Sayfalar

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Ada'da Kimler Düşecek?


Benim adaylarım Hull City ve Middlesbrough. Newcastle Villa'yı bir şekilde geçer, Hull City United'ı yenemez, Boro ne yaparsa yapsın Newcastle kazandıkça Championship'e merhaba derler.

Bundesliga 2008-2009 Şampiyonu Resmen Wolfsburg

Bundesliga'da son haftaya Bayern Münih'in 2 puan önünde lider olarak giren Wolfsburg son maçta hafta içinde UEFA Kupası final maçında kupayı Shakhtar'a kaptıran Werder Bremen'i 5-1 gibi farklı bir skorla mağlup etmeyi başardı ve tarihinde ilk kez lig şampiyonluğu mutluluğunu tattı. Dzeko(1) ve Grafite(2) de olağan karşılanabilecek şekilde gollerden 3'üne imzalarını attılar. Bremen'in golünü ise Diego attı.

Bu arada Bayern Münih de Stuttgart'ı 2-1 yendi.

Felix Magath Bayern'i şampiyon yaptı. Şimdi Wolfsburg'u aynı konuma taşıdı. Gelecek sezon da Schalke'de olacak. Bakalım Schalke'ye de şampiyonluk mutluluğunu tattırabilecek mi? Nitekim Schalke de en son lig şampiyonluğunu 1958 yılında elde etmiş. Yarım asrı geçkin süre sonra Magath ile tekrar o mertebeye ulaşırsa kimse şaşırmayacak büyük ihtimalle.

Son Şut Sihri - Last Shot Magic

Eskiyen yüzler ve formaların artık bu seviyelerde mücadele edemeyecek hale gelmiş olması nedeniyle herhalde, basketbolun yeni yıldızları, büyüyen oyuncuları ve başarıya aç adamlarıyla bezenmiş bu seneki playoff serileri bende inanılmaz bir damak tadı bıraktı. Sadece Orlando serileri için söylemiyorum bunları. Dallas, Detroit, San Antonio, Phoenix, Utah gibi takımlardan sıkılmış bir basketbol aşığı olarak bu playoff dönemi benim için tam anlamıyla muhteşem geçiyor seyir zevki açısından. Tabii ki bu zevkin doruk noktasına çıkmamı sağlayan takım Orlando Magic.


Oynadığı 15 playoff maçının 9’unu kazanan Magic 6’sını ise kaybetti takip edenlerinizin bildiği gibi. Bu kayıpların 4’ü ise son saniye şutları ile verildi. Aldığı maçların ikisini ise Magic son toplarda almayı başardı. O 2 maçı alan Hidayet ve Lewis, son topta verilen 4 maçta da 2-2 berabereler. Yani son şutu sokan adamlar o ikisinin tuttuğu adamlar. İşte basketbolun zevki burada. Bir an kahramansın, diğer an belki de suçlu. Ama bu sezon asla ve asla suçlayabilecek adam yok Magic kadrosunda, günahıyla, sevabıyla, eğlendirerek, şaşkına çevirerek getirdiler bizleri buraya kadar. Hiç kimsenin Konferans finali için şans vermediği adamlar bugün NBA finali için oynuyorlar, her şeyden önce teşekkürler her birinize.


Orlando – Cleveland eşleşmesinin aslında Cleveland’ın istediği final eşleşmesi olmadığı, onların Garnettsiz Boston’u şiddetle istediklerini söylemiştik daha önce. Kadro yapıları olarak bakıldığında Boston’a karşı şansı çok daha fazlaydı Cleveland’ın. Orlando ise 3 senedir onlara en ters gelen takımdı. King James’in bir türlü dişini geçiremediği, kazandıkları maçlarda bile ölüp ölüp dirildikleri tek takım Orlando Magic’ti. İşte o yüzden her ne kadar dinlenerek ve rakibini analiz ederek çıkmış olsalar da final serisine, izlediğimiz her iki maçta da, fark ne olursa olsun oyuncuların üzerinde bir tedirginlik olduğunu sezdik. Psikolojik avantaj dedikleri konu bu işte. Karşındaki rakip hem sana çok ters geliyor, hem son 2 sezonun en çok deplasmanda maç kazanan takımı.


İki maçı bir arada değerlendirmek gerek, birkaç ayrıntı dışında neredeyse ikisi de birbirinin kopyası çünkü. İlk maçta 16 sayıdan geriden gelip maçı alan Magic bu maçta 23 sayı geriye düşmesine karşın yine savaşarak, yine Hidayet ve Lewis’in omuzlarında döndü maça.


Cavaliers’ın reçetesi belli aslında. Bu reçeteyi en iyi uygulayan takım Sixers oldu 4 maç boyunca ilk turda Magic’e karşı. Howard’ı sert savun, ikili-üçlü sıkıştırmalarla zorla, her pozisyonda yardım getir. Yardım geldiğinde riske edeceğin adam ya Lee ya da Alston olsun. Lee sakatlık çıkıp gelmiş, şut ritmini daha yakalayamamış ve ne olursa olsun bir çaylak, Alston ise kariyerinde ilk kez bu seviyede takımını oynatmak zorunda olan, hızla dibe doğru çakılan bir oyun kurucu. Hücumda tempoyu sakın hızlandırma, hızlandırma ki fast-break yeme, hep set savunması yap. Pick-n-roll’lerdeki adam değişimlerinde mutlaka yardım getir. Görüldüğü gibi öyle deveye hendek atlatmak gibi çok da zor bir iş değil yapmaları gereken aslında. Ama karşılarında psikolojik olarak bir adım önde olan ve aşırı patlayıcı bir takım var.


Orlando’nun reçetesini vermiştik zaten. Devamlı yorumcularımızdan Sevgili tolga da katkılarda bulunmuştu. Ama reçetenin birinci ilacı şuydu: Bırak Lebron oynasın, arkadaşlarını oynatamadan! Lebron ne zaman takımı oynatmaya başlarsa işte o zaman sıkıntı baş gösteriyor. İlk maçın ilk devresinde muhteşem bir takımdı Cavs, aynı şekilde 2. maçın ilk devresi de harika bir takım oyunu oynadılar. Hiç Lebron odaklı değillerdi, Lebron bencil değildi. Ama ne zamanki farkı açıp takım oyunundan hem kendileri uzaklaşmaya başladı, hem de Magic diğer oyunculara savunmayı sertleştirip Lebron’ın başına Pietrus’u bırakıp onunla fazla ilgilenmemeye başladılar, işte o an Cavs çöküşe geçti.


Birinci maçta Magic’in üstün olduğu en önemli nokta pota altındaki yıldızı Howard’dı. Adeta Cavs boyalı alanındaki her şeyi yutan kara delik rolündeydi Howard. 2. maça reçeteye uygun başladılar ve maç boyu bıkmadılar aynı şeyi yapmaktan, haklıydılar. Bu Howard’ın hem dengesini hem de moralini bozdu haliyle, oyundan düştü, kayboldu hücumda. Her iki maçın ilk devrelerindeki muazzam dış atıcı savunmasını ne kadar övsek az Cavs’in ama o dış atıcılar Hidayet ve Lewis’in ürettiği çözümlere çare bulamamalarını da eleştirmek gerek. Yılın Koçu’nun farkını koyacağı yer burası olmalı. Eğer Varejao’nun iki bin kere kendini yere atarak yaptığı şeyin adı savunmaysa, Cavs’in başına gelecek çok iş var demektir. Hidayet’i West’le tutmaya çalışmak ise tam anlamıyla intihar etmek demek. Hidayet her açıdan West’ten üstün bir oyuncu. West’in hızı tek avantajı ama Hidayet karşısında çok ufak kalıyor. Magic’te kim boy gösterirse onun savunmasına James’i vermek de seriyi kaldırabilecek bir çözüm değil. Brown’ın savunmalar ve eşleşmeler üzerine daha fazla kafa yorması gerek.


Lebron James gerçekten basketbol sahalarına çok fazla gelen bir adam. O kadar kuvvetli, o kadar atletik, o kadar sert ki sanki bıraksanız iki 48 dakika daha çıkarır o bünye. 2 maçtır adeta kuvvet ve sertlik şovu yapıyor. Karşısında durabilecek Magic’in aslında tek bir oyuncu yok. Ama Stan Van Gundy’nin planı bizim verdiğimiz reçeteyle birebir uyuşuyor. İşte bu yüzden 49 attığı maçı takımı kazanamazken 35 attığı maçı son anda da olsa alabiliyor. Onun paylaşmasını ne kadar çok engellerseniz, birebir savunmada da ondan 1 salise hızlı önünde durup koşu yolunu kapatabilirseniz, işte o zaman bir şansınız olabilir. 2 maçtır bunu Van Gundy’nin Orlandosu çok iyi yapıyor.


İlk maçı Lewis’in üçlüğünden sonra kalan sürede çok iyi savunma yaparak kazanan Magic, Hidayet’in aldığı maçta 1 saniye savunma yapamayarak kaybetti. Lebron’un üçlüğü, atış stili, inanmışlı onun neden Kral lakabını almış olduğunu gösterse de, oyundan kopan Cavs’i o noktaya getiren bütün maç felaket şut atan Mo Williams’dı kuşkusuz. Onun son anlardaki 7 sayısı olmasa Magic almış başını gidiyordu. İşte o yüzden bir adam takım etmiyor, eksik parçaların mutlaka tamamlanması gerekiyor.


İlk maç Lewis 3 sayılığı ile 107-106 Orlando lehine sonuçlandı, 2. maçı ise James’in son saniye üçlüğüyle alan Cleveland oldu. İlk iki maçın yarattığı izlenim bu serinin yıldızların kapışması şeklinde geçmeyeceğini aksine savunmaların kapışıp daha takım olan tarafın kazanacağı şeklinde. İşte bu yüzden, ufacık farklarla maçların kazanılıp kaybedildiği, turu geçen tarafı belki de tek bir serbest atışın belirleyeceği böylesi bir ortamda, 2 maçtır yaşanan hakem rezaleti bir an önce son bulmalı. Cavs’in QLA’da bir evsahibi üstünlüğü olduğunu, Lebron James’in bir süper yıldız kredisine sahip olduğunu biliyorduk ama bu kadarı da gerçekten fazla! Şu güzelim maçlara adeta leke sürdü hakem üçlüleri. Ortada olan her düdüğü Cavs’e çaldılar. O kadar hazırlardı ki topu onlara vermeye, bazen kendi kendilerine isyan ettiler. Verdikleri bir çok kararı oto-kontrol neticesi değiştirip düzelttiler belki ama bu onların 2 maç boyu çaldığı saçma sapan düdükleri affettirecek bir şey değil. Bu kadar da seyirciden etkilenmez, bu kadar baskı altında kalınmaz. Özellikle 2. maçın 4. çeyreğinde çaldıkları acayip düdükleri telafi etme telaşına düşüp neredeyse maçı çığrından çıkartıyorlardı ki oyuncuların sakin ruh halleri ve birbirleriyle uğraşmamaları sonucu olaylar büyümedi. Ya hakem kararları bir istikrara oturmalı ya da Euroleague hakemlerini getirsinler düdük çalmaya (İsyan noktası, şaka tabii).


2 maçta gözümüzü çıkartan bazı noktalar vardı, biri Varejao’nun rol yeteneği mesela. Bir basketbol oyuncusu bu kadar çok kendi yere nasıl atabilir anlamak imkansız. Kaç kere parkeyi süpürdü ben sayamadım, daha acı olanı her 2 düşüşünden birine düdük alması. Bir basketbolsever olarak bu tip adamlardan hiç haz etmiyorum, hatta Varejao’nun saçlarını yolmak istiyorum desem yeridir. Böyle maç kazanmaya, savunma yapmaya çalışacaksa Cavs ya da başka bir takım, o kocaman lekeyi sonra nasıl temizleyecekler düşünmek gerek.


3. ve 4. maçlar Amway Arena’da olacak. Saha avantajını eline geçiren Orlando Magic’in kendi adıma bu 2 maçı da alacağını düşünüyorum. Özellikle ilk maç çok zorlu olacaktır. James’in maç sonunda dediği şey 3. maçı anlatıyor aslında “2-0 yapmalarına izin veremezdik”, bu ne demek acilen saha avantajını almalıyız demek. Cavs’in Orlando’ya dişi pek geçmiyor deplasmanda, bu sefer seyirci avantajları da yok, ayrıca eminim ki hakem yönetimi daha ortada olacaktır. Bu yeni şartlar altında “kafa kafaya maçlarda ne yapacaklarını pek bilmiyoruz” dediğimiz Cavs son çeyreğe çift haneli farklarla giremezse biraz zor maç kazanır. O yüzden oyuna çok hızlı başlayıp tıpkı ilk 2 maçtaki gibi erken fark açmak ama bu sefer oyunu tutmak isteyeceklerdir. Başa baş giden maçları oynamaya ve kazanmaya daha alışık ve maç sonu oynamayı daha iyi bilen taraf Magic bu yüzden 1 adım önde sahasındaki maçlarda. Cavs maç alamazsa Orlando’da seri 6. maçta yine Orlando’da biter diyorum. Eğer seri Cleveland’a 2-2 taşınırsa da 7. maçta biter.


Howard’ı etkin kullanmanın bir yolunu bulacak olan Van Gundy, Lewis’i de aktif olarak kullanmaya devam edecektir. Hidayet’in rolünde en ufak bir değişiklik olmayacaktır ama Amway maçlarında Howard’la yapacağı bir çok ikili oyun ve tepe pick-n-rollerine şahit olacağız diyorum. Alston birazcık daha, ama ufacık, ucundan isabetli oynarsa Magic 2 maçı da rahat kazanır. Battie hücumda, Redick savunmada Cavs’e hediye gibi, fazla süre alamazlar en azından şu iki maçta diyorum ve Sezar’ın hakkını da Pietrus’a veriyorum. En pis dakikalarda Magic adına en pis işleri tertemiz yapmayı başardı. Bu haliyle Pietrus Magic için seneler boyu çok önemli bir kazançtır.


Son sözüm de Murat Kosova ve Kaan Kural’a. Kural Boston – Orlando serisinin 7. maçında dengelediği maç yorumu ve tarafsızlık işini şu sıralar fena yapmıyor. Ancak Murat Kosova bu sefer, Hidayet odaklı olarak çok taraftarca maç anlatmaya başladı. Boston serisinde Boston taraftarı gibiydi, dün gece Orlandoluydu adeta. Ha belki düdükler çıldırtmış olabilir diyebilirsiniz ama bana bu bahaneyi kimse yediremez. Maçı anlatacak isen objektif anlatacaksın, hele Murat Kosova isen, marka olmuş bir spor adamı isen sorumluluğun had safhada. Bir önceki seride de söyledim taraftarca maç anlatılmasını istemiyoruz, istediğimiz saf basketbol lügatı, hiçbir yere çekilemeyen, seyirciye zevk veren.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

The Return of the King

Hidayet ve Lewis çok direndi ama kralın dönüşü muhteşem oldu. Son şutta üçlükle sadece 1 saniye kala maçı aldı James. Seri 1-1'e gelmiş olsa da Magic çok önemli bir mesaj verdi. Muhteşem bir heyecan, iğrenç hakemler ve 23 sayıdan geri dönen Magic sabahımızı şenlendirdi. (2 maçın yazısı kombin olarak bugün burada olacak.)

Türkiye Futbolcu Kıyım Ligi (Kimler Geldi Kimler Geçti)

Evvel zaman içinde kalbur da saman içinde diye başlıyor masal. Aşağıda ismi geçenler de, bu masalı yaşamış ancak figüranı oldukları masaldaki karakterlerinin değerini bilememiş insanlar. Eski zamanlardaki forma aşkı, kazanma hırsı, takım ruhu gibi kavramlara karşılık modern futbolun gerekleri, endüstriyel kulüp işletmeciliğinin rasyonel kaçınılmazlıkları gibi şatafatlı kelamlar üstünlük sağlamış. Futbolcu bir meta özelliği taşır hale gelmiş. Etinden, sütünden, derisinden, yününden faydalanılmış/faydalanılamamış ve gönderilmiş... (Teşbihte hata olmasın. İçinde bulunulan durumun vehameti nedeniyle son cümleyi özellikle kullandım.)

Futbol da hayat gibi işte. Bazen eller üzerindesiniz... Etrafınız yalakadan geçilmez. Ne tarafa baksanız hep sizi övenlerle karşılaşırsınız. Sanırsınız ki en iyi, en güzel, en yakışıklı... en en en herşeyin "en"i sizsiniz. Ama bir de bakarsınız, İstanbul Belediyeli Erman’a gol sevincinde yaptıkları gibi eller bir anda çekilir, sırt üstü düşersiniz. Hayat da bu değil mi zaten? Devamlı arkanı kollayacaksın. Kimseye güvenmeyeceksin.

Futbol bu işte, hayat gibi... Ne kadar iyi olursanız olun yüzünüz eskimişse, idarecilerle ters düşmüşseniz, kendinizi geliştirememişseniz, uyumsuz ve marjinalseniz başka gökler altında herkesten habersiz devam ediyorsunuz yolunuza. Belki de bu dünya için çok fazla beklentiniz vardır. Belki de kimbilir... Onlara da sormamız lazım...

Kimler geldi, kimler geçti... “3 büyükler” olarak da nitelendirilen Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’da top koşturmuş, şampiyonluk yaşamış, hatta o takımın tarihine adını yazdırmış futbolcular... Kimisi bir yıldızın veliahtı olarak gösteriliyordu Olcan Adın gibi, kimisi büyük umutlarla gelmişti Bülent Akın ya da Serkan Aykut gibi... Hepsinin ortak özelliği artık göz önünde değiller... Zamanında kadrosunda yer aldıkları takımlarının şampiyonluk mücadelesini dışarıdan izliyorlar ve artık çoğu alt liglerde formasını giydikleri takımların başarılı olması için uğraş veriyorlar.

Peki ya nerelerdeler? Hiç merak ettiniz mi? Ben ettim, bu merakımı da doğrusu Beylerbeyi'nde maçını izlediğim Mustafa Kocabey nam-ı diğer Papen Mustafa tetikledi. Bir zamanlar gözbebeği olan futbolcular... Bir futbol takımı kadar topçu kullanma süresi dolduğu ya da istenilen verimi veremediği için kayıp gitmiş, küme düşmüş...

Ancaaaak! Küme düşmek ayıp değildir sevgili okur. Yazımın başlığı böyle olsa da ironi sanılmasın! Küme düşmek, biraz talihsizlik olsa da küme dışı takımlara da iyi futbolcular seyrettirmektir...

39 kişilik kadro! Kadromuz kalabalık... Mesela 3 takımdan da bir Fevzi var kalede... Bek sıkıntısı küme düşenlerde de baş gösteriyor: Sağa 4, sola sadece 3 tane düşüyor. Ama birçok takımın yalancı beklerle iş gördüğü düşünüldüğünde yeter de artar bile... Stoperlerimiz 4 tane. Sakatlık olursa dert etmeye gerek yok... Orta saha 12 kişi, 11’i yapacak teknik direktöre Allah kolaylık versin, işi gerçekten zor... Forvet hattı ise çok zengin. Tam 11 futbolcu. Ancak burada bir istisna uygulandı; Anadolu kulüplerinde gol kralı olmuş 2 ismi de kadroya dahil edildi. Her hafta farklı bir kombinasyon uygulayabilir hoca 11’inden de yararlanabilmek için... Kimlerden mi oluşuyor bu kadro? Kimler yok ki...

Mehmet Bölükbaşı (Galatasaray)
Kaleciler: Fevzi Tuncay (BJK): Diyarbakırspor.
Fevzi Elmas (GS): Antalyaspor.
Fevzi Layiç (FB): Gaziosmanpaşa
Mehmet Bölükbaşı (GS): Bozüyükspor
Kerem İnan (GS): Karşıyaka

Ali Güneş (Fenerbahçe)
Sağ bekler: Tamer Tuna (TS - BJK):İstanbulspor.
Ali Güneş (FB): Freiburg'da futbolu bıraktı.
Orhan Ak (GS): Antalyaspor
Emrah Eren (GS): Gaziantepspor

Cem Karaca (Fenerbahçe)
Sol bekler: Cem Karaca (FB): İstanbulspor.
Ümit Özat (FB): Köln'de (Almanya) futbolu bıraktı.
Erol Bulut (FB): Metalurg Donetsk

Ali Eren Beşerler (Beşiktaş)
Stoperler: Serkan Özsoy (FB): Sakaryaspor.
Adem Dursun (BJK): K. Erciyesspor.
Ali Eren Beşerler (BJK): Turgutluspor ’dan ayrıldı.
Erman Güraçar (BJK): Manisaspor

Ufuk Talay (Galatasaray)

Celil Sağır (Fenerbahçe)
Orta saha: Ahmet Yıldırım (GS - BJK): Adanaspor.
Evren Turhan (GS): Kayseri Erciyes.
Bülent Akın (GS): İstanbulspor.
Yasin Sülün (BJK): Sarıyer.
Olcan Adın (FB): Gaziantepspor.
Celil Sağır (FB): Malatyaspor.
Serdar Topraktepe (BJK): Kocaelispor.
Hakan Bayraktar (FB): Gaziantepspor.
Faruk Atalay (GS): Mersin İdman Yurdu
Ufuk Talay (GS): Mersin İdman Yurdu

Papen Mustafa Kocabey (Galatasaray)

Fazlı Ulusal (Beşiktaş)
Forvetler: Papen Mustafa Kocabey (GS): Beylerbeyi.
Ahmet Dursun (BJK): Kocaelispor.
Serkan Aykut (GS): Samsunspor.
Atilla Birlik (BJK): Tokatspor.
Fazlı Ulusal (BJK): Erzurumspor.
Berkant Göktan (GS - BJK): 1860 Münih'ten uzaklaştırıldı.
Murat Sözkesen (GS): Orduspor
Saffet Akyüz (GS): Altay

Anadolu’dan çıkan gol kralları:
Cenk İşler: Manisaspor.
Okan Yılmaz: Belediye Vanspor.

İşte gördüğünüz gibi hayat insanı ne haldeyken nerelere götürüyor. Ne diyelim, altta kaldım diye üzülmeyeceksin; üste çıktım diye yerinmeyeceksin. Hayat bir tokat atar ve tepetaklak olursun ya da tam bittim derken bir yüzüne güler ki hayal edemediğin yerlere gelirsin. İşte gelince önemli olan oralarda kalabilmek. Orada kalmak içinde ne olduğunu iyi bileceksin, kendini dev aynasında görmeyeceksin. Bunu yapabiliyorsan oh ne ala. Yapamazsan ismin yukarıdakilere yakında eklenir.
Velhasıl-ı kelam hepsi zamanında bu ligde toz yutmuş ve ligin "top" takımlarında futbol oynama şansına erişmiş futbolcular. Acaba bu futbolculardan ilk 11 nasıl olurdu?

22 Mayıs 2009 Cuma

Türkiye Teknik Direktör Kıyım Ligi

Türkiye Futbol Federasyonu gelecek sezon bazı uygulamalar düşünüyormuş bu vahim tabloyu değiştirmek için. Haydi hayırlısı...

T.S.L.'nin son üç takımına bakıldığında sorunun Teknik direktör olmadığı da apaçık ortaya çıkıyor.

("Arada Çalışanlar" bölümünde kaçırdıklarım veya bilmediklerim olduysa affola. Malum bazı kulüpler artık işin cılkını çıkardı.)

21 Mayıs 2009 Perşembe

GS TSL Şampiyonluk Kupası Seramonisi’nde!

Bu sene taraftarını yeterince mutlu edemedi Galatasaraylı futbolcular. Halbuki sezon başlamadan yönetimin yaptığı güzel transferler ve takımın başında bir önceki sene Galatasaray’ı UEFA Cup’tan rahatça eleyen Leverkusen’in hocası Skibbe ile herkesin beklentisi TSL şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi’nde eski günlere dönebilmekti. Ancak ne var ki, ilk darbe Steaua Bükreş ile geldi. Arkasından sakatlıklar fazlalaşmaya ve alakasız yerlerde alakasız futbolcular oynamaya başladı. Kadro derin derken o derin kadro bile eksik kalmıştı bu sakatlıklar yüzünden. Ligde devre arasından önce 4-5 haftalık bir galibiyet serisi vardı ki gerçekten taraflı tarafsız herkes Galatasaray’ın lige de asılacağını düşündü. Ne olduysa ilk yarının son maçı olan Sivas müsabakası öncesi milli takım maçı için lige verilen arada oldu. Feldkamp, görevinin ne olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte teknik kadro içerisine dahil edildi. Ondan sonra takımın bütün ahengi bozuldu. O muazzam oyun oynayan takım tamamen silindi ve o zaman havlu attı Galatasaray lige. Bu tarihten sonra Galatasaray için çöküş dönemine geçildi. Bu zaman zarfı içinde iyi olan tek şey UEFA Cup’ta son 32 ye kalınması oldu. Ligdeki kötü durumda suçlu olarak Skibbe bulundu gönderildi ve yerine “Efsane Bülent” getirildi. Bülent ile takım biraz kıpırdandı ama o da skor avantajı sağladıktan sonra kapanma huyunu takıma getirdi. Maçlar hep tek farklı ve taraftarın kalbi ağzından çıkacak şekilde geçti ve hala daha geçiyor. Bu arada Hamburg’a da akıl sır almayacak bir şekilde yenilince taraftarda iyice huzursuzluk baş gösterdi. Nitekim Bülent ile takım bugüne kadar öyle ya da böyle geldi. Büyük ihtimalle lig sonunda Bülent yolcu olacak, yerine başka bir t.d. gelecek.

Artık bu sezon Galatasaray için başarısız bir şekilde tamamlandı. Hem yönetim hem de futbolcular yanlışlarını iyi irdelemeli ve gelecek sezon bu sezonki yanlışlardan sıyrılıp ona göre giriş yapılmalıdır. Ancak Galatasaray için hala daha iyi olan durum, TSL şampiyonluk Kupası’nı elinde tutması. Federasyon Galatasaray’a kupayı verdi ve “Buyur kime istiyorsan ona ver.” dedi. Galatasaray kupayı kime takdim edecek bakalım. İlk maç ligin şu anki lideri Beşiktaş ile. Galatasaray Beşiktaş’a “buyur geç” mi der, yoksa “öyle şampiyon olmak kolay değil” mi der onu 3 gün sonra göreceğiz. Son maçı da ligin ikincisi Sivas ile yapacak. O maçı alırsa bu sefer de Beşiktaş’a “al sana kupa” diyecek. Tabi bu arada Trabzonspor’u da unutmamak gerekir. O kadar değişik bir lig yaşadık ki, Beşiktaş ve Sivas son iki maçta da saçma puanlar kaybederse bu sefer de hiç hesapta olmayan “hamsiler” şampiyon olabilirler.

Aslında sözün özü, Galatasaray sezonda hiçbirşey yapamadı. Yürüye yürüye 4. olacak büyük ihtimalle. Ama şu durumda bile kupa seramonisinde hazır bekliyor elinde kupa ile. Karşısında 3 takım var. Bakalım kime takdim edecek bu anlamlı sezonun kupasını. Ne yapalım artık bununla avutacak Galatasaray taraftarı bu sene kendisini. Koyunun olmadığı yerde keçiye Addurrahman Çelebi diyoruz açıkçası. Belki de gelene geçene buyur diyecek kendine yapacak en büyük kötülüğü. Ya da her iki takıma da puan kaybı yaptırıp kendi göbeklerini kesmelerini isteyecek. Ligin son iki haftası ve hala daha bilmem kaç tane olasılık var. Çok güzel oldu lig bu sene çok güzel. İddaa’cılar sağlam para kaldırdılar Türkiye TSL den.

UEFA Finalindeydik!

Blog yazarlarının üçü de UEFA Finalindeydi. Ancak ozhano ve ben Sakarya'dan geldiğimiz ve varış saatimiz volkanbk3 ile uymadığı için bir araya gelemedik.Yine de ben ve ozhano yanımızda benim Kayınço ile çok eğlenceli bir gece geçirdik. Stad muhteşemdi, ambians harikaydı, sırf heyecan olsun diye küçük bir miktar üst oynayıp gitmiştik, yerimizde duramadık maç boyu. Bulunduğumuz yerin sahaya çok yakın olması nedeniyle maçı adeta hissettik. Gidiş yolu da dönüş yolu da kahkaha doluydu. Özetle bu son UEFA kupası finali bizim için harika bir anı olarak hafızalarımıza yerleşti. Ayrıntıları ve kahkaya boğulduğumuz dakikaları daha sonra paylaşmak üzere.
Ozhano :D

Lebron Silencer

Bu maç basketboldan az da olsa anladığımızın bir göstergesi oldu. Neden böyle söylediğimizi merak edenler Boston-Orlando 7. maç yazısına bakabilirler (Veni Vidi Vici). Aşırı yoğunum ve az sonra da bir Kongre içi şehir dışına çıkacağım, o nedenle ayrıntılı bir maç yazısını sanırım ancak gece saatlerinde fırsat bulursam yazabilirim. Hidayet'in ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu, Van Gundy'nin ne kadar önemli bir Koç olduğunu, Lewis'in o kontratı neden aldığını nasıl gösterdiğinden biraz bahsedeceğim. İlk fırsatta görüşürüz.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Mesaj kaygılı transfer haberleri

Yahu vallahi inanılmaz şeyler bunlar. Bir süredir uzağım futboldan. Pek sıkı takip edemiyorum. Saat 00:20 NTVSpor açık bilgisayar önündeyim... Kulağıma çarpan haber, suratıma çarpan bir tokattan daha çok acı verdi bana. Galatasaray gelecek yıl Leo Franco ile anlaşmış. Sezon sonu imzaya gelecekmiş 32 OTUZİKİ yaşındaki kaleci. Kariyerinde 32 yaşına kadar gelebildiği en yüksek takım Atletico Madrid. Dünya Kupası 2006'da Arjantin'in kalecisi oydu. Fakat sonra olabildi mi? Belli ki o yıl takımın başında bulunan Jose Pekerman'ın özel tercihi idi Leo. Gelecek yıl da Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etme ihtimaline sahip Atletico Madrid, Şampiyonlar Ligi'nde Leo Franco ile olmayacağını düşünüyor olabilir mi? İspanya Ligi'nde de ilk dörtte olup da 56 gol yiyen Atletico Madrid'in yüzüne bakmadığı adama milyon eurolar dökeceğiz, çok üzücü...

Devamında gelen haberdeyse kalbime saplanan bir gülle oldu. "Hayri Gülle ile gelecek sezonda Galatasaray'a güle güle..." diyesim geldi. Ama gerçekten daha önceden de belirttiğim gibi gelecek yıl ben bu takımı gelecek yıl eskisi gibi desteklemeyeceğim. Çünkü yine NTVSpor'da duyduğum habere göre gelecek yıl için Mustafa Sarp ile anlaşılmış. Bu transfer haberi doğruysa, baştan sona tutarsızlıklarla dolu. Mustafa gençken nefis yetenekli bir oyuncu olsaydı yıllar önce İstanbul'un büyüklerine ve Trabzonspor'a transfer edilirdi futbol gazetelerimiz tarafından...

Mustafa 29 yaşında bir orta saha oyuncusu. Oyun tarzı sadece koşup, mücadeleye dayalı bir futbolcu. Gelecek yıl Avrupa Ligi'nde Galatasaray'la mücadele edebilecek çapta bir yeteneğe sahip değil. Sadece koşup mücadele etmesi için takımda bulunacaksa Mehmet Güven ne güne duruyor? Ya da PAF Takımdan bunu yapabilecek bir genç bile çıkaramıyor muyuz? Birinci tutarsızlık bu...

Son 1 aydır da sezon sonu Bülent Korkmaz'ın yerine 10'a yakın isimle görüşüldüğü yazıldı. Gelecek yıl Bülent Korkmaz'ın takımın başında olmama ihtimali bu haberlere göre çok yüksek. Mustafa Sarp'ın Galatasaray'a geleceği Bülent Korkmaz Galatasaray'ın başına geçtiğinde yazılmıştı. Yani Mustafa'nın transferi Bülent Korkmaz ile ilişkilendirilmekten daha öteye gidememişti. Gelecek yıl takımdan ayrılma ihtimali çok yüksek bir teknik adamın istediği oyuncuyu takıma dahil etmek ne kadar doğru? Yoksa ikinci bir Ragıp Başdağ olayına dönme ihtimaline sahip bu transferin altında ince bir mesaj mı var?

Herşeyi geçtim, geçen sene Kewell transfer edilirken bu yıl Mustafa Sarp'ın kadroya katılacağını öğrenmek üzüyor beni...

sevgiler volkanbk3

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Kaçan Balık Büyük Oluyor

fm2009 fanatikleri çok iyi bilirler bu ismi. fm'nin diğer serilerinde fazla ismi duyulmamak ile birlikte 2009 serisinde tam bir "wonderkid" durumuna getirilmiştir. Bazıları nihayetinde bir oyun diye düşünse de ben bu oyunun scoutlarının gerçekten işlerini gerçekten çok iyi yaptıklarını düşünüyorum. Tabiki içlerinde muhakkak fos çıkabilecekler de olacaktır. Örneğin, Julius Aghahowa,Dario Srna. Ama görev aldıkları ligleri çok iyi gözlemledikleri bir gerçek. Sinan Bolat da Belçika scoutunun çıkardığı son yetenek.Daha 2-3 sezon önce adını ilk kez duymuştum. Gençlerbirliği'ne transferi düşünülüyordu. O zaman araştırmıştım fazla bir şey bulamadım hakkında. Ama sayın Cavcav'ın "daha bu yaştaki bir kaleciye bu kadar para istenir mi" sözlerini çok iyi hatırlıyorum. Demek ki Genk boşuna sağlam para istememiş. Anlaşma olmayınca futbol hayatına Genk'de devam etti. Geçen sezon da Fenerbahçe ile adı anıldı. O da olmadı. İyi ki de olmadı. Büyük ihtimalle ikinci hatta üçüncü kaleci olacaktı Fener'de potansiyeline rağmen. Standard Liege ile anlaştı en sonunda. Hafta sonu Gent ile olan maçlarını izledim. Gerçekten fm'dekilerin dediği kadar var. Hatta daha fazlası var. 1-0 oldu maçın ilk yarısında skor ve daha sonra dakika 92 de Liege aleyhine penaltı verildi. Penaltıyı kurtardı ve maçın kahramanı oldu. Maç içinde de kurtardıklarının haddi hesabı yok. Maçbitiminde bütün stad Sinan diye bağırıyordu, arkadaşları da omuzlarına almışlardı Sinan'ı. Tüylerim diken diken oldu bir Türk olarak. Ligi aynı puanla (77) Anderlecht'in arkasında ikinci olarak tamamladılar. Bu da Sinan'ın başarısını daha iyi gözler önüne seriyor.

Benim asıl bahsetmek istediğim bu adamı kaçırmamalı bizim Milli takım yetkilileri. Nitekim yakın zaman önce Türkiye Ümit Milli Takım aday kadrosuna çağrıldı ama bir maç milli takım kadrosuna dahil edilmelidir kanımca. Zira kısa zaman içinde Avrupa liglerinin en iyi kalecileri arasına gireceğinden kuşkum yok. Elden kaçırmaya gelecek bir oyuncu değil. Aslında Standard Liege'ye transfer olmasa Galatasaray'ın kaleci arayışları içinde biçilmiş kaftan olabilirDİ. Ancak bu saatten sonra çok zor. Ne diyelim. Belki de böylesi en hayırlısı. Ama bu performansı ile Liege de onu çok fazla tutamaz.
(Bir de Bogdan Stancu var ki o da allah allah yani. Steaua Bükreş'te oynuyor. Onu da tv'de izledim 3-5 kere. Galatasaray'daki Baros'un yanına uyabilecek çok iyi bir ileri uç adamı. Ama çok fazla taliplisi var. Büyük ihtimalle Premier Lig'e gidecek.)

Bir İsteğim de Olsaydı Bari...

Ne İzmirliyim ne de Karşıyaka ile bir alakam var. Ama çok istedim Altay ve Karşıyaka'dan birinin Süper Lige çıkmasını. Zaten bu sezon ne istediysem olmadı. Ne Galatasaray Süper Lig'de başarılı oldu ne de Sakaryaspor 1. Lig'de tutunabildi. Keşke Kasımpaşa çıksın deseydim. Bakalım Beşiktaş şampiyon olabilecek mi? UEFA Kupası'nda ise kimi destekleyeceğime daha karar veremedim. Yazık olacak benim desteklediklerime. Sadece anketlerde ve Cenky ile olan iddialarımda yüzüm gülüyor bu aralar. :)

Gerçek Kesit: Yaşanmış Bir Hikayedir!

Galatasaray - Gençlerbirliği Maçı Dakika 25-30 suları...

Cenky: Ya valla asabım bozuldu be Toça!
Kayınço: N'ooldu be abi?
Cenky:Arkadaş nasıl olur da bu Kewell oynamaz?
Kayınço:Ben bilemem Bülent bilir.
Cenky:Yaa kardeşim sana sormuyorum zaten, aleni öyle, ortaya, isyankarca!
Kayınço:Ama doğru diyorsun, neden yok bu Harry, Harry Kewell?
Cenky:Bu Bülent var ya rezil etti beni, adam dedik, yapar dedik, bizim karizmaya yaptı yapacağını.
Kayınço:Abi kimin yerine alacak şimdi Kewell'ı 3'lü yapmış artı Cassio var.
Cenky:Şimdi şu Emre Gügör var ya, az sonra muhakkak onun kolu, bacağı, bir yerleri atar.
Kayınço:Abi deme ya yazıktır.
Cenky:Maç kitlendi oğlum Emre sakatlanır çıkar, Kewell girer, Topal'ı stopere çeker.
Kayınço:Bülent alır mı ki Kewell'ı, Semih'i koyar ya.
Cenky:Olum yok, aa bak Kewell ısınmaya gitti.
Kayınço:He he
...
Cenky:Hşşt bak bak, aha ters düştü Emre, gitti, attı bi yeri.
Kayınço:Abi?
Cenky:Bak Kewell'ı çağrıyo, gel Koçum!
Kayınço:Nerden bildin yaa, he he.
Cenky:Bak giriyo koççum benim, adına madalya yapmışlar memlekette, bu gazla bi gol bi asist yazar, maçı koparır götürür olum.
Kayınço:Yavaaaaaaşşşş.
Cenky:Son düdükte bakarız.

Dakika 67 suları, Skor 2-0, Kewell bir gol bir asist:

Kayınço:Abi ver elini öpeyim, büyük adamsın!
Cenky:Akıllı ol, eniştenin sözünden çıkma, berhudar ol!
Harry Kewell, 31 yaşında, Galatasaray'da oynuyor, Şükela topçu!

Veni - Vidi - Vici

“Hayatımda Hedo gibi başka bir oyuncuyla daha çalışmadım. Çok özel ve farklı bir oyuncu. Eğer maça geldiğinde enerji seviyesi yüksekse o gün zaten var olan yeteneklerini inanılmaz derecede sergiliyor. Bazı günler enerji seviyesinin iyi olmadığını görüyorsunuz, O günler bizim için çok zor. Ama bu gece Tanrı’ya şükür Hedo sonuna kadar enerji doluydu.”


Bunlar maç sonu basın toplantısında Stan Van Gundy’nin Hidayet ile ilgili söyledikleri. Aslında bu sözler Hidayet’in hem sezon hem de playoff performansını özetler nitelikte. Hidayet o gün iyiyse Magic kazanıyor, kötüyse işler çok zorlaşıyor.


Sacramento Kings’e ilk gittiği günden beri takip ediyorum Hidayet’in Amerika’daki performansını. Aslında ilk ilgim kendisini 16 yaşındayken başlamıştı. O dönem Çavuşoğlu Lisesi ve Efes’te kısa forvet oynayan bir arkadaşımız vardı. Omuzun tabiri caizse yalama olması nedeniyle basketbola erken nokta koyup memlekete dönmek durumunda kalmıştı. O anlatırdı, Hidayet diye bir çocuk var kısa forvet, uzun forvet, 2 numara, oyun kurucu her şeyi oynuyor bir de hakkını veriyor derdi. Koçlar adam çok zayıf olmasa pivot da oynatacaklar hatta arada pivot hareketlerini çalıştırıyorlar zaten diye övgüyle bahsederdi Hidayet’ten. Anlaşıldığı üzere Hidayet Türk Basketbolunun belki de en istikrarlı ve verimli projesi. Ufak yaştan üzerinde çalışılmaya başlanmış, tek pozisyona hapsedilmemiş bir basketbol ürünü O. Ama ne de olsa bir Türk. Van Gundy’nin bahsettiği “enerji seviyesi” meselesinin açıklaması da bu olabilir ancak.

Hidayet’in geride kalan kariyerinde oynadığı playoff maçlarında böylesi bir performansı daha yok. 12 asist onun playoff rekoru oldu. Hem %75’le şut atıp hem bu kadar asist yapıp, hem Pierce gibi büyük bir yıldızı kilitleyip hem de bu kadar oyunun temposunu, gidişatını, her şeyini ayarladığı bir playoff maçı daha yok Hidayet’in. Geçen maçtaki çok kötü performansının ardından, bir anda el üstünden attığı üçlükle son anlarda maçı kopardığını hatırlayınca, aslında daha o geceden Hidayet’in kafaca kendini bulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Hiçbir şeyi kafaya takmadan, sadece basketbol oynamaya çıktığında ne kadar muazzam ve komple bir oyuncu haline dönüşebildiğini bir kez daha gördük. Aklı sadece top oynamaktaydı. Bu playofflarda görmeye alışık olduğumuzun aksine bir kez bile hakemlerle konuşmadı. O kadar konsantreydi ki maçın kazanıldığı anlaşılana kadar, yüz ifadesi gram değişmedi. Dün akşamki oyununu ve ilk adımlardaki hızını, Pierce’a her pozisyonda yetişebildiğini gördükten sonra artık sakatlığından da eser kalmadığını söylemek yanlış olmayacak herhalde. Hidayet dün kazanmak için çıkmıştı sahaya, istediğini söke söke aldı.


Hidayet’in muhteşem oyunundan gözlerimiz yaşarmışken biraz da maçtan bahsedelim. İlk çeyrek skoruna bakmak bile aslında bize Van Gundy’nin ne yapmak istediğini anlatabilir. Rivers Orlando’yu durdurmanın yolu olarak yavaş hücum etmek ve fast breaklerden sayı yemeyerek Orlando’yu set hücumlarına mahkum etmek olarak tespit etmişti ve haklıydı. Keza hem bu kadar atletik hem de şutör bir takımı uyutarak ve yavaşlatarak yenebilirsiniz. Hele buna bir de el kaldırma ve yardımlaşmayı eklersiniz rakip çok zorlanır. Benzer şeyleri 5. ve 6. maç için de söylemiştim hatırlayanlar olursa. Boston 3. maçtır aynı oyunu oynamaya çalışıyor ve büyük ölçüde başarılı da oluyordu. Van Gundy’nin sezon içinde yapmaya çalıştığı ilk çeyrekte mesaj vererek oyunu koparma taktiği, hücum anlamında olmasa da, başarılı savunmaya birleşerek daha ilk çeyrekten 10 sayılık farkta vücut buldu. Bu yaklaşım Boston’un da dengesini bozup stratejilerini değiştirmelerine ve saldırmalarına yol açınca, bu sefer oyunu rölantiye almaya çalışan taraf Orlando Magic oldu. İlk çeyreği kaybettikten sonraki iki çeyreği Boston önde bitirse de yine de “oluk oluk” akamadılar Magic’in üzerine.


Orlando açısından maça iyi başlayan Howard ve Hidayet’in üçer faulle ilk yarıyı kapatmaları büyük bir handikaptı. Ancak Howard pota altı savunmasını hiç yumuşamadan 2. yarıda devam ettirmesini bildi. Perkins, Davis ikilisi çok fazla pota altında boşluk yakalayamadılar. Pierce’ı Hidayet iyi savununca, Rondo da dışarıda kalıp şutlarını sokamayınca tüm yük 23 maçtır seriye uğramayan Allen’ın omuzlarına bindi. Redick, Lee ve zaman zaman Pietrus’un savunmasında Allen perdelerden çıkarak bulduğu şutları iyi kullandı bu sefer. Ancak ne yedekten gelen House’a ne de Marbury’e kolay şut imkanı vermeyince sert savunmasıyla Orlando Magic, Boston’un üretkenliği azaldı. Pierce Hidayet’i geçemediği gibi savunmada da tutamayınca, son çeyreğe kadar dengede giden maç bir anda kopuverdi. Bayağı anlattık yukarıda Hidayet sahanın yıldızıydı, Pietrus fazlasıyla renk kattı.


Bir paragraf da Kaan Kural’a ayırıp kendisine teşekkür etmek istiyorum. Bu maça gelirken formasını dolaba asmıştı. Gayet dengeli bir maç yorumu yaptı, neredeyse gram hak geçirmedi. Bizim istediğimiz de bu: Her şeyi objektif olarak yorumlayan bir yorumcu, daha fazlası değil! İsmail Şenol’u da Kosova’dan çok daha zevkli hale getirdiği maç anlatımı için tebrik ediyorum.


Cavs Eşleşmesi Üzerine


Bu maç artık Cavs’le oynayacağı konferans finaline hazırlanacak Magic hakkında bazı gerçekleri de ortaya koydu.


* Bu takım set oyunlarında çok iyi pas yapıyor.

* Çok iyi üçlükçüleri var ama gerektiği anlarda kullanıldıklarında çok daha etkililer.

* Hidayet gibi eli titremeyen bir oyuncuya sahipler.

* İstediklerinde rakibi zorlama şuta mecbur bırakacak savunma yapabiliyorlar.

* Tüm oyuncular ve Koç başarıya açlar!


Celtics serisini getiren faktörlerdi bunlar. Çarşamba başlayacak Cavs serisinde de final için oynayacak bu takım, kimsenin şüphesi olmasın. Cavs ilk mağlubiyetlerini muhtemelen Magic’ten alacaktır. Lewis’e eşleşmelerini olmaması, James ve Mo-Will dışında penetreciye sahip olmamaları, çok iyi savunma yapıyor olmalarına karşın, hücumda takımca aynı performansı gösterememeleri dezavantajları olacaktır. Ayrıca Cavs’in kafa kafaya giden maçlarda nasıl maç sonu oynadığını da hatırlayacak olursak, psikolojik avantajın Magic’ten yana olacağını söylemek ütopik olmayacaktır. Özetle şunu demiş olalım; Orlando Cavs'e inanılmaz ters gelen bir takım.


TNT, ESPN’de maç önü yorumcuların yaptığı türden bir tur geçme reçetesi vereyim ben de:

  • Lebron’ın arkadaşlarını oynatmasına izin verme (İsterse her maç 40 atsın ama kendi başına oynasın)
  • Set hücumlarını Lewis üzerinden kur (eşleşme sorunlarından faydalan)
  • Tempoyu yavaşlat, kontrolü elinde tut (Çok pas yap, süreyi kullan, fast-break yeme)
  • Maç sonu topu sakın Alston’a verme!

Seri bana en az 6 maça uzayacakmış gibi geliyor, ve hatta 4-2 Magic diyorum hislerime bakarak, mantıksa 4-3 Cavs diyor. Celtics serisinde hislerim kazandı, umarım bu sefer de aynısı olur.

Cavs maçlarında görüşmek üzere!


Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

Orlando 7.Maçı Farklı Kazandı, Cavs'in Rakibi Oldu

Yazı ilk fırsatta gelecek ama bu mutluluğu ve Hidayet'in muhteşem performansını nasıl anlatacağım bilmiyorum. 13 sene sonra konferans finallerindeyiz!

He's Amazing, So Amazing!

Orada olan ve takımını taşıyan adam!

17 Mayıs 2009 Pazar

Boston - Orlando 7. Maçı NTV'de

Haydi Rastgele!

Benziyorlar mı?

Biri dün gecenin "Fairytale" şarkısı ile Eurovision galibi Norveçli Alexander Rybak, diğeri de sahaların hırçın futbolcusu Lugano. Rybak'ı ilk gördüğümde tepkim, "Aynı Lugano'nun genç hali" oldu. Bana mı öyle geldi bilmiyorum ama yanyana koyduğumda benzerlikleri daha çok görünüyor. Sizce nasıl? Benziyorlar mı?

Not: Bu Eurovision finallerini bizim gibi hararetli bir şekilde izleyen başka bir ülke var mıdır acaba? Neden bu kadar önem veriyoruz, millet eğlence olarak biz ise ulusal bir gereklilikmiş gibi görüyoruz. Hatta gelecek senelerde ilk 10 a giremeyen bir temsilcimiz olursa onun halini kesinlikle düşünmek istemiyorum. Sakın ben farklıyım falan sanmayım. Eve arkadaşları topladım, bayağı bir milli maç havasında izledim bu seneki finalleri de.

Bu arada Lordi'nin 292 puanlık rekoru da tarih oldu. Yeni rekor "Bebe Lugano"nun: 387 puan. Zaten 42 ülkeden 5. sıraya gelindiğinde belli oldu bu rekorun geleceği.