Sayfalar

27 Mart 2010 Cumartesi

Beko Amerikan Basketbol Ligi

Arkadaş nedir bu rezalet Allah aşkına! Hangi ülkede yaşıyoruz, bu basketbol hangi sınırlar içinde kimler tarafından oynanıyor. Furkan Aldemir olmasa şu tabloya baktığınızda gördüğünüz şey NBA olmasa da NBDL istatistikleri gibi. Ben kaldıramıyorum artık bunu. Milli Takımın başındaki adam da yabancı, Türkiye'de hiç basketbol antrenörü olmadığı için, bir de kalkıp utanmadan soruyoruz "Milli Takım neden başarılı olamıyor?" diye. Asıl soru şu bence "Bu derece istila edilmişken, daha da ötesi kendi elimizle oyuncularımızın önünü tıkamışken, nasıl oluyor da Milli Takım bu kadar başarılı olabiliyor?". Aferin bize, Bravo Turgay Bey, mümkünse Türk oyuncu sayısını kısıtlayalım, yabancıyı serbest bırakalım, aynen devam!

Not: Ekran görüntüsü Turkbasket'ten araktır.

Stuff

Şu maskotu bir türlü yakıştıramadım çok sevdiğim Orlando Magic'e. Gerçi Disneyland'ın bulunduğu şehirde ne olacaktı maskot, Tarzan mı?

Arenas Çok Ucuz Kurtuldu (mu?)


Soyunma odasına silah getirip takım arkadaşını tehdit etmenin bedeli

Rehabilitasyon merkezinde 30 gün tedavi
5000 Dolar idari para cezası
400 saat kamu hizmeti

Çizilen karizma, kaybedilen statü, aşağılayıcı bakışların bedeli

Paha biçilemez

26 Mart 2010 Cuma

Derbi Öncesi Hislenmesi

Takımım Şampiyonlar Ligi'nde olsun, Ligi şampiyon bitirsin, bütün derbileri kazansın, Fener'e Beşiktaş'a üçer beşer atsın istemez miyim? İsterim tabii ki, hayır istemezsem bir gariplik var demektir bende. Ama itiraf ediyorum ki içimde bir isteksizlik yok da değil bugünlerde. Üstelik beni bu isteksizliğe sürükleyen de takımın oynadığı futbol, Rijkaard'ın kadro seçimi, falan filan da değil. Beni futboldan aldığım keyiften uzaklaştıran o lanet laf yok mu işte o lafın aldığı farklı şekillerin çim sahaya vuran gölgesi. Neydi o "Futbol asla sadece futbol değildir"

Neden arkadaş, neden? Niye bu hale geldi eğlencemiz, nasıl oldu da tüm saflığını kaybettirdik o güzelliğe. Meşin yuvarlığı özlerken ve onu hasretle anarken beni derinden yaralayan adam ise Arda. Kaptanımız, temsilcimiz, en iyi oyuncumuz. Arda son bir kaç hafta içerisinde içimdeki futbol keyfini baltalayan adam oldu adeta.Çünkü futbol asla sadece futbol değildir be kardeşim! Futbol futbolcudur, futbol futbolcunun yaşadıkları, özel hayatı, aldığı arabası, aldığı arabasına alamadığı plakaya vermeyi teklif ettiği para, sevgilisi, göz önünde yaşadıkları, yaşamadıkları, nerede buluştukları, ne yiyip ne içtelikleri afedersin sonra yediklerini çıkarıp çıkarmadıklarıdır artık.

Cristiano Ronaldo'nun futbolculuğuna diyecek tek laf yok ama karakteri hiç cezbetmedi beni. Yaşadıkları, para harcama şekli, kadınları. Arda da farkında olarak mı olmadan mı bilmiyorum, bire bir olmasa da, memleketimin Ronaldosu olmak üzere gibi. Her daim iyi niyet mesajları veren, yardım organizasyonlarına katılmaya çalıştığını bildiğimiz bir adam olmasına karşın Arda, hiçbirimizin ömür boyu çalışsak birarada göremeyeceğimiz paraya istediğini alıyor kendine, hem de gayet alenen, sırf bir plaka için servet çıkarıyor cebinden, piyasanın en güzel kızlarından biriyle aşk yaşıyor, o da alenen, helal olsun yaşasın sonuna kadar, başarılı sporcudur hakkıdır. Ama bir bakıyorsun Arda bir demeç veriyor, 6 ay önceki Arda değil mikrofona konuşan, Arda maça çıkıyor, en önemli oyuncun ama sahadaki Arda 6 ay önceki Arda yine değil maalesef. Arda bir bakıyorsun sakatlanmış, sakat Arda tribünde keklik gibi sekiyor, gecelerde boy boy fotoğrafları çekiliyor. Hayır gezsin itirazım yok ama Arda sakat, ama Arda sahadayken artık farkı yok diğer 10 oyuncudan.

Arda bu seneki Galatasaray'a beni en çok bağlayan adamdı. Ruhumuz dedik, gururumuz, sahadaki aslanımız. Şimdi öyle hissedemiyorum, Arda'nın gözlerinde ne o eski parıltıyı görebiliyorum, ne de maçı tek başına çıkıp kurtaracağını düşünebiliyorum. Çok karışık kafam. Biz Arda'yı bu kadar severken, mütevaziliğine aşıkken, ne oldu da Arda'ya eski Arda'yı özler oldum çözemiyorum. Ne yazık ki Futbol asla sadece Futbol değil ve ben bundan nefret ediyorum.

Orlando Magic Karıştı

Önceki gece Atlanta'ya son saniyede kaybedilen maç sonrası Magic cephesi adeta karıştı, herkes birbirine girdi. Maç boyu çok kötü hücum eden Rashard Lewis Joe Johson'ın son saniye şutunda iyi bir box-out yapamayınca arkasından gelen Josh Smith pozisyonu tipleyerek tamamladı ve Atlanta maçı 86-84 kazandı. Maçın bitmesine 0.1 saniye kala gelen bu tip sonrası StanVan Gundy adeta çıldırdı. Lewis'e öyle bir öfke saçtı ki saha içinde anlatılmaz yaşanır demek gerekir. Çok ciddi bir fırça attı Lewis'e, yetmedi basın toplantısında sıvadı geçti. "Maçı seyirci gibi izleyerek kazanamazsınız" demesi çok önemli olaydı. Bu sezon Lewis önce doping nedeniyle 10 maç ceza almış, sonrasında ise takıma katkısı sıradan bir forvet kadar olmuştu. Ama Lewis 118 milyonluk adam ve onu takımdan kesemezsiniz. İyi bir şutör, zorlama bir 4 numara ama kesinlikle iyi bir şutör. Ondan istenen post oyununu da geliştirip farklı tehditler yaratması Van Gundy geldiğinden beri, savunmada daha konsantre ve hareketli olması. Ama olmadı, olmuyor, Lewis geldiği günkü yerde duruyor Orlando'da. Van Gundy sinirlenince de lafını esirgemiyor. Lewis'in suratında da dolayısıyla bir mutsuzluk var. Carter'ın gelişiyle birlikte hücumdaki rolünün değişip azalması mutsuz ediyor onu. Arttırması istenen savunma konsantrasyonu da haliyle düşüyor. Lewis de başarısız bir kendini savunma yapmış maç sonrası "Pozisyon itibariyle solumdaki adamı takip ettim ama Josh sağdan geldi, iki kişi arasında kaldım yani yapabileceğim pek bir şey yoktu." Pozisyonu aşağıda izleyip kararı kendiniz verebilirsiniz, haklı olan kim net gözüküyor çünkü.

Van Gundy'nin Lewis'e fazlasıyla yüklenmesi bir kenara bu sezon takıma katılan Barnes da önce Van Gundy'e sonra Lewis'e alenen yüklendi maç sonunda. Barnes maçın son 5 buçuk dakikasında hiç oyuna girmedi, oyundan çıkarken yerine giren isimse Lewis'ti. Oyunda olduğu sürelerde ise Joe Johnson'ı çok iyi savundu ve adeta maçtan kopardı, zorlama şutlara mecbur bıraktırdı, sinrlendirdi. Barnes "Joe'yu 13 sayıda tutup sindirmişken, maçın son 5 buçuk dakikasında oynatılmamış olmayı anlamıyorum. Van Gundy demek ki bana güvenmedi. Üçlük soktum, savunma yaptım, yi oynadım. İnanamıyorum gerçekten. Haliyle böyle oynarken kenara alınınca yerinize giren adamın da bir şeyler ortaya koymasını bekliyorsunuz ama bu gece bu söz konusu bile değildi."

Sözün özü takım içi uyumda, koç-oyuncu, oyuncu-oyuncu ilişkilerinde çatlaklar var Orlando'da. Gerçi hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını ve çok şeyin değiştiğini sezon başında söylemiştik ama bu kadar aleni bir dalaşma da beklemiyordum ve yakışmadı. Atlanta bu galibiyetle hem play-off'u garantiledi hem de Orlando'ya bir adım daha yaklaşmış oldu.

Devenin Nalı!

Real Madrid bu sezon kontratı bitecek olan Manu Ginobili'ye, ki kendileri 32 yaşında olurlar, gelecek sezon için net 13,5 milyon Dolar teklif etmeye hazırlanıyormuş. Bu para Manu'nun bu sezon vergiler dahil aldığı kontratın tam 3 milyon fazlası. Bu kadarı da fazla artık! Gerçekten sinirlendim. Her sezon sakatlanan, bileği bir türlü iyileşmeyen ve gelecek sezon 33 yaşında olacak bir adama nasıl olur da bu teklifi yapmayı düşünebilirsiniz bre cahiller. Sanki Lebron, Kobe ayarında bir adam da Manu Ginobili, bırakmadan bir sezon da İspanya'nın tadına bakayım diyecek. Rezalet bunun adı. O paraya Euroleague'de kafaya oynayacak takım kurulur be arkadaş. Umarım dil sürçmesi falandır.

Tarihe Not Düştüm

25 Mart 2010'u

Yepyeni bir başlangıç yaptığım,
Kendimi yeniden erkek hissettiğim,
Seneler sonra bu kadar heyecanlandığım,
Eski ve kadim bir dostla yeniden kucaklaştığım,
11 senelik açığı kapatmaya başladığım,

Gün olarak tarihe not düştüm.

Tünel ucunda görünen ışık olmak çok huzur verici...

"İnnema’n-nisâ’ şakâyıku’r-ricâl"
NOT: Resimdeki çiçekler beyaz şakayıktır.

25 Mart 2010 Perşembe

Messi de İnsanmış

Uzaylı mı, Marslı mı, yoksa başka galaksiden mi geyiği sardı da gitti son günlerde. Yok arkadan av tüfeğiyle ateş edip indirmek lazımmış da, yürümüyor uçuyormuş falan filan. Sonuçta bu adam 22 yaşında genç bir erkek, bir delikanlı, senin benim gibi etten kemikten mamül bir adam. Osasuna maçında çok iyi kontrol etti rakip savunma onu. Tatlı sert bir top oynadılar, Messi'nin ayağındaki topa girerken hep biraz da onun bacaklarından, vücudundan götürdüler, dirseklerini vücutlarından açık tuttular, kısa boylu Messi çarptı o dirseklere. Usanmadan yrulmadan her maça çıkıp neredeyse tamamında 90 dakika sahada kalan, son bilmem kaç maçta bilmem kaç gol atan adm da yoruluyor haliyle, sinirleri zayıflıyor. Onun da dinlenmeye, biraz ayaklarını uzatıp yatmaya belki de bir hafta, bilemedin 3 gün izne ihtiyacı var. Maçın bitmesine 7-8 dakika kala, tatlı sert müdahalelerle topu ayağından alan rakibine kendi yaptığı müdahale ile gelen faul sonrası topa abanıp tribünlere gönderdi. Yani senin o bildiğin uzaylı, insan olmayan Messi hakeme itiraz edip sarı kart gördü, sonra da yerden kalkamadı maç sonuna kadar, kayboldu. Takım soyunma odasına keyifle giderken onun yüzü "yorgunum ben!" diye isyan ediyor gibiydi. İnsanmış yani Messi, yoruluyormuş, boş geçirdiği maçlar olabiliyormuş. Messi de bazen dinlenmeliymiş.

24 Mart 2010 Çarşamba

Yoksunluk Belirtileri

Devamlı kullanılan ve vücudun ya da benliğin de diyebiliriz bağımlısı olduğu alışkanlıkların bırakılması veya bıraktırılması sonucu ortaya çıkan, dayanması çok zor, mücadelesi çok sabır gerektiren olgudur "Yoksunluk Belirtileri". İnsanlar evliliğim bittiğinde, ki bunun doğrusu bitirildiğindedir, bu yoksunluk belirtilerini yaşayacağımı sandılar. Sanmakta da haklıydılar ben bile öyle sanıyordum. Ama insanın bilinçaltının ne kadar derin ve bizlerin algılayamacağı kadar tecrübelerimizden öte bir tecrübeye sahip olduğunu bilmiyorduk hiçbirimiz.

Yoksunluk belirtileri çoğunlukla uyuşturucu, alkol, sigara, kafein gibi doğrudan sinir sistemini etkileyen alışkanlıkların bırakılmasıyla beliriyorlar. Bu belirtileri had safhada yaşamak istemiyorsanız kademeli olarak bırakmak gerekiyor alışkanlıkları. Bu sefer vücudu yoksunluğa alıştırmak gerekiyor. Diyelim ki bunu da yapamadınız, o zaman öylesi bir şok yaşamanız gerekiyor ki o alışkanlıktan da o alışkanlığa tutulmuş olmanızdan da nefret edin.

Rahmet olsun sevgili dedemin hasretlerini dinleyerek büyüdüm ben. Erkek çocuk hasreti vardı dedemin, 2 kızı olmuş, 4 erkek evladı doğumda ölmüş zamanında kan uyuşmazlığından. Ben ona ödül gibiydim, birbirimizin alışkanlığıydık. Ondan dinlediğim 10 yılı geçmiş olan şampiyonluk hasretiyle büyüdüm. Hasretin nasıl sevgiye dönüştüğünü öğrendim. Derwall'in talebeleri şampiyonluk kupasını kaldırırken dedemle birbirimize sarılıyorduk biz. Hiç için acımadı mı beklerken dedim dedeme "Ona da alışıyorsun evladım" dedi "Sırrı inancını kaybetmemekte". İnancını kaybetmemek, kime, neden? Çözdüm dediklerini, cevap: Kendine, gerçekten inandığına.

Sigara kullanmıyorum, ömür boyu ağzıma içki sürmedim, her ikisini de denemedim bile. Çayı hiç sevmiyorum, kahveyi midem kaldırmıyor, asitli içekleri tam 14 senedir içmiyorum. Bir dönem bahis oynayıp iyi para kazandım ama asla tutku olmadı, kumara dönmedi benim için. Öyle çılgınca gecelere akıp sabahı edecek adamlardan hiç olmadım. Çok arkadaşım oldu her görüşten, her sosyal tabakadan, hepsi aynıydı benim için. Onlar arasından seçtiğim dostların çoğu yanlış tercihti, yemediğim kazık da kalmadı. Ama ilginçtir hiç biri içimi uzun uzun acıtmadı. Neden diye düşündüm hep, neden onların yoksunluğunu hissetmiyorum ben? Sonra çözdüm? Benim benden içeri bilinçaltım kendisine bir savunma mekanizması geliştirmiş durumda. Bu savunma mekanizmasının tabanında ise başta dedem ve ailem var. Bu mekanizma seneler boyu yaşadıklarımla da donanımlanınca, farklı bir karakter çıkmış ortaya.

Geçen gece Trabzonspor'a yenildiğimizde yine ekran başındaydım. Çok farklı hayaller kurarak aldığım 120 ekran LCD'de tek başıma seyrettim yine maçı Ses her zamanki gibi duyulabilecek kadar açıktı, ben de hoşlanmıyorum aşırı gürültüden, kafayı şişirmenin lüzumu yok tatil gününde. Emre o hatayı yapıp Colman golü attığında, Dos Santos'un şutunu Kıvrak 90'dan aldığında umutsuzluğu düşmedim, keza maç bittiğinde de yıkılmış bir halim yoktu, aksine keyifle bir de film izledim maçın üzerine. Geçen sene ligi altlarda bitirdiğimizde de acımamıştı içim, hep hazırdım ben bunlara. Güzel şeylerin bitmesine bir alışkanlığım vardı, önceden önlemini alıyordum ama farkında değildim. Ne de olsa 14 senelik yoksunluğun ne olduğunu dinleyerek büyümüştüm.

Unutmaya çok hazır bir bünyem var benim. Bu hayatta dedemden başka hiçkimse hiçbirşey için yaşamadım yoksunluk belirtilerini. Onun gidişi çok yıpratmıştı beni. Onun ve ailemin bana kattığı şey ise her şeyin bitebileceği ihtimaline hazır olmakmış.Öyle bir hazır olmak ki bu farkında olmadan, bitmesin diye herşeyin aslında olması gerektiği gibi yürüdüğüne inandırıyorsun kendini, bir aksaklık varsa suçun kendinde olabileceğine inandırarak benliğini yapmadığın şeyleri yaptım diye üstleniyorsun, sırf herşey yoluna girsin diye, Don Kişot değil de onun saldırdığı bütün değirmenler oluyorsun isteyerek ve bilerek. Halbuki seni kemiren, seni dışlayan, seni kendinden uzaklaştıran, seni için için yiyen bir hastalık karşındaki, artık sana zarar vermekten zevk alır hale gelmiş görmüyorsun. Ama işin aslı o değil, gözlerin görmüyor sadece, bilinçaltı denilen o derin deniz fırtınalara çoktan hazırlamış seni. Her şey olup bittiğinde sen bütün olasılıkları denemiş ama asla vazgeçmemiş olarak dimdik ayakta kalıyorsun. Çünkü sen sigarayı bırakmamışsın o seni bırakmış, hem de giderken iki parmağın arasından kendini senin üstünde söndürmüş. Kısacası nefret etmişsin yaşadıklarından, alışkanlığından. Zaten ömür boyu başka hiç bir zararlının etkisinde kalıp yoksunluğunu da hissetmediğin için kendini bilmez bir hazır olma halindesin. O kadar çabuk unutuyorsun ki o alışkanlığı, işin gerçeğini bilinçaltın sana sunduğunda, aslında senelerdir kullanıldığını anladığında, giderken yapılanlarla beraber hem kademeli bırakmışsın hem de şok bir ayrılış yaşamışsın o alışkanlıktan, farkına varıyorsun.

Yaraların çabuk iyileşiyor, "Yazık etmişim gençliğime, ama hala genç değil miyim ben, yılların benden götürdüğü sadece tecrübesizliğim değil mi?" diye soruyorsun kendine. Yarayı açanın geride bıraktığı nefretini o yaralara merhem ettiğini, o derinin o deriyi bir daha istemediğini, kabuklar kalktığında altında yepyeni bir adam olduğunu görüyorsun. Hayat çok güzel gerçekten. Erkeksin, bekarsın, iyi bir işin var, muhteşem bir ailen, seni seven dostların dostların var etrafında, her biri sana uzatmış elini. Güneşe dönüyorsun yüzünü, bütün kış bir kez içlik giymiyorsun, bereyi nadiren takıyorsun önceki senelerde her takmadığında seni yataklara düşüren sinüzitin olmasına rağmen bir kere hasta olmuyorsun, senelerdir kurtulamadığın fazla kilolar kendiliklerinden kaybolup gidiyorlar. Hayatında ilk defa saçlarını uzatıyorsun, beğenmeyen tek kişi olmuyor. Yalnız yaşamaya başlıyorsun, zorla verilmiş olsa da özgürlükten aldığın zevki tarif etmeye kelime bulamıyorsun. Aylardır bir sayfa yazamadığın doktoranı bitiriyorsun, bir anda aranan adam oluyorsun, bir çok fırsat, güzellik arka arkaya seni buluyor.

İşte o gün anlıyorsun ki yaşadığın son 11 sene yoksunluk belirtilerinin ta kendisiymiş.

Ve yarın yeni hayatında yepyeni bir sayfa yazılmaya başlıyor, sen artık o sen değilsin, sen artık yalnız değilsin.

SAÜ PERSONEL LİGİ - Müh. Fak.(B) 9-0 ADAMYO

Sakarya Üniversitesi'nde devam eden geleneksel personel liginde 3. hafta geride kalmış durumda. İlk haftayı 2-0'lık Fen Edebiyat Fakültesi galibiyeti ile geçen Mühendislik B takımımız 2. hafta bye çektiği için maça çıkmamıştı. 3. hafta maçında bu sefer rakip Adapazarı Meslek Yüksek Okulu oldu. Mühendislik kadrosunu şu şekilde oluşturduk.

Müh. Fak.(B)
1. Özgür Cevher
2. Türker Fedai Çavuş
3. Cenky
4. Ayhan Yangel
5. Mehmet Uysal
6. Yaşar Kahraman
7. Yılmaz Uyaroğlu
--------------------------
8. Burhan Baraklı (Yedek)
9. Barış Cevher (Yedek)

T.D. ozhano

Goller: Mehmet (4), Yılmaz (2), Ayhan, Yaşar, Barış

Maça çok hızlı başladık, özellikle Mehmet ve Yaşar'ın hareketli oyunlarına tek pasın süratini, çapraz koşuların öldürücülüğünü katmasıyla ilk 10 dakikada 2 gol bulduk. Rakibin ya tamam ya devam maçı olduğu için açılmasıyla birlikte Mehmet'in hızı ve teknik oyunundan faydalanarak 4 gol daha atıp ilk devreyi 6-0 kapattık.

İkinci yarıda sağ bek pozisyonundaki Türker Hocamız dersi olduğu için oyundan çıkarken yerine hayatında ilk defa sağ bek pozisyonunda görev alan Barış girdi. Özellikle son dönemde beli etrafında oluşan simit nedeniyle hareketliliği bitmiş durumda olan Sevgili eski forvetimiz Barış'ın sağ bekten sol açığa yolcukları ve geri dönemeyişleri nedeniyle kalemizde tehlike olabilecek toplarla karşılaştık. 1 pozisyon dışında rakip net gol şansı bulamasa da bir defans elemanı olarak sinir yaptım. İlerleyen dakikalarda Ayhan Yangel'in sakatlanmasıyla göbeğe Yaşar geçti, Yangel'in yerine Burhan'ı savunmanın sağına aldık. Mehmet - Barış ikilisinden oluşan orta saha Barışlı defanstan daha çok iş yaptı. Maçın sonlarında bu orta sahanın hazırladığı pozisyonlarda 3 gol daha bulup maçı 9-0 kazandık.


Maça çıkmadan önce 1 saat boyunca Charlie Clouser'dan "Saw Theme" dinleyerek motive ettim kendimi müsabakaya. Bilen bilir bu maçın benim için ayrı bir önemi daha vardı, o hesabı da kapatmış olduk. Topa sert, rakibe centilmen tarzımla yine kimseye adım attırmamaya çalıştım. O yüzden skorun 15'lere gelmemesi sinirlendirdi beni haliyle. Maç bittiğinde en az 2 maç daha oynayacak enerjim vardı ki, kalıp sonraki maçı seyredip sakinledim biraz. Gerçi bu enerjide benim için çok kıymetli bir insanın hediye ettiği Kestane Şekeri'nin de önemi büyüktü, bitmedi saatlerce o enerji ve verdiği mutluluk. Gelecek maçtaki rakibimiz İktisat Fakültesi B Takımının şifrelerini çözmeye çalıştım, sindirmemiz gereken hücumcuları belirledim. Gelecek hafta mücadelesi bol ve kuşkusuz diğerlerine göre nispeten daha sert bir mücadele olacak. Alırsak yarı finali garantiliyoruz. Artık Teknik Direktörümüz ne taktik çizer bilemem :)

23 Mart 2010 Salı

Türk Futbolu Üzerine Konuşmak

Rijkaard da hoca mı kardeşim ya, nedir bu rezalet, milyonlarca Euro boşa gitti, şu kadroya bak gelinen yere bak. Neyi eksikti Skibbe'nin, Lincoln'ü bile oynatıyodu o adam be! Şimdi şu kadro bende olacaktı var ya ortalığın... Ehem! O Daum yok mu o Daum onun var ya Koch kadar taş düşsün başına o da yetmezse Semih düşsün, boynu altında kalsın imansızın. Wolfsburg başkanı çok içmiş analaşılan Daum da Daum diye inliyormuş. Hayır alsın Baronisini de gitsin kardeşim! Hele ki Denizli, hele ki o Denizli yok mu! Var anasını satayımda onun yaptığı rotasyon sayısı kadar dalga vurmuyor denizden sahile! Devamlı fırtna bu denizde kardeşim, bir düzgün gitmedi vapur, arabalı olsa şimdiden paslanmıştı kaportalar Ah Denizli vah denizli, nereden buldun İspanyol eskilerini! Şenol Hoca'yı önceden getirse Sadri Başkan böyle mi olurdu, bulmuş bi Belçikalı Hugo, Tolga Abi'nin Hugosunun yanından geçemez, hangi tuşa basarsan bas düz gidiyor. Ama Şenol Hoca da yani o kadar para verdi topçu aldırdı adamları bırak 11'i 18'e almadı, onun da suyu ısınıyor bak, yakındır fiyaskosu.Gelecek sezon devre arasını görmeden tekmeyi yer, bir şey zannader zaten kendisini önceden beri. Ya Tolunay, tıpkı Dolunay. Ayda 1 gece var yok. Nooldu ilk devreki Kayseri, kurtlar kaptı, nooldu Cangele, Makukula, kayıp. Yazık ki yazık.

Bunlar var ya hoca değil, geçtim adam değil. Bakma şimdi Bursa'nın başında Sağlam'ın lider gittiğine. Hepsi kötü de onun vasatlığı iyi kaldı. Futbolcu eskileriyle, tecrübesizlerle şansı ne yaver gitti. 9 puanı oynamadan aldı, çık onları yine kayıp Bursa! Adı Sağlam da yeri sağlam değil. Şampiyon olsa ne yazar, seneye üst üste 3 maç kaybetsin bakalım Heykel'e inebiliyor mu bir daha, hop Sağlam bakmışın pert.

Gerisini saymam bile, konuşmaya yazık üstüne. Şu memlekete bir tane de hoca gibi hoca gelmedi, adam gibi antrenör göremedi şu tribünler. Şu üç büyüklerin hocası ben olacaktım ki gösterecektim dünya aleme. Hallaç pamuğu gibi atardım imansızım! Ne Barcelonası ne United'ı kalırdı piyasada, kan çıkartırdım kan! Yazık işte kimlerle uğraşıyoruz koca ülkede. Zaten hakem yok, zaten federasyon yok, zaten yönetici yok. Günah vallahi verilen paraya yazık. Adam değilsiniz lan hiç biriniz, bitirdiniz Türk Futbolunu. Hepinizin köküne kibrit suyu, peştemalli aristokratlar sizi! Yürüyün gidin lan! Kaybol! Neymiş Teknik Direktörmüş, yürü ayağına şeyetmiim şimdi! Kapçık ağızlı!

Desek daha iyi değil mi? Güzellikleri görmesek, piyasada adam bırakmasak, gelene geçene sallasak da sallasak ne muhteşem olur ama! Maalesef bunları parça parça hergün, ama abartısız hergün yapıyor Türk Spor basını ve biz vazgeçmeden okuyor, izliyor, takip ediyor, nefret doluyoruz işi eğlendirmek olan adamlara. Bu basına da, vazgeçmeden onu okuyana da helal olsun. Hak ediyoruz bu kaliteyi.

Çoban Salata Trendus.Com'da Tanıtıldı

Modern Kadının yaşam rehberi sloganıyla yola çıkmış olan Trendus.com kadınları ilgilendiren bir çok konu dışında aslında kadınların pek de haşır neşir olmadığı spora da bir pencere açarak farklılığını ortaya koymuş bir kadın portalı. Trendus.com'un spor ayağında ise Eurosport 2'nin sunucularından Çiğdem Öztabak var. Kendisi geçtiğimiz günlerde bizimle irtibata geçerek spor bloglarını tanıtmak ve bizimle ilgili de bilgi almak istediğini söyledi. Mini bir röportaj diyebileceğimiz şekilde e-posta yoluyla iletişime geçtik. Sağolsun, elleri dert görmesin bizim de arasında olduğumuz 5 blogu ön plana çıkararak detaylı bir tanıtım yapmış. Bizim için hem gurur hem de sevinç oldu. Keza kimsenin yadsıyamacağı bir gerçek haline gelmiş durumda "Eğer herhangi bir blog ağı üyesi değilsen görmezden gelinirsin" önermesi. O nedenle teşekkürlerimizin baremini ve şiddetini çok çok yüksek tutuyoruz Trendus.com ve Çiğdem Öztabak'a. Hiç bir çıkar amacı gütmeden devam ettirdiğimiz Çoban Salata'nın beğenilmesi bizleri çok mutlu ediyor, hele ki beğenler kadın olunca hitap ettiğimiz kitlenin ne kadar genişlediğini anlıyor ve seviniyoruz. Hepinize çok ama çok teşekkürler.

Tanıtıma burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz

Nur İçinde Yat

22 Mart 2010 Pazartesi

Bu Adam 17 Yaşındaysa Ben de Lise 1'e Gidiyorum!

Romelu Lukaku Anderlecht'in söylenene göre 1993 doğumlu Kongo asıllı sanraforu. Bu sezon 38 resmi maçta 18 gole imza atmış o formayla. Henüz 17 yaşında resmi kayıtlara göre. Bu eleman da bariz bir şekilde Dikembe Mutombo, Rigobert Song türevi yaşı küçültülmüş insan azmanı. Şu fotoğraflara, vücuda bakın arkadaş. Belçika Milli Takımı'na da seçildi ve oynmaya başladı. Sahadaki duruşu, fiziği, hareketleri hiç 17 yaşında demiyor onun için. İddia ediyorum bu arkadaşımız 17 yaşındaysa ben de 15 yaşındayım ve Lise'ye yeni başladım!

21 Mart 2010 Pazar

Kıvrak

Türkiye'de Kaleci yetişmiyor diyenlere,
Aykut'a Ufuk'a güvenmeyip Leo Franco'ya bel bağlayanlara,
Yabancı Kaleciyi nimetten sayanlara,

KAPAK OLSUN!

Hem Şenol Güneş'e
Hem de Onur Recep Kıvrak'a,

HELAL OLSUN!

İsyandayım: Akaryakıt Fiyatları

Dün Korumalı Futbol Üniversiteler Ligi için Eskişehir deplasmanına gittik. Haliyle ulaşım için belirli bir ücret ödemek durumundayız. 403 ile gittiğimiz deplasman için vereceğimiz ücretin içinden kaptan önce mazot almak istediğini söyledi. Boş deposuna tam 500 Liralık mazot aldık ve Sakarya'ya geri döndüğümüzde deponun yine neredeyse boşaldığını gördük. Aylardır içimde biriken isyan bombası tam anlamıyla o anda patladı. Aslında deplamana giderken yol parasını otobüs şirketi değil devlet aldı bizden. Bütçesiz, fedakarca desteklerle, resmi olarak desteklenmeden, kendimizden vererek bir şeyler yapmaya, öğrencilere spor yaptırmaya, ilimizin tanıtımına katkıda bulunmaya çalışırken cebimizdeki paraya el uzatan ilk makamın devlet olması içimi acıtıyor. 

Kurşunsuz benzin 3.75, Motorin (mazot) 3.10 olmuş bu ülkede. Araba kullanmak, şehir dışına çıkmak, seyahat etmek, hatta ulaşım lüks olmuş. İnsanlara zorla dayatılan "hiç birşeye zam yapılmıyor, hesabınızı bilin!" uyarısı mı desem, hakareti mi desem anlaşılır boyutların dışına çoktan çıkmış durumda. Merkez Bankası verilerine göre Euro kuru 2.08 TL seviyesinde. Bu durumda 95 oktan kurşunsuz benzin fiyatının karşılığı yaklaşık 1,81 Euro. Avrupa Birliği ülkelerindeki en fahiş fiyat ise 1.51 Euro ile Hollanda'da. Küçücük topraklarında hiç bir şey çıkmayan Güney Kıbrıs bile 1 Euro civarında satıyor benzini. AB ortalaması ise 1.194 Euro mertebesinde yani yaklaşık 2,49 TL. Aradaki bu 1,36 TL'nin açıklaması nedir? Her depoda cebimize uzanıp en az 61 Liramızı nasıl hiç çekinmeden, yerinmeden alabiliyor bu insanlar? AB ülkelerinde işşizlik maaşının 500 ila 100 Euro arasında değiştiğini, Türkiye'de ise asgari ücretin 576 TL seviyesinde olduğunu düşününce yaşadıklarımızın, hatta hala bu ülkede insanların yaşıyor olabilmesinin bir şakadan daha fazlası olabileceğini düşünmüyorum. 

1998'de benzinden alınan vergi Euro-cent olarak sadece 10 cent civarındayken bugün 1 Euro mertebesine gelmiş durumda. Bizimse sesimiz çıkmıyor, kuzu kuzu dolduruyoruz depoları! İsyan ediyorum ben! Nefret ediyorum bu düzenden ve tepkisizliğimizden. Bakan çıkıp emekliler ölsün diyor, verdiklerimiz yetmedi mi diyor, hiç bir şeye zam yapmıyoruz diyip vergileri arttırıyor ve biz susuyoruz da susuyoruz. Zevk alıyoruz birilerine zevk vermekten. Ama ben İsyandayım kardeşim, toplu taşımaya yöneliyorum, yöneltiyorum, bu düzene dur demeye çağırıyorum aklı başındaki herkesi!

KURŞUNSUZ BENZİN
AB ÜLKELERİ (Litre/Euro)
----------- ----------------
Hollanda 1,511
Belçika 1,401
Finlandiya 1,401
İngiltere 1,383
Danimarka 1,377
İtalya 1,367
İsveç 1,362
Almanya 1,361
Portekiz 1,343
Fransa 1,314
Lüksemburg 1,177 

İrlanda 1,166
Malta 1,155
Avusturya 1,148
Çek Cumhuriyeti 1,116
İspanya 1,110
Slovakya 1,094
Macaristan 1,089
Polonya 1,059
Slovenya 1,041
Yunanistan 1,038
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 0,996
Litvanya 0,975
Letonya 0,951
Estonya 0,920
-------------- -------
Ortalama 1,194

Eski Dostlar

Geçen sezonki Orlando Final Koşusunun en önemli isimlerindendi Hidayet Türkoğlu ve Courtney Lee. Carter için feda edilen 2 isim oldular bu sezon başında. İkisi de yeni takımlarında isteneni veremedi, ikisi de hayal kırıklığı yaşıyorlar, ama dün geceki maç bir süreliğine olsa da onlara geçen seneyi hatırlatmış olacak ki sarmaş dolaş olmuşlar. Karşı karşıya geldikleri mücadeleyi deplasmanda 100-90 Toronto kazaırken Hidayet 13 sayı  7 ribaunt 4 asist 3 top çalma, Lee 2 sayı 1 ribaunt 1 asist ve 1 top çalmayla oynadı.