Sayfalar

26 Ağustos 2014 Salı

Kürek Sporu Can Çekişiyor

Bugün Türkiye Gençler Şampiyonasında hakem olarak görevliydim.

Koskoca Gençler Türkiye şampiyonasında sadece 14 yarış çekildi. Yarın da benzer bir durum söz konusu olacak.

Hakemliğe ilk başladığım yıllarda bir günde 48 yarış olduğunu, takım sayısının 20leri bulduğunu, gençlerin akın akın kürek sporcusu olabilmek için kayıkhanelere koştuğunu hatırlıyorum.

Bugün sadece 9 takımlı bir Türkiye şampiyonasında en fazla 2-3 yarışta 6 kulvar da dolarken, bir çok kategoride eleme yarışı bile yapılmıyor ve direk final çekiliyor.

Organizasyon yerlerde sürünüyor. Görevlilerin lehine neredeyse hiç bir uygulama yok. Bir çok takım TOHM projesi olmasa kapanma tehlikesi ile karşı karşıya. Fethiye Belediyesi, Şişecam, Nuh Çimento, Sakarya GSİM ve Spor Bürokratlarından Ömer Kalkan'ın katkılarıyla, ki bunlara cefakar aileleri de eklemek gerek, Kürek ayakta durmaya çalışıyor.

Ciddi bir Fenerbahçe lobisinin olduğu ama bu lobinin sadece çoğunluk olarak durduğu, ciddi hiç bir katkı vermediği Kürek sporu öyle seçimden önce 7-8 paravan kulüp açıp oy kullandıktan ve başkanlığı tekrar aldıktan sonra Allah'a emanet edilerek yönetilmez.

Federasyon başkanlığı tıpkı TFF de TBSF'de olduğu gibi her finalde gözükmekle yapılmaz.

Bugün hem Kürek sporunun hem Kürek sporcularının hem Kürek hakemlerinin hem de kürek emekçilerinin hakkı yenmekte, her geçen gün Kürek sporu daha kötü can çekişmektedir.

Yüce rabbim hem iş bilmezleri hem adamcıları hem de hak yiyicileri başımızdan def etsin, küreğe gerçekten gönül verişlerin yanında olsun.

Allah sonumuzu hayır etsin.

Çok Feci Döndüm!

Bu ülkede;

Kendini taraftar/sporsever zanneden onun bunun çocukları sporun içine rahatlıkla edebiliyorsa,

Sporcularda ve yöneticilerde ahlak kalmamış, hepsi birbirini yiyor ve haysiyetsizlik esas olmuşsa,

Bu kadar terbiyesiz adam bu kadar paralar kazanıyorken istediğine istediği hakareti herkesin önünde edebiliyorsa,

Şerefsizlikleri adli makamlarca kanıtlanmış insan kılıklı şeytanlarla, mahkeme kararına gerek olmadan iblis olduğu 3 kilometreden anlaşılabilecek pislikler hala kulüp ve federasyon yönetiyorsa,

Gazeteciyim diye geçinen imansızlar sporu spor olmaktan çıkarıp tirajın, reytingin, paranın ve hatta siyasi rejimin kölesi olmuşsa,

Amatör sporlar ve amatör spor hakemliği adamcılık, camiacılık yüzünden yerin dibine sokulmuş, sponsorsuz, tek kuruşsuz kalmış ve tükenmişse,

Hak eden layığını ne iyi ne de kötü göremiyorsa,

Benim blog yazmıyor olmamın artık ne manası var!?!

Ben döndüm arkadaş.

Eskisi gibi saf bilgi, üzerinde çok düşünülmüş yorumlar içeren yazılar yazma kaygım olmadan döndüm.

Ben de aklıma ne gelirse buradan söyleceğim. Kısa ve direk hedefine giden belki 2-3 cümlelik yorumlar yapacağım, çok feci eleştireler çıkacak klavyeden, belki de yine sayfalarca yazıp bir şeyler anlatmaya çalışacağım sanki birileri kaale alacakmış gibi...

Ama bir gerçek varsa şu pisliğin içinde, bu kadar çok şerefsiz abuk sabuk konuşurken bizim susmamamız lazım. Sıra cidden bize geldi sustukça. Her platformda alenen ağzımıza edilen bu ülkede ben yeniden ve çok feci şekilde konuşmak üzere döndüm arkadaş, hem de bu sefer kırbacımla.




30 Ocak 2013 Çarşamba

Olmuyor...

Yok olmuyor artık...

Üzgünüm ama maalesef yürütemiyorum bu işi...

Yarın öbür gün ne olur bilemem ama milyon tane sebeple birlikte zaten yalnız kaldığım blog macerasını bitiriyorum...

Resmi açıklamadır: Çoban Salata bitmiştir, yenisini yapamıyorum...

18 Kasım 2012 Pazar

Ciğerimiz Yandı, Şehidimiz Var...

Huzursuzca uyandım bu sabah saat beş buçuk civarı, ağzımın tadı kaçıktı. Sonra doğru düzgün uyuyamadım bir daha. Kalktık Bilecik'e doğru yola çıktık işlerimizi halletmeye ama keyifsizdim, canlarım yanımda olmasa fazlasıyla negatif bir gün olacaktı benim için. Dönüş yolunda vakitsiz bir telefon önce kulağımı sonra yüreğimi, yüreğimizi dağladı arabada. O huzursuzluğun sebebi belli olmuştu. Can kardeşimiz Türker Ağabeyin küçük kardeşi Bekir Hakkari'de şehit düşmüştü. Anlatılacak bir duygu değil o an hissedilen, cenaze evine girerken ne diyeceğini bilememek, Türker Ağabey'in hali, şişmiş gözleri, çaresizliği, çaresizliğimiz.

Lanet olsun, Allah belanızı versin diye bağırmak geliyor insanın içinden! İmralı'yı basmak istiyor, dağları yıkmak, yakmak, elinden ne geliyorsa ardına koymamak, sadece bu pisliklerin liderini değil, onu gebertmeyenleri, besleyip yaşatanları parçalamak istiyor Adem oğlu...

Zor bir gün, zor bir dönem, zor bir ömür artık Türker Ağabey, ailesi ve hepimiz için aslında. Daha geçen sene ben oradaydım, yarın kardeşlerimiz, evlatlarımız orada olacak. Nasıl dayanacağız, nasıl bekleyeceğiz geri dönüşleri? Nasıl dinleyeceğiz haberleri ya da nasıl açabileceğiz bilinmeyen numaralardan gelen telefonları.

Bu millet bir yerde patlayacak. Bugün bizim yüreğimiz, ciğerimiz yandı, dün, yarın bütün memleketin.

Yeter artık!!! Allah aşkına yeter!!!

16 Kasım 2012 Cuma

Tümörler

Ölü yatırım da olabilirdi başlık ama sanki tümörler daha bir yakıştı.

Bu arada bir genç Semih vardı, onu gören oldu mu?

Bir de Ufa'yı özlemişiz be dayı!

8 Kasım 2012 Perşembe

Minnesota TimberWolves 90-75 Orlando Magic

İnanılmaz kötü başlanıp inanılmaz kötü bitirilen bir maç. Harkless'in ilk kez forma giymesi ve Moore'un tecrübe kazanması açısından katkı sağlayan bir maçtı sadece. 3 iyi performanstan sonra çok da yakışmadı. Söylecek pek söz yok.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Chicago Bulls 99-93 Orlando Magic

Bu maç diğer 2 maçın aksine bençten katkı alamadığımız bir maç oldu. Son periyoda kadar başabaş giden, Afflalo, Moore, Vucevic ve Davis'in bir takım parçaları olarak takımı yıldızlaştırdıkları bir müsabakaydı. Ancak Jones'un kısa forvet pozisyonu için yetersiz ve tecrübesiz oluşu, Redick'in Butler tarafından tam anlamıyla kilitlenmesi maçı Bulls'a getiren faktörlerden oldu. Hidayet sakatlanmamış olsa bu takımın hiç bir şart altında Nelson olmadan iyi bir takım ve kazanan hüviyetini yakalamış bir yapı olabileceğini gördük. McRoberts ve Ayon katkı veremeyince Redick'le Smith şut sokamayınca bu haliyle Magic sonuna kadar mücadele etse de kolay kolay maç kazanamaz. Nelson ve Hidayet iyileştiğinde 8 oyunculu bir rotasyon oturtabilirse Vaughn play-off gerçekçi bir hedef halini alır.

Howard olmadan da Magic'i izlemek haz almak, heyecanlanmanın mümkün olduğunu gösteren bu yeni takıma sonsuz teşekkürler.

6 Kasım 2012 Salı

Orlando Magic 115 - 94 Phoenix Suns


Hidayet'in sakatlığı sonrası kısa forvet pozisyonunda arayışa giren Magic için zor bir maç olması bekleniyordu. Ne de olsa Dragic'li, Gortat'lı, Scola'lı bir rakip vardı karşıda. Ancak beklenen olmadı ve rahat kazandı Magic. Vaughn Redick'i ilk 5'e almaktansa bençten getirip taze güç olarak daha verimli kullanmayı denedi. Nelson'ın da baldır sakatlığı ile forma giyemediği maçta sazı Moore'un eline verip genç ve atletik kadrosuyla hep daha dinamik olmaya çalıştı. Vucevic'in hareketli oyunu, Davis'in savaşçılığı ön plana çıktı. Bir anda bu genç ekibin lideri olan Redick hiç ama hiç sırıtmadı. Afflalo sanki senelerdir Amway'de oynuyormuş gibi rahattı. Sonuç bu oyunun hakkı oldu. Tek soru işareti çaylak Jones oldu kafalarda. Görünen o ki Harkless fıtık sorununu atlatır atlatmaz Jones'u ilk 5'ten kesecek. Bu arada McRoberts'ı atlamamak gerek, tam bir görev adamı.

Vaughn ve Hennigan fena başlamadılar. Şanssızlık ve sakatlıklara rağmen play-off'a göz kırpıyorlar. Bu takım 1-1,5 ay boyunca %50'nin üzerinde kalmayı başarabilirse sezonu takas yapmadan ve play-off potasında kapatır.

3 Kasım 2012 Cumartesi

Hidayet'in Sol Eli Kırıldı, Orlando Kazandı

Glen Davis ve J.J. redick'in yıldızlaştığı maçta hem savunma hem de hücumda maça fena başlamayan Hidayet'i kaybetti Orlando. Afflalo, Nelson, Vucevic dökülürken bençten gelen Redick, Moore ve McRoberts önemli katkı verdiler. Gallinari'nin 23 sayısına karşılık başka bir Denver oyuncunun sivrilmesine izin vermeyen Magic'te bu galibiyet tecrübesiz genç konç Vaughn ve patronu genç Hennigan için muhteşem bir başlangıç olacaktı ki 3. çeyrekte Hidayet sol elini kırdı. Takımın en tecrübelisi olan ve liderlik yükünü çekmesi beklenen Hidayet'in en az 1 ay sahalardan uzak kalması bekleniyor. Aslında maçla ilgili yazılacak çok şey var ama şu gelişme keyfimi fazlasıyla kaçırdı. Orlando'nun işi zaten zordu ama artık zor yetersiz bir kelime gibi geliyor.


27 Eylül 2012 Perşembe

Sabri Ugan

Bu blogda bir çok seferler blogların önemine, değerine ilişkin kelamlar ettik, kimileriyle sürtüştük hatta tartıştık. Hep dediğimiz şuydu "Yazık etmeyin bloglara, kullanılıp dolap kenarında unutulmuş, naçar bırakılmış bir kıyafet muamelesi yapmayın. Çünkü bloglar sizlersiniz, bizleriz. 140 karaktere sıkıştırmayın kendinizi, kısıtlamayın." Ancak anlayan oldu, anlamayan oldu, yine de sırtını dönüp bırakıp gidenler, blogların kaymağını yediği halde vefasızlık yapanlar oldu. Ben bırakmadım blogumu ama çok üzüldüm, çok hevesim kırıldı.

Bu karışık düşünceler içindeyken dün Sevgili Sabri Ugan'ın Radyospor'da yaptığı programının sonlarına denk geldim otomobilimde. Ve gerçekten son derece duygulandım, mutlu oldum, sevindim. Meğer Sabri Ugan her programında bloglardan alıntılar yapıp tanıtıyormuş her gün 3 blogu. İnanılmaz bir paylaşım, harika bir dayanışma örneği. Bloglar üzerinden medyaya geçiş yapan ya da blogu sayesinde seviye atlayan medya sakinleri blogların üzerine bitmiş bir sigaranın izmaritiymiş gibi basarken, Sabri Ugan onları yeniden değerli hale getirmek için çok içten ve takdir edilesi bir gayret içine giriyor. İşte bu karakterli hareket, aslında her şeyin maddiyat üzerine kurulu olmadığını ve hiç bir karşılık beklemeden paylaşma güdüsünün hala var olduğunu ispat eden bu hareket, ancak Sabri Ugan gibi bir beyefendiden, adam gibi adamdan gelirdi.

Teşekkürler Sevgili Sabri Ugan, tüm bloggerlar adına, bir hemşehrinden hürmetlerle...

19 Eylül 2012 Çarşamba

Helalinden Bir United Analizi

Manchester United çok büyük bir camia, Ferguson çok büyük bir hoca, hepsine tamam ama Manchester acaba gerçekten eski Manchester mı? Bence bu sorunun cevabı hayır. Son maçlarını 4 farklı kazanmış olabilirler ama United'ın ciddi sorunları var.

Rooney'in sakatlığı sonrası sakatlanan Van Persie çabuk kendine geldi. Dolayısıyla Santraforda problemleri yok. Üstelik Hernandez de hazır kıta. United'ın tek sağlam noktası belki de en uç noktaları.

Kırmızı şeytanların asıl sorunu orta sahada. Cleverley 3 ayrı kiralık sürecinden sonra takımda yer bulmuş bir adam ancak oyunun kaderini değiştirecek bir adam değil, sadece çok ama çok koşuyor. Carrick 7. sezonunda bence en kötü görüntüsünü çiziyor. Daha 31 yaşına rağmen sanki 37-38 yaşında son sezonunu oynayan bir veteran görüntüsünde, ağır ve tonlarca isabetsiz pasın mimarı. Yeni transfer Kagawa Hamit'in United versiyonu gibi. Takıma entegrasyonu henüz sağlanamamış, çok kaliteli bir kumaş ama henüz takımın bir parçası değil. Paul Scholes eskisi gibi asla değil. 90 dakikaya yetecek gücü yok, ancak sıkışan maçları çözmek için 20-25 dakikada faydalı olabilir. Anderson ise eski günlerinden çok uzak ve formaya aday bile değil gibi görünüyor. Şu yapıda ilk 11 çıkacak 3 ismin ne kadar verimli olacağı ciddi bir muallak. Galatasaray'ın ise lehine. Her halükarda United orta sahanın ortasında yaratıcı özellikleri minimum adamlarla oynamak zorunda.

Kanatlarda sağda Valencia sezona çok iyi başladı ve yeri garanti ancak sol tarafta ne olur ne gider belli değil. Ferguson'la transfer nedeniyle arası gergin olan Nani bir maç var bir maç yok. Onun yokluğunda asıl yeri orası olmayan ancak İngiliz futbolunun bel bağladığı Welbeck sol açık oynuyor. Welbeckli bir sol kanat her daim Galatasary'ın lehine olacaktır. Bu sezon Giggs Sir'ün planlarında biraz gerilerde kalmış gibi ancak Şampiyonlar Ligi açılışında Ferguson Giggs ile solda 20 senelik bir nostaljiye imza atabilir ki ben şahsen öyle yapmamasını umarım. Giggs Scholes'un aksine gücünü 90 dakikaya yayabilecek fizik durumunda halen.

Şeytanların defansında son dönemde sakatlıktan çok çekmiş ancak birkaç haftadır kendisini bulmuş 2 isim var. Ferdinand ve Vidic. Bu iki isim tecrübeleri ve sertlikleriyle dikkat çekerken ikisinin de nispeten ağır oyuncular olması Umut'u, ilerleyen dakilarda da Burak'ı aralarına yapılacak koşularla savunma arkasına sarkıtabileceğimiz ihtimalini ortaya çıkarmakta. Bu ikili ne kadar ağırsa solda Evra sağda ise Rafael o kadar çabuk oyuncular ve ters kademeye sık sık girerek gol pozisyonlarını bitiren isimler. Sentezinde sertlik ve çabukluğu birleştirmiş bir savunmaya karşı oynayacak ki Galatasaray, rakibin kornerlerinde iyi paylaşım yapılmazsa skor tabelasında 5 ya da 15 numaraların birer gol attığını okuruz maç bitiminde. Evra ve Rafael de tıpkı Gökhan Gönül gibi maç sırasında rakip gol çizgisine en yakın oyuncular olabilirler zaman zaman.

Neticesinde kanatları çok kuvvetli ancak göbekte nispeten yavaş ve yaratıcı özellikleri düşük bir takımla çıkacak karşımıza Manchester United. Çok ve kısa paslarla adam eksiltip göbekten iki stoper arasına atılacak toplarla Galatasaray gol bulabilir. O yüzden bu maçta Terim'in geri dörtlüsünü pek rakip sahada görmeyeceğimizi ve Umut'un Ferdinand ve Vidic'in arasına çılgınca deparlar atacağını öngörüyorum. Özellikle Selçuk'un birebir adam eksiltip atacağı derin toplar Cim-Bom'a Umut !(belki de Burak!) olacaktır.

Bu maçtan Galatasaray'ın 3 puanla ayrılması bir sürpriz sayılmamalı, Terim'in takımına oynaması gereken oyunu çok iyi anlattığının göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

Twitter için Gelsin!


11 Eylül 2012 Salı

İyi Evlat, İyi Adam, İyi Futbolcu - 1

Aşağıdaki hikaye Trabzonspor'un yeni yıldızı Soner'e ait. Futbolu hayatındaki en yüce amacı gerçekleştirmek için kullanan böyle adamlara bayılıyorum. Soner'le başladık, benzeri hikayeleri paylaşmaya devam edeceğim.

2006 yılında PAF takımda oynadığı dönemde yurt dışında maça gittiklerini anlatan Soner, şöyle devam etti:

''Cebimde harçlığım olsun diye babam tüm imkanları zorlayarak bana 50 avro verdi. Yurt dışına çıktıktan sonra kulüpten iki aylık maaş ve yurt dışı primi olan toplam 700 lira aldım. Amacım paranın tamamını babama getirmekti. Babama katkı sağlamak, eve para getirecek olmak bana büyük gurur yaşatıyordu. Ancak tam o anda acı haberi aldım. Babam hayatını kaybetmişti. Hayallerim yıkıldı. Döndüğümde kendisine katkı sağlayacağını düşündüğüm parayı cenaze masraflarında kullandık. Sonrasında kazandığım ilk ciddi parayla anneme güzel bir ev aldım. Babam için gerçekleştiremediğim iyi bir hayatı annem için gerçekleştirmeye çalışıyorum.''

Soner, gol atınca ''babam için attım'' dediğini belirterek, ''Gol atınca yukarıyı gösteriyorum zaten, belki görüyordur. Zaten benim ahtım ve babama sözüm vardı. Onun için iyi futbolcu olacaktım. Emeklerinin karşılığını verecektim. Trabzonspor'a transfer olarak sözümü tuttum ve imza töreni sonrası benim için hazırlanan formayı alıp Ankara'da babamın mezarına gittim. O an manevi olarak büyük bir haz duydum'' şeklinde konuştu.


Kaynak: Habertürk

8 Eylül 2012 Cumartesi

Terim'den Başka Görmedim

Falanca taktiksel kurgu bakımından oyunumuza uygun değildi.

Filanca orta sahası dinamik ve presli oynayan takımlara karşı etkin olamıyor.

Rakibin forvetlerinin çapraz koşularla defansın arkasına sarkması nedeniyle göbekte 1 fazla adamla olmak istedik.

Geniş alanda çok etkili bir rakibimiz olması nedeniyle devamlı alan daraltmaya çalışacağız.

Rakibin çok etkili isimlerine özel önlem almak durumundaydık.

Kontraya hızlı çıkan takıma karşı atağa çıkarken top kaptırmamak için hep topun arkasında kalmalıydık.

Falan, filan, hikaye, püsür....

Şu memlekette Fatih Terim dışında tek bir hoca daha gelmedi ki "Rakibe saygı duyuyorum ama biz sahaya çıkar ve kendi oyunumuzu oynamaya, rakibi forse etmeye çalışırız. Bugün de böyle olacak" desin. Sen ne zaman şu yukarıdakileri söyler ve herşeyi fazlasıyla taktik-teknik vesaireye bağlamaz, kağıt kalemden kurtulursun işte o zaman takımı idare edersin. "18 dakikayı 2,5 saatte seyrettik, düşünün o kadar detaylı inceledik rakibi" diyorsan o 1. golü yememelisin, her duran topta şaşırtmalı koşu yapan Hollanda'ya alan savunması yapmamalısın falan falan.

Türk takım sporlarının bir adım ileriye attığı gün tüm hocaların "Ben kendi oyunumu oynarım, onlar düşünsün" dediği gün olacaktır. O yüzden Avcı'nın da, Kocaman'ın da , Yanal'ın da ve bunların türevlerinin de daha yiyecek çok fırın ekmekleri var.

Kaçtım.

5 Eylül 2012 Çarşamba

Yeni Transferlere İlişkin Maliyet Analizi - GS-FB-BJK-TS Karşılaştırması - (Furkan Özçal Galatasaray'da)

Muhasebesporlu bir futbol izleyicisi olarak sırf merakımdan Galatasaray, Fenerbahçe,Beşiktaş ve Trabzonspor'un futbol takımlarının bu sezonki transfer maliyetlerini diğer bir deyişle transferlerin alacakları yıllık garanti ücretler ile kulüplerinde bulunacakları süre içerisinde kulüplerin kasalarından çıkacak para konusunda bir çalışma yaptım. Bu çalışmada futbolcuların alacakları ücretler üzerine %15'lik vergi payı da (Kaynak: Maliye Bakanı Mehmet Şimşek) eklenerek toplam maliyetleri çıkarılmıştır.

GALATASARAY

1. Cris: Bonservisi yok, 1 yıllık sözleşme 1,250 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 1,44 milyon euro.

2. Melo: Kiralama bedeli 1,750 milyon euro, 1 yıllık sözleşme 2,9 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam  5 milyon euro.

3. Amrabat: Bonservisi 8,6 milyon euro, 5 yıllık sözleşme 1,2 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 15,5 milyon euro.

4. Burak Yılmaz: Bonservisi 5 milyon euro, 4 yıllık sözleşme 2,3 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 15,5 milyon euro.

5. Hamit Altıntop: Bonservisi 3,5 milyon euro, 4 yıllık sözleşme 2,8 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 16,4 milyon euro.

6. Umut Bulut: Kiralama bedeli yok, 1 yıllık sözleşme 1,250 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 1,44 milyon euro.

7. Dany: Bonservisi 3,3 milyon euro, 4 yıllık sözleşme 1,1 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 8,4 milyon euro.

8. Furkan Özçal: Bonservis bedeli yok, 4 yıllık sözleşme 650 bin euro, vergiler eklendiğinde toplam 3 milyon euro.

Bu transferler sonucunda Galatasaray kasasından çıkacak toplam para: 66,68 milyon euro (22,150 milyon euro'su bonservis bedeli)

FENERBAHÇE

1. Raul Meireles: Bonservisi 10 milyon euro, 4 yıllık sözleşme 2,5 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 21,5 milyon euro.

2. Yobo: Bonservisi 2,5 milyon euro, 3 yıllık sözleşme 2 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 9,4 milyon euro.

3. Kuyt: Bonservisi 1 milyon euro, 3 yıllık sözleşme 2,850 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 10,8 milyon euro.

4. Krasic: Bonservisi 7 milyon euro, 4 yıllık sözleşme 2,3 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 16,2 milyon euro.

5. Egemen: Bonservisi yok, 3 yıllık sözleşme 1,750 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 6 milyon euro.

6. Mehmet Topal: Bonservisi 4,5 milyon euro, 4 yıllık sözleşme 2 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 13,7 milyon euro.

7. Hasan Ali: Bonservisi 3,750 milyon euro, 5 yıllık sözleşme 1,2 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 10,65 milyon euro.

8. Salih Uçan: Bonservisi 1,550 milyon euro, 5 yıllık sözleşme 200 bin euro, vergiler eklendiğinde toplam 2,7 milyon euro.

Bu transferler sonucunda Fenerbahçe'nin kasasından çıkacak toplam para: 90,950 milyon euro (30,3 milyon euro'su bonservis bedeli).  

BEŞİKTAŞ

1. Batuhan: Kiralama bedeli 250 bin euro, 1 yıllık sözleşme 400 bin euro, vergiler eklendiğinde toplam 710 bin euro.

2. McGregor: Bonservis bedeli yok, 2 yıllık sözleşme 1,200 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 2,750 milyon euro.

3. Escude: Bonservis bedeli yok, 2 yıllık sözleşme 900 bin euro, vergiler eklendiğinde toplam 2 milyon euro.

4. Uğur Boral: Bonservis bedeli yok, 3 yıllık sözleşme 700 bin euro, vergiler eklendiğinde toplam 2,4 milyon euro.

5. Olcay Şahan: Bonservisi 800 bin euro, 4 yıllık sözleşme 1 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 5,4 milyon euro.

6. Oğuzhan Özyakup: Bonservis bedeli 500 bin euro, 4 yıllık sözleşme 435 bin euro, 100 bin euro imza parası, vergiler eklendiğinde toplam 2,6 milyon euro.

7. Mehmet Akgün: Bonservis bedeli yok, 2 yıllık sözleşme 200 bin euro, vergiler eklendiğinde toplam 460 bin euro.

Bu transferler sonucunda Beşiktaş'ın kasasından çıkacak toplam para: 16,3 milyon euro (1,5 milyon eurosu bonservis bedeli).

TRABZONSPOR

1. Emerson: Bonservis bedeli 1,6 milyon euro, 2 yıllık sözleşme 800 bin euro, vergiler eklendiğinde toplam 3,4 milyon euro.

2. Marc Janko: Bonservis bedeli 2,340 milyon euro, 3 yıllık sözleşme 1,5 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 7,5 milyon euro.

3. Soner Aydoğdu: Bonservis bedeli 2,250 milyon euro, 5 yıllık sözleşme 1 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 8 milyon euro.

4. Bamba: Bonservis bedeli 800 bin euro, 5 yıllık sözleşme 1,050 milyon euro, vergiler eklendiğinde toplam 6,8 milyon euro.

5. Emre Güral: Bonservis bedeli 600 bin euro, 5 yıllık sözleşme 330 bin euro, vergiler eklendiğinde toplam 2,5 milyon euro.

6. Yasin Öztekin: Bonservis bedeli yok, 4 yıllık sözleşme 175 bin euro, 500 bin euro imza ücreti, vergiler eklendiğinde toplam 1,380 milyon euro.

Bu transferler sonucunda Trabzonspor'un kasasından çıkacak toplam para: 29,6 milyon euro (7,6 milyon euro'su bonservis bedeli).

Mekanın Cennet Olsun Ediz Bahtiyaroğlu...



Şaşkınım, şoktayım... 

Daha dün öğle saatlerinde Necati'nin taraftar ile buluşmasında üzerine giydiği, arkasında 2 numara ve Ediz yazan formayı görünce facebook hesabından Necati Ateş'e yazdığı
"Necati Abi, formamda gözün mü var?" lafı ile herkesi tebessüm ettirmişken Ediz Bahtiyaroğlu, gecesinde kalp krizi sonucu vefat ettiği haberi ile bu sefer herkesi derin bir üzüntüye saldı.

Söylenecek çok şey var; sporcu sağlığı denebilir, sezon başı sporcuların sağlık kontrolleri nasıl yapılıyor denebilir, hiç bir belirtisi olmamış mı denebilir, bu haldeyken ligde 2 maçta toplam 91 dakika nasıl oynadı denebilir, biliniyordu da gözardı mı edildi denebilir, Eskişehirspor sağlık kontrollerini yapan sağlık kuruluşunun ve doktorlarının derhal sorgulanması gerekir denebilir daha tonlarcası da eklenebilir ama şimdi değil. 

Şimdi söylenebilecek tek şey:

Çobansalata ailesi olarak Ediz Bahtiyaroğlu'na rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz. 

Son olarak Eskişehirspor yönetimine buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum: 
Ediz'in 2 numaralı formasını emekliye ayırın ve müzeye kaldırın.

4 Eylül 2012 Salı

Blog Anketi Hakkında

Face, twit güzel ama blogtan vazgeçilmez %55
Blogların eski havası yok %32
Twitter varken gerisi hikaye %7
Blog olayı bitmiştir abi! %6

Oy kullanan kişi sayısı 99

Oy kullanan kişi sayısı da oyların dağılım şekli de blogların eskisi gibi değer görmediğini, Sivri Dilli Karalamalar yazısında söylediğim gibi ünlenmiş bloggerlar tarafından uğradığı vefasızlık ve twitter başta olmak üzere yeni nesil sosyal medya araçlarının, o ünlü mazeret hayat gailesi ile birleşerek blogların bittiğini gösteriyor. Eskiden anketlerimize katılan kişi sayısı yüzlerle ifade edilirdi, oradan hesap edin işte.

Sonuçta bu blogta 4 yazarız. Bunlardan ikisi aylardır hiç yazmıyor biri de twitter'a girdiğinden biri blogu inanılmaz boşlamış durumda ve dolayısıyla ben zorlamadan kolay kolay yazmıyor, yazdı mı her zamanki gibi harika yazıyor ama yazmıyor adam işte. En son twitter'da bir transfer maliyet analizi yapmış ki mükemmel bir yazı olurdu ama o twitlemeyi tercih etti. Umutla bekliyorum yeniden yanıma döneceği günü. Kısmet.

Netice itibariyle her ne kadar kendilerini çok sevsem de Tolga ve Alkın'a bu zamana kadar ki katkıları için çok teşekkür ediyor ve yazarlıklarına son veriyorum. Gerçi onlar ismini koymasalar da çok uzun zaman önce bitirmişlerdi bu işi.

Evet olay budur Çoban Salata'yı hala okuyan dostlar. Ben blog yazmayı seviyorum ve bırakmıyorum. Salata benim çocuğum gibi. Ama gerçek şu ki bloglar her geçen gün eriyor.

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Amacınız Ne?

Tüysüz Rob önderliğinde devam eden Magic yeniden yapılanması kapsamında ilginç işler oluyor. Ish Smith ile 16. oyuncu olarak kontrat imzalandığında zaten yedek bir pg ihtiyacı var doğru hareket ama kim kesilecek ya da takas mı gelecek acaba diye değerlendirmiştik. Ancak bunun üzerine hafta sonu Rusya'dan Vorontsevich ile ilgilnildiği ortaya çıktı. Rus oyuncu Dallas'tan da teklif geldiğini ama Rusya'da kalacağını açıklayarak elinin tersiyle teklifleri bir kenara itti. Bu olumsuzluk üzerine ise geçen sezon Celtics forması giyen, Lee takasında Rockets'a geçen, geçen sezonu 2,9 sayı 0,9 asist 0,9 ribaunt ortalamaları ve maç başına 8,5 dakika ile tamlayan E'tauwn Moore ismi gündeme geldi. Moore bir sg yani 2 numara. 3 numara için boyu kısa fakat zor durumlarda orada da süre alabilir. Üstelik takım 2-3 numara kaynarken Moore'a 2 senelik kontrat verileceği konuşulmakta. Hadi Moore geldi diyelim, kimi keseceksin takımdan, Moore takımdakilerden iyi mi, Moore'a vereceğin para kadar bir de kontrat satın alma parası mı vereceksin? Moore ile ilginç bir istatistik de vereyim madem. Moore kariyerinin en iyi maçını Orlando Magic'e karşı oynamış ve 4'te 4 üçlük ile 16 sayı atmış. Şimdi biz Fenerbahçe'nin kendine gol atan adamları transfer ettiği bi oyuncu mu transfer edeceğiz yani?

Sonuç; ben bu işten bir şey anlamadım arkadaş. Amacınız ne Rob, Jacque?

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Fenerbahçe'nin Kürekte Seçim Oyunları

Hafta sonu Sapanca Kırkpınar Parkurunda Gençler Türkiye Şampiyonası yarışları vardı. Galatasaray'ın şampiyonlukla bitirdiği yarışmalarda son derece önemli ayrıntılar bir kez daha güneş yüzü gördü. Kürek Federasyonu Başkanlığı seçimleri çok yakın bir tarihte gerçekleşecek ve kulis faaliyetleri başkan adaylarının belli olmasıyla birlikte son derece hızlanmış durumda. Yarışlar esnasında da en çok konuşulan konu başkan adayları ve Fenerbahçe Lobisiydi. Özellikle Fenerbahçe adına eski antrenör ve şube kaptanı Ozan Bayülken'in adının bir çok kişi tarafından dillendirildiğine şahit olduk. Mevcut başkan İlhami İşseven de Fenerbahçe menşeyli bir isim olmasına karşın Bayülken ile yeni bir açılım hedeflendiği aşikar.

Bayülken olur ya da olmaz Fenerbahçe bu seçimler için ciddi şekilde örgütlenmiş durumda. Bu sezon şu aşağıda adını vereceğim 5 takım Fenerbahçe'nin asıl ekiplerine girememiş sporcularıyla, Fenerbahçe'nin tekneleri, kürekleri ve antrenörleriyle yarışmakta. Kürek Federasyonu sitesine baktığınızda bunların adreslerinin bile aynı olduğu gözükmekte. Kim mi bu takımlar?

Kurbağalıdere Kürek İhtisas
Moda Kürek İhtisas
Kızıltoprak Kürek İhtisas
Kalamış Kürek İhtisas
Kadıköy Kürek İhtisas

Bu takımlara Fenerbahçe'yi de dahil edersek 9'ar delegeden Fenerbahçenin seçimde tam 54 kemik oyu var demektir. Federasyon sitesinde gözüken 30 takımın 10 tane kadarı aktif olmadığına göre Fenerbahçe'nin adayını destekleyen 5 kulüp daha istedikleri adayı seçtirmek için yeterli olacaktır.

Kürekte kulüp sayısının artmasına kimsenin itirazı yok, aksine kendi adıma çok mutlu ediyor bu haber beni ama uygulamada ve seçim sonrasında çok büyük sıkıntılar doğurduğu ve doğuracağı kesin. Fenerbahçe'de kadroya giremeyen gençleri diğer 5 kulüp adına yarıştırken bunların kaybettikçe yaşadığı psikolojik çöküş, her yarışta sonuncu gelmenin getirdiği eziklik, sporcuların kendi aralarında tartışmaları, üzerine Fenerbahçe'de kürek çeken sporcuların antrenmanda rekabetten uzaklaşması ve derecelerin düşmesi, antrenörlerin ilgilerinin bölünmesi ve performanslarının azalması Fenerbahçe için çok büyük bir handikap. Galatasaray Gençler Türkiye Şampiyonu olurken Şişecam Çayırova'nın da Fenerbahçe'yi ciddi bir biçimde zorladığını söylememiz gerek.

Eğer seçim Fenerbahçe'nin istediği gibi sonuçlanır ve arkasından bu kulüpler kapanır ya da müsabık statüsünden çıkarlarsa birilerinin bu seçim oyunlarını kim oynuyorsa, Türk Sporu ve Sporcuları adına ondan hesap sorması gerek.

23 Ağustos 2012 Perşembe

Bloglar Üzerine Sivri Dilli Karalamalar...


Uzun zamandır çok şey söyleyeceğim var aslında bu konuyla ilgili ama hep sustum, hep sustum. Aslında dışarıdan bakıldığında tıpkı kulüplerin oyuncu kadrolarında yaptığı gençleşme operasyonları gibi gözüküyor hızla devam eden bu hareket ancak bana hiç hoş gelmiyor. Defalarca kez üzerinde konuştuk ve hiçbir noktada niyetimizin asla onlarınki gibi olmadığını söyledik. Özhan da ben de keyif için yazdık, rahatlamak için yazdık, sevdalısı olduğumuz ekipler ve sporlarla ilgili fikrimizi paylaşmak için yazdık. Blogları hep bir rahatlama aracı, sohbet ortamı, dost meclisi olarak gördük. Özel hayatımıza girdik, hayatımızı paylaştık buralarda.  Ama maalesef bloglar adına iş son derece farklılaştı, farklı yerlere geldi.

Bloglar arası önceleri bir dayanışma vardı Türkiye’de. Bülent Timurlenk’in Aceto Balsamico’su ile başı çektiği blog çılgınlığında pıtırak gibi bloglar açıldı çok kısa sürede. Bunlardan biri de benimkiydi, 2008’de kurduğum Çoban Salata. Bu ardı ardına kurulan bloglar özellikle Bülent Timurlenk üzerinden adlarını duyurmaya çalıştılar. Ondan bloglarımıza link vermesi için taleplerde bulunduk hepimiz, sağolsun kırmadı ekledi adreslerimizi. Bununla bitmedi tabii ki, okuduğumuz ve beğendiğimiz bloglarla link değişimi yaptık, destek olduk birbirimize. Kolkola ilerledik, okunduk, okundukça yazdık, yazdıkça takipçilerimiz oluştu, arttı ve “blog camiası” diye yeni bir camia oluştu. Okunmak, yazdıklarının yorumlanması, tartışmaların çıkması, onları bastırmak, yazdıklarının alıntılanması, hatta bazen ulusal basın tarafından çalınması, kıçından uydurduğun mevzuların haber yapılması, zaman zaman kimsenin bilmediği konularda tüyolar alman ve daha ülke gündemine düşmeden bazı transferleri duyurmak hep keyif verici olaylardı. Hayatın çalkalanıp da yazamadığında seni merak eden okurlarının olması, sana mail atmaları çok farklı bir duyguydu hepsine ilave olarak.

Sonra Timurlenk önderliğinde Blog İdman Yurdu açılımı başladı. Timurlenk’in kardeşi Barış’ın Tribün Dergi üzerinden organize ettiği bir oluşumdu bu. İlk etapta biz de katılmak istedik “ne kadar güzel tüm blogları bir çatı altında toplayacak bir yapı” dedik. Ancak ilk bakışta ne kadar naif ve saf gözlerle baktığımızı ilerleyen dönemde anlayabildik. BİY daha ziyade maddi odaklı bir topluluktu ve reklamlar üzerinden para kazanıp, denilene göre bu parayı BİY’in üyelerine dağıtacak bir yapıydı. Bunu öğrendiğimizde ve zaten BİY tarafından da oluşturmaya çalıştıkları yapıya muhalif adamlar olduğumuz için dışarıda bırakılmaya çalıştığımızı anladığımızda çizgimizi koruyarak, anti-materyalist blog yazarlığımıza devam ettik. Bu süreçte BİY ile büyük tartışmalar da yaşadık, bunları da blogumuzda paylaştık.

Düşüncemiz hep aynıydı; BİY türü oluşumlar blogların amatör ruhlarını kaybetmesine neden olacak, birilerinin cebi dolacak ve blog yazarları bloglarını birer atlama sehpası yapıp televizyona, radyoya, yazılı basına bir şekilde kapak atmaya çalışacaklar. İşte biz bu tip bir profesyonelleşmeye ve blogları bir aletmiş gibi kullanıp daha sonra fırlatıp atacakları belli olan adamların blogları değersizleştirmesine karşıydık. Biliyorduk ki bu adamlar bir yerlere geldiklerinde bloglarında yazmayı bırakacak ve tamamen yeni işlerine odaklanacaklardı. Ne oldu? Aynen bu düşündüklerimiz gerçekleşti. Önce BİY mensupları birkaç baba BİY üyesi blog dışındaki tüm bloglara olan linklerini kaldırdılar. Sonra bir saadet zinciri kurma çabaları alevlendi.

İsim vermekten de kaçınmayacağım bu sefer. İsterlerse beni açık açık eleştirebilirler, Facebook’ta arkadaşlıktan silebilirler. Bende yeri her ne kadar ayrı da olsa Alper Öcal da maalesef bu tayfaya katıldı. Bence olduğu yere layıktır, şu anda yaptığı işi de gayet güzel becermektedir ama hareketleri blogları değersizleştirmiştir Öcal’ın. Aldığı .com uzantılı siteyi tamamen bırakmış, blogunu ise tarihin tozlu sayfalarına gömmüştür.

İkinci ve blog yazmaya ta en başından bu amaçla başladığını hep hissettiğimiz isim ise Uğur Karakullukçu. En başından beri tüm hareketleri ile “benim amacım bir şekilde medyaya geçiş yapmak” mesajını veren Karakullukçu bugün Digiturk’ten TRT’ye birçok ekranda ve radyoda “aranan” isim oldu. O da bu muhteşem başarısı üzerine blogunu bir kenara attı. Bu ortamlara girmesini sağlayan blog bir anda değersiz hale geldi, yazık oldu.

Flying Dutchman (Fırat Topal), Borges (Oran Uluca) ve bu işlerin başı Bülent Timurlenk ise yazmaktan vazgeçmediler. Blogları onlara çok şey katmıştı kuşkusuz, onlar vefasızlık yapmadılar. Çünkü onlar asıl vefasızlıklarını hem okuyucuları hem de destekçileri olan diğer blog yazarlarına çoktan yapmışlardı zaten. İşleri açılmış, hatta yeni işleri olmuş ve daha mutlu adamlardı onlar. Ama Karakullukçu benzeri olanlar ise istedikleri limana vardıktan sonra gemilerini yakan adamlar olmuşlardı. Yerel basın kuruluşlarında da blogları sayesinde tanınıp iş edinen birçok blogger mevcut bugün Türkiye’de.
Birilerinin bloglar sayesinde ekmek yemesi kötü bir şey mi? Milletin parası çenesi züğürdün çenesini yorarmış! Kapa çeneni otur aşağıya! da diyebilirsiniz bana ama bloglar üzerinden profesyonelleşme, seni o günlere getiren bloglarda artık yazmamak, yazsan bile diğer bloglarla artık link paylaşımı yapmamak, insanları yazdıkları okunsun diye mangırlı mecralara çekmek doğru bir yaklaşım değil.

Blogların işte bu yüzden eski havası kalmadı diyorum ben. Öcal’ın belki de istemeden yaptığı hareketiyle, Karakullukçu’nun zafer sarhoşluğuyla, Timurlenk, Topal ve Uluca gibilerinin diğerlerinin çoğunu defterden silmesiyle artık bloglar eskisi gibi değil. Twitter ve Facebook’un da katkılarıyla spor blogları el birliği ile can çekişir hale getirilmiştir.

Çoban Salata 5 senede hiçbir maddi çıkarlı ağa üye olmadan, reklam yapmadan 370 bin sayfa görüntülenmesine ulaşmış. Oysaki bu blogun kurucusu bendeniz özellikle NBA başta olmak üzere EPL, kürek, Amerikan Futbolu ve Galatasaray’ın tüm branşlarıyla ilgili her konuda ekranlarda konuşan birçok isimden daha fazla bilgi ve birikime sahibim. Sevgili Özhan da benzeri şekilde Türk Futbolu üzerine “benim” diyen herkesle tartışacak nitelikte bir adamdır. Bizler gerek yerel gerekse ulusal basında birçok tanıdığımız olmasına karşın bu zamana kadar ısrarlarını kıramadığımız için birkaç programa konuk olarak katılmak dışında, para kazanmak amaçlı hiçbir çabaya girişmedik. Aksine hep bu işi keyif için yaptığımızı söyledik, öyle devam ettik, diğer bloglarla link paylaştık, yeni arkadaşları destekledik vesaire vesaire. Ancak bugün geldiğimiz durum bizler ve bizim gibiler için acı. Artık bloglarımız değersiz, çerez mahiyetinde kalmış, abur cubur niyetine tüketilen yazılardan oluşan, küflü yüklük dolaplar gibi.

Bir sevdaya, bir döneme, birçok emeğe yazık edidi, ediliyor.

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Schwarzenegger Dönüyor!


Hafta sonu Last Action Hero'ya denk geldik televizyonda. Eşimle büyük keyif alarak izledik. Film 19 yıllık ama Arnie her daim kendini izlettiren bir adam. Ne kadar özledim elemanı keşke bir film daha çekse de mizah, aksiyon ve heyecan dolu yaşlı kurdu izlesek dedim, bugün dileğimin gerçek olduğunu öğrendim. Arnie yeni filmiyle 2013'de beyaz perdede olacakmış. Kutlu olsun :)

17 Ağustos 2012 Cuma

Yakışmış mı?



Depremi Unutmamak İçin... (Bir Yaşayanın Gözünden Deprem Anı)

Birşeyler gelecek başımıza diyorduk arkadaşlarla birbirimize. Hayrı alamet değildi bu kadar sıcak bir hava. Geceleri uyumak ne mümkün. Yine arkadaşlarla oturduk yine böyle bir sıcak yaz akşamında sitenin çay bahçesinde. Gırgır, şamata, devam etti muhabbet gecenin 12 sine kadar. Muhabbet de tabiki ÖSS ve ayrılacak olmamızdı. O sitede neredeyse birlikte doğmuş birlikte büyümüştük. Aynı anaokulu aynı ilkokul aynı ortaokul ve aynı lise. Hiç ayrılık olmamıştı. Üstüne üstlük yaz tatillerini bile ailelerimiz birlikte organize ediyorlardı. Arkadaşlık kardeşliğe dönüşmüştü kısacası.

Neyse muhabbet bitti evlere ayrıldık. Eve geldim bizimkiler yatmıştı. Ben de uyuyayım dedim ama ne mümkün. Bütün pencereler açık ama ufacık bir rüzgar bile yok. Vantilatörü açayım diyorum o bile yetmiyor vücudum yapış yapış. Allahım ne bu sıcak ne bu nem diyorum içten içe ve kalkmaya karar veriyorum. Balkona çıkıyorum. Balkonda takılıyorum gecenin ilerleyen saatlerine kadar. Bir süre sonra babam geliyor balkona. Ne oldu bir yerin mi ağrıyor diyor. Yok uyuyamadım diyorum. Saatine bakıp bak saat 3 olmuş hadi yat uyu diyor. İnanamadığım için ben de saatime bakıyorum gerçekten de saat 02.55. Abartmayım uyumaya çalışayım diyorum. Yatıyorum yatağıma.

Yatıyorum ama dön sağa dön sola yok uyuyamıyorum. Gözlerim açık öylece duruyorum yatakta. Bir anda sol tarafımdaki pencereden tüm gökyüzü aydınlanıyor. N'oldu demeye kalmadan bir gürültü ve sallanmaya başlıyoruz. İlk başta çok yavaş. Gözlerimi kapatıyorum yan taraftaki duvara iyice yapışıp şimdi biter zaten bekleyeyim diyorum. Ardından bir önceki gürültüden daha yüksek bir ses. Benden "Allahım bitir n'olur" diye bir haykırış. Tabi bu olanlar 2-3 snlik bir zamanda oluyor. Sarsıntı gittikçe artıyor. O andan itibaren kendimi çok iyi hatırlıyorum. Cenin pozisyonuna geçmişim. Bacaklarımı dizlerimden büküp kollarımla bacaklarımı bağlamışım ve ardarda kelime-i şehadet getiriyorum. O anda bile hala daha düşünebiliyorum. Kendime bak görüyormusun ölüm korkusu içine düşünce nasıl da Allah'a dönüyorsun yalvarıyorsun diyorum.

Neyse sarsıntıdan artık acayip sesler geliyor evin içinden ama aklıma hiç yataktan kalkıp kaçmak gelmiyor. O arada annemin "Özhan" diye haykırışını duyuyorum sanki ipimi koparmış gibi kalkacak oluyorum. Ama kalkamıyorum çünkü üzerime yatağımın tam karşısındaki gardrop düşmüş hiç farkında bile değilim. Ama biraz zorlayıp canımın acısıyla kalkıyorum. Kapıyı açacağım fakat o da ne kapı açılmıyor, deprem alttan vurunca kapının dili kilitlenmiş. Kapı bana doğru açıldığı için de tekme atmak da mantıksız. Kaldık diyorum burada öldük garanti, anneme "kaç" diye bağırıyorum. Gitmem diyor ve ağlıyor. Ne yapayım diye düşünüyorum ama kurtuluş yok. Pencereden atlayacağım ama önünü birşey tamamen kapatmış. Oda kapısının camını kırıyorum ne alakaysa. Oradan geçmem mümkün değil. Elim yaralanıyor ama düşünen kim? Annemin elini tutuyorum. "Git" diyorum, gitmem diyor. Ölürsek beraber kalırsak beraber diyor canım annem. Bu arada babam hiç ortalıkta yok. Daha sonra öğreniyorum ki can korkusuna deprem başlayınca bir anda koşup binanın ana girişine kadar kaçmış, tam o anda biz aklına gelmişiz ve geri dönmüş. O geliyor çekil diyor bana kapının arkasından. Sağlam bir tekme atıyor kapıya ve o illet kapı, yelkenleri suya indirip açılıyor, açılmasıyla üçümüz de koşmaya başlıyoruz bu arada dışarıdan sesleri duyuyorum babama, anneme ve bana olan çığlıkları. Evin holünden geçerken ayaklarıma birşeyler batıyor ama can acısı falan hiç yok.

Dışarıya çıkıyorum gökyüzünü milyonlarca yıldız aydınlatıyor. Ömrümde o kadar çok yıldız görmemiştim. Yere bakıyorum yer yarılmış gibi girintili çıkıntılı. "Oha yer yarılmış" diyorum. Tüm dostlar hem ağlıyor hem de kucaklaşıyoruz. Bu arada kesilen elim aklıma geliyor bakıyorum bir damla kan akmıyor. Hani bir deyim vardır "Korkudan kanı çekilmek" diye. Parmağıma bakınca kemiği görüyorum ama kan yok. Oradaki dostlardan biri arabasından ilk yardım çantasını çıkarıyor ve elimi oksjenli su ve tendürdiyot ile temizleyip sargı beziyle sarıyor. Bu arada sabahın ilk ışıkları ile etrafın hali de ortaya çıkıyor. Benim yer yarılmış diye gördüğüm yere binanın çatısının dolgularının düşmesiyle oluşan girinti çıkıntılarmış. Ömrümde bir kere ağladığını görmediğim babam ağlamaya başlıyor bana çaktırmadan. Annem ne oldu diye sorduğunda "Ben binanın kapısına vardığımda daha Allah'ın bir kulu yoktu ve eğer siz aklıma gelmeseniz bu dolgular benim kafama düşecekti" diyor. Babamın o lafından sonra hiçbirimiz gözyaşlarımızı tutamıyoruz.

Daha sonra sabah oluyor eve giriyoruz salondaki televizyon benim odama gelmiş nasıl olduysa ki evin birbirine en uzak odaları. Mutfaktakiler salona gelmiş, oturma odasındakiler mutfağa yani herşey darmadağın olmuş. "Buradan nasıl çıkmışız biz?" diyorum.

Evde yapılacak birşey kalmayınca şehrin merkezine iniyorum. Tek kelime ile koskoca şehir dümdüz olmuş. En yakın arkadaşımın evine gidiyorum. Yanındaki koskoca bina onun yattığı odayı ortadan biçmiş. Ne oldu diye birilerine soracağım ama herkes birilerini arıyor kime soracaksın. Sonra uzaktan bir ışık gibi bir şey yaklaşıyor. Arkadaşımdı. Birbirimize öyle hızlı koşuyor ve sarılıyoruz ki kemiklerimizi kıracak gibi oluyoruz. Nasıl kurtuldun diyorum. Sapanca'daydık hepimiz diyor. O da o şekilde kurtuluyor. Ama herkes onlar kadar şanslı değilmiş. O apartmandaki herkes ölmüş. Zaten şimdi bile o ölü kokusu burnumun dibinde. Arama kurtarma çalışmalarına katılıyoruz AKUT ve askerlerle birlikte. Kurtardığımız insanların ettiği dualar insana daha bir güç veriyor. Daha şevkle katılıyorsun çalışmalara. Nitekim yardımcı oluyoruz çalışanlara. Böyle geçiyor depremden sonraki ilk gün. Sonraki günler de böyle geçiyor ve insan adapte oluyor o zor yaşam şartlarına.

İşte 17 Ağustos depreminin her saniyesini bir-fiil yaşayan bir Sakaryalının yaşadıkları. Allah bir daha kimseye böyle bir deprem ya da böyle bir acı göstermesin. Maaşallah buralarda yeni yapılan binalara yine 4-5 kat izinleri verilmeye başlandı. Hiçbir zaman yaşadıklarımızdan, ya da başkalarının başına gelen bu tip hiçbir olaydan ders almıyoruz. Bakalım ne zaman deprem gerçeğini anlayacağız?

Başkaları unutsa da biz UNUTMUYORUZ, UNUTTURMUYORUZ, UNUTTURMAYACAĞIZ;

15 Ağustos 2012 Çarşamba

İşin Uzmanından Bir Philadelphia 76ers Analizi

Yaklaşık 5 sene NBAKolik.com'da yazarlık yaptığımı bilen bilir. NBAKolik.com'un kurucusu ve 76ers yazarı sevgili Memet benim için candır, kardeştir. Hem orada hem de bir çok diğer mecrada onun yazıları çok konuşulmuştur. Ulusal dergilerde de zamanında yazılar yazmıştır Memet. Sağolsun beni kırmadı ve 76ers ile ilgili uzun süre sonra yazdığı ilk yazıyı Çoban Salata'da NBAseverler ile paylaştı. Aşağıda zevkle okuyacağınıza inandığım, cidden bu işin uzmanından gelen bir yazı var. Hem Memet'e hem de okurlara sevgi, saygı ve keyifle...



Herkese merhaba…

Uzun süredir 76ers yazmamamın metabolizmaya etkisi nasıl oldu bilemiyorum. Satırlar ilerledikçe ne tarz bir sorunla karşılaşacağımız belli olacak. Lokavta rağmen güzel sayılabilecek bir sezon ve gayet eğlenceli bir Playoff’un ardından, özellikle takım da yeni sahibine satılmışken, bunlara ilave olarak kontratı biten oyuncuların akıbeti nedeniyle hareketli bir ölü sezon geçirileceği belliydi. Gelişmeleri sırayla irdeleyelim…

Draft! Maurice Harkless & Arnett Moultrie

batug ve nbakolik’dekiler bilir ismi 76ers’la beraber anılmazken bile Arnett Moultrie’ye yumulacaklarını, yumulması gerektiklerini söyledim. Fakat sıra geldiğinde yüksek potansiyeli sebebiyle Harkless seçildi. İstatistiklerine bakarak Harkless’ın 1 sene daha NCAA de bekleseydi top10'da gideceğine kesin gözüyle baktıkları için Moultrie’nin üzerinde gördüler. Big East gibi sağlam bir grupta daha ilk yılında 15.5 sayı, 6 ribaund ortalamalarıyla oynaması akıllarını çeldi. Doug Collins eğer Harkless seçilseydi ondan sonraki seçimlerinin Arnett olduğunu söyledi. Bu yüzden takım için bencil davranıp Arnett'in düşebileceği yere kadar düşmesini beklemişler ve 17. sıradan sonra 27'ye kadarki tüm takımlara draft hakkının satılık olup olmadığını sormuşlar. Miami ile anlaşıldıktan sonra bu draft’ın 45. sırası ve sonraki draft’ın ilk tur seçim hakkı karşılığı Miami ile anlaşıldıktan sonra 27. sırada Arnett Moultrie’yi seçtiler, gönlümü aldılar. Gönderilen seçim hakkının koruması ise şöyle: Önümüzdeki 3 draft boyunca ilk 14 sıra korumalı, eğer 2015 draft kurasında seçim hakkı Heat’e geçmezse 2015 draft’ındaki ve 2016 draft’ındaki ikinci tur hakları Heat’e gidecek. Tahminen 76ers bu sezon playoff yapacak ve 2013 Draft’ı ilk tur hakkını Heat kullanacak.

Harkless malum takasta şutlandığı için kendisi hakkında yorumlarım yeterince kıt olacak. Rezalet şut yüzdesi bir yana elemanın şut mekaniğinin düzgün olması bir yana. Şut yüzdesini düzeltebilecek bir adam, Iguodala gibi dengesiz bir atıcı olacağını sanmıyorum düzeltirse. Fakat takımın gelişmeyi bekleyemeyeceği tek pozisyon SF iken varlığı çok lüzumsuz oluyordu.

Arnett Moultrie ise Marreese Speights seçiminin telafisi denebilir. Speights’in savunma konusundaki boş vermişliği Collins’in onu rotasyon dışına itmesine sebep oldu. Şimdi elde işlemelik, şutu düzgün, fiziği uygun bir PF var. Tabiî ki PF mevkiinde alabileceği hatrı sayılır miktarda dakika da cabası. Moultrie üniversite değiştirdiği için Junior yılında NCAA’de forma giyemedi. Altlara düşmesi için geçerli sebeplerden biri bu. Bencil bir oyuncu değil ama topu aldığında direkt olarak sayı düşünüyor. Fakat ilk yılından bu yana gösterdiği gelişim inanılmaz. Özellikle şut ve serbest atış yüzdelerindeki artış beni hayrete düşürdü. Oynayamadığı sezon deli gibi şut çalıştığı su götürmez gerçek. Savunmadaki sorunları biliniyor ama neden bilmem güveniyorum ben bu elemana. Yeni Tedüz’üm olabilir. Sahada gördükten sonra kararımız netleşir. Kampta belli olur ama ilk ay maç başına 10 dakika oynaması şart. 76ers genellikle seçtiği çaylakları ilk 1 ay doğru düzgün sahaya sürmemesiyle ünlüdür. O yüzden 10 dakika gibi cüzi bir rakam verdim.

Elton Brand Amnesty

76ers’ın bu seneki serbest oyunculara sarkabilmesi için kendisinin şutlanması gerekiyordu. Özellikle yaptığı katkının oldukça azalması 76ers’ın vakit kaybetmesine yol açıyordu. Playoff’ta adamın 12 sayıyı aştığı 5 maçın 3’ünü kaybedilmesi takım içindeki yerini sorgulatmıyor değil. Geçmişte başımızdan geçen musibetlerden Andre Miller tarzı bir etkisi olduğunu söylemek mümkün. Normal sezonda da 12 sayıdan fazla ürettiği maçlarda 15 galibiyet 11 mağlubiyet var. İlave olarak bu katkının son derece dengesiz gelmesi de ayrı bir sıkıntı. Elton Brand’in son 2 sezondaki tek katkısı oyun olarak kendini ikinci plana attırmayı kabul edip rol oyuncusu gibi oynamasıydı. Bu sayede Collins takımı kısa rotasyonda daha efektif oynatıp kimyayı çok daha hızlı bir şekilde oturtmuştu. Oyun içinde geçtiğimiz playoff’lara nazaran takım oyunu konusunda daha kusursuz bir oyun grafiği çizmesine rağmen hem savunmada rakip uzunlara çok da bulaşmaması, hem de hücumda yarattığı tek katkının boyalı alanın biraz dışından nadiren deneyip soktuğu şutlar olduğu düşünüldüğünde 18 Milyon $’lık bir iş yapmadığı belliydi. Bunlara ilave olarak sahibin yeni piyasaya akıp ortamı görmek istemesi sebebiyle amnesty hakkı üzerinde kullanıldı.

Louis Williams ise sezonun ikinci yarısında takımın skoreri olmasının da gazıyla serbest kalma kartını öne sürmüştü. 76ers şükür ki Playoff’taki rezalet ötesi performansıyla bu blöfü yemedi. Andre Miller gibi kendisine kibarca kapı gösterildi. Memleket hasretiyle tutuşmuş olacak ki Atlanta’ya geri döndü.

Piyasada en önemli uzun malum Roy Hibbert idi. Portland’ın kendisinden biz Brand’i şutlamadan evvel offer sheet sözü almasıyla iş zaten zordu. Onun haricindeki diğer tüm isimler de uzun kontrat yapılacak türden adamlar değildi. Bu yüzden yeni yönetim kısa süreli nokta atış transferlere yoğunlaştı. Takdir ettiğim hamlelere imza attılar.

Öncelikle ikinci turda şapkadan çıkan Lavoy Allen serbest kalmadan 2 yıllık 6 Milyon $ karşılığı kadroda tutuldu. Sezon başında yapılan kilit bir hamleydi çünkü 4-5 mevkii bomboştu. Bu boşluktan faydalanıp sağlam istatistik yapsa Ömer Aşık gibi gelecek sezon takımın elini ayağını kilitleyen bir offer sheet’e imza attırabilirdi menajeri. Eğer malum takas imzadan evvel patlasaydı bu hamleyi göremeyecektik.

Hemen ardından sezonun ilk yarısının kralı, playoff’un soytarısı Spencer Hawes ile 2 yıllık 13 Milyon $ değerinde bir kontrat imzalandı. Bu hamlenin haberi Elton Brand gönderilmeden önce geldiği için Brand gönderildikten sonra çok anlamsızdı. Fakat yönetimin 3 haftadır malum takasa uğraştıklarını bilmediğim için açıkça söylemek gerekirse olabildiğine saçma buldum. Çünkü kontratın ikinci yılı 2013 yazında oluşacak boşluğun kapanmasına yol açıyordu. 76ers’ın her takımın ihtiyacı olduğu gibi sezon içinde parlayıp playoff’ta sönecek adamlara da ihtiyacı var, yalan değil. Kontratın 2 yıllık olması çok şık. Lokavt olduğundan beri lokavtın olma sebebine en uygun hareket eden ve en güzel şekilde yönetilen takım açık ara 76ers. Rod Thorn ve Joshua Harris’in kompradorları beni şaşırtan güzel hamlelere imza attılar.

Bu kararın ardından Louis Williams’ın muhtemel eksikliğini kapatmak için Wizards’ın bir acayip şutörü Nick Young ile 5.6 Milyon $ karşılığı 1 yıllık kontrat imzalandı. Clippers kariyerini çok sallamıyorum fakat Wizards’daki maç başına 1.8 üçlük ve %37 isabetine bakarak umarım katkı verir. Nick Young hiç izlediğim bir adam değil o yüzden kendisi hakkında takıma uyar ya da uymaz diye bir şey söyleyemiyorum. Bekleneni verebilirse -ki bu da maç başına 15 sayı, %37 üçlük yüzdesi- önümüzdeki sezon uzun vadede kontratı alabilir. Ama faydalı ve temiz bir transfer o kesin.

Akabinde gayet şık bir takas olan Dorell Wright takası yapıldı. Bu takasın ardından malum takasın patlayacağı iyice belli olmuştu. Wright karşılığında Edin Bavcic’in hakları gönderildi. Darryl Watkins denilen yağız bir delikanlı da bu takasla geldi ama Kwame Brown’u alabilmek için kendisine 5 gün sonra yol verildi. Wright’a gelince sanırım malum takas dâhil en sevdiğim ölü sezon hamlesi buydu. Çünkü SF mevkiini ciddi anlamda doldurabilecek bir oyuncu gelmeden Iguodala’nın takımdan gönderilmeyeceği %100 kesindi. Hem kelepir kontratıyla hem de performansıyla Wright mükemmel bir seçim oldu. Öncelikle adam çok sağlam bir atıcı ve çoğu takım topu dolaştırmakta sıkıntı çekerken 76ers’ın problemi şutları sokamamak.

Fakat Kwame Brown denilen Collins’den torpilli elemanı almak için neden bu kadar acele edildi buna anlam veremedim. Nazar boncuğu olsun diye aldılar zannederim kendisini. Neticede yeni transferlerin sezon içinde hepsinin birden katkı vermesi malum, mümkün değil. Elde patlayanlar olabilir. İşte Kwame Brown transferi bu noktada kilit bir önem taşıyor.

Malum Takas

Açıkça söyleyelim… 76ers öncelikli olarak Dwight Howard takasına girişti. Hedefleri onu almaktı. Howard hedefi 2 takımla sınırladığı için takas edemediler ve açıkçası basıp gitmesi kesin olduğu için çok da üzerinde duramadılar. Bu görüşmeler sırasında Bynum’un kucaklarına düşmesi ise ayrı bir ilginçlik. Bynum benim hiç sevdiğim bir oyuncu değil. Özellikle çocuksu ve rakibi sakatlamaya yönelik hareketleri belli ama 76ers Iguodala, Vucevic, Harkless ve maksimum 15. sıradaki seçim hakkını vererek Al Horford, Roy Hibbert vb türden pivotları alamazdı, adama kaç yıldır gelen takas tekliflerini biliyoruz neticede. Takasın gayet iyi olduğu su götürmez gerçek. Bynum bu sezon sonunda 76ers’da kalmazsa 76ers’ın kaybı Jason Richardson’ın kontratını yüklenmek, Harkless ve bahsettiğim draft hakkı olacak. Iguodala önemli değil zira gelecek sezon saçma sapan bir takasta gitme ihtimali vardı. En azından bir hedef uğruna mantıklı bir takasa kurban gitti. Vucevic’i pek sallamıyorum zati.

Apaçık belli şeylerden bahsetmeyi pek sevmem, Bynum’un oyunu, yeteneği belli şeyler fakat henüz 76ers yönetimi Bynum ile 76ers formasını yan yana getirebilmiş de değil. Geçenlerde çalışırken üzerinde bir 76ers şortu gördük o kadar. Fakat Rod Thorn ile geçen telefon konuşmasında 76ers’a takas olduğu için mutlu olduğundan bahsetmiş. Tipik politik bir cümle de olabilir, 76ers’ın gerçekten birbirleriyle oynamayı seven gençlerden kurulduğundan da olabilir. Bynum’un duygusal gelişimi belki bu takımda ilerleyebilir. Neticede 76ers kazanmak için her şeyi yapan bir takım olmadı hiçbir zaman. Floplar, rakibi sakatlamaya yönelik hareketler, hakemle tartışmalar, oyuncular arası yumruklaşmalar, trashtalking… Bu gibi saçma sapan hareketleri bu takımda göremezsiniz. Bu yüzden beni bu takıma 2001’de 76ers’ın finali kaybetmesi getirmişken Iverson’ın gitmesi götüremedi. Fakat Bynum’un bu sezon sonunda yürüyüp başka takıma gitmesi gibi bir seçenek her zaman var. Bazı çevreler 76ers Bird Hakkı’na sahip olduğu için 1 yıl 20 Milyon $ daha fazla önerebileceğinden bahsediyor ama Bynum’la 4 seneliğine imzalayan herhangi bir takım 2 yıl sonra kontrat uzatabilir zaten. Züğürt tesellisinden pek farklı değil bu konu. Önemli olan beyzadeye top6 sıradan bir playoff ve sağlam bir takım ortamı sunmak. Bunların üzerine ille de gidecekse zaten gitmesi yerinde olur. 76ers çok bir şey kaybetmeyecek. Belki takımın asıl eksiğinin pivot değil başka bir mevki olduğunu göreceğiz. Bu da yönetim açısından bir kazançtır. İlave olarak Bynum Eylül’de dizlerini kontrol ettirmek için Almanya’ya gidecek.

Iguodala’nın savunması kaybedilen önemli bir parça ama takım sineye çekmek zorunda. Zira bu takım Iguodala takasını yapmadan sıçrama yapamazdı ve gelen SG/SF’ler yüzünden Iguodala’nın değerinin en yükseğe çıktığı anda bu takasın yapılmasının önemi büyüktü.

Genel bir değerlendirme yapacak olursak; 76ers Louis Williams, Andre Iguodala, Jodie Meeks gibi momentum şutörlerini takımdan gönderip Nick Young, Dorell Wright, Jason Richardson gibi sağlam atıcılarla etrafını döşedi. Yukarıda da yazdığım gibi bu takım senelerdir şut sokamıyordu ve sadece 1 ölüsezonda bu kadar fark yaratabileceklerini düşünmemiştim.

Takımda ileride lazım olacak adamların yaşları şöyle: Holiday 22, Turner, Lavoy Allen 23, Thad Young, Hawes, Bynum 24 Wright 26… Holiday’in geçenlerde maksimum istediğine dair bir demeç okudum, umarım doğru değildir. En azından bu sezon lafının adamı mıymış onu göreceğiz.

Tedüz farklı bir oyuncu olduğu için hiçbir zaman onun şutu pek sorgulanmayacak. Zira adamın oyunda olduğu anda 76ers yeniliyorsa farkı kapatmaya başlıyor ve bu kategoride takım birincisi fakat Evan Turner için tehlike çanları çalıyor. Turner şans verilmeyi hak eden bir oyuncu fakat oyun stili 76ers’da şans almasını zorlaştırmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Belki diplere oynayan bir takımda gelişmesi için gereken fırsatı bulabilir ama bu takım uzunca bir süredir kazanma mücadelesi verdiği için kendisinin hataları affedilemiyor. O da bunun farkında ve istatistik haricinde kendisini ispatlayacağı bir alanın kalmadığını biliyor. Ribaund istatistiği bunun başında geliyor. Ribaund kategorisinde kısayı değerlendirmede asıl önemli kriter hücum ribaundudur ve Turner bu konuda Jrue Holiday’den bile kötü durumda. Yaptığı tamamen göz boyama amaçlı ribo asılmak. Şöyle söylesem daha iyi anlarsınız. Evan Turner sezon içinde savunma ribaundunda takım lideriyken hücum ribaundunda 11. sırada. Playoff’da ise savunma ribaundunda yine 1. sırada iken hücum ribaundunda anca 7. sırada… İki ribaund sıralamasında bu kadar fark çıkartan bir oyuncu daha önce görmedim ben. Zaten buradan belli istatistiği tamamen göz boyama amaçlı yaptığı. 76ers’ın Evan Turner’a ihtiyacı var. Özellikle hazır etrafına sağlam atıcılar da döşenmişken bu sezon kendisinin düzgün oynaması için son şans. Kendisinin 15 sayıyı aştığı maçlarda %50 galibiyet yüzdesi var.

Rotasyonun nasıl olacağı konusunda açıkçası fikrim yok. Herkesin tahmin edebileceği gibi 1 ve 5 numaralar garanti. Collins’in Hawes ve Bynum’u birlikte oynatabilme ihtimali var. Hawes Bynum oyundayken Gasol gibi pasör olarak kullanılabilir. O konu çok karışık değil bir şekilde ayarlanır fakat SG ve SF muallak. Turner geçen sezon sadece 20 maçta ilk 5 başlamasına karşın playoff’ta ise sadece ilk Chicago maçında ilk 5 başlamadı. Bunda Jodie Meeks’in mükemmel çuvallaması da etkili oldu. Fakat sezon içine bakarsak Evan Turner’lı ilk 5’in 3 galibiyet, 8 mağlubiyet gibi şahane bir derecesi varken aynı kadrodan Turner’ı Meeks ile değiştirdiğimizde 10 galibiyet, 2 mağlubiyet gibi destansı bir fark görülüyor. Meeks’in playoff’larda çuvallamasının 76ers’a yarattığı etki tahmin edilenden fazlaydı anlayacağınız. Collins zeki bir adam. Aynı tongaya düşmemek için bu sefer Thorn ile birlikte takımı komple revizyona soktu. Evan Turner’ın bu sezon işi daha zor çünkü herhangi bir SG/SF gününde değilse Collins’in yerine koyabileceği bir dolu oyuncu var. Çünkü Collins Meeks’in şut sokamadığını gördüğünde bari diğer alanlardan kurtarayım diye Turner’ı sahaya sürdü. Turner’ın ilk 5 başlamasına aslen karşı olsam da şu meseleyi neticeye erdirme amacıyla özgüven kazanması için sezon başında SG/SF olarak ilk 5 başlaması taraftarıyım. Wright oyundayken dönüşümlü olarak SG/SF mevkiini idare edecek, buna ilave olarak Holiday oyundan çıktığında topa hükmetmesi ve court vision için 1 numarada da gereken fırsatı bulabilecek. Neticede Holiday’e Royal Ivey haricinde bir yedek alınabilmiş değil. Evan Turner Holiday’den arta kalan dakikaları ne kadar iyi değerlendirirse -ki bu 10 dakika gibi gayet güzel bir rakam- kıymetini belli edecek.

PG: Jrue Holiday, Royal Ivey
SG: Evan Turner, Nick Young
SF: Dorell Wright, Thaddeus Young, J-Richardson
PF: Hawes, Lavoy Allen, Moultrie
C: Andrew Bynum, Kwame Brown

Şeklinde bir rotasyon göze çarpıyor. Villanova’dan gelen undrafted Wayns iş yapar mı bilmiyorum. Kamptan sonra belli olacak. Collins eski zamanların yüzü suyu hürmetine Kwame’yi PF olarak ilk 5’e dayayabilir. Yine de izlemeden aşağılamayayım diyorum ama yok olmuyor. Olum niye aldınız bunu ya?

Güzel ve eğlenceli bir sezon olacağa benziyor. En azından ben keyifliyim. Ortaklaşa bir NBA League Pass olayına girişebilirim. Herkese iyi seyirler.

Hayatta kalın…

Mehmet İstanbullu
mehmetistanbullu at outlook dot com…
“Niye böyle yazıyorsun sığır mısın?” diyenler için spam yağmuruna şemsiye diyelim…

12 Ağustos 2012 Pazar

Hangisi?

Hemen yanda bir anket var. Ağustos sonuna kadar açık tutmayı düşünüyorum. Açıkçası gelen, giden, okuyan, tıklayan ne düşünüyor, hangisini tercih ediyor görmek istiyorum. Bloglara ilgi devam ediyor mu yoksa diğer sosyal medya araçları çok daha mı öne geçti ve bazı araçlar önemini kaybetti mi merak ediyorum gözünüzde. Oylayın işte yav, uğraştırmayın.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Laker Howard



Şu videodaki yüz ifadesi zaten Dwight Howard'ın en azından 1 senedir Orlando'da olmadığının ispatıdır. Bir takasa-transfere mutlu olunur da bu kadar da mutlu olunmaz be kardeşim. Sanki hapishanede, elleri ayakları prangalı bir adamdı Howard da Lakers onun özgürlüğünü satın aldı, azat etti onu!

Neyse gidene yolun açık olsun denir ancak. Önemli olan bizle kalmak isteyenler, Orlando'da mutlu olanlar. Aşağıdaki ayrıntılı takas yazımızdaki neredeyse her şey gerçekleşti. Sadece Josh McRoberts da pakete dahil oldu. Böyle olunca Ish Smith ile imzalanması beklenen minimum kontrat rafa kalktı, çünkü oyuncu sayısı 15'e varmış düzeyde. McRoberts'ın 1 sene ve 3.135.000 $ değerinde bir kontratı var. Kadro Derinliği kısmında PF'e Davis'i yazmayı unutmuşuz bu arada, affola.

Takas sonunda Magic'te kontratının son senesinde olan 2 isim Mc Roberts ve Redick bu sezon itibariyle önemli takas opsiyonları halini almış durumda. Afflalo ve Harkless varken Redick'e, uzun rotasyonunda da McRoberts'a pek gerek yok gibi. 2. önemli takas silahları ise hala önemli değerleri olan Harrington ve Davis. Muhtemel gelecek Magic takasları bu isimler üzerinden devam edecektir. Bu arada onca site, blog ve gazete arasında Eyenga'nın takasa dahil olabileceğini yazan tek kişi olmam da ayrı bir gurur oldu benim için. Orlando bağlantılarımız sağlam demek ki :)

Şu an itibariyle Magic'in en büyük eksiği oyun kurucu ve 2. olarak da sezonu kaldırabilecek nitelikte bir 5 numara. Rob Hennigan başına Heat ve Celtics dışında üçüncü bir bela açmamak için Howard'ı diğer konferansa gönderdikten sonra artık takım kimyası üzerinde çalışmaya başlayacaktır. Yeni Koç Vaughn'ın dediği gibi "Kaos yok, panik yok".

10 Ağustos 2012 Cuma

Howard Dev Takasla Lakers'a Gidiyor!!!

Sonunda bu iş bitmek üzere sevgili basketbolseverler. Dwight Howard ile Orlando Magic'in yolları ayrılıyor. Lakers daha önceleri de söylediğimiz gibi Howard takası için en büyük adaydı her daim. En büyük sıkıntı Bynum'un da tıpkı Howard gibi kontrat uzatmaya yanaşmaması nedeniyle Orlando'nun bu riske girmek istemeyişiydi. Ayrıca Lakers Orlando'ya draft hakkı sunamıyordu Steve Nash takası nedeniyle. Sonuç olarak 3. ve belki de 4. takımların bulunması gerekiyordu. Iguodala'yla sorunlar yaşamaya başlayan 76ers ve ilk 5'ine önemli bir 3 numara katmak isteyen Denver da işin içine girince olay çözümlendi. En azından gece geç saatlerde gelen haberler böyle. Dwight Howard'ı Lakers'a gönderecek takasın ayrıntıları aşağıda. Herkese hayırlı olsun. Muhtemelen bugün resmileşecek bu takas.

LA Lakers: Dwight Howard, Earl Clark, Chris Duhon

Orlando Magic: Arron Afflalo, Al Harrington, Nikola Vucevic, Moe Harkless, Christian Eyenga, 3 ya da 4 adet 1. tur draft hakkı, 1 ya da 2 adet 2. tur draft hakkı

Philadelphia 76ers: Jason Richardson, Andrew Bynum

Denver Nuggets: Andre Iguodala

Orlando Magic için takas sonrası görünüm:


Sezon Al Harrington Aaron Afflalo Christian Eyenga Nikola Vucevic Moe Harkless
12-13 6.687.400 7.562.500 1.174.080 1.768.800 1.731.960
13-14 7.148.600 7.562.500 2.119.214 1.892.280 1.809.840
14-15 7.609.800 7.562.500 3.178.821 2.902.757 1.887.840
15-16   7.750.000   4.078.373 2.894.058
16-17         4.045.893
Kırmızı: Takım Opsiyonu
Mavi: Oyuncu Opsiyonu
Yeşil: Eşdeğer Teklif (Çaylak Kontratı Sonunda) 


2012-2013 Salary Cap
Hidayet Turkoglu 11.800.000
Jameer Nelson 8.300.000
Glen Davis 6.400.000
JJ Redick 6.000.000
Quentin Richardson 2.650.000
Gustavo Ayon 1.500.000
Andrew Nicholson 1.400.000
Justin Harper 800.000
Kyle O'Quinn 800.000
Ish Smith 800.000
Al Harrington 6.700.000
Aaron Afflalo 7.550.000
Christian Eyenga 1.200.000
Nikola Vucevic 1.750.000
Moe Harkless 1.750.000

59.400.000


Takas Sonrası Kadro Derinliği
PG Nelson Smith    
SG Afflalo Redick Richardson Eyenga
SF Turkoglu Harkless Harper  
PF Harrington Nicholson    
C Ayon Vucevic O'Quinn