Sayfalar

6 Eylül 2008 Cumartesi

Gecenin Falan Filanları

Dünya çapında spor gecesiydi bu gece. Bu gecenin gözüme takılanlarını paylaşmak istedim. Tamamen subjektif değerlendirmelerdir :D

* Gecenin Çarpılanları: Fransızlar (Hem Basketçileri hem Futbolcuları dağıldı)
* Gecenin En büyük Malı: Raymond Domenech (Avusturya maçındaki başarısı dolayısıyla)
* Gecenin 2. En Büyük Malı: Carlos Tevez (Takımı mağlupken 1. devrede atılması dolayısıyla)
* Gecenin Umduğunu değil Bulduğunu Yiyeni: İskoçya (Makedonya'da papara yediler)
* Gecenin Beyefendi Takımı: İngiltere (Andorra'ya sadece 2 gol attılar)
* Gecenin Ayıp Edeni: Almanya (O kadar da gol atılmaz kardeşim ayıptır)
* Gecenin En Zevkli Maçı: Norveç - İzlanda (2-2)
* Gecenin Kalecisi: Azeri Kamuran (Şu adamı bizim lige alsak ya daha 86'lı)
* Gecenin Kefeni Yırtanı: Galler (83'te geçebildiler ancak Azerileri)
* Gecenin Şoka Gireni, Kafayı Yiyeni: Romanya (Litvanya'ya accayip çarpıldılar)

Ermenistan İyi Niyet Gezisi

Sportif yanından çok diğer yönleriyle son 1 haftamızın içine eden Ermenistan maçını çok şükür atlatmış durumdayız. Maçta yorumlanacak hiç bir şey yok. Kazanılması gereken bir maçtı ve net bir skorla kazandık. Rüzgara karşı vurup kim daha fazla uzağa topu atabilir felsefesi ve keçiboynuzu tadında bir maç oldu. Maçtan sonra akıllarda kalan iki soru oldu " Gökhan Gönül diye bir adam vardı, sahi o nerede?" ve "Halil Altıntop'u tüketmek için Terim'in daha ne kadar uğraşması gerekecek?". Ne sabırlı çocukmuş be Halil! İyi niyet gezisi bitmiştir, artık herkes işine baksın, sporsa spor, çamura bulamayın, alet etmeyin! Sert mesaj!

5 Eylül 2008 Cuma

Lebron James 100 M Koşsa?

Az önce NTVSpor'da Tyson Gay'in tabiri caizse tırsarak katılmadığı ve meydanı Powell ile Bolt'a bıraktığı 100 metre yarışını izledim. Beklenen oldu ve Bolt bu sefer 9.77 ile aldı yarışı. Powell 2. Carter 3. geldi. Kürsü ve para yine Jamaikalılar'ın oldu. Yarışı izlerken ister istemez eskilere gittim Carl Lewis, Ben Johnson ve tayfaları gözümün önünden geçti. 1988'de 9.79 ile dünya rekoru kırarken Johnson çok şaşırmış, kafamızdaki 9.80 insan sınırının da geçilebileceğini görmüştük. Hayretler içinde kaldığımı hatırlıyorum. Van Basten'in o muhteşem golle Hollanda'ya getirdiği Avrupa Şampiyonluğundan sonra, spor aşkımı dorukların doruğuna taşımıştı canlı izlediğim bu yarış. Ha sonrasında at (!) dopingi ile sarsılmıştık ama bir insanın o mesafeyi o hızla koşabildiğini görmüştüm ya yetmişti. Sonra düşündüm, Johnson'ı çıkardığımızda 100 metrenin akıllara kazanan en önemli adamlarından biri Carl Lewis, boyu kaç 1.88. Bolt'un boyu kaç 1.96. Eskiden 9.80 sınırken artık adam için 9.70-9.80 arası koşmak antrenman tadında. Peki hızın yanında bunda boy ve hızlanmanın da etkisi olabilir mi? Bu akşam 50 metrenin galibi Powell, 100 metrenin Bolt. 200 koşuyor olsalar Bolt en az 15 metre fark yapardı Powell'a. 200'ü 100'den hızlı koşuyor. Bunda boyun etkisi nasıl olamaz! Çevik, atik ve uzun boylu adamların sporu haline gelecek gibi yavaş yavaş kısa mesafe sprintleri. E öyle düşünüce de 28 metrede tutulamayan Lebron James, Kobe Bryant, Dwayne Wade geliyor aklıma. Acaba diyorum 2.Kulvar Gay, 3.Kulvar Wade, 4.Kulvar Powell, 5. Kulvar James, 6. Kulvar Bolt, 7. Kulvar Bryant sıralansa 100 metrenin başına ve koşsalar hep beraber neler olurdu?

Boylar ve adım mesafeleri uzadıkça 9.60'lara doğru gidecek bu dereceler, umarım şahit olabiliriz yine her birine sağlıkla. Bir de Meseret Defar'ın dünya rekoru kıracağım diye gelip son 15 metrede geçilmesi de bir nevi zevk oldu. O kahve suratının renk değiştirdiğine şahit olduk adeta mora doğru. Seneye Elvan gelse de şu grand prixlere önemli para yapıp gitse yağlarımız erirdi herhalde.

4 Eylül 2008 Perşembe

Oklahoma'ya Hayırlı Olsun, Nazar Değmesin!

Eski Seattle Supersonics'in yeni şehrindeki yeni adı ve logosu:
Oklahoma City Thunders

Aferin Evladım!

NCAA şampiyonu Kansas Jayhawks'ın en önemli 2 oyuncusu olan bu sene NBA oyuncu seçimlerinde her ikisi de seçilen isimlerden oyun kurucu Mario Chalmers ve uzun forvet Darrell Arthur. Gelecek vaad eden, Kansas'ta çok sevilen ve basketbolda aeta o yörede ilahlaşan bu 2 isim daha lig başlamadan bir skandala imza atmayı başardılar. NBA'in her sene lige yeni katılan çaylaklar için organize ettiği kampta aynı odada kalan ikili, gece geç saatte marihuana içerken yakalanmışlar. Hatta olay gerçekleşirken 2 numara seçimi Beasley'in de odada bulunduğu ancak marihuana içmediği sadece sohbet ettiği görülmüş. Olay üzerine 2 kafadar tekmeyi yemiş ve kamptan kovulmuşlar. Tahlil sonuçları ve NBA yönetiminin yapacağı toplantı kararlarına göre kesin cezaları belli olacak ikilinin en azından 20şer bin $ para cezası almasına ve sezona cezalılar listesinde başlayıp takımlarında uzunca bir süre forma giyememelerine kesin gözüyle bakılıyor. Mario Chalmers 2. tur 34. sıradan Minnessota tarafından seçilip Miami'ye takas edilirken, Darrell Arthur 1. tur 27. sıradan New Orleans tarafından seçilip Memphis'e gönderilmişti. Bu noktada da bize bu 2 genç ve alemci yeteneğe Miami ve Memphis gecelerinde başarılar dilemekten başka çare kalmıyor. Aferin Evladım!

Havuz Kavgası Kapıda

TFF yeni sezon için naklen yayın gelirlerinin dağıtım kriterlerini belirledi. Belirledi de Türkiye'de 4 büyük yok 2 büyük, 2 de büyükçük var dedi belirlerken. Buna göre Fenerbahçe ve Galatasaray sezon başı garanti para olarak 3,5 milyon YTL artıyla başlayacak en azından Beşiktaş ve Trabzon'a göre. İlk 6 takım ve performans paraları falan ayrı terane de bir kaç senedir havuzdan eşit para alan 3 büyükler ile hemen onların arkasından gelen Trabzon arasında fark oluşmaya başlayacak. Hele bir de düşük performans gösteren büyük bir takım olursa makas açılacak. Bu karar diğer TSL takımlarının alacağı payı arttırma şansını sunarken gözüken o ki BJK ve TS'yi önemli kayba sokuyor. Öte yandan Şampiyonlar Ligi'ne giremeyen GS için bu en azından iyi bir haber, hiç değilse ülkedeki paydan kaybetmiyorlar, giden UEFA'nın 15 milyon Euro'su olsun. Yakında bir havuz kavgası yaşanabilir, özellikle Demirören'den feci bir çıkış bekliyorum.

Kriterler:

* Gelirlerin yüzde 11'i Turkcell Süper Lig'de şampiyon olan takımlara, şampiyonluk sayılarına göre,

* Gelirlerin yüzde 35'i 18 Turkcell Süper Lig kulübüne eşit olarak,

* Gelirlerin yüzde 45'i puan performansına bağlı olarak,

* Gelirlerin yüzde 9'u ise Turkcell Süper Lig'i ilk altı sırada bitirecek takımlara sezon sonu ödülü olarak dağıtılacak.

Ukrayna Maçından Kalanlar

* Hido bu takımın Dirk Nowitzkisi olmuş durumda, geri kalanlar da onun tayfası olmaktan gayet memnun.
* Ersan her sene kendini fazlasıyla geliştiriyor. İmza hareketler edinmiş kendine. 4 numaraya adapte olduğunda tam bir uzun gibi oynuyor. 2. yarıda bir blok yaptı ki komple tüm Ukrayna Milli Takımı ve Abdi İpekçi'nin dibi düştü.
* Kerem Tunçeri tam bir Darrell Armstrong - Lindsey Hunter kırması tadında katkı sağlıyor takıma ve bundan hiç mi hi şikayetçi değil.
* Kerem Gönlüm rahmetli babası Özay Gönlüm gibi kendi alanında bir virtüöze dönüşüyor yıllar geçtikçe.
* Engin Atsür kayıp sezonun ardından kendini buluyor.
* Sinan Güler oluyor, önü fazlasıyla açık.
* Oğuz Savaş Türk Basketbolu'nun aradığı uzun, Ömer Aşık'la birlikte gelecekleri çok parlak.
* Ersin Görkem çok çabalayan ama Milli takımda pozisyonu için yetersiz bir oyuncu.
* Fatih Solak ne işe yarar?
* Barış Hersek'in vakte ve oynamaya ihtiyacı var.
* Takımın Cenk'e olan ihtiyacı had safhada.
* Şu Tanjevic'ten bir haz edemedim be arkadaş!

3 Eylül 2008 Çarşamba

Premier League'in Keyfi Kaçtı

Önce Kevin Keegan kovuldu Newcastle'dan sonra Alan Curbishley istifa etti West Ham'dan (Franchi'den duydum bunları, sağolsun). Neler oluyor Allah aşkına İngiltere'de. İyice tadımızı kaçırmaya başladı bu hareketler, midemizi ekşitti. Zaten ligdeki topçuların %60'ı yabancı, artık İngiliz futbolu diye bir şey kalmamak üzere. Kaleci yetişmiyor derken, artık topçu,antrenör de çıkmayacak Ada'dan. Baksanıza Milli Takımları'nın başındaki adam bile İtalyan, bir önceki de İsveçli idi biliyorsunuz. Gideyim de içeriden bir tahin - pekmez, bir bal falan kapıp geleyim, ciddiyim ağzımın tadı kaçtı.

Lincoln

Atletico Minerio yetiştiği kulüp Lincoln’ün, talip olmuş başkanı, üçe beşe bakmadan satın gitsin sevgili Adnan kare yoksa sezon sonu bu camia sizi koyacak satış listesine. Neymiş yaşananların özeti 30 yaşında kariyerinin doruğunda bir adam Türkiye’ye ancak para için gelirmiş. Acar Baltaş önce bir muayene çeksin bundan sonraki GS transferlerine, psikolojik – psikiyatrik bulgulara göre yapılsın transfer.

Song - Meira

Song’un bırakılmasının arkasında bir anlam arıyordum. Kim olduğunu hatırlamıyorum ama bizim yöneticilerden biri kemik yaşı ile kafa kağıdı yaşı arasında ziyadesiyle fark olduğunu, Song’un GS için bir risk olduğunu söylemişti. Bu da bugün Song’un 35 yaşından büyük olduğu anlamına gelir. Bu konu bir tarafa TS-Ankaragücü maçında izledim Song’u. Adam takibi, birlikte koşu ve kademe de yine iyi ancak reflekslerinde ve kafa toplarında ciddi düşüş gözlemledim. Sanki eskisi kadar sıçrayamıyor ve anlık hareketlere çabuk cevap veremiyor. Mehmet Yılmaz’ın vurup Tolga’nın çıkardığı bir top var ki 3 sene önceki Song o topa asla vurdurmazdı. Topa müdahalelerinde çabukluğunu kaybetmiş gözüktü. Birden Afrika Kupası finalinde kaptırdığı top ve şampiyonluğu armağan etmesi geldi sonra gözümün önüne. Sonra da seyrettiğim her maçta daha da iyiye giden, kafa toplarında çok etkili, ilk müdahalelerde çok çabuk, en az Song kadar kademe bilen ve topa dan-dun vurmayan Meira. Galatasaray doğru yaptı bence. Düşüşte ve kariyerinin sonunda olan Song yerine önceki yazıda yazılan birçok topçunun aksine kariyerinde tepeye ulaşmış, ülkeye para için değil, kariyerinde yeni bir sayfa açmak için gelmiş olan Meira Galatasaray’a her geçen gün daha çok şey verecektir.

İyi Yabancı Oyuncu Sorunsalı

Hastalık nedeniyle ve öncesinde yıllık iznim sırasında özellikle görsel medyayı fazlasıyla takip etme şansım oldu. Hazırlık maçları izledim, kamplardaki röportajları dinledim, hocaların ve oyuncuların hedeflerini açıklamalarına şahit oldum. Özellikle yabancı oyuncu röportajları zaten kafamda olan birçok soru işaretini cevaplandırdı.

Bizim ligimizin bizim çok net göremediğimiz ama dışarıdan bakıldığında çok net görülen bir yüzü, bir imajı var. Yabancıların gözünde öylesine kalın çizgilerle çizilmiş ki bu yüzün-imajın sınırları, onların tarafından bakmadıkça net olarak algılayamayız. Aslında bu imajı en iyi ligimize yapılan oyuncu eklemeleri açıklar. Onlarca senedir konuşulan konudur hangi takım daha iyi transfer, daha büyük transfer yaptı / yapacak / yapabilir? Bomba mı değil mi? Bombaysa nerede patlar, elde mi, başka yerde mi, bir başkasının üstünde mi?

Bu sorular ışığında ilerlerken zaman Türkiye Futbolu’nda, bir anda sektörleşen futbol Türkiye’ye düştü. Yayın ihaleleri, sponsorlar, büyüyen statlar, zenginleştiren UEFA. Avrupa’nın düşük kaliteli ligleri arasından, neredeyse Avrupa’nın üst düzey ligleri klasmanına girebilecek ligler klasmanına (!) yükseldik. Bu da daha kariyerli veya daha potansiyelli genç ya da tecrübeli isimleri ülkemize getirmeye başladı. Ancak büyük transfer, yıldız transfer diye tabir ettiğimiz isimlerin aslında ya kariyerlerinin sonunda ya kariyerlerinin en dip noktasında olduğunu ya da para için ülkeye teşrif ettiğini hep gözden kaçırdık. Son dönemden birkaç örnek:

Kariyerinin sonunda: Roberto Carlos, Josico, Cordoba, Kuntz, Aumann, Letchkov
Kariyerinin dibinde: Baros, Nonda, Alex, Deivid, Kezman, Sivok, Kewell, Musampa, Marcelinho, Hagi, Taffarel, Anelka
Para için gelen: Lincoln, Güiza, Anelka, Popescu, Song, Kezman, Appiah, Uche, Hogh

Bu adamlara baktığımızda para için gelenlerden karakterli olanların takımları için her şeyi yaptığını, takımını bir maden olarak değil beraberce yükseleceği bir değer olarak gördüğünü hatırlarız. Karakter bakımından zayıf olanların ise bir türlü isteneni veremediğini ve hatta garanti parasının üzerine yatıp, takımı fazla kafasına takmadığını, kavgalara karıştığını, acayip demeçler verdiğini kamplara geç kaldığını, yeri geldiğinde takımını satarcasına bıraktığını görürüz. Bu elemanlar doldurdukları kasalarıyla kontratlarını ya yer bitirirler ya da fesih tazminatı denilen ufak servetlerle ülkeden ayrılıp giderler sonunda.

Öte yandan bir de kendini kanıtlamak, Avrupa’ya tanıtmak, o da olmazsa Türkiye’nin büyük takımlarından birine kapağı atabilmek, belki de vatandaşlık hakkı kazanabilmek amacıyla gelir bazıları da. Aurelio, Isaac, Ilie, Filipescu, Petre, Pancu, Bratu, Felipe, Da Silva (Aurelio ile TS’ye gelen), Balili, Nobre, Saidou, Iglesias, De Nigris, Tabata, Petkovic, Bebe, Ahmed Hassan ve daha nicesi böyle oyunculardır.

Türkiye’ye misal olarak; Avrupa’da yıllardır üst düzey top oynamış, milli takımının gediklisi, herkes tarafından tanınan, çok önemli bir takımdayken (tabii ki daha yüksek paraya ama macera ve farklı hedef arayışı içinde) aniden ülkemizi seçen bir oyuncu gelmemiştir. Örneğin Barcelona’dan Andres Iniesta bugün Türkiye’ye gelir mi, ya da Bayern’den Philip Lahm, ya da biraz daha takım küçültelim, Fiorentina'dan Gillardino? Bu adamlardan hangisini getirebilir, hangi takım, astronomik paralar ödemedikçe oyuncuya? Van der Vaart “Sezon sonu kontratım bitiyor, satın yoksa bedavaya giderim seneye” diyip 13 milyon €’ya gitti Real’e. Bugün Güiza’ya 14 milyonu sayan, oyuncularına milyon Eurolar’ı 3er 5er saçan Fenerbahçe en azından bir 15 teklif edemez miydi Sneijder sakatlanmadan önce? Peki Fener teklif etse Van der Vaart gelir miydi?

Ligimizin yüzü ya da imajı diyelim fark etmez, yabancılar tarafından çok iyi anlaşılmış durumda. Bu da şu “Bu ülkeye ya kariyerini kurtarmak ya kariyerinin sonunda memleket görmek, gençsen basamak atlamak, ya da sana çuvalla para verecek enayi bulabildiysen gideceksin.” Bir bakın bakalım 23-28 yaş arası, Avrupa’nın peşinden koştuğu kaç değerli oyuncu oynuyor ligimizde. Çok yakın zamanda da bunlardan göremeyeceğimize emin olabilirsiniz. Türk futbolu en alt liglerden itibaren oyuncu - antrenör yetiştirmek, transfer, disiplin cezaları gibi konularda standartlaşmaya ve kim gelirse gelsin bozulmayacak bir düzene doğru gitmediği sürece, sahalarımızda daha çok Lincolnler, Kezmanlar, Maldonadolar, Schildenfeldler cirit atacaktır.

TRT

TRT’nin yeni hükümetle birlikte değişen program yapısını her ne kadar beğenmesem de, hali hazırda NTV ile birlikte halka bir şey kazandırma uğraşında olan tek kurum olduğu gerçeği yadsınamaz. Ancak yine de TRT de bir devlet kurumudur ve devlet kurumu aksaklık ve eksiklikleri orada da olmazsa olmaz. 24 Ağustos Pazar günü “Yaşam Sohbetleri” programının konuğu Hakan Şükür’dü. Tam öğlen saatinde boğaz manzaralı bir mekânda çekilen ve canlı yayınlanan programda ise eksik olan tek şey klima idi. Tabiri caizse Şükür maçlarda terlemediği kadar terledi, gömleği su oldu, spiker-sorumlu bayan da aynı şekilde, adeta makyajı aktı. Eşimle çok şaşırdık bu duruma koskoca TRT oraya bir vantilatör de mi getiremedi diye, sonra bir baktık ki diğer kanallarındaki söyleşilerine, hepsini dışarıda çekiyorlar. Güldük ama üzüldük öte yandan. Demek ki kemer sıkma politikası uygulanmakta bazı alanlarda. Sözün özü burası Türkiye be kardeşim!

Yepisyeni Yolunacak Kazlar

Ne iyi ettiniz de geldiniz futbol âlemine, vallahi biz de Taksin Shinawatra da sizleri bekliyorduk. Tayland hükümeti çok yakmıştı Taksin’in canını, taksit taksit değil peşin olarak çıkardı acısını. Calderon da yapacağını yaptı, sıra diğerlerinde. Ne olur Abi beni de transfer et!

2 Eylül 2008 Salı

Sağlık Denilen Hazine

Çarşambaya dönüyorum görüşürüz demiştim, 15 gün oldu tam tamına dönemedim. Döndüm de kendime gelemedim daha doğrusu. Geçen çarşamba döndükten sonra çok hareketli bir 36 saat geçirdim ve çok ama çok kötü kaptım şifayı. Ateşim öylesine çıktı ki bir ara beynim haşlanacak sandım. 4 günün 3'ünde neredeyse ölü gibi yattım. Şok ilaç tedavisi, ispirto banyoları, günde 43539687353873 kez terlemeden sonra ancak bugün toparlayabildim kendimi, bilgisayarın başına geçebildim. Ama öylesine bir baş ağrısı var ki tarif edemem. Yemek yemenin insana işkence, tuvalete gitmenin zulüm gibi geldiği saatler yaşadım. Uyumak isteyip uyuyamamak, konuşmak isteyip konuşamamak ne kadar zor. Sağlık çok büyük hazine.

2. gündür işe ve Ramazan'a başlayamadım, yarın için çok ümitliyim. Salatamdan zaten 15 gündür ayrıyım, içim buruk. Dedim ya yarın hedef günüm. Biraz daha nekahat, sonra feci dolan bünyeyi boşaltma zamanıdır. Hala gelip giden herkese sonsuz teşekkür, yoksa kendi kendime konuşuyordum :D