Sayfalar

5 Eylül 2009 Cumartesi

Hangisi En ‘İyi’ Transfer?

anket

Şöyle bir Fifa'nın sitesine bakayım dedim, dünya futbolunda gündemde neler var diye. Küçük küçük anketler olur hep burada. En son 'Dünya Kupası oynayamayan en iyi futbolcu sizce hangisi?' anketine oy vermiştim. Oyun Ryan Giggs'eydi. Bu seferki anket de 'Sizce en iyi transfer hangisi çıkacak?'

Efsane Vuruş ve Ballack

Real Madrid Bayer Leverkusen'le finalde karşılaşıyor 2002'de. Roberto Carlos'un ortasında Zidane yerini ve pozisyonu almış kalçadan muazzam bir vole çıkarıyor. Arka planda Zizou'yu kaçırmış olan Ballack "yok daha neler" dercesine bakıyor. Pozisyonun sonucunu hepimiz biliyoruz. Ballack maç sonu muhtemelen "Nasıl vurdun o topa?" diye soruyor Zidane'a, Zizou her zamanki mütevaziliğinde. Sonra sıkılıyor hep finalde kaybetmekten Leverkusen'i bırakıp Bayern'e geçiyor. Ama bugün bile hala Zidane'a o voleyi vurduran adam olarak hatırlıyoruz onu. Adamını kaçırdığın için teşekkürler Ballack.

İlk fotoğraf Gerry Penny/EPA ikincisini bilmiyorum.

4 Eylül 2009 Cuma

Güle Güle Yaşlı Kurt

NBA'e draft edilmedi Bowen, yeterli görülmedi, hiç bir takım denemeye bile çağırmadı onu. Bir çok NCAA oyuncusu gibi o da çıkışı Avrupa'da buldu. Toplamda 3 sene Fransa'da 1 sene CBA'de oynadıktan sonra Heat onda bir ışık görüp takıma aldı ancak 10 günlük kontrat bittiğinde istediklerini alamamışlardı Bowen'dan. Bowen NBA için çalıştı, çalıştı, çalıştı. Ondaki değişimin farkına ilk varan Celtics oldu. İlk senesinde umut verdi, zaman zaman ilk 5 bile çıktı ama ertesi sene tam bir kabustu onun için. Bütün sezon yalnızca 30 maçta parkeye basabildi o da genelde maçlar bittikten sonra, fark açıldığında. Sezon sonunda Celtics ona yeni kontrat vermeyince Philadelphia yolunu tuttu ki bu zamanlar onun asla skorer bir yıldız olamayacağını tam anlamıyla idrak ettiği zamanlardır. Bulduğu kısa sürelerde iyi savunma yapmaya çalışması onun için bir referans olmaya başladı. Beklemediği Bulls takası ve sonrasındaki salıverilme onun NBA'e adını öğretmesi için bir fırsat oldu. O sezonu Miami'de tamamlarken Boston'daki ilk sezonu kadar süre almış ve savunmasıyla ön plana çıkmaya başlamıştı bile. Ertesi sezon takımdaki yeri ve rolü sağlamlaştı. 82 maçın tamamında oynarken 72 maça ilk 5 başlıyordu. Bir anda Miami çok önemli bir savunmacı kazanmıştı, hiçten gelen adam Miami'ye maç kazandırıyordu savunmasıyla. O sezon ilk kez NBA 2. Savunma takımına seçildi ve namı yürümeye başladı. Kimileri susturucu dedi ona kimileri durdurucu. Ama bir gerçek vardı ki rakip akım skorerlerinin karşılarında görmek istemediği 3-4 savunmacıdan biri haline gelmişti.

Sezon sonunda kontratı bittiğinde Popovich ve Spurs onu almak için harekete geçti. Heat'in onu takımda tutmak istediği ama Amiral Robinson'ın kişisel isteği ve ilgisi sonrası Bowen'ın Spurs'le imzaladığı söylenir. Sakatlık ve ceza dışında parkeye ayak basabildiği tüm maçlara ilk 5 çıkar Bowen. Szczerbiak'a attığı okkalı tekme hala youtube'da en çok izlenen videolardandır. Yine NBA 2. Savunma takımına seçilir, artık tescilli bir sert savunmacı, kaya hatta kimilerine göre pisliğin tekidir.
Sonraki 6 sezon sadece 6. sezonunda tek maç kaçırarak tüm maçlarda oynar ve ilk 5 çıkar. Bir kez daha NBA 2. Savunma takımına seçildikten sonra beş sezon aralıksız NBA'in En İyi Savunma takımına seçilir. Bu 5 sezonun ikisinde NBA'in en iyi 2. savunmacısı olur. Spurs'le 3 şampiyonluk yaşar. Bowen'la eşleşmek rakip skorerler için tam bir kabustur bu dönemde. Korkusuzdur, gözüpektir, saldırgandır.

Ancak her güzel şeyin olduğu gibi bu hikayenin de bir sonu var. Bowen özellikle 2007-2008 sezonu sonunda çeşitli sakatlıklar yaşamaya başlayıp ayaklarındaki hızı kaybedince senelerdir çok da alışık olmadığı yedek sırası günleri başlar onun için. Artık 38 yaşında olan Bowen fazla süre bulup oynamadıkça, hızı iyice azalır, reaksiyon zamanı düşer ve zaten çok az kullandığını şutları sokamamaya başlar. Takımdaki önemli oyuncuların sakatlıklar nedeniyle uzak kalışı ve Spurs'ün de bir türlü tam kadro sahaya çıkamaması, tamamlayıcı Bowen'ı tamamlayacak parça bulamaz halde bırakır. Artık bir anda yavaş, yaşlı ve yetersiz bir adamdır Bowen. 81 maçta parkeye inse de süresi yarı yarıya azalmıştır. Sadece 10 maça ilk 5 çıkar ve sezon sonunda Richard Jefferson karşılığında Bucks'a takas edilir. Bowen olduğu, efsane olduğu takımdan kopar. Bucks da kucak açmaz ona ve kontratını satın alıp serbest bırakır onu. Bu sezon için kazanacağı parayı da cebine koymuş olan Bowen, geçen sezon yedek sırasında otururken çokça düşündüğünü yapar ve basketbolu bırakır. Bırakırken söylediği söz ise şudur Bowen'ın:

"Nasıl başladığınız değil nasıl bitirdiğiniz önemlidir. Umarım benim yaşadıklarım geldiği yerden bir türlü memnun olmayan oyunculara örnek olur."

Son sözleri iyice düşmeden zamanında bırakmayı ve çalışmayı öğütler hala. Bowen önemli bir örnektir sadece sayı atarak basketbolcu olunmayacağı noktasında.

Güle güle Yaşlı Kurt...

Mazeretim Var Asabiyim Ben

Emre'ye TFF'den 3 maç ceza geldi. Galatasaraylıyım diye bu cezayı az bile vermişler diyeceğim zannedilmesin hemen. Sonuçta Fenerbahçe yönetimi tahkime gider. Tahkim de bu cezayı 2 maça indirir.Bursa ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçlarında cezasını çeker. Fenerbahçeli taraftarların çoğu takımını 2 maç yalnız bırakan Emre'ye kızar gibi yapar ama cezadan sonraki ilk maçı olan Antalyaspor maçında çıkar 1 gol atar, 1 asist yapar kendini affettirir. İşin orasında değilim.Emre neden bu kadar sinirli ya da neden sinirine hakim olamıyor? Yazalım bakalım doğaçlama, bilinçaltımızdan neler çıkacak?

Manisa maçında Emre'nin birine saldıracağı kırmızı kartı görmesinden 5-10 dakika önce kendini belli etti. Neden mi? Dikkatli izleyenler hemen hatırlayacaklardır; orta sahada Fenerli futbolcular topla çıkarken topu Manisalılar kaptı. O anda Emre hemen pres yapmaya başladı. Fakat Manisalılar arasında kaldı topu kapamadı; bir an arkasına baktı, tüm takım arkadaşları seyrediyorlardı. İşte o an Emre el kol hareketleri yaparak dellendi. Normalde Emre'yi tanıyan Daum'un ya da Daum Emre'yi tanısa hemen değiştirirdi. Değiştirmedi Emre zaten sinirliydi. Manisalı oyuncunun bir omuz darbesinden nem kapıp sarı, arkasından da küfür nedeniyle ikinci sarı ve kırmızıyı gördü. Fakat Emre yaptıklarının o kadar farkında değildi ki, kırmızı karta anlam veremeyip bir de hakemi ittirince cezası daha da arttı.

Diğer yandan Emre'nin bu şekilde sinirlendiği için gördüğü kırmızı kartların arkasındaki unsurlardan biri de Fatih Terim gibi bir t.d. sinin, Gheorge Hagi gibi bir takım arkadaşının olamamasıdır, aynı zamanda onlar yüzünden de bu kadar asabi bir yapıya bürünmüştür. Kim ne derse desin futbolcu, idol olarak aldığı oyuncunun kişiliğinden de etkilenir ki o da etkilendi. Hagi sinirliydi evet ama takımını çok iyi yönettiği için onun bu kusuru gözardı edilirdi ki kendisinin bir söylemidir: "Hayatımda gördüğüm en saçma kırmızı kart Arsenal maçında olanıydı." Kendisi de sonradan farkına varıyordu yanlışının ama kazanma duygusu, rakibe yenilme korkusu vs. siz ne derseniz deyin sinirli yapısına etken oluyordu. Emre'de de dikkat edin hep takım performans olarak düşmüşken ya da skor olarak gerideyken geriliyor iyice ve kart görüyor. Sahada Gheorge Hagi varken Emre'nin söz hakkı olabilir miydi? Şu anda Fenerbahçe kadrosundaki kaptan Alex ne kadar etki edebilir Emre'nin sinirlerine hakim olmasına?

Fatih Terim de dedik. UEFA Kupası'nı aldığımız yıl Emre'nin finalde Arsenal ile oynadığı maçta neden oynamadığını herkes çok iyi bilir. Bu zamanda bürüneceği hal o zamanlardan az çok belliydi. Hatırlayın Leeds United ile oynayan UEFA Kupası Yarı Finasl rövanş maçında taç çizgisi kenarında rakibi biraz da faullü olarak topu Emre'den almıştı ve arkasından Emre o sinirle rakibe dalıp kırmızıyı görmüştü. Belki çok ağırdı ama malum olaylar ertesinde hakeme davetiye çıkarmıştı o hareketiyle. Emre kırmızıyı görünce hakeme bağırmaya başladı. Ancak arkadan ensesine el uzandı alıp onu kenara deyim yerindeyse attı. Şu anda Daum öyle bir hareket yapabilir mi? Tamam Emre o zaman 19 yaşındaydı şimdi 30'una merdiven dayadı. Milli takımda Fatih Terim'den hala daha tırsmıyor mu sizce? Bana göre hala daha aynı. Ya takımda ondan daha fazla ağırlığa sahip bir oyuncu, ya da kenara bakınca korktuğu bir teknik adam gerekli Emre'nin bu tip sıkıntılı durumlara düşmemesi için.

Üçüncüsü ise Emre bu sezon farklı. Sezon başı tam olarak çalıştı. Savaşmaya hazır ancak o eski, Suatlı, Tugaylı, Davalalı zamanlarda olduğu gibi, herkesin savaşmasını istiyor. Ama sadece o uğraşınca yukarıda da yazdığım gibi tepesi atıyor ve ister istemez saldırgan bir hale bürünüyor. Ne zaman ki orta sahada Baroni, Santos ya da yanında oynayan takım arkadaşları kimse onların da kendisi gibi savaştığını görürse Emre saldırganlığında azalma olacaktır. Santos, Baroni ya da Kazım son maçta ne kadar orta sahada baskı yapabildi rakip takıma?

Dördüncüsü ise hakemler. Zaten bir önceki maçtan mimliydi. Diyarbakır maçında hakemin kolunu ittirmesi ve hakemin ona kart göstermemesi hakemlik müessesesi denen kuruma küfür sayıldı. Bu maçta sinirli yapısından kaynaklanacak en küçük hareketi bekleniyordu. Sağolsun hakemleri kırmadı, yaptı yapacağını ve hakem tereddütsüz küfürden ikinci sarıyı gösterdi. Kart haklı laf yok. Ama şeytanın avukatlığını yapalım. Emre'nin söylediği küfürün bin beteri her maçta oyuncuların ağzından çıkıyor ve kameralardan da anlaşılıyor. Hakemler duysa da fazla önemsemiyor, Fakat Emre o kadar hakemlerin gururuna dokunacak hareketlerde bulundu ki küfürü geçtim rakibe öküz falan dese bile kartı görecekti. Maç başlamadan bunu bile düşünemeyecek, analiz edemeyecek halde olması ilginç. Ayrıca bunu ona söyleyen ve dikkatli olmasını tembihleyebilecek kimse olmaması ayrı bir soru işareti. Buna kendi kaşındı kendi cezasını çekecek demek en mantıklısı. Ama maçın hakemi Emre'nin dediği küfürün bin beterini kim bilir kaç maçta duydu da herhangi bir sıkıntı yaşamadı bundan?

Nihayetinde Emre Belözoğlu Türk Futbolu için önemli. Rakip diye saldırmaya gerek yok. Pozisyon icabı olursa alınan kırmıza karta diyecek birşey yok. Ama Emre gibi sinirine hakim olamayan futbolculara yönetimlerinin profesyonel yardım için gerekli şartları sağlaması gerekir.

Tuncay Vennegoor of Hesselink

Tuncay ne yaptı? Stoke City kulubüne transfer oldu. Stoke City 1863 yıllık tarihinde en büyük başarıyı EPL'de 2 kez 4. olarak yaşamış ve geçen sezonu 12. olarak bitirmiş. Tuncay kim? Türk Milli takımı oyuncusu, Fenerbahçe'nin eski yıldızı, 3 maçta 1 gol ortalama ile oynayan orta saha forvet kırması önemli bir oyuncu, 28 yaşında.

Peki Hull City'e bakalım bir de. 1904 yılında kurulan kulüp ilk kez geçen sezon EPL'ye yükselmiş tarihinde ve 17. olarak son haftada ligde kalmayı başarmış ki bu aynı zamanda tarihlerinin en büyük başarısı olarak da kayıtlara geçmiş. Bu başarı 1930'daki FA Cup yarı finalinden sonra tam 79 yıl sonra gelen bir başarı. Jan Vennegoor of Hesselink kim? Hollanda Milli takımı oyuncusu, PSV ve Celtic'in eski yıldızı, yaklaşık 2 maçta 1 gol ortalama ile oynayan bir forvet oyuncusu, 31 yaşında.

Tuncay'a söylenmedik laf bırakılmadı, maçı TV'den yayınlansa bile seyretmem artık diyenler oldu, bazıları kendini bitirdi dedi. Jan Vennegoor of Hesselink ise imza attıktan sonra şöyle konuşuyordu "Bana ihtiyaç duyan bir takıma imza attım, Premier League'de önemli takım ve futbolculara karşı oynayacak olmam çok önemli. Tekrar Milli takıma yükselebilirim."

Şimdi çıkıp mesela Cruyff "Jan yanlış yaptı, attan inip eşeğe bindi, Hull City maçı çıksın TV'yi kapatarım" mı diyecek. Bert Van Marwijk Hesselink Hull City'e imza attı diye onu defterden mi silecek yoksa EPL'de direk oynayan, muhtemelen sezon boyu golü koklayacak bir forveti olduğu için sevinecek mi.

O zaman Tuncay Vennegoor of Hesselink mi?

Gael Kakuta

Herkes Chelsea'nin aldığı 1,5 sezonluk transfer yasağından bahsediyor ama Kakuta'nın başına gelenleri anlatan yok. Kakuta 4 ay futboldan men ve 780.000 Euro para cezası aldı. Acaba bu kadar para kazanmış mıdır 2 sezonda Chelsea altyapısında Kakuta? Chelsea bu işin altından kalkar da Kakuta'nın cezasını da öder mi ki? Ah be Kakuta...

3 Eylül 2009 Perşembe

Efsane Geri Dönüyor!

Denizlispor, 2009-2010 TSL Teknik Direktör Kıyım Sezonu'nu açmıştı bir iki gün önce. Erhan Altın'ın görevine son verilip yerine Nurullah Sağlam getirilmişti. Haberlere göre ikinci isim de Besim Durmuş olacak gibi görünüyor. Besim Hoca'nın ilk teknik direktörlük deneyimiydi Kasımpaşa. Daha önce Samsunspor, Ünyespor ve Kartalspor'da çeşitli görevlerde bulunmuştu. Sonuç olarak Kasımpaşa'daki teknik direktörlük deneyimi 5 ay bile sürmedi.

Ve yerine kim geliyor: Efsane Teknik Direktörümüz, herkesin sevgilisi, Yılmaz Vural. İddia ediyorum teknik taktik bilgi olarak şu an Süper Ligdeki çoğu teknik direktöründen daha donanımlı. İşi mektebinde öğrenenlerden. Üstüne yıllardır biriktirdiği tecrübesi de var. Ancak o hareketleri yok mu? Bugün O'nu takımının başına getirmeye düşünen nice yönetimler eminimki takımı iyi yönetebilir mi den çok sağlıklı yönetebilir mi sorusunu sorup O'ndan vazgeçmişlerdir.

Haber henüz Kasımpaşaspor'un Resmi Web Sitesi'nde doğrulanmadı. Ancak akıllarında teknik direktörlüğü değişikliği varsa umarım Yılmaz Hoca'yı alırlar. Çünkü Yılmaz Vural futbola küsmemelidir. O'nu tekrar kulübede görmek bana çok büyük mutluluk verecek. Türk Futbolu Yılmaz Vural'dan, Yılmaz Vural Türk Futbolu'ndan mahrum bırakılamaz.

Kaynak: Lig tv ve Lig Radyo
Hocamızdan Enstantaneler:

Popescu41'den Galatasaray Değerlendirmesi

Popescu41 bizim blogun en eski müdavimlerinden. Bir çok yorumunu zevkle okuduk bugüne kadar. Ancak bugün yaptığı bir yorum var ki 3 aşağıdaki gönderimize gerek bakış açısı gerek düşünce tarzı bakımından bizim söylemediğimiz, eksik kalan yerleri tıkar vaziyette. Gerçi yazının sonunda ufak bir gönderme de yapmış ama o kadar da olacak. Teşekkürler Popescu41, yorumunu aynen koyuyorum. Ya bir de Tolgamız vardı bizim o nerelerdeki?

Çok güzel bir yazı olmuş. Galatasaray'daki değişimi anlamıyorlar, bizim gecen yılki sorunumuz defansımızdı sanıyorlar, oysa gol/hücum sorunumuz vardı geçen yıl. Geçen sezonki bazı puan kayıplarını inceledim:

Fenerbahçe 0-0
Kayserispor 0-0

Ankaraspor 0-0
Antalyaspor 1-0
Eskişehirspor 1-0
Sivasspor 2-0

Yani 34 maçın 6 tanesini gol atmadan bitirmişiz. 7 maçta da 1 gol atmışız. Yani gecen sene toplamda 34 maçın 13 tanesinde 1 ya da daha az gol atmışız.

Bu sezon Galatasaray gol atmaya başladı. Rakipler kolaydı deniyor, iyi de gecen sene Ankaraspor ve Kayserispor'a 4 maçta 2 gol atmışız. Toplam 2. Bu sene 2 maçta 5 attık aynı takımlara.

Defans sorunları ile gecen sene maç kaybetmedik mi? Elbette kaybettik. Ancak dikkat ederseniz, kaybettiğimiz çoğu maçı 2 farklı veya fazla kaybettik (Fb, Hacettepe, Sivas, Eskişehir) . Bu da gösteriyor ki sorun yine hücumda. Yediğimiz golü telafi için organize olmadan, sistemsiz hücumlarla kaybettiğimiz toplar yüzünden yedik golleri.

Bu sezon da defansımız muhteşem değil, ancak hücum derli toplu, kondisyon yüksek. Bu sayede gecen seneki gibi sürpriz golleri az görüyoruz kalemizde. Ha bahsi gecen yazar "15 dakika yenik oynayınca görürüz gerçek gücünü" demiş. Mümkündür, Galatasaray 15 dakika yenik oynar Beşiktaş karşısında, panikle atağa kalkar gecen seneki gibi, Beşiktaş da tutar 3 tane daha atar. Ancak bu Galatasaray'daki doğru değişimi gölgelemez ki. Maç sonu Rijkaard alır oyuncuları karşısına, panik içinde hücumun hiç bir halta yaramadığını kafalarına sokar. Kulağımıza küpe olur, bir daha yenik duruma da düşsek kahramanlığa gerek duymadan kontrollü sistemli hücum ederiz.

Elbette yaşanacak bunlar, ağır mağlubiyetler, puan kayıpları. Geçiş dönemindeyiz çünkü. Ancak bu geçiş surecindeki başarılarımızı "Galatasaray ciddi rakiple oynamadı" diye küçümsemek, ilk mağlubiyette "ben demiştim, zor maçlarda çok mağlubiyet alır bunlar" demek çok basit yorumlardır.

Takıma bir sistem, bir standart getirmek için geldi Rijkaard. Yoksa günü kurtarmak için hoca arasaydık eminim daha ucuzunu bulurduk.

Kısacası Rijkaard Atatürk rozeti takip Türkiye tshirt'ü giymese de "Avrupa’yı zorlamam, yorulup ligden kopmayalım. Lig için de iyi kötü bu seneyi şampiyon bitirecek bir 11 kurarım, gerek olmadıkça 70den önce oyuncu değişmem, takıma bir şey katmasam da şampiyon oluruz o bana yeter" diye düşünmek yerine "Galatasaray'a geldiysem, bu kulübe bir şeyler katmam gerekir. Futbolculara öğrettiklerim benden sonra da futbolcuların isine yaramalı" diye düşünecek kadar Türk dostu (!) olduğuna inanıyorum.

NOT: Bu yazıyı okuyan kişilerden özür dilerim çok uzun oldu:)


2 Eylül 2009 Çarşamba

TFF'den Açıklama: "Erteleme Yok"

TSL'de beşinci haftada oynanacak olan Galatasaray-Beşiktaş derbisi 12 Eylül Cumartesi günü saat 21.00'da oynanacak. Güzel oldu bu...

Anketimizde de 6 gün kalmasına rağmen TFF ankette oy kullananların %93'ünün düşüncesine uygun birşekilde hareket etti. Doğrusu da buydu zaten. Hangi takım olursa olsun eğer "Ben Avrupa'da da ilerleyeceğim" diyorsa üç günde bir maç yapmaya alışması lazım. Erteleme olayı ancak yarı finallerde ya da finallerde düşünülmelidir.

Diğer Maçlar:

12 EYLÜL 2009 CUMARTESİ
DENİZLİSPOR-DİYARBAKIRSPOR 21:00
KAYSERİSPOR-ANKARASPOR A.Ş. 21:00
MANİSASPOR-SİVASSPOR 21:00

13 EYLÜL 2009 PAZAR
BÜYÜKŞEHİR BLD.SPOR-TRABZONSPOR A.Ş. 17:00
BURSASPOR-FENERBAHÇE 21:00
GAZİANTEPSPOR-KASIMPAŞA 21:00
GENÇLERBİRLİĞİ-ESKİŞEHİRSPOR 21:00
ANTALYASPOR A.Ş.-MKE ANKARAGÜCÜ 21:00

Flash Forward - Yeni Hastalık Adayı

Bu Flash Forward denilen dizi sanırım Prison Break'in yerini doldurup Lost sonrası için de tutunacak dallarımızdan biri olacak. Robert J. Sawyer'ın romanından televizyona uyarlanan bir dizi. Lost'tan Penelope ve 2. bölümde misafir sanatçı olarak Charlie (Dominic Monaghan) olacak dizide. Pek yabancılık çekmeyeceğimiz kesin. Kadroda Joseph Fiennes da var ki kendisini pek severim. Aşağıdaki bilgiler dizidizi.net'ten, en altta da tanıtım videosu mevcut. Yine sardık bakalım o kadar iş güç nasıl bitecek bunların peşinde :D

"ABC’nin 2009 - 2010 sezonunda yayınlanacağı “Flash Forward“, hem “LOST“a benzer konusu hem de “LOST“‘ta Penelope karakterini canlandıran Sonya Walger’la bir hayli ilgi çekici hale geliyor. Robert J. Sawyer romanı “Flash”tan bir uyarlama olan “Flash Forward“un konusu şöyle; 2009 yılında CERN’de Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, Higgis bozonu araştırmaları için çalıştırılmasından sonra insanoğlu bilinçlerini 2 dakika 17 saniyeliğine kaybederek bayılırlar ve bu süre içinde bütün herkesin gelecekteki hayatları bir çırpıda gözlerinin önünden akıp geçecektir.

Flash Forward” yapıcımcıları, “24“ün de yazarı olan Brannon Braga ve “Blade the Series“in yazarı ve de aynı zamanda yapımcısı olan David Goyer. Dizinin oyuncuları ise; Sonya Walger, Joseph Fiennes, Courtney B. Vance ve John Cho‘dan oluşuyor. Flash Forward” 24 Eylül'de başlıyor."


Yeni Moda da Bu mu?

Galatasaray, Avrupa ve TSL'deki maçları başladığından beri çoğu spor yazarının ve yorumcusunun en önemli deyişi Galatasaray'ın gücünün ve kazandığı maçların, rakibin zayıflığından kaynaklandığıydı. Ne var ki Antep ve Ankara deplasmanları ve ASY'de oynanan Kayseri maçları gibi ligin derbilerinden sonraki önemli maçların kayıpsız atlatılmasından sonra yine aynı yorumcuların Galatasaray ile ilgili deyişleri yeni bir hal aldı. Ne mi?

"Galatasaray rakibe karşı 15-20 dakika yenik durumda kaldığında nasıl bir oyun yapısına sahip olacağı, gücü hakkında daha doğru bir bilgi verecektir."

Serdar Ali Çelikler (Sabah Gazetesi Spor Müdürü)

Serdar Ali Çelikler gerçekten de spor dünyası içerisindeki en kaliteli yazar ve yorumcularından biridir. Ancak hala daha Galatasaray'ın gücünün ne olduğunun sorgulanması artık çok saçma bir hal almaya başladı. "Güçlü ya da dişli bir rakiple oynamadı, dur bir oynasın", oynayıp yenince bu sefer "dur bir yenik duruma düşsün ne yapacak?" gibi kriterlerden sonra yeni güç kriterleri gelecek mi bakalım?

Tabiki Galatasaray da puan kaybedebilir, kaybedecektir de ancak bu, Galatasaray'ın gücünün az olmasından değil; galip durumdaki rakibin mentalitesine ve skor avantajının yakalndığı dakikaya bağlı olarak ortaya çıkacaktır. Galatasaray'ın TSL'de Fenerbahçe ve Beşiktaş haricinde her takım skor avantajını yakaladıktan sonra doğrudan kapanma içgüdüsü ile kendi sahasına çekilecektir. Bu durumda da Galatasaray ama duran top ama sistemli bir şekilde golü mutlaka bulur, bulacaktır. Galatasaray'ın da kendine kapanan rakiplerine ne yaptığı en son Ankaraspor maçında görülmüştür. Yani rakip kapandığı anda Galatasaray'ın gol atacağı apaçık belli birşey. Bana göre Galatasaray'a karşı skor avantajını kazanıp kapanmayan bir TSL takımını geçtim UEFA Liginde bile takım sayısı azdır. Yeter ki Galatasaray orta sahası coşsun.

Son olarak sözüm bu şekilde kriterlerle Galatasaray'ın gücünü sorgulayanlara: "Galatasaray'ın TSL'de kaybettiği her puan sürprizdir ve kaybedeceği puanlar gücünün göstergesi değildir. Çünkü Galatasaray şu anda ligin en güçlü takımıdır." (Maaşallah)

Bir tür Ziya Doğan

Niko_Kranjcar_

Transferin son günü olması sebebiyle takımlar iyice değişti. Kafalar iyice karıştı. Mesela haftaya Ankaragücü'nde Mehmet Çakır'ı, Hürriyet'i, Muhammet Hanifi'yi; Antalyaspor'da Necati'yi, Manisa'da Mehmet Güven'i, Kayseri'de Alpaslan'ı (edit:son anda kiralığa döndü bu transfer, Rijkaard bonservisiyle gitmesine onay vermedi) izleyeceğiz... Yani pazartesi Galatasaray'a gol atamayan Mehmet Çakır, bir kaç hafta sonra Galatasaray'a gol atma şansını tekrar yakalayabilecek.

Son dakika transferleri sadece bizde olmadı. Ca'ğ'nım Tottenham'ım da boş durmadı. Saçtı paraları yine! -bence- Süper Lig transfer sezonunda ne oluyor ne bitiyor derken Premier Lig'den uzak kaldık biraz. Gerçi iki gündür friendfeed eklentim masaüstüne pıt pıt kafasını uzatarak Tottenham'dan haberleri alıyordum. Yeni bir transfer dedikodusundan haberim vardı ama ihtimal vermedim. Çünkü ben sakatlanan Modric'in yerine Giovani Dos Santos'a ya da David Bentley'ye şans verilebileceğini düşünüyordum. Ama akşam sakinliğinde bir de baktım ki iki gündür ismi geçen Hırvat 10 numara Portsmouth'tan Tottenham'a transfer olmuş. Spurs'ün teknik direktörü Harry Redknapp bir diğer -diğerlerine de değineceğim ayrı bir postta- eski öğrencisi Niko Krancjar'ı kadrosuna katmış. Bir tür Ziya Doğan yani. Nereye gitse yanına Ayman'ı götürür ya Ziya, Harry de öyle işte... Başı sıkıştı mı telefon defterinden en yakın oyuncuyu arayıp 'hadi hazırlan' diyor... (İşte bu gelecek yazımın konusu =))

Niko takımdaki 3. Hırvat futbolcu oldu. İyi güzel de 2 ay sonra Modric döndüğünde ne olacak Niko'nun hali? Ya da takımın genel hali. Gio ve Bentley kazan kaldırmaz mı? Jenas unuttun beni zalim demez mi? Harry -Ziya gibi- bilir işini diyip şimdilik bekleyelim...

1 Eylül 2009 Salı

Bu Trabzon Adamı Deli Eder!

Kocaeli'nin Gebze ilçesinde bir kişi, fanatik taraftarı olduğu Trabzonspor'un başarısızlığının ruhsal yapısını bozduğu gerekçesiyle kulüp yönetimi hakkında suç duyurusunda bulundu.Gebze Adliyesi'ne gelen Sıdkı Narmanlı, Cumhuriyet Savcılığı'na müracaat ederek, Trabzonspor'un başarısızlığı yüzünden ruh yapısının bozulduğu, huzurunun kaçtığı iddiasıyla yöneticilerden şikayetçi oldu ve 1 TL tazminat talep etti. Adliye çıkışında gazetecilere açıklama yapan Narmanlı, bir Trabzonlu ve Trabzonspor taraftarı olarak ''kulübün gidişatından, düşürüldüğü aciz durumdan dolayı çok mutsuz ve rahatsız olduğunu'' söyledi.

Narmanlı, Trabzonspor'un maçlarını izlerken kahrolduğunu ve sinir yapısının bozulduğunu belirterek, ''Trabzonspor'un başarısızlığı yüzünden sağlık sorunları yaşamaya başladım. Sinir hastası oldum, psikolojim bozuldu, dengemi kaybettim. Tüm bunların sorumlusu Trabzonspor kulüp yönetimidir'' diye konuştu.

Kulübün başarısızlığı yüzünden kendisi gibi pek çok taraftarın sıkıntılı dönem yaşadığını savunan Narmanlı, şöyle devam etti:''Trabzonspor'un başarısızlığının sebebi yönetimdir. Koca bir camiayı bu hale düşürerek bizleri ruh ve sinir hastası eden Trabzonspor yöneticilerinden davacıyım. Trabzonspor'a arzu edilen başarıyı yakalatmayarak taraftarı üzen, Trabzonspor fanatiklerini hasta eden yöneticilerin hesap vermesi gerekir. Alınan oyunculara ödenen paraları da inandırıcı bulmuyorum. Bu anlamda da yönetimin hesap vermesini bekliyorum.''Öte yandan Narmanlı ile birlikte adliyeye gelen arkadaşı İsmail Demir ise Trabzonspor yüzünden evdeki huzurunun kaçtığını, kendisinin de dava açmayı düşündüğünü söyledi.

Cenky'nin yorumu: E tabi şampiyonluk görmüş bünye 25-30 sene uzak kalınca o sevdadan, adam deli de olur hasta da. Asıl bomba hakim Trabzonspor Kulubünü suçlu bulursa patlar ama.

Ufuk da Cimbom'da

Biraz evvel, Ufuk'la telefon görüşmesi yaptık. Noterde imzayı atarken konuşan Ufuk transferin şartlarını bilmediğini, belgelerin yetişmesi için 'gözü kapalı' imzaları attığını söyledi. Muhtemelen Aykut ve para karşılığında kadroya kattık. Hepimize hayırlı olsun... Bu yıl olmasaydı Sezer gibi sözleşmesini uzatmayıp gelecek yıl sözleşmesi bitince Galatasaray'a gelmek istediğini de söylemişti diye ekleyelim...
UFUKCEYLAN4

Ekleme: Yaser artı 750bin Euro'ya gitmiş...

Bu Haber de Başka Yerde Yok! Ufuk Ceylan GS'de!

Hayırlı olsun...
Kaynak: "Bu arada UFUK CEYLAN'la noterde imza atarken konuştuk o da GS'de artık=)başka yerde yok" volkanbk3

Bu Haber Başka Yerde Yok! Geldi Geliyor!

fatih tekke

2 saate belli olur! İmza an meselesi...

dedik ama sonuç çıkmadı. Fatih Tekke çok istemişti muhtemelen gelmeyi ancak Zenit'i ikna edememişler. Son haftalarda leblebi gibi gol atan forvetini vermek istemedi kanımca. Haklılar bence de. Progrebnyak, Tymoschuk, Arshavin gitmiş takımda yıldız kalmamış... Tekke'yi bırakmadılar haliyle. Trabzonspor'a üzüldüm hakkaten. Bir sezon daha Umut ve Gökhan'ı çekecekler. En azından altı ay daha. Belki Trabzonspor Zenit'i 6 ay sonra ikna edip ulusal takımın 500'üncü golünü atan forvete bordo-mavi'yi giydirir. Belli olmaz. Ama bir sonraki maçta Yattara sahalara döner ve kolbastı başlar...

Futbol Spaletti'ye de Acımadı

2005-2006
Lig 5.si, 11 maç üst üste kazanarak Serie A rekoru, İtalya'da Yılın Teknik Direktörü, Şike Skandalı nedeniyle Roma Şampiyonlar Ligi'nde

2006-2007

Lig 2.si, İtalya Kupası Şampiyonu, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali, 7-1'lik Man Utd hezimeti, İtalya'da Yılın Teknik Direktörü

2007-2008

Lig 2.si, İtalya Süper Kupası Şampiyonu, İtalya Kupası Şampiyonu, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali, Yine Man Utd'a eleniş

2008-2009

Lig 6.sı, Şampiyonlar Ligi grupları sonrası Arsenal'e eleniş, Avrupa Ligi'ne bir bilet

2009-2010

Avrupa Ligi'nde gruplara kalış, Ligde İlk 2 maçta 2 mağlubiyet ve İstifa'ya zorlanış

Komplo Teorisi

Hırvat Futbol Federasyonu Başkanı Markovic çok ciddi bir komlo teorisiyle gündeme oturdu İngiltere'de. Markovic'e gör geçen sezon Eduardo'nun, bu sezon Modric'in Hırvatistan maçlarından önce, Birmingham maçlarında ayaklarının kırılması sadece kötü birer tesadüf olamazmış. Bunları birer kaza olarak açıklamak mümkün değilmiş. Ayağı kırılan her iki oyuncudan da Hırvatistan'ın İngiltere'ye karşı oynayacağı maçlardan önce yoksun kalıyor olmak aklına farklı şeyler getiriyormuş Markovic'in.

Böyle bir şeyden bahsetmek futbol adına korkunç olsa da bugün özellikle Modric'in kırığı ile ilgili kimse çıkıp da sadece bir kaza diyemez sanırım. Maç boyu bir çok tekme yedi Modric, Birminghamlı oyuncular adeta meydan dayağı attılar Hırvat oyuncuya ve en sonunda ayağı kırıldı. Merak ediyorum kim Markovic'e ne cevap verecek. İngilizlerin ya da Capello2nun bu kadar alçalamayacağını biliyoruz ama ya devreye farklı güçler girdiyse. Acaba İngiliz Futbolu içinde de bir derin devlet, derin federasyon mu var? Acaba Birmingham kulübü İngiliz Federasyonunun tetikçisi mi?

Hatırlamak açısından Eduardo'nun ayağının kırıldığı an ve devamında bu pozisyonun ilham verdiği İç Parçalayan Sakatlıklar serisi...

Kadro Derinliğinin Semeresi

Ankaraspor 0-2 Galatasaray

1. Galatasaray'da Elano sahaya çıkan 11'e eklenirken Aydın'a kulübe yolu gözüktü. Maçın başında her ne kadar Arda solda, Elano ortada, Keita sağda olarak görünse de maç içerisinde bu üç futbolcu yerlerini değiştirdiler. Orta sahada ise sakat Ayhan'ın yerine Mehmet Topal, defansta ise yine sakat Gökhan Zan'ın yerine Emre Aşık tercihleri vardı Rijkaard'ın.
2. Maç başladığında ilk 10 dakika sonunda göze çarpan Galatasaray'ın orta sahasının önceki maçlardaki gibi hızlı bir şekilde oynamaması oldu. Bunda en önemli etken diğer maçlarda orta sahada topu ilk önce ileri doğru kullanma mentalitesine sahip Ayhan'ın yerine, daha çok yana ya da geriye pası düşünen Mehmet Topal'ın sahada olmasıydı. Bununla birlikte Ankarasporlu futbolcuların top Galatasaray'a geçtiği anda topu ayağına alan oyunculara basması da Galatasaray'ın orta sahayı hızlı geçmesine engel oldu. Diğer yandan Ankaraspor ise ofansif anlamda düşünüldüğünde Hakan Balta'nın tarafını yol geçen hanına çevirdiler. Hakan Balta'nın kanat yerine defansın ortasına yakın oynaması yüzünden Ömer Aysan ilk yarıda o kanattan 5-6 tane rahat orta yapma fırsatı buldu.

3. Sabri Sarıoğlu her ne kadar hala daha orta yapamasa defansif anlamda bu akşam gerekeni yaptı. Arkasına adam kaçırmadı. Ancak Keita da zaman zaman kendisine yardım etti. Ama maçta çektiği şutlarla yine tüm taraftarları kanser etti.

4. Mustafa Sarp'ın en etkisiz ya da isminin en az duyulduğu maçı oldu. Adını ilk olarak 22. dakikada duydum. Ankaraspor'un orta sahada yaptığı baskısı yüzünden ileri çıkamadı. Orta sahada aldığı toplarla ileri çıkmak yerine yatay ve geriye pasları tercih etti.

5. Arda 60 dakika sahada adeta yürüdü. En kötü 60 dakikası oldu bu maç. Ama son 30 dakikası yine eskisi gibi çok iyiydi. Skorun altına yine asist yaparak imzasını attı. Elano ise fazla verimli olmadı bu maçta. Orta sahadan ileriye tek destek Keita'dan geldi. Baros da orta sahadan yardım gelmeyince ileride çok yalnız kaldı ve çıkana kadar etkisiz bir görüntü çizdi.
6. Keita kenara alınıncaya kadar Galatasaray adına gollük ataklar yapabilen ve rakip defansı zorlayan, uğraşan, didenen tek isim konumundaydı Galatasaray için. Ankaraspor defansının solunda oynayan Aydın Karabulut'u neredeyse her pozisyonda geçti ancak ceza sahası içine yeterince destek gelmediği için gollük ortaları ve pasları sonuca dönüştürme sıkıntısı yaşandı. Çoğu pozisyonda 4 defans oyuncusu ile bir tek Baros vardı ceza sahası içi ve çevresinde. Ancak en önemli eksisi anlamsız çektiği 2 şut oldu bu akşam. İkisinde de tercihini pas yapmaktan yana kullansa takım arkadaşlarını çok önemli pozisyonlara sokabilirdi.
7. Maçı en güzel özetleyebilecek cümle "Kenarda oturanlar ne kadar kalifiye ise maçı kazanman o kadar muhtemeldir." lafı sanırım. Tabi bir de doğru alternatifleri düşünüp sahaya koyan kenar yönetimi de lazım. 60. dakikada Rijkaard ve Neskeens, Baros ve Elano'yı çıkarıp yerlerine Nonda ve Kewell'i koyunca maçın seyri bir anda değişti. Arda, Elano'nun yerine Kewell da sola geçti. Arda, Arda gibi oynamaya başlayınca ve orta sahayı organize edince Galatasaray orta sahadan daha hızlı çıkmaya ve pas yapmaya başladı. Bunun sonucunda Ankaraspor 11 oyuncusu ile defansına gömüldü ve her topu şişirerek uzaklaştırmaya başladı. Bu da zaten Galatasaray için golün habercisi oldu. Çünkü Galatasaray'dan puan almak istiyorsan ilk yapman gereken körü körüne defans yapmamaktır ki Ankaraspor bu moda girince ya da Galatasaray, Ankaraspor yarı sahasını abluka altına alıp oyuncularına pas yapma imkanı vermeyince ışık göründü.

8. Kewell. Oynasın oynamasın artık o Galatasaray'ın ikonlarından biri oldu. Korner vuruşunda ön direkte topa kafayla vurup attığı golden kimbilir daha önce kaç kere attı Galatasaray'a geldi geleli?

9. Nonda oynadığı her maçta adeta "ben buraya kazık çaktım kimse gönderemez" diyor. Bu maçta da kenardan gelip tabi ki Aydın'ın çok güzel ara pasıyla golünü attı. Şu aralar acaba zaman zaman sahaya tam hazır görünmeyen Baros ile değil de şu anda çok formda bir tablo çizen Nonda'yla çıksak daha iyi olmaz mı demiyor da değilim hani. Ama bu düşünce bu maça özel değil. Geçen seneki Baros'u düşündüğümde bu sezon çok eksik şu anda.

10. Alternatifli bir kadro kurmanın semeresini bu maçta açıkça gördük. Sahadakiler yapamadı bu sefer kenardan gelenler yaptı. Ancak şapkayı da önümüze koymamız lazım. Rakip, orta sahada baskılı oynayınca daha hızlı oynayıp, yerden ve isabetli paslarla bu baskıyı kırmak gerekirken geriye verilen paslar ve ileri şişirme toplar Galatasaray'ın başına ileride zorluk derecesi daha yüksek maçlarda iş açar.
11. Ankaraspor'un eski Ankaragücü'nün yeni başkanı Ahmet Gökçek ilk maçında sınıfta kalanların başında geldi. Söylenene göre şeref tribünündeklerden biri gollerden sonra takımı sattın sen niye geldin veya o tarzda laflar etmiş. O da yerinden fırlayıp adama uçacakken yakalamışlar yarı yolda. Adamı dışarı çıkarmışlar. Fakat o arada kameralar olaya çevrilince İlhan Cavcav'ın Ahmet Gökçek'e bir bakışı vardı ki " Bu mu başkan olacak? Güldürmeyin beni" der gibiydi. Neyse madem başkan oldu ona göre hareket etmesi gerekir. Babası onu da öğretir.

12. Bizim yöneticilerde de üçlümüz olan Adnan Sezgin-Haldun Üstünel- Murat Yalçındağ gollerde sevinçleri görülmeye değerdi. Herhalde protokol tribününde rahatça sevinemeyiz diye başka bir tarafta izlediler maçı.

13. Şimdi Ankaraspor maçında oynayan rakip oyuncuların çoğuyla Ankaragücü forması altında tekrar oynayacağız. Ediz, Risp ve Mehmet Çakır'dan sonra Senecky, Adem Koçak, Meye, Muhammet Hanefi, Ömer Aysan ismi geçen futbolcular. Komediye bak...
14. Son olarak sinek küçük ama mide bulandırır türünden canımı sıkan bir not: Galatasaray'ın Kewell ile bulduğu ilk golden sonra televizyonda yedek kulübesindeki gol sevinci gösterilirken Keita, Elano vs. herkes sevinç içindeyken Barış'ın bu sevince katılmaması, katılmayı geçtim yüzünde sevinicini gösterir küçük bir tebessüm bile olmaması gecenin benim açımdan en sıkıcı durumuydu.

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Parma - Fiorentina?

Şu anda Ligtv'de yayınlanan maçın 18. dakikası. Sesi kısık televizyonun ve ben sanki Parma - Fiorentina maçının karşısındayım. Sarı formalı Ankaraspor Mor formalı Galatasaray'la oynuyor aslında. Formalar yabancı, hocalar yabancı, sahadakilerin çoğu yabancı, ben yabancıyım bunlara. Çok yabancı hissediyorum ekrandaki maça kendimi, şu anda kendime bile yabancıyım. Parma - Fiorentina Ligtv'de kapışıyor, benim aklım çok karışıyor, bu endüstriyel futbol ülserimi azdırıyor...

Hiç mi Utanmanız Yok!!!

Pes. Sadece Pes. Desportivo'nun 3 yaşındaki yeğeni bile biliyordu Caner'in Galatasaray'a geleceğini. Bir de utanmadan başlık olarak da "Ne Diyorsa O" yazmışlar.

Babam Sağolsun

Gaziantepspor Beşiktaş'tan aldığı bonservis ücretini kullanmaya başlamış. Linz ve Jorginho'nun toplam maliyeti 4-5 milyon euro civarlarındaymış. İsmail ve Tabata'ya verilen para 14 milyon euro. Daha cepte çok parası var Gaziantepspor'un. Buna bakarak açıkçası Gaziantepspor'dan bir tane daha transfer haberi bekliyorum transfer süresi bitene kadar.

Özellikle Avusturya'daki arkadaşlarımızın dediğine göre Linz uyum sağlarsa Beşiktaş'a ara sezonda ya da gelecek sezona satılabilecek kıvama gelebilirmiş. Jorginho ise Gaziantep için iyi, güzel bir transfer ama 32 yaşında olması Beşiktaş'a transferinin önündeki en büyük engel.

Arabaların arkasında " Babam Sağolsun" diye yazıları görürüz hep Gaziantepspor da bu iki oyuncunun sırtına "Babam sağolsun" diye yazsa hiç de yanlış olmaz bana göre.

Bakalım biz de Sercan transferini gerçekleştirip Bursaspor'a böyle bir transfer imkanını sağlayabilecek miyiz?

30 Ağustos 2009 Pazar

The Last Airbender



Efsane fantastik anime The Last Airbender Shyamalan'ın ellerinde beyazperde'ye geliyor, gelecek yaz vizyonda olacak. Çekimler büyük ölçüde tamamlanmış, görsel efekt çalışmaları devam ediyor. Bir tutkunu da açtığı blogla en son bilgileri ulaştırıyor bize. Bloga buradan ulaşabilir, gelecek yazı beklerken benim gibi heyecanınızı bastırabilirsiniz. Shyamalan'ın tekrar dirildiği film olması dileğiyle...

İkisine de Yakışır!

Biz spor yorumcusuyuz paramızı buradan kazanırız diyip reddetmemişler teklifi. Musluk akarken doldurmak gerek bidonları, nereden nasıl geldiği önemli değil ki. Bravo yakışır ikinize de, bir dizi oyunculuğunuz kalmıştı görmediğimiz, artık geceleri daha rahat uyuruz. Resme tıklayın çok önemli projenin detaylarını okuyun, okuyun da sevinin futbol severler!

Son Aslan!

canererkin

Son Aslan CSKA Moskova'dan Caner Erkin oldu. Sabaha kalmaz resmi siteden açıklanır. Pazartesi Sami Yen'e gelir. Derbide 18'de olur. Yavaş yavaş rotasyona girer. Arda'nın solda Hakan Balta ile yarattığı uyumu aratmaz. Güzel ve bol adrese teslim ortalar kesmesi-gollük paslar atması dileklerimizle...

sevgiler volkanbk3

Sheva Kürkçü Dükkanında

Tükenen adam demiştik Shevchenko için 15-20 gün önce. Bu haliyle büyük liglerin hiç birinde tutunamazdı. Ancelotti görmek istedi onu yine de, gerçi nedenini anlayamadım neden bu kadar uğraştı üzerinde, keza 1 senedir yedek sırasında yanı başından ayırmamıştı onu. Olmadı, yine kendini beğendiremedi Sheva. Şimdi ayrılık zamanı onun için. Çok yazıldı Fener'e gelecek diye, O bildik sokakları tercih etti yeni bir maceradansa. 33 yaşındaki Ukraynalı doğduğu yere geri döndü, Dinamo Kiev ile 2 seneliğine anlaştı. Belki de son imzasını attı aktif kariyerinin, belki de son bir kez kendini ispat etmeyi deneyecek. Ama ne olursa olsun onu artık daha az izleyeceğiz, Şampiyonlar Ligi maçları hariç adını pek duymayacağız, yavaş yavaş onu da unutacağız.

Güle güle Sheva...

Pep 2 Kere Mutlu

Dün geceki zor Shaktar maçından sonra kupayı alarak önemli bir sevinç yaşayan Pep Guardiola sanırım bu gece 2. mutluluğu Real Madrid-Deportivo maçını izlerken yaşamıştır. Geçen sezonun kupa terminatörü ve Real'i 6'lıyarak süpüren takımın hocası olarak bir çok korkusundan arındığını düşünüyorum bu gece Guardiola'nın. Fantastik denilecek paralara yapılan transferlerle gol yollarında acayip bir bileşim elde eden Real Madrid'in ilk resmi maçındaki hali, Barcelona'nın hocası ben olsam beni sevinçten uyutmazdı. Pep belki de ellerini ovuşturmaya başlamıştır şimdiden.

Raul, Kaka, Ronaldo, Benzema forvet dörtlüsünün Real'i savunmada bariz bir şekilde 7 kişi bıraktığı, tandemdeki Garay-Albiol ikilisinin hiç ama hiç Real'e yakışmadığını çok net gördük Deportivo karşısında. Riki denilen adam doğru düzgün topa vurmayı becerebilse çok farklı bir skora sahne olacaktı San Tiago Barnebeu'da açılış maçı. Pellegrini'nin ürkek yönetimi Real'i Real olmaktan uzaklaştıracak nitelikteydi. Hemen golün sonrasında (3-2) Raul'u Granero ile değiştirmesi, Benzema'yı oyundan alması, sahada gezinen Ronaldo'yu 90 dakika sahada tutması, maç sonunda Kaka-Guti değişikliği ile iyice orta sahayı kalabalıklaştırmaya çalışması, çalıştırdığı takımın Los Galacticos değil de sanki Los Ratones olduğunu düşündürdü bize.

Sözün özü ben bu Real'i, takım savunmasından hiç mi hiç haberi olmayan bu kadroyu ve başındaki korkak adamı görseydim Barcelona hocası olarak bu gece çok rahat uyurdum ya da belki de uyuyamazdım sevinçten. Pep iki kere mutlu bu gece, orası kesin.

Criss Angel #5 - Hastasıyız!


Sevgili dostum Cem Konar'a Teşekkürler...

Criss Angel #4 - Hastasıyız!
Criss Angel #3 - Hastasıyız!
Criss Angel #2 - Hastasıyız!
Criss Angel #1 - Hastasıyız!