Sayfalar

19 Eylül 2009 Cumartesi

Türk Basketbolu Üzerine 3 Cümle

Türk Basketbolunun üçlük atma, kullanma, üçlükle kısa yoldan maç kazanma sevdasından altyapıdan başlayarak kurtarılması şarttır (Potaya atmak değil potaya gitmek).

Türk Basketbolcusu yine altyapıdan başlayarak temas almaktan korkmayan bir kafa yapısında yetiştirilmeli ve faul çizgisi korkulan değil orada olunmak istenen yer olmalıdır (Blok yemekten korkan değil aksine teması almak isteyen kafa yapısı).

Savunmanın alasını yapan bir ekol haline gelen Türkiye'nin sorunu asla kendi yarı sahasında değil, aksine karşı sahada işi bitirecek kendine güvenen, güçlü skorer yetiştirememektedir (Kendini önemli şutör-skorer zanneden bir çok vasat hücumcuya sahibiz).

Ne bu şimdi diyenlere bknz: Eurobasket 2009; Slovenya-Türkiye ve Yunanistan-Türkiye müsabakaları

McLaren'in Şükür'ü

Vakitsizlikten yazamadım. N'Kufo'nun sahadaki duruşu, arkadaşlarının ona bakışı, takımdaki ağırlığı, hal ve hareketleri bana Hakan Şükür'ü hatırlattı. Takımın en önemli, maçın skorunu her an değiştirebilecek nitelikteki, 90 dakika sahada yürüse bir anda maçı alabilecek özellikteki oyuncusu. Tek başına aldı da maçı Blaise N'Kufo, bana fazlasıyla Şükür'ü çağrıştırdı, Fener adına üzse de futbol sever olarak zevk aldım onu izlemekten. Neden mi yazdım bunu? Özledim be Hakan Şükür'ü!

18 Eylül 2009 Cuma

Beşiktaş'ın Başına "Çorap" Ören Transferler

Tabata 8 Milyon Euro
İ. Köybaşı 5,5 Milyon Euro
Delgado 5,5 Milyon Euro
Holosko 5 Milyon Euro
Sivok 4,7 Milyon Euro
Ferrari 4,5 Milyon Euro
Ernst 4,5 Milyon Euro
Zapo 4,5 Milyon Euro (Bursaspor'a kiralık verildi)
Juanfran 4,5 Milyon Euro (Bedavaya gitti)
Ricardinho 3,75 Milyon Euro (Bedavaya gitti)
Ailton 3,5 Milyon Euro (Kiralıklardan 750 bin Euro kazandırdı)
Kleberson 2,6 Milyon Euro (Bedavaya gitti)

Verilen 56,55 milyon Euro transfer ücreti, gidenlerden alınabilen sadece 750 bin Euro, üstüne bir de kontrat fesih ücretleri. Bugün Beşiktaş'ın performansını sorgularken takım içindeki şişirilmiş transfer ücretli oyuncuları, bunların aldıkları maaşı, takım içi dengesizliği, aşırı beklentinin yol açtığı tatminsizliği de göz önünde bulundurmak gerekir gibi geliyor bana. Şu yukarıdaki listeden kim Beşiktaş'a parasının karşılığını vermiş, hadi onu geçtim Beşiktaş'a ciddi katkı yapmıştır ya da yapabilecektir? Geçen sezonki Ernst ve Holosko'yu bir kenara ayıralım bu adamlar 56 milyon Euro eder mi? Bugün Zapo, Sivok, Ferrai, Delgado, İsmail ya da Tabata'yı aldığınız paranın yarısına satabilir misiniz? Nihat bir şekilde katkı verir, Holosko ve Ernst'in hala bir piyasası var ancak hem bonservislerine ödenen paralar, hem de eşdeğerleri büyük liglerde 1-1,5 milyona oynarken bu adamların Türkiye'de aldığı fahiş ücretler, neden başarılı olunamadığının bir göstergesi olabilir mi acaba?

Galatasaray Lincoln'le benzer bir sorum yaşadı. 5 milyona aldığı adamı 1 milyona bile satamadı. Çünkü Almanya'da net 1,5 milyon kazanan adama burada 3,5 milyon veriliyordu senelik. Avrupa'nın hiç bir takımı bu paranın yarısını bile teklif etmedi Brezilyalı'ya. Frankfurt Başkanı Becker "Lincoln bizden dünyaları istedi" derken 2,5 milyon Euro'dan bahsediyordu örneğin.

İşte bu yüzden bu transferler Beşiktaş'ın başına "Çorap" ören transferlerdir. Beşiktaş'ta birileri "örme" işini çok iyi becermektedir.

Uğur Uçar ve Göze Çarpanlar

Emre Güngör'ün sakatlanması sonrasında ya Hakan Balta ya da Topal geçecekti stopere. Rijkaard Balta'yı tercih etti. Bu durumda sol bek boşalınca oraya gemesi en muhtemel 2 isim Alpaslan ve Caner'di. İkisinin üzerindeki etiket de sol bek'di. Ama Hollandalı'nın tercihi Uğur Uçar olunca hem şaşırdık hem sevindik. Şaşırdık çünkü Uğur doğal bir sağ bek, sevindik çünkü 1,5 sene topa vuramamış bu çocuk öyle iyi çalışmış, hocası ne derse öyle iyi becermiş ki, kendi pozisyonu dışında bile ilk tercih olmayı başarabilmiş. Gerçi Rijkaard onu 1 kez solda denemişti ama böylesi önemli bir maçta bu hamleyi kaç kişi ondan bekliyordu ben cevabını bilmiyorum. Sol taraf için eksikleri var, sol ayağını neredeyse hiç kullanamıyor, çok fazla içe kayıyor ama bunların hepsini telafi edecektir Uğur, çünkü ona güvenen bir hocası var. O kadar güveniyor ve takdir ediyor ki Rijkaard onu maç sonrası basın toplantısına Neeskens ile gönderiyor. Uğur Uçar'ın önü çok ama çok açık.

Maçta göze çarpanlardan bazılarını da şöyle sıralayalım:

* Arda fiziksel olarak çok yıpranmış durumda, dinlendirilmesi doğru tercih.
* Elano 3 golün kahramanı da olsa fiziksel olarak ancak %50'lerde gibi göründü.
* Baros'a yeni doğan çocuğu ve Milli Takım dopingi çok ama çok yaramış. Hıncal Uluç'a bir selam daha gönderdi Çek golcü.
* Leo Franco ilk kez bir maçta bu kadar güven verdi.
* Emre Aşık bu kadar iyi oynadığı bir maçta gereksiz sarı kartlarına bir yenisini ekleyerek takdirimizi (!) kazandı.
* Barış Özbek dışında bütün maç tek bir Galatasaraylı hakeme itiraz etmedi.
* 6 hakem uygulaması bence çok yerinde ve etkili oldu. 1 tane yanlış korner - aut ya da faul kararı çıkmadı çizgi civarında.
* Yedek kulübesindeki herkesin maçı inanılmaz bir heyecan ve coşkuyla seyretmesi takım kimyasının oluştuğunun en büyük göstergesi kuşkusuz.
* Grubun en kuvvetli 2. takımına bunları yapıyorsak, gruptan çok rahat çıkarız.

17 Eylül 2009 Perşembe

Pana-Galatasaray Maçı TNT'de

TÜM TÜRKİYE’DE AÇIK KANALDAN ŞİFRESİZ OLARAK CANLI YAYINLA TNT’DE

Tarih: 17 Eylül Perşembe
Saat: 20.00

UEFA Avrupa Liginde perde açılıyor, Galatasaray ilk maçında Panathinaikos deplasmanına çıkıyor. Arda’lı, Keita’lı, Elano’lı, Baros’lu Galatasaray Avrupa’da zafere koşuyor.Panathinaikos – Galatasaray maçı canlı yayınla şifresiz olarak TNT ekranlarında.

TNT’yi; normal anten, uydu anteni (Türksat 2A-42 Doğu 11.804 MHz,dikey,24.444 Msym/s,5/6), kablolu yayın S31 ve D-Smart 21. kanal’dan izleyebilirsiniz.

O kadar CNNTURK yaygarası yapıldı UEFA Avrupa Maçlarını yayınlayacağıyla ilgili olarak. Hatta olaya Mehmet Ali Birand bile el atmış, her iki takımın da üçer maçı şifresiz olarak CNNTURK'te olacak demişti. Fakat beklenmedik bir kanal olaya girdi bu sefer. Doğan Grubu'nun daha çok dizi yayıncılığı yapan kanalı TNT'de bir ilk olacak Pana-Galatasaray maçı.

İnşallah spikeri iyi çıkar da İctimai TV'ye bile razı bırakmaz bizi. Gerçekten bu akşam maçı hangi spiker sunacak acaba? Ertem Şener geliyormuş bir de. Tüm Panalı futbolcuların hayatları hakkında geniş bir bilgiye sahip oluruz. Aslında güzel bilgiler veriyor ama maç oynanırken yanında hiç gitmiyor. Neyse Türker'i de kızdırmayalım :) O kadar hazırlanıyormuş ediyormuş. Bunca emeğe saygısızlık da hoş değil. Ama Ertem Şener maç esnasında o bilgileri vermese Onu bu kadar iyi tanıyabilir miydik? Sabri Ugan, Bülent Karpat, İlker Yasin, Ercan Taner. Bunlar hep diğer spikerlerden farklı anlatışlarıyla, sahadakilere farklı bakış açılarıyla futbolseverlerin aklına kazınmışlardır. Ertem Şener de futbolcularla veya takımlarla ilgili verdiği ilginç bilgilerle hatırlanacak bundan sonra.

Velhasıl-ı kelam inşallah güzel bir maç olur, Galatasaray yener, anlatacak spiker de iyi çıkar. (Emre Tilev gelirse var ya maç falan haram olur yine)

Son olarak bu maçın şifresiz olması çoğu futbolseveri sevindirdi. Fakat Digiturk aboneleri Doğan'ın kendilerine attığı bu kazığı ya da yaptığı bu yamuğu asla unutmayacaklardır. Çünkü bildiğim kadarıyla Digiturk kanal paketinin içinde TNT yok. Onlar maçı ya karasaldan ya da İctimai TV'den izleyecekler. Tabi tek çanak antenleri varsa...

16 Eylül 2009 Çarşamba

O Son Oyunu Kim Çizdi?

Slovenya maçının son oyununu, uzatmayı belki de maçı getirecek oyunu kim çizdi çok ama çok merak ediyorum. Oyun muhteşem, kat, koşu, perdeden çıkan adam, pas ve bomboş şut muazzam bir tahlilin ürünü. Ama o oyunu çizen ulu insan, o topu kullanacak adam Engin Atsür mü Allah aşkına ya! Ömer Onan var açılmış atıyor, Hidayet var turnuvaya geri dönmüş, olmadı Ersan var eli titremez, beğenmiyorsan bunları Sinan Güler var ki en zor şutları en rahat kullanan adamlardan. Neden Engin, neden o köşe, neden üçlük, üstelik 2 adıma vakit varken!

Çok güzel laftır "Aza tamah etmeyen çoğu hiç bulamaz.". Korkmuş, geri adım atmış Slovenleri uzatmada ipe dizerdik ipe! O son oyunu kim çizdi kardeşim, Allah aşkına söyleyin, önce kendisini bir öpeceğim sonra da tokatı indireceğim suratına. Oraya buz kesmiş Engin mi konur be kardeşim!

Kafayı çizdim, kaçtım...

Aferin Milliyet

Saatlerdir hiç kontrol bile etmediler yaptıkları işi. Ayıp alışkanlık olmuş internet gazeteciliğinde.

Hakan Balta

Şimdi şu yakıştı mı Balta'ya? Sigaradan nefret eden, en sevdiği insanlardan birini sigaraya kurban vermiş olan ben hem çok şaşırdım Milli bir sporcunun şunu yapmasına hem de çok üzüldüm. 1 senedir kullanmasam da MSN'i, orada takma adım Sigara Düşmanı'dır benim. İnsanın sigara ile kendine yaptığı kötülüğü başka bir şeyle yapamayacağını ispatıyla, yaşayıp görmüş bir adamım. Kendim de sporla ilgilendiğim için 2 kere düşmanım sigaraya. Yani kısacası fazlasıyla kızgınım Hakan Balta'ya. Sen bir rol modelisin, gençlerin, çocukların önünde örneksin ve yaptığın şeye bir bak. Sigara nefretim bir kat daha arttı şu fotoğrafı görünce. Umarım kısa zamanda döner bu yanlıştan Hakan Kadir Balta!

Burası "İstan"Bul

Bugün Basketbol Milli Takımımız için çok önemli bir gün. Bugünkü maçlar sonucunda gruptaki nihai sıralamamız ve çeyrek finaldeki rakibimiz belli olacak. Slovenya'yı yener ve 1. olursak Hırvatistan, Slovenya'ya yenilir ve 2. olursak Yunanistan ile karşılacağız. Sonuçta bugün bir "İstan" Bulacağız ama hangisini. Ben olsam Slovenya maçını kazanmak için elimden geleni yapmaya çalışırdım. Keza o durumda "İstan"ların daha zayıf olanıyla, Hırvatistan'la eşleşip çok ciddi bir final şansına erişme imkanı yakalardım. Grup 1.si olup Hırvatistan'ı geçtiğimiz anda karşımıza çıkacak ekip Rusya ile bizim grubun 3.sünü karşı karşıya getirecek eşleşmenin galibi. Oraya gelecek o 3. takım için 4 ihtimal var. Onlara da aşağıda bakalım.

* Bizim geldiğimiz gruptan çıkan Polonya ve Litvanya şanslarını tüketmiş vaziyette. Gerçi Polonya'nın artık mucizelere bağlı olan bir 4.lük şansı var desek de pek ihtimal vermiyorum ben buna. Polonya İspanya'yı, Sırbistan Litvanya'yı yenerse bizim maça bakmadan ikili averajda Polonya 4. olur. Ancak rakip İspanya olunca Polonya için bunu dşünmek bile bir hayalden öteye geçemez diyorum ben.

* Yukarıdaki nedenden ilk 4'te 3 C grubu takımı olacağı kesin gibi. İlk 2'yi ise Türkiye ve Slovenya parsellemiş durumda. 3. ve 4. sıra için geriye Sırbistan ve İspanya kalıyor. Sırbistan'ın Litvanya'yı, İspanya'nın Polonya'yı yenmesi durumunda ikili averajda İspanya önde olduğu için 3. İspanya oluyor.

* Eğer Sırbistan Litvanya'ya kaybederse Polonya'nın İspanya'ya her türlü galibiyeti İspanya'yı 5.liğe atıyor. Polonya'nın İspanya karşısındaki 10 sayı ve üzeri galibiyeti ise Polonya'yı 3. Sırbistan'ı 4. yapıyor ki sanırım bu ihtimal verdiğimiz en düşük ihtimal. Asıl mucize bu olur herhalde.

* Bundan biraz daha yüksek bir ihtimal olmakla beraber olmasına yine pek olasılık vermediğimiz seçenek ise Sırbistan'ın Litvanya'ya kaybetmesi, İspanya'nın Polonya'yı yenmesi ve Slovenya'nın bize kaybetmesiyle bir anda Sırbistan'ın 3.lük için devreden çıkıp işin İspanya - Slovenya 2'li averajına kalması. Bu durumda C grubundaki maçı Slovenya önünde İspanya kazandığı için İspanya 2. Slovenya 3. oluyor. Zor diyorum, Sırbistan Litvanya'ya kaybetmeyecektir.

* Eğer Sırbistan ve İspanya kazanırsa bu sefer gözler bizim maça çevrilecek. Keza Slovenya kazanırsa sıralama Slovenya - Türkiye - İspanya - Sırbistan olurken, Slovenya'nın kaybetmesi durumunda 3'lü averaj devreye girecek ve C grubundan gelen takımlar arasında en kötü 3'lü averaj İspanya'da olduğu için Sırbistan 3. olurken İspanya 4. sırada kalacak. O nedenle bizim 22:00'de yapacağımız maçın sonucu turnuvanın yol haritasını belirleyecek gibi duruyor.

* Eğer kazanırsak Hırvatistan'la oynayıp, ki rahat geçeceğimizi düşünüyorum, Yarı Final'de Rusya Sırbistan galibiyle karşılacağız. Bu Sırbistan olursa psikolojik üstünlüğümüz ve onları çözmüş olmamız önemli bir avantaj ve bize Final yolu açabilir. Rusya ise bize genelde ters gelen bir takım olmasına karşın sert savunmamız iş görebilir diye düşünüyorum.

* Eğer kaybedersek Yunanistan'la oynayacağız ki, onların da Rusya gibi bize çok ters geleceğini ve maçın ortada olduğunu düşünüyorum. Onları geçersek bu sefer çok büyük ihtimalle Fransa - İspanya eşleşmesinden gelecek olan takım ile karşılacağız. Ben Fransa - Türkiye eşleşmesi çıkarsa Final'deyiz diye kabul ediyorum. İspanya olursa rakibimiz tıpkı Sırbistan'a olan avantajımız gibi onlara karşı da artımız olacaktır.

Sonuç olarak bugün İspanya ve Sırbistan maçlarını kazanıp bizim maçı beklemeye başlayacaklar. Tanjevic diğer maçlarda olduğu gibi takım içi dengeyi koruyabilirse son ana kadar kafa kafa gitse de stresi daha iyi kaldıran ve maçı alan tarafın bizim takım olacağına inanıyorum. Tahmini Çeyrek Final eşleşmeleri de şöyle olur diyip kaçıyorum:

Fransa - İspanya
Rusya - Sırbistan
Slovenya - Yunanistan
Türkiye - Hırvatistan

15 Eylül 2009 Salı

Andre ve Steffi

Küçükken, yalanım yok, büyüyünce Andre Agassi olup Steffi Graf'la evlenmek istiyordum. Şöyle bir 15-16 yaşıma gelene kadar sürdü bu istek bende. Sonra eşimle tanışınca tükendi zaten :D Ama itiraf etmeliyim Andre Agassi ile Steffi Graf'ın gizlice bir ilişki yaşayıp evlendiklerini duyduğumda tam anlamıyla şok geçirmiştim. Beni kortlara ısıtıp saatlerce televizyonda tenis izletebilen 2 isimdi onlar ve artık aynı eve yaşayacaklardı. İlk tepkim "Çocukların ne olacağını düşünemiyorum!" olmuştu.

Çift mutlu beraberliklerine devam ediyor. Yorumculuk ve reklamlardan öyle bir para kazanıyorlar ki başka iş yapmalarına gerek yok, hatta çoğunlukla çocukların da bir sıkıntısı yoksa hem dünyayı geziyor hem de önemli turnuvaları yerinde izliyorlar. Yukarıdaki fotoğraf Wimbledon'a gidelim diye yola çıkan çiftin "Salla Wimbledon'ı falan, haydi kumsala kaçalım" dediği Temmuz ayından. Agassi ve Graf 7,5 yaşındaki oğulları Jaden ve 5,5 yaşındaki kızları Jaz Elle ile Capri adasında tatildeyken çekilmiş. Her ikisi de sanki hiç yaşlanmamış, hele Graf bırak ikiyi hiç çocuk doğurmamış gibi. Çok seviyorum bunları ben gerçekten. Ömür boyu mutlulukları devam eder umarım.

Amerika Açık Tribünleri - Del Potro Şahitleri

Şu yukarıdaki muhteşem görüntüsüyle arzı endam eden Flushing Meadows'daki Arthur Ashe stadyumunda, Del Potro Fedex'i ödemeli kargoyla İsviçre'ye gönderirken tribünlerde boy gösterenler arasında kimler yoktu ki! Benim için en çok anlam ifade eden 3 kişiyi aşağıda görüyoruz. Ancak bunca senedir aynı kalmayı başaran Jack Nicholson'a hayret ederken nasıl olup da bu derece çöktüğünü anlayamadığım Bruce Willis'e şaşkın gözlerle bakıyorum. Zizou ise hep aynı, sanki şimdi formayı, kramponu giyip çıksa 90 dakikayı çıkaracak gibi duruyor.
Finalde Del Potro favori olmadığı, setlerde 1-0 gerideyken 2. sette servis kırdırdığı halde tie-break ile 1-1'i yakalayıp yine geriye düştüğü 3. seti kaybedip, 4. sette maçı yine tie-break'le çevirdiği, saatler süren efsanevi maçı son sette yaşının ve enerjisinin de getirdiği dirilikle 3-2 almayı başardı. Del Potro henüz 20 yaşının sonlarında, 1977'den beri bu turnuvayı kazanan ilk Güney Amerikalı ve Grand Slamler tarihinin artık en uzun (1.98 m) şampiyonu. Şu aşağıdaki fotoğraf sanırım ruh halini yeterince anlatıyor Del Potro'nun. Dünya tenisinde değişiklik isteyen bizler için bir fırsat Del Potro, Yolun açık olsun genç adam!

Aşka Gelen Scolari Raksederse...

video

Scolari: Ooohhh ne güzelmiş bu Özbekistan ooohhhh, dert yok, tasa yok, para çok, hanımı da boşadım yenisi yanımda ohhhhhhhhh kıvırrrr, hooopppaaaaa... Ayakları da bir tutturursam tamamdır, kaptım bu işi de hehe... Bu arada bu karşımdaki kim yaw?

Timur Kapadze: Anaaaa hocaya bak aşka geldi, gitsem mi ki acaba? Yanımda da gelin var, onu da satmak olmaz. Dur bakalım bekleyeyim, çağırırsa giderim. Bu arada biz niye oturmuyoruz da hazır olda bekliyoruz? Neyse diğerleri de ayakta, vardır bir hikmeti. "Bravo hocam, yakışır sana, helaaall..." Acaba ne içirdiler buna bizimkiler hihihi? Bu yanımdaki de sanki cenazeye gelmiş gibi; "kız gülsene azıcık. Beğenmiyor musun beni?"

Şarkıcı: Yaw o kadar şarkı söyledik insan bir para yapıştırır alnımıza, yırtınıyoruz burada. Buna sadece oynamayı öğretmişler. Acaba ben de sahneden piste mi insem? Görürse belki emelime ulaşırım. Dur bi şarkı bitsin de...

Özbekistan Milli Takımı ve Budyonkor futbol kulübünün oyuncularından Ahıska Türkü Timur Kapadze'nin düğünü...

Rüştü'yü Sakatlamak

Rüştü'nün son antrenmanda kulağına gelen top kulak zarına zarar vermiş, dolayısıyla %99 ihtimalle Manchester maçında kaleye geçecek adam Hakan Arıkan olacak. Şeytanın avukatlığını yapıp bu işin Denizli'nin başının altından çıkıp çıkmadığını merak ettiğimi söylesem ayıp etmiş olur muyum? Rüştü'ye geçmiş olsun ama bu gece birileri huzursuz uyuyacak orası kesin.

Bir Kere de Şu Kadroyla Çık!

Bugün Şampiyonlar Ligi ilk maçında Beşiktaş kendi sahasında Man Utd. ile karşı karşıya gelecek. Türkiye'nin neredeyse tamamı şu haldeki Beşiktaş'tan bu maçta fazla birşey beklemiyor. Yenilirse kimsenin umrunda olmayacak zaten. Ama puan almayı geçtim rakibe karşı iyi futbol sergilese bile bu durum Beşiktaş'a hem ligde hem de diğer Avrupa maçlarında futbolculara ve taraftarlara bir umut yükleyecektir.

Ama maçta herşey yine sayın Denizli'de bitecek. Ya Galatasaray maçında olduğu gibi ofansif anlamda iyi olan futbolcularını yanına dizecek ve rakibi bozacak bir yapı kuracak yarın ki maçta, ya da en fazla yeniliriz diyerek ilk defa tüm taraftarın beklediği kadroyu çıkaracak. İkinci şıkkı seçerse yukarıdaki kadro bana göre bir eksik bir fazla sahaya sürülmesi gereken 11 olmalı. Ama bu kadro da sahaya çıkarsa en önemli nokta, sağ ve sol açıklardaki Holosko ve Tello'nun defansa da yardım etmesi olacak. Evet bu biraz hayal gibi gelebilir ama futbolcular özellikle yabancı olanları Avrupa maçlarında bir başka oynuyor ki bu Avrupa maçı Şampiyonlar Ligi olursa ve iyi oynarlarsa onlar için yeme de yanında yat gibi olacak. Yardım etmezlerse Man. Utd. beklendiği gibi yine ezip geçecek. Ama en azından bu kadro ile rakibin orta saha ve defansını rahat bir şekilde ileriye çıkması engellenecektir ki araya Tabata ya da Ernst'in vereceği paslarda kanatlardaki Tello ve Holosko'nun içe yapacağı koşular Beşiktaş açısından mutluluk verici sonuçlar ortaya çıkarabilir.

Diğer bir önemli nokta da Beşiktaş'ta en uçta oynayacak oyuncu ile en geride oynayan oyuncular arasındaki mesafe olacak. Eğer Beşiktaşlı oyuncular bu mesafeyi 40 mt. lerde tutarlarsa hem güçlerini maçın sonuna kadar muhafaza edecekler hem de Man. Utd. orta sahası baskı altında tutulabilecektir.

Tabi bunları lafta söylemesi kolay. Teoride söylenenleri hayata ne ölçüde geçirebilirler ya da başka bir strateji mi belirlerler bilemiyorum ama nihayetinde herşey önce Mustafa Denizli'de sonra futbolcularda bitecek. Çıkar hoca şu kadroyu, bir de böyle dene. Ya tutarsa...

Aklımdan yarın yine Nihat ile maça başlanırsa diye bir düşünce geçiyor da eğer olursa aman aman... Fena halde yazık ediyor bu adama Mustafa Denizli. Yarın kötü oynayıp üstüne bir de ıslıklanırsa hiç şaşırmam.

Kemik Kıran!

Bu Milli Takım tam bir kemik kıran artık. Bir basketbol maçından bu kadar kemik sesi gelir mi be arkadaş! Senelerdir böyle fiziksel, böyle sert, böyle kuvvet tüketen bir maç izlememiştim. Sakatlıklar ve eksiklere rağmen bütünleşmiş bir takım var hep sahada. Sanki şu üzüntü, felaket, şehit dolu günlerde Türk Milletini sevindirmeyi görev edinmişler. Kendi potansiyellerini, kendi güçlerini aşıyorlar, ortalık kırık kemikler, mosmor vücutlarla dolu ama son nefeste hep bizim çocuklarımız var. Kenar yönetimin şaşırtıcı karakter değişimi ve isteyen adamlar topluluğu hepimizi sevince boğuyor. Senelerdir ilk kez bir basketbol maçında gözlerim doldu, sağolun çocuklar, vazgeçmediğiniz, yıkılmadığınız, vazgeçmeden istediğiniz için!

Kanserrr


Sırbistan 64-69 Türkiye

Serbest atış isabeti bakımından bizim takımla rakip arasındaki büyük fark kanserin bir numaralı nedeni oldu. Ama olsun sonuçta kazandık. Kazanan bana göre her zaman haklıdır. Ama sıkıntılar da gözönüne alınıp eksikliklerin üzerine gidilmelidir.

Hidayet sakat sakat oynadı, dikkat ettiğim kadarıyla bir yandan kendini korudu, olabilediğince de savaştı. Açıkçası ofansta çok kötü bir günündeydi ama defansta sakat haline rağmen beklemediğim kadar iyi mücadele etti. İstatistiklerine bakılırsa 16 da 1 isabetle ve 4 sayıyla oynayarak maçı tamamlaması kendisinde de sıkıntı yarattı ki verdiği röportajda ilk dediği sakatlığını hatırlatması oldu. Olsun Hedo kötüyken kazanabiliyorsak takımımızdan daha çok şeyler bekleyebiliriz.

Bu arada bu Tanjevic'e de bir paragraf açmamak olmaz. Bu takıma ofansif anlamda fazla katkı yapmadığı açıkça görülüyor ama defansif anlamda adamın hakkını yememek lazım. Muhteşem bir defans anlayışı yükledi takıma ki kazandığımız son iki maç defans gücünün ve anlayışının göstergesidir.

Murat Murathanoğlu'nun maçın normal süresinin bitiminden sonra gelen baskete sevinmelerine sonra acı gerçekle karşılaşıp süzülmelerine üzüldüm.

Sonuç olarak ben basketbolun terimlerini sistemini bu olaya aşık olanlar kadar bilmem, düz mantık düşünürüm. Bu akşam yendik mi yendik, namağlup muyuz namağlubuz, o zaman sıradaki gelsin. Beni bile gaza getirdiler.

Eurobasket 2009 F Grubu Puan Durumu

Türkiye 4 maç - 8 puan
slovenya 4 maç - 7 puan
sırbistan 4 maç - 6 puan
ispanya 4 maç - 6 puan
polonya 4 maç - 5 puan
litvanya 4 maç - 4 puan

14 Eylül 2009 Pazartesi

Pastırmalı Yumurta

Dortmund'da Türk Güreşi

Fotoğraftakiler Bayern'li Hamit ve Dortmund'lu Nuri. Milli takımımızın biri ası diğeri yedeği. Ama her ikisi de takımlarının ilk 11 oyuncusu ve bu hafta sonu Bayern'le Dortmund karşılaşırken onlar da sahadaydı. Mevkileri gereği bir çok kez aynı anda aynı yerdeydiler. Bayern maçı 5-1 kazanırken Nuri her şeye hatta Hamit'e rağmen ayakta kaldı. Yukarıdaki fotoğrafta pehlivan edasıyla endam eden gençlerin bu enstantanesi de bize tatlı bir hatıra oldu.

23 Ekim'i Beklerken

Şenersilin mi?

Efsane Azizsilin'den sonra bir operasyon da Trabzonspor'da yapılmış görünüyor. Oynadıklara son maça kadar hep tek forvet oynamakta direnen ve ilk önce defansif güvenliği ön planda tutulması gerektiğini savunan Trabzonspor'un teknik direktörü Hugo Broos Belediye maçında ne olduysa inadından vazgeçti ve Gökhan ile Umut'u birarada sahaya sürdü. Sonucu zaten herkes biliyor. İyi oyun, farklı bir skor ve Trabzonlular'ın yüzlerinde uzun zaman sonra görülen mutluluk ifadeleri. Ama sanki Broos'a biri telkinde bulunmuş gibi geliyor. Telkini de maçı seyrederkenki hevesine bakılırsa başkandan başkası yapmış görünmüyor. Başkanlar t.d.ye karışmamalı ya da soyunma odasına inmemeli dense de zaman zaman kalçadan hafif bir aşı yapmak gerekiyor bu tip geldiği ligi ve yönettiği takımı tanıyamayan hocalara. Broos'a da 1 doz Şenersilin vuruldu ve sonuçta meteorolojinin sağnak uyarısı Belediye deplasmanında Trabzon lehine yaşandı. Gözünü sevdiğimin Ali Şen'i boşuna dememiş:
" ...Ben bu takımın başkanıyım, istersem soyunma odasına girerim; istersem teknik direktör olurum, buna kimse karışamaz..." (Biraz farklıydı da anlamı tam olarak karşılıyor bu da)

13 Eylül 2009 Pazar

Hoşgeldiniiiz!

Necati Ateş

Gökhan Ünal

Umut Bulut

Sivasspor'a ne zaman hoşgeldin diyebileceğiz bakalım!!!

Balotelli

Bu genç adam çok büyük bir yıldız olma yolunda hızla ilerliyor. Mourinho gibi bir hocayla çalışıyor olması onun için çok büyük bir avantaj, Manci'nin katkıları da yadsınamaz şüphesiz ama Mourinho daha farklı bir adam. Parma'nın kilitlediği oyunu açmak için Mourinho'nun bugünkü anahtarıydı Balotelli. 2. yarıda oyuna girdi ve skorun değişmesini direk olarak etkileyen adam oldu. Daha 19 yaşındaki bir adama Mourinho serbest oynama özgürlüğünü verebilecek kadar cesur. Gana asıllı Balotelli ise ortadaki maçı alacak kadar yetenekli. Hem Eto'o'nun hem Milito'nun asistliğini yaptı. Bir dolu gollük pasını da heba etti arkadaşları. O da +90'da bir topu ezdi, ama bu adam unutmamak gerekir ki henüz 19 yaşında ve Inter'i tek başına şahlandıracak potansiyelde. Mario Balotelli Avrupa Futbolu'nun kuşkusuz en büyük yıldızlarından olacak. Eminim onu çok yakında Gök Mavili forma ile izleyeceğiz, belki de hemen Dünya Kupası'nda.

Denizli&Rüştü A.Ş. 3-0 Beşiktaş

Galatasaray'ın maça başlayacağı 11'i zaten maçtan önce belliydi. İlginç olan ise Denizli'nin yine sürpriz bir 11 çıkarmasıydı. Bir Galatasaraylı olarak en büyük korkum Beşiktaş'ın maça Holosko-Tello- Nobre(Bobo) üçlüsü ile çıkma ihtimali idi. Ne varki takım kadroları açıklanınca rahatladım. Çünkü Galatasaray'ın ağır aksak defansını saydığım üç oyuncu ile çok zorlayacaktı. Fakat Denizli bu üçlünün yerine Serdar-Nihat-Yusuf üçlüsünü sahaya sürdü. Serdar beklemediğim kadar iyi oynadı. Ancak son vuruşlardaki eksikliği ya da kendine güveninin olmaması siz ne derseniz deyin gole ulaşmasını engelledi. Yusuf vasat bir oyun çıkardı; Nihat ise maçta mıydı değil miydi belli değildi. İkinci yarıda iş işten geçtikten sonra Holosko ve Bobo oyuna girdi. Ama benim iddiam odur ki Denizli'nin bu iki oyuncuyla da şahsi sorunları var. Ne olursa olsun oynatmıyor. Nihat'ın eksiklikleri görülüyor, Yusuf sakatlıktan yeni çıkmış bu durumlara rağmen Denizli Holosko ve Bobo'yu kullanmıyorsa vardır bu işin içinde birşeyler. Tabi bunları anlatırken Beşiktaş kötü mü oynadı da kaybetti. Kesinlikle hayır. Orta sahada yerden isabetli paslarla Galatasaray orta sahasını eritti. Ancak bazen final paslarında bazen ise son vuruşlardaki beceriksizlikleri tabi bunun üstüne Galatasaray'ın kaliteli gol ayakları ve Rüştü'nün ikramları bu skoru ortaya çıkardı.

Galatasaray tarafından maça bakarsak Sabri'ye maaşallah. Adama iyi bir şey demeye korkuyorum. Maçın en iyi oyuncusuydu. Ama dikkat edildiyse ilk önce defansı düşündü gerektiğinde ileriye çıktı. Kader de kendisine defansif anlamda çok yardımcı oldu.

Galatasaray'ın ikinci en iyi oyuncusu ise Leo Franco idi. Bir önceki yazımda ona güvenemiyorum demiştim. Bazen helal olsun bazen de Galatasaray'ın kalecisi değil diyorum demiştim. Ama bu akşam helal olsunluk oynadı.

Üçüncülerden biri Mustafa Sarp. Bu adama her maçta hayran olmamak mümkün değil. Sessiz sedasız gelmişti. Kimse önemsemedi, ama şimdi "orta sahada Mustafa Sarp olur, yanında kim oynar?" diyoruz. Attığı golde dikkatli izleyenler Yusuf'tan sıyrılmak için yaptığı vücut çalımını görmüşlerdir. Gerçi Yusuf da tutmaya pek niyetli değildi görüntüye bakılırsa ancak yine de düşünmesi bile farklılığını ortaya koydu. Artı orta sahada Mehmet Topal'ın kötü oyununu da kurtarmaya çalıştı. Mehmet Topal idare etmeye devam ediyor. Tehlikede bölgede oynadığı için takım arkadaşları hücuma çıkarken yaptığı pas hataları maçta sıkıntılı anlar yaşattı.

Keita'yı da üçüncü sırada söyleyebiliriz. Kanatta karşısında oynayan İsmail'i her pozisyonda ekarte etti geçti. İki pozisyonda Kewell'a yaptığı milimetrik ortalardan en az birisinin gole çevrilmesi gerekiyordu. Ama ikisi de olmadı. Daha doğrusu maçın geneli için konuşacak olursak gol olması gereken pozisyonlar golle sonuçlandırılamadı. Bireysel hatalardan sunulanlar gol oldu. Bir de bu pozisyonlar da golle sonuçlansaydı maç kaç kaç biterdi kim bilir?

Arda'nın çok yorgun olduğu ilk 5 dakikada belli oldu. Takım hücuma çıkarken topun olduğu kanada doğru olan koşularını bu maçta hiç yapmadı. Topun hep ayağına gelmesini bekledi. Aldığı topları da ya yan pas yaptı ya da kaybetti. Tüm bu negatif durumlara golün ortasını yaptı yine skorda etkisi oldu. Burada önemli olan Rijkaard'ın Arda'yı çıkarması ve Arda'nın bu duruma tepki falan koymaması oldu. Takımın gözdesini oynasın oynamasın maçtan kenara almak kolay iş değildir. Bugün skor bu şekilde olmasa ya da maçın sonucu Arda'dan sonra dönse Arda'nın maç içi performansına bakılmaksızın hemen Arda çıkarılır mı denecekti. Ama Rijkaard onu çıkararak tüm takıma tekrardan iyi oynamayan kenara gelir mesajını verdi.

Harry Kewell'in kondüsyonu bilindiği gibi 60-70 dakikalık. Bu nedenle ilk 1 saatte elinden geldiğince iyi oynamaya çalıştı. Pozisyonlar da buldu. Ama gol atmaya muvaffak olamadı. Bununla birlikte çok da top ezdi. Çok top kaybetti. Gereğinden fazla çalım olayına girişti. Halbuki ara pasları ve ortaları ile daha etkili olabilirdi. Artısı ise üçüncü golde Elano'nun ortasında Baros'a al da at dercesine bir pas vermesi oldu. Baros da geri çevirmedi bu ikramı.

Baros iki gol attı birini Rüştü diğerini ise Kewell altın tepsi ile sundu. Evet golleri attı ama yine de oyun olarak pek birşey göremedim bu maçta. Milli takımdan yorgun döndüğü için dirençli değildi. İleriye atılan topların çoğunu rakibe kaptırdı, ileride top tutamadı, rakip defansa fazla baskı altında tutamadı. Ne varki iki gol attı. Golcü şansı dedikleri bu olsa gerek.

Hakem ise Leo'nun ceza sahası dışında topu elle tutmasını görmedi, görmesi de zordu orada yan hakemin uyarması gerekiyordu. Çizginin hemen önünden sebest vuruş, Leo'ya da kırmızı kart olması gerekiyordu. Maç sonucunu doğrudan etkileyecebilecek bir hata oldu bu. Aynı yardımcı hakem Hakan Balta'nın ofsayt olmayan pozisyonunu bu gerekçe ile kesti. Gollük bir pozisyon doğuracağı belli olduğu için bu da ilki kadar olmasa da önemli bir hata oldu. Tabata'nın futbolculuğunu, kalitesini göstermesi gerekirken maçta Sarp'ı sakatlamaya yönelik yaptığı hareketle hatırlanması futbol adına bir ayıptı ve o pozisyon bana göre sarı buçuk kırmızı denebilecek bir pozisyondu. Faulü yapıyorsun, biliyorsun bir de hakem beni atmasın diye sanki rakip kendisini sakatlanmış gibi yere yığılıp çığlık atıyorsun. Zaten sanırım Sarp'ı da deli eden Tabata'nın bu hareketi oldu. Tabata yanlış yoldan başladı Beşiktaş kariyerine. Biz Baros'u tenkit ederken ve düzelmesini beklerken Beşiktaş'ta da Tabata'nın hem rakibine böyle bir hareket yapıp hem de hakemi aldatmaya yönelik olarak yerde kalması hangi iyi niyetle anlatılabilir ki?

Son söz ise Mustafa Denizli'ye olsun. Sanırım kendini kovdurtmak istiyor. Çünkü kadro tercihleri karşısında insan hayret etmiyor değil. Tamam orta sahada iyi baskı uyguladılar ama gol atacak oyuncular kenardayken nasıl galip gelmeyi düşünebilir ki? İstediği Tabata tamam ilk maçıydı ama çok kötüydü kötülüğü geçtim aynı zamanda kötü de niyetliydi; İsmail, Keita tarafından sürklase edildi. Bu yolun sonu çok da aydınlık görünmüyor hem Denizli hem de Demirören için. Yakında kongreleri var. Takım böyle devam ederse o kongre çok şeylere gebe olacak.

Bu arada 6'sı Avrupa, 5'i ligde toplam 11 resmi maçta 35 gol atıp 7 gol yedik. Bu sene bu kadroyu izlemenin zevkini yaşamaya daha doğrusu önceden de dediğim gibi anı yaşamaya devam ediyorum. Darısı diğer maçların başına...

Hıncal Uluç Bilgesi

Maçtan önce yayınlanan Maç Başlıyor'da Hıncal Uluç'un görüşlerini almışlar. Çok kıymetli Uluç'un her lafı bir enteresan da Milan Baros'la ilgili söyledikleri daha bir enteresandı, yaklaşık olarak şunlar döküldü ağzından:

"Formda falan değil hatta Milan Baros golcü değil. Bu halimle ben de Galatasaray'da oynasam atarım o 20 golü. Galatasaray'ın oyuncusu asla değil, artı karakter olarak da Galatasaray'a yakışmıyor. Hiç bir şey olmaz Baros'tan. Ben Rijkaard'ın yerinde olsam maça direk Nonda ile başlardım."

Ne mi oldu sonra?