Sayfalar

7 Ocak 2012 Cumartesi

Rıdvan Dilmen'e Galatasaray'ın Cevabı (What A Come Back!!!)

Samsunspor 2-4 Galatasaray

1. Galatasaray en son bu şekilde bir geri dönüşü 11 Aralık 2009’da oynanan Antalyaspor maçında yapmıştı. O maçta da 2-0 geri düşüp maçın sonunda 3-2 galip gelmişti.

2. Galatasaray’ın bu galibiyet ile yakalamış olduğu deplasmanda 4 maçlık galibiyet serisini en son 2007-2008 sezonunda elde etmişti.

3. Galatasaray’a muhakkak takviye gerekli. Fatih Terim ve Melo karışımı zenginleştirilmiş LPG’si çok fazla taşımaz vasıtayı.

4. Galatasaray’ın ligdeki konumu itibari ile ekstra bir yenilgi hakkı varken bu maçta bunu kullanmaması ileriki haftalar için önemli.5. Bu maç bu sezon için maç devam ettikçe Galatasaray için umudun olduğunun en önemli göstergesi oldu.

6. Maçta eğer 2-0 yenik duruma düşüldüyse bunun baş müsebbibi Fatih Terim’dir. Yine aynı şekilde maç sonucu 4-2 galibiyet ile bittiyse skorun mimarı yine O’dur.

7. Geri duruma düşüp maç sonunda galibiyeti yakalamak “Durun bakalım, Galatasaray hiç yenik duruma düşmedi. Acaba geri düştüğünde nasıl areket edecekler?” diye soran Rıdvan Dilmen ve türevlerine güzel bir cevap oldu.

8. Maçın kırılma anı ne kadar istenilen performans seviyesine ulaşamasa da Riera’nın ikinci gol öncesi üç Samsunsporlu futbolcunun içinden çengel diye tabir edilen bir vuruş ile topu Selçuk’a ulaştırması ve golün gelmesiydi.9. Samsunspor maçında Galatasaray namına en iyiler Selçuk, Emre Çolak ve az buçuk Riera; en kötüler ise Sabri, Melo ve Engin Baytar’dı.
10. Sabri ile ilgili olarak hazır olmadan takıma girmesi onun hatasını bekleyen güruhun ekmeğine yağ sürdü. Hiçbir zaman Sabri’nin eleştirilmesi hata ya da Sabri eleştirilemez diye bir sözüm olmadı. Benim tepkim “Sabri’de devre 4’te biter.” ya da “Sabri’yi kömürle boyayıp dudağı botokslatıp Eboue diye Fildişi’ne kakalasaydık.” tarzı küçümseyici, dalga geçici ifadeler. İşin ilginç yanı henüz hazır olmayan ve karşısında iki tane insan azmanı olan bir futbolcunun yaptığı hatadan zevk alan Galatasaraylıların olması.
Ve ister isteyin ister istemeyin hayal ettiğiniz tüm kupalar O'nun elinde göğe yükselecek.

Orlando Magic 83 - 97 Chicago Bulls

Her gece 20-20'lik Howard, 15 tane üçlük, 16-17 sayıdan geri gelmeler bulamazsın. Nelson gibi bir oyun kurucun varken, Hidayet'i Deng gibi bir kelepçe ile kelepçelemişken rakip bir de Howard'a sertlik yapıyorlarsa, hele ki J-Rich aylak aylak geziyorsa ve Anderson duş almadan çıktıysa maça zordun %50 üzeri takıma karşı maç kazanmak. Adamı yerler.

6 Ocak 2012 Cuma

Radyoda Sıkıldıklarım

Ilgaz Çınar : 
1) Mütemadiyen konuyu içkiye ve içmeye getirmesi.
2) 3 dakikalık konuyu 78 farklı mevzuya dalarak 45 dakikada anlatması.

İlker Duralı:
1) Yerli yersiz acayip tonlamalarla fazlaca ama gerçekten fazlaca gülmesi.
2) Eleştiri geldiği zaman bir anda renk değiştirip sertleşmesi.

Mehmet Ayan:
1) Aşırı objektif olma çabası nedeniyle raydan çıkması.
2) Çok fazla vurgulu konuşması (Kimi zaman sanki radyo değil de okunmuş kitap kaydı dinlediğimi zannediyorum)

Bilgin Gökberk:
1) İnsanları fazlaca aşağılaması.
2) Program yapmaktan zevk almıyormuş ve sanki para kazanmıyormuş da programı ona zorla yaptırıyorlarmış gibi bir hava takınması.

İsmet Badem:
1) Senelerdir değişmeyen çok ama çok kötü esprileri.
2) Boozer muhabbeti.

Özgür Sancar:
1) Bir röportaj yaparken kimle görüştüğünü ve röportaj yaptığı kişinin söylediklerini 3 milyon kere tekrar etmesi.
2) Yanında tercümanı olduğu halde bir yabancıyla röportaj yaparken illa bir noktada kendisinin de o yabancı dilde konuşup havasını atması.

5 Ocak 2012 Perşembe

Kulüpler Birliği Toplantısı Sonucuyla İlgili Kıssadan Hisse

Kulüpler Birliği: "Son kararı Türkiye Futbol Federasyonu versin..."

Türkiye Futbol Federasyonu: "Son kararı Kulüpler Birliği toplanıp versin..."UEFA:"İster TFF ister başkası versin ama yalpalamadan bir karar versin..."Taraftar: "Toptan hepinizin Allah belasını versin..."

Orlando Magic 103 - 85 Washington Wizard

Üzerinde konuşmaya gerek bile yok. Wizards her sene daha kötü bir takım oluyor, o üzüyor insanı.

4 Ocak 2012 Çarşamba

BELİRSİZLİKLER TAKIMI ORLANDO MAGİC


Ayrı bir bilgelik ve sevimlilik katan gözlüğü, etrafına ilgisiz başına buyruk oturuşu, hep 10 dakika ileri olan kayışı artık kokmaya başlamış antika saati, ‘Hagi, ne adamdı be!’ derken kısarak baktığı gözleri… Bu dünyadan göçüşünü hala sindiremediğim gecelerce insanı yorgan altlarında ağlatan tertemiz ve dünya güzeli insan Mesut’a sonsuz sevgilerimle…

Sezona Otis Smith’in asık suratıyla başlayan Orlando Magic için aslında bugünkü durum ya da geçilen dere ‘idare eder’in üzerinde bir mahiyette… Lokavt kararıyla popülarite eğrisi aşağı dönen NBA kuruluşunun lokavtın bitimiyle para kazanma yolu olarak gördüğü ya da şöyle dersek; popülaritesini izlenebilirliğini yükseltme yolu olarak gördüğü; yıldız oyuncuları oraya buraya takas ettirme haberlerini el altından desteklediği aşikar… Bu saydamlık aslında hoş ve beklediğimiz bir şey. Şöyle düşünün; TFF, resmi sitesinde şöyle bir haber yapıyor: “Alex yuvasında mutlu değil”, ya da “ Melo’nun vücut dili bu takımla olmayacağını söylüyor” … Eğlenceli ama bizim kurum ve kuruluşlarımızın ‘marka değerine’ halel getirme potansiyelli hareketler. İşte, bu tip haberleri, bu bahar bolca okuduk ‘nba.com’dan. Ayrıca, bir genel menajer çıkıp, oyuncusunun takımdan ayrılmak istediğini söylüyor; yani oyuncusu da inkâr etmiyorum taraftara kötü görünürüm kaygısı gütmeksizin. Yani adamlar gereksiz yere tribüne oynamıyorlar, kazanılan bir konferans finalinden sonra ya da imza töreninde formayı öpücüklere boğma gibi bir alışkanlıkları da yok. Alacakları parayı da gizlemiyorlar, çıkıp haklarının kuruşu kuruşuna mücadelesini veriyorlar.

Belirtmeden de geçmeyelim: Nba gelir kaybını hafifletmek için deli gibi ‘%15 indirdik’, ‘bakın valla bu hafta son, sudan ucuz, %25 indirdik”, “zararına satış”, “kargo bizden” başlıklı ana cadde mağazalarını kıskandıracak cinsten bir pazarlama işine girişmiş… Sitenin dörtte üçü NBA STORE reklamlarıyla doluydu lokavtın bittiği ilk günlerde.

Orlando basketbol olarak “az sıkıntılı” görünse de yüzlerden okunan bir iç sıkıntıya sahip herkesin malumu: Howard’ın kafasının sezonun mutlak favorilerinden(!) New Jersey’de olduğu gizli saklı bir şey değil… Aslında Orlando bir testten geçiyor da diyebiliriz şu an. Muazzam blok ve top çalma istatistikleriyle oynasa da Howard savunma olarak bile hala oyunda değil. Hele dün gece Detroit maçında rakibe verdiği savunma ribauntlarını görseniz, sahadakinin Howard olduğuna kimseyi inandırmazdınız. Ama bu görüntü sezon başından beri böyle. Howard maçlarda yokken, Nelson tıfılları oynarken, Richardson primlerini bitirmiş yaşını bekleyen amcalar gibiyken takımın hali aslında ‘ben çıkıp babalar gibi oynuyorum ama takım bana ayak uyduramıyor’ yollu açıklamalar yapmış olan Howard’a çok güzel bir cevaptır, ve Magic organizasyonu bunun mücadelesini veriyor şu anda.Bu bir bakıma SVG için de bir onur mücadelesi. Takım için kendi düşüncelerinin yerine getirilmediğini düşünüyor mesela Howard. Ben de tam aksini ispat edebilirim. Jameer’i bu takımda tutan etkenin Howard olduğunu tahmin edemeyecek yoktur herhalde. Howard acaba oyun kurucusu Nelson olan şampiyon olma potansiyeli fırlak nasıl bir takım hayal ediyordu? Tekrar etmekte fayda var: Bu takım 2009’da NBA finallerine yürürken takımın oyun kurucuları Alston ve A. Johnson’du. Nelson finalde döndüğünde, Fisher’a yaptığı o muazzam son top savunmasıyla akıllarımızda kalmıştı… Howard’ı, bu takım, daha potansiyelli olan Okafor’un önünde seçtiğini unutmayalım. Howard eğer Johny Davis ya da Brian Hill’e çalışmaya devam etseydi, bir Okafor seviyesinde olma ihtimali vardı en fazla belki de. Howard’ın yerinde kim olsa SVG adına bir tarikat kurup baş müridi olurdu oranın. Nasıl ki Dwayne Wade, bir Vince Carter seviyesinde kalmamasını SVG’ye borçluysa Howard da o kadar borçlu bu gözlük bıyık kombinasyonu muhteşem babacan adama…

Tabi tüm bunların yanında Howard’ı gaza getiren bir çevre veya iklim de yok değil… Chris Paul Los Angeles şehrinde basketbol oynamak için sonunda muhteşem ekip Clippers’a yol aldı şampiyonluk isteğini de ağzından eksik etmeyerek. Amare ve Carmelo da şampiyon olmak için tercih etmişlerdi muhtemelen yeni takımlarını. Yani şehrin önemi yoktu muhtemelen onlar için. Prensip olarak aslında Paul’un Lakers’a takasına karşı değilim, kurallar çerçevesinde gerçekleşecek olan. Sonuçta bu bir zihniyet savaşı da ayrıca. Nasıl insanlar yetiştirdiğinizle alakalı, o yüzden varsın hepsi hatta Carter’ı da alsınlar Lakers’da top oynasınlar.

Sezon öncesi bu kadar karmaşa yaşanmışken SVG en sakin ve akil adam pozisyonundaydı kuşkusuz. Tek eleştirebileceğim nokta –son maç yaptığı rotasyon hatası hariç tabi-, nerdeyse tüm takımı Howard’a odaklamış olması. Açıkçası oyunu bu hale getiren oyuncuları bu psikolojiye iten SVG mi yoksa başkası mı emin değilim. Otis Smith de olası şüpheliler arasında ama büyük olasılık oyuncuları bu yola kanalize eden ismin perde arkasında işler çevirmeyi seven küçük enişte Bob Vander Weide olduğu. Takımın Howard dışında kalan kısmına bazı şeyleri empoze etme olasılığını yüksek görüyorum, zira SVG’nin gerek tarzı gerek açıklamaları gerekse de kişiliği bu tarz işler yapmasına müsaade etmez. Ama bunun önüne geçemediği de gün gibi ortada. Hatta sezonun ilk hazırlık maçı Miami deplasmanında ilk periyodu tüm oyuncuların eline geleni alakalı alakasız her yerde Howard’a paslamaları seyredenleri özellikle Magic taraftarlarını mide kaldırttı oyundan soğuttu. Diyeceksiniz ki, nereden biliyorsun SVG’nin buna karşı olduğuna? Son Detroit maçında 3-4 kez aynı gereksiz pas denemelerini yapan Türkoğlu’nu neredeyse kenara mahkûm etti tüm maç… Tabi bu bir maçlık ya da Hidayet ile alakalı bir durum değil: Redick, Nelson, Richardson herkes yapıyor. Hatta son maç hatırladığım bir pozisyon var beni kahreden. Davis yüksek post’ta boşken şut yerine pota altındaki Howard’a öyle bir pas veriyor ki top sporcuların bakışları arasında tin tin auta çıkıyor; o kadar trajik bir görüntü Magic hücumu için.

Bunun dışında saha içi de en az dışı kadar belirsiz... Bu belirsizliklerden biri izleyenlerin de anlayamadığı türden örneğin: Gortat’ın hatta T.Battie’nin gidişinden beri pota çevresinde kaybolan sertliğe bir parça katkısı olur diye takasla alınan Glen Davis şu ana kadar Bass’ın ruhunu yaşatıyor. Savunma bilgisinin daha üst düzey olduğu aşikâr ancak top rakip potaya döndüğünde mekanizma olarak da komik sayılabilecek şutlar çıkarmakta. Hadi eyvallah, sonuçta Magic’in bir oyun şablonu ve prensibi var, ve orta mesafe boş şutlar bulmasından dolayı doğru hamle sayabiliriz yaptıklarını ama son birkaç maç gördük ki Glen Davis de hücumdaki rolünün pek farkında değil. Orta mesafeden fake adımlarla İbrahim Kutluay tarzı birebir zorlama şutlar denemesini son Detriot maçında üçlük kullanma boyutuna getirdi ki gecenin bir yarısında o şutu göreceğime Bülent Ersoy’u hamamda görmeyi tercih ederdim… Tahminim antrenmanlarda Anderson’a çizilen setleri ben de yapabilirim diye hayal etmekte.

Bir sonraki yazımda diğer oyuncular ve savunmaya da değineceğim kuşkusuz. Bu yazıyı fazla uzatmadan son bir değini yapıp bırakalım. Skor kâğıdının tepesinde adını hakkıyla bulunduran ‘küçük Nowitzki’ Anderson’un gelişimi saygı değer; hatta sadece skoruyla değil teması da seven bir yapısının olduğunu da kanıtlamıştır bize kuşkusuz, ancak ondan önce takdir edilmesi gereken kişi ise Reddick’tir bu ekipte. Aslında JJ şimdi JJ olmuştur. Nba geldiğinde bir Ender Arslan’dı sadece en fazla. Hatta Travis Diener ile beraber oynadıkları vakit ikisinin de aynı tip oyuncular olduğu ikisinin de şutundan başka bir şeyi olmadığı savunmalarının zayıf olduğunu bu yüzden ikisinden sadece birinin takımda tutulması gerektiğini söylemişti birçokları. Ama bu adamın hamurunda başka bir şey olduğunu bize ispatladı kendisi. Belki aynı popülaritede değiller ama Burak Yılmaz gelişimi neyse JJ Reddick de odur.(tabi burada SVG’yi övmeden de geçmeyeyim) Hatta Reddick daha zor olanı başarmıştır, aynı çevre içinde sadece oyuna ve gelişimine odaklanarak bunu başarmıştır. Sahaya girdiği vakit dış şut katkısı beklenen bir adamdan ötesine geçmiştir ve bunu kendisi inadıyla başarmış putları yıkmıştır. Hatta bana şutör etiketi vurmayın diye canhıraş tüm alanlara katkı vermektedir. Muhteşem bir Jab-step hareketi kazanmış ki bunu yapabilmek esasında elit bir iştir. Sahanın her yanını çok iyi kullanabilmektedir; yani ortadan ve kenarlardan çok etkili driplinglerle potaya kadar inebiliyor. Ve doğru şeyleri doğru zamanda yapabilmesi de kafa olarak ne kadar ilerlediğinin kanıtıdır.

Ben Cenk Hocam kadar bu tahmin işlerinde öngörülü değilim ne yazık ki… Ama yılların bir Cenk Yavuz okuyucusu olarak da tavsiyem bu tahminlerin işkembe sallaması değil, keskin bir öngörü ve tahlil neticesi olduğunu önemle hatırlatmak isterim.

3 Ocak 2012 Salı

Baba Biraz Yaşlanmış...

Bumerang=Borriello=Ceyhun Eriş=Tenis Topu

Bir ara Galatasaray ile de anılmıştı Borriello'nun ismi. İtalya futbolunun tanınan isimlerinden olan Borriello ile Milan arasında ilginç bir çekim var. Avustralya yerlileri olan aborjinlerin insanlığa sunduğu önemli icatlardan biri olan bumeranga da benzetilebilir ama ilk bakışta Borriello ile Milan ilişkisini görünce aklıma Wimbledon Açık Tenis Turnuvası'nda Pete Sampras-Boris Becker maçında kullanılan toplar geldi. Nasıl mı?

Borriello Milan altapısından A takıma yükseldiği gibi 2000 yılında Treviso'ya kiralık olarak gider. Bir sonraki sezon döner ama döner dönmez bu sefer de Triestina'ya kiralık olarak gönderilir Milan yönetimi tarafından. 6 ay sonra Milan'a geri dönen Borriello sezonu Milan'da tamamlar ama yeni sezonda da tekrar Treviso forması giyecektir yine kiralık statüsünde tabiki. 1 sezon Treviso'da futbol oynadıktan sonra Milano'ya adım atmadan bu sefer de Empoli'ye kiralanır. Triestina macerasında olduğu gibi Borriello 6 ay sonra Milan takımına katılır ve sezonu orada tamamladıktan sonra Reggina'ya kiralanır. 1 sezon Reggina forması altında performans gösteren Borriello'nun ertesi sezon yolu 6 aylık ve yine kiralık olarak Sampdoria'ya düşecektir. Sampdoria'dan ise bu sefer Milano aktarması olmadan eski göz ağrısı Treviso'ya gider.
Orada 4 ay eski arkadaşlarıyla maziyi yad eden Marco konusunda Milan yönetimi 7 yıl sonra nihayet satış kararını verir ve 2,5 milyona futbolcuyu Genoa'ya satar. Fakat kör olmayasıca Borriello'nun, ki 2000-2007 yılları arasında oynadığı takımlarda 90 küsür maçta toplam 11 gol atmış, o sezon Genoa'da oynayacağı tutar ve 35 maçta 19 gol atarak çok iyi bir performans sergiler. Bunu gören Milan yönetimi "Yahu biz ne yaptık!!!" diye söyleyip 1 sezon sonra futbolcuyu Genoa'dan 15 milyona geri alır. Genoa yönetimi dört köşedir sonuç olarak.

Milan'a geri dönen Marco ilk sezonunda yine iyi bir performans gösteremez. 8 maçta 2 golle takımına katkıda bulunur. Ama ikinci sezonunda 36 maçta 15 gol ile iyi bir sezon geçirir Milan'da. Borriello tam kiralık dönemlerini atlatmıştı ki kabusu geri döner ve 2010-2011 sezonunda Roma'ya kiralanır. Roma'da o sezon 40 küsür maçta attığı 17 golle katkıda bulunan Marco için Roma, Milan'a 16 milyonluk teklif yapar ve nihayetinde Borriello Milan'dan Roma'ya geçer ama yine gol atmayı unutur, 8 maçta takımda yer bulur ama skor anlamında takımına destek veremez. Sonuç olarak 2011-2012 sezonunun ikinci yarısında 1 milyona kendisi Juventus'a gönderilir.

11 yıl, 7 ayrı takıma 11 transfer. Aklıma Ceyhun Eriş geliyor bu bilgiyi yazarken. Bakalım şimdi Juventus forması altında ne yapacak Borriello? Belki yine çok iyi maçlar çıkarıp Milan'a geri döner. Belli olmaz...

Ceyhun Eriş demişken sezon başında KKTC 1. Lig takımlarından Doğan Türk Birliği ile devre arasına kadar sözleşme imzalamıştı. Ne oldu O'na? Devam mı tamam mı???

Detroit Pistons 89 - 78 Orlando Magic

Takım olarak sezonun en kötü oynandı dün gece. Lawrence Frank kedi olalı bir fare tuttu. Detroit senelerdir zor gelir Orlando'ya ama bu kez başrolde Howard savunması vardı. Monroe, Maxiell ve Ben Wallace'ı değişimli kullanarak Howard'a baskılı, sert ve agresif bir savunma yaptırdı Frank. Sinirlenen Howard da işi savaşa çevirdi ve önceki maçlarda yaptığının aksine neredeyse hiç üzerinde ikili üçlü sıkıştırma varken dışarıdaki boş adama dönmedi. Dolayısıyla bu şartlar altında hem Howard hem de Magic oyundan koptu. Howard bu sezon ilk kez 6 faul da aldı bu maçta. Jerebko ve Prince harika savunmaları Stuckey ve Gordon hücumda Nelson, Redick ve J-Rich'i paçavraya çevirmeleriyle öne çıktılar. Hidayet 4. çeyrekte direksiyona geçmedi bu sefer, idare Nelson'daydı, normal olarak duvara tosladı araba. Kendi sahandaki maçtan hemen sonraki sabah binlerce kilometre uçup Detroit'te maça çıkan takıma çok çok eleştiri yapmak insafsızlık olur ama bu sezon lig maalesef böyle. Özellikle deplasmanlar zor geçecek.

2 Ocak 2012 Pazartesi

Orlando Magic 1.Hafta Analizi


Orlando Magic Finalle geçirdiği senenin sonunda yaptığı strateji hatasıyla buralara geldi. Normal şartlarda Gortat'lı kadroyu, Hidayet'i de tutarak muhafaza edebilseler bugün şampiyonluk yüzüğünü parmağına geçirmiş bir takımdan bahsediyor olurduk. Daha önce defalarca kez söyledim, bu işin tek sorumlusu Otis Smith'tir. Fazlaca dalmaya gerek yok geçmişe ama hem Vince Carter hem de Gilbert Arenas hamleleri Magic'i uçurumun eşiğine getiren hamleler olmuştur. Bugün Howard gitmekten bahsediyorsa sebebi Smith'ten başkasıdır denemez.

Geçmişe mazi derler diye bitirip bugünkü halimizi bir masaya yatıralım.

Öncelikle Stan Van Gundy'den bahsedelim. Bu adamın eline hiç bir zaman 10-11 kişilik rotasyon kurabilecek bir kadro verilmedi. O da dolayısıyla 8 kişilik rotasyonda, önemli isimlerini ekonomik kullanmaya çalışarak kotardı sezonları. Bu sene de aynı durumda SVG. 1 pivotu 2 uzun forveti 1 kısa forveti 2 skorer gardı 2 oyun kurucusu var sadece elinde gerçek anlamda verim alarak kullanabileceği. Anderson'ı ve Redick'i bugünkü skorer ve etkin kimliğine büründüren isim de SVG. O yüzden 3 kişilik malzemeden 10 kişilik sofra kuran bu adama saygım sonsuz.

Oyuncu bazında düşündüğümüzde en büyük yıldız ve problem tabii ki Howard. Howard tam anlamıyla kafasını maçlara verebilmiş durumda değil henüz. Sanki sakatlanmamaya çalışır bir şekilde oynuyor maçları. Hücumda eski agresifliği yok ve darbe almaktan korkar bir havada. Biraz bitirmiş gibi Orlando kariyerini Howard. New Jersey mi yoksa Lakers mı ya da Dallas sorusu dönüyor gibi kafasında. Dolayısıyla hücum anlamında çok etkin bir Howard yok bu sene, sonuç olarak da skor yükü takıma dağılmış vaziyette.

SVG her oyuncuya serbestçe üçlük kullanma özgürlüğü verdiği için zaten iyi bir şutör olan Anderson ilk beşle de şereflenince tutulmaz bir silah halini aldı. Oyunda varlığını yokluğunu hissettirmeden birden 20 sayılar yapmış, 3-4 tane üçlük sokmuş oluyor. Topla çok oynamıyor ama iyi pozisyon alıyor ve kendini unutturmayı başarıyor. Howard'la birlikte oynarlarken onun adamı çoğunlukla yardıma gittiği için çoğunlukla boş üçlük kullanırken görüyoruz Anderson'ı. Bir nevi Mehmet'in Utah'ta tavan yaptığı sezondaki gibi oynuyor yani.

Bir diğer süper adam da Redick. SVG baktı ki alternatifi yok 2 senedir Redick ile çok ciddi ilgileniyor. Ayakları çok hızlanmış, savunması sertleşmiş, güveni çok artmış. Hepsi SVG'nin Fatih Terimvari tavırları ve hocalığı sayesinde. Bu takımda Anderson 1., yedek Redick 3. skorerse SVG'nin karşısında saygıyla eğilip eline eteğine yüz sürmek gerek.

Takımda güven veren 3. oyuncu ise Hidayet. Geçen 2 talihsiz sezonun aksine sanki bu sezon lokavt sayesinde dinlenip kendine gelmiş Hidayet. Çok farklı ve istekli başladı sezona. SVG hala onun daha agresif olup potaya daha fazla gitmesini istese de her maç bu oranını yükseltiyor Hidayet. Örneğin dün geceki Toronto maçını 4. çeyrekte adeta getiren adam oydu. Potaya gittiği biri dışında her pozisyon ya sayı, ya hücum ribaundu ya da faulle sonuçlandı. Kendine güveni tekrar yerine oturmuş ve takımın lideri olduğunu da hissettiriyor. Hiç 32 yaşını bitirmiş gibi değil, bu sezon 5-6 yaş daha genç gibi. Şut tercihleri daha doğru ve top onun eline hangi hücumda değerse o hücum değer kazanıyor. Bugün Anderson ve Redick %50 civarında şut sokabiliyorlarsa en büyük sebeplerinden biri de Hidayet önderliğinde, geçen sene bozulan pas trafiğinin yeniden hayat bulmasıdır.

Takımın 2 çok önemli eksi noktası ise Oyun kurucumuz ve skorer gardımız. Jameer Nelson bu sezona önceki sezonlardan da kötü bir başlangıç yaparak başladı. Westbrook, Lowry, Calderon, D-Will adeta hallaç pamuğu gibi attılar elemanı. Savunma anlamında hiç bir şey yok Nelson'da. Nelson varsa bu takımın oyun kurucusu Hidayet'tir. Yedeği olan Duhon ise bu sene protezlerini yağlattırmış olacak ki en azından biraz koşabiliyor ve savunma yapabiliyor. Duhon'un top dolaşımına sağladığı katkı Nelson'dan fazla. Bu iki ismin yedeği ise seneler sonra parkelere dönen Larry Hughes. O da rüzgarda savrulan bir çuval misali tutunacak dal aramakta. Özetle oyun kurucu pozisyonumuz en zayıf karnımız. Jason Richardson ise tam anlamıyla eski günlerini mumla aratıyor. Geçirdiği sakatlıklar ve dolaştığı onca takımdan sonra, tam da 4 senelik iyi bir kontrat almışken o da oynamayı değil sadece fiziken orada olmayı seçenlerden. Hele ki dün gece Raptors maçında smaca kalkıp potadan blok yemesi ve yere kapaklanması acınacak bir manzaraydı. SVG henüz sezon başı olması nedeniyle onu fazlaca sahada tutup kendine gelmesini bekliyor ama ben pek umutlu değilim. Zamanında Rashard Lewis de Vince Carter da şimdi J-Rich de bu takıma potaya gidecek, boyalı alanda agresif olacak adamlar olarak getirildiler. Ama sonuçta hepsi savunmaları zayıflamış vetran birer üçlükçüye dönüştüler. Netice itibariyle kariyerie hürmeten J-Rich ilk beşte olsa da benim skorer gardım Redick.

Uzun forvet ve pivot yedeği olarak Boston'dan Bass karşılığı aldığımız Glen "Big Baby" Davis ise Bass'in kopyası mahiyetinde işlev görüyor. Agresifliğini arttırması, ribauntları daha iyi takip etmesi, topla hareketlerini iyileştirmesi gerektiği aşikar olsa da rotasyonda bizim için fayda sağlayan bir isim.

Gördüğünüz gibi hiç Von Wafer, Q-Rich, Orton, Liggins, Harper gibi isimlerden bahsetmedim bile, gerek var mı?

Sonucen;

1) Oyun kurucu savunmamız en yumuşak karnımız. Olmaz ya iyi bir oyun kurucuya ya da iyi bir savunmacı yedek oyun kurucuya ihtiyacımız var.
2) Howard'ın kafasını toplaması için acil müdahale yapılmalı. En azından uzun vadeli kontrat teklifi ile ilgili görüşmelere başlanmalı.
3) Takıma bir uzun daha gerekiyor. Piyasadan ya da Avrupa'dan bir 5 numara aranmalı.
4) Birileri daha rotasyona girmeli. Keza böyle giderse en 2-3 tane sakatlık yaşanır sıkışık sezonda.
5) Anderson'ın savunması üzerinde biraz daha çalışılırsa ufak bir Nowitzkimiz olur, gayret edilmeli.
6) Tepe pick-n-rolleri çok iyi işlemiyor, Redick ve Hidayet dışında bunu becerebilen yok, üzerinde durulmalı.
7) Her maç 10-15 üçlük sokamazsınız, orta mesafe şutları ve boyalı alan organizasyonları çoğaltılmalı.
8) Birinin Nelson ve J-Rich'e aldıkları paraları ve Orlando'da ilk 5 oynadıklarını hatırlatması gerek. Ben mi söyleyeyim?

Sezon sonu öngörüsü:

48 galibiyet 18 mağlubiyet Doğu 3.sü

En İyi Senaryo: Doğu Finalinde Miami'ye 4-2 kaybeder

En kötü Senaryo: Doğu Yarı Finalinde Chicago'ya 4-3 kaybeder.

Orlando Magic 102 - 96 Toronto Raptors

Charlotte Bobcats 79 - 100 Orlando Magic

Orlando Magic 94 - 78 New Jersey Nets

Orlando Magic 104 - 85 Houston Rockets

OKC Thunder 97 - 89 Orlando Magic