Sayfalar

30 Eylül 2011 Cuma

Çanlar Ankara Takımları İçin Çalıyor!

Bursaspor 4-0 Gençlerbirliği


Bursaspor’un kaliteli ve birbirini iyi tanıyan oyunculardan oluşmuş kadrosu ile Gençlerbirliği’ni yeneceğini tahmin ediyordum. Ne var ki Gençlerbirliği’nin bu kadar mahkum bir oyun sergileyeceğini düşünmemiştim. Açıkçası ilk 5 haftadaki oyunlara bakıp konuşmak ne kadar doğrudur onu bilemiyorum ancak Ankara takımlarının eğer durumlarında bir iyileşme olmazsa playout’a kalmaları en muhtemel iki takım olduğu bugün yine ortaya çıktı. Bunu söylerken Gençlerbirliği’nin kazandığı Karabük maçını da göz önünde bulunduruyorum. 5 haftalık lig süresince gol yollarında sadece ve sadece Stoke City’ye benzer bir yol izlemeleri yani kanatlardan yapılan ortalarda nispeten güçlü ve uzun boylu oyuncuları olan Herve Tum ve Mumunga’yı gol pozisyonunda sokmaya çalışmaları, elde başka bir B planının olmaması bununla birlikte takımdaki oyuncuların kendilerini ilk dakikalarda sürklase eden rakiplere karşı dirençlerini arttıramamaları, motivasyon eksikliği ve gerekli kondisyon yüklemelerinin henüz yapılmaması ya da sahada böyle görünmesi en önemli sorunları olacak lig yolunda. Gelelim maç ile ilgili notlara:

1. Maça Bursasporlu taraftarların fazla rağbet göstermemesi ve tribünlerin boş kalması Bursaspor'un Karabük ve Beşiktaş maçlarının bir tezahürü gibiymiş gibi görünse de bu haftaya özgü olduğu ve gelecek haftalarda Bursa halkının yine takımının yanında olacağına inanıyorum.

2.Bursaspor onbiri açıklanmadan önce bu sezon artan performansı ile adı en önde yazılması gereken Batalla’nın Federico Insua ile rotasyona sokulması ve maça 11’de başlamaması her ne kadar uzun lig yolunda gerekli olsa da Insua’nın gösterdiği performans ile doğru olmayacağını gösterdi.

3.Bursaspor maçın ilk yarım saati itibari ile rakibini sürklase etti. Ne var ki atak kombinasyonlarında sadece Sestak’ın bir şeyler yapmaya çalışması; N’Diaye, Ozan İpek ve Insua’nın bu zaman dilimindeki bal yapmayan arı halleri Bursa lehine golün erken gelmemesinin en önemli nedeniydi.

4.Maçın otuzlu dakikalarında Bursaspor’un kontratağında üçe bir giderken Turgay Bahadır’ın boş durumdaki arkadaşlarına topu vermeyip Hagi edasıyla aşırtma yaparak gol atma hevesi sonucunda döver misin yoksa tuzlu suda bekleyip yarına mı bırakırsın demedim değil.5.30 ila 40’lı dakikalar arasında gerek rakibin ikili üçlü sıkıştırmaları sebebiyle gerekse kendini geri çekip unutturma çabasıyla ortada fazla görünmeyen Sestak’ın 42’de yaptığı güzel ortaya arka direkte Ozan İpek’in Hakan Şükürvari bir kafa vuruşu ile gol yapması hem ilk yarıda bir gol görüp maçın Gençlerbirliği lehine hareketlenmesi ümidi hem de Hakan Şükür’ü hatırlamak açısından güzeldi.

6.İlk yarının son çeyreğinde oyuna aktif olarak katılmaya başlayan Ozan İpek ve Turgay Bahadır’ın yanında halen bir varlık gösteremeyen Insua’nın maçta daha fazla duramayacağı belliydi ve yerini yeşil sahada esas bulunması gereken Batalla’ya bıraktı ve zaten Batalla’nın da oyuna girmesinden sonra zaten Bursaspor lehinde devam eden oyun Gençlerbirliği’li oyuncuların varlıksız oyunu ile iyice Bursaspor’un hegamonyasına girdi.

7.Batalla’nın oyuna girmesinden sonra Gençlerbirliği’nin şuursuz ataklarının cılız olmaktan öteye geçememesi ve dönen toplarda kondisyon sorunları sebebiyle maç 4-0’lık bir sonuçla sona erdi.

Sonuç olarak, Bursaspor tarafından bakılırsa en önemli elde edinilecek bilgi, sakatlık ve ceza sorunu haricinde Batalla, Bursaspor ilk onbirinde bir numaralı yazılacak oyuncu olduğu; Gençlerbirliği tarafından bakılırsa Fuat Çapa’nın bu takıma acilen bu zaman kadar yüklenmesi gereken kondisyon sorununu çözmesi ve bununla da birlikte atak yapılırken 3-4 farklı kombinasyon yaratmaları gerektiği gerçeğidir.

27 Eylül 2011 Salı

Bir Okuyucumuz Gözüyle Galatasaray-Eskişehirspor Maçı (DHA'dan Cemal)

Bloga zaman zaman siz değerli okuyucularımızın görüş ve düşüncelerini de taşıyoruz. Bu sefer "Sana Koca Bir Özür Ujfalusi" başlıklı yazımıza bıraktığı yorumla çiçeği burnunda DHA muhabiri sevgili Cemal'in yorumlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz.

"Galatasaray Eskişehirspor karşısında adeta kendini buldu diyebiliriz. Eskişehirspor karşısında oynayan takımların oyun hızını düşürmemeleri dikkat çekici. Bir takımın karşısında pas trafiği iyi olan rakip çıktığında yapacak iş bellidir. Rakibi kendi oyunuyla vur. Bu maçta Eskişehirspor'un pas trfaiğine engel olan bir takım vardı. Normalde Eskişehirspor topu iyi kullanan bir takım görünümüne sahip. Bu maçta Galatasaray Eskişehirspora orta sahada bir duvar gibiydi. Karşılaşmanın 70. dakikalarında isabetli pas kullanımı Galatasaray'ın 200, Eskişehirspor'un 71'lerde olduğunu gördüm. Arada uçurum var. Dünya kuluplerine baktığımızda da klasik örnek Barcelona. Barcelona iyi top kullanan bir takım.Rakiplerini paslarıyla yoran bir takım.Onlar da yenilebiliyor. Nasıl oluyor bu? Karşılarında aynı garanti paslarla oynayan bir takım olduklarında oluyor. Eskişehirspor gibi topa iyi sahip olup olumlu paslarla kaleye gelen bir takımın sahada olmadığını görmek şaşırtıcı değil. Orta sahada Galatasarayın 'garanti paslarla' oyunun yönünü değiştirerek forvet hattına topu akıllıca vermesi sayesinde bu gerçekleşti.

Her takımda mutlaka her an yaptıklarıyla takımının pimini çekecek bir oyuncu var. Galatasarayda da Gökhan Zan. Gökhan Zan'ın oyun stiline baktığımızda her an top kaybedecekmiş hissi uyandırmıyor değil. Beşiktaş'ta da bu durum böyleydi. Bu yüzden takım arkadaşının bazen çektiği pimi görüp Ujfalusi gibi oyuncuların bomba düzeneklerinden anlaması gerektiğini farkına vardık. Beşiktaş bunu yapamadı ki bombayı Galatasaray'a verdi. Galatasaray 'cam adam' lakaplı bu oyuncunun hatalarını en aza indirme yoluna gitmiş. Maça da bakıldığında bunda da başarılı olmuş diyebiliriz. Eskişehirspor'da da Batuhan bana göre adeta canlı bomba gibi. İnsanlar meslek hayatlarında yaptıkları hareketler ve sergiledikleri başarılarla saygı görürler. Batuhan Eskişehirspor'da kendini bulduğuna inanıyor.Ama bir metre yol ilerleyemedi. Gol atar mı atar. Sağlam futbolcu tabiriyle dediğimiz bir oyuncu mu hayır. Galatasaray 'Zan' altında kalmamak için aklını kullanıp bu oyuncunun eksik yönünü azaltmayı bildi. Gökhan Zan, defans bölgesinde savaşcı bir transfer olan Ujfalusi sayesinde Batuhan gibi bombanın elinde patlatmasına izin vermedi.

Gelelim yabancı Türk uyumuna. Yıllardan beri Türk oyuncuların yedek kulübesinde daha çok durduğunu görüyorduk. Hala da öyle. Oyunun savaşan kısmında Türk oyuncusunun olması gerekir tabi yanında da yardımcı güç olan ithal kaliteli bir makine.Galatasarayda bu makine Felipe Melo olmuş durumda. Ortasahada Eskişehirspor'un top kullanmasına izin vermeyenlerin başında Melo vardı. Ortasaha oyuna hazırsa forvete iyi top taşıma gerçekleşir. Forvet hattında Elmander'in peşinde adam koşturması Eskişehir defansının zor anlar yaşadığını gösterdi. Elmander olduğu yerde hiç durmadı. Devamlı yer değiştirdi. Rakibin aklını bulandırdı diyebilirim. Beşiktaş'ta Almeida gibi bir ithal ürün var. Derler ya hani "Demir mi yuttun be adam!" Aynen öyle. Bu oyuncular top beklerler, iyi gelen topları güzel kullanıp golü atarlar. Forvet oyuncusu bu mudur? Kesinlikle hayır. Bu oyuncu sağlam değildir. Bu yüzden Beşiktaş çözüm için Edu'ya başvurmuş durumda. Başarılı bir iş olacak mı ilerleyen günlerde göreceğiz. Galatasaray Hakan Şükür'den sonra böyle oyuncuya hasret kalmıştı. Forvet oyuncusu gol atamıyorsa peşinde adam koşturarak diğer takım arkadaşlarına gol şansı vermeye çalışmalıdır.

Söylemeden edemeyeceğim. Ama hala bir düzelme göremedim. Hırslısın. Hücuma katkı sağlıyosun. Çok koşuyosun. Pres gücün yüksek. Ama artık düzgün orta aç be Sabri. Hem takımın hem de milli takımın yararına bunu yap lütfen. Önündeki tek adama nasıl topu çarptırabiliyosun aklım almıyor. Bazen öyle bir orta açıyorsun ki işte diyorum Sabri böyle olmalı. Ama bazen öyle bir pas ya da öyle bir top kullanıyorsun ki saç baş yolduruyorsun ve çoğu kez güldürüyorsun. Niye mi güldürüyorsun?Sinir bozucu olduğu için.

Herkese saygılarımla. Kolay gelsin."

Kendisine biz de teşekkür ediyor, takipçimiz olan bir BJK taraftarı olarak yorumlarının devamını bekliyoruz...

"Person of Interest" Ses Getirir

Benjamin Linus rolü ile aynı anda hem hayranlık hem nefret uyandıran adam Micheal Emerson ile İsa'nın Çilesi filminde aldığı siyasi ve dini tepkiler nedeniyle bir anda piyasadan silinme noktasına gelen ama çok çok yetenekli bir oyuncu olan Jim Caveziel. İşte bu iki büyük isim CBS kanalının yeni dizi projesi "Person of Interest"te bir araya geldiler.

Dizi sevdiği elinden alınmış isyankar eski bir devlet alanı-suikastçisi (Caveziel) ile devlete çalışmış ve çok önemli projeler üretmiş bir bilim adamının (Emerson) ani gelişen ortaklığı üzerine kurulu. Finch (Emerson) devlete suçlar işlenmeden önce tahmin edilmesini sağlayan bir sistem geliştirmiş olan, milyarder, şu an ölü sanılan bilim adamımız. John Reese (Caveziel) ise dediğimiz gibi sevgilinin kaybından sonra ortadan kaybolmuş, devlete isyan bayrağı açmış, Finch kendisini bulana kadar intiharı düşünen eski bir suikastçi. Bu ikili Finch'in yaptığı sisteme devletin bilgisi olmadan bıraktığı arka kapıdan sızarak işlenmesi muhtemel suçları engellemeye çalışan bir ekip haline geliyorlar. Finch'in serveti ve Reese'in yetenekleri hedefe ulaşmalarındaki iki önemli etken.

Bu dizi bana direk olarak Azınlık Raporu çağrışımını yaptı ama gerek işlenişi, gerekse buğulu atmosferi ile Journeyman ve 4400'den aldığımız gizemli havaları da taşıyacakmış tadı bıraktı. Kovalamaca ve aksiyon sahnelerinin çokluğu da Fugitive-Kaçak'ı çağrıştırdı. Sonuç olarak keyifli ve ilgi uyandıracak bir proje. Projenin yapımcısı - yaratıcısı ise Christopher Nolan'ın küçük kardeşi Jonathan Nolan. Dolayısıyla kalite bu diziye özünden, kaynağından geliyor dersek yalan olmayacak.

Dün gece ilk bölümünü sevgili eşimle izledikten sonra ben fırsat buldukça bu diziyi izlemeyi kafaya koydum. Eğer bir kadın böyle bir diziyi beğeniyorsa o dizi tutar. Umarım bir CBS pişmanlığı ve dangalaklığı daha da yaşamayız. Bknz: İnanılmaz hayran kitlesi yaratmışken yayından kaldırılan onlarca dizi...

26 Eylül 2011 Pazartesi

Sana Koca Bir Özür Ujfalusi

Galatasaray 2-0 Eskişehirspor

Galatasaray-Eskişehirspor maçı bu sezon itibari ile benim ve sanırım tüm Galatasaray taraftarının umutlarını tazeleyecek bir oyun ve skorla tamamlandı. Hep söylenen tünelin ucundaki ışığı görmek deyimi bu maç sonrasında kullanılsa herhalde yanlış bir yargıda bulunmuş olmam.

Maç kadrosu açıklandığı zaman Galatasaray tarafında ilk göze çarpan 7 Türk ve 4 yabancı futbolcu bu maçın sonucuyla da hareketle bazı sinyaller vermiştir futbolseverlere. Takımın başında teknik taktik beceriyi geçtim motivasyon ustası olan F. Terim varken takımda derdini amacını kolaylıkla anlatabileceği futbolcuları sahaya belki de sürmek zorunda kalması ona da bazı şeyleri anlatmıştır. Bununla birlikte 2 sezondur benim ve benim gibi düşünenlerin anlatmaya çalıştığı “Ne zaman ki bu takımda Türk oyuncular iskeleti oluşturur, yabacı oyuncular ise öldürücü olursa o zaman tekrar Galatasaray ilerlemeye başlar” sözünün mecburiyet sonucunda olsa da gerçekleşmesi beni ziyadesiyle mutlu etti.
Eskişehir maçıyla ilgili göze çarpan en önemli gelişmelerden biri, belki de en önemlisi Fatih Terim’in oyun anlayışının en hayati noktasını oluşturan top rakibe geçtiği anda şok pres ile rakibi hızlı çıkarmama ya da topu kapma oldu. Diğer bir deyişle Selçuk, Elmander, Engin Baytar ve Kazım’ın çok koşması ve topa hep yakın olmaları Melo’nun Galatasaray’ın ligdeki önceki maçlarında yaşadığı orta sahayı tek başına kapama yükünü hafifletip gerektiğinde defans hattına gerektiğinde ofansa da yardım etmesini ve bu akşam hem kendi açısından hem de taraftar açısından oyundan zevk alınmasını sağladı.

Orta sahada bu akşam meydana gelen aktiflikten söz etmişken Engin Baytar’a da bir parantez açmak lazım. Baytar ilerleyen maçlarda eğer şu durumunu korursa sevgili Nevzat Dizdar’ın da dediği gibi takımın as oyuncusu olma yolunda çok büyük adım atacaktır. Tabiki bu akşamki maçta dört dörtlük bir oyun sergilemedi ama Selçuk’un bir türlü cesaret edemediği deplaseleri varyeteleri ve pasları gerçekleştirmeye çalışması ama en önemlisi topa yakın olma isteği görünen o ki Baytar’ın en önemli farklılıkları olacak bu sezon.

Maçı oyuncular bazında ele almak gerekirse Ujfalusi’ye değinmeden olmaz. Maçta her ne kadar Melo muhteşem oyunuyla ön plana çıksa da maçın adamı bana göre Ujfalusi’dir. Geldiği zaman temposuz ve yavaş bir oyuncu olarak tanımladığım Tomas’ın oynadığı maçlarda beni ve benim gibi düşünenleri tekzip edercesine her maç hızı, oyun düşüncesi ve görüşü ile 3-4 kritik dokunuşu düşüncelerimde hatalı çıkmama rağmen beni her maç daha da çok mutlu etmekte. Bu akşamki maç özelinde Melo’nun etrafında kendisine yardımcı olan en az 3 oyuncu varken Tomas’ın yanında yoluna köstek olan Zan’ın olması Ujfa’nın maçın adamı olduğunun ayrı bir göstergesidir.

Tabi bu akşam yaşanan tüm bu olumlu gelişmelerle birlikte gelecek hafta oluşturulacak kadroda Eboue’ye yer açılması için bugünkü ısıran, savaşan orta sahanın bozulması hem bu hafta savaşan oyuncuların motivasyonunu düşürebilir hem de tekrar bir geri dönüşe sebep olabilir. Bu da işin negatif yanı olarak söylenebilir. Eğer illaki takımda Eboue’ye yer açılacaksa feda edilecek isim Sabri’dir. Daha ötesi yok…

Son olarak yarın büyük ihtimalle yapılacak Elmander maç boyunca hiçbirşey yapmadı yorumlarına tek bir istatistiki bilgi ile cevap vereyim: Elmander’in 90 dakikada katettiği mesafe 11490 metre. Bu akşam Galatasaray orta sahası daha efektif oynadıysa, Eskişehirspor hızlı atağa çıkamadıysa, Galatasaraylı orta saha oyuncuları boş alan buldularsa ve pozisyon zenginliği yaşanmışsa bunda Elmander’in rakip defansı kendisiyle gezdirmesi, savaşması ve devamlı yer değiştirmesi de yatmaktadır. Eğer bir ileri uç oyuncusu gol atamıyorsa bunları yapmalıdır ki en azından takıma bu şekilde yararı olsun…

Son olarak hem maç sonucunun taraftarda oluşturduğu duygu hem de gecenin anlam ve ehemmiyetine binayen büyük usta Jupp Derwall'den bir söz ile bitirelim: "Galatasaray'ın Adının Olduğu Yerde Umut Vardır."