Sayfalar

28 Ekim 2011 Cuma

Art Niyetli-Aciz-Korkak-Yüreksiz-Lanet

Galatasaray-Gaziantepspor maçının ardından sıcağı sıcağına bir şeyler yazacak olsam herhalde Serdar Diyadin ve Abdullah Yılmaz ile mahkemelik olurdum. O nedenle biraz bekleyip kelimeleri daha bir yumuşatarak düşündüklerimi söylemek daha bir doğru geldi ki anca maçtan iki gün sonra sinirim geçti, kendime gelebildim.
Galatasaray-Gaziantepspor maçının hakemi Abdullah Yılmaz’ı zaten geçen sezon Galatasaray-Bursaspor maçında Volkan Şen’in yere düştüğünde topu eliyle kontrol etmesine vermediği sarı kart ile hatırlarım ki olayın ilginç yanı o zaman kartını bu kadar cimri kullanan bir hakemin bu maçta bu kadar kolay kart çıkarması oldu. Aslında maçın 5. dakikasında Engin’e itiraz dolayısıyla verdiği sarı kart maçın gidişatı ile ilgili bazı bilgiler sunmuştu. Zaten eğer itiraz standartı bu olsaydı hakemin, büyük ihtimalle 70. dakikalar civarı sahada itirazdan tüm Galatasaraylı oyuncuların atılması gerekirdi.

Aslında bakarsanız Abdullah Yılmaz’ın maç performansını göz önünde bulundurarak maç sonunda isminin başına iki sıfat çok uygun göründü. Maçın orta hakemi kendi gördüğüne değil yardımcısının gördüğüne inanacak kadar aciz; verdiği kararların arkasında duramayıp asıl göstermesi gereken kırmızı kartları veremeyecek kadar çaresiz veya korkak. Acaba bu hakemi bu noktalara kadar getiren hocaları, gözlemciler, en genelinde ise MHK bu halini görünce hiç mi utanmadı? Çünkü bir kurum ancak en zayıf halkası kadar güçlü olabilir ki, görünene göre şu anda bu Abdullah Yılmaz MHK’nın en zayıf halkası. O zaman MHK da Abdullah Yılmaz kadar aciz, Abdullah Yılmaz kadar çaresiz, Abdullah Yılmaz kadar korkak.
30 yıllık hayatımda kendimi bildim bileli izlediğim maçlarda çok hakem hatası gördüm. Çok maçta hakeme sinirlendim, kararlarını yanlış buldum. Ama ilk defa evet ilk defa bu maçın hakemi hakkında “art niyetli” başlığını rahatlıkla kullanıyorum. Hem orta hakem hem de Metin Diyadin’in yeğeni mi kuzeni mi artık neyse akrabası olan Serdar Diyadin. İkisinin de verdikleri kararlarda takındıkları tavır ve mimikleri ancak bu kadar lanet ancak bu kadar çirkin olabilir diyecek türdendi. Dediğim gibi bu maçta hakemliğin başka bir boyutu gözler önüne serildi. Bu maçta sahada harbiden futbolun “f” sinden anlamayan, futbol kurallarını hiç bilmeyen, belki de kafası güzel bir hakeme pardon sahanın ortasına hakem diye atılmışiki kişiye tanık oldum. Bu adamlara hakem diyip hakemliği onuruyla ve olması gerektiği gibi yapan gerçekten adalet dağıtan, yürekli insanların mesleklerine leke sürmek istemiyorum. Eğer ben bu iki hakem müsvettesine hakem dersem gerçeklerine yazık etmiş olurum. O yüzden bu iki insan anca hakem müsvettesi olabilirler. Onur yoksa gurur yoksa yürek yoksa kişilik yoksa karizma yoksa adalet dağıtmada yeterli olunmuyorsa yapmayacaklar o işi. Bin lira para alacağım diye hocalarına yalakalık yapıp peşkeş çekerek buralara gelip hakkı, hukuku, kuralı çiğneyeceklerse onlara da yazık, bu oyuna gönül vermişlere de. Bunları kim yargılar, kim hesap sorar bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var bunları hesaba çekecek kişiyi de tanımak istemiyorum.Futbol olarak zaten taraftar statlardan uzaklaştı, yavaş yavaş tekrar ısınmaya çalışıyor, kaos ortamının ortaya çıkardığı kara bulutları el birliği ile dağıtmaya çalışan binlerce insanın emeğine yazık ediyor bu tür art niyetli insanlar. Her hafta maçlarından sonra “biz futbolun güzel yüzünü göstereceğiz.” diyen insanlar bile bu kadar da olmaz diyorsa o iki insan değil o kurumun başındaki insan şapkasını önüne koymak zorundadır. Ben futbol konuşmak istiyorum. Kalitesi düşük de olsa, hatta zaman zaman sahada futbol namına konuşulacak bir şey olmasa da bırakılsın onun karasını taraftar olarak ben vereyim. MHK Başkanı vermesin “sahada futbol mu oynamışlar” diyerek bunun cevabını. MHK’yı ilgilendirmez takımların sahadaki performansları. Bunun adı eyyamcılıktır, bunun adı hedef saptırmadır. Futbol kurallarından bihaber insanlara düdük teslim etmenin cevabını sadece hakem hata yapmıştır özür diliyoruz gereken cezayı vereceğiz diyerek cevaplayan bir MHK Başkanı’nın görevi acaba olay olduktan sonra bu tür açıklamalarla gaz almak mıdır; yoksa iş daha başa gelmeden gerekli uyarıları yapmak mıdır? Ya da acaba böyle olması özellikle istenmiş midir? Neye hizmet ediyor bu MHK’da bu düdükleri bu tip insanlara teslim edenler? Eyyamcılığa mı, yoksa başkalarına yaranmaya mı? Amaç ne? Bu oyunu güzelleştirmek mi yoksa bu oyunun şeklini çizmek mi? Kim bu hakem müsvetteleri? Bunlar nasıl 35.000 taraftarın önüne çıkabiliyor? Bu eleman bırakın "hakem" olabilmeyi; yan hakeminin etkisi altında kalan, karar mekanizması sıfır olan ve en önemlisi baskı altında kalan ezik ve ürkek biri. Futbolu da bilmiyor. Belki de bu MHK’ya da Savcı Berk lazım içindeki pislikleri temizlemek için.

Aslında Abdullah Yılmaz ve Serdar Diyadin denen iki insanın maçta yaptıklarıyla ilgili söylenebilecek güzel bir söz var: Önce yaptı, sonra sıvadı. Bu yetmemiş gibi üzerine de tüy dikti. İşte bu iki insan bu maçta bu eylemlerin karşılıklarını yeşil sahada göstermişlerdir. Melo'nun Olcay'a yaptığı hareketin öncesindeki hava topu mücadelesinde antepli oyuncunun topa kafayla çıkmak yerine kambura yatıp Ujfalusi'nin dengesini bozup Ujfalusi'ye yapılan faulü es geçerek önce yaptı. Sonra Melo'nun Olcay'a arkadan yaptığı harekete sarıyı kırmızıyı geçtim faul dahi vermeyerek sıvadı. En sonunda çaprazdan kaleye 25-30 metre uzaklıkta Antepli oyuncunun son adam olarak nitelendirdiği Servet tarafından düşürülmesini kırmızı kart olarak yorumlayarak tüyü de dikti. Serdar Diyadin de ayrı bir şovmen. Onun saha içinde yaptığı şov da orta hakemin bu tüy dikme eylemine yardımcı oldu. Eeee gerçekten bu konuda bile yardımcı hakemlik görevini layığıyla yerine getirdi. Aslında onlar bilmiyorlar, başkalarına diktiklerini sandıkları o tüyü bilmeden kendilerine diktiler. Bunun farkına vardıklarında ise iş işten geçmiş olacak. Onlar da Bünyamin Gezer gibi asıl bırakma nedenleri yerine gidip Servet’e kırmızı kart verdiğim maçtan beri maç alamıyorum diyerek ağlayacaklar belki de.

Sonuç olarak hem Abdullah Yılmaz hem de Serdar Diyadin art niyetli olarak çıktıkları maçta belki de kendilerine verilen görevi yerine getirmişlerdir. Ancak bundan sonra alacakları her maçta gözler üzerlerinde olacaktır. Asla hakem olamayacaklardır. Anca müsvettesi olabilirler. Onu da anca birilerinin kucağına oturmaya devam ederek devam ettirebilirler gibi geliyor bana. Amacım aslında bu adamları yargılamak değil, Bu kadar futboldan bihaber kalmış insanların eline düdüğü bayrağı bu kadar kolay verebilen sahaya atan ve on binlerce insan ile baş başa bırakan üst kurullar. Ben her hafta tayin mercilerinin daha adaletli, vasıflı, karar mekanizması yüksek, yürekli ve en önemlisi futbolu bilen kişileri kısacası hakem gibi hakemleri bulup onları “hakem” olarak tayin etmesini bekliyorum. Çünkü bu iş yürek işidir. Abdullah yılmaz için bu kadar yazmamın tek amacı umarım bu yazım hakemin artniyetlisi başlığı altında önemli bir yazım olur da gelecekte de kullanırım ve o zamanlar aslında ne anlatmak istediğim daha iyi anlaşılır. Sesimiz bu konularda çıkmıyor zannedilmesin, çıkmayan diye bilinen sesimiz yeri gelir nefesimiz olur. Futbol bir oyun ise hele şu ortamda hakemler sadece bu oyunu kolaylaştırmalıdır. Zorlaştıranlar ise yola çıkmalıdır en acilinden…

25 Ekim 2011 Salı

Ünal Aysal'ın Golcü Transferi

"Ama muhakkak ki takıma getirmek istediğim isimler var. Teklifin hocadan gelmesini beklerim. Kafamdaki isim özellikle ingiltere'de oynayan bir oyuncu. İri yapılı, beyaz tenli, güçlü, yakışıklı"