Sayfalar

2 Ekim 2009 Cuma

Galatasaray Neyi Yapamıyor?

021254431245

Maç sonrası konuşmaları, G.Saray için ne yazalım yarınla başladı, eve dönüş yolculuğunda serviste devam etti. Tespit basitti. G.Saray uzaktan şut atmıyor bu yıl. Belki de atacak fırsatı yaratamıyor ki bu ayrı bir tespit. Geçen yıl Skibbe'nin takıma oturttuğu en önemli düşüncelerden biriydi uzaktan şut atmak. İlk yarılarda 20'ye yakın şutla kaleyi yoklardık. Gol olur ya da olmaz ama öncelikli olarak rakibin sinirini bozar kaleyi bulan şutlar. "Pozisyon veriyoruz, şut attırıyoruz daha temkinli olmalıyız" siniriyle oynayan rakip kendini zorlar ve hata yapma ihtimali yükselir. Sonuç şutlarla kaleyi bulan takımın lehine döner. Ya da beklenmedik yerden atılan şutlar kaleciyi çaresiz bırakır. Şutu beklemeyen kaleci topu ağlarından çıkarır. Beklenmedik şutla bulunan gol rakip kaleciye "Rakip çok iyiydi. İnanılmaz şutlar attılar" bilincini oturtur ve bu düşünceyle oyuna devam eden kaleci kendince her yediği gol "suçsuzdur", çünkü rakip takım hep "iyidir". Hayır değildir! Golü atan takım sadece "deniyordur". Kalli döneminde Lincoln ile başlayan ve takıma yerleşen uzaktan şut atma alışkanlığı tek golle de olsa 3 puanı getirmiş ve sonunda da lig şampiyonu olunmuştu. Serkan Çalık bile 89'da Trabzon'a uzaktan attığı gol ile "terbastı"rıyordu. Bu yıl bu özellik gitmiş. Aklıma bir kaç gol geliyor toplamda attığımız 43 gol içinde... Biri Elano'nun ki... Frikikleri saymam kusura bakmayın. Çünkü onlar zaten bilinçaltından gelen dürtüyle kaleye vurulması gereken toplar olmuşlardır. Zorunluluktur.

barcelona-sevinc-17446_501

G.Saray bir de araya top atmıyor ya da atamıyor. Bu konuda pek çalışılmamış gibi bir izlenim var bende... "Manyak mısın, sen hangi maçı izledin, Baros'un golünü görmedin mi?" demeyin. Bahsettiğim açık alanda koşu yoluna atılan toplar değil. Bunu her takım yapıyor zaten.Hollandalı takımın başına geldiğinden bu yana Rijkaard'ın Barcelona'sı ile karşılaştırılıyor bu takım. Fakat o Barcelona'nın yaptığı ve de yapmaya da devam ettiği bir şeyi Galatasaray henüz sergileyemedi. Bu yüzden de iki maçtır erken gol bulunamayınca ya da erken gol yenince kapalı defansı açmakta zorlanıyor G.Saray. Elbette ve tabi ki yine aynı oyuncularla. "Bunlarla olmaz, Elano ne iş yapar, Musatafa Sarp kim ki, Bu takımın 'B' planı yok aaabbbiii" demenin anlamı yok sezonun ortasında. Boş tartışmalarla kafa yormayalım. Bu defansı nasıl açacak peki bu takım? 'O' Barcelona'nın yaptığı gibi ceza sahası önünde topun getirildiği yönün açtığı alana sürpriz koşu yapan adama ters ve kısa arapaslar atıp defansın dengesini bozarak. Bu dediğimi bugün bir tek Uğur'un direğe nişanladığı topta gözlemleyebildim. Bir de Tobol maçıydı sanırım Mustafa Sarp ilk maçında Baros'un verdiği arapasta golle buluşacaktı.

gordon ve baros

Peki bu taktiği tek cümlede anlattım da biraz ayrıntı vereyim istiyorum. Aşağıda da kendimce çizerek yardımcı olmaya çalıştım. Görsel her zaman daha kolay anlatır.

Bu taktiğin 1 numaralı hareketi; sağ kanatta orta saha ve ceza sahası arasında topu alan Messi, ceza sahasının önüne kadar topu sürer. Ceza sahasının içine girmeden, ceza yayında bekleyen Xavi ya da Iniesta'ya verir. Bu verilen pas 2 numaralı harekettir. Bu süreçte, yani Messi 1 numaralı hareketi tamamlarken çizgi, çizgi oklarla koşu yolları belirtilen Dani Alves, Henry ve orta sahadan süpriz koşu yapan Yaya Toure, Seydou Keita, ya da Iniesta tetiktedir, pozisyon alır. 2 numaralı harekete geçildiğinde ise resmin en altındaki yanlarında yeşil yuvarlak olan adamlar tetiği çekip koşularını yapar. Bu iki işlem aynı anda olmak zorundadır. Çünkü ofsayta ancak o zaman düşmezsin. 2 numaralı hareket-pas gerçekleşirken yanında yeşil yuvarlak olan adamlar depar atmazsa atak tıkanır. Bu yüzden bu adamlar da oyunu iyi takip etmelidir. Top yaydaki Iniesta ya da Xavi'nin ayağına geldiğinde defansın arkasına koşu yapan bu iki adam artık yaydaki adamın insiyafine göre topla buluşur. Ben tercihimi 3 numaralı yoldan-pastan kullandım. Yani orta sahadan defansın arkasına süpriz koşu yapan adama pası verir Xavi ya da Iniesta. Peki bu sırada Eto'o ne yapar? Eto'o yuvarlak içinde 3 yazan yerin altındaki X'tir ve rakip defansı meşgul eder. Messi de Eto'nun sağında kalır ve oradaki rakibi meşgul eder. Forvetlerin meşgul ettiği rakip sayesinde önü açılan orta saha oyuncusu ofsayta düşmeden kaleciyle karşı karşıya kalmıştır. Ama hala çok seçeneğe sahiptir. Çünkü en soldaki mavi yuvarlaklı adam, yani Henry de uyumaz ve oyunu takip ederek rakibini ekarte edip ofsayta düşmeden orta sahadan gelip topla buluşan adamın şut atmaktan vazgeçip pas verebileceği opsiyon olur. Yani sağdaki yeşil X topun ya 4 yolunu takip ederek ağlarla buluşmasını sağlar ya da 5 yolunu seçer ve kendisi sayı yapar. Bu atağı, Xavi'nin topu en sağdan koşu yapan Dani Alves'e gönderdiğini düşünerek yorumlarsak tek fark Dani Alves'in pas verebileceği iki opsiyonu oluşur. Sonuç yine büyük ihtimalle goldür. (Eto'o dememin sebebi bu organizasyonları hep Eto'o'lu dönemde gözlemledim ve böyle aklımda kaldı. Yoksa biliyoruz heralde Eto'o artık Inter'de ve Ibo'lu Barça da bunu uygulamaya devam ediyor...)

Rijkaard duran toplardan gol bulmak konusunda takıma çok şey kattı. Eğer Barcelona'da uygulattığı bu taktiği de takıma yansıtabilirse işte o zaman kapalı defansları çözmekte zorlanmayız. Şu alttaki taktiği uygulatsın yeter. (Yarın faks mı çeksem, mail mi atsam Rijkaard'a bu çizimi, belki taktisyen yapar beni =))

TAKTIK

1 Ekim 2009 Perşembe

Milliyet Yine Formda

Beşiktaş'ın Çek (!) oyuncusu Holosko'ya ben de geçmiş olsun diyorum. Umarım çabucak sahalara döner de Baros'u milli takımda yalnız bırakmaz. Şaka bir yana Holosko büyük kayıp Beşiktaş ve Slovak Milli takımı için, Denizli'yi bilemem ama Weiss onu çok arayacak. Acil şifalar. Milliyet Internet de Allah'a emanet.

Yine Uçamadı!

Cenky: Hasta yatağımdan bir iki satır da ben ekleyeyim. Bu kadar durarak top oynanmaz. Ekrem Dağ ve İbrahim Kaş'ı bir yana ayırıyorum belki de birazcık Nihat'ı, takım hücumdayken yer değiştirme, alan boşaltma, çapraz koşu, yalancı koşu daha aklımıza gelebilecek hücum zenginliği anlamında topsuz yapılması gereken ne hareket varsa bu takım onları yapmayı unutmuş. O kadar güçsüz ve biçare bir duruşları var ki sahada anlam vermek mümkün değil. Bu evinden yeni cenaze çıkmış yaşlı amca görüntüsüyle hem Mustafa Denizli hem de oyuncularının Türk Futbolu'na verecek fazla bir şeyi kalmamış gibi. Sanki takıma şöyle sille tokat girse birileri, sağlam bir dayak yeseler ya da ne bileyim bir topçu çıksa takım böylesine bitikken birden agresifleşip dalsa rakibe, kırmızı kart görse, hatta bi topçu çıkıp hakemle kavga etse, bir şekilde uyandırsa hocayı da takımı da...

Beşiktaşlı oyuncular ve kenar yönetime ciddi bir sebep, her şeyin bitmediğini, ne kadar kaliteli adamlar olduklarını anlatacak ekstra bir şeyler gerek. Galatasaray'da Hagi'nin, Bülent'in zaman zaman bunları yaptığına şahit olurduk. Tıpkı onlar gibi biraz deli ama gözü kara bir isyankar gerek Beşiktaş'a.

Yaşayan ve Yaşatan Efsane

Hastasıyım, hayranıyım, saygı duyuyorum.

30 Eylül 2009 Çarşamba

Açılış Günü Onlar için Alelade Bir Gün

Anlamadım, yakıştıramadım, hayret ettim. Orlando Magic dün resmi olarak sezonu açtı ve hazırlık kampının başlangıcını yaptı. Şimdi böyle bir günde nasıl adamlar beklersiniz, tüm sezon boyu kullanılacak fotoğrafların çekildiği bu günde? Ben kendi adıma jilet gibi, traşını olmuş, parıl parıl adamlar beklerim. Ama Allah aşkına şu fotoğraflara şu umursamazlığa bir bakın. Milyonlarca dolara para demeyen bu adamların takımlarına ve taraftarına saygısı bu kadar mı yani? Hele hele Stan Van Gundy'e şu halini hiç ama hiç yakıştıramadım. Haydi onu da geçtim, kaç tane fotoğrafı var oyuncuların elimizde şu Vince Carter kadar mide kaldırıcı olanını görmedim, haydi maç günü olsa bir nebze laf etmeyecez sakallara da bu nedir! Ya arkadaş yuh be, kendine nasıl yakıştırıyorsun bunu!?! Adamı sevmezdim iyice böyle tiskindim. Ya güzelim Magic kimlere kaldı be arkadaş!

İyi ki Doğdun Frank Rijkaard

Aynı çatı altında nice yaşlara...

YORUMSUZ

"Sheriff gerçekten çok zor bir ekip. Deplasmanda 1 puan alırsak güzel olur, 3 puan alırsak çok güzel olur." Christoph Daum.

Sheriff- Fenerbahçe UEFA Avrupa Ligi maçı öncesi yapılan basın toplantısından...

Sihir Katabilecekler mi?

Vince Carter
Jason WilliamsMatt BarnesBrandon Bass
Ryan Anderson

29 Eylül 2009 Salı

Iverson & Co.

Yeni İtalyan Aygırı Bir İspanyol: Alonso

Fernando Alonso Ferrari'nin Raikonnen'in yerine seçtiği (o da Mclaren'e geri dönüyor) yeni sürücüsü oldu gelecek 3 sezon için, artık o Massa'nın yeni ekürisi. Şimdi bir açıklama yapsa Alonso da dese ki "Ben çocukluğumda da Ferrari'yi tutuyordum, hayallerimin takımına geldim. Hatta kolumu kessen sarı kırmızı akar kanım." hoş olmaz mı...

Fotoğraf turkiyef1'den, ayrıca fake ve photoshop ürünüdür.

Okan Kaan Bayülgen

Okan Bayülgen. Bundan 2-3 sene öncesine kadar sorulacak olsa nefretlik derecesinde anlatabilirdim içimde ona karşı olan düşüncelerimi; konuşma şekli, hareketleri, programında yaptıkları falan ne varsa hep ofsayt gelirdi bana. Ama ne olduysa adam evlendikten ve çocuk sahibi olduktan sonra değişti. Adama bir durgunluk, bir dinginlik, bir ağırlık geldi. Bu gece yine bir programda vardı kendisi. Sorulan sorulara cevapları, konuşma stili vs. adama hayran kaldım. Hatta program biterken "değerli izleyenlerimize..." diye başlayan bir cümlesi vardı şaşırdım. Bu adam daha 2-3 sene öncesine kadar programına telefonla katılanları azarlayan bir adamdı. Bu adam hep böyle miydi de sırf marjinallik tv'de para ediyor diye mi bu zaman kadar şu anki halinin tam tersiydi demekten kendimi alamadım. Diğer bir seçenek de tabiki evlilik ve çocuk. Bayülgen acaba "Evlendik barklandık çoluk çocuk sahibi de olduk yamuk yumuk hareketler artık yakışmaz" deyip normal biri haline mi geldi? Neyse ne olduysa oldu ama bu Okan Bayülgen güzel oldu. Konuştukları daha bir değerli geliyor gibi oluyor o böyle olunca. Bu yolda devam eder, sapıtmaz gene inşallah.
Diğer yandan yeni sezona Kanal D'de Disko Kralı'nın yanında iki yeni program ile ekrana geliyor. Medyanın kralı ve Muhabbetin Kralı adında iki yeni program. Cumartesi gecesi Disko Kralı, Pazar gecesi Medyanın Kralı, pazar gecesi Muhabbetin Kralı. Kısacası Okan Bayülgen Kanal D'de krallığını ilan etti en sonunda. Anladığım kadarıyla Disko Kralı artık sabahlara kadar sürmeyecek, Disko Kralı'nın bir parçası olan Medya Arkası ve çok konuklu muhabbetler üç geceye yayılacak. Valla ne yalan söyleyeyim Disko Kralı'nda özellikle Hakkı Devrim'in muhabbetlerine bayılıyorum. Okan Bayülgen öyle böyleydi ama zekasına diyecek yok. İki zeka küpü bir araya gelince muhabbetler de doğal olarak çok güzel oluyor. Neyse Kanal D, bu sezon en büyük yatırımı Bayülgen'e yapmış görünüyor. Bayülgen de sağlam para alacaktır. Güle güle harcasın...

28 Eylül 2009 Pazartesi

Orlando Magic Salary Cap

Sevgili Orlando Magic Severler'e sesleniyorum. Bu cap'in hali nedir Allah aşkına!?! O kadar lüks vergisini bu kadro için mi ödeyecek bu takım? Hadi bu seneyi geçtik gelecek seneki kontratlı oyunculara ve alacakları ücretler toplamına bakınca bir tuhaf oluyorum. Bazı isimlerin yanında yazan paralara ise inanamıyorum. Yakındır bir Magic yazısı gelecek ama şu tablo için söyleyecek sözü olan varsa buyursun bekliyorum...

Sakalı Kestirdik, Sıra Bize Geçti.

10 gündür bayram ve sonuna eklenen 3 günlük izin münasebetiyle yan gel yat pozisyonunda tembellik yaparken sanki hiç bitmeyecek gibi geliyordu. Ama son 2 güne gelince acı gerçeği tekrar hatırlıyorsun. Çok fazla alıştım arabayla Ankara yollarında kaybolup sonra yolumu bulunca çocuk gibi sevinmeye, gecenin 2’sinde Ankara sokaklarında gezmeye, 7. caddede takılmaya, geri dönerken orman çiftliğine uğrayıp kokoreç yemeye. Çok güzeldi çok ama bitti nihayetinde; kürkçü dükkanına geri döndük. Aslında cumartesi döndüm biraz adapte olayım işe başlamadan eski yaşantıma diye. Cumartesi akşamı Ankara’dan ayrılırken yolda bir yandan yağmurla diğer yandan da Fenerbahçe maçını yayınlayan radyonun frekansını bulmakla cebelleşiyordum. Sürekli değişen radyo frekansları yüzünden arabanın içinde tam anlamıyla delirdim. Üstüne bir de 90+2 de gelen Fener golü tuz biber oldu. Aslında diğer maçlara göre bu maç Fener’in daha çok hakkıydı radyodaki spikerin anlattığına göre. 3 top direkten dönmüş, 1 tane penaltısı verilmemiş sonuçta. 90’lı dakikalara yaklaşırken spikerin ettiği bu laflardan sonra futbol bu her maç şanslı mı olacaklar demeye kalmadı spikerin ağzından edilen şu cümle nasıl yani demem sebep oldu:

“Evet sevgili dinleyiciler kornerden dönen top, Alex ileri oynadı aman Allahım sayın seyirciler Antalyaspor defansı yok, orta sahadan 5 fenerbahçeli oyuncu ve Antalya kalecisi, eveeeettttt ve gollll Semih”

Nasıl yani ya? Olur mu? Nasıl anlatıyor maçı bu spiker? Dedim eve gelince gördüm bal gibi de oluyormuş. Neyse nihayetinde öyle ya da böyle kazandılar üç puanı aldılar. Bir Türk büyüğünün dediği gibi iyi oyuna değil galibiyete 3 puan veriyorlar.
Tatilin son günü Pazar. Tek beklentim pazartesi sabahı beni mutlu bir şekilde işe götürecek Galatasaray’ın galibiyeti idi. Eskişehir malum Galatasaray’a ters gelen bir takım hüviyet,ne bürünmüştü geçen sezon. Amaç, o psikolojiyi dağıtmak ve güzel bir galibiyet alarak 7’de 7 yapmaktı. Maç başlamadan dakikalar önce rakip t.d.’ü Rıza Çalımbay’ın oyuncularını biraraya toplayıp “Gidin bu maçı kaptanınız için alın” sözü değişik bir motivasyon aracıydı. Demek ki hafta içinde Ümit Karan takım arkadaşlarıyla bu maçla ilgili neler konuştuysa o lafların akabinde Rıza Hoca da böyle bir motivasyon yolu seçmişti. Ama aldıkları 1 puanı da buna bağlamak çok saçma olur.
Galatasaray tarafından maça bakarsak beni tek şaşırtan seçim kenar yönetimimizin sol tarafta Uğur’un oynamasıydı. Uğur muhakkak ki iyi niyetli bir şekilde defansif anlamda elinden gelenin en iyisini yapacaktı ve yaptı da. Ama sol ayağını sadece yürümek için kullanan bir futbolcu ofansif anlamda ne kadar başarılı olabilirin cevabı bu maçta belli oldu. Uğur mecbur kalmayınca topu hep sağ ayağına alıp yani geri çekip ortasını yaptı, mecbur olduğunda da yaptığı ortaların başarısını da hepimiz gördük. Demek ki Caner şu anda Uğur’u kesecek kapasitede değil, sol bek hiç değil. Sol açık oynayabilir. Geldiği zaman da ihtiyatlı yaklaşmıştım bu transfere. En azından Hakan Balta’ya alternatif olacabilecek sol ayağını kullanabilen bir oyuncu olması haricinde fazla bir beklentim yoktu ki sağ ayaklı Uğur’un Hakan Balta’nın stopere geçmesinden sonra kenar yönetimi tarafından sol ayaklı Caner’e tercih edilmesi Caner’in eksiklerinin çok olduğunu gözler önüne serdi. Maçın içinde Uğur ofansif ataklara katılmadaki eksikliği üzerine Kewell’in de vasatı aşamayan futbolu eklenince Galatasaray’ın sol kanadı bal yapmayan arı durumuna geldi.
Takım olarak Galatasaray’ın en özelliği hücuma çıkarken yapılan hızlı ve kısa paslar. Bunu dün akşamki maçta da özellikle ilk yarıda gördük. Arda’nın koordinatörlüğünde başlayan pas kombinasyonları Eskişehirsporlu oyuncuları gerçekten zorladı. Bu çoklu paslar maç içerisinde sol taraf aksadığı için sağ taraftaki Keita’ya geldiğinde anlam kazanabildi. Keita, dün akşam kendisine gelen her topun neredeyse tamamını olumlu kullandı. Hızlı olduğu için karşısındaki oyuncular topa müdahale edemedikleri anda faul, penaltı vb. gibi durumlarla karşılaşacakları için hep Keita’nın hareketini beklemek ya da sezmek zorunda kalıyorlar ki dün akşam da golden önceki pozisyonda Keita’nın kanattaki rakibini nasıl ekarte ettiğini herkes gördü. Golde Eskişehirspor defansının hatası çok büyüktü. Nonda’da her zaman olduğu gibi olması gereken yerdeydi ve yine golünü attı.

Nonda demişken attığı gol için tebrik ediyorum ama ister 3 gol atsın ister 5 gol atsın maça 11 de başlamasından yana değilim açıkçası. Bunun nedeninin ise Nonda ile kısmen alakası yok. Baros 11 de başlayınca eğer iyi olmazsa ya da yorulursa Nonda oyuna girip takıma ileri yönde çok büyük pozitif etkiler yapabiliyor. Ama Baros’ta durum böyle değil. Sonradan oyuna girdiği maçlarda hiç etkili olamıyor ya da Nonda kadar etkili olamıyor. Baros sonradan girince işe yaramıyor diye iyi oynayan Nonda’yı mı yedek bekletecekler, Nonda bunu sorun yapmaz mı bir süre sonra denirse bu yorumu yapacaklara da hak veririm. Ama görünen köy kılavuz istemez, durum bu.

Bir parantez de Topal’a. Mehmet Topal da Eskişehir’den önce oynadığı lig maçlarına göre topu daha çok ileri oynama mentalitesine kavuşmuştu. Ama Topal ve bu maçta ona katılan Sabri’nin orta sahadan ileriye çıkarken yaptıkları pas hataları çok can sıktı ne varki hızlı olarak nitelendirilen Eskişehirspor ofans oyuncuları değerlendirmekte beceriksizlerdi.
Kenar yönetimi bu maçta Eskişehirspor’u analiz ederken sanırım boy ortalamalarını unuttu. Kaleci İvesa 2 mt. olmasına rağmen yan toplarda çok hata yapan bir kaleci. Elinden çok top kaçırıyor, yumruk ile top uzaklaştırmakta da o kadar etkili değil. Ama defans hattı yan toplarda başarılı ki golü de yerden yapılan bir orta ile bulduk. Maçta eğer atakları orta bloktan ve yerden toplarla geliştirsek 2. golü bulmada bu kadar zorlanmayabilirdik. Ne var ki maçın bitimine saniyeler kala Keita golü sağdan gelen bir orta ile buluyordu. Ama yine söylüyorum bu maçta ataklar ortadan yapılsa daha etkili olunabilirdi. Mustafa Sarp’ın kaçırdığı bir pozsiyon var, hazırlanış şekli benzer olan Keita’nın da kaçırdığı bir pozisyon var.

Sonuç olarak maç skoru 1-1 oldu. 7’de 7 olmadı. İlk puan kaybı, inşallah son olur. Oyun olarak Galatasaray yine iyiydi, yine golü bulabilirdik ama bu sefer olmadı; berabere kaldı puan kaybetti diye televizyondakiler gibi saldıracak halimiz yok, moral bozmaya gerek yok lig uzun bir maraton aynen devam.

Sokullu Mehmet Paşa’nın da dediği gibi “ Siz İnebahtı Savaşı’nı kazanarak bizim sakalımızı kestiniz ama biz ise sizin Kıbrıs’ınızı alarak kolunuzu kestik. Sakal daha gür bir şekilde tekrar büyür, fakat kesilen kol tekrar gelmez.'' İnşallah bu puan kaybıyla bizim de sakalımızı kesilmiştir, dersler çıkarılmıştır şimdi sıra rakibin "kolunu" kesmeye geldi…

27 Eylül 2009 Pazar

Çalımbay'ın Cesareti

Bu maça kadar Eskişehirspor'u uzun uzadıya izleyememiştim. Bu maç bana geride kalan 6 haftada yakaladıkları başarının sebebini gösterdi. Tabii ki bakış açısı benim katılan olur olmaz bu başarı tamamen Çalımbay'ın cesareti. Şu an Türkiye Ligi'nde aynı anda 4 golcü, başka bir değişle santraforla aynı anda sahaya çıkan 2. bir takım yok. Aynı anda rakip ceza sahasına gömülen Ümit Karan, Youla, M. Yılmaz, Burak rakibin top yapmasını engelliyorlar, en azından şu ana kadar oynadıkları takımlara karşı böyle. TSL'de bu 4 oyuncunun ileride olmasından faydalanıp defans ve forvet arasında oluşan boşluğu akıllıca ve oldukça verimli kullanacak ciddi bir takım yok. Galatasaray bu açıdan kaliteli isimleri ve topla çabuk oyunla ön plana çıkmış durumda. Kısaca Çalımbay'ın cesaretle oynattığı 4 santraforlu kaos hücumu bir çok takıma karşı iş görse de, orta sahayı çabuk geçebilecek kalitede takımlara karşı pek iş görmeyecektir. Galatasaray tek santrafor artı 3 hücum oyuncusuyla oynadığı için takım savunmasını dengeli kurabilirken Eskişehir bunu yapamadığı için devamlı kontrada ve az adamla yakalandı örneğin maç boyunca. Bu oyun tarzı ile Eskişehir belki 5.-7. sıralar arası yer bulur ama daha yukarılara çıkması dirençli bir orta saha yapısı oluşturmadan çok ama çok zor.

Maç Sonu ekleme: Bu yazıyı devre arasında yazmıştım. Galatasaray'ın böylesi oyun konsantrasyonunu kaybedeceğini düşünmüyordum, ötesinde Rijkaard'ın risk almaya yanaşmaması çok şaşırttı beni. Tipik bir kaos golü daha bulduktan sonra Burak, Youla ve Ümit'i oyundan çıkarıp orta saha direncini arttırması ve gerçekçi oyun yapısına dönmesi Çalımbay'a 1 puanı getirdi. Bu iki oyun arasında bir denge bulursa 3-4. sıralar arasını zorlayabilir Eskişehir ama 4 santraforla oynamaktan vaz geçmek şart bence.

Alpaslan Dikmen

Gol Rekoru Kime Ait?

Son derece güzel bir yazı olmuş. ultras/movement blogunda bir private sozluk yazarının yazısı yayınlanmış ve delilleriyle, ispatıyla Türkiye Ligi'nin gol rekoru konusu irdelenmiş. Kendi adıma çok hoşuma gitti, okumanızı tavsiye ederim.

Yazıya buradan geçebilirsiniz.

İşte golcü...


Spain Soccer La Liga
Öncelikle kendisine teşekkürü bir borç bilirim. Bir post evvel, Higuain bu adamı kesemez canım demiştim. Attığı goller ve oynadığı oyunla beni haklı çıkardığı için. İlk yarıda biraz sönük bir oyun sergiledi. Bu onun suçu değil, Pellegrini'nin oynattığı oyundan kaynaklandı. İkinci yarıda Guti ve Kaka değişiklikleri oyuna hız ve Real Madrid'e atak gücü getirince Benzema girdiği pozisyonları hemen değerlendirdi. Önce bir yan toptan kafa golüyle perdeyi açtı (klişeleri severiz!) sonra da defansından gelen uzun topu takip etti. Tenerife defansı topu sektirince, hızı ve gücüyle rakibinden topu kaparak kaleciyle karşı karşıya kaldı ve topu ağlara gönderdi. Sonrasında bir de hat-trick yapıyordu ama top direğin yanından geçti gitti. Sanırım son golde de Kaka'ya gol pasını o verdi. O vermediyse bile atağın içinde aktifti, golde katkısı vardı.

Benzema, Higuain'i kesebileceğini gösterdi. Bence kesti bile. Arjantinli geçen yıl Nistelrooy'un yokluğunda, çift forvet oynayan takımda kendine yer buluyordu. Robben önderliğinde bol pozisyon üretebilen Real Madrid'de gol bulabiliyordu. Geçen yıl o yüzden iyi gözüktü bol gol atabildi. Çok da kaçırmıştı. Bu yıl Gonzalo iyi bir yedek olur. Rotasyonun en mühim isimleri arasında yer alır... Benzema, Zidane'dan sonra (zaman olarak) gelen en iyi Fransız olur takımda...

Türbülent Türbülansa Girdi

Ne oluyor böyle Bülent Hoca?
İstanbul B.B. Spor da 90+2 de golü atıp Sivas'ı iyice türbülansın içine soktu. Tamam sakatlıklar oldukça fazla, geçen seneki oyuncularının çoğu satıldı, yerine aldıkların da fos çıktı. Ama şu Diyarbakır gibi parasız bir kulübün yaptıklarını görünce şaşırıp kalıyorum halinize. Demekki Türbülent falan lakırtıdan ibaretmiş. Olay iyi oyuncularda, yakalanan iyi havada gizliymiş. Yoksa Türbülent'ten kastedilen bu muydu?

Ben yine de ilk onda olacağını düşünüyorum bu takımın. Ancak özellikle Mehmet Yıldız döndüğünde eskisi gibi olmazsa aman aman aman...

Henry'ye Twitter nazarı!!!

henry-twit

Twitter manyaklığım son bir ay artmış durumda. Ocaktan beri kullanmama karşın pek aktif değildim bu alemde. Bir program sayesinde masaüstümden takip edebilir oldum işte her şey o zaman oldu. Usain Bolt'u, Kim Clijsters'i, Engin Atsür'ü falan takip ediyorum deli miyim neyim!? Henry de takip ettiklerimden... Bir kaç gün önce bir iletisi göründü masaüstümde. "Gol orucumu Malaga maçında bozacağım" diyordu. "Vay" dedim "bir posta atarım artık" dedim ben de bloguma... Kısmet olmadı. Maç öncesi gün ortasında pıt pıt twitleri göründü yine masaüstümde. Aha dedim bunlar da bloga konu olur vıdı vıdı konuştum kendimce ama olmadı yine vakit bulup koyamadık. Maçı izlemeye başladım baktım ilk 11'de en uçtaki adam. "Kesin gol atar, ben de o zaman yazarım bunları" dedim. İzliyorum efsane 14 numarayı taşıyan Fransız'ı. 20. dakika ile 30. dakikalar arası mıydı neydi. Messi soldan pres yapıp kaptığı topu içeri ve ileri çapraz ortaladı. Henry ayağını uzattı topa değemedi. Top onu geçince arkadaki genç oyuncu Pedro tamamlamak istediyse de buna muvaffak olamadı. Atak bitince kameralar Henry'yi gösteriyordu. Tecrübeli golcü sol kasığını tutuyordu eliyle. Hafif tempoda koşarken zorlandığı belli oluyordu. Kenarda Zlatan belirdi. Isınıyordu. Henry yavaş adımlarla kenara geldi. Üzgündü. Gol atamadı. Twitter'daki iletiler boşa gitti. Durduk yere kendi kendine nazar değdirdi adam!

Bu satırları yazarken cevap attım son iletisine. Üzüldüm diye... Bakalım ne diyecek... =)