Sayfalar

30 Mayıs 2012 Çarşamba

İşini Sevmek

Ricky Rubio Havalimanında kardeşini beklerken NBA Konferans Finallerini izliyor. İşini sevmek demek bu olsa gerek.

27 Nisan 2012 Cuma

O biiiiiiiiir Doktor!!!

Sevgili ozhano dün doktora sınavını başarıyla geçerek doktorasını tamamlamış oldu. Kendisini tebrik ediyor, muayene saatlerimizi yine bu sayfadan duyuracağımızı belirterek tüm Fibromiyalji Sendromlu hastalara acil şifalar diliyoruz :)

Hidayet Geri Döndü, Indiana'ya Karşı Oynayacak

Yüzündeki kırıklar nedeniyle 10 maç kaçıran ve play-off'a kadar dönüp dönmeyeceği belli olmayan Hidayet Türkoğlu parkelere geri döndü. Dün gece normal sezonun son maçında Magic'in bildiğimiz klasik kadrosundan sahada olan tek isim Hidayet'ti. 4 üçlük isabeti ve toplamda 18 sayısı ile 30 dakika sahada kaldı ve maskesiyle birlikte ilk 5'teki yerine döneceğinin kuvvetli sinyalini verdi.

Howard'ın şımarıklıkları sonrası gelen sakatlığı ve ameliyatının ardından sezonu 37-29 ile bitiren Magic'i adeta Allah korudu ve Chicago, Miami ve Boston üçlüsünden sıyrılarak sezonun son bölümünde 3. sıraya yerleşen Indiana ile ilk turu oynama şansını yakaladı. Howardsız bir Orlando için ilk turda eleyebileceği tek ekip Indiana'dır yukarıdaki 4'lüden. Big Baby'nin pivot olduğu bir takım ancak iyi dış savunma ve dış hücumla Indiana'yı geçebilir. 15 üçlük civarında isabet bulduğu ve Anderson'ı savunma ribauntlarına konsantre ettiği her akşam Orlando için galibiyet ihtimali vardır.

Dwight efendi beğenmese de bu takımın en büyük şansı Van Gundy gibi bir koçu olmasıdır. Dolayısıyla bu tur geçilecekse turu geçiren isim parkede koşturanlardan biri değil kenardaki şişman adam olacaktır.

Her zamanki iyi niyetim ve optimist yaklaşımımla Orlando turu 4-2 ile geçer diyip kaçıyorum.

6 Nisan 2012 Cuma

Hidayet'e Kamyon Çarptı

Fotoğraf Milliyet'ten, dirsek dün geceki maçta Carmelo Anthony'den. Kırık yok, 3 dikiş var diye sevinmiştik ama filmler çekildi acı gerçek ortaya çıktı. elmacık kemiği ve civarında kırıklar var, Hidayet bugün ameliyat oluyor, 3 hafta da sahalardan uzak kalacak, Play-off'a yetiştirmeye çalışacaklar genci. Geçmiş olsun Hidayet...

5 Nisan 2012 Perşembe

Neden Yazmıyorum?

Türk Futbolu ile ilgili zaten son zamanlarda bir şey yazdığım yok keyifsizlik ve huzursuzluğumdan bilen biliyor. Magic konusunda ise bu Dwight Howard yüzünden tadım iyice kaçtı. Camiayla adeta dalga geçiyor Howard. Son dönemde Van Gundy'nin gönderilmesi gerçekleşmezse takımda kalmama getirdi adeta konuyu ve mide bulandırdı. En güzeli sezon sonu bir kontrat uzatma imzalayıp göndermek, karşılığı olmasa bile razıyım artık, yazık etti koca camiaya. Öte yandan son dönemde Korumalı Futbol'da Sakarya'da çok önemli işler yaptık, 2.Lig'de şampiyonluğu garantileyip 1.lige yükseldik ve Üniversiteler Ligi'nde Türkiye'de ilk dörtteyiz, Boğaziçi ile yarı finalde oynayacağız. Kürek Hakemliği için Adanadaydım belli bir süre ve fazlasıyla yoğun olan işler, işler, işler...

İlk fırsatta Korumalı Futbol, sonra Magic ile ilgili derin yazılar var kafamda ama şimdilik yine ve yeniden girdaptan çıkmaya çalışıyorum.

Herkese selam, sevgi, saygı...

21 Mart 2012 Çarşamba

Orlando Magic 59 - 85 Chicago Bulls

Askerlik günlerimden bu yana ilk kez keşke sigara içicisi olsaymış, yıllar öncesinden içmeye başlamış olsaydım şunu dedim maçın devre arasında; şöyle iki nefes alıp balkonda, kendime gelseydim, dedim. Magic ile alakalı efkârım anlatılamaz, son periyodu izlemedim bile utancımdan; bakın, ben utandım diyorum, o kadar arkasında durduğumuz bu ekip adına ben utandım. Bu geceki Suns maçından sonra geniş bir özet yapmak dileğiyle…

19 Mart 2012 Pazartesi

Miami Heat 91 - 81 Orlando Magic

Sonunda bilgisayar ekranından kurtulup TV başında bir Orlando maçı izleyecek olmanın keyfiyle kurulduğumuz koltuktan izleyenleri sinir ataklarıyla hoplatan bir Magic basketbolu izledik gece gece… Magic basketbolcularının maç boyu top kaybetme yarışına şahit olduk. Orlando takımı adına bir önceki kazanılan maça göre gururlanabilecekleri TEK istatistik; bir önceki maç 22 top kaybı yapılmışken bu maç 18’de kalmış! Şunu kabul ediyoruz; Heat savunması lig ortalamasının üzerinde, çok pasa dayalı Orlando takımı olsa dahi karşılarındaki için boş şut bulma olanağı, ‘olanak’ seviyesine bile çıkamıyor zaman zaman. Maça da Magic’in pas trafiğini yavaşlatıcı olağanüstü bir baskıyla başlayan Heat karşısında affalayan bir takımı olduğunu gören SVG, ilk 8 dakikada üç mola kullanmak zorunda kaldı. Tabi zorunda kaldığı şey sadece mola almak da değildi, oyun planını da değiştirmek zorunda kaldı. Tepe pick&roll’lerini kusursuza yakın savunan Heat karşısında; coach SVG, topu daha çok içeriye ulaştırarak ilk önlemlerini aldı. Howard savunmasında ne kadar başarılı olsalar da savunma ribaundlarındaki zayıflıklarından yine de içeriyi zorlamak mantıklıydı. Maça da böyle tutunmaya çalıştılar, başarılı da olmadı değiller ama SVG’nin tahmin edemediği faktörler devreye girmekte gecikmedi her zamanki gibi. Öncelikle sezonun en göz alan adamı JJ, kara büyü yapılmışlar gibiydi. Bu sezon JJ’i seyretmemiş biri inanabilir yaptıklarına ama bu sezonki basketboluyla birçok kişiyi yeteneklerine inandırmış birini sahadakinin JJ olduğuna ikna edemezdiniz. Maç yorumlayan ağabeylerin dediği gibi ‘4 maçta 1 böyle bu herif’ lafı aşırı abartılı; bu sezon içeride oynanan bir Chicago maçı var bu şekilde anlamsız bir maç çıkardığı, onun dışında şutu girmediği gün dahi basiretsiz maçlar çıkarmadı JJ. Devreye giren ikinci faktör Hidayet’ti. Bıraktığı Rashard Lewis sakalıyla, onun ‘kontratına bol gelen’ halini anımsatıyordu sadece. Burada para/maaş hesabı yapmak hoşlanmadığımız, bize yakışmayan bir şey ama NBA basınında çokça dillendirilmeye başlandı artık, bu performanslarla dalga konusu bile olabilir. Her sezon kendini rölantiye aldığı yattığı dönemler oluyor, ki vücut sağlığı açısından anlayışla karşılanabilir bir şey fakat, bu sezon bu yatışları biraz daha arttırdı. Takımın hücumda bunalım geçirdiği dönemlerde en güvenilir el olması gerekirken, SVG onu toptan en uzak yere yolladı bu maçın sonunda hatta. Sadece bir hücumda topu eline verdiler; o da artık denenmedik adam kalmadığı için sırası geldi diye verildi. Artık playoff’larda komutayı ele alacağını umuyoruz. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu noktadan sonra Turkoğlu’nun 20’li 30’lu skorlar atması nadiren gerçekleşebilecek bir şey, ondan beklenen hücumu yönlendirmesi, tıpkı geçtiğimiz senelerdeki gibi. Devreden hiç çıkmayanlardan biri ise bu maçta ayrı bir vakaydı: Chris Duhon. O sahadayken hücumun girdiği bunalım anlatılacak gibi değil; SVG’nin yufka yüreğine duacı olabilir, nitekim sahada verdiği görüntü korkunç. Ish Smith’den biraz fazlası, bu sene öğrendiği yüzdeli üçlük atabilmek; bunun dışında baskı altında lise basketbolcuları kadar acemice top kayıpları yapıyor.

Kazanılan son Miami maçında, ikinci yarı o kadar etkili bir penetre savunması yapılmıştı ki; Heat, 15 ortalama üçlükle oynarken, o maçta 22 üçlük kullanmak zorunda bırakılmıştı. Dün geceki penetre savunmasının ise sürekliliği sağlanamadı, sadece bölüm bölüm geri düştükçe etkili oldu. Takım savunmasının yanında J-Rich’ten başta olmak üzere yalandan yapılan adam savunmaları da iki tane sağı solu belli olmayan adamın olduğu takıma karşı tolere edilmesi zor durumlara soktu Magic’i. Heat, yolu açık görünce, çok fazla dış şutlara başvurma ihtiyacı duymamış oldu, sadece 8 tane üçlük denediler. Savunmadaki bu bireysel istikrarsızlıklardan dolayı, SVG rotasyon dışına çıkmak zorunda kalıyor. Bu sezon ilk kez geçen maç, Turk/Q-Rich sahada beraber oldular. Baby’nin istikrarsızlığından dolayı, Howard’ın kenarda olduğu sürelerde çok fazla yemeyelim diye dua ediyoruz. Ryan Anderson, dün Bosh örneğinde olduğu gibi, rakibinden seri sayılar yerken el kol bağlı izlemek durumunda kalıyoruz SVG ile.

Takım kaybetmişken, eksikleri yazmanın kolaycılığına kaçmayalım. Bu gece Bulls ile oynuyor Magic. Soluklanmadan devam ediyoruz…

Kestane Kebap, Ali Koç'a Anında Cevap

Bugün Ligtv yayınına katılan Ali Koç'un Galatasaray statında sıralandırdığı olayların karşılığı olarak ben de buraya birşeyler yazayım.

Mesela ne yazayım:

1995 Yılında sırf Galatasaray'a kupa verdi diye Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı'nın kafasına şişe atıldığı yer: Şükrü Saraçoğlu..

Yönetim marifetiyle 6 Mayıs 2001'de Galatasaray taraftarının olduğu tribünlere tezek, sidik torbaları konulan yer: Şükrü Saraçoğlu

2001'de Soyunma odası koridorlarında taraftarların futbolcu tartakladığı yer: Şükrü Saraçoğlu

16 Şubat 2002’de Lucescu ve yedek oyuncularına ayran kutularının fırlatıldığı yer: Şükrü Saraçoğlu
Rakip takım oyuncularının stat otoparkında hem kulübün adamları ve hem de Fenerbahçeli futbolcular tarafından dövüldüğü yer: Şükrü Saraçoğlu

Galatasaraylı futbolcularının kafalarına yumurta atılan yer: Şükrü Saraçoğlu

Galatasaraylı oyuncuların saha kenarında ısındırılmadığı yer : Şükrü Saraçoğlu..
Yayıncı kuruluşun kablolarının kesilerek yayının durdurulmaya çalışıldığı stat yine Şükrü Saraçoğlu....

Bitti mi? Tabiki hayır

Mondragon’un koruduğu kaleye ses bombası atılıp maç boyu sağır olarak maça devam etmesinin sağlandığı yer: Şükrü Saraçoğlu

Erik Gerets’in alnının atılan çakmak sebebiyle açıldığı yer: Şükrü Saraçoğlu
17 Mart 2012’de Fatih Terim’in kaşının açılması olayının yaşandığı yer: Şükrü Saraçoğlu

17 Mart 2012’de Hasan Şaş’ın kafasındaki –bazı aklıevvellere göre tam bir muamma olan bir olay- kanama olayının yaşandığı yer: Şükrü Saraçoğlu

Sevgili Ali Koç sen sıraladın Galatasaray stadında yaşananları da, biz de sıralarsak yok birbirimizden farkımız.

-------------------

Pardon var birbirimizden farkımız. Ben Galatasaraylı olarak kendi stadımda yaşanılan yüz kızartıcı olaylardan dolayı utanıyorum ama sen halen zeytinyağı gibi üste çıkma derdindesin...Bir fark da şu bu arada:

Farkımız bu: 1996 Türkiye Kupası Finali’nde ortasına koskoca Galatasaray bayrağı diktiğimiz yer: ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU.
Şimdi dağılın...

17 Mart 2012 Cumartesi

Orlando Magic 86 - 70 New Jersey Nets

Bu maçı uzun uzadıya anlatmanın bir manası yok. Magic takımından çok Nets’in yetersizliği belirledi maçı. Oyuncu kabiliyetiniz, kadro derinliğiniz sınırlı olabilir ama bu seviyede hiçbir antrenörün bir NBA takımını bu şekilde oynatmaya hakkı yoktur. Deron Williams’sız takım bu şekilde oynayacaksa, Avery Johnson’un o görevde işi ne? Genel geçer bir durumdur; alt sıralardaki takımlar sezon sonuna doğru, siz deyin oyuncuların sonraki sezon takımda olup olmama kaygısı, ben diyeyim coach’ların kıçı kurtarması, takım oyunu olarak yükselişe geçerler. Dünkü Nets takımı sezon öncesi kampın beşinci gününden bir görüntü verdi bizlere. Maçın 4. dakikasında mola alıp, mola dönüşü ilk hücumda bir de 20 sn.’lik mola aldığında acaba maçın ilerleyen dakikaları için ne gibi önemli tavsiyelerde bulundu AJ, çok merak ettim dün gece. Sezon ortasında Nba.com’un takımlar için yaptığı karnenin en kötü hocasıydı AJ (En iyi notu alan yani A+ alan dört hocadan biri de SVG idi).Açıkçası Gerald Wallace ile olabilecekleri geçen seneki Charlotte Bobcats takımı en fazla bu anlayışla. Onlar daha çok Brooklyn etiketiyle piyasa yapmaya devam etsinler. Her sene hayal kırıklığı olmaya devam edeceklerdir. Carmelo’nun canı sıkılır bir iki sene de Brooklyn’de takılır, sonra John Wall’u alırlar takasla, çılgın partiler gece hayatı muazzam, her sene de ellerine almaya devam ederler.
2012-2013 sezonu için de oynayacağını açıkladıktan sonraki ilk maçıydı Howard’ın. Hal ve hareketlerinden koca bir sıkıntıdan kurtulduğunun emarelerini gördük. Menajeri Dan Fegan ile ilgili sıkıntıları olduğu, kafasını karıştıran birinci unsurun o olduğu yönünde haberler dolaşıyor sık sık; her ne kadar bu konularda sır vermese de Howard… Maç öncesi ve sonrası sevincini, jameer ile olan röportajını izlemeniz Howard’ın ruh haliyle ilgili fikir verecektir. Maç la ilgili görülmesi gereken anlardan biri de, Baby Davis’in attığı basket faul sonrası bench’te oturan Howard’a doğru Melo- pitbull dansı yapmasıydı. Bu maç için yazılacak pek bir şey yok başta belirttiğim gibi… Howard’ın takasıyla ilgili bir yazı planladığım için de yazıyı burada sonlandırıyorum. Pazar gecesi Miami’ye gidiyor Magic. Saat 01.00’de Cnn-Türk’te olacak yanlış bilmiyorsam… Bir de ilgilenenlere bu sabah (Pazar sabahı saat 08.00’de) Formula-1, Avustralya GP ile başlıyor. Schumacher’ın iddialı olduğu bir sezon bizi bekliyor gibi. Ferrari taraftarları için ise kolay bir sezon olamayacak gözüküyor, yine Alonso’nun peygambervari performansları için dua edecekler.

15 Mart 2012 Perşembe

San Antonio Spurs 122-111 Orlando Magic

Bugünkü Orlando Sentinel’den George Diaz’ın dediği gibi; Orlando şehri, Dwight Howard sayesinde, NCAA oyunları için söylenen ‘Mart Çılgınlığını’ yaşamış oldu. Aslında bırakın Mart ayını, şu son 24 saatte o kadar şeyler konuşuldu söylendi ki, kafamız ‘git gel’lerden o kadar karıştı ki, bu son 24 saatten güzel bir film senaryosu çıkarılabilir diye düşünüyorum. Daha iki gün öncesine kadar herkes Howard’ı bir yerlere takas etmişti, dün geceki Spurs maçından önce sezonu Orlando’da tamamlayacağını açıkladı ancak Orlando yönetimi Howard’ın ETO’sunu yani o artı 1 sezon için serbest kalma opsiyonunu kullanma ihtimalini göz önüne alarak Dwight’tan, sonraki sezonu oynaması için garanti istedi. Bundan sonra, Orlando bu durum karşısında takas yapar kesin diye düşünüldü, ama maçtan sonra % 99 ihtimalle Howard’dan kontratını sonuna kadar götürme sözü aldılar, ve bir sene daha- gelecek sezon sonuna kadar Howard’ı takımda tutmayı başardılar. Sıcağı sıcağına yapılan röportajda, Howard, aslında pek de hoş (niyetli) olmayan tavsiyeler aldığını itiraf etti ve bu süreçte özellikle şehir taraftarında yarattığı hayal kırıklığından dolayı hepsinden özür diledi. Sezonun henüz başında, Carmelo vb. birçok insandan fikirler aldığını, bunun bir iş olduğunu ve herkesin geleceğini düşünmesi gerektiği şeklinde demeçler verdiğini dün gibi hatırlıyorum. Buna karşılık, Carmelo vb. adamlardan eğer tavsiye alacaksa Carmelo kafasında bir adam olduğunu ama o çok istediği şampiyonluk yüzüğünü rüyasında bile göremeyeceğini düşünmüş ve buna yakın şeyler yazmıştık. Açıkçası bu son itiraflarından, haklı çıkmanın gururunu yaşıyoruz. Çünkü; şu aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi Magic takımındaki atmosfer, iklim bu tip kirli basit adi düşünceleri barındıramayacak kadar güzellikte elemanlara sahiptir. Basketbolunu çokça eleştirdiğimiz Nelson’dan, baygın surat Clark’a kadar herkes egolarını frenlemiş, bu takımın birer parçası olduğunun bilincinde insanlar.
Maça dönecek olursak: Bir gece önceki Miami galibiyetinin verdiği özgüvenle başladı Magic maça. Aslında maç başlangıçlarını, hücum tarafında kusursuza yakın oynayan bir SVG takımı var yıllardır. Bu seneki en büyük sıkıntı, çokça sıkıntısı çekilen, bench takımı yani ‘second unit’… İlk yedi-sekiz dakikadan sonra başlayan rotasyon Orlando takımına çok büyük zarar verdi Magic takımına; Spurs maçı da onlardan biriydi klasikleşen bir şekilde. Spurs ikinci takımı sahaya girdiğinde ilk yarıda Leonard ve Neal ile ikinci yarıda ise Manu ve Splitter ile rakibinin ikinci takımını ezdi geçti. Magic takımında, daha sonrasında birinci takımlar oyuna döndüğünde ritimlerini bulmaları kolay olmuyor, bu yüzden maç başlarında ortaya koyulan üstün hücum performansının pek bir manası da kalmıyor. Takasla da ne yazık ki, bench için, dilimizde tüy bitti gerçi, bir uzun takviyesi yapmayı uygun görmedi yönetim kademesi. Eğer Davis’in bu performasıyla mutluysalar diyeceğimiz bir şey yok ama, şu andaki hiçbir şeye benzemeyen saçma sapan basketboluyla Baby Davis, herhangi bir takımda bırakın süre almayı havlu bile sallayamaz, şu andaki süresi tamamen uzun yokluğundan. Asgari, Koufos gibi bir uzun katkısına bile çok ihtiyacı var Magic’in. (Hatta yaptığım Portland- Denver- Orlando arasındaki takas önerimle Nelson ve Q-rich karşılığında Felton ve Koufos’u bile takıma eklemiştim ama yönetim dikkate almadı sağolsun beni.) Yönetim Howard’a yoğunlaşmış olabilir ama Horford’un sağlıklı olması durumunda Atlanta ve Sixers’a bile elenebilir bu uzun rotasyonuyla. Sonuçta Howard peygamber değil, insan canlısı. Artık, Baby Davis hamlesinin iflas etmiş olduğunu itiraf etmek gerekiyor.
Nelson her nekedar ilk üç çeyrek insan üstü şut soksa da, Parker’ın hemen hiçbir penetresine engel olamadı. Üstüne Pick&roll savunmasında Baby Davis sıvayınca, üstüne de Nelson’un yedeği protez bacak Duhon olunca, baştan sona Parker’ın tecavüzüne sahne oldu maç. Pick& roll savunmasında oyun kurucunuz ya da dış oyuncunuz hiçbir çaba sarf etmeyince tüm savunma dengeniz bozuluyor ister istemez. Yani 5 gün önceki Pacers maçının yarısı savunma yapabilseydi Magic, maçı zorlanmadan kazanabilirdi ama bir gün önce Orlando’da Miami’ye karşı oynamış üst düzey mücadele vermiş bir takımın sahaya çıktığını da göz ardı etmiyoruz. Abartmıyorum, play-off’larda karşı karşıya gelse bu iki ekip Magic zorlanmadan süpürebilir Spurs’u. Ama sezon içinde her maç aynı performansı veremiyorsunuz, hele ki böyle bir sıkışık sezonda bu daha da zor bir hal alıyor. Bu maçla ilgili gözüme takılan bir adamdan da bir iki cümle bahsedeyim. Çok kısa süre alsa da DeAndre Liggins, belki bu takımda kendini gösteremeyecek ama, ileride eğer şansı da yardımcı olursa bir Trevor Ariza kalibresinde oyuncu olabilir. Şu anda basketbolu hala ham ama Ariza’nın da öyle kolay kolay bu işi öğrenemediğini görmezlikten gelemeyiz, Gerald Wallace’da aynı şekilde Sacramento’da kenarda oturduktan sonra geldiği nokta ortada, o yüzden Liggins için bir işaret koyalım buraya, ileride yüzümüzü kızartmaz umuyoruz.
Cuma gecesi artık Mehmet Okur’suz ama Gerald Wallace’lı Nets karşısında umarız zorlanmayız ama bu seneki bench’i ile Magic’ten bunu beklemek biraz zor…

Takas öncesi son mutlu aile tablosu mu?

122 - 111 kaybedilen Spurs maçı sonrası Orlando'ya dönerken uçakta çekilen fotodur. Maç yazısı Tolga'dan, belki de taksa yazısı da :) bu arada Wafer'ın nasıl bir eleman olduğunu apaçık gösterdiği pozu da dikkatlerden kaçmasın ...

14 Mart 2012 Çarşamba

Orlando Magic 104 - 98 Miami Heat

Bu tip maçlarda alınan galibiyetlerin oyuncu ve antrenörlerin haricinde taraftara da bir özgüven sağladığını belirtelim öncelikle. Takımınızın, Wade’li Lebron’lu ya da Rose’lu Bryant’lı takımlara karşı basketbol olarak yakın veya üstün işler yapabilmesi dışında mücadele ve sertlik bakımından da aynı şekilde cevap verebilmesi ve başa baş giden bir maçta galip gelebilmesi taraftarının da mutlu olmasını sağlayabiliyor. Hele bir de basketbol dışı haberlerin dedikoduların -hatta bu konuda NBA resmi yayın organı bile bir haftadır anasayfa üzerinde aynı anda üç tane haber koyup iyice sinir bozucu hale getirdiğinde olayları- bu kadar tavan yaptığı bu dönemde böyle mutlulukları arar olduk.
Öncelikle bu kritik maçtan önce çıkan bir iki ufak çirkinliğe değinelim, sonra maça geçebiliriz: Haber kaynağını net hatırlamıyorum ama- her ne kadar takım genel müdürü Alex Martins yalanlasa da- Howard’ı takımda tutmak için, sezon sonunda SVG ve Otis Smith ile ilgili kararın Howard’ın iki dudağı arasına bırakılması sözünün verildiği söylendi. Dün geceki galibiyetten sonra Howard’ın, sezonu Orlando’da tamamlamak istediğini söylemesi biz şüpheci gelenekten gelmişleri ne yazık ki derin düşüncelere gark etmiştir. Gerçi maçtan önce SVG’ye bunla alakalı gelen sorulara ‘ Birilerini mutlu edecekse beni kovabilirsiniz’ ve bu işlerde gösterilemeyen asgari ahlakla ilgili şövalyece soylu düşünceleri sadece basketbol kalitesi değil insanlık kalitesinin bu iklimin fersah fersah üzerinde olduğunu gösterdi bizlere. Howard’ın SVG ile mutlu olmadığını, coach’luk tarzını beğenmediğini biliyoruz; ve Howard’ın saçma sapan bir kafada olduğunu, basketboldan atladığı çağı SVG’ye borçlu olduğunu defalarca yazdık, tekrara düşmeyelim. Açıkçası SVG’nin bir hayal kırıklığı yaşadı aşikâr, aynı biz vicdan sahiplerinde olduğu gibi.
Her ne kadar bu satırlardan Otis Smith’e defalarca kızsak da o da zurnanın son deliklerinden biri SVG gibi. Eğer SVG ve Otis ile ilgili bu çirkin tezgâh kurulmuşsa, etik davranış hassasiyeti her geçen gün azalan bu organizasyonun diğerlerinden biraz daha farklı olduğunu düşündüğümüz Magic ile ilgili şahsen büyük hayal kırıklığı yaşayacağımı belirtip biraz da maçtan bahsedelim.
En son Indiana maçı ile ilgili yazarken, Reddick’in takıma önderlik etme hususunda aldığı büyük yolla ilgili daha dişe diş maçları da görüp değerlendirmek gerekir demiştim. Dünkü maç, o karakter sınavının gösterebileceği maçlardan biriydi ve bu sınavı da mükemmele yakın atlattı diyebiliriz. Aynı şekilde bu sene sadece attığı üçlüklerle değil, kafa olarak da çağ atlayan bir Anderson için aynı şeyleri söyleyebiliriz. Bir kere iki oyuncu da kesinlikle yılmıyorlar. Bir ara 20-0’lık bir seri yakaladığında Heat, seriyi bozan, sadece seriyi bozması değil, soğukkanlıca pozisyonu kovalayıp doğru şutu bulan Reddick oldu. Bu konuda Hidayet’in bir iki seneye sürelerinin azalacağını düşünürsek, eğer Reddick’in de içinde olduğu fantastik bir takas yapılmazsa, Magic saha içi liderliği için aday bir isim bulmuş diyebiliriz. İki sene önce Chicago’nun teklifini karşılayan Otis Smith’in kırk yılda bir de olsa olumlu işler yapabildiğini görmüş olduk böylece(sıkıntılı şu günlerinde biraz da övelim sevinsin dostumuz, o da kul sonuçta). Reddick’in bir diğer muazzam özelliğini de yazmadan geçmeyelim: Transition hücumda ya da fast-break hücumlarda, SVG etkisi tabi ama, mükemmele yakın derecede iyi pozisyon alabiliyor, yaptığı koşular kusursuza yakın doğrulukta.
Orlando’nun bu sene sıkça düşütüğü bir kabızlık durumunun da olduğunu arada belirtmişken açalım konuyu. İkinci periyodun ortalarında 8 farkla öndeyken, 20 sayı atamadan yiyen Orlando’nun bu hali anlaşılacak gibi değil. Hani sayı atamayabilrsiniz, ama neredeyse her dönen hücumdan da sayı yemenin, geçmiş senelerin savunma şampiyonu bir takım için izah edilebilecek bir yanı yok kolay kolay. Daha önceki Boston maçında altını çizmiştim. Boston 25’lerden gelip maçı aldığında, ekstra gözü dönmüş bir hücum yapmadılar, sadece savunmada bir ‘B’ planlarının olması ve tutması onlara maçı getirdi. Dün ve daha önceki izlediğimiz Orlando’nun ise savunma için bir ‘B’ planı ya da ‘B’ planı oyuncusu yok. En fazla rakibin kısa forveti Durant gibi uzunsa Clark’ı oyuna sürebiliyor Magic. Savunma katkısı verir diye takasla alınan ‘Baby’nin maçta kafasının çok gidip gelmesi de hiçbir maçın kolay kazanılamamasına neden oluyor. Dün 20-0 yaparken Heat, Jones attığı sekiz sayıyı hemen hemen aynı pozisyonlarda aynı yerden, hepsi de transition hücumdan atması ise Magic taraftarları üzerinde psikolojik sıkıntılar yaratmasına neden oluyor. Lebron, Wade ve Bosh’un buldozer gibi yıka yıka gittikleri penetreleri savunmada ortanın üzerinde, o bahsettiğimiz konsantrasyon kayıplarının olduğu dönemler hariç , bir takım savunması yapabildi Magic, hatta ikinci yarı kusursuza yakın yaptı savunma. Öyle ki içerideki trafikten, şimdiye kadar 21 üçlük denemiş Wade’den 3 tane olmak üzere, maç başı 15 üçlük kullanan Heat, 23 üçlük kullanmış bu maçta. Hücumda fark yaratan adamsa, adını anmadan geçmeyelim, Nelson oldu. Doğruluğu tartışılır kararlarla kullandığı hücumlar bir kenara koyarsak, dün için ‘sokan haklıdır’ diyebildik Jameer için. Yine de geçmişe nazaran daha delici oynaması olumludur, ama yılların verdiği hayal kırıklığı ve tecrübeden dolayı erkenden övgüler dizmeye başlamanın manası da yok diyebiliyoruz.
Aslında Heat karşısında 22 top kaybı yapıp, 16 tane de faul kaçıran bir takımın galibiyet çıkarması kolay iş değil. Daha önce bir Washington maçının yazısında Cenk hocam şöyle bitirmişti: ‘Savunmayı unutmuş insanlar topluluğu elbet bir gün özüne dönecektir.’ Sanırım birkaç maçtır o öze o kıvamına geri döndüğünün sinyallerini veriyor Magic.

Orlando Magic 104 - 98 Miami Heat

Yazısı Tolga'dan Gelecek...

12 Mart 2012 Pazartesi

Orlando Magic 107 - 94 Indiana Pacers

Amerikan basınının Howard’ı yolladığı takımlar arasına en son Thunders ve Bulls’u da ilave etmesiyle, bu sezon Howard’ın oynamadığı takım kalmadı… Bundan en büyük eğlenceyi basın çalışanları ve nba yöneticileri çıkartsa da, Howard’ın gidip gelen kafasından mutluluk duymayan tek grup Orlando Magic cephesiydi. Takas dedikodularının sonlanmasına üç-dört gün kala, işte Magic cephesinin artık dayanılmaz migrenvari ağrılar çektiği bu dönemde sezonun en kolay, izleyenlerin ve SVG’nin oflama puflama çekmediği bir maç çıkardı Magic, Pacers karşısında. Üstelik takımın saha içi kumandanı Türkoğlu ve şu sıralar çılgın atan J-Rich’ten de yoksundu takım.
Maçın rahat geçmesinin en önemli nedeni, bir gece önce Pacers’ın Miami’de uzatmaya giden kıran kırana bir maç oynamasıydı, diyebiliriz. Magic takımının hakkını yemeyelim ama, Pacers’lı oyuncuların surat ifadeleri, ‘eksiksiniz meksiksiniz ama hiç takılacak halimiz yok,’ diyordu. Maçın ilk yarısında neler gelişti yazamayacağım; nedeni de, Amerika’da saatlerin değişmiş olduğu ve bundan da benim haberim olmadığı için bir saat geç bilgisayarın başına oturmam. Tekrarını izlemek de işime gelmedi açıkçası, zaten ilk yarı skorunu gördüğümde aklıma ilk gelenler az önce Pacers ile ilgili yazdıklarımdı, zira ikinci yarı ile beraber düşündüklerimi bizzat kanlı canlı görmüş oldum. Maçın ikinci yarısı da o kadar sıkıcı geçti ki, bakın sadece izleyenler için değil, oynayanlar için de aynı şekilde, can sıkıntısından Howard ve Baby Davis, Hansbrough’a fena sardılar. Baby’nin konrolsüzlüğünü daha önce görmüştüm de, bu maç iyice zıvanadan çıktı. Howard’ın, Hansbrough ile olan kapışmalarını maç içi gerginliğine veriyorum ama Baby Davis’in durup dururken savunmada Hansbrough’u garip el kol hareketleri yaparak savunması, her dönüşte ufak bir omuz atması, her şeyi geçtim, hücumda kullandığı sekiz şutun neredeyse hepsini üçlük çizgisinin biraz içerisinden kullanması ( bir tanesinin de üçlük olduğunu belirtelim, süre dolarken filan değil, bildiğiniz saçma sapan bir yerde el üstü denilebilecek bir pozisyonda) SVG takımına yakışmayacak çirkinlikte hareketlerdi. Sezon başından beri süregelen istikrarsızlığı, bekleneni isteneni verememesi onda olumlu yönde değişiklikler yaratamadı ne yazık ki, o da bunun farkında olacak, iyice kontrol dışına çıkmaya başladı.
Bundan önceki iki maçta ligin en dibindeki takım olan Bobcats’e yirmilerden gelip maç verme, ve Bulls deplasmanında yine 18 sayıdan Bulls’u maça ortak etme vakalarını yaşayan bir takım taraftarı mutlaka bu maçta da çok rahat değildi açıkçası. Bu sene neredeyse hiçbir maçı rahat bitiremedi Magic. Bunun sebebinin büyük ağırlığı, tüm Nba’in de bildiği bir şey, bench zayıflığıydı. Yani maça ne kadar iyi başlarsak başlayalım, ‘second unit’ dedikleri bench takımı Howard’ın ruh halinden daha dalgalı performans veriyor. Sadece hücum performansından bahsetmiyorum, ki Nba’in en az sayı atan bench’i olduğu herkesçe malum, savunma performansı da o kadar rezil olabiliyorum. Dün gecenin rahat geçmesinin en büyük nedeni, her Pacers maçında olduğu gibi Howard’a karşı tahta bacaklarıyla savunma yapmaya çalışan Hibbert (Howard bu sezon Magic ile Pacers arasında oynanan maçlarda- 3/1 Orlando- %70ün üzerinde oynadı yanılmıyorsam.) ile beraber içine Turkoğlu’nun 2009 hali kaçan Reddick’in üstün oyunuydu. Ama gelgelelim, maç kafa kafaya gittiğinde rakip takımlar Reddick’in savunma zaafiyetinden yararlanmaya çalışıyorlar. Dün gece Pacers o noktaya gelemedi hiç, Paul George ile olacak iş değildi zaten o. Reddick’in savunma bilgisine diyecek bir şeyim yok, ancak bariz fiziksel zaafları var; Bobcats maçında Henderson’un üzerimize atlamasının sebebi de maçtan atılan Paul Silas’ın yerini alan oğul Silas’ın (Stephen Silas) bu zaafı değerlendirmesiydi. Bulls’un da atlamasına az kalmıştı ki, bu sefer ilahi güçler devreye girdi sanki ve Korver gözü kapalı atacağı üçlüklerin hiçbirini sokamadı. Celtics ve Bobcats’e karşı alınan utanç verici yenilgilerden birini daha almaya ramak kalmıştı.
Bu maçla ilgili olumlu şeyleri de not etmekte yarar var: Bir kere Reddick, kafa olarak muazzam bir ilerleme yaşamış, bu açık. Hidayet’in bir iki seneye artık bu süreleri alamayacağını hesaba katarsak, bol pasa dayalı Avrupa basketbolu oynayan bu takımın saha içi generallerinden biri belki de birincisi olabilir. Ama daha kafa kafaya maçlarda ne yapar, bu maçlarda kanıtlaması gereken bir ton iş var, bunları da görmek gerekir. İkincisi, yine bu maç özelinde, eksik kadroya rağmen, Nelson’un ortalık bana kaldı anlayışında oynamaması da olumlu diğer göstergeydi. Tabi bu Nelson’la olacak iş değil, bir SVG mucizesidir. Her ne kadar Howard SVG’nin coach’luk tarzını yani çok bağırıp çağırmasını beğenmese de Nelson’un o kalın kafasına başka nasıl sokulurdu, bu da bilim konusu. Bir Wizards bir Bucks olmadıysa bu takım SVG’ye çok şey borçlular. Üçüncüsü ise, takım savunmasında, tabi Pacers’ın vurdumduymaz aptallıklarını bir kenara koyacak olursak, yardımlaşma görmediğimiz seviyelerde idi, bu yüzden bireysel zaaflar fazla göze batmadı. Hatta bir pozisyonda Paul George, Reddick’i karşısında görüp, nasıl olsa yerim ben bu uşağı diye düşünüp yediği ikili sıkıştırmada( sayı olmasına rağmen) gözlerimi yaşarttı takım savunması.
Salı gecesi baba bir maç var, Heat ile. O maça Heat iki gün dinlenmiş geliyor. Asıl curcuna ondan sonra…

29 Şubat 2012 Çarşamba

Tahkim Kurulu Yeni Başkanı Engin Tuzcuoğlu'nun Şike-Teşvik Olaylarına Bakışı

Engin Dinç'in röportajı:

Şike soruşturmasını ve Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nden men kararını Spor Hukuku Uzmanı Avukat Engin Tuzcuoğlu ile konuştuk.

Mehmet Ali Aydınlar’ın istifasına kadar giden süreç, CAS Hakimi Kısmet Erkiner’in açıklamalarıyla başlamıştı. Biz de bu süreci, Spor Hukuku Enstitüsü’nde Kısmet Erkiner’le birlikte Yönetim Kurulu üyeliği yapan Avukat Engin Tuzcuoğlu ile konuştuk.

ŞAMPİYONLAR LİGİ’NE KİMİN KATILACAĞINA ULUSAL FEDERASYON KARAR VERİR

Kısmet Erkiner’in açıklamalarından sonra Federasyon Başkanı Mehmet Ali Aydınlar istifa etti. Kısmet Bey’in açıklamaları çok kritikti bu anlamda. Dün de Hürriyet’te Federasyonun Hukuk Müşaviri İlhan Helvacı konuştu. O da çok ilginç şeyler söyledi. Şimdi ben öncelikle şunu sormak istiyorum; anlaşıldığı kadarıyla Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden TFF men etti. UEFA’nın savunması bu yönde. Bu gerçekten böyle mi?

Kısmet Bey’in söylediğini yaklaşık kasımdan beri bizler de söylüyoruz. Ama CAS hakimi olarak Kısmet Bey’in böyle bir şeye dikkat çekiyor olması da çok ciddi bir etki yarattı. Doğrudur 3 Kasım 2011 tarihli savunmasında UEFA, bu kararın tamamen Futbol Federasyonu’nun tasarrufu olduğunu, Futbol Federasyonu tarafından verildiğini, Futbol Federasyonu’nun elindeki gerekçelerle ve dosyalarla, kamuoyunda oluşan bilgilerle bu kanaate ulaştığını ve kararı verdiğini, Şampiyonlar Ligi’ne bir takımı göndermek ya da göndermemek yetkisinin tamamen ulusal federasyonda olduğunu söyledi. Şimdi bu savunmalar da aynen böyle. Futbol Federasyonu buna karar vermiştir. Nitekim Futbol Federasyonu karar verdiği için de, Fenerbahçe bu karara karşı Tahkim’de itiraz yoluna gitti. Sonuçta da CAS’ta, UEFA ve Futbol Federasyonu aleyhine bu davayı yürütüyor. Dolayısıyla aslında bu çok bilinmedik bir husus değil, Fenerbahçe yanılmıyorsam 29 Kasım’daki basın açıklamasında da bunu dile getirdi. Yani UEFA değil, Futbol Federasyonu Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ne gönderilmemesini karar verdi. Çünkü statü de bunu gerektiriyor zaten. Yani ulusal federasyon Şampiyonalar Ligi’ne kimi göndereceğine, kimi göndermeyeceğine karar veriyor.

UEFA, "FENERBAHÇE’Yİ TFF MEN ETTİ" DİYOR

Kısmet Erkiner, Habertürk’teki açıklamalarında, “Federasyon UEFA’ya karşı daha dik durabilirdi” demişti. Gerçekten Federasyon eldeki verilerle Fenerbahçe’yi şu şartlarda Şampiyonlar Ligi’ne gönderebilir miydi?

Kesinlikle diyebilirdi, çünkü hem Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi CAS’ın, hem UEFA’nın bu meseleye 3 Ocak’ta bir açıklaması var. Biliyorsunuz UEFA’nın bu tür meselelerdeki tavrı genellikle şu, diyor ki; ulusal federasyonun kendi iç mevzuatları gereği ve kamuoyunu tatmin edebileceği herhangi bir kararı alması bizim açımızdan yeterlidir. Çünkü kamuoyunu tatmin edecek. Ulusal federasyon yani TFF, “henüz bir kulübü bu şampiyonadan ihraç etmek üzere elinde yeterli delil olmadığını, (ki bu UEFA’nın 3 Kasım tarihli açıklamasında da, 5 Ocak tarihli açıklamasında da var), sadece iddialar olduğunu (biliyorsunuz iddianame de açıklanmamıştı o tarihlerde) ve iddiaların basına yansıdığı kadarıyla bilgiler olduğunu ama bu konuda savunma ve karşı deliller alınmadığını söyleyip Şampiyonlar Ligi’ne göndermeme kararına yetecek kanaatimiz oluşmamıştır, bu yüzden biz bunu gönderiyoruz” diyebilirdi. Ve UEFA’nın o 3 Kasım tarihli dilekçesinde; “eğer TFF bunu söyleseydi ve biz bunu kabul etmeyip buna rağmen bir şike soruşturması başlatmış olsaydık dahi, Futbol Federasyonu çıkıp karşımıza; ‘siz öyle diyorsunuz ama benim ülkemdeki uygulama şartları budur, davayla ilgili gizlilik kararı vardır, ben bu şartlar altında sırf tek taraflı delillerle, basına yansımış bazı bilgilerle eğer şampiyonadan mahrum etseydim ciddi bir zarar oluşturabilirdi’ deyip kendini savunabilirdi” diyor. Yani UEFA, “TFF’nin karar kendi takdirindeydi ama Futbol Federasyonu basındaki bilgileri yeterli gördü ve ihraç etti Fenerbahçe’yi, bu onun kendi takdiri” diyor.

8 YIL MEN CEZASININ DÜNYADA ÖRNEĞİ YOK

Hürriyet gazetesindeki habere göre İlhan Helvacı, UEFA’dan gelen belgede “şayet Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’nden men edilmezse 8 yıla varan cezalar” verilebileceğinin yazdığını söyledi. Bu durumu UEFA’nın TFF’ye baskı yaptığı şeklinde yorumlayabilir miyiz? Bu anlamda Fenerbahçe’nin CAS’ta bir ümidi doğabilir mi?

UEFA’nın ulusal federasyonlarla, herhangi bir ülke federasyonuyla yazışma geleneğinde böyle bir şey yok. Biz size şunu yaparız, şu cezayı veririz falan öyle bir anlayış yok. Biliyorsunuz bu eksi puan meselesinde “UEFA uygun gördü” diye haberler yapıldı. Orada da böyle bir gelenek yok. Bu bahsettiğiniz yazının da eksi puan yazısının da mahiyetini biliyorum. Orada da çok net olarak aslında TFF, “biz kendi içimizde böyle bir uygulama yapmak istiyoruz, siz ne dersiniz” diye sorduğunda UEFA, “sizin takdirinizdir, kendi içinizdeki bütün kararlarda muhtar sizsiniz, karar verecek olan sizsiniz, dolayısıyla ben buna yorum yapmam” cevabını bizimkiler, “evet, UEFA her şeyi kabul etti” gibi algılıyorlar. Oysa UEFA’nın 5 Ocak’taki savunmada da, bahsettiğiniz yazıda da, söylediği bir tek şey var, o da şu; diyor ki “siz kendi içinizdeki yargılamayı yapın, biz şike ve teşvikten elde ettiği başarıyla bizim şampiyonamızda yer almış bir takım varsa, biz onunla ilgili kendi soruşturmamızı yaparız, onunla ilgili neyse cezamız kararımız veririz”.

Şu ana kadar dünyanın herhangi bir ülkesinde bir örnek daha yoktur ki, bir ulusal federasyonun, -TFF yahut da herhangi bir federasyon; Hırvatistan federasyonu, Kamboçya federasyonu-, bir takım hakkında verdiği bir karar nedeniyle milli takımlar da dahil, bütün ülke takımları uluslararası müsabakalardan yasaklansın. Böyle bir şey yok. Örneği yok, böyle bir şey de zaten yapamaz.

TFF ŞİKE DAVASINDA PANİK YAPTI

Bu anlamda TFF eyyam mı yaptı?

Federasyon bana kalırsa biraz bu süreç içerisinde panik yaptı. Yani mevcut deliller, basına yansıyanlar, kamuoyunda yaşanan infial, sonra insanların konuşma tarzları, fanatik boyuta varacak kadar hukuki yorumlar sebebiyle Federasyon biraz panik yaptı diye düşünüyorum. Zaten Federasyon’un baştan itibaren yaptığı açıklamalarda çelişkiler ve birbirini yalanlayan demeyeyim de, birbirine tam da oturmayan ifadelerine dikkat ederseniz, kronolojik sıraya koyarsanız, zaten Federasyon’un bir panik halinde olduğunu görürsünüz. Daha Temmuz ayında başladı, Play-off sistemine kadar tüm bunları panik havasıyla yaptı. Şimdi Federasyon bu panik içerisinde belki şunu düşünmüş olabilir; (Sayın Aydınlar’ın genel kuruldaki açıklaması da biraz buna işaret ediyordu), “Ben Fenerbahçe’yi o şampiyonaya göndermiş olsaydım bu meseleler ortaya çıktığında, Fenerbahçe bir ceza alsaydı uluslararası düzeydeki cezası çok daha artacaktı”. “İyi ki de göndermemişim” gibi bir anlayışı var. Oysa, daha yargılama oluşmadan, 8 yıl ceza verir gibi şeyi düşündüler. Ben, UEFA ve FIFA talimatının hiçbir yerinde 8 yıllık bir ceza örneği görmedim. Öyle bir şey de yok zaten. Siz dik durmazsanız, UEFA daha ne söyleyecek? 3 Ocak’taki açıklamada çok açık bu ifade… “Siz kendi içinizdeki yargılamanızda, her türlü sorumluluğun kendinize ait olduğunu, dik durduğunuzu, bu konuda çok dirayetli olduğunuzu ortaya koymazsanız birileri gelir, size bu baskıları yapar” gibi bir durum var aslında şu an… Bir baskı yaptığı da söz konusu değil ama...

Öbür taraf “Siz yine de ayağınızı denk alın” dediği zaman, siz bir anda bundan korkmaya başlarsınız. Oysa korkacak herhangi bir husus yok. Dünyanın herhangi bir yerinde de, şu an şike ve teşvikten başka soruşturmalar yürüyor. Yani ilk defa bizde olmuyor. Federasyon’un burada dik durması ve UEFA’nın statü ve talimatlarında ulusal federasyonlara tanıdığı geniş takdir hakkını kullanmak lazımdı. Belki yine Fenerbahçe’nin mahrum edilmesi söz konusu olabilirdi. Tabi ki olabilir, çünkü şu anda yargılama devam ediyor. Bilemiyoruz. Yani şike yargılaması en azından bitmedi, ceza söz konusu olabilir. Ve göndermeme kararı, yargılama sonrasında haklı dahi olabilir. Ama bunların hepsi olasılık. Yani kötü olasılığı düşünüp bir neticeye varmak, bazen insanı açığa düşürüyor.

CAS’TAKİ DAVADAN TAZMİNAT ÇIKACAĞINI ZANNETMİYORUM

Buradan çıkan sonuç şu mu acaba, “Fenerbahçe, CAS’ta UEFA’dan istediği tazminatı alamayacak…”?

Hayır. Bir kere Fenerbahçe davasında çok farklı bir husus var. Bir kere “şike var-yok meselesi” değil. Verilen ihraç kararının zamanının uygunluğu-uygunsuzluğu. Yani “ben tam hazırlığımı yapmışken sen beni ihraç ettin” diyor Fenerbahçe. Oradaki davası bu, bu bir...
İkincisi o davada usul aşaması çok önemli. O dava CAS’a, TFF’nin burada verdiği kararın temyizi olarak gitti üst mahkemeye. Ama Türkiye’de açılmış olan davada, UEFA taraf değil. Şöyle örnek vereyim; Kadıköy mahkemesinde Ahmet’e karşı bir dava açıyorsunuz. Sonra bu mahkeme davanızı reddediyor. Üst mahkeme yani Yargıtay’a gidiyorsunuz ama Yargıtay’a giderken Ahmet’in yanına Mehmet’i de dahil ediyorsunuz. Edemezsiniz, neyle başladıysanız öyle devam etmeniz lazım. UEFA ile ilgili bu davada büyük ihtimalle böyle bir sorunla karşılaşacak Fenerbahçe diye düşünüyorum. UEFA’nın görevi yönünden reddedebilir. Eğer UEFA devreden çıkarsa da o davada TFF ve Fenerbahçe karşı karşıya kalacak. Taraflardan birisi yabancı olmadığı için de, CAS red kararı verebilir. Yani dolayısıyla o davanın esasına henüz girilebilmiş değil. Yani daha o usul geçilemedi.

Fenerbahçe’nin “bu davadan tazminat alamama durumu” sizin söylediklerinize göre daha ağır basıyor. Yanlış mı yorumluyorum?

Usulü geçerlerse tazminat ihtimali var. Mahkeme bu davada UEFA ve Futbol Federasyonu’nun beraberce davalı olduğunu kabul eder ve işin esasına girerse, “Bakalım şimdi haklı mısın, haksız mısın? Bu adamlara da dava açmıştınız şimdi ben haklısına, haksızınıza da bakacağım” derse kazanma ihtimali olabilir. Ama bu aşamayı geçeceklerini ben şahsi olarak zannetmiyorum, bunun sıkıntıları var.

Fenerbahçe’nin şayet CAS’ta tazminat kazanma durumu olmazsa, yurtiçinde de Tahkim Kurulu en üst makam olduğu için, Fenerbahçe’nin tazminat kazanması söz konusu olmayacak. Bu durumda Fenerbahçe’nin hukuken başka bir tazminat elde etme yolu var mı?

Bir kere şike yargılaması devam ediyor, şike yargılamasının aşamasını bilmiyoruz. Bu tazminat Şampiyonlar Ligi’ne dahil edilmemesi yönünde bir tazminat. Ama şike yargılamasında tamamen beraat eder, “kulübün herhangi irtibatı yok” denirse yargılamanın yenilenmesi yolu var. O yolla da tekrar tazminat isteyebilir. Fenerbahçe, yeni bir tazminat davası yoluna girebilir. Tabi ki bu var. Şu anda biliyorsunuz şike yargılaması devam ediyor. Dolayısıyla onun sonunda kulüp olarak aklanırlar, bu yol “kulüp herhangi bir şey yapmamış denirse” olabilir tabi…

Şampiyonlar Ligi için de herhangi bir tazminat söz konusu olabilir mi?

Yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilebilinir. Yargılama bittikten sonra asıl o hükmü değiştirebilecek ciddi deliller ortaya çıkarsa yargı kurumu yargılamayı tekrar ele alabilir.

KISMET ERGİNER DE, BEN DE GALATASARAYLIYIM

Kısmet Erkiner, “Türkiye’de herhangi bir maçla ilgili şike kararı verilirken gözlemci ve hakem raporları incelenir, maçlar yeniden seyredilir, şike teşebbüsü olsa bile bunlar sahaya yansıdı mı yansımadı mı buna bakılır” demişti. Ama biz şike davasında binlerce sayfalık tape’ler olduğunu biliyoruz. Bu durumda, bu tape’ler de şike teşebbüsleri olsa dahi, böyle bir içtihat olduğu için Fenerbahçe, “şike sahaya yansımadı” denilerek küme düşürülmeyebilir mi?

Tabi ki olabilir. Ben bu konuyu Kısmet Hocamla birlikte yaklaşık bir iki hafta önce bir TV programında ayrıntılı olarak anlatmıştım. Kısmet Hocam Spor Hukuku Enstitüsü’nün başkanıdır, ben de yönetim ve yönetme kurulu üyesiyim. Yönetme kurulundayız beraberce. Biz bunları söylerken, kimseyi aklama peşinde değiliz. Ben de Galatasaraylıyım, Kısmet Hocam da Galatasaraylı. Yani kulüp taraftarlığı ile yapmıyoruz bunu. Şimdi bir kere, Futbol Federasyonu’nun özellikle 2006’dan sonra şike ve teşvikle ilgili çok ciddi içtihat ve kararları var. Ve bu kararlar bir gelenek, içtihat haline de gelmiş durumda. Siz dediniz ya “tape’ler, dinlemeler var” diye, 2007 ya da 2008 yılında hatta 2009 da olabilir, Ceyhan Spor Kulübü yöneticileri hakkında “bahis ve şike sebebiyle” Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmüş bir soruşturma var. O soruşturmada haklarında dava açılıyor, iddianame düzenleniyor, tape’ler var, kayıtlar var. Ama Tahkim Kurulu karar verebilmek için, (üstelik de maç 2-1 bitiyor aşırı bir skorla da bitmiyor) saha içine yansımış olma şartı arıyor ve o maç 2-1 bitmesine rağmen herhangi bir sarı kart görülmeden, çok çekişmeli de olmaksınız çok rahat bir havada geçtiği yönünde değerlendirme yapıyor. Ona göre küme düşme kararı veriyor.

ŞİKE EYLEMİ İKİ YÖNLÜ GERÇEKLEŞMELİ

Dolayısıyla şike ve teşvik eyleminin ikili bir yanı var. Yani sırf “sahaya yansıdı” diye de düşünemezsiniz. Örnek olarak veriyorum; siz çok iyi bir Galatasaray taraftarısınız, Galatasaray’ın o gün maç yapacağı Manisaspor’un kalecisine diyorsunuz ki, “Al abicim bu 300 bin lirayı, kendi cebimden veriyorum. Helali hoş olsun, sen git iki tane gol ye, takımım kazansın.” Hakikaten kaleci şike yapıyor, Galatasaray 2-0 kazanıyor diyelim. Siz burada kulübü temsilde yetkili kişi olmadığınız için, sizin yaptığınız bu şike eyleminden dolayı Galatasaray’ın düşmesi gibi bir şey söz konusu olamaz. Şike ve teşvik eylemi kulüp açısından bir bütündür. Kulübü mesul tutabilmek için hem idareciler, temsilde yetkili kişiler bunu yapacak hem de sahaya yansımış olacak. Ama kişiler için böyle bir sınırlamamız yok. Kişiler için teşebbüs aşamasında bile bunu yapabilirsiniz. Yani kulübün şike ve teşvik eyleminin teşebbüsü de, bu anlamda sıkıntı olmaz. Kulübü diğer yöneticilerden ayrı bir kişi olarak algılamak lazım. Ve ancak kulüp kendi lehine menfaat irtibatı sağlandığı anda, küme düşmeyle karşı karşıya kalması lazım. Bunun da yolu bir, “kulübün temsilcileri bu işin içinde olacak”; iki, sahaya yansımış olacak. Bu ikisi bir araya gelmeden zaten kulüple ilgili siz karar veremezsiniz. Örnekleri de var bunun. Hocanın bahsettiği şey bu...

(http://www.on5yirmi5.com)

Sabri

23 Şubat 2012 Perşembe

Aziz Yıldırım'ın Savunma Süreciyle İlgili Genelleştirilmiş 1-2 Kelam

Aziz Yıldırım'ın kendi savunması bitmiş sıra avukatlarının savunmasına gelmiş şimdi genel görüşüm olsun bu da:
1.Bir yıla yakın zamandır tutuklu olan bir insanın savunmaya geçmeden önce genel yapıya sözü getirmesi normal.
2.Tutukluyken yaşadıklarını, sorunlarını,içinde bulunduğu alemle ilgili aksaklıkları kendi bakış açısıyla anlatması da normal.
3.Ancak kendini savunacak derken savunma stratejisinin bir bölümünü rakiplerin yaptığını iddia ettiği 1-2 şike teşvik iddiası üzerine kurması hatalıydı bana göre.
4.Çünkü bir süre sonra savunma mı yapıyorsun yeni bir iddianame mi sunuyorsun diye kamuoyunda kendisine eksi puanla geri dönüşler oldu.
5.Tabi akabinde hem ismini geçirdiği insanlar hem de kulüp başkanları belki bu süreçte hiç yorum yapmayacakken yorum yapmak zorunda kaldılar.
6.ki Galatasaray taraftarı olmam hasibiyle kendi kulübümü geçtim Trabzonspor ve Şenol Güneş'in gösterdiği tepkiyi de haklı buluyorum bu yolda..
7.Savunmanın bir kısmında ise şike teşvik parası olduğu iddia edilen paraların olmadığının kantı kulübün mali dökümleriyle çürütülmeye çalışıldı.
8.Burada savunmanın amacı iddianamenin bu kısmıyla dökümler arasındaki tutarsızlıkları ortaya çıkarmak. Ne kadar haklılar ya da haksızlar bilemem.
9.Sonuçta bir tarafta iddianame ve savcının bakışı, diğer tarafta savunma ve Aziz Yıldırım ile avukatlarının bakışı.
10.İki taraf da sundukları belgelerin geçerliliğine ve kararın buna göre verileceğine inanıyor.
11.İddianamenin doğruluğuna körkütük bağlanıp savunmayı gözardı etmek yanlış.
12.Aynı şekilde Aziz Yıldırım'ın savunmasını iddianameye karşı takılan bir kapak olarak görmek de yanlış.
13.Artık bize düşen yeni yine yeniden sabırlı bir şekilde bekleyip çıkan yeni olayları fanatiklik ve cehaletten uzak bir şekilde değerlendirmek.
14.Değerlendirip ne olacak diyenler için mahkeme kararı önemlidir tabiki ama önyargıdan sıyrılmış kamuoyu vicdanının vereceği karar da önemlidir.

22 Şubat 2012 Çarşamba

GS-BJK Maçı Öncesi Durum Muhakemesi

1.Galatasaray'ın Beşiktaş karşısında en büyük handikapı olası bir geri düşüşte sinirlerine hakim olamaması olur.
2.Saha içinde sinirlerine hakim olamayan oyuncu sayısı fazla olacak Galatasaray adına. Beşiktaş adına oyun içinde futbolu rakibi sinirlendirmek açısından çirkinleştirecek futbolcu yok ama...3.Beşiktaş'taysa Quaresma ve Almeida'dan çok Pektemek ve Simao'dan patlama gelebilir. Çünkü bu maçlarda maç öncesi arka planda kalan oyuncular daha çok öne çıkar genelde.
4.Açıkçası ilk yarı sonunda Galatasaray adına oluşabilecek en az iki farklı bir skor sonucunda öncelikle Quaresma ve Almeda bir şekilde oyundan çıkacaktır.
5.Son maçlarda Galatasaray adına yapılan çok iyi bir organizasyon var ki top rakibe geçtiği anda 5-10 sn. rakibe sağlam pres uygulanıyor.
6.Beşiktaş ile ilgiliyse Quaresma kanat varyasyonlarında özellikle sağ kanada (Galatasaray'ın sol kanadı) ağırlık verebilir diye düşünüyorum. Çünkü Eboue karşısında oynarsa zorlanır en azından Balta'ya nazaran...
7.Eğer Quaresma, Balta'nın karşısında olursa sol açık kim oynarsa yardımcı olmalıdır. Dolayısıyla da Galatasaray'ın sağ kanadı işlerlik kazandırılmalıdır.
8.Tabi her Galatasaray maçı öncesi dediğimi tekrarlayacağım. Oyun kontrolünün Galatasaray'da olacağından hareketle Melo ve Selçuk ikisi çok defansif kalmamalıdır.
9.Özellikle Selçuk'un orta saha yuvarlağından çıkmadığı veya çıkamadığı maçlar ofansif anlamda Galatasaray adına zulüm oldu bu sezon.
10.Bu gerçekten hareketle Beşiktaş kontrollü oyun adına oyunu kendi sahasında kabul ederse, orta sahayı Galatasaray'a bırakırsa fark kaçınılmaz olur.11.Beşiktaş orta sahası Ernst ve Veli ile Galatasaray orta sahası Melo ve Selçuk isim bakımından kıyaslayınca fazla yoruma gerek yok ama isimleri değil o maçta oynayacak oldukları oyunları önemli.
12.Tabi önemli bir husus Beşiktaş'ta Fernandes'in oynadığı bölgede kimin etkin olacağı. Eğer Quaresma ofansif orta saha olarak oyuna sürülürse Meloyla kavga ederler. Çünkü Melo'nun kendini oyundan attırabilecek fauller yapabileceği aşikar.
13.Benim beklentim Alex-Sow şekli bir oyun kurgusu bu maçta Quaresma-Almeida arasında olacaktır. Kanatta ise Holosko etkili olabilir.14.Galatasaray ofansında ise Elmander-Ateş ikilisi olacaktır. Elmander-Baros ikilisi daha iyi muhakkak ama Terim, Baros'a bu mükafatı vermez.
15.Kadro derinliği açısından düşünüldüğünde Galatasaray oyun kurgusunu skora göre rahatça değiştirebilir ama Beşiktaş açısından bu durum belli sınırlarda.
16.Galatasaray, oyunun akışına göre 4-4-2'den,4-5-1'e,5-4-1'e hatta Terim'in kamikazesistemi olan 2-5-3'e dönüşebilecek kadro derinliğine sahip. Saha kenarındaki oyuncuları Beşiktaş'a göre bir gömlek üstte.
17.Son olarak bir de hiç yapmadığım bir şeyi yapıp skor yazıyorum: GS 3(2)-1 BJK. İnş. :)) (Normalde taktik işlerine pek girmem amma-velakin canım çekti bu sefer. Ukalalık için kusuruma bakmayın...)

18 Şubat 2012 Cumartesi

Düze Çıkmaya Çalışan Orlando

Geçen hafta sonundan beri çok yoğun bir iş girdabındaydım, dolayısıyla maçları zamanında izleyemeyip üzerine vakit de bulamayınca yazmaya Magic’in toparlanışını yansıtamadık Salata’da.

Atlanta maçı dışında kalan diğer maçları seyredebildim, o maçın da geniş özetine vakıf oldum. Tam bir çöküş trendine girmiş olan takımın birden tekrar potaya girecek galibiyetleri nasıl aldığını çoğunluk merak ediyordur sanırım, hele bir de maçları izleyememişlerse. Burada 1. Faktör Hidayet’in ve Jason Richardson’ın hem oyun hem de skor anlamında toparlanması kesinlikle. Bu 2 isim oyunda etkili olduklarında Howard ve Anderson üzerindeki baskı, ikili sıkıştırma mecburen azalıyor. Ne zaman ki bu isimler oyundan kopuyorlar o zaman Howard da Anderson da savunması kolay isimler haline geliyor. Bu noktada hem oyuncuların hem de SVG’nin ciddi bir odaklanması olduğu kanaatindeyim. Keza sezon başından beri ilk kez J-Rich inanılmaz koşuyor ve perdemelerden çıkıp şut buluyor. J-Rich de Hidayet de sezon başından beri ilk kez bu kadar potaya gidiyorlar. Bu oyunları içeriyi rahatlatınca skor tabelasında 33 ve 12 numaraların yanında sık sık 20’li sayılar yazıyor. Anderson’ı hep üçlükleriyle aklımıza getirsek de hem pota altında son dönemdeki agresifliği hem de orta mesafe de sırtı dönük top alıp şut kullanmaya başlamasıyla yıldızlık mertebesine doğru ilerlemekte genç forvet.

Yazamadığım bu süreçte 2 Bucks maçına çıktı Magic ve 2 galibiyet aldı ki her iki maçta da Ersan’la Hidayet’in karşılıklı güzel oyunları vardı ki ciddi gururlandık. Ancak her iki maçı da son çeyrekte çevirdiğimizi ve bunda Skiles’ın rolünün büyük olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ayrıca geçirdiği ciddi sakatlık sonrası Bucks’ta şans bulan Livingstone’ı da hayranlıkla izledim. Onun daimi destekçisiyim. Jennings’in ile bir bomba olduğunu ve bu sezon patladığını düşünüyorum. Nelson’a karşı bu kadar etkisiz olması onun kalitesi için bir ölçü olsa gerek. Son dönemde takımda iyi giden 2 diğer konu da Duhon’un geldiğinden beri ilk kez son maçlarda etki göstermesi ve Redick’in bençten gelip ciddi skor üretmeye devam etmesi.

Peki takımdaki sıkıntıları sırlamak gerekirse neler ön plana çıkıyor:
1) Howard’ın aşırı bencil oynamaya başlamış olması ve artan sinirliliği.
2) Nelson’ın istikrarsızlığı ve savunmadaki etkisizliği.
3) Son maçlarda ön plana çıksalar da fizik olarak çok iyi durumda olmayan J-Rich ve Hidayet.
4) Glen Davis’in takıma katkısının 0’a yakın olması.
5) Bençte Redick dışında skor katkısı verecek ciddi 1 ismin daha olmayışı.

SVG elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışsa da şu dakikaya kadar Otis Smith’in takıma bir uzun eklemek adına hiçbir şey yapmaması All-Star’dan sonra takas ihtimalinin kuvvetlendiğini gösteriyor. Biz şimdilik bu galibiyetlerin takıma özgüven aşılaması umuduyla All-Star arasına kadar kayıpsız gitmeyi umuyoruz.

Son 5 maç:


10 Şubat 2012 Cuma

Orlando Magic 102 - 89 Miami Heat

Gönül isterdi ki şu galibiyeti dün iş yoğunluğum olmasa, göğsümü gere gere anlatayım. Ancak iş yoğunluğum olmasaydı bile göğsümü gerecek bir durum yok. Hidayet hala toparlanamamış, J-Rich beklenenden çok uzakta, Nelson müthiş 12 asistli geri dönüşünün ardından 0 asistle oynamış, bençten vurucu katkı gelmemiş. Şu maçın kazanılmış olmasının yegane sebebi bu takımın üçlük atabiliyor olması. Rakipten 12 fazla üçlük atılıyor ve maç 13 sayı farklı kazanılıyor. Orlando zaten maç başı 15-20 arası üçlük sokabilecek oyuncu potansiyelinde bu garip bir şey değil ve müthiş bir başarı olarak nitelendirilemez. Howard'ın standardı zaten 20-20 olmuş, bütün lig bunun farkında. Bu maçta ayrıştırıcı 2 etken Ryan Anderson'ın hücumdaki agresifliğiyle ribaundlardaki etkinliği ve Lebron James'in kendi standardının çok altında hücum etmesi.

Tamamdır Miami'yi yendik takım toparlandı, bundan sonra çoşarız demem için şu an ortada hiç bir sebep yok. Bir kaç maç bu şut istikrarı korunmalı ve kazanma alışkanlığı edinilmeli yoksa Orlando Mart başı Howard'la ve 2. altın çağı ile vedalaşacak gibi.

9 Şubat 2012 Perşembe

TÜRKİYE'DİR GALATASARAY...

Son sözlerimin ilki CSKA'lılara!Bizleri yeneceklerine eminler burada fakat ben tam tersi olacağını düşünüyorum.Takım kimyası 2 hafta sonra çok farklı olacaktır Galatasaray'ın.Burada sürpriz 9-10 sayı bir fark bile olabilir dediğimde adamın bana delimisin der gibi bakışını hiç unutamıyorum


Yukarıda ki paragraf bundan 2 hafta önce Gs-Oly maçından sonra yazılmıştır.Böyle maçları çok konuşmaya gerek yok.Sadece bana deli gözüyle bakan Cska yöneticisi ve scoutını görebilme şansım olsaydı.
Biz bu turuncu topla sepetin peşinde saçları boşa ağırtmadık ;)


Basketbol 5 kişi ile oynanan ama sadece yüreğini ortaya koyanların kazandığı bir spordur.Tabi ki arkanda resimde ki gibi bir taraftarın varsa...


Saygılar,hürmetler,duygular şelale... 

8 Şubat 2012 Çarşamba

Capello İngiltere'yi Bıraktı

Her şey Terry'den alınan kaptanlıkla başladı. Capello federasyonu dinlemedi ve tekrar Terry'e teslim etti pazubandını. Federasyon Terry'nin yeniden karışmış olduğu olaylar nedeniyle mahkemelik olmasıyla o pazubandını 2. kez çıkarınca Fabio Baba istifayı bastı bu akşam. Kaptanımı ben seçerim, işime karıştırtmam, oyuncular ve tercihler bana aittir dedi, arkasına bakmadan gitti.

Capello Milli takımın en başarılı hocalarından biriydi İngiltere için. 28 galibiyet 6 mağlubiyet ve 8 beraberlikle veda etti Ada'ya Capello.

Capello'nun yerine en büyük aday şu sıralar vergi kaçırma suçlamalarından henüz sıyrılmış Harry Redknapp. Peki acaba Capello cidden Ada'ya temelli veda eder mi sorgulamak gerekir. Villas-Boas Inter'e giderse Chelsea için 1. adaydır Capello. Olur mu olur...

Orlando Magic 102 - 107 Los Angeles Clippers

Hidayet'in çok çok etkisiz olduğu ve hem 4. çeyrek hem de uzatmada hiç oyuna girmediği maçta, sakatlıktan dönen Jameer Nelson 12 asistle oyun kurucuymuş gibi oynadı ve top dağıtmayı becerebildi bir nebze. Sonuçta uzatmalarda takımda bir karar verici adamın yokluğuyla kaybedildi maç. Nelson senelerdir ilk kez hücumda Paul gibi bir adama ezilmeden oynadı, hayret ettik. Glen Davis'in etkisiz eleman olduğu bir kez daha görüldü, Smith acaba Bass için ağlıyor mudur?

Sezon başı öngörümde Magic normal performansını sergilerse 48-18 olur yaklaşımınsa bulunmuştum. Ancak sıkıştırılmış sezon bana gereken cevabı verdi. Hidayet'in bu kadar dalgalı, Howard'ın bu kadar isteksiz, Davis'in bu kadar fos çıkabilceğini açıkçası bu denli düşünememiştim. İç sahada bu denli mağlubiyet normal değil. Eğer All-Star arasına kadar bu istikrarsız performans devam ederse All-Star'dan sonra Howard takas olur ve Orlando için bu sezon biter. Büyük hedefler zaten Howard önderliğinde tüketilmiş durumda ancak bir gerçek var ki Otis Smith her sezon kredisini tüketiyor.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Mario Manningham Tutar Giants Şampiyon Olur!



Şu tutuş futboldaki tabiriyle aslında bir asisttir. Bu tutuş sonrası Giants 17-15 gerideyken Patriots'a karşı bir touchdown daha yapıp maçı 21-17 kazandı. Manning MVP seçildi yine, yeniden. Bu sporu seviyorum.

Indiana Pacers 81 - 85 Orlando Magic

Hidayet'in isabetsiz ama sezon içinde en agresif olduğu maçlardan biriydi. Rakibi ne kadar zorlarsan o kadar artar kazanma şansın. Daha yeni seni rezil eden takımı evinde yenebiliyorsan koç faktörü önemli demektir.

Orlando Magic 102 - 94 Cleveland Cavs

Larry Hughes'un takımdan gönderilip lige geçen sezon draft edilmeden katılan Wake Forest Mezunu, asist anlamında istatistiksel anlamda Nelson'dan çok daha başarılı olduğu aşikar bir oyun kurucu olan Ishmael Smith'in ilk maçıydı bu. Vasatın üzerinde bir performans sağlayacağına inandığım bir isim Smith. Ancak koca Magic'in takımı rayına oturtmak anlamındaki hamlesi buysa vay ki ne vay. Kenyon Martin'in Clippers'a imza attığı şu ortamda cılız bir kıpırdanış.

4 Şubat 2012 Cumartesi

Kıssadan Hisse (Temel ile Dursun)

Türkiye Futbol Federasyonu'nun şampiyonluk kupasını Trabzonspor'a vermemesi üzerine Temel acayip kızmış. Kahvehanede otururken bir anda zıvanadan çıkmış ve "Kendimi asacağım!" diye bağırmaya başlamış.

Tabi arkadaşları bunu görünce Temel'i sakinleştirmeye çalışmışlar "Yapma etme be Temel" diyerek. Temel ise kararlıymış dediğinde. Kahvehane'den bir hışımla çıkmış gözü dönmüş bir şekilde. Arkadaşları ise nasıl olsa yapmaz diyerek ilk başta önemsememişler.

Beklemiş kahvehane ahalisi, 1 saat 2 saat ama gelen giden yok. Bunun üzerine meraklanmaya başlamışlar. İçlerinden biri kalkın gidelim şu delinin evine bir halt yapmıştır kendine Allah korusun diyince herkesi almış bir korku ve koşaraktan Temel'in evine varmışlar. Temel'in evnin avlusuna varınca bir de ne görsünler Temel bir incir ağacına kendini belinden asmış sallanıyor sağa sola.

Bunu gören Dursun Temel'e bakıp "kendini asacak adam ipi beline değil boynuna geçirir" demiş. Bunun üzerine Temel cevabı yapıştırmış:

"Ben de biliyorum ama ipi boynuma geçirince nefes alamadım"

Kıssadan hisse olsun. Herkes kendi payına düşeni alır herhalde.
(Fıkra: Süleyman Rodop)

2 Şubat 2012 Perşembe

Orlando Magic 109 - 103 Washington Wizards

Washington'ı yenemeyeni dövüyorlar bu ligde, o yüzden bu galibiyeti değerlendirmeye aslında gerek bile yok ama bu maçı bile son çeyrekte 40 sayı atabilerek ancak kazanıyorsak bazı şeylerin sorgulanması gerek. En azından şut sokmayı hatırladığımız bir maç oldu. Savunmayı unutmuş insanlar topluluğu elbet bir gün özüne dönecektir.