Sayfalar

6 Haziran 2009 Cumartesi

Karamanın Koyunu

Oğul sana bir öğüt vereyim, dinle beni,
Ağzını erken açma,açarsan aç keseni,
En candan bildiklerin tefe koyarlar seni,

Birer birer denedik olgununu toyunu,
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu.

El oğlunu bilmezsin, o ne hin oğlu hindir,
Pamuk gibi görünür, granitten çetindir,
Arkandan kuyu kazar, dibi yoktur, derindir,

Açılma el oğluna göremeden sonunu,
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu

Senin açığını arar el oğlu bir iş gibi,
Arkanda dolaşırlar sanki müfettiş gibi,
Bırakırlar ortada seni bir ibiş gibi,

Öğretirler dünyanın körfezini koyunu,
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu.

Doğruyu görürsen de ulu orta anlatma,
Bağır, çağır, nara at, fakat sakın taş atma,
Elini uzat amma, boynunu hiç uzatma,

Sana ölçü verirler, uzatırsan boynunu,
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu.

Ne tilkiye eğri bak, ne de kurtlarla yarış,
Ne etlisinden bahset, ne sütlüsüne karış,
Ağzını açık korlar sonra senin bir karış,

Nene gerek elin üç keçi, beş koyunu,
Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu.

NAMDAR RAHMİ KARATAY

(Ne güzel de anlatmış büyük usta. 1-2 yerinde küçük değişiklikler yaptım.)
(Foto, antu.com'dan alıntıdır.)

Clarence Seedorf Fenerbahçe'ye-Erhan Güven Beşiktaş'a

Fenerbahçe yönetimi Milan'da oynayan 34 yaşındaki Surinam asıllı Hollandalı futbolcu Clarence Seedorf'un transferinde son aşamaya gelmiş. Bitmeden yazdık ama olsun inşallah gerçekleşir de yalan olmaz yazdıklarım. Biraz yaşlı ama Josico ve Maldonado'dan sonra 40 yaşında bir Seedorf bile işe yarayacaktır. Yönetim ve Daum'un da vardır bir bildikleri muhakkak. Daum özellikle transferini istemiş Seedorf'un ve başkan ile birlikte Zürih'te transferi sonlandırmaya çalışacakmış.

Edit: Kuşlarıma teşekkür ediyorum. Dün gece 11-12 civarlarında bu transfer gelişmesini yazdığımda tv. de daha bu konuyla ilgili haber yoktu ve çekinerek yazmıştım açıkçası yukarıdaki satırlardan da belli olacağı gibi. Bugün tüm ajanslara düşmüş. Tekrar teşekkürler. Çalışmaya devam. Yeni haberlerinizi bekliyorum :)
Akşam saatlerinde de Beşiktaş ve Ankaraspor yöneticileri Erhan Güven ve Aydın Karabulut takasında anlaşmışlar ve transferi sonlandırmışlar. Hayırlı olsun her iki takıma da diyeceğim ama korkuyorum Fener yöneticileri Erhan'ın da bonservisini alır da bizi yalancı çıkarırlar diye.

5 Haziran 2009 Cuma

Hoppala-Hayda-Hatta Yuh Artık!(Topuz Nereye Gitti Şimdi?)

Kayserispor yönetimi, futbolcularından Mehmet Topuz'un bonservisini Gökhan Emreciksin+5milyon Euro karşılığında Fenerbahçe'ye verdiğini açıkladı.

Kaynak: Lig TV (17.00 Haber - Son Dakika)

Ne oluyor yahu? Bir tane değil mi bu Mehmet Topuz? İyice havaya soktunuz şu adamı. Kendisini neredeyse Messi'yle eş tutacak. Topuz'un dünkü onca açıklamalarından sonra nasıl Fenerbahçe'yle anlaşacak ve oynayacak bu adam bir anlam veremedim. Bununla birlikte Fenerbahçe taraftarı da artık tamamen ön yargılı Topuz'a karşı.

"Benim tavrım yüzde yüz bellidir. Ben Beşiktaşlıyım ve Beşiktaş forması giymek istiyorum."
Kayseri yönetiminin Fenerbahçe ile anlaştığını açıkladıktan sonra Mehmet Topuz'un yaptığı açıklama.

Son bir kelam da şu Kayseri yönetimine. Hani Kemal Sunal'ın bir filmi vardı Kibar Feyzo diye. Müjde Ar (Gülo) ve İlyas Salman (Bilo) ile birlikteydi. Feyzo askerden döndükten sonra Gülo’ya talip olur. Köyde Gülo’ya başka talipler olduğu için (Bilo) babası Hüso başlık parasını açık arttırmaya koyar. Filmde bir replik vardı. Bilo, Gülo'nun babasına: "Defolu artık bu mal istemem." diyordu. Bilo bile istemedi Gülo'yu ama Fenerbahçe istiyor illaki Topuz'u. O filmde Müjde Ar'ın babası vardı İhsan Yüce, Allah nur içinde yatırsın. Aha da o, burada Kayseri yönetimi oluyor. Artık diğer karakterleri eşleştirmek işi size düşüyor. (Birebir örtüşüyorlar ben ne yapayım?)

Bilo rahat bırak şu Gülo'yla Feyzo'yu,bırak da kavuşsunlar. Yuva yıkanın yuvası olmaz. Bunu unutma.

Fakat dünkü "Hoppala" yazısını yazarken sanki bir numara olacağı içime doğmuş, son satırlarda belirtmişim bunu da.

Hadi Karşılamaya! - Bir Haldun Üstünel Klasiği

Vallahi de billahi de resmi sitede açıklama var. Site yaklaşık 10 dakikada açıldı.

Yeni teknik direktörümüz Frank Rijkaard bugün 17:30 sularında İstanbul’da olacaktır.
Kendisini karşılamak ve "Hoşgeldin" demek için saat 17:00’da İstanbul Atatürk Havaalanı
Dış Hatlar Terminali’nde toplanıyoruz. (Gitsek mi acep Cenky?)
Herkesi bekliyoruz.
ULTRASLAN TARAFTAR GRUBU
Haberi öğrendiğimden beri internetteki yorumlara bakıyorum da acayip şekilde elin ayağa dolaşması olayı söz konusu hem medyada hem de taraftarda. Herkes Adriansee, Schuster vb. beklerken yönetim sol cinahtan sağlam bir kroşe geçirdi tüm futbol medyasına. İşte yönetimden beklediğimiz de bu bizim. Rijkaard gibilerini getirmek için paradan daha fazlasını sunmak gerekmekte. Konuşmayı bileceksin, adamın seni ciddiye almasını sağlayacaksın, kısa ve uzun vadeli planlarını o kadar güzel sunacaksın ki adam heyecan duyacak. Ya bu takım beni çok istiyor dedirttireceksin. Kesin Haldun'un parmağı var bu olayda da . Adama hayranlığım her transfer döneminde daha da artıyor. Harry Kewell'in de dediği gibi:
"Tüm Yöneticilerimiz İyi fakat Haldun Üstünel Farklı Biri"
Tabi şimdi transferi düşünülen futbolcuların düşünceleri de değişecek. Sağlam transferler gelecek bana göre. Ama aman dikkat ayağımızı yorganımıza göre uzatmazsak bizi ne Rijkaard kurtarabilir ne de bir başkası. Diğer taraftan Geçen sezon iyi bir kadro kurmuştu yönetim ancak bu kadroyu taşıyabilecek t.d. de hata yapmıştı. Bu sefer t.d. yi kesinlikle tuturdular. İnşallah bu sefer de oyuncu transferlerinde hata yapmazlar.
Ekleme:
"Schuster ve Ramos ile yapılan görüşmeler İstanbul'a bir şekilde sızıyordu. Bu iki isim Haldun Üstünel'in asıl gözdesinin kalkanı oldu. Rijkaard üç gündür unutuldu gitti. Oysa Üstünel hiç unutmamış ve Hollandalı teknik adam ile bağları hiç koparmamıştı. Skibbe'nin görevine son verileceği günlerde Haldun Üstünel, Hollandalı teknik adam ile ilk teması kurdu. Galatasaray'ı anlattı, Rijkaard evet demedi. Hayır kelimesi de çıkmadı ağzından. Haldun Üstünel 20 gün önce Madrid'de ikinci kez buluştu. Yeniden Galatasaray'ı ve hedeflerini anlattı. Surinam asıllı Hollandalı, uzun boylu uzun saçlı Türk yöneticisini çok sevdi. Aralarında önce samimi bir arkadaşlık kuruldu. Bir daha görüşmek üzere dostça vedalaştılar. Haldun Üstünel 10 gün önce bu kez Paris'e gitti. Gerard Houlier ile Üstünel görüşmesi duyuruldu. Ama Üstünel bir kez daha Paris'te Rijkaard ile üçüncü kez biraraya geldi. Bu kez para konuşulmaya başlandı. Üstünel yeniden İstanbul'a döndü ve başkan Adnan Polat'a rakamları iletti. Bu kez birlikte gittiler Madrid'e. İki gün içerisinde yeni teknik direktörüyle İstanbul'a dönmeyi umuyordu Adnan Polat. Son olarak perşembe akşamı işi bitirip dönecekleri haberini verdiler İstanbul'daki dostlarına. Ancak Schuster ve Ramos'tan olumlu haber çıkmadı ve asıl görüşme Rijkaard ile Haldun Üstünel tarafından yürütüldü. Rijkaard ile görüşmenin uzaması üzerine perşembe akşamı İstanbul'a kalkacak uçağa yetişemeyeceklerini anladılar. Perşembe gece geç saatlere kadar sürdü görüşme ve gece ortasında bitti. Bu akşam ise Adnan Polat ve Haldun Üstünel Rijkaard ile birlikte İstanbul'a dönüyorlar."
Fanatik Spor Servisi
Hayatım boyunca gerek özel hayatım gerekse iş hayatımda iş bitiricilik özelliği yüksek olan insanlara ayrı bir ilgi duymuşumdur. Sorun değil çözüme yönelik çalışan insanları hep ayrı bir yere koymuşumdur. Ne diyeyim. Helal olsun Üstünel. Bu taraftar seninle gerçekten gurur duyuyor.

Vallahi de Billahi de Şoktayım! Rijkaard GS'da!


Galatasaray.org kitlenmiş durumda gerçi ben de kitlendim ya! Nasıl oldu, nasıl başardılar tavlamayı, inanamıyorum. Kedi olalı bir fare tutmak diye buna diyorlar herhalde. Juande Ramos'a da kapak olsun bu imza.

Kobe Tecavüz Etti!

Kobe Bryant alenen Orlando Magic'e tecavüz etti ama bir Allah'ın kulu da ne polisi aradı ne ambulans çağırdı!

Bu maçın yazısını aşırı yoğunluktan ve şehir dışına çıkacağım için yazamayacağım ama Kobe'nin açık tecavüzünü hazırlayan faktörlerden biri de, beklenenden çok daha iyi dönmüş olsa da, Jameer Nelson'ın dönüşü oldu. Van Gundy kendi tekerine çomak soktu adeta. 3. çeyrek hastalığı debreşti, Lakers Howard'ı muazzam savundu, Lewis henüz Los Angeles'e gelmemişti. Pazartesi kombin edilmiş 2 maçın yazısı bir arada.

Los Angeles'a Gökten Nelson Düştü!

Şu anda maçın 2. çeyreği ve ağzım 1 karış açık durumda. İhtimal vermediğim, yazılanları hadi canım diyerek okuduğum bir gecede daha 2 aylık iyileşme ve çalışma süresine ihtiyacı olması gereken Jameer Nelson sahada hem de kendisi gibi değil Magic gibi. Biri beni çimdiklesin lütfen!

Krizde Böyleyse...

Barcelona ve Inter Başkanları olan Laporta ve Moratti bu gece biraraya gelip fantazi olarak görülen ve kimsenin ihtimal vermediği yılın takasında prensipte anlaşmışlar:
Samuel Eto'o+30 milyon euro =Zlatan İbrahimovic

Valencia Chelsea'nin David Villa için verdiği 43 milyon Euro'luk teklifi kabul etmemiş.

Takımlar anlaştı. İş Kaka'ya kaldı. Bonservis ücreti: 68,5 Milyon Euro. Gerçi David Villa için kabul edilmeyen ücreti görünce Kaka'ya biçilen bu rakam az gibi geldi bana. Kaka kabul ederse(Yıllık 10 milyon Euro alacak. Önerilen sözleşme 5 yıllık.) gelecek sezon Real Madrid'de. İnşallah kabul etmez ama çok zor. Perez gurur meselesi yaptı artık bu Kaka transferini. Toplam 118,5 milyon euro. Euro Kuru şu an için 2,179 TL. Yani toplam bedel: 258.211.500 TL. Dolar olarak ise, 167.669.805 USD Dollar. Vergiye ne kadar kesiliyor bilmiyorum ama deli paralar dolaşıyor piyasada.

Yaw bu kulüpler birbirlerine çakıl taşı mı veriyorlar?

Hoppala! (Topuz BJK'de)

Mehmet Topuz Fenerbahçe'de derken Yıldırım Demirören yine yaptı yapacağını ve Mehmet Topuz'u transfer etti. İnşallah başarılı olur. Yıllık 1,5 milyon Euro'dan dört yıllık sözleşme imzalamışlar. Kayserispor'a ödenen ücret ise ben bu satırları yazarken henüz açıklanmamış. İnşallah bu da Sadri Şener'in Samet Aybaba işine dönmez.

Edit: 5 milyon 700 bin Euro'ya anlaşmışlar.

4 Haziran 2009 Perşembe

Gecelere Akmak Lazım!

Hatırlıyorum eskiden çok kasardım kendimi gecenin bilmem kaçında olan NBA maçlarını izlemek için. Ama sonuç hiç değişmezdi: Maç başlar ve ben sanki görevimi yerine getirmiş gibi uyuyakalırdım. Hiçbir zaman bir maçı 1. periyot sonuna kadar izleme şansına sahip olamadım. Bazen de akşamdan saatimi maç saatine kurar,uyur ve maç saatinde kalkmayı planlardım. Ancak bu sefer de o tatlı uykuyu bırakıp maç seyretmek çok saçma ve zor gelirdi açıkçası ve uykuya devam ederdim. Velhasıl-ı kelam bu gece bir ilk olacak. Acayip gaza geldim. Gecenin dördünde kalkacağım inşallah ve Orlando vs. Lakers serisinin ilk maçını uyuyakalmadan sonuna kadar izleyeceğim. Kendime Routh-Horwitz Kararlılık Kriterini uyguladım. Kararlılığım en üst seviyede çıktı. İzlemenin ötesinde yarın Cenky'ye sağlam yorumlar da yapmayı planlıyorum. Adam maçların ertesi günü geliyor. Anlatıyor bir hevesle,görmeniz lazım ama karşı taraftan hiç ses yok. Doğal olarak anlattığı herşeye karşı taraftan "Doğrudur, vaaayyy, demek öyle, helal be" vb. gibi yuvarlak cümleler çıkıyor. Bu sefer Cenky'nin yorumlarına farklı cümleler de kurmak istiyorum. Hadi bakalım. Gazam mübarek olsun. Umarım bu sefer olur diyor esenlikler diliyorum. (Cenky sen yine maça 5 dakika kala her ihtimale karşı beni çaldırırsan sevinirim :) )

Futbol Programlarından İlk Onbir

Kaleci:
Ahmet ÇAKAR: Bu sezon kendisi üzerine gelen şutları başarılı bir şekilde kurtarmayı başardı. Özellikle ligin son döneminde Sinan Engin'in şutlarını çıkararak ilk 11'de kaleye geçmeyi haketti.

Stoper:
Ziya Şengül: Ahmet Çakar'ın koruduğu kaleyi Sinan Engin'e karşı sezon boyunca sakatlığını düşümneden savundu ve stoper mevkisini haketti. Arada ileriye yaptığı çıkışlar da yerindeydi.

Şansal Büyüka: Lig boyunca Erman Toroğlu'nun salladığı sert şutları yumuşatarak kaleye ulaşması için çok uğraş verdi. Gerek yerden gerek havadan Toroğlu'nun ataklarına karşı cansiperane mücadele etti.

Sağ bek:
Ömer Üründül: Tam bir kollektif futbol üstadı. Sezonda oynadığı maçlarda genellikle savunma ağırlıklı bir oyunu tercih ederken sağ kulvardan Şükür'e diagonal ortaları gerçekten rakibe korkulu anlar yaşattı.

Sol bek:
Haşmet Babaoğlu: Sezonun banko kanat oyuncusu oldu. Maçlarda ofansa çokça çıktı özellikle Beşiktaşla ilgili çokça şut çekti fakat zaman zaman defansı unutması kendine sıkıntılı anlar da yaşattı.

Defansif orta saha:
Rıdvan Dilmen: Tam bir ön libero. Rakiplerden gelecek atakları kesme becerisi çok iyiydi bu sezon. Sezonun genelini yan paslarla geçiştirdi. Bununla birlikte atağa kalkmadan önce düşünerek hareket etmesi önemli artılarındandı.

Sağ Açık:
Serhat Ulueren: Tam bir asist üstadı. Ben ortamı yaparım, golü artık kim atarsa atsın havasında. Özellikle sezon içinde Sinan Engin'e attırdığı goller ile kendisinden çok söz ettirdi.

Sol açık:
Erman Toroğlu: Aynı Serhat Ulueren gibi. Fakat daha da iyisi demek daha doğru olur. Çünkü ortayı yapıyor baktı ki Şansal Büyüka'da tık yok golü de kendisi atıyor. Defans özelliğinden eser yok.

Ofansif orta saha:
Hıncal Uluç: Tam bir şovmen. Tam bir on numara. Varyeteleri muhteşem. Beklenmedik hareketler hep onda. Başka bir aday aklımızın ucundan bile geçmedi.

Forvet:
Sinan Engin: Sezon içinde gerek Serhat Ulueren'in gerekse Tanju'nun paslarını gole çevirerek bu mevkiyi haketti.
Ömer Çavuşoğlu: Bir Raul bir de Çavuşoğlu. Yıllardır çakıyorlar. Alternatifleri hala daha yok.

Teknik Direktörler:
KAZIM KANAT: Allah mekanını cennet eylesin Büyük Patron.
VEDAT OKYAR: Kendisine acil şifalar diliyor en kısa zamanda sahalara geri dönmesini temenni ediyoruz.

Haydaaa!

Trabzonspor yönetimi, gelecek sezon için, Gençlerbirliği'nden ayrılan Samet Aybaba ile prensipte anlaştığını açıklamış. Yardımcısı da Adnan Aybaba olsun bari. Bana göre yanlış yaptılar ama ne diyelim hayırlısı olsun. Fakat Ersun'u göndermekle hata ettiler. Bunu gönderilirken de demiştim yine diyorum.

Edit (cenky): Öyle bir nabzını yokladık milletin, hatta şaka yaptık demişler, döndüler kararlarından bir yanlış da Aybaba'ya yaptılar. Neler oluyor Sadri Başkan sana?
Edit (ozhano): Muhteşem bir başkanlık örneği gösterdi sayın başkan. İşte şimdi başlık daha da bir uydu. İki dakika aile saadeti yaşayalım dedik. Olana bak. Allahtan başkan kendi bizzat yapmıştı açıklamayı. Yalancı çıkaracaklar neredeyse.

Tahliller ve Reçete

Çok uzun bir yazı yazma niyetinde değilim Final üzerine. İki takım da finale geldiklerine göre, her ikisi de kendi konferanslarının en iyi takımları ve en üstün özelliklileri.

Lakers tarafına bakacak olursak en büyük iki avantajları olarak Kobe Bryant ve Phil Jackson isimleri öne çıkıyor. Kobe Lebron James kadar kuvvetli, ilk adımında vurup geçen bir isim belki değil ama akıl ve oyun zekası olarak, yaşadıklarının, tecrübesinin de etkisiyle takımını alıp götürecek adam olarak sivriliyor. Hem de bu alıp götürmeyi tek başına sırtlanarak değil, arkadaşlarını da formalarından çekerek yapıyor. Bu etkiyle ve Phil Jackson’ın koçluğuyla beraber oyunun sıkıştığı dakikalarda Lakers takım olarak oyunu bırakıp Kobe’yi seyretmiyor, setlerde üzerlerine düşen görevlerine dikkat ediyorlar. Bu yüzden Lakers Cleveland’a göre daha dayanıklı, mental açıdan daha kuvvetli bir takım.

Orlando tarafında ise iki sedir her maç daha olgunlaşan, her maç bağlarını kuvvetlendiren bir ekip var sahnede. Stan Van Gundy’nin sisteminde kimse mutlak süper yıldız konumunda değil. Oyunun her alanında görevini yapma sorumluluğuna sahip adamlar haline gelmiş durumda Orlando oyuncuları. Brian Hill zamanından kalma savruk ve sorumsuz takımdan eser yok. Takımın öne çıkan isimleri tabii ki başta Howard, Lewis ve Hidayet. Howard’ın kuvveti ve yırtıcılığı, Lewis’in skor potansiyeli, Hidayet’in oyun zekası Orlando’yu bu sezon hep öne taşıyan faktörler oldu. Lee, Pietrus, Alston, Gortat, Johnson gibi isimlerin tamamlamasıyla takım hüviyetine kavuşan Orlando bu tura kadar hep eşleşme problemleriyle rakiplerini yıldırıp oyunlarını bozdu. Howard dışındaki her oyuncusu şutör ve vatsın üstü penetreci olan Orlando’nun hücum opsiyonları çok fazla.

Serinin nasıl olacağına baktığımızda Lakers açısından en büyük sorun kuşkusuz Dwight
Howard olacak. Howard yüzünden Zen Master Bynum-Gasol’la başlayacaktır maçlara. Ancak Bynum’un kendi adıma çok çabuk faul problemine gireceğini düşünüyorum. Bu durumda Gasol’la oynamayı tercih etmek boyalı alanda delik açmak demektir. Gasol’lu 5’te Odom’un 4 numarada oynayacağını ve sık sık ikili sıkıştırmaya geleceğini düşünüyorum. Bu durumda Odom’un alacağı Lewis de çok şut bulacaktır. O nedenle seride, bu zamana kadar çok fazla görmemiş olsak da Mbenga’nın süre alacağını düşünüyorum. Mbenga Howard’a karşı savunmada sertlik hücumda yokluk demektir. Mbenga sahadayken Lakers hücumu şuta ve yapabilirlerse pick-n-rollere döner. Jackson’ın elinde kalburüstü şutörler olduğuna göre (Fisher, Kobe, Ariza, Walton) zaman zaman bu riski alacağı kanaatindeyim.

Bynum ve Gasol’la aşladığında Gasol-Lewis eşleşmesi hücum potansiyelleri açısından zevkli, savunma potansiyelleri bakımından kabus gibi olur. Her iki oyuncu da birbirini layıkıyla savunamaz. Yumuşak karınlar 4 numaralar olur.

Hidayet Ariza eşleşmesinde Ariza’nın hızı Hidayet’in oyun zekası ön plana çıkıyor. Ariza Hidayet’i bezdirmek için sert savunma yaparsa, çok faul alır Hidayet, o nedenle Walton’ın da çok süre almasını bekliyorum final serisinde. Burada belirleyici nokta Kobe’nin Hidayet’in savunmasına ne sıklıkla ve hangi sertlikle yardım getireceği, bu anlarda Hidayet’in boş adamı bulup bulamayacağı olacaktır. Sixers serisindeki gibi etkili bir tepede ikili sıkıştırma gelirse Orlando’nun ritmi bozulur. Alston’ın oyun kuruculuğuna bakmak durumunda kalırlar ki hep söylüyoruz Alston tam bir serseri mayın.

Alston Fisher eşleşmesinde Alston’ın hızı Fisher’a, Fisher’ın oyun zekası ve şutörlüğü Alston’a problem yaratacaktır. Tahminim iki oyuncunun birbirini yiyeceği yönünde açıkçası. Bu eşleşmede sivrilebilen isim belki de seriyi getirecek kendi takımına. O yüzden maçları izlerken bu iki adamın kattıklarına ve kaybettirdiklerine aha bir dikkatle bakın derim. Sevgili dostum Alkın da değinmiş forumda bu konuya, aynı fikirdeyiz çoğunlukla olduğu gibi.

2 numara eşleşmesi 5 numara eşleşmesinin Lakers’a olduğu gibi kabusu Orlando’nun. Lee ilk 5 başlayacak olsa da maçın çoğunluğunda Pietrus duracak Kobe’nin karşısında. Pietrus’un James’i yavaşlatan savunması Kobe karşısında ondan beklentileridoruğa çıkarmış durumda. Ama bu sefer karşısındaki adam tam bir basketbol kurdu. Teması almayı çok iyi bilen Kobe Bryant’ın Pietrus’u canından bezdirmesi beklenen bir senaryo benim için. O nokta da Lee’nin kısa kalıp, Pietrus’un faul problemine girdiğini ya da Kobe’yi tutamadığını görürsek 3. seçenek Hidayet olacaktır. Switchlerde birkaç kez zaten Kobe ona kalacaktır ama son çare olarak Hidayet Van Gundy tarafından Kobe’ye verilebilir.

Netice olarak canavar Howard Lakers’ın kurt Kobe Magic’in belalısı olacak bu seride (Film tanıtımı gibi oldu). Bir de Orlando için reçete vereyim Barkley, Miller havasında:

  • Topu mümkün olan her fırsatta Howard’a indir, potaya gidemezse dışarı atacağı paslar için hareketli ol, boşa çık.
  • Bol bol penetre et, rakip uzunlar faul sıkıntısına girdiğinde Howard’ı beklemekten kimse şutlarına çıkamasın.
  • Hızlı hücum yapmalarına izin verme, set oyunu olsun.
  • Kobe’yi olabildiğince köşelere sürükle, penetrelerini kısıtla.
  • Her ani Lakers hücum saldırısında çabucak mola al.

Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Şimdi Moda Oliviera

Dierio De Sevilla Gazetesi:
"Oliveira'ya geçmişte Villarreal ve Panathinaikos takımlarından teklif gelirken, şimdi ise buna Galatasaray eklendi. Real Betis'in geçen sezon 2. lige düşen Real Zaragoza'dan 9 milyon Avro'ya transfer ettiği Oliveira için Galatasaray 5 milyon Avro ödemeye hazır fakat Galatasaray Oliviera'ya formasını giydirebilmesi için teklifini daha da yükseltmesi gerekiyor.
Real Betis'in 2. lige düşmesiyle Oliveira için kapıyı ilk çalan Galatasaray oldu, ancak İspanyol kulübü şimdilik bu futbolcuyu satıp satmayacağına karar vermedi."
Hatırlanırsa bir Mohamed Kallon vardı şu anda Arabistan'ın Al-Shabab takımında futbol hayatına devam ediyor. Yakın zamana kadar her transfer döneminde önce Galatasaray'a sonra Fenerbahçe'ye gelirdi ama muhakkak sonradan bir sorun çıkardı ve Türk takımlarına transfer söylentileri yalan olurdu. Şimdi de moda Ricardo Oliviera. Geçen sezon sıklıkla transfer söylentileri olmuştu kendisiyle ilgili. Bu sene de son sürat devam ediyor söylentiler. Şimdilik Galatasaray'a geliyor. Ama yakında Fenerbahçe'ye de geleceğinden eminim. Hatta bir adım ileri gidip uçağa da bindirirler Oliviera'yı. Ama o uçak kesinlikle İstanbul'a inmez.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Belki Bir Gün...

Kaptan Bülent için geliyor bu şarkı, yaşadıklarını haketmeyen, yaşattıklarını haketmediğimiz, hep Kaptan olarak hatırlayacağımız adam için. Güle Güle Git Cengaver...

Belki bir gün özlersin
Başka adamlarla

Başka şehirlerde

Yürürken


Okuduğun ilk roman

Sevdiğin ilk renkler

Yasal acılarından

Hatta yalnızlıktan
Belki dolar gözlerin

Başka adamlara

Başka şehirlerde

Belli etmezsin

Belki bir gün özlersin


Sil gözünün yalnızlıklarını

O an fısılda duvarlara adımı

Bin bıçak var sırtımda

Biniyle de adaşsın

Her biri hayran sana


Belki bir gün özlersin

Başka adamlarla

Başka şehirlerde

Yürürken

Seçtiğin bu hayat
Geçtiğin son şehir

Yasal acılarından

Hatta yalnızlıktan

Sessiz harfler seçersin
Başka adamlara

Başka şehirlerde

Belli etmezsin

Belki bir gün özlersin


Sil gözünün yalnızlıklarını

O an fısılda duvarlara adımı

Bin bıçak var sırtımda

Biniyle de adaşsın

Her biri hayran sana


Not: Emre Aydın'ın "Belki Bir Gün Özlersin" adlı eseridir ve 2 yerinde çok ufak değişiklikler yapılmıştır.

1 Haziran 2009 Pazartesi

Feldkamp Ve Lugano'nun Ortak Noktaları Ne?

Lugano ülkesinde bir internet sitesine açıklamalarda bulunmuş deniliyor. Demiş ki:

“Burada kötü giden maçların devre aralarında yöneticiler takımın önemli oyuncularıyla bir şeyler konuşup tekrar tribüne gidiyorlardı. Doğrusunu söylemek gerekirse bu olayı çok garipsedim....Yöneticiler mağlup olduğumuz maçlardan sonra maaşlarımızı kesiyorlardı. Böylece durumu çözeceklerini düşünüyorlardı.Ben bu durumu çozmek için çok mücadele etmek istedim ama başarılı olamadım. Fenerbahçe'den ayrılacağı şeklinde haberler çıkan Lugano bu konuda ise herhangi bir açıklama yapmadı."

Ne oldu Lugano? Rengin soldu. Yenildikten sonra "Aferin çok iyi yenildiniz" mi diyeceklerdi? Bir kere yenilirsin "Olur böyle şeyler, bozmayın moralinizi" derler. İki kere yenilirsin "Sıkıntı yapmayın." derler. 5 kere yenilirsin "Beyler sorun neyse çözelim, sizin için bizler buradayız" derler. Ama 10-20 küsür yenilirsen de kimse sana "bozma moralini sıkıntı yapma" demez, diyemez. Seni oraya yen diye koyuyorlar. Yönetici dediğin adam karısından, çoluğundan çocuğundan çok seni görüyor belki. Mal varlığını yatırıyor o kulübe senin gelmen için. Milyonlarca taraftar incik boncuk alıyor yönetim iyi birini alsın da izleyelim diye. Ondan sonra da diyorsun ki yönetici bizim paramızı kesiyor. Laftan anlamazsan rahat olursan boyna yenilirsen herhalde bunun ceremesini de çekeceksin. Hem galip gelinen maçlardan sonra prim alınca hiç gıkın çıkmıyor. Mutlu oluyorsun, paşa paşa alıyorsun parayı. Tamam helal-i hoş olsun doya doya ye. Ama yenilince de bunun bir diyeti olmalı. Bu diyeti de yönetici bu şekilde ödetmeyi uygun görmüş. Şunu dese ki "Ben geberene kadar oynuyorum maçlarda. Canım çıkıyor gol yemeyelim diye. Başkalarının rahatlığından, top oynamamasından, keyfi hareketlerinden maçı kaybediyoruz, ceremesi de bize düşüyor." Bunu de eyvallah. Ama maçlarda yenilince para kesiyorlar demek çok saçma olmuş. Bir de bu uygulamayla savaştım diyor sanki doğru birşey yapmış gibi. Ona uğraşana kadar takımındakilerle uğraşsaydın da bu beter duruma düşmeseydiniz.
Diğer taraftan yöneticilerin kötü giden maçların devre arasında soyunma odasına indiklerini de söylüyor. Sanki bilinmeyen bir şey söyledi. Senin teknik direktörün, yapması ve söylemesi gerekenleri söylemezse ve yapmazsa onun işi yöneticilere kalır. Sanki geçen sezon yöneticiler hiç soyunma odasına inmiyorlardı da bu sezon başladı. Tabi gideceksin başladın sallamaya aynı Feldkamp gibi. Feldkamp da sezon sonu gönderildi hemen bombayı patlattı. Kewell'i istemedim, Şükür takımda kalmalıydı söyledim ben bunu yöneticilere, Şaş, Karan ve Sabri gönderilsin dedim yapmadılar, bu yönetimle GS bir arpa boyu yol alamaz. Alır alamaz ama bunu neden kovulunca açıklıyorsun. İnandırıcılığını da yitiriyorsun doğal olarak. Madem öyle bir durum var zamanında gerekeni yapsaydın "Burda benim dediğim hiçbirşey yapılmıyor" diyip istifayı bassaydın. Ama doların euronun rengi güzel geliyor. "Ben söyledim benden çıktı" diyordun. "Ben söyledim isteyen alır isteyen bırakır kaçar." diyordun. Sıkıyorsa bu açıklamları takımlarınızla ilişiğiniz kesilmeden ya da sözleşmenizin bitmesine 1-2 yıl varken söyleyin. O zaman helal olsun derdim ben size. Yani marifet giderayak takıma sallamak değil. Hadi Feldkamp'ı Galatasaray taraftarı sevmez. Lugano, taraftar onun için çıldırırken böyle açıklamalar yapıyor. Zaten büyük ihtimalle Türkiye'ye gelince (şayet gelirse) yönetim ayağını denk aldırır. O da der ki: "Yazılanlar tamamen hayal ürünü. Ben öyle bir açıklama yapmadım." Hep öyle olmaz mı zaten?

Sonuç olarak moda oldu yine takımla ilişik kesilirken yapılan bu açıklamalar, Gazete başlıkları zaten hep aynı:

"Feldkamp Yönetimi Topa Tuttu."
"Lugano Fener Yönetimi'ni Topa Tuttu."

Şu "topa tutma" deyimini güzel Türkçemize kazandırandan Allah razı olsun. Yoksa gazetelerimizi hazırlayanların hali nice olurdu?

31 Mayıs 2009 Pazar

Hele Şükür!-Toraman Nerede?

A Milli Takım'ın Azerbaycan ve Fransa maçlarının aday kadrosu ile programı açıklanmış.
Aday kadroya şampiyon Beşiktaş'tan üç futbolcu davet eden Fatih Terim, Rüştü'nün yerine geçtiğimiz günlerde takımı Standard Liege'i şampiyonluğa taşıyan kaleci Sinan Bolat'ı da sürpriz bir şekilde! kadroya çağırmış. A Milli Takım kadrosuna şu futbolcular davet edilmiş:

KALECİLER
1- SİNAN BOLAT (Standart Liege)
2- UFUK CEYLAN (Manisaspor)
3- VOLKAN DEMİREL (Fenerbahçe)

SAVUNMA OYUNCULARI
4- GÖKHAN GÖNÜL (Fenerbahçe)
5- SABRİ SARIOĞLU (Galatasaray)
6- CEYHUN GÜLSELAM (Trabzonspor)
7- EREN GÜNGÖR (Kayserispor)
8- BEKİR İRTEGÜN (Gaziantepspor)
9- İBRAHİM KAŞ (Getafe)
10- GÖKHAN ZAN (Beşiktaş)
11- HAKAN BALTA (Galatasaray)
12- İBRAHİM ÜZÜLMEZ (Beşiktaş)

ORTA SAHA OYUNCULARI
13- KAZIM KAZIM (Fenerbahçe)
14- TUNCAY ŞANLI (Middlesbrough)
15- EMRE BELÖZOĞLU (Fenerbahçe)
16- NURİ ŞAHİN (B.Dortmund)
17- YUSUF ŞİMŞEK (Beşiktaş)
18- MEHMET TOPAL (Galatasaray)
19- CANER ERKİN (CSKA Moskova)
20- ARDA TURAN (Galatasaray)

HÜCUM OYUNCULARI
21- HALİL ALTINTOP (Schalke)
22- MEVLUT ERDİNÇ (Sochaux)
23- NİHAT KAHVECİ (Villarreal)
24- SEMİH ŞENTÜRK (Fenerbahçe)
25- SERCAN YILDIRIM (Bursaspor)

Fatih Terim en sonunda çağırmış Sinan'ı. Valla sanki menajeriymişim gibi sevindim. Sanki benim yazılarım sayesinde Fatih Terim'in aklına gelmiş gibi oldu Sinan'ın kadroya davet edilmesi. Tabi işin esprisi bu ama yine de bas bas çağırın diye bağırdığım bir oyuncuyla ilgili isteğimin olması beni çok mutlu etti. Kalecilik yeteneklerinden kesinlikle kuşkum yok, biraz da şans yanında olursa bundan sonra Milli takım kalesine tek adayımdır. Hadi bakalım hayırlısı.

Diğer taraftan Terim'in İbrahim Toraman ile derdi nedir anlamadım. Bekir, Ceyhun, Gökhan Zan bu takımın aday kadrosunda varken Toraman'ın hayli hayli olması gerektiği düşüncesindeyim. Ama Fatih Terim de bindiği dalı kesecek değil. Muhakkak bir numarası oldu ki Toraman'ın, bir sildi pir sildi bu takımdan. Peki neden? Toraman, "Benim vicdanım rahat, acaba başkalarınınki rahat mı? Eğer konuşursam söyleyecek çok şey var." diyerek Terim'e mesaj gönderiyor. Fatih Terim'in yaklaşık iki yıldır Ay Yıldızlı formadan uzak kalan Toraman'ı Bosna maçında sildiği söyleniyor. Fatih Terim'in amacı, Almanya'da düzenlenen 2006 Dünya Kupası'na gidemeyen Türkiye'de, yeni bir takımın temellerini atmak için Avrupa'da hem kamp yaptırmak, hem de birçok ülke ile hazırlık maçı oynatmak. O zamanlar Terim'in kafasındaki yeni ekibin savunmasında İbrahim Toraman ilk sırada yer alıyor. Ancak Belçika ile oynanan hazırlık maçının ilk yarısında Terim ile Toraman arasında yaşanan gerginlik, Toraman'ı Ay-Yıldızlı formadan bu güne kadar koparıyor. Mücadelenin ilk 45 dakikasında çok büyük bir hata yapan İbrahim Toraman, devre arasında Terim'e giderek, "Hocam moralim çok bozuk. Oyundan çıkmak istiyorum." der. Toraman'ın bu isteğine Fatih Terim sert bir şekilde karşılık verince genç futbolcu arkadaşlarının yanında zor durumda kalır. Bu maçtan sonra da tecrübeli ismi Milli Takım'a çağıran Terim, buna rağmen Toraman'a ilk 11 yolunu kapattı. Hatta bazı maçlarda tecrübeli teknik adam, Toraman'ı kenarda ısınmaya gönderdi; ancak bir türlü sahaya sürmedi. Terim ile İbrahim arasındaki bu psikolojik savaş, ikilinin arasının iyice açılmasına sebep oldu. 19 isim arasında 18 kişilik kadroya alınmadı. Fatih Terim'le İbrahim Toraman'ın arasındaki son tartışma ise, Bosna Hersek ile oynanan ve 3-2 kaybettiğimiz Euro 2008 Grup Eleme maçından önce yaşandı. Kafilede bulunan İbrahim, karşılaşmanın oynanacağı stada geldi. Bütün oyuncular gibi İbrahim de Fatih Terim'in 18 kişilik maç kadrosunu açıklamasını bekliyordAncak 19 oyuncusu bulunan Fatih Terim'in yazdığı listede adını göremeyen İbrahim Toraman şoke oldu. Terim'in bu kararına itiraz etmekte gecikmeyen başarılı savunma oyuncusu, "Hocam, madem beni 18 kişilik maç kadrosuna almayacaktın, neden buraya getirdin? Diğer futbolcular gibi ben de tatil yapardım." diye söylenmiş. Toraman, bu sözlerinin ardından soyunma odasını terk etti. Soyunma odasından öfkeli bir şekilde çıkan İbrahim Toraman'ı teskin etmek ise Milli Takım çalışanlarına düşmüş. Hemen otele dönmek isteyen İbrahim'e bu kez parasızlık engel oldu. Çünkü stada eşofmanlarıyla gelen genç oyuncu, bütün parasını otelde bırakmış. Toraman, bu yüzden tanıdıklarından borç istedi. Ancak onu çok seven Milli Takım çalışanları daha büyük bir hata yapmaması için, "İbrahim sıcağı sıcağına karar verme. Sonra çok üzülürsün. Biraz sakinleş. Sonra daha akıllıca bir karar verirsin. Sakın stattan ayrılma." sözleriyle genç oyuncuyu statta maçı izlemeye ikna etti. Futbolcusundan gelen bu aşırı tepkiye şaşıran Terim, İbrahim'e daha sonra Milli Takım kapılarını bir daha açmıyor.

Bu benim bildiğim. Gerçek midir değil midir bilmiyorum ama bayağı sağlam kaynaklardan duymuştum bu olayları. Neyse Türk Milli Takımı kaprislerin, ikili çekişmelerin, kavgaların, sürtüşmelerin olduğu bir yer olmamalıdır. Bunu kim yapıyorsa yanlış ondadır. Kimse burnundan kıl aldırmıyor bu konuda anlayacağınız.

Bir yanda milli takımlar teknik direktörüne bazı düzensiz açıklamalarda bulunan İbrahim Toraman, öbür tarafta gururunu kibirini tükürdüğünü yalamamasıyla ünlü Fatih Terim. bir yanda da türk milli takımı. Bundan ne kadar önce bilmiyorum, Ayhan Akman tıpkı Toraman gibi, bir takım açıklamalarda bulunmuş ve direkt olarak milli takıma çağırılmıştı. O gün bugündür performansını da yükseltmesiyle milli takıma çağırılıp, elinden gelenin en iyisini yapıyor. Babalığıyla ünlü fatih hocanın Ayhanı kazanması mükemmel bir davranış. Aynı hassasiyeti inadım inat İbrahim Toraman da gösteremiyor maalesef. Toraman'ın performansının üstte yazan 4 stoperden çok daha iyi olduğunu görmemek için kör olmak lazım. Kaldı ki sen sıradan bir takım değil milli takımın patronusun. Her futbolcu milli takımda oynayamaz bunu hepimiz biliyoruz ama hakeden de oynamazsa, daha doğrusu oynatılmazsa, iş farklı boyutlara kayıyor.

Kral Öldü, Yaşasın Yeni Kral!

Amerikan Basını’na bir tokattır bu seri. Hatta yumruktur birazcık da tekmedir ne yalan söyleyeyim malum yere atılan. Dün Yahoo’da okuduğum bir maç değerlendirmesi sadece Cavs’ten, 5. maçı nasıl kazandıklarından, Lebron James’in ne kadar büyük bir oyuncu olduğundan bahsediyordu. James – Bryant finali geliyor mu diye soruyordu birçok yerde. İşin reyting kaygısı tarafına öylesine kaptırmışlardı ki kendilerini, gözleri süper yıldızların kapışması ihtimali ve üzerinden kazanacakları yeşillerden başka bir şey görmüyordu. Bu maç, bu seri, bu takım onlara yakışan cevap oldu, ilk cümledeki tokat!

Önce kaybeden tarafa bakalım. Lig lideri, her takıma karşı saha avantajına sahip, ilk 2 turu terlemeden geçmiş, Lebron James’in takımı Cleveland. Sezon boyu geçmiş sezonların aksine takım gibi oynamayı başarabilmiş, Lebron James’i gerektiği anlarda devreye sokup dengeleri koruyabilmiş bir organizasyondu Cavs’in ki. İlk 2 turdaki görüntü de böyleydi ama ligdeki 29 takım içinde kendilerine en çok ters gelen takımla baş başa kaldılar Konferans Finalinde. Senelerdir Orlando Magic’ten maç almak adeta Kaf Dağı’nda yetişen nadir bir çiçeği bulup getirmek gibiydi. İşte bu yüzden telaşa kapılmak, takım olmaktan vazgeçmek, rotasyonu daraltmak, her şeyi Lebron’a bırakmak sonları olur diye uyarmış, Orlando için verdiğimiz reçeteye bunları koymuştuk. Ama en başta bırakın Lebron tek başına oynasın, paylaşamasın demiştik. Bunları söylerken de çıkış noktamız hep ne kadar süper bir yıldız olursanız olun tek başınıza bir seriyi kazandıramayacağınız düşüncesiydi. Dediğimiz de oldu. 2. maçı son saniyede mucizevi bir şekilde aldı Lebron, 5. maçı da son çeyrekte coşarak getirdi ama Cavs yoktu sahada sadece Lebron’dı savaşan.


Koç Mike Brown Yılın Koçu ödülünü ne kadar hak etti sorularını getirdi aklımıza. Elinde Gibson gibi Magic’e karşı oynadığı her maçta sorun çıkarmış bir üç sayı makinesi varken 2 maçta onu hiç düşünmemesi, iyi oynarken kenarda unutması Lebron dışındaki tek avantajını aldı götürdü Cavs’in. Lebron’ı hücumda diri tutmak uğruna Hidayet’i West’le tutması 1 değil 2 eşleşeme sorununa neden oldu. Hem Lewis hem de Hidayet domine ettiler savunmacılarını ve Cavs’in savunma dengesini bozdular. Brown’ın en iyi yaptığı şey seri boyunca Howard’a çok çabuk yardım getirip, ikili, üçlü sıkıştırmalar yapmaktı. Dışarı pas çıkarma alışkanlığı olmayan Howard hem kendi zorlandı hem de takımını çok zorladı, bu son maçtan bahsetmiyorum tabii ki, bu maç tarihe not düşülen, belki de yeni bir çağın açıldığı istisna çünkü Howard açısından.


Bu kadar yanlış yapan, psikolojik açıdan rakibinden geri kalmış ve tek bir adama bağımlı bir takımla oynarken hem kadro hem de Koç farkı ortaya çıkıyor. Van Gundy de sırf bu seri boyunca değil hem playofflar hem de normal sezon boyunca gördüğümüz, maça hakim olma, kontrolünde tutma, çoğu zaman doğru zamanlama ile oyuncu değiştirme ve maç önü – maç sonu demeçlerdeki mesaj dolu açıklamalar onun Pat Riley’nin yanında o kadar sene boş boş oturmadığını ve Riley’den çok şey öğrendiğini gösteren donelerdi. Eşleşme sorunları, psikoloji ve Koç açısından önde olan takım Magic’ti bu seride özetle. Oyuncu yapılarını gözden geçirdiğimizde 4 isim benim adıma sakin ve soğukkanlı ruh halleriyle ön plana çıkıyordu: Hidayet, Lewis, Lee ve Pietrus. Lee ilk turdaki kadar ekin olmasa da ciddi katkı verdi savunma tarafında ve oyunun kitlendiği andaki stop cemşatlarıyla. Driplingi kesip aniden çıkardığı şutlarda muazzam isabet bulması onun gelecek kariyerinde kontratına sıfırlar ekleyecek bir unsur şüphesiz. Ama diğer üç adam söylenecek ne olabilir ki!


Pietrus bu seride tek başına tüm Cavs benchinden fazla sayı attı. Rashard Lewis kim savunursa savunsun hep şutlarını aynı yüz ifadesiyle soktu. Hele 1.ve 4. maçta son saniyelerde soktuğu 2 üçlük var ki anlatmaya da anlamaya da ömür yetmez. Ve tabii ki Hidayet Türkoğlu. Serinin de Orlando’nun da dümeni ondaydı. Brown’ın onu West ile tutmaya karar vermesi bir anlamda Orlando’ya büyük final için ön rezervasyon oldu. Hidayet kendisinden uzun ya da en az kendi boyunda adamlar tarafından el kaldırarak savunulduğunda pas etkinliği azalan bir oyuncu. Eşleşmesinde kısa boylu bir adam yakalarsa, sahayı yukardan ve geniş açıdan görünce takımı çok rahat oynatabiliyor. Şu seride maç başına ortalama 15 kez boş adam bulmayı başardı Hidayet. Boş derken bomboş demek istiyorum, etrafında kimse olmayan, şuta ya da penetreye müsait adamlar. Aynı Hidayet West’in savunmasında topu Howard’a da çok rahat indirdi. Zaten eğer bir Orlando hücumunda Howard hemen hücumun başında topa dokunuyor ve birebir yakalıyorsa ya da topa 2. kez değme fırsatı buluyorsa pota altından ya faul düdüğü ya da basket çıkıyor. Bu avantajı kullanmayı düşünen ilk adam he daim Hidayet oldu, ikinci isimse Lewis’ti. Bu iki sakin adam inanılmaz mental katkı yaptılar arkadaşlarına. İlk 5 maçın tamamında devreye mağlup girip üçünü kazanmaları da onların sakin ve telaşsız oyunlarının etkisiyle büyük oranda. Pietrus’a her baktığımda, onun alışık olmadığımız savunma alevini ve skor potansiyelini özellikle de köşe üçlüklerini gördüğümde hem seviniyor hem de üzülüyorum. Şu takımda bir de u sezon Atlanta’da harcanan Evans olsa ne güzel olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Ama Pietrus her türlü övgüyü hak eder durumda, hakkını yememek gerek.


Ve illaki de serinin adamı Dwight Howard. Kendini maça verdiğinde onu durdurmak imkânsız. Yapacağım dediğinde isterseniz dörtlü sıkıştırma getirin, o istediğini muhakkak yapacaktır. Gerçekten Süpermen olmaya doğru gidiyor. Shaq’tan sonra ne Orlando ne de NBA böylesini görmedi. Shaq’ın yapamadıklarını da yapmaya niyetli. Bu gece aniden bir Tim Duncan bir Kevin Garnett hüviyetinde pas çıkardı arkadaşlarına, oyunları adeta boyalı alandan kurdu. Böyle oynamaya devam edebilirse kimse tutamaz onu, sen bile tutamazsın, yıldızlar tutamaz! Bugün Kral öldü, yaşasın yeni Kral! Yeni Kral Süpermen!


Orlando Magic Büyük Üçlüsü önderliğinde NBA Finalleri’ne yükselmeyi başardı. Tam 14 yıldır bu büyük günü bekliyorduk. Önümüzde 5 gün var finaller başlayana kadar. Artık sevinme, artık 95 takımıyla 2009 takımını kıyaslayıp keyiflenme, artık Doğu’nun en büyüyüğüz diye bağırma, artık kendinden geçme zamanı.


4-0’la bitmeyecek, her maçı kafa kafaya geçecek 2 dengeli kadronun kapışmasını seyredecek olmanın verdiği basketbol huzuruyla,


Görüşmek üzere!


Not1: Final reçeteleri hafta içi buradan bulunabilir.


Not2: Bu galibiyet bana bir takım elbise kazandırdı, bknz 5.maç yazısı.


İlave Not3: Not 2'deki takım elbise karşı tarafın "Ben aslında Cleveland 6. maçı kazanır da son maç Cleveland'da oynanırsa, o maçı Cleveland alır turu geçer demiştim, ona iddiaya girmiştim" söylevi ile gelmeden gitmiş oldu. Bu da bana iddiaya girerken şahit sayısının önemli olmadığını ve mutlaka yazılı bir belge bulunması gerekliliğini göstermiş oldu, kendime geçmiş olsun diyor, karşı tarafa sitem gönderiyorum :D