Sayfalar

30 Ocak 2009 Cuma

Neo - Klasik

Biri 28 diğeri daha 23 yaşında, ama onların rekabeti şimdiden klasikler arasına girdi. Kendi adıma bir Nadal hayranıyım, stiline bayılıyorum, oyuna kendini verişine bitiyorum. Fedex'in tarzı bana Pete Sampras'ı hatırlatıyor her izlediğimde. Sampras'a da hiç ısınamamıştım, Fedex de öylesine soğuk oldu hep benim için. Bugüne kadar tam 18 maç yapmışlar, Avustralya açık finalinde 19. kez konuşturacaklar maharetlerini ve biz sihirli kutunun karşısında zevkten dört köşe olacağız yine. Önemli adamları geçip geldiler finale kadar ama Nadal'ın son maçı tarihe geçti. Avustralya Açık tarihindeki en uzun maçı oynadı Fernando Verdasco'ya karşı. 6-7(4), 6-4, 7-6(2), 6-7(1), 6-4 'lük setlerle geçerken İspanyol'u tam 5 saat 14 dakika ecel terleri döktü Nadal ama daha kuvvetli olan oydu.

Şimdi finalde efsanevi bir kapışma yaşayacaklar, yine, yeniden. Bunun adı Neo-klasik.

City'nin Arapları Rahat Durmuyor

Manchester City'nin çılgın Arapları bu sefer de kancayı Blackburn'un golcüsü Roque Santa Cruz'a atmışlar. Daha önce basınımız tarafından 10 miyon Euro'ya ülkemize getirilen Santa Cruz için Rovers'a tam 18.5 milyon Sterlin önermişler ancak aldıkları cevabın hangi el hareketiyle gösterildiğini anladınız siz. Acaba şu kalan 3 günde başka hangi saçma sapan paralara hangi adamları takımlarından koparmaya çalışacaklar, sanki bir komedi filmi izler gibi izleyelim derim. Hoş olmaz mı?

All-Star 2009 Kadroları



Her bir Türk Basketbolsever gibi Hidayet ya da Mehmet'in All-Star 2009 organizasyonunda yer almasını bekliyor, istyorduk. Mehmet istikrarsızlığından kaybetti bu şansını. 43 attığı maçtan sonra tek hanelere düşüp birkaç maç kendini toparlayamaması az da olsa olan umudunu ortadan kaldırdı. Hidayet için ise söylenecek fazla söz yok. Geçen seneki muazzam takım taşıyan performansına rağmen tercih edilmemiş olması, bu sene düşen sayı ortalamasıyla zaten şansının olmadığını gösteriyordu bizlere. Bu adamın Amerikalıların gözüne girmek için daha ne yapması gerek orası da tartışılır.

Yedek seçimlerinde ciddi yanlışlar yapıldığını düşünüyorum. Orlando'dan Nelson, Indiana'dan Granger, Atlanta'dan Joe Johnson Toronto'dan Bosh, Lakers'tan Gasol resmen kontenjandan girmiş durumdalar All-Star'a. Kariyeri boyunca aylak aylak dolaşan Nelson sırf bu sezon 20 maç iyi oynayıp, yüzdeli üçlük attı diye nasıl seçilebilir? Takımı ayaklar altında paspas olan, savunma ile uzaktan yakından alakası olmayan, durmadan şut atan, hep atan, bıkmadan top sallayan Granger bu kadroya nasıl girebilir? Geçen seneye göre son derece alternatifli bir kadroyu ileriye taşımayı başaramamış Bosh'un All-star'da ne işi var? Geçen senelere göre şut, üçlük, serbest atış yüzdeleri düşen, kariyerinin en yerinde olmayan, düz oyuncu Johnson nasıl olur da sırf Atlanta'dan da biri olmalı denilerek kadroya alınır? Bynum Los Angeles'ın altını üstüne getirip kendini aşarken Gasol'un orada işi ne?

Ray Allen, Steve Nash, Rajon Rondo, Al Jefferson, Hidayet, Vince Carter, Calderon gibi bu sezon oyunu her iki yönü ile oynayan ve gayet de başarılı adamlar varken bu formalar gerçekten hak edenlere verilmemiş durumda. Bu Al-star'ı eğlenceli kılabilecek yegane adamlar Shaq ve Howard olacak, onlar da olmasa zaten bu organizasyondan iyice soğurduk herhalde.

Lebron'a, Brown'a Alayına Tokat

Müthiş bir maç, harika bir takım ve o takımı yakalamaya çalışan tek kişinin sırtına yüklenmiş koca bir yük. Dün akşamki maç James'in taşımadığı Cleveland'ın yerinde sayacağının en büyük ispatı. Karşındaki şampiyonluk yolunda en büyük rakiplerinden biri olan takım. Ama sen o takıma takım muamelesi yapmaz da sadece en büyük yıldızını durdurmaya çalışırsan işin biter. Koç Brown'un inanılmaz taktiksel hatalarıyla dolu bir maç oldu baştan sona, bir defa sinirlerine hakim olamadılar. Van Gundy'nin takımı sakin olan ve bunun karşılığın alan taraftı. Maç belki 99-88 bitti ama, aslında Hidayet'in smacı skoru 97-74'e getirdiğinde maç resmen olmasa da bitmişti. Sonrakiler boşluktan kaynaklanan, rehavetten odaklanan basketler. Büyük bir adım oldu Magic için, Cavs'in yıldızdan samadığı yıldızlarıyla, yine bir takım olarak kazandılar. James illa ki bir yerde yorulacak, işte o zaman işleri çok zor olacak.

29 Ocak 2009 Perşembe

2011 Şampiyonlar Ligi Finali Wembley'de

2011 Finali yeni Wembley'de. Yeni hali muhteşem, ilerleyen günlerde üzerine uzun uzun konuşuruz. Keşke orada bir Türk takımını görebilsek.

Yuvana Hoşgeldin!

Muazzam saygı duyuyorum Kerem Tunçeri'ne. Türkiye'de aktif oyuncular içindeki kuşkusuz en iyi oyun kurucu. Efes'te oynadığı dönem gereken saygıyı gösterememiştik ona. O saygıyı Avrupalılar gösterdi, Real Madrid'in 1 numaralı adamı yaptılar. Kendini ispat etti, İspanya Şampiyonu oldu, hep istendi, aranan adam oldu. Bir tek Tanjevic sildi onu bir dönem sonra mecburen yaladı tükürdüğünü, çünkü gerçekten en iyisi o. Orhun Ene'den sonra gönül rahatlığıyla bir tek onu izleyebildik Milli Forma sahadayken. O yokken Efes hep dibe doğru gitti. Son çöküş ona sarılmayı zorunlu hale getirdi. Öze dönüş sürüyor bir anlamda. Önce Kaya alındı, Şimdi Kerem geldi, Aydın Örs'ün adı geçiyor genel menejerlik için, yakında Ermal'in adı da düşer satırlara. Ergin Ataman'ı hiç Efes'e yakıştıramadım, oraya ait göremedim ya neyse, eski koç da takımın başında. Efes'te eskiye dönüş çabaları, sevdalılarını tekrar parkeye bakmaya zorluyor. Kerem'in gelişi bir milat olur umarım, yanlış yabancı transferlerinin sona erip, kendi evladımıza sahip çıkılmaya başlandığının miladı. Hoşgeldin yuvana Kerem!

Pietrus Döndü Magic Rahatladı

Mickael Pietrus'un bu sezon Magic takımının en büyük kazancı olduğundan bahsetmiştim hep önceki yazılarımda. Ancak hem parmak hem bilek sakatlığı üst üste gelince sezon başındaki fırtına girişini sürdürememişti Pietrus. Dün itibariyle Pacers maçında sahalara geri döndü. Aslında 1 hafta daha beklemiyordu ama bandajla ve kocaman yüreği ile sahaya çıktı Pietrus. Belki de en uygun maç buydu onun için, yumuşak savunma yapan ve bire bir sertliği nerdeyse hiç olmayan, savunma nedir unutmuş Pacers biçilmiş kaftandı. Van Gundy de onu doğru zamanlarda kullandı, yedeklere karşı oynadı daha ziyade ama 30 dakika da sahada kalrak her ne kadar bilek sakatlığı geçirmiş olsa da fiziksel antrenmanları kaçırmadığını gösterdi. Pietrus Magic'in başarı yürüyüşünde önemli bir adam. eğer SVG onu Pacers maçındaki gibi yedekten getirirse, ki Pietrus'un bunu sorun edeceğini sanmıyorum, hem Lee hem Pietrus kazanılmış olur bu sezon sonunda. Pietrus hem maçın en skoreri hem de en büyük sürprizi oldu. Pacers'ın acayip sayı yediğini biliyorduk da bu kadar rezil olduğunu bilmiyorduk açıkçası. O'Brien'ın günlerini sayılı görüyorum Indiana'da. Allah Pacers taraftarına sabır, Larry Bird'e de dirayet versin. Maçın gerisini konuşmaya gerek yok, yıldızlar yıldız, Magic takımdı. Sonuç normal, skor anormal. 60 galibiyet yürüyüşü sürüyor.

Cavs Anketi

"Cleveland Cavaliers İlk İç Saha Mağlubiyetini Kimden Alır?" konulu basketbolseverle dönük anketimiz sona erdi. Katılımcıların %41'i NBA'in en iyi deplasman takımı olan Orlando'nun taa Mart ayına ayına kadar yenilmeyeceklerini düşündükleri Cavs'i deplasmanda yeneceğini düşünmekte. Eğer Cavs böylesine müthiş bir başarıya ulaşırsa NBA'in en önemli iç saha performanslarından birine imza atmış olacak. NBA'de bir sezonda en iyi iç saha performansına sahip takım şu an için 1985-1986 sezonundaki derecesiyle Celtics. Bird - Parrish - McHale'i o efsane kadro o sezon evinde sadece tek maç kaybetmiş ve 40-1'lik derece yapmıştı. Katılımcıların %25'i ise Lebron'u ancak Kobe alt eder diye düşünerek Lakers'ı tercih etmişler. Phoenix ve Detroit'e fazla şans verilmemiş. Gözüken o ki NBA'i takip edenler Cas'in iç saha başarısının Kobe de başaramazsa uzun süre devam edeceği görüşündeler. KAtılan herkese sonsuz teşekkürler...

Efsane Celtics Kadrosu, 1985-86 Şampiyonu

27 Ocak 2009 Salı

Savio Nserenko

Sevgili Cenky’nin bugün verdiği haber ile CM-FM serisinden iyi tanıdığım Savio Nserenko’nun İngiltere Premier Ligi ekiplerinden West Ham United takımına transfer olduğunu öğrendim. 1989 doğumlu, 176 cm boyunda, 73 kilo olan ve Uganda'nın Kampala bölgesinde doğan Alman futbolcu profesyonelliğe 2004-2005 sezonunda 1860 Münih takımında geçti ve bir sezon sonra Brescia onu transfer etti. Brescia takımında izlediğim Nserenko kendi gol atmaktansa arkadaşlarına gol attırmayı seven yani asistleriyle bilinen, orta sahanın atak olarak heryerinde oynayabilme yeteneğine sahip olup kendisine daha çok sol kanatta görev verilen bir oyuncu. Brescia takımındanki en iyi arkadaşı Kostarikalı Gilberto Martinez Vidal. Eski Brescia yeni West Ham sportif direktörü Gianluca Nani ondaki yeteneğin farkında olduğu için 19 yaşındaki futbolcuya 6,5 milyon paundluk transfer teklifinden kaçınmadı. Nserenko eğer İngiltere’de uyum sorunu yaşamazsa kısa zamanda Avrupa devlerinin transfer listelerine gireceğinden şüphem yok. Demekki West Ham’ın da şüphesi yok ki bu transferi Seri B deki bir takım futbolcusu olmasına rağmen bu kadar bedelle sonlandırdı ve Savio’ya 4,5 yıllık sözleşme imzalattı. Şu anda Alman U-19 Milli takımında olup Joachim Low’ün takip ettiği oyunculardan biri olan Savio Nserenko’yu Premier Ligde izlemek gerçekten de çok güzel olacak. Oyundaki hızı, çalımlarındaki estetiği, kıvraklığı ve zekasını düşündüğümde eğer diğer oyuncularla birlikteliğinde bir sorun yaşamazsa biraz da iyimser bir gözle yeni bir Cristiano Ronaldo geliyor diyebilirim sizlere. Ancak bu benzerliğe uygun olabilmesi için oyunun sert oynandığı Ada’da Savio’nun fiziğini daha geliştirmesi zorunlu. Bununla birlikte serbest vuruşlarda da etkisini daha da arttırması gerekir. Oyun içerisinde taç çizgisine yapışık top sürmeyi seven, pozisyonlarda içeri katetmeyi düşünmeyen bir mentaliteye sahip. Bunlar da negatif yönleri. Kısacası artılarıyla eksileriyle CM 2006'te keşfettiğim oyunculardan birinin takip ettiğim liglerden birine transfer olması beni sevindirdi. West Ham United'a hayırlı olsun diyelim o zaman...

Ada'dan Transfer

En büyük gelişme kuşkusuz Arshavin'le ilgili. Ruslar Arsenal'in teklifini kabul ettik bundan sonrası Arshavin'e kalmış diye açıklama yapmışlar. Arsenal tarafı ise temkinli, henüz netleşen bir şey yok diye kaçamak cevaplar veriyorlar sorulara. Avrupa vitrini, EPL seyircisi, Arsenal ve Zenith için büyük kazanç Arshavin, kısacası kaybeden yok bu transferde.

Juventus, Chelsea'de hem taraftarın hem de hangi hoca takımın başında olursa olsun hiç birinin imtina etmediği, zaman zaman kanat oyuncusu zaman zaman golcü kisvesine bürünen Florent Malouda'yı sezon sonuna kadar kiralamak için Chelsea ile neredeyse anlaşmaya varmış durumda. Anlaşma kesinleşirse sezon sonu için satın alma opsiyonu olacağı ve Juventus'un Malouda'yı bonservisiyle birlikte Torino'da tutabileceği söylenmekte.

West Ham United Almanların devşirme harika çocuğu 19 yaşındaki Uganda asıllı Savio Nserenko'yu transfer etti. Transferin 9 milyon sterline patladığı söylenmekte. ozhano'nun Nserenko ile ilgili söyleyecek sözleri var, ilerleyen postlarda okursunuz.

Bolton Sporting Lisbon'un defansif orta saha oyuncusu - şu bizdeki müthiş tabiriyle önlibero- Veloso'yu transfer edebilmek için 12 milyonluk sterlin teklif etmiş. Şimdi Lisbon'un cevabı beklenmekte. Bu adama ne bulduklarını merak ediyorum açıkçası, beynelminel bir oyun tarzına ship, bence eşdeğeri kolay bulunabilecek bir adam. Bolton bu teklifi yaarken aynı zamanda Wolves'tan orta saha oyuncusu Mark Davies'i de kadrosuna katmış.

Portsmouth Savio'yu alan West Ham'dan Hayden Mullins'i ve Porto'dan Pele'yi alarak orta saha alternatiflerini çoğaltmış. Mullins alternatif olmaktan öteye geçemez de Pele de bir ışık var, oynatılırsa.

Bu transfer Ada'dan değil ama adam Adalı olduğu için üstünde durmak gerek. Milan Beckham'ı takımda tutmaya karar vermiş ve 4.5 milyon sterlinlik bonservisi ödemeyi göze almış. 33 yaşındaki artistik futbolcu için önemli bir para. Aşağılarda Beckham'ın basından gizli yaptığı Borgonovo ziyaretini anlatmıştık. Milan Inter'e kıyasla manevi yönü ve aidiyet duygusunun çok yüklü olduğu bir camia, Kaka olayında bunu gördük. Şahsi kanaatim o ziyaretin de Milan camiasında Beckham'ı sahiplenmeleri açısından bir katkısı olmuştur.

Redknapp Tayfayı Topluyor

Harry Redknapp şu anda Real Madrid'in başında olan Juande Ramos'tan aldığı enkazı adama çevirebilmek için çareyi eski tayfayı toparlamakta buldu. Önce zararına Defoe'yu adı Portsmouth'tan hem de tarihi kazıkla. Yetmedi dün Chimbonda'yı Sunderland'den tekrar White Hart Lane'e getirdi. Ne kadar kazık yiyeceksek yiyelim ligde kalalım mantğıyla hareket ediyor besbelli Redknapp ve şimdi sırada Robbie Keane var. Sezon başında Rafa Benitez çok büyük umutlarla getirmişti Keane'i Anfield Road'a, tam 20 milyon Sterlin saymıştı. Özellikle Tottenham'daki Keane Liverpool'un belki de aradığı adamdı. Yırtan, dağıtan, servis eden, bitiren Keane. Ama nedense o kadar parayı sayan Benitez ilk bir kaç maçtan sonra sanki Keane yokmuş gibi davranmaya başladı. Önce yedek kalmaya başladı, sonra kadroya girememeye. Artık sıradan maçlarda bile adı tahtada yazmıyor Keane'in. Benitez performansı düşük yoksa bir kinim yok diyor, Keane daha ne yapmalıyım çalışıyorum da çalışıyorum diyor. Bu tartışmadan Redknapp kendine pay biçiyor.Tottenham'da takım kaptanı, adı tahtaya ilk yazılan, takım etrafaına kurulan oyuncu iken Liverpool'da opsiyonlardan biri olmak kuşkusuz Keane'i yaralamış ve yüzüne de yansımıştır. Ancak bildiğimiz Keane her daim çalışır ve işini aksatmaz, performansın en yükseğini vermeye çalışır. Böylesi bir adamın Liverpool'un bugüne kadar oynamış olduğu 34 resmi maçın sadece 5'inde 90 dakikayı tamamlamış olması da soru işaretidir. Soru işareti ise şu cümlenin sonuna yakışır: Benitez'in çılgın rotasyon anlayışı kaç oyuncunun başını yaktı?

Bugün Tottenham Keane'in peşinde, Keane ise forma. Peki Keane'in peşinde olduğu formanın rengi şu 4 günde değişir mi acaba...

Yazık Sana!


Yorumsuz...

25 Ocak 2009 Pazar

Aragones-Güiza L.t.d Ş.t.i

Öncelikle hem Trabzonsporlu hem de Fenerbahçeli futbolcuları tebrik etmek lazım. 0-0 biten bir maç nasıl zevkli olur bunu tüm Türkiye’ye gösterdi sahadaki futbolcular. Maçın başlamasıyla pozisyonlar ardı ardına geldi. Başlama düdüğü çaldıktan 10 saniye sonra ilk pozisyon Fenerbahçe’den geldi. O pozisyonun devamında da Trabzonspor %99’luk gol pozisyonunu elde etti. Ama iki takımın futbolcuları maçın genelinde olduğu gibi son vuruşlarda başarısız oldular. Maçın özetini henüz izlemedim ama Lig Tv’nin bu maçın 3 dakikalık görüntülerini nasıl oluşturacağını çok merak ediyorum.. Çoğu 0-0’lık maçta üç dakikayı bırakın bir dakikalık görüntü çıkarmakta zorlanan çalışanlar bu sefer de tam tersini yaşıyorlardır. Allah kolaylık versin.
Maça Trabzonspor açısından bakacak olursak Ersun Yanal sistem olarak bir deplasman takımının Fenerbahçe’ye karşı nasıl oynayacağını gösterdi. En iyi oyuncusu Egemen Korkmaz’dı bana göre. Orta sahayı kalabalık tuttular. Fenerbahçeli orta saha oyuncularının özellikle Emre ve Deivid’in rahat pas yapmasını engellediler. Orta sahada kaptıkları topları Yattara ve Selçuk İnan ile buluşturdular. Ancak bu iki oyuncu çoğu final pasında başarılı olamadılar. Burada Yattara’ya bir paragraf açmak istiyorum. Roberto Carlos’un herhalde defansif anlamda Türkiye Ligi’nde hiçbir maçta bu kadar başı dönmemiştir. Baş başa kaldıkları tüm pozisyonlarda Yattara, Carlos’u ekarte edip geçti. Ama az önce de dediğim gibi sonrasını getiremedi. Maçın Trabzonspor açısından en verimsiz oyuncusu Colman'dı. Aldığı her topu ezdi. Pas tercihlerinin çoğu yanlıştı. Kısacası bu maçta idare etti. Diğer taraftan Umut ve Gökhan 3-5 maçlık gol pozisyonu kaçırma sayısını bir maçta elde ettiler. Bir ileri uç oyuncusunun bu kadar gol kaçırma lüksü olamaz.

Fenerbahçe tarafından maça baktığımızda ilk onbir zaten beklenen onbirdi. Fenerbahçe’nin bu maçtaki en iyi oyuncusu maçın da adamı olan Volkan Demirel’di. Volkan Babacan korkusu demekki Demirel'in performansını arttırdı. Saraçoğlu'nda maçın adamının Fener kalecisinin olması maçla ilgili analizin nasıl olacağını gösteriyor zaten. Kurtardı ha kurtardı. Hele ilk dakikalar tam bir libero gibiydi. Yönetime “üç kuruş beş kuruşu düşünmeyin sözleşmemi yenileyin” mesajını verdi. Defansif anlamda Fenerbahçe defansı Trabzonluları ofsayta düşürmek amacını güden bir plan oluşturdular. Ancak Trabzonspor ilk yarım saatte aynı sebepten üç gol pozisyonu yakalayınca alan savunmasına geçtiler. Gökhan ve Carlos ofansa yardım edeceğiz derken defansı çoğu zaman unuttular. Düşünün ki sezon başından beri, gol pozisyonunu bırakın, orta sahayı geçmeye imtina eden Hrboje Cale iki gol pozisyonunu eritti. Ama ofansif anlamda özellikle Carlos iyiydi. Orta sahasında Emre beklediğimden daha iyi bir maç çıkardı. Topu ileri doğru götürmeye çalıştı. Ama Trabzon orta sahası Fener yarı alanında öyle bir pres uyguladı ki rahat bir pas veremedi. Aynı şey Alex ve Deivid için de geçerli idi.

Ve ileri uç, Muhteşem Güizaaa! Bu adamı gördükçe Kezman gözümde daha çok büyüyor. Bazıları Kezman'ın ne farkı var diye düşünebilir. Kezman en azından bağırıyordu, çağırıyordu, isyan ediyordu, kavga ediyordu, kırmızı kart görüyordu yani maçta olduğunu hissettiriyordu. Bu adam gol atmaktan geçtim sahada arkadaşları ile iletişim bile kurmuyor. Forvet mi yi bırakın futbolcu mu ya da geçen sezon 25-30 gol atan adam bu mu? Bana göre bu, sistemle ya da uyumla alakalı da değil. "Özel yaşantısında sorunları var ondan oynayamıyor" lafını da kabul etmiyorum. Emre ile ikisinin maliyeti kontratları bitinceye kadar kalırlarsa 100 milyon TL. Bu para İspanya'dan gelmedi Türkiye'nin parası. Bu paraları istiyorken profesyonelim diyorsun. O zaman saha içinde de profesyonel olacaksın. O düşünceleri sahaya çıkarken saha kenarında bırakacaksın. Bunu yapamıyorsan babana gidip "Ben oynayamayacağım" diyeceksin. Ama Güiza, pas vereceği yerde şut atıyor. Duracağı yerde koşuyor. Koşacağı yerde duruyor. Güiza’dan maç içinde köy ya da kasaba olmayacağı 45 dakikanın sonunda belli ama Mr. Aragones üvey çocuğunun üzerine toz kondurmuyor ve 85 dakika oyunda tutuyor. Artı bir iddiam olacak. Bu Aragones kanımca Semih Şentürk’ü tanımıyor. Ne olduğunu bilmiyor. Basit bir forvet zannediyor. Tabi Güiza çıkarken de yarım sezon ona sabreden Fener taraftarı protesto ediyor. Sonuna kadar da haklılar. Aragones bugün ona yarın sana, bunu unutma. Sanma ki bu taraftar her dediğine eyvallah diyecek. "Ben İspanya’yı şampiyon yaptım." havasıyla yaklaşırsan seni sezon sonu gelmeden kapının önüne koyar bu taraftar. Dışarıya hep destek tam destek sözleri içeride giderek büyüyen bir protestoya dönüşüyor. Farkında mısın bilmiyorum. Kısacası Güiza, Fener’den gider başka takımda kazanır parasını ama senin de başını yer böyle gidersen. Semih 85’te girecek bir oyuncu değil. Artı Uğur Boral’da ne gördün de oyundan çıkardın. İlk yarının en iyilerindendi. Ama sen gittin Kazım’ı aldın. Alex'i çıkarıp Josica'yu alırken amacın neydi skoru korumak mı çok merak ediyorum. İspanya'ya yolculuk zamanın yaklaşıyor. Maçın hakemi Bünyamin Gezer genelde iyi bir yönetim gösterdi. Ama yayında gördüğüm birkaç pozisyonda oyuncularla konuşması esnasında dudak hareketlerinden yanlış anlamadıysam diyaloglarını biraz yumuşatması gerekir. Sonuçta o futbolcular azar işitmeye çıkmıyorlar maça. Yan hakemler ise tek kelimeyle muhteşemdi. Tüm ofsayt pozisyonlarını çok iyi süzdüler. Dünkü Sivas-Galatasaray maçındaki yan hakem facialarından sonra iyi yan hakemlerin de olduğunu görmek mutluluk vericiydi.

Son bir söz de Fenerbahçe yönetimine. Maç bitince güvenlik sebebiyle bekletilen Trabzon taraftarına çay servisi yapmanız alkışlanacak bir hareket. Tebrik ediyorum. Ancak bu sezon Fenerbahçe şampiyon olsa bile hatalarınızı dikkatli bir şekilde analiz etmeniz lazım. Hoş, etmeyip bu şekilde devam ederseniz rakip takım taraftarlarını mutlu edersiniz. Aragones için söylediklerim sizler için de geçerli. Takım taraftarlığı insanlara olan değil renklere olan sevgidir. Herkesi susturabilir ama taraftarı susturamazsınız. Teşekkür edilir ve gönderilirsiniz . Bunu unutmayın.

Maçın hakkı konusunda ibre Trabzonspor tarafındaydı. Netice olarak 0-0 ama çok zevkli çok hızlı geçen bir maç oldu. Ama maçtan aklımda kalan, onlarca pozisyon değil, Semih Şentürk’ün 85’te oyuna girmesi oldu. Tekrar söylüyorum: “Aragones bu Güiza’ya güvenme. Senin başını yiyecek.” Benden söylemesi…

Bir Nelson Rezaleti

Tam takım oyuncusu oldu, artık ön plana çıkmak için değil takımı için oynuyor derken 2 maçtır ayarı yine bozuldu Nelson'ın. Son periyotta 10 sayı yapmış olması ya da maçı 94-94'e getiren üçlüğü atmış olması hafifletmez bile takıma attığı kazığın etkisini. Tamam takım Boston mağlubiyetinden etkilenmiş, moraller bozuk, savunma yapmak ancak son periyotta akıllara gelmiş ama bu nedenlerin hiç biri Nelson'ı ve başına buyruk oyununu affettirmez. 94'ü getiren üçlükteki sut seçimi hatalıydı şansı yaver gitti ama son topta yaptığı asla ve asla affedilemez.

Van Gundy maçın başından sonuna kadar çok sinirliydi, sanırım ilk dakikadan itibaren olacakların farkındaydı. Bu haftanın oyuncusu ödülü gerçekten Nelson için hiç ama hiç iyi olmadı, tutturduğu istikrar ve oyun bir anda kocaman egosuna yem oldu gitti. 2 günlük ara ve Salı günü kendi sahasında çok yiyen Indiana ile oynanacak olması Magic için büyük bir toparlanma imkanı. Van Gundy yine elinden geleni yapıp 2 maç önceki Magic'i geri getirecektir.

Ha bu arada Wade'e inanılmaz saygı duyuyorum. Bu kadar hissettirmeden ve sakin bir yüz ifadesiyle böylesine muhteşem bir lider olmak nasıl bir meziyettir...