Sayfalar

7 Ekim 2011 Cuma

Sabahı Beklemeyin Hiddink'i Bu Gece Kovun!!!

Geldiği günden beri aldığı maaş, yaptığı açıklamalar, daha iyi bir pozisyona geçebilmek için yaptığı manevralar ve Milli Takım havuzunu belirleme işini tamamen Oğuz Çetin'e bırakmış olmasıyla Hiddink bir aidiyet duygusu yaratamadı bende. O bize ait, bizden biri değil. Piontek onca başarısızlığa rağmen bir temel atmış, bir zihniyet yerleştirmişti. Bugün bile hala onun futbolumuza yaptığı katkılardan bahsedriz sıkça. Ama bu adam futbolumuzu geriye götürüyor, göz göre göre tükeniyoruz her gün. Rıdvan Dilmen'in defalarca söylediği gibi 3 sene önceki Milli Takımla bu takım arasında çok büyük fark var.

Hiddink ne kazandırdı bu takıma, kimi monte etti acaba diye düşününce Gökhan Töre'den başka isim gelmiyor aklımıza ve tabii ki o Töre'nin Chelsea altyapısından Hiddink'in tanıdığı adam olduğunu hesaba katınca elde var sıfırı canlı canlı yaşıyoruz. Artısı yok ama alıp götürdüğü çok ay yıldızlı formadan Uçan Hollandalı'nın. Bırakın bundan sonra da uçsun Guus. Almanya Belçika'yı yenip biz de Azerileri geçsek ve akabinde play-off'u atlayıp Şampiyonaya gidebilsek bile Hiddink bu takıma katamayacağını uzun zamandır gösteriyor. Gösteriyor da biz maalesef hiç mi hiç anlayamıyoruz.

Milli takım havuzunun genişlemesi demek Fener, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzon'dan daha fazla sayıda adamı milli takıma çağırmak demek değildir. Aksine yurt çapında istikrarlı bir şekilde belirli bir form yakalamış ve uzun süre aynı çizgide oynayabilmiş adamları havuzdan zamanında ve en büyük katkıyı verebileceği zaman milli takıma monte edebilmektir havuzun genişlemesi ve bu geniş havuzun verimli kullanılması. Ezberleri bozmak gerek artık Milli takımda, birilerinden vazgeçip ya da en azından dinlendirip, ay yıldızı şahlandıracak heyecanı yakalamak gerek. Bu işi yapabilecek adam Hiddink değil, ancak bir Türk Hoca olacaktır. O yüzden hiç sabahı beklemeden lütfen Hiddink'i bu gece kovun!!! Bir zahmet Oğuz Çetin'i de unutmayın.

Sana ise saygı duyuyorum gösterişsiz ve mağrur adam. Gencecik ama makina gibi bir takım yaratmışsın. Önün açık olsun.

Türk Sporcusunun Sorunu Ne?

32. yaşımı bitirdim geçtiğimiz aylarda. 5-6 yaşında izlediğim bir çok maçı hatırlıyorum. Nereden baksanız yaklaşık 27 senelik bir futbol izleyicisiyim yani. Derwall'i de, Tırpan'ı da Piontek'i de, golsüz grupları da, arkaların tek seferde 2 kez dörtlendiğini de, alayını da hatırlıyor bu kafa. Ne milli maçlar ne lig ne Avrupa maçları izledim. Binlerce maç izledim desem belki az bile. Ama izlediğim bu maçlarda özellikle uluslararası maçları bir kenara ayırıp değerlendirmek gerek. Bir tane maç söyleyemem ki size bu binlerce maç arasından bizim takımlarımızdan herhangi biri, daha maçın başında oyun hakimiyetini eline alsın, 90 dakika boyunca kontrollü, disiplinli ve organize bir top oynasın. Bir tane maç adı veremem ki size o maçta kalemizde bir gol tehlikesi görmeyelim, öne geçtikten sonra rakip takıma topu hediye etmeyelim ya da oynamalarına izin vermeyelim. Bizim maçlarımız hep heyecan ve sıkıntı doludur. Maçı kazanacaksak illa ki önce bir gol yememiz gerekir. Gol gerekiyorsa maçın son dakikaları gelmelidir. O maçta banko oynaması gereken adam hoca tarafından 11'e alınmamış son 15-20 dakikada ısınmadan, kurtarıcı olarak oyuna sokulmuştur. Bu maçı nasılsa alırız dediğimiz maçların %90'ınında anamızdan emdiğimiz sğt burnumuzdan gelmiş, çoğunlukla da o maçları alamamışızdır. Bu takım bizi parçalar, 3-5 olmasa dediğimiz maçlarda, kalemizde onca mucize gol pozisyonu skora dönüşmemişken gider en olmadık pozisyonda o güçlü rakibe 1 gol atar adamları canından bezdiririz.

27 sene arkadaş, şaka değil bu, tam 27 sene! Bir maçı rahat seyredeyim, bir başlama düdüğü ile bitiş düdüğü arasındaki 90 dakika benim için hep güldüğüm, yağlarımın eridiği bir terapi olsun! Olmuyor olmuyor olmuyor!!!

Çok merak ediyorum bizim genlerimizde hangi bilgiler kodlu? Kura çekiyoruz İspanya çıkıyor "Yeriz, parçalarız, en az 4 puanımız var, grup birincisi çıkarız" diyor sevgili basınımız ve otoritelerimiz, İspanya içerde dışarda elimize veriyor keser sapını. Almanya çıkıyor "Bitti bu iş, elemanları Avrupa Şampiyonası'nda elimizden kaçırmıştık, Almanya 2. vatan, sökeriz, yırtarız" diyor yine aynı kalemler, 2. vatanda üçlük oluyoruz, grup 2.liğimiz ise hala tehlikede. Azerbaycan maçımız var "Bunlar ufak maçlar, asıl Almanya maçına bakalım" diyor aynı isimler Azeriler bizi yendikleri günü bayram ilan ediyorlar, ağzımız açık kalıyor, rezil oluyor Bakü'de, çaktırmıyoruz. Hangi genin neresinde saklı bu kendini büyük görme kodu, bak bilen varsa Allah aşkına söyleyiversin, yeminle sakince söküp alacağım, hiç acımayacak yaaa!

Hiddink boşuna "Almanlar çok kuvvetli, izin verir, önlem almazsak bizi yerler" demiyor, adam bizi çözmüş. Löw "iyi ki final maçı değil bu maç" diye boşa söylemiyor, o da Türk insanının mental yapısının farkında. Bizim başarıya ulaşmak için ezik olmamız lazım kardeşim. Karizmamız yerlerde sürünmeli, aşağılanmalı, önce sağlamından bir rezil olmalıyız. İmkanlar kaybolmak üzere, fırsatlar tükenme noktasında olmalı. İnsanlar bize gülen ve küçümseyen gözlerle bakmalı. Allah bizi kahretseydi da şu durumlara düşmeseydik demek üzere olmalıyız. İşte o zaman başarı kendiliğinden gelir. Ulusal küllerinden doğma ve silkinme geni diye bir gen var bizde vallahi, şu genimiz olmasa demek ki Türk'ün adı ve esamesi de okunmayacaktı nokta. Vay be!

Yarın mı? Durun hele Almanlar çıkıp bir rezil etsinler bizi, maçı kazanıp kazanamayacağımız sonra belli olur.

Bizim neyimiz var Allah aşkına? Essabirin...

5 Ekim 2011 Çarşamba

Sakaryaspor Taraftar Grubu Tatangalar'ın Şaban Yıldırım ve Yönetim İçerikli Açıklaması


"SADECE SPOR KAMUOYUNUN DEĞİL, SAKARYA ŞEHRİNİN DİKKATİNE;

Kurulduğu yıl olan 1965’den bugüne dek onurlu mücadelesini hiçbir zaman başarıya yem etmeyen üstün şahsiyet ve zihniyet sahibi büyük sakaryasporlu insanlarla geldiğimiz şu noktada aldığımız bu bayrağın daha güçlü dalgalanması adına bizde saha içi başarının veya kupalarla dolu müzelerin değil mazisi pırıl pırıl, tertemiz tarihiyle bu şehrin simgesi, sembolü, kısaca çok şeyi olan bir camianın peşinde koştuk ve son nefesimize kadarda bu savaşı vereceğimize yeminler ettik.

Hani hep dedik ya; şampiyon olanı sevmedik, sevdamızı şampiyon yaptık. Hemde bu ülkede şampiyonluk kupalarının şike ile hile ile alındığı bir dönemde sadece alınteri ile bezenen bir şampiyonluk filmi gibi. Şehrin öz evlatlarının başrollerini gerek sahada ve gerekse tribünlerde oynadığı bu filmin gururunu doyasıya yaşayalım, hak edildiği derken söz vermenin ne olduğunu bilmeyen emek hırsızları meğerse bu arada kulübü istila etmişlerdir.

Nelere sustuk, nelere katlandık.
Yine rahat durmadılar,kırdılar,döktüler demesinler diye.

Nelere mi sessiz kaldık;

Sakaryaspor başkanı kulüp binasında değilde kendi otobüs yazıhanesinde basın toplantıları yaparken dişimizi sıkmadık mı?
Bütün ülke Sakaryaspor – Fenerbahçe sezon açılış maçını izlerken stadın elektrikleri kesilince daha ilk maçta tuvaletlerde sular akmadığında son maçta skorboard çalışmadığında her maç maraton tribünü turnikelerinin yarısı arızalı olduğunda yada futbolcular neredeyse evlerine ekmek götürmekte zorlandıklarında büyük başkan büyük yönetim edasıyla ortalıkta dolaşan soytarıları gördükçe, kafımızı duvarla vurmadık mı?

Bu takımın geleceği ile ilgili en önemli konulardan biri olan borçların yeniden yapılandırılmasıyla ilgili aylarca bir taksit bile ödenmeden bu hakkımız yanında tırnaklarımızı yemedik mi?

Transferin önünü açacaklarına kongre üyelerine tebligat ile oy kullanma yolunu kapatmalarına ve hatta hala yönetim kurulunda üye olmayanların bulunmasına “ya sabır” demedik mi?

35 BİN TL. İddaa’ya olan borcumuz yatırılmadığı için kulüp 1 Milyon TL’ye yakın zarara uğratıldığında tüm bu olanları kamera şakası zannetmedik mi?

Ancaaak; Taa ki dün akşama kadar bu takım, bu şehir bir yerlere gelsin diye maddi, manevi her türlü sıkıntılar ile uğraşan bir güzel gönül adamına yapılan bu adilik, bu alçaklık, bu kahpelik artık bardağı değil havuzu taşırmıştır.

Daha o çirkin açıklamadan 24 saat önce bu taraftar arka arkaya 4.Mağlubiyetini almasına rağmen teknik heyet ve futbolcuları bağrına basmışken sonuç alınmayacak bu meydan okuma girişimlerine gerek var m?

Hocamıza görevden aldığınıza dair bizce hiçbir hükmü olmayan kararınız bu takımın sahipleri yani taraftarları tarafından kabul edilmemiştir. Şu dakika itibariyle tüm yönetim kurulu tarafamızdan hiçbir şekilde tanınmamaktadır.

Biz ki; Depremde yıkık binalarda ki Hoşça kal ADAPAZARI yazılarını silip haydi ayağa Sakarya yazmışız.

Biz ki; Siz evlatlarınıza ana-babanıza sadece bayramlarda sarılırken hiç tanımadığımız insanlara sakaryamız her gol attığında sarılmışız.

Biz ki; sizin var olduğunu zannettiğiniz yönetim kurulunuzun sağdan da sayılsa, soldan da sayılsa bir tane adam etmediğini görecek kadar tribün kültürü almışız.

Son olarak şehrin idarecilerine sesleniyoruz. Zaman görev zamanıdır. Eğer bu takım için biz zaten ayağa kalktık diyorsanız demek ki yetmiyor. Öyleyse duvarın üstüne çıkın ve bu takımı bu bedava insanlardan kurtarıp yeni oluşumlara katkıda bulunun. Yoksa önümüzdeki kongrede bunu biz yapmak zorunda kalacağız."

Bu grup ile Sakaryalılığım ile Sakaryasporluluğum ile gurur duymayayım da ben ne yapayım!!!