Sayfalar

22 Ekim 2011 Cumartesi

Cüretkar Ol! Ama İşine Geldiği Yerde Değil Heryerde...

Geçen hafta içerisinde yazılı medyada şike-teşvik davasıyla ilgili olarak çıkacak karara ilişkin etik kurul kaynak olarak gösterilerek “Fenerbahçe, MİY ve Sivasspor küme düşürülecek; Beşiktaş, Trabzonspor ve Eskişehirspor’un da puanı silinecek” diye haberler çıkmıştı. Aslında bu haberler gazeteler tarafından yazıldığında adı geçen kulüplerin yöneticilerinin mahkeme tarafından alınmış olan gizlilik kararını ihlal ve yönlendirme amaçlı yapılmış bir haber olması itibari ile resmi sitelerinden sert açıklamalar yapacaklarını düşünmüştüm ama nedendir bilmiyorum hiçbirisi benim bildiğim kadarıyla bir açıklama yapmadı.Konuyu açıkladıktan sonra bugün öğle saatlerinde TRT3Spor’da Ümit Aktan’ın yaptığı “Haydi Maça” programında yaşanılan olaya geçmek istiyorum. Programın formatı zaten o an oynanan maçların skorlarını haber vermek. Ayrıca ileriki saatlerde oynanacak maçlarla ilgili konuk yorumlarının olduğu programda Ümit Aktan yukarıda belirttiğim haber ile ilgili olarak Tunç Üner isminde birini bağladı. Tunç Üner ismini ilk defa duymuştum ama programda anlatılanlara göre zamanında futbolcu menajerliği ve Ulusoy döneminde TFF İsviçre Temsilciliği yapıp gerek Türk Kulüplerinin gerekse milli takımın UEFA ile olan olaylarında arabuluculuk yapan biriymiş. Ne varki programa katılma sebebi ise yukarıda belirttiğim haberi UEFA’dan öğrenip medyaya söyleyen insan olmasıdır. Zaten zamanında TFF’nin İsviçre temsilciliğini yapmış olması UEFA içerisinde bu konuyla ilgili bilgi alabilecek kapasitesi olabildiğini gösteriyor. Benim için konu bu değil zaten. Programda Ümit Aktan sorularını sordu, Üner de cevapladı. Üner ile telefon görüşmesi bittikten sonra da bu sefer yayına Ogün Altıparmak bağlandı. O anki düşüncem Altıparmak’ın bu haber yalandır, hiçbir astı astarı yoktur diyeceği idi. Fakat bağlandığı ilk saniyeden itibaren Ümit Aktan’a “Sen bu adamı programa nasıl bağlarsın?” lafıyla birlikte yayından yarılana dek salladı durdu. Hatta o kadar ileri gitti ki Aktan’a “Senin müdürünle görüştüm zaten. Dikkatli olacaksın, olmazsan orada olmazsın” diyerek alttan alta tehditvari konuşmalar içerisine de girdi. Ümit Aktan’ın Altıparmak’a sorduğu Üner’in dedikleri yalan mı peki sorularına ise inatla cevap vermeyip her seferinde onu telefona bağlayamazsın demekle yetindi. Aktan da Allah için hiç üstüne gitmedi Altıparmak’ın, devamlı saygılı bir şekilde alttan alarak konuşmaya çalıştı ki bu sektörde 30 senedir olan bir insan tam tersi davransa da fazla bir şey söyleyemezdim ki, Altıparmak da Aktan’ın bu saygısını devamlı üzerine giderek lehine çevirdi. Acaba karşısında bir Toroğlu’nun, bir Çakar’ın ya da Serhat Ulueren’in olacağını bilse bu kadar kolay bir şekilde telefona bağlanıp böyle tehditler edebilir miydi, tabiî ki hayır. En azından bu kadar yüksek volumden konuşamazdı. Neyse, Konuşmanın sonunda da Aktan da seyircilere dönüp bakalım yarın burada olabileceğiz mi diyerek bazı şeylere olan isyanını da belirtti. Yapacak başka bir şeyi edecek başka bir lafı da yoktu zaten. E be Altıparmak bu haber ortaya çıkalı kaç gün geçti sen neredeydin aklın neredeydi ki bu adam birini bağlayınca çemkirme ihtiyacını hissettin kendinde anlamadım gitti.Bu olay kesinlikle Fenerbahçe ile alakalı değil, güncel bir olay olduğu için yazıyorum. Zamanından beri bazıları işlerine gelmeyen haberlerden sonra seslerinin çıkabileceğini düşündüğü mecralarda seslerini yükseltip bazı konuların konuşulmasını, tartışılmasını ya da bilgi edinilmesini istemiyorlar. Belki de programlara katılıp kendi egolarını tatmin ediyorlar savundukları düşünceler üzerinden birilerine saldırarak. Tamam gizliliği bilinen bir konuyla ilgili konuşulması yanlış olabilir ama e be mübarek insan, sana çemkirme ihtimalleri yüksek olan insanlar her hafta binlerce laf ediyorlar ekranlar önünde bu olayla ilgili. Onlara gücün yetmiyor da Aktan’a mı yetiyor demeden geçemiyor insan. En büyük ümidim, Ogün Altıparmak’ı Aktan’a çemkirmesine neden olan bu Tunç Üner isimli zatın Serhat Ulueren ya da Ahmet Çakar’ın programına katılması. Zaten verdiği haberi de düşününce tam o programlara yakışan bir insana benziyor. Bakalım o zaman Altıparmak programa çıkıp Ulueren’e ya da Göktuğ Sevinçli’ye senin müdürünle görüşüp işinden attırırımvari bir tehdit içerisinde olabilecek mi? İnşallah bu beklentim olumlu sonuçlanır…

21 Ekim 2011 Cuma

Ağırlıkları Çıkardık, Özür Dileriz...

Şubat ayı civarında askerden geldikten sonra hayata adapte olabilme sürecindeki basamaklardan biri de tekrar yazmaya dönme çalışmalarıydı. Ancak hem evlilik telaşına girmem hem iş yoğunluğu hem de Türk sporunun futbol odaklı olmak üzere içinde bulunduğu durum bir türlü tam anlamıyla yazmaya geri döndüremedi beni. Öyle bir heves kırılması yaşadım ki anlatamam. Son dönemlerde tam yeniden heveslenir gibi olup paylaşımları arttırmışken ozhano'nun ortaya çıkan twitter hastalığı da hevesimi yeniden kırdı açıkçası. Çok yoğun çalışan, bu nedenle çoğu zaman mobil olmak zorunda kalan ben twitter ve facebook hastalığına kendimi kaptırmadan çok uzun süredir devam etmeyi başarmıştım. Ama bazı şeyleri tek başına sürdürmek gerçekten zor oluyor. Özel hayatımızda bir çok şey yaşıyoruz, işlerimizde çok yoruluyoruz, terapi olarak Çoban Salata'nın kollarına sığınıyoruz uzun zamandır. Fakat iyice yalnız kalınca o çırpınan heves de havasız kalıp yumuyor gözlerini. Volkanbk3 ile yollarımızı ayırmıştık, tolga ailevi durumlarından çok uzun zamandır hiç bir şey yazamıyor, ilter sanırım Amerikan Futbol Liglerinin başlamasını bekliyor, ozhano da kendi hayatında bir çok yoğunluk yaşarken twittercı olduğundan blogtan biraz uzaklaştı. Benim durumumu zaten anlattım.

Açıkçası sözün özü belli. Bilenler bilir blogu kapatacak değilim ama gelip giden dostlarımıza vefa borcudur şunları söylemek: Kusura bakmayın kendimizi hayata kaptırmış durumdayız ve en azından bir süre bu blogta kaliteli spor yazıları göremeyeceksiniz. Ha sürprizler olur, birimiz klavye boşalımı yaşarsa bilemem, ama tahminim o ki blog biraz stand-by'da kalacak. Sloganımız olan "Hayat katkılı, spor ağırlıklı blog"tan ağırlıkları bir süreliğine çıkarıyoruz. Döndüğümüz, kendimize geldiğimiz zaman zaten anlaşılır. Hepinize teşekkürler... Bir de kahrolsun micro-blogging!!!

16 Ekim 2011 Pazar

Babamın Penguenleri



İnanılmaz iş yoğunluğu içerisinde ancak eşimle biraz kafa dağıtacak vakit bulup dün gece izledik bu filmi. Jim Carrey her zamanki gibi ama penguenler resmen rol çalıyorlar. Anlatılamayacak şekilde, koşulsuzca gülüp rahatladık, resmen terapi gibi geldi bize, yorgunluğumuzu attık. O nedenle hiç bir şey düşünmeden gülmek istiyorum veya ailem, çocuklarımla hangi filme gitsem hepimize hitap eder diye düşünenlere hiç düşünmeden yapacağım öneridir Babamın penguenleri...