Sayfalar

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Sakarya Spore Undressed


Fotoğrafı ben çekmedim. Yarın üşenmeyeceğim etmeyeceğim, gideceğim stada, bakacağım ben de bir fotosunu çekeceğim. Eğer böyle ise arşivimize muhteşem bir parça olacak. Artı artık Halit Evin'i mi bulurum yoksa Tamer Batuboylu'nu mu arayıp soracağım bu yazıyı yazan kim diye? Sonra gidip bunu yazıp oraya taktıranı alnından muccckkkkk diye öpeceğim.... (Bu ne ya!!!Google translate desem orada çıkan bile daha mantıklı çıkıyor...)
Kaynak: farnerud (Kocaelisporlu bir afacan olmasın bu!)

12 Ağustos 2011 Cuma

41 Kere Maaşallah!

Bugün güzel, canım, dünya tatlım, kurtarıcım, huzur kaynağım, mutluluğum, bir tanecik eşim ile evliliğimizin 41. günü! Çok mutlu ve huzurluyum bugün. Onunla yaşamak apayrı bir haz, onunla aynı evde olmak, 24 saati, aynı tabağı, aynı bardağı, aynı çatıyı paylaşıyor olmanın keyfi anlatılamaz... O uyurken hep seyrediyorum onu, ona her bakışımda, kokusunu içime çektiğimde tekrar tekrar şükrediyorum Yaradana, tam hayattan ümidimi kesmişken karşılaştırdığı için bizi. Teni, saçı, gözleri, herşeyi yaşam kaynağım...

Sonsuz şükürler olsun tekrar ve tekrar. Yüce Yaradan bizi nazarlardan, kaza ve belalardan, hastalıklardan korusun. 41 kere maaşallah! 41 seneler olsun inşallah!

Sınırsız Yabancı Milli Çöküşün Başlangıcıdır

Hani derler ya "Tarihe not düşmek adına söylüyorum" diye, benim şu anda söylediklerim de o cinsten. Tarihe not düşüyorum ben de bugün ve geldiği günden beri Türk Futbolunu her geçen dakika daha fazla kaosa sürükleyen Aehmet Ali Aydınlar'ı tebrik ediyorum! Dün TFF'nin aldığı kararlar skandal niteliğindedir Türk Futbolu adına. Türkiye bir AB ülkesi değildir ve yakın zamanda da olmayacaktır, belki de asla girilmeyecektir o birliğe. Dolayısıyla Türk gencinin Avrupa ülkelerinde serbest dolaşım hakkı yoktur çifte vatandaş değilse. AB ülkelerinde var olan bu kişisel hak dolayısıyla bu ülke takımları ne kadar başka ülke oyuncusu transfer ederlerse etsinler, altyapıdan gelip A takımlarda forma bulamayan gençler başka ülkelere rahatça transfer olurlar. Bugün örneğin Portekiz gibi yabancılar tarafından istila edilmiş bir ülkenin genç futbolcuları alt ligleri beğenmeyip Avrupa'nın bir çok takımına transfer olmaktadırlar. İngiltere'de de durum benzerdir. Ama dedik ya bu gençler serbest dolaşabilmektedir.

Kalitesi düşük ama pazarlaması iyi yapılmış, kalitesi yüksek ama fahiş fiyatlara kazıklanmış isimler Türk takımlarına milyonlarca garanti para ve maç başı ücretlerle gelmekte, adeta süper emeklilik yaşamaktadır. İşte bu yüzden sınırsız yabancı kararı sahadaki sayı kaç olursa olsun gençlerimizin önünü daha fazla tıkayacaktır. Süper Lig'de teknik direktörler ortalama 23-25 kişilik kadrolarla çalıştığına göre artan yabancı sayısı Türk oyuncu sayısını iyice azaltacak, altyapıdan A takıma çıkmak ziyadesiyle zorlaşacaktır. İtalya'da paraların yabancılara adeta saçılması sonrası başlamamış mıdır alt liglerdeki şike olayları. Para kazanamayan, kadrolarda yer bulamayan genç İtalyanlar, hızlı ve daha çok para kazanmak için şikeye, teşviğe, bahise bulaşmamışlar mıdır? İşte Türk alt liglerinde gelecekte olacak olan budur. Yepyeni ara bir jenerasyon çıkacak ve türlü türlü uğursuzluklar hortlayacaktır alt liglerde. Milli takıma oyuncu bulmak için Süper Lig yerine Alman ve Avusturya Ligleri daha iyi bir kaynak olacaktır. 70 milyondan kumarbaz, Avrupa'daki 3-4 milyon Türkten yeni yıldızlar doğacaktır. Ama önce Süper Lig, sonra Milli Takım, hepsinden önemlisi Türk sporu ve Türk genci kaybedecektir.

Teşekkürler Mehmet Ali Aydınlar. Hem koltuk sevdalısı kulüp başkan ve yöneticileri hem de Süper Lig yabancıları sana minnettarlar.

11 Ağustos 2011 Perşembe

Emre’yi Niye Islıklıyorsunuz? Ayıp Değil mi Ama, Yazık O'na!!!

Dün akşam Galatasaray taraftarının Emre Belözoğlu’na ilk 15 dakika boyunca top her ayağına geldiğinde yaptıkları ıslıklama olayı Estonya ile yapılan maçın önüne geçti. Bizim basınımız zaten böyle şeyler arıyor. Amaç ortalığı karıştırmak zaten. Bir milli maçta bir futbolcunun ne olursa olsun ıslıklanması tabiî ki hoş bir hareket değil. Tasvip ediyor muyum? Sonuna kadar. İyi ki yaptı taraftar. Küfür etmedi, namusuna dokunacak bir hareket yapmadı el kol hareketi ile kızdırmadı, etmedi. Sadece ıslıkladı. Ne olacak ki ıslıklanınca. Bir yerleri eksilmez herhalde Emre’nin.
Bu arada yukarıda belirttiğim düşüncenin o sahadaki tüm futbolcular için aynı olduğu sanılmasın. Yapılan hareketi tasvip ettiğim düşüncesi sadece Emre’ye özel. Hemen herkes “yahu maç Galatasaray-Fenerbahçe maçı olur anlarım, ne anlamı var şimdi milli maçta Emre’ye yapılan bu tepkinin?” diyor. Hadi ya! Emre gider Türkiye-Macaristan maçında basın tribününe birine nasıl geçirdim sana der gibi kol hareketi yapar. Emre gider, Kayserispor maçında rakibe boğaz kesme hareketi yapar. Emre gider, ona buna saldırır. O zaman ucundan bucağından, yarım ağızla “doğru bir hareket değil, yanlış yapmış; ama o anki duygularla, adrenalinle normal karşılamak gerekir” denir ve korunur. Ama taraftar Emre’yi ıslıklayınca vay efendim neden böyle yapıyorlarmış? Emre özelinde diyorum ki iyi ki yaptılar. Hem ıslıkladılar sadece. Emre’yi o kadar da etkilemeyecek bir tepki. Boğazını keserim gibi, kol çıkarmak gibi işin mahkemelere kadar uzayabileceği büyüklükte ve terbiyesizce, utanmazlık abidesi bir hareket değil.

Denilebilir ki neden sen yanlışı referans alıyorsun ki? Niye almayayım. En basitinden şike-teşvik olaylarında “ama herkes şike-teşvik yapıyor kabak bizim başımıza patlıyor” derken yanlışı referans almak olmuyor mu? Bu kıstasla paça kurtarmaya çalışırken hiç sıkıntı yok, söylemde hiçbir yanlış yok; ama Emre’nin olayında “sen neden Emre’nin yaptığı yanlış hareketleri referans alıyorsun?”. Alırım Emre olunca işin içinde.

Herkes layık olduğu şekilde karşılanır, layık olduğu şekilde ağırlanır ve layık olduğu şekilde muamele görür. Emre ilk önce kendi önünü düzgünce temizlesin paklasın ondan sonra o Emre’ye yapılan hareketi yanlış gören cüruh desin ki yaw bu kadar efendi adama yapılan harekete bak. O zaman da ben çıkayım ayıp be yaptığınız, utanıyorum sizinle aynı takıma gönül verdiğim için diyeyim…

Son olarak Emre penaltıdan golü atınca kendisine yapılanlara karşılık Türkiye formasını öpüyor. Kendince şekil yapıyor. Yahu madem o forma senin için bu kadar önemli hiç mi utanmadın o formayla yukarıdaki resimdeki hareketi yapmaya! O forma sana ağır geliyor...

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Galatasaray Olabilecek Başka Kim Var???

Ve Arda Turan kaçar. Her iki kulüp ve Arda için hayırlı uğurlu olsun demekten fazla yapılabilecek bir şey yok. Aslında 2 gün öncesine kadar Arda kulüpte kalmıştı; tüm taktik hep onun varlığına göre yapılmıştı. Ya da biz öyle biliyorduk. Ama ne olduysa oldu 24 saat içerisinde güllük gülistanlık hava fırtınaya döndü ve dün akşam itibari ile Arda Yuvadan uçtu.

Şimdi bin tane senaryo, milyon tane spekülasyon üretilecek ne oldu da Arda bir günde transfer olacak duruma geldi diye. Biri diyecek ki kendisine önerilen parayı beğenmedi, diğeri ise Türkiye’de üzerine gaddarca bu kadar fazla gelinmesinden bıktı. Ama ne önemi var ki, gitti adam işte, ha paradan gitmiş ha özel yaşantısına saldırıdan ya da eskisi gibi olmazsa taraftarın yine ona küfür edeceği olasılığından. Dediğim gibi gitti işte...

Ben kendi penceremden bakınca aslında bu transfer ile ilgili olarak iki nokta görüyorum:

1.Arda kulübüne Türkiye futbol piyasasında transfer rekorunu kıran bir ücret kazandırarak A. Madrid’e gitmiştir.

2.Arda’nın Galatasaray tarafından kendisine teklif edilen 3,5 milyon euro’yu kabul etmeyip çok daha azına hatta yarısına A. Madrid’e transfer olması derdinin para olmadığının göstergesidir.

Benim bu konuyla ilgili önemsediğim başka bir husus yok.

Diğer yandan bir Galatasaray taraftarı olarak üzülmedim mi? Tabi ki üzüldüm. Üzülme sebebimi ise kulübün adı ile artık yan yana simge haline gelmiş futbolculardan yola çıkarak anlatmak en mantıklısı. 2000 ruhu denilen o yüce duygu içerisinde Bülent Korkmaz çok önemliydi taraftar için. Hiçbir futbolcu Galatasaray’dan daha büyük değildi ama Bülent Korkmaz Galatasaray’dı; Galatasaray da Bülent Korkmaz. Tugay’da da aynı durum vardı, Okan, Suat, Arif de Galatasaray denilince kulüp isminin yanında hemen yazılırdı isimleri. Hakan Şükür Galatasaray’dı zaten. Tugay Glasgow Rangers’a gidince İskoç Ligi’ni izler olduk. Hatta Aberdeen ile oynanan ve Tugay’ın Galsgow forması giydiği ilk maçta ceza sahası dışından attığı bir şutu tüm Galatasaraylılar düşünce gücü ile kale içine sokmaya çalıştı. Neden çünkü artık Glasgow Rangers da Galatasaray’ın bir parçasıydı. Ama işte Tugay gittiğinde geride birileri vardı Galatasaray diyebileceğimiz ya da Hakan Şükür İnter’e transfer olduğunda geride Galatasaray vardı hala daha. Hayatının yarısını Galatasaray’a vermiş olan Arda Turan A. Madrid’e gidince geride kim kaldı peki? Kime Galatasaray diyeceğiz ya da kimi Galatasaray ile özdeşleştirebileceğiz. Belki yarım Sabri, çeyrek de Baros. Servet mi Galatasaray olacak ya da Kazım Kazım mı yoksa Ayhan Akman mı? Tamam, Fatih Terim başta en büyük Galatasaray özdeşi O. Yenilerini yetiştirecektir, yetiştirmelidir de ama Arda’nın arkasında taraftarın sarılabileceği bir Galatasaray yok. Arda’nın en büyük handikapı da bu yokluk değil miydi zaten. Kendisi gibi 2-3 tane daha Galatasaray olabilen futbolcu olsaydı kimbilir nerelerde olurdu bu vakitte bu kulüp? Arda’yı da Galatasaray’dan koparan bu yokluk olmuştur zaten. İşte ben bu yokluğa bir süre de olsa alışmak zorunda olduğum için üzgünüm Arda’nın gidişine. Yoksa helal olsun, en büyük destekçisi benim ama arkasında durabileceğim, Galatasaray olabilecek, benim sarılabileceğim bir futbolcu göremiyorum artık Galatasaray'da. Ve gerçekten çok üzülüyorum.

Cerezo'dan Özgür Sancar'a Arda Kazığı

Özgür Sancar dediğimizde herkes gülümseyerek ve saygı duyarak kafasını sallar şu camiada. Yalanı, hilesi hurdası olmayan, herkese eşit mesafede duran, tam anlamıyla objektif bir adam. Gönül ister ki onun gibileri çoğalsın Türk spor camiasında. Sancar bugun ne yapmış ne etmiş Atletico Madrid başkanı Enrique Cerezo'yu canlı yayına bağlamış. Röportajın odağında sabah Ünal Aysal'ın yaptığı Arda açıklaması var tabii ki. Röportajı kendi İspanyolca öğretmeni üzerinden binbir zorlukla yapan Sancar, Cerezo'nun ağzından Arda'nın transferiyle ilgili bir laf koparmaya çalıştı. Ancak ağzı sıkı, ketum Cerezo öyle bir oyaladı ki Sancar'ı anlatmaya kelimeler yetmez. Dolayısıyla hiç bir tatmin edici cevap alamayan Özgür Sancar da röportaj sonunda "Arda'nın Atletico Madrid'in gündeminde olmadığını söyleyebiliriz" mealinde bir cümle kurdu. İşta bu Cerezo'nun kazığıydı Sancar'a. Sancar'dan röportaj sonrası bu cümleyi duyan bir çok internet spor portalı Arda Atletico'ya gitmiyor diye haberler geçtiler, Radyospor ve Sancar kaynaklı. Ancak bu röportajın üzerinden daha 5 saat geçmeden Arda'nın Atletico'ya satılması adeta bir şok etkisi yarattı. Cerezo resmen Sancar'ı tek ayak üstünde uyutmuştu.

Röportajın ve transferin yapıldığı saatlere bakarsak Cerezo'nun Sancar'la konuştuğu sıralarda aslında Galatasaray'la pazarlık halinde olduğunu çıkarmak işten değil. Sancar aslında burada bir habercilik kazığı yerken Cerezo bu vesileyle Türk spor yöneticilerine belki de Aysal'a çok önemli bir mesaj veriyordu: İşi bitirene kadar açık etme, gerekiyorsa inkar et, böylece hiç bir başarısızlık sana mal edilmez.

Cerezo kısa sürede Agüero ve De Gea'yı gönderip ciddi bir maddi kaynak yaratırken, aynı zamanda maaş anlamında ekonomiye de gitmiş oldu. Bunlar 2013 UEFA kriterleri hazırlığı apaçık. 61 milyonluk bonservis bedeli alan Madrid bonservissiz transferlerine en son Arda'yı ekleyerek yine önemli bir konuma gelmeyi başardı. Cerezo önemli bir spor adamı olduğunu hem bu transfer başarıları hem de Sancar'a bugün attığı kazıkla bir kez daha gösterdi.

9 Ağustos 2011 Salı

Beşiktaş Forma Numaraları (2011-2012)


Ha Hakan Balta Ha Lionel Messi; İkisi de İçici!!!



Aradaki fark biri efkardan diğeri zevkten içiyor gibi görünmesi...
Hoş, zaten Messi ciğerlerden birini köreltse bile tekiyle de ipe dizer cümle alemi, o ayrı...
Ama yine de yakışmamış. Çok umrunda ya neyse...

8 Ağustos 2011 Pazartesi

TAFL Kullanma Kılavuzu

Ülkemizde 20 senedir oynanan Amerikan Futbolu, son 5 senedir resmi federasyona bağlı olarak 4 ayrı ligde devam ediyor. Türkiye Amerikan Futbolu Kulüpler  1. ve 2. Lig’leriyle beraber sadece o üniversitede okuyan öğrencilerin oynayabildiği Üniversiteler 1. ve 2. Ligi oynanıyor. Bu yazıda bu liglerin en prestijlisi olan Türkiye Amerikan Futbolu 1. Ligi’ne 2011-2012 senesinde katılacak takımları değerlendirecek ve tahminlerimizi yapacağız. Lige 8 takım katılacak ve ilk dört sıradaki takımlar çapraz eşleşmeyle yarı final ve final maçları oynayacaklar. Son 2 sırayı alacak takımlar ise 2. Lig den gelecek 2 takımla play-out maçları oynamak zorunda kalacaklar. Tahminlerimize ve değerlendirmelerimize başlayalım:
ANKARA CATS
2007-2008 sezonunda yarı finale çıkan takımdan beri her sene yeni bir yapılanmaya girmeye çalışan takımın özellikle geçen sezonu onlar adına tam bir kabustu. Tarihlerinin en kötü sonucu olan lig 8. liğini alan takım ancak play-out maçları sonunda ligde kalabildi.
Aslında ligin en iyi WR (top tutucu) ünitelerinden birine sahipler. Senelerdir bu takımın oyuncusu olan Murat Pazarbaş’ın yanında yeni yetiştirdikleri Göksel’i ve Başkent Knights takımından transfer ettikleri Yiğit’i monte ettiler ve kritik anlarda bu oyuncular üzerinden big play alabiliyorlar. Ancak ne yazık ki bunun dışında takımın hücumu oldukça durağan gözüküyor, belki kritik mevkilerdeki genç oyuncuların seneye daha fazla tecrübe kazanması ve koç Eren Demir’in eski bir oyun kurucu olarak yeni fikirleri hücuma derinlik katabilir. Savunmada ise ligin kendi mevkisindeki en iyi oyuncularından biri Ertan Gülsüm liderliğinde sert linebackerlar Uğur, Orçun ve Burak line arkasında güven veriyor ancak burada da agresif line oyuncuları yok.
Yeni sezonda eğer aynı kadroyu korur ve özellikle oyun kurucu ve defans line mevkilerinde yeni oyuncular çıkarabilirlerse daha üst sıraları zorlayabilirler.
BOĞAZİÇİ SULTANS
Geçen sene finalde Gazi Warriors’a tüm ülkenin nefeslerini kesen 6 uzatmaya giden bir maçtan sonra kaybedip ligin en başarılı 2. takımı olmuşlardı ki normal sezonu namağlup lider kapatarak play-off lara 1. sıradan girmişlerdi.
Ligdeki çoğu takımın çok farklı oyunlar denemeyi başarıya giden en kestirme yol sandığı ortamda Boğaziçi senelerdir (bu ülkenin en eski takımı olma ünvanına sahiplerdir) kendi bildikleri yoldan şaşmamıştır. Çok farklı oyunlar denemek farklı dizilişlerle uğraşmak yerine daha önce başarısı kanıtlanmış oyunları en mükemmel şekilde oynamaya ve nüanslar üzerinden maç kazanmaya çalışmışlardır. Düzgün işleyen bir yönetim, coaching, antrenman sistemi olan takımın saha içinde de gözle görülür bir eksisi yoktur. Ancak farklı oyunlar denemeyi sevmedikleri ve çalışmadıkları için özellikle kritik yardlar almaları gereken yerlerde kolay tahmin edilebilir olmaları başlarını ağrıtmıştır.
Yeni sezonda özellikle bu sene yıldızı parlayan returner ve WR Yiğit Güldoğan ve bu senenin MIP ödülünü alması gereken ilk isim olan oyun kurucu Abdülgani “Gani” Atalay –  Yavuz “Joe” Sünör(WR) önderliğinde yine hücumda keyif vermeyi garanti ediyorlar. Savunmada ise geçen seneki gibi istikrarlı olurlarsa yine üst sıralardaki yerlerini alacaklardır.
EMU CROWS
Liglerin yıllardır en renkli takımı olan Kıbrıs temsilcisi geçen sene çıktığı 1. Lig’de ilk senesinde yarı final oynamayı başarmıştı.
Amerikan Futbolu’nu mutlaka bir sisteme bağlı olarak oynamayı kendine düstur edinmiş takım bu bağlamda ligimizde oldukça popüler olan Spread-Option sistemini liglere tanıtan ve bu sistemi getiren Amerikalı koç Hayden Flowers takımdan ayrılsa da onun yetiştirdiği veteran oyuncuların koçluğunda aynı sistemi oynamaya çalışan bir ekiptir. Kadrosunda Nijerya, Fas, Arnavut, Amerika kökenli çok yabancı oyuncu bulunduran ekip geçen sene hücumda tutuk bir görüntü çizdi. Aslında bu sene de dahil olmak üzere her sene oyun kurucu(Ceyhun Alkılıçgil), koşucu(Caz Ebay) , pas tutucu(Hüseyin Cengiz) gibi mevkilerde yetenekli oyuncuları barındıran kulübün OL (hücum çizgi) oyuncuları yeterince sisteme uyum sağlayamadıkları için hücum sıkıntısı yaşıyorlar. Savunmada ise aynı mevki DL(defans çizgisi) oyuncuları size olarak gerçekten çok ufaklar bu onları orta koşularda oldukça çaresiz kılıyor. Kıbrıs’ta okuyup mezun olan çoğu oyuncunun İstanbul veya Ankara’da yaşayıp takımdan uzak kalması ve kadronun çabuk dağılabilmesi bu konudaki seçim havuzunun darlaşmasındaki en büyük etken gibi duruyor.
Bu sene, geçen sene yaptıkları bireysel hataları yapmaz ve oyuncu seçimi konusunda biraz daha şanslı olurlarsa bu sezon başardıklarının tesadüf olmadıklarını gösterip bir adım ileriye gidebilirler.
GAZİ WARRİORS
Son 5 senedir Türkiye’de en çok final oynayan ekip olma özelliğini taşıyan takım, finallerde kaybetme şanssızlığını bu seneki efsanevi maçtan sonra kırıp ligi şampiyon olarak kapatmıştır.
2009-2010 senesinde İstanbul Cavaliers’a karşı finalde kaybettikleri zaman finalin en değerli oyuncusu seçilen ve bu ülkedeki hatta Balkan’lardaki en iyi oyun kurucu olan Burak Şenyuva’yı transfer ederek Burak’ın alışık olduğu Spread-Option sisteminde oynamaya başlayarak, 10 senedir oynadıkları Double-Wing sisteminden vazgeçtikleri ilk sezonda şampiyon olmaları bu seneki başarının büyüklüğünü daha kolay anlatacaktır. Hücumda Yiğithan”Saldo” Erdoğan(C) , Oğuzhan “Baca” Kılınç(RB) , Ali Artuk Şedele(RB-WR) gibi ligin en kaliteli oyuncularına sahip ekip gelecek sene hücumda daha başarılı olabilir. Takımın defansı çok sistemli oyunlara dayanmıyor. Ancak bireysel olarak gerçekten her mevkide ligin en iyi oyuncularına sahip olması ve agresif oynamayı sevmesi takımın savunma başarısının temelini oluşturuyor. Pas savunması konusunda 2-3 sene öncesine kadar başarısız olarak addedilen takım, aynı zamanda Amerikan vatandaşı olan ve bu spora lise çağlarında Amerika’da başlamış olan bu seneki final MVP si Mert Köse ‘ nin takıma alışması ve bu mevkideki oyunculara liderlik etmesiyle ligin en çok interception(pas arası) yapan takımı olarak bu konuda da büyük bir gelişme gösterdi. Takımın başarısında en büyük pay sahiplerinden biri olan ligin en genç koçu(aynı zamanda aktif olarak oynuyor hala) Cevat Yelkesen’in de artık bu işi tamamen özümsemiş olması takımın en büyük artısı olarak görünüyor.
Bu seneye ligdeki ezeli rakibinin(Red Deers) en iyi oyuncusu Birkan Meracı’yı(RB) alarak başlayacak olan Gazi Warriors takımdan ayrılan birkaç önemli oyuncusunun yerini doldurabilirse yine bu senede şampiyonluğun en büyük adayı olacaktır. Lise ve altyapı çalışmalarına verdiği önemi bu senede daha da arttıracak olan ekip bu mevkilerde genç oyunculara güvenecektir.
HACETTEPE RED DEERS
2000’li yılların başında bu sporda hanedanlık kuran Red Deers son yıllarda bu başarılarını yakalamakta güçlük çekiyor. Geçen sene de yarı finalde ezeli rakip Gazi Warriors’a kaybedip ligi noktalamışlardı.
Yıllardır koşu hücumunun en iyi örneklerini sergileyen Hacettepe özellikle “motion”lu koşu oyunlarını bu sene çok kullanmaya başlamıştı artı bunun üstüne bunları da bir de “screen” paslarla destekleme konusunda başarılı oldular. Burada en önemli eksi ise 2-3 senedir kabuk değiştirmeye başlayan line oyuncularının eski efsanevi pas korumalarını veya koşu bloklarını gösterememesi oldu. Savunmada ise ligdeki en agresif çizgi oyuncularına sahipler. Özellikle Mert Atak gibi bir patlayıcı kuvvetin yanı sıra yeni kuşak “Defensive End” leri de çok başarılı görünüyor ki arka alandaki oyuncuları da yine standart üstü “coverage” yapabiliyor.
Saha içinde her zaman yetenekli oyuncuları bünyesinde barındıran ve gerçekten kazanma kültürü yerleşmiş bir takım olan Red Deers’da problemler daha çok yönetim bazında ve saha dışında gibi görünüyor. Bu sorunları kendi içlerinde çözmedeki başarıları seneye ligde alacakları konumu da direk olarak etkileyecektir diye düşünüyorum.
İSTANBUL CAVALIERS
Eski spor bakanlarımızdan Mehmet Ali Yılmaz’ın oğlu Soner Yılmaz’ın desteklediği takım ligin en kuvvetli organizasyonlarından biriydi aslında şampiyon olduğu 2009-2010 sezonunun ardından. Ancak geçen sezonu aşağıda değineceğimiz sebepler yüzünden play-off yapamadan 5. sırada kapattılar.
Sezona Burak Şenyuva(QB) başta olmak üzere birçok oyuncusunu kaybederek başlayan takım bunu Sırbistan’dan ve Amerika’dan ligimiz için çok üst düzeyde olan 2 yabancı oyuncu transfer ederek kapatmaya çalıştı. Aynı zamanda takımı şampiyon yapan koç Hayden Flowers’ın yerine yine başka bir Amerikalı John Douglas Harper’ı getirerek lige başladılar. Ancak tamamen saha dışındaki yönetimsel çekişmeler, takımdaki yabancı oyuncuların farklı profesyonellik anlayışları ve takımın içindeki oyuncuların birbirleriyle liderlik yarışmaları yüzünden saha içinde kendi aralarında kavga etmeye kadar gittiler. Bu yüzden takımın saha içi performansını değerlendirmek biraz yersiz olacaktır.
Her ne olursa olsun takımda hala Hızır Kutalp Arı(C) , Onat Yıldız(WR) , Emre Kalem (DT) , Güçhan Özbilgin(QB-FS) gibi iyi oyuncular var. Kendine ait bir de B takımı olan bu organizasyon seneye mutlaka bundan daha iyi bir yerde olacaktır, yeter ki oyuncular sadece oynadıkları oyuna konsantre olsunlar.
ITU HORNETS
Geçen sene alınan bir kararla takımdaki veteran oyuncuların hepsi gönderilip tamamen genç oyuncularla yola devam eden eski ITU TIGERS, yeni ismiyle liglerde olduğu ilk sezonda ligi 6. sırada bitirmiştir. Bu arada takımın İTÜ’nün Maslak kampüsünde bulunan belki de ligdeki en modern sahaya sahip olduğunu söyleyelim.
5 top tutuculu sistemler gibi cesur hücum sistemleri oynamaya alışkın koç Emrah Asılyazıcı bu sene Serhat Erişgin (RB) ve Muzaffer Akay(WR) gibi genç oyuncuların liderlik yapmasına izin vererek elindeki dar kadrodan hücum anlamında maksimumunu almış gibi görünüyor. Ligde belki Gazi Warriors dışındaki tüm takımların sıkıntı çektikleri Ofansif Line bölgesinde belli bir size eksikliği Hornets’ta göze çarpan en önemli sıkıntı. Defans konusunda genelde düzgün fundamental çalıştıkları belli olan “Secondary”ler takımın arka alanını koruyor. Ancak yine ön taraftaki line ve linebacker lardaki eksikler göze çarpıyor. Savunma sistemleri de bol blitzli riskli sistemler yerine daha oyun okuyup swarm etmeye dayalı. Özellikle savunmanın ileriki senelerde daha çok iş yapacağı aşikar.
2011-2012 sezonu için play-off yapmalarını beklemiyorum. Ancak kuvvetli yönetim ve takım organizasyonları devam ettiği sürece gelişim göstermeye devam edeceklerdir.
ODTU FALCONS
Ligin en köklü takımlarından biri olan Falcons da aynı Ankara Cats gibi belki de tarihinin en kötü sezonunu geçirip ligi 7. bitirmiş ve ancak play-out maçları sonrasında ligde kalabilmiştir.
Benim kişisel olarak en beğendiğim oyun kurucularından biri olan Öner Erge(QB) ve Ömer Uygun(WR) gibi ligin tek başına hücum sürükleyen nadir oyuncularından birine sahip olan bir hücumları var. Line oyuncuları da ligin en fizikli ve tecrübeleri olmasına rağmen takımın gözle görülür bir hücum sıkıntısı var. Bunun en büyük nedeni Ali Osman ve Sezer gibi 2 iyi koşucudan sonra yıllardır istikrarlı bir RB yetiştirememeleri olabilir. Yani line gap açma konusunda başarılı bile olsa koşacak biri olmadıktan sonra o gap bir işe yaramıyor. Defans konusunda da tamamen hız üzerine kurulu bir defansa sahip takım gerçekten ligin en başarılı defans ünitelerinden birine sahip. Özellikle dış koşular ve paslarda çok başarılı maçlar çıkarırken orta koşuları kapamakta bazen yetersiz kalabiliyorlar. Open-field tackling de çok başarılı secondaryleri defansı bazen bir gösteriye dönüştürebiliyor. Ancak bu kadar artıya rağmen özel takımlardaki gözle görülür eksileri ve bazen hücumlarının çok durağanlaşması nedeniyle bu sene son dakikalarda çok maç kaybettiler.
Her sene ben sezon başında tahmin yaparken ODTU’yü çok üst sıralara koyarım ancak geçen sene beni yanılttılar. Bu sene içinde yarı-final yapacak takımlar içine yine koyacağım. Eğer kişisel hataları azaltıp, iyi bir de RB ünitesi kurabilirlerse beklenen başarıları yakalayabilirler.

Nabi İlter Havuçgil

Daha önceki gönderilerde bahsettiğim üzere bu yazı Gazi Üniversitesi oyuncularından kadromuza kattığımız Sevgili İlter tarafından yazılmış bir yazıdır. Bundan sonra da İlter'in yazıları blogumuzda olacak. İlter'in diğer arkadaşları ile açtığı ve yazılarını paylaştığı blogunun ismi ise Websportblog. Yazın serüveninde kendisine başarılar diliyoruz.

HTSpor İnternet İflah olmaz

Habertürk İnternet Spor editörleri sabah saat 09:55'te şu komediye imza attıktan sonra;

Sanki kendileri ak pakmışlar gibi 3 dakika farkla Manchester City Web sitesi ile dalga geçiyorlar.

Benim yorumum ise sizler iflah olmazsınız. Önce kendinize bir çeki düzen verin sonra milletle uğraşın. Kimlerin yazdığı haberleri okuyoruz Allah aşkına!!

7 Ağustos 2011 Pazar

Yuh Artık!!!

Artık söylecek söz kalmadı sanırım. Ayıp ve yazık. Bu rezalet de Habertürk İnternet'ten. Hiç mi denetleyen yok bunları. Neyse vesileyle Olcay ve Tuncay'ın kardeş olduğunu öğrenmiş olduk...

İstanbul'da F1'i Erbo mu Kurtarsın?

Ekranların çok çok farklı başka bir adamı da Erbatur Ergenekon. Geçen gün Bernie Baba'yla röportajını izlemiş ve ziyadesiyle şaşırmıştım elemanın insancıl tavrına. Meğer altında Erbatur'un inanılmaz çabası ve girişimciliği varmış. Adeta tek başına Bernie'nin karşısına dikilip F1'i İstanbul'da tutmak için tüm gücüyle direnmiş. Ben de soruyorum o zaman 2012 Avrupa spor başkenti İstanbul için bir şeyler yapılmayacak mı artık? Erbo mu kurtaracak F1'i. Nerede bu devlet nerede bu millet ?!?

İşte bu da Erbo'nun yazısı. Sağol güzel insan...