çıkar, işini görmek için kendisine hazırlanmış olan yere gider, hacetini görür, işini bitirdikten sonra kendisinden arta kalanları kimse görmesin diye pisliğin etrafında eşelenir durur, eşelenir durur ki toprak taşla pisliği kapansın. Yoksa çok utanır, görenin yüzüne bakamaz. Hatta o eşelenip dururken biri yaklaşıyor mu diye aynı anda sağa sola bakınıp durur, yani çevre kontrolü de çok üst düzeydedi kedi Bilica'da.
FUTBOLCU BILICA
1. Fenerbahçe Spor Kulübü Futbolcusu
2. Karnını doyurmak, kendisinin ve ailesinin geleceğini garanti altına almak için futbol oynar. Amacı, takımının gol yemesine veyahut sahadan yenik ayrılmasına mani olmaktır.
3. Futbolcu Bilica da tanımıyorum ama muhakkak kişilikli ve temiz bir insandır. Takımının, yendiği zaman 1. derecede şampiyon adayı durumuna geleceği bir maçta, yaptığı aptalca bir hareket sonucunda Fenerbahçe adına maçın içine etmek üzereydi. Ortaya çıkan pisliği örtmek için o da başladı penaltı çizgisinin ortasında eşelenip durmaya. Amacı 10 tane takım arkadaşının bütün uğraşlarının içine eden hareketin yarattığı pisliğin üzerini örtmekti. Yani futbolcu Bilica'nın yaptığı o kadar da anormal bir hareket değil doğaya baktığımız zaman. Tek fark. kedi Bilica'da utanma var ama bu Bilica'da utanmadan eser yok.
Sabahın köründe tv'de Bilica muhabbetleriyle güne başladım. Herkes Bilica'yı bir şeye benzetiyordu gelen maillerde. Aslında bu kadar niye üzerinde duruluyor onu da anlamış değilim. Bilica yaptığı bu hareket ile takımına belki de bir şampiyonluk kazandıracaktır belki de penaltı Bobo'nun beceriksizliğinden kaçmıştır. Ama ne olursa olsun Bilica, takımının kazanması adına yaptığı bu hareket kendisinden çok şeyi alıp götürmüştür.
Bu penaltı noktasını eşeleme hareketini yorumlamak aslında tamamen "futbolda kazanmak için girişilen her yol mübah mı?" sorusunun cevabı ile ilişkili doğrudan. Zamanında Arif o kadar maç kazandırmasına rağmen hakemi sürekli aldatma çabasında olduğundan hiç haz etmezdim Galatasaray'da olmasından. Ama çoğu arkadaşım "hakemin işi ne, görsün, tabi adam kazanmak için yapacak." derdi. İşte bu görüş kazanmak için herşeyi mübah görenlerin görüşüdür. Benim gibiler yani kazanırsak adam gibi kazanalım görüşünde olanlar da bunun tam tersi istikametindedir.
Hangi görüşü savunmak daha akla mantığa yatkın; dediğim gibi mentaliteye göre değişir ama ben o pozisyonda ne yan hakemi ne orta hakemi ne dördüncü hakemi suçlarım. Pozisyonda Bilica eşelenip duruken kale arkasında ısınan Beşiktaşlı futbolcular tek suçludur burada. Ortalığı ilk önce onların inletmesi gerekirken yok yan hakem görmeli yok orta hakem görmeli ya da sahadaki Beşiktaşlılar nereye bakıyor türünden görüşlere katılmıyorum. Maç hakemlerin elinden kaymış gitmiş, Beşiktaşlıların kan beynine sıçramış, adrenalin çok üst seviyelerde bu durumda onların pozisyonu görmesine imkan yok. O an sahadaki hiç bir birey de bilinç denen olgu yoktu. Bilica'ydı tek akıllı. Yaptığını herkes gördü ama görmedi. Nasıl oluyor demeyin işte dün akşam oldu. Her zaman dediğim gibi bakmak ile görmek, işitmek ile dinlemek birbirinden tamamen farklı kavramlar.
Sonuç olarak dün akşam, futbolda kazanmak için her yolu mübah sayanların bir kazancı olarak görünse de ileriye dönük olarak bunun Bilica'ya zararları çok olacaktır. Mutlaka bir yerlerden çıkar. Artı son birşey daha, Fenerbahçe galibiyeti haketmiş ya da haketmemiş bilmem ama bildiğim birşey var ki bir takım 88 dakika öyle ya da böyle gol yemiyorsa veya bir takım 88 dakika boyunca öyle ya da böyle gol atamıyorsa atamayanda bir sorun, yemeyende de bir beceri vardır. Siz ister etik diyin, ister şans diyin...