Sayfalar

29 Temmuz 2010 Perşembe

S.ktiri B.ktan

Çöplük'ten İstikrara mı?

Küçük yaşlarımda Real Madrid hastasıydım gerçek anlamda. Sembol yaptıkları, takımın formasını uzun yıllar giymiş olan adamlara gösterdikleri saygı, altyapıdan getirdikleri gençler, senelerce sadece eksik bölgelere yaptıkları akıllı transferlerle Real Madrid bir ekoldü benim için. Onun karşısında ise her daim yıldızlara para saçan, sivrilen her oyuncuyu kadrosuna katan, tutmazsa daha fazla para verip yerine yenisini alan bir Barcelona vardı hep. O yüzden hep Real Madrid Barcelona karşısında ak-pak bir sayfaydı benim için.

Bu sezona gelene kadar ise durum çok farklılaştı. Sanki iki dev rolleri değiştirmişler gibi. O örnek alınacak Real Madrid ortada kalmamış durumda. Karşısında ise senelerce Real'in yaptığının tam tersini yapmış Barcelona'nın her geçen gün artan doğruları var. Zidane, Figo, Beckham furyasıyla başlayan Galacticos modeli Real Madrid'in başını yakmış durumda. Bugün gittikleri her takımda büyük iş yapan bir çok futbolcu taraftar tarafından beğenilmemiş, görmesi gereken saygıyı görmemiş, kariyerlerinde birer adım geriye atıp, zaman kaybederek Real'den gönderilmiş haldeler. Robben, Sneijder ikilisi en son güncel örnekler. Öte yandan Kaka, Ronaldo gibi devlet bütçesi kıvamında transfer ücretleri ile alınmış ama yine de fayda sağlayamamış bir sürü adam. Real Madrid'in son bir kaç sene içinde, şampiyon olduklarında bile saha içinde bir düzen, disiplin olmadığı gözüme çarptı hep. Raul ve Guti sanki Galatasaray'daki Şükür, Korkmaz etkisini yapmaya çalışırcasına yıpranmışlar gibiydi. Dağınık, hepsi kendini bir şey zanneden, çoğu transfer ücretinin altında ezilen ve yönetilemeyen bir futbolcu topluluğuydu sanki Madrid. Tam anlamıyla bir futbolcu çöplüğüydü benim için artık, Real'e saygımı kaybettiğim her gün Barcelona hayranlığım ve yaptıkları doğrulara inancım arttı.

Ama bugün artık her şey çok farklı olacakmış gibi geliyor gözüme. Çünkü mor beyazlı yedek kulübesinde oturacak adam artık değişti. O adam çok farklı, benim çok saygı duyduğum ve yaptığı her işi fazlasıyla beğendiğim bir adam. O adama futbolcu posta koyamaz, laf edemez, bilir ki onun sözünü dinlemezse bir daha forma göremez, çok çalışması ve disiplinli olması gerektir artık. Bugün artık Real eski Real değil. Bugün artık Çöplük'te geri dönüşüm başladı. Real kabuk değiştirecek. Raul ve Guti'nin hükümranlığı sona erdi. Artık bu takımın bir ağabeyi yok, lideri var. Casillas'ın saha içi liderliğinde çok koşacak, 90 dakika didinecek ve saygı uyandıracak bir takım artık bu. Bu takımda Canales gibi gençler de forma giyebilecekler. Bu takım Sami Khedira gibi iş ahlakı ve verimi çok yüksek ama yıldız olmayan oyuncuları transfer listesine alacak. Bu takımın oyuncu profili kısa süre içinde fazlasıyla değişecek ve her sezon onlarca transfer yapmayacaklar artık.

Çünkü Real Madrid'i futbolcu çöplülüğü olmaktan çıkarıp istikrar abidesi haline getirecek bir adam var artık o kulübede.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Guti'nin İşi Çok Zor

Başlığa bakıp da Guti'nin sahadaki işinin çok zor olacağını söylediğimi falan zannetmeyin sakın. Tam aksine Guti'nin saha dışındaki işi çok zor olacak. İspanya'da hakkında eşcinsel olduğu iddiaları ortya atılmış olabilir, Guti çocukları olan bir baba olabilir, Guti'nin model bir sevgilisi olabilir ama Guti artık Türkiye'de. Ve kabul edelim ki Guti Süper Lig tarihinin en yakışıklı transferi. Sarı saçları, mavi gözleri, iç gıcıklayan gülüşü, bakışı ve düzgün fiziğiyle uzaktan görüldüğünde bile iç çektirecek, bir çok erkeği kıskançlıktan çatlatacak cinsten bir adam. Guti'nin her dışarıya çıkışı olay olacak, her dakika arkasında magazin basını adım adım takip edecek onu, yetmezmiş gibi bir çok servet ve futbolcu avcısı peşinden ayrılmayacak kuyruğu gibi. Kimseye laf söylemek ya da aşağılamak gibi bir amacım yok ama yakışıklılık konusunda Guti'yle aynı ilin çevreyolundan geçemeyecek Servet, Selçuk, Jo, Gio Dos Santos gibi adamların nasıl hatunlarla beraber olduğunu görünce bir anda Guti'nin etrafında oluşacak kadın yığınını düşünmeden edemiyorum. Para peşinde olmayanlar dahi, Guti'nin sadece kendisinden etkilenip onunla bir gece geçirmek isteyenler de öteki avcılar gibi etrafını saracak ve sülük gibi yapışacaklar İspanyola.

O yüzden bence Guti'nin İstanbul'da işi çok ama çok zor. Umarım sadece işine konsantre olabilir de onu daha çok spor sayfalarında Beşiktaş'a ve Türk Futboluna kazandırdıklarıyla görürüz.

27 Temmuz 2010 Salı

Blick'e Kim Ne Yaptıysa Söylesin!

Ne zamanki İsviçre ile kulüpler ya da milli takım bazında karşılaşsak Blick ortaya çıkıp maçtan önce şöyle ortamı bir geriyor. Tabi maç sonrasında genelde gazları Türkler tarafından alındığı için de rahatlıyorlar. Her zaman bu böyle oldu. Tarihten bir kaç manşet;

Meşhur Türkiye-İsviçre maçıyla ilgili soruşturmayla ilgili ``Kavgacı Türkler ve FIFA soruşturmasında pis taktikleri`` başlığı

Avrupa Şampiyonasındaki İsviçre-Türkiye maçı öncesi "Bugün öyle ya da böyle menüde kebap var" manşeti

2006 Dünya Kupası elemelerinde oynanacak İsviçre-Türkiye maçı öncesi kaleci Volkan’ı hedef alarak "Palyaço Kaleci” manşetinin atılması

Fenerbahçe-Galatasaray arasındaki futbol maçında Lincoln ile Volkan Demirel arasındaki olaya istinaden “"Türkler Euro 2008 provası yapıyor” yazılması

Fenerbahçe’de bazı oyuncuların adının karıştığı alem iddiasıyla ilgili olarak Daum’un resminin altına “Seks Detektifi” başlığının konması

Young Boys-Fenerbahçe eşleşmesi sonrası son lig maçındaki olaylara gönderme yapılarak “Koltuklar yine havada mı uçuşacak?” manşetinin atılması

Sanırım Blick'in Türklere karşı olan bu buhranlı hali İsviçre ile Türkiye hangi alanda karşı karşıya gelse devam edecek. İşin komiği körün taşı gibi her yıl garanti İsviçre tarafıyla karşılaşıyor olmamız. Galiba biz onları yenmekten bıkacağız ama bu Blick yenilen pehlivan güreşe doymazmışcasına Türkiye'ye ve Türklere karşı çirkin ve tahrik edici başlıklarından geri kalmayacak. Ama bu art niyetin muhakkak ki bir sebebi olmalı. Şimdi söyleyin bakalım, kim ne yaptı bu Blick'e de bu hale geldi bunlar? Kesin sahibinin bir kuyruk acısı var Türklerden.

Sanırım sebebi belli, bu gazete Türkiye'de Meriç Tunca benzerlerini biraraya getirmiş bir gazete ve doğal olarak kavgayla, tahrikle, sataşmayla, çirkeflik yaparak besleniyor. Keşke Sayın Tunca da oraya gitse. Bu arada Meriç Tunca'ya Galatasaraylılar ne yaptı ki bu kadar saldırgan oluyor ya da onu bu şekilde yazması için destekleyenler mi var? Neyse, muhatabım değil kendisi.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Salvador Guti


Real Madrid’in genç! Semih’i Guti...

Futbolun hırsla pazarlanmaya evrildiği döneme denk geldi en parlak yılları. Bu “talihsiz” dönem yüzünden adı hiç bir zaman Real Madrid denince akla gelen ilk isim olamadı bir türlü. Florentino Perez’in “Galacticos” dönemlerine kurban gitti hep. Buna karşın Madrid ekibinin kendi bahçesinden yetiştirdiği en nadide meyve idi Jose Maria Gutierrez.

Real Madrid’in altyapısına 8 yaşında katıldı. Forvet olarak başladı. Orta saha olarak devam etti. Bunda en büyük etken ise çok güçlü olan gol sezgisinin yanında rakip oyuncularca kestirilemeyen ara paslar verebilme yeteneğiydi. Bu bölgede tüm yaş seviyelerinde kanıtlayıp ve 1994 yılında Real Madrid’in C takımına yükseldi. Ulusal Takım formasını da bu yaşlarda üstüne geçirden Guti, 1995 yılında bir de gol attığı 18 yaşaltı Avrupa Şampiyonası finalinde Totti’li, Buffon’lu, Pirlo’lu İtalya’yı 4-1 mağlup eden takımın önemli bir parçasıydı.

Zaferlerle dolu bir kariyer

Bu kupa Guti için daha başlangıçtır. Artık A takımda kendini gösterme vakti gelmiştir. Real Madrid’in o zamanki teknik direktörü, Jorge Valdano, genç takımda da hocalığını yaptığı Guti’yi A takıma çağırıp gözü kapalı A takım formasını verdi.

A takımda sürekli olarak yer bulmaya başladığı 1996-97 sezonunda Fabio Capello yönetiminde ilk La Liga şampiyonluğunu kazandı. Ve o yıldan sonra 2004-05 sezonuna dek her yıl en az bir kupa kaldırdı. Kulüp düzeyinde hem Şampiyonlar Ligi Kupası’nı, hem Kıtalararası Kupayı, hem de Ulusal Takım formasıyla 21 yaş altı Avrupa Şampiyonası Kupası’nı kaldırdığı 1998 yılı genç oyuncunun en parlak yıllarından biridir.

Kupa kaldırmaktan uzak kaldığı iki sezonda (2004-05 ve 2005-06) Real Madrid Florentino Perez Başkanlığı’nda “pazarı olan yıldızlar” takımı, “Galacticos” olmayı tercih etti. Zidane, Figo, Beckham gibi parlak çocukların arkasında kalan Guti takımın “genç Semih’i” rolünde kaldı. İlk La Liga şampiyonluğunu kazandığı hocası Capello’nun gelmesiyle bu kaderi terse döndü. İtalyan çalıştırıcının Emerson ve Diarra’lı orta saha “triosunun” yaratıcı zekası olarak Rijkaard’ın Barcelona’sıyla kıyasıya girilen şampiyonluk mücadelesinde son haftalarda oynadığı oyunla ligin kader adamı oldu. 2006-07 sezonunun 33. Haftada şampiyonluk yarışında takımını ayakta tuttuğu Sevilla maçı unutulmaz performansları arasında yer aldı. İkinci yarısında girdiği oyunda 2 asist yaparak takımının öne geçmesinde büyük katkı yaptı. (http://www.youtube.com/watch?v=Vwm3kmhl6zI) Yine aynı sezondaki 37. hafta mücadelesinde Madrid’i şampiyon yapan 2. gol öncesi attığı ara pası muhteşemdi. (http://www.youtube.com/watch?v=U_Vvdf4v_rw) Ertesi sezon Bernd Schuster yönetimindeki kadroda ise kariyerinin zirvesini yaşayan Guti toplamda 17 asist yaparak sezonu bitirdi.


Her Aşk Bitermiş...

Kulüp başkanlığına Florentino Perez’in 2. kez seçilmesiyle 2. “Galacticos” dönemine giren Real Madrid’de Guti yine yardımcı oyuncu rolüne layık görüldü. Bu sefer haklı bir neden daha vardı. Yaşı 34’e gelmişti. Avrupa futbolu artık 22-29 yaş aralığındaki isimlerle hızlı tempoda oynanıyordu. Ayrılık vakti gelmişti. İki sezon evvel “ömür boyu” kontrat önerilen iki isminden biriydi Guti (diğeri de Raul) ancak Real Madrid’in futbolu pazarlamacı anlayışının son kurbanı oldu.

Son futbol sanatçılarından

Guti, cılız-ince görünümü, sarı-kumral saçları, futbol anlayışı ve forma numarasıyla (Guti de, Cruyff da 14 numara giydiler) bende ayrı bir yere sahip. O futbol kişiliği ile çağımızın Cruyff’u idi benim için. Eğlenmek için oynayan son futbol sanatçılarındandı. Kendisine oynayan değil takımı oynatan bir oyun anlayışına sahip olması en önemli özelliği. Alkışlar koptuğunda tebrikleri orkestrasındaki tüm enstrümanistlerle kabul eden alçak gönüllü bir orkestra şefidir Guti. Herkesin düşündüğü şekilde olması bekleneni değil, Dali gibi ilk bakışta ne yaptığı anlaşılmayan gerçeküstü bir oyun sahneledi kariyeri boyunca. Deportivo maçı da sanatının zirvesiydi. (http://www.youtube.com/watch?v=dwsmBdL9jR8)


Beşiktaş’a yarın akşam imza atması beklenen İspanyol orta saha oyuncusu takıma oyun olarak çok şey katacaktır şüphesiz. Beşiktaş’ın Nihat, Bobo ve Quaresma’dan oluşacak muhtemel ön üçlüsüne atacağı arapaslarla tüm taraftarı gole doyurabilir. Ancak son yıllarda futbolcuları transfer ederken özel hayatını da göz önüne alan Beşiktaş yönetimi,taraftarları ve Türk Spor Basını, biseksüel olduğu bilinen Guti için ilk kötü performansı sonrası ne tepki verecek bekleyip göreceğiz.

Yıllarca formasında kendi adının yanında kendi ismi Hernandez, oğlu Aitor ve kızı Zaira‘nın baş harflerinin birleşiminden oluşan Haz yazdı… Sırtında taşıdığı 14 numara ise 2000-2001 sezonunda forvet oyuncusu olarak attığı gol sayısına ithafen...

Halı Saha Günlüğü #3 - Ruhsuz deli bekir


Hayatımda oynadığım en kötü halı saha maçıydı. Mükemmel derecede! oyundan düştüğüm ayrıca da takım olarak oyundan koptuğumuz rezalet bir maçtı. Rakip takım bizden daha da kötüydü buna karşın kazandılar. Ve gerçekten hak edilmiş bir galibiyet aldılar diyemiyorum. Dilim varmıyor. Çünkü rakip olarak karşılarında yenebilecekleri bir rakip yoktu...

Maça fena başlamadık. Ancak devamını getiremedik. Kalecimiz özellikle bizi maçın başında ayakta tutan önemli bir parçamızdı. Çizgiden çıkardığım top belki skor 2-1 iken maçı kazanmamız için bir işaret olur diye ümitlendik. Zira olabilecekti de... Skor 4-2 iken kaçırdığımız golün ardınan rakibin 5. gölünü atması bizi bozdu. Her şeye karşın bu maçı kaybedecek olsak da maça ortak olabilme ümitlerimiz o golle artabilirdi.

Diri bir Pikachu, gününde bir Pikachu bizim orta sahayı toparlar...

Küçük ve hızlı yapısıyla rakip takımı yıldırıp bizim takıma da nefis bir elektrik verebilir...

Takım olarak birbirimizi tam anlamda tanımıyor olmamız en büyük etkendi. Çok da birbirini tanımayan oyuncular değildik. Ama takımı topla ileri taşıması beklenen takımdaşımız ne yazık ki gereksiz yere top kayıpları ve pas hataları yaparak topu sürekli rakibe hediye etti. Aldığı bir çok topu ezdi. Pastan yoksun bir futbol sergiledi. Pas atılması gereken yerde atılmıyorsa -mesela rakibi 3'e 2 yakalamışken- attığın başka pasların hiç anlamı yoktur. Rakibi 3'e 2 yakalamışken pas vermek yerine şut atmayı tercih ediyorsan da atacağın şutu gole çevirmek zorundasın. Çünkü gol atmak için, topa sahip oyuncuya 2 kişi uzun koşularla destek veriyorsa onların takım gol atması için verdiği emeğe saygı duyup onların bu koşularını emeğini çöpe atmış olursun. O zaman takım oyunundan ve "kısa pasla oynayalım" zırvalarından bahsetmeye hakkın yoktur.

Halı sahada top oynamak hakikaten kolay! ama bir o kadar da zor. Zor olan kısmı taktik diziliş. Hepimiz Klinsmann'a göre "seksten bile daha çok haz veren" şeyi yapmak, gol atmak istiyoruz. Bu yüzden taktiğimizi nedense! Barselona tarzı 3 forvetle gole dönük! kuruyoruz. Sağ önde, orta önde, sol önde biri ve arkalarında da biri... Bu dizilişle orta sahada bırakılan kocaman boşlukta topla dripling yapmayı beceremeyen insanlar bile topu ileri atıp arkasından koşabilirler. Orta sahanın ortasında 2 kişi ile baskı yapıp, ileride tek adam bırakmak ve gerekiyorsa savunma kanatlarının gizli koşularıyla çizgiye inip orta yapmak daha verimli bir oyun ortaya çıkaracaktır. Fakat 2 maçtır biz inatla 3 ön, 3 arka oyuncuyla oynamakta diretiyoruz...

Ben dahil tüm takım pozisyon bilincinden yoksun bir oyun sergiledi. Bunda takım içi pas organizasyonunun oldukça zayıf olması çok etkiliydi. Ben defansın ortasından oyun kurup gizlice çıkıp atağa destek veren bir adamım. Aynı Koeman, Rijkaard, Helguera ve Pique gibi... Fakat bu sefer pas yapabileceğim kimse yoktu etrafta. Herkes topu ayağına bekledi. Araya kaçışlar, rakibi peşine takıp takımdaşına alan açan koşuşlar yapmazsan hiç birimiz gol atabilmek için pozisyon bulamayız. Bugün bunu yapamadık. Pasla ileriye çıkıp pas almaya ve gol bulmaya çıkma çabalarımda da pas alamayınca boşa yorulmuş olduk. Yani buradan çıkan sonuç; bilinçsiz oyuncu kendi kendini yorar, pas iletişimi zayıf-bencil takım da oyuncuyu yorar... Gol olarak sonuca varılamayınca oluşan komple yorgunluk tatsız, ruhsuz, hevessiz, isteksiz bir maç çıkardı ortaya...

Farkı yedik, hakettik, eksiktik, pas yapamadık, pozisyon bilinçsizliğinde gole boğulduk. Maçın yıldızları yenik takımın oyuncuları Hayri ve Yalın'dır (kalecimiz) benim için. Terlerine sağlık...

Sizin oynadığınızda futbol, bizimki de... Üzgünüz Guardiola...

sevgiler volkanbk3