Sayfalar

10 Ekim 2009 Cumartesi

Haydi Megatron'u Marianna Çukuru'na Atalım!

The Raptor Eats You!

The Raptor Sezona Hazırlanıyor...

Orlando Magic - Houston Rockets

3'te 3 yaptı Magic, bu sefer Houston'ı mağlup ettiler Amway Arena'da. Van Gundy ilk 5 arayışlarına devam ediyor. Yine farklı tercihler. 2. maçta oynamayan Lewis SF oynadı bu kez. Bass sanki 4 numarada çıkacak gibi. Uzun beşe dönüyor büyük olasılıkla SVG. Hidayet uzuna yardıma gelen, topu paylaşan bir SF idi. Şimdi SG'da topu çok paylaşmayan (27 dakikada 7si isabetsiz üçlük olan tam 19 şut) daha ziyade potaya gitme ya da şut atma eğiliminde olan bir adam Carter ilk 5'te. Geçen sene Lee ya da Pietrus SG oynadıklarında tamamlayıcı oyuncu oluyorlar, sıraları geldiğinde rol alıyorlardı. Bu sene Carter'ın en büyük yıldız konumunda olması oyun planını mecburen değiştiriyor. Rol oyuncusu artık SG değil, PF. Bass savunma yapacak, ribaunt toplayacak, hücumda kafa karıştıracak ve top kullanamamaktan şikayet etmeyen adam olacak. Peki bu 2 sezondur ne yapacağı hangi seti oynayacağı kestirilemeyen Magic'i daha tahmin edilebilir takım haline getirmeyecek mi? Bir de takım savunmasının yerlerde süründüğünü belirtmeden geçmeyelim ki, yarın öbür gün ben demiştim ukalalığı yaparız belki. Özellikle Redick-Williams aynı anda sahadayken adeta hallaç pamuğu gibi atıyor takımı rakip gardlar.

Gortat Howard dinledirilken sahadaydı. 14-14-6 muazzam bir performans. Bass'in az ama öz top kullanması, Anderson'ın yedek sırasından katkı vereceğinin iyice anlaşılması bu maçın getirileri. Büyük olasılıkla Lewis yokken Barnes-Pietrus'tan biri 10 maç için ilk 5 çıkacak. Pietrus tercihimdir. Keza hem 3 hem 4 numarayı yedekleyecek bir Barnes kenardan gelip daha çok iş yapabilir. Gortat'ın sadece 10-15 dakika süre alabilecek olması ise yazık, ama zaten o kontrata yazık değil mi? NŞA'da ilk 5 belli: Nelson - Carter - Lewis - Bass - Howard. 10 oyunculu rotasyonda yedekler: Williams - Pietrus - Barnes - Anderson - Gortat. Redick'in çok büyük bir patlama yapmazsa oturacağı süre, oynayacağı sürenin 5-6 kat üzerinde olacağı aşikar, senelerdir sezon öncesinde bu performansları veriyor ama NBA sertliği kıvamına ulaştığında birden yok oluyor Redick. İlk 10 maç süre bulacaktır, Lewis dönünce takas istemeye başlar tekrardan. A. Johnson'a yazık etmeye devam! Almond ve L.Johnson takımda tutulacaklarsa gerçekten yazık.

9 Ekim 2009 Cuma

Ian Atar Bruce Tutardı!

Çok şanslı hissediyorum kendimi onların son zamanlarını olsa da izleyebildiğim için. Hey gidi günler! Resimler sportscartoons'tan.

Wenger 48 Milyonla Neler Yaptı?

Başlıkta adı geçen 48 milyon ilk anda düşündüğümüz üzere bir sezonda harcanmış bir paranın miktarı değil. Bu 48 milyon Wenger'in yanlış transferlerine harcadığı ya da bir şekilde boşa gitmiş paranın miktarı da değil. Bu para 14 senedir Arsene Wenger'in yaptığı bütün transferlerden sattığı oyuncuların getirdiği gelir düşülünce elde edilen net miktar. Yani 14 senedir Wenger reel olarak yalnızca 48 milyon £ harcamış transfere dersek yanlış yapmış olmayız. Yani tüketirken bir taraftan üretmiş de Wenger ve Arsenal.

Arsene Wenger yönetiminde Arsenal EPL'de 3 kez, FA Cup'ta 4 kez, Community Shield'da 4 kez şampiyonluk sevinci yaşadı, 11 kez de çeşitli kupalarda veya şampiyonalarda final oynadı ya da 2. oldu. 5 sezondur EPL'de mutlu sona ulaşamasa da yepyeni bir yaklaşımla genç oyuncular üzerine bir takım kurarak belki de Arsenal'in gelecek 10 senesini garanti altına aldı. Bugün Arsenal'in elindeki 28 kişilik A takımı kadrosunun yaş ortalaması sadece 24 ve kadronun toplam ederi de 250 milyon £ pound civarında. Takımda 30 yaş üzeri sadece 3 isim varken 20 oyuncu 25 yaşın altında. Ve bu tecrübesiz görüntüye rağmen Arsenal her sezon şampiyonluğa oynamaya, Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmeye devam ediyor. Wenger'in 14 senede harcadığı para ligimizden bir örnek verecek olursak, Beşiktaş'ın Demirören'in başkanlığı döneminde harcadığı net paradan 7 milyon £ daha az. Bugün Arsenal altyapısından gelen isimlerle ve genç oyunculurla anılırken Beşiktaş kadrosundaki altyapı oyuncularının sayısı ve kadronun yaş ortalaması Arsenal'le mukayese edilecek düzeyde bile değil. İşte o yüzden 14 senede harcanan net 48 milyon sanki şaka gibi.

Arsene Wenger: Paranın, zenginliğin içinde futbolun kitabını tersten yazmaya çalışıyor.

Barnes Kovuldu

Celtic'te beceremedi, Jamaika Milli Takımı'nda acaba dedirtti, Tranmere'e attı kapağı sonunda Haziran'da. Ama olmayınca olmuyor. Her başarılı ve yıldız futbolcu muazam bir Teknik Direktör olacak diye bir kural yok, hatta genelin böyle olduğunu söylesek yanlış olmayacak. 11 maçta sadece 2 galibiyet ve 7 puan, farklı mağlubiyetler, bunlar Championship'te olmak isteyen Tranmere yönetimi ve taraftarının kaldırabileceği şeyler değildi, kaldıramadılar. Barnes bugün kovulduğunu öğrendi. Devam eder mi antrenörlüğe yoksa 7 sene boyunca çok daha iyi yaptığı futbol yorumculuğuna, ITV'ye döner mi göreceğiz.

Bazılarına çizgi dışında olmak yaramıyor, onlar direk tribüne çıkmalı. Keşke fotoğraftaki gibi hep yukarıda kalsaydı Barnes, o güzelim kariyere hiç mi hi yakışmadı.

Yazık Oldu Bu Dizilere #2

Hakkı verilmeyen, konusuna, seyircilerine, oyuncularına saygı gösterilmeden yayından kaldırılan bir başka dizi de Journeyman'dir.

Dan Vasser adında bir araştırmacı gazeteci eşi Katie ve oğluyla birlikte mutlu bir hayat sürer şekilde çıkar karşımıza. Ama zaman ilerledikçe anlarız ki aslında ilişkileri pamuk ipliğine bağlı kalmış bir ailedir bu. Dan senelerce alkol ve kumarın pençesinden kurtulamamış, hem sağlığını hem parasını kaybetmiş evliliği direkten dönmüştür. Kendini toparlayıp normale döndükten sonra gazetedeki işine sarılmış olan Dan Vasser hayatını tam rayına oturttuğunu sanırken bir gün bir taksiye biner ve hayatı yine altüst olur. 2007'de bindiği taksiden 1960'larda inen Dan inanılmaz bir baş ağrısı ve ne yapacağını bilemez halde bir çözüm yolu aramaya çalışır. Belli bir süre 1960'larda kalıp bir kaç kişi ile farkında olmadan etkileşime girerek bazı insanların kaderlerini etkiler. 2007'ye döndükten sonra bu ansızın gelen seyahatler tekrarlamaya başlar. İlerleyen seferlerde eski sevgilisi Livia ile karşılaşır ve aslında kendisinin seçilmiş bir kişi, Livia'nın ise aslında tamamen farklı biri olduğunu öğrenir. Bu seyahatlerin amacı geçmişteki insanlara yardım etmek, tarihin akışını tamamiyle değiştirmeyecek ama ufak arızaları ortadan kaldırıp dünyaya, insanlığa faydası olacak nüansları ortaya çıkarmaktır. Bu seyahatlerin kendi hayatında yol açtığı karmaşa, Dan'in eşi ve eski sevgilisiyle ilişkileri, gazetenin yaşadığı ekonomik krizde yakaladığı önemli haberler ile işine tutunmaya çalışması ve bu zaman yolculuklarına neyin sebep olduğunu bulma çabası Journeyman dizisini benim gibiler için çok önemli bir yere getirmişti.

Journeyman NBC tarafından acımasızca 13. bölüm sonunda yayından kaldırıldı. Tıpkı Jericho dizisinde olduğu gibi toplanan binlerce imza ile NBC'den bir sezon en azından dizinin sonunun getirilmesi istense de NBC oralı olmadı ve diziyi sonlandırdı. Daha sonra Science Fiction kanalının Journeyman için görüşmelerde bulunduğu ve diziyi devam ettirmek istendiği söylense de oyuncular çoktan başka projeler başlamışlardı bile. Bize de hevesleri kursağında, Quantum Leap'ten sonra ilk defa doğru düzgün bilim kurgu - drama izleme ateşiyle yanan TV izleyecileri olarak elleri boş oturmak kalmıştı.

Journeyman'de Dan Vasser rolünü Kevin McKidd, Katie Vasser rolünü Gretchen Egolf, Livia rolünü Moon Bloodgood, Jack Vasser rolünü ise Reed Diamond oynamaktaydı. Kevin McKidd'i CNBC-E'de de yayınlanan Rome dizisindeki Lucius Vorenus rolünden izleyenler mutlaka hatırlayacaktır. McKidd daha sonra Grey's Anatomy'e transfer olup orada Dr. Owen Hunt rolünü üstlendi. Bir çok sinema filminde de rol aldı Mc Kidd. Bunlardan bazıları The Last Legion, Made of Honor, Hannibal Rising, Dog Soldiers. Bloodgood'u en son Terminator Salvation'dan hatırlayabiliriz, orada Blair Williams rolündeydi, onun dışında son 5-6 yılda bir çok dizide rol alan tanıdık bir yüz, tıpkı Egolf ve Diamond gibi.

Böylesi güzel bir kadro, böylesi güzel bir senaryo, karakterlerin son derece iyi işlendiği, kurgunun son derece başarılı olduğu böylesi kalifiye bir diziye yazık ettiler. Bir uhte olarak kaldı içimizde Journeyman. Bir ara TNT yayınladı diziyi orada belki yakalayan olmuştur, izlememiş ve zamanında Quantum Leap'in hastası olanlar için şiddetle tavsiye ediyorum. Bir bakalım nasıl bir şeymiş diyenlere hemen aşağıda tanıtım videosu.

8 Ekim 2009 Perşembe

Şikeci Dışarı!

Resimdeki 7 kişinin tam ortasındaki beyaz saçlı şahsiyet Flavio Briatore. Briatore'yi Formula 1 takipçileri iyi tanır. Kendisi Renault'un eski patronu. Şike yaptığı, sağa sola para yedirip sporun keyfine göre içine ettiği için Formula 1 yönetimi kendisi hakkında soruşturma açtığı gibi Renault'daki görevinden de kovuldu ve Renault kendisinin şike yaptığını kabul ederek açılan soruşturmaya itiraz dahi etmedi.

Briatore İngiltere Championship Ligi takımlarından Queens Park Rangers'ın sahibi aynı zamanda. Championship Ligi Yönetimi ve FA Briatore'nin takımı devredip, pılını pırtını toplayarak İngiliz futbolundan elini çekmesini istiyorlar. Keza İngiltere'de bir takım sahibi olacaksanız bir dürüstlük ve uygunluk testinden geçiyorsunuz ki bu testteki sorulardan biri "Herhangi bir spor dalında almış olduğunuz bir ceza ya da men cezası var mı?" şeklinde. O testten takımı alırken başarıyla geçmiş olsa da an itibariyle Briatore söylediğimiz o maddeye uymuyor artık. Öyle olunca da "Bize temiz adam lazım" diyen İngiliz Futbolu, Lig Yönetimi Briatore'ye kapıyı gösteriyor. Çık dışarı, hatta defol git diyorlar neredeyse.

Güzel oyun, temiz futbol, temiz adamla oynanır. Bilmiyorsak öğrenelim, öğretelim.

Gökçek TFF Başkanı Olur mu?

"PFDK, Ankaraspor'u Ankaragücü ile anlaşmalı maç oynama olasılığı mantığından yola çıkarak küme düşürüyor. Ben size birkaç ayaklı şike ihbarında bulunacağım. Belediye başkanı olarak unumu Gençlerbirliği'nin başkanı İlhan Cavcav'dan alıyorum. Yani ticari ilişkim var. Hacettepe Başkanı Turgay Kalemci, belediyeye kat karşılığı inşaat yapıyor. Fenerbahçe Başkan Vekili Nihat Özdemir de bizim metro projelerinden birini yapıyor.Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören de Ankara'daki gaz istasyonlarına ilişkin sıkıntılarını belediyede bana gelip çözer. Bakın bu durumda Beşiktaş ile de ilişkimiz ortada."

Olaya mesleki ilişkiler girdiğinde çoğu futbol kulübümüzün başkanlarının veya yönetim kurulu üyelerinin birbirleri ile yakın ilişkileri olduğu bir gerçek. Kimsenin de bu ilişkilerini futbol sahasında çıkar amaçlı kullacağına inanmıyor daha doğrusu inanmak istemiyorum. Ancak ne var ki Gökçek'in açıklamalarından görülüyor ki iş itibari ile ilişkili olduğu futbol takımı yöneticilerinin sayısı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevi sebebiyle diğerlerine göre bir hayli fazla. Bir önceki yazımda Gökçek'in en büyük hayalinin ve isteğinin Ankaragücü'nü elde etmek olduğunu söylemiştim ama şu ilişkileri gördükten sonra yarın bir gün onu Federasyon Başkanlığı'nda görürsem hiç şaşırmayacağım aşikar bir hal aldı. Çünkü Türkiye'de kulüplerimizin başkanlarının tamamı iş adamı ve muhakkak Ankara ile ilişkileri var. Bu durumda Gökçek bu gücünü çıkar amaçlı kullanmak istese ve Federasyon Başkanlığı'na oynasa önünde kimse duramayacaktır ki bu nedenle yine bir önceki yazımda "Ankaraspor'u sırtından atmak istedi, düşürülmesine göz yumdu" cümlesini kullandım. Neyse zamana bırakacağız bu işi de genelde hep yaptığımız gibi. Ama Gökçek TFF Başkanı olsa nasıl olurdu? Baksanıza resime gözü yükseklerde...

Orlando Magic - Miami Heat

Van Gundy bu maçta yedeklere daha fazla şans verip Lewis'in oynamayacağı 10 maç için seçenekler aradı kendisine. Forvette Pietrus'u kenara alıp Barnes ve Bass'le başladı. Her ikisi de vasat bir görüntü verdiler. Bu maçın sivrileni kuşkusuz Yaz Ligi'nin de en iyisi Anderson oldu. Lewis'in geçen seneki rolünü oynadı sahadayken, pota altına da destek verdi, ancak hücum opsiyonlarının boyuna rağmen şutla sınırlı olması biraz düşündürdü. J-Will'i dinlendirip Anthony Johnson'ın son durumuna baktı Van Gundy. Şu vasat haliyle bile Nelson'dan iyi bir performans verdi Johnson. 3 pg içinde tek savunma yapabileni o şu an için. Hem fiziği hem tecrübesiyle sezon içi mutlaka süre alması gerek. Ha Finallerde niye kenarda oturdu derseniz o da SVG'nin en büyük kariyer hatasıdır diyebiliriz ancak. Redick savunma yapamasa da önemli bir şutör. Biraz daha kuvvetlense ve ayaklarını hızlandırsa bir şeyler olacak ama o ışığı bir türlü veremiyor. Carter'a Orlando'nun yerlisi olması hasebiyle muazzam bir sevgi vardı salonda ama "Stan benden oyunumda bir değişiklik yapmamı istemiyor, kendim olmamı istiyor" diyen Carter beklentilerden uzaktı, yine yanlış üçlüklere kalktı, 22 dakikada 11 top kullandı, 2 kez de faul çizgisini ziyaret etti yani toplamda 13 hücum onundu. 30 dakika oynayan Howard'ın sadece 5 şut kullanması ve basket faul dışında 2 kere çizgiye gitmesi üzerinde düşünülmesi gereken konuydu. Howard'ı beslemenin yolunu bakalım nasıl bulacak Van Gundy. Top kaybı alışkanlığının geri dönmesi ise bize tanıdık bir kabusu hatırlatmakta. Kazanılan bir maçta 22 TO. Her rakip Heat her maç sezon öncesi hazırlık maçı olmaz, üzerinde itinayla durmak gerek. Almond ve L.Johnson mı? Boşverin Allah aşkına!

2012 - #3 - Felakete Göz Atın

Yazık Oldu Bu Dizilere #1

Son dönemde yayına girip ciddi seyirci bulmasına rağmen yayından kaldıran bazı diziler var ki gerçekten yazık oldu bu dizilere. İlki Jericho.

CBS'te yayınlanan Jericho 22 bölümlük ilk sezonu ile adeta vurmuştu izleyenleri. "Bugün hayatınızdaki son sıradan gün" sloganıyla başlayan dizide ABD'nin bir çok yerinde eş zamanlı olarak patlayan atom bombaları nüfusun ve Amerikan topraklarının büyük bölümünü yeryüzünden siler. Ülkenin sadece bir kaç noktası bu felaketten etkilenmemiş ve nükleer serpintiden kurtulabilmiştir. Bu noktalardan biri de tarım, hayvancılık ve tuz madenciliği ile geçimini sağlayan Jericho kasabasıdır. Kasabanın belediye başkanı Johnston Green, onun geçmişi karanlık eski bir ajan mı yoksa kirli işlere bulaşmış bir suçlu mu olduğu belli olmayan oğlu Jake Green ile kasabaya gelen esrarengiz yabancı Robert Hawkins etrafında gelişen olayların anlatıldığı, ilerleyen bölümlerde su ve yiyecek savaşlarının çıktığı, bir ülkenin yeniden yapılanması ve asker-sivil ilişkilerinin anlatıldığı, ülke çapındaki olayların Jericho Kasabası üzerinden çözüme ulaştığı bir diziydi Jericho.

Tutkunu olduğumuz ve aslında 3 sezon olarak planlanmış dizi CBS tarafından yayından kaldırılınca dünya çapında başlatılan imza kampanyası ile yüzbinlerce imza toplandı ve bunlar CBS'e iletildi. Sonuçta en azından sonu getirilmek üzere diziye 7 bölümlük bir fırsat verildi ve dizi 29. bölümüyle hızlı çekimde bitirilmiş oldu. 65 bölüm planlanan dizinin bir anda 29 bölümde kesilmesi tabii ki kimseyi mutlu etmedi ama sonuçta en azından hikayesi tamamlanmış olduğu için kafalardaki soru işaretleri azalmış oldu. Bundan sonra bahsedeceğimiz dizilerin çoğu havada kalmıştır, ne olduğu, nasıl bittiği anlaşılamamıştır o yüzden sonunu görmek Jericho'nun bir şanstır bizim için.

Jericho'da Jake Green rolünde Skeet Ulrich, Robert Hawkins rolünde Lennie James, Johnston Green rolünde Gerald McRaney, Emily Sullivan rolünde Ashley Scott, Eric Green rolünde Kenneth Mitchellgibi isimleri izledik. Bu isimlerin en tanıdık geleni Scream'den hatırlayacağımız Billy rolündeki Ulrich. Genelde ufak bütçeli yapımlar ve TV filmlerinde rol alan Ulrich için Jericho çok büyük bir adım oldu. Dizi sonrası 3 filmde rol aldı Ulrich.

Sözün özü yazık oldu seviyeli TV izleyicisine, yine o saatlerde CSI ve türevlerine mahkum kaldılar bir çok kanalda. Jericho ise bir efsane olarak ben ve benim gibiler için arşivlerdeki yerini aldı, tekrar tekrar seyredilmek üzere. Tanışmak isterseniz hemen aşağıda ilk sezon tanıtım videosunu izleyin derim.

7 Ekim 2009 Çarşamba

Sakaryaspor'dan Ne Bekliyoruz ki!

Takip edenler bilir Sakaryalılar ise çok iyi bilirler Sakaryaspor'un sezon başında yaşadığı skandal kıvamındaki olayları. Yeni transferlerin tescil paralarını yatıramayıp transferleri resmileştiremeyen Sakaryaspor geçen seneden süren kontratlı oyuncuları ve geçen sezon TFF'ye tescil ettirdiği gençleriyle yola devam etmek durumunda kaldı. Toplamda 16 oyuncuya tekabül eden sezonluk bir kadroya mahkum kalındı böylece. Hatta öyle ki takımın resmi bir Teknik Direktörü bile yok. Özcan Kızıltan Sportif Direktör göreviyle yer bulmuş teknik kadroda kendine, antrenörlük görevindeki Sadun Hoşbay ise takımın başında çıkıyor maçlara. Hemen aşağıda Sakaryaspor'un kadrosu var incelemek isteyenlere. Bir bakın bakalım kimleri tanıyorsunuz içinden. Hemen bir not vereyim sadece 5'i 20 yaş üzerinde bu kadronun.
Peki nasıl oldu da Sakaryaspor bu hale geldi? Hazır Ankaraspor, ya da eski adıyla Ankara Büyükşehir Belediye Spor diyelim, küme düşürülmüş ve 1 post önce ozhano'nun dediği gibi senelerce birilerin oyuncağı olmuşken Sakaryaspor üzerine konuşmak için tam zamanı. Sakarya 99 depremi sonrasında bir anda birilerinin sahne almak için çabaladığı bir il haline geldiği sıralarda Belediye Başkanı Aziz Duran Sakaryaspor başıboş kalmasın mantığıyla Kulüp Başkanlığına geldi. Bu başkanlık tabii ki bedavaya gerçekleşmedi. O dönem Show TV ve Cine 5'in sahibi Erol Aksoy mali bir krize girmiş ve Sakaryaspor'un hisselerinin % 51'ini Belediye'nin şirketi BELPAŞ'a satmış, dolayısıyla Aziz Duran'a başkanlık yolu kolayca açılmıştı. O dönem itibariyle bir anda Sakarya'nın yerlileri ve fedakar insanların görev aldığı yönetimin çehresi değişmeye başladı. Belediye çalışanları Sakaryaspor içinde aktif roller almaya başladılar. 3 senelik Aziz Duran dönemi sanki yeni gelen hükümetlerin kadrolaşması misali Sakaryaspor'un Belediyeleşmesiyle son buldu. O görevi bırakınca yerine bu sefer Belediye Başkan Yardımcısı Selahattin Aydın geldi. Aydın'dan sonra Aziz Duran yeni yönetim kurulunu belirlerken bu sefer Belediye'nin Şube Müdürlerinden Ömer Yazıcı'yı göreve layık gördü. Ömer Yazıcı döneminde Süper Lig'e çıkılıyor, bu sefer 2 sene geçmeden başkanlık görevine Rıdvan Duran getiriliyordu ki kendisi Aziz Duran'ın yeğeni ve o dönem Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri.

Rıdvan Duran'ın 6 aylığına da olsa başkanlığa gelmesi ve sonrasında yönetimde aktif görev almaya devam etmesi Sakaryaspor'un çöküş nedenlerinden biri oldu. Duran'dan sonra başkanlığa gelen Recep Hacıeyüpoğlu da Belediye Başkanlık danışmadır, belediye aktif olarak yönetime devam etmektedir. Kulüp içi Belediye kadrolaşmasının ötesinde Rıdvan Duran'ın zamanın vali yardımcısının da işin içine karıştığı bir emlak skandalında Sakaryaspor'a 2 milyon TL iyi niyet bağışı aldığının ortaya çıkması, bu bağış ve bağlantılı diğer parasal mevzularla birlikte imar sorunlarını çözdüğünün, kısacası Sakaryaspor'u bir Emlak sahtekarlığının içine çektiğinin anlaşılması üzerine bir anda kulüp tepetaklak oldu. Keza kulübe bağış yapan iş adamları verdikleri parayı geri almak için uğraşıp bir anda harcanmış paranın 1 milyonunu geri almaları, Sakaryaspor yönetiminin kanunsuz bir olaya adının karışması kulübün imajını bir anda aşağılara çekmeye başladı.

Sakaryaspor'un bu tip bir olayda para alan taraflardan biri olması bir anda Belediye - Sakaryaspor ilişkilerinin sorgulanmasına yol açtı. Bir anda bir genel kurul toplantısı yapıldı ve BELPAŞ'taki toplamda %69'a yaklaşan hisselerin Sakaryaspor Derneği'ne 10 yıllık saha reklam gelirleri karşılığı devredildi. Akabinde yapılan seçimli Genel Kurul'da başkanlığa seçilen Bülent Yılmaz belki de Sakaryaspor tarihinin en çok tartışılan yönetim kurulu ile, ki bu kurul çoğunlukla genç, tecrübesiz ve Erdinç Şehit gibi futbolu sadece para olarak gören adamlardan kuruluydu, takımın ligden düşmesine sebep oldu. Belediye işler tıkırında görüntüsü yaratarak Bülent Yılmaz yönetimine 17,5 milyon TL'lik bir borç bırakmış Bülent Yılmaz'a göre. Yılmaz ise çok zor şartlara rağmen takıma önemli hizmet ettiğini söylüyor. Bu önemli hizmetlerin arasında devre arasında 16 futbolcunun kadro dışı bırakılması, yanlış teknik direktör seçimleri, kaybedilen futbolcu-kulüp davaları ve sonunda TFF alacaklarına temdit konulması ile birlikte kaynak bulamayan sonraki yönetimin yeni transferleri tescil ettirememesi var.

Peki tek suçlu Yılmaz mı? Tabii ki değil, o sadece çöküşü hızlandıran son halka. 8 sene süren belediye kadrolaşması sonrası belediyenin bir anda elini, eteğini, parasını çekmesi Sakaryaspor'u biçare bırakmıştır. Sanki hiç Sakaryaspor'la alakaları yokmuş gibi olayları uzaktan seyretmeleri ve ortadan kaybolmaları Sakaryaspor'un aslında bahis konusu olmadığının, aradan geçen bunca senede Sakaryaspor'un sadece araç olduğunun göstergesidir.

Sakaryaspor Belediye'nin bir anlamda göz boyamasına böylesi araç olmuşken, seçimlerde kullanılan bir koz haline gelmişken, aniden açığa çıkan skandalla yetim bırakılarak bugünkü haline gelmiştir. Sonraki yönetimler de açık seçik görmüşlerdir ki kulüp yönetmek dükkan yönetmeye, esnaflığa benzememektedir. Adı sanı bilinmeyen, kendilerini aşmaya çalışan 16 futbolcuyla yapılabilecek olanlar da son derece kısıtlıdır. O yüzden Sakaryaspor'dan bu dakikadan sonra Allah aşkına ne bekliyoruz ki!

Gökçeklerin Hayali Gerçek Oldu

1. Ankaraspor bu sezon oynadığı ve oynamadığı tüm lig maçlarında hükmen mağlup kabul edilecek. (3-0 olarak kabul edilecek oynanan oynanmayan tüm maçlar)
2. Ankaraspor'un ligde oynadığı maçlarda rakip takımlardan gol atan oyuncuların golleri gol krallığı açısından düşünülerek tescil edilecek.
3. Ankaraspor'un ligde yaptığı maçlarda görülen sarı ve kırmızı kartlar tescil edilecek.
4. Ankaraspor'dan ayrılmak isteyen oyuncular için TFF tarafından belirlenecek tarihler arasında 15 günlük sürede transfer olanağı sağlanacak.
5. Ankaraspor, Fair-Play Ligi'nden de çıkarılacak.
6. TFF'nin Ankaraspor'a 4. haftadan sonra ödediği paralar TFF'ye iade edilecek.
7. Ankaraspor, Türkiye Kupası'nda oynamaya devam edecek.
8. TSL'den 1. Lig'e 2 takım düşecek, 1. Lig'den TSL'ye 3 takım çıkacak.

Yorum:
Melih Gökçek'in istediği oldu. O da biliyordu Ankaraspor'daki yöneticilerin toplu halde istifa edip Ankaragücü'ne geçince Ankaragücü'ne göre daha köksüz! olan Ankaraspor'un düşürüleceğini. Eğer aynı durum için Ankaraspor ile birlikte Ankaragücü'ne de yaptırım uygulansa Gökçek böyle bir işe kalkışabilir miydi? Hayır. Gökçek sonuçta bir siyasetçi. Senden benden herkesten daha çok biliyor kanunları. Ankaraspor'u korumak istese böyle bir olayın içerisine girer miydi? Yine hayır. O zaman neden böyle yaptı? Gökçek'in futbolla ilgili tek bir hayali vardı. 10 küsür yıllık Ankaragücü'ne hakim olma hayalini bu vesile ile gerçekleştirdi. Ankaraspor onun için Ankaragücü'ne ulaşmak için sadece bir merdivendi, araçtı. Ankaraspor'u kullandı asıl amacına ulaştı, şimdi de bu kararlar sonucunda sırtındaki Ankaraspor kamburunu da hiç elini kirletmeden, kimseyle kötü olmadan üzerinden attı. Fakat unutulan bir şey var ki o da Ankaragücü taraftarı. Taraftar kendisini hiç de kabullenmiş görünmüyor. Tribünlerden tanıdığım arkadaşlardan duyduğum kadarıyla bırakın desteği yönetime köstek olmak için ellerinden geleni yapacaklar. Sonları nasıl olacak onu zaman gösterecek.

Bayern Altyapısı

Bayern München özellikle 1990'ların başında altyapı sistemini kökten değiştirerek sadece pahalı transferlerle değil özkaynaklarıyla da yükselen bir ekip olma yolunda önemli adımlar attı. Hem şimdiki kadrosunda hem de diğer takımlarda altyapısından çıkardığı önemli oyuncular mevcut. Aşağıda bu oyuncuların bir listesini görebiliriz. Şu an Altyapının başındaki isim Werner Kern. Kern Bayern Amatör takımını 7 sene çalıştırıp aynı anda A takım yardımcı antrenörlüğünü yürüttükten sonra Nürnberg, Tier ve Ulm gibi takımlarda görev almış. Kern adeta bir seyyah gibi tüm dünyayı dolaşarak oyuncu arıyor. Bir çok ülkeden denemek üzere gençleri 6 ay ya da 1 senelik kontratlarla kulübe bağlıyor. Başarılı projelerden biri Hargreaves bir diğeri Misimovic. Başarısız olup vazgeçilen isimler de var, Perulu 94 doğumlu Corroy gibi örneğin. Sözün özü yerel oyuncuları yetiştirmekte daha yüksek bir başarı yakalayan Bayern altyapısı hem Bayern'e hem de Alman Milli takımlarına çok önemli hizmetler veriyor. Transfere çok para harcayan takımlardan biri olsa da Bayern en azından rol oyuncularını ya da başka bir deyişle askerlerini kendi içinden çıkarıyor. Büyük diye adlandırdığımız takımlara örnek olsa keşke bu uygulamaları.
Bayern Altyapısından çıkmış önemli isimler:
Halen Takımda Olanlar
Schweinsteiger
Lahm
Ottl
Müller
Rensing
Lell
Başka Takımlarda Olanlar

Guerrero (Hamburg)
Misimovic (Wolfsburg)
Hargreaves (Man Utd)
Trochowski (Hamburg)
Kroos (Leverkusen)

6 Ekim 2009 Salı

Kazanırken İyiydi de Kaybedince mi Kötü Oldu?

Ne zamanki temkinli seyrimden çıkıp "ben de gaza gelmeye başlıyorum artık yavaş yavaş" dedim; ne olduysa ondan sonra oldu. Eskişehir ve Sturm Graz beraberlikleri sonrası gelen Ankaragücü hezimeti şapkamızı önümüze koymamızı sağladı. 6 maçlık galibiyet serisinde zaman zaman iyi oyunların semeresi ile bazen de usta ayakların bitiriciliği ile maçlarımızı kazanmıştık, ligde 18 puan, Avrupa'da da yenilmeden yolumuza devam ediyorduk. Ancak göz ardı ettiğim bir şey vardı ki Galatasaray'ın rakibi yenebilmesi için ya ilk 30 dakikalık periyotta goller bulması ya da rakip orta sahası ve forveti bizim defansif oyunculara pres yaparken topu olumlu bir şekilde oyuna sokabilecek adamların varlığıydı.
Bunlardan ikinci olanını Sarp ve Ayhan'ın sakatlanmadan önceki dönemimizde çok iyi gerçekleşmişti. Barış'ın oyundan alındığı bir maç sonrası kendisine elini uzatan Rijkaard'a karşılık vermemesi onun bir süre taca çıkmasına neden oldu ve bu durum halen daha devam ediyor. Meydana gelebilecek bir sakatlıkta iki alternatif vardı: Topal ve Elano. Biri uzun bir sakatlık dönemi sebebiyle diğeri de daha yanyana oynadığı arkadaşlarını yeterince tanımadığı için uyum sorunu yaşıyor gözüküyorlar. Oynadıkları bölgede yapacakları top kayıpları rakip hücum hattını doğrudan defansımız ile karşı karşıya bırakacaktı ve onlar da yaptıkları bol pas hataları ve rakip orta sahasına eskortluk etme ya da yalancı pres ile baskı altına alamama nedenlerinden dolayı rakip hücuma çıktığında doğrudan defansımız ile karşılaşıyorlar ki son maçta Ankaragücü'nden yenilen son golde Ayhan'ın kaptırdığı bir top kontraatakla kalemizde gol olarak son buldu.

Birinci kısıma gelirsek yani ilk 30 dakikada rakibe hücumsal anlamda çok iyi baskı uygulayıp onları defanslarından çıkarmadan ve kendi defansımızı orta sahaya kadar çekerek ofans ile defans arasındaki mesafeyi en azda tutarak minimum 2 gol bulup rakibi sürklase etme olayını beraberlik ve yenilginin geldiği dönemden önceki 1-2 maçta gerçekleştiremedik ki o maçlardaki uyarı emarelerinin arkasından puan kayıpları geldi. Tabi eğer böyle bir düşünce ile sahaya çıkacaksak defansif orta sahaların oyunun iki yönünü de çok iyi oynaması gerekiyor. Kazandığımız maçlara bakacak olursak hepsinde ya Mustafa Sarp'ın ya da Ayhan Akman'ın ekstra birşeyler yaptığını görmüşüzdür.
Puan kayıpları yaşamamızın nedenlerinden biri de sezonun başlarında rakip kaleye yaptığımız akınları golle sonuçlandırma yüzdemiz çok yüksek olmasıydı. Milan olsun Nonda olsun gerçekten çok iyi denebilecek bir yüzde ile oynuyorlardı. Eskişehir, Ankaragücü ve Sturm Graz maçlarında Milan ve Nonda çok net pozisyonları golle sonuçlandıramadılar. Sonuçlandırmadılar deyince bu orada kalmadı. Takım olarak sezon başında görülmeyen bir olay gerçekleşti. Goller kaçtıkça bütün oyuncular bir anda yıkıldılar sanki maç kaybedilmiş gibi. Maç kaybedilebilir puan kaybedilebilir ama bu olay hepsinden farklı ve bir takım için çok tehlikeli ki bu yüzden Rijkaard "Hep beraber yeniyoruz hep beraber yeniliyoruz" dedi. Golü kaçıran Nonda ya da Baros ya da bir başkası; ama etkisi Leo'dan doğru tüm takıma yayılıyor, gerginlik artıyor hele ki en önemli rakibinin kayıpsız ilerlediği bir dönemde o sinir iki kat üç kat daha fazla artıyor.
İlginç olan bir husus da takımın şut atma özürlü olması. İlla ki kalenin içine kadar girmeye çalışma çabası. Özellikle Arda o bölgelerde rakibi geçip şut atma olanağına sahip olduğu nice pozisyonda tercihini hep ara pasları ya da duvar paslarından yana kullanması zaman zaman işe yarasa da çoğu zaman etten duvar olan rakip defansın arasında akının erimesine yol açmıştır. Bunun yerine ceza sahası dışından yapılabilecek şutlar rakip kalede golle de sonuçlanabilir, kaleciden dönen toplarda da rakip kalede tehlikeler yaratılabilir. Ancak ne var ki bunu takımda düşünen tek oyuncu Harry Kewell biraz da Mehmet Topal. Arda'nın en eksi yönü zaten şutlarının etkisizliği. Onun üzerine biraz daha eğilmesi lazım geliyor bana göre. Tabi bu arada atılan şutlardaki isabet oranı da önemli. Sabri de şut atmaya eğilimli bir oyuncu ama isabet oranına gelince sınıfta kalanların en baş sırasında.

Tüm bunlardan sonra Eskişehir maçında, Sturm Graz ya da yenildiğimiz Ankaragücü maçlarında Galatasaray çok mu kötü oynadı? Kesinlikle buna katılmam. Diğer oynadığımız maçlardaki oyun kalitesi ile bu maçlar arasında en fazla +-%5 oynar. Ama olan sadece bulunan pozisyonların golle sonuçlandırılamaması. Rakibi zaten en fazla dağıtacak olay bir gol bulmak. O da ne kadar geç kalırsa sen o kadar sinirlenirsin, beynin ayaklarına hükmedemez olur; rakip de o kadar hırslanır, kendine güvenerek oynamaya hatta biz bu takımı yenebiliriz demeye başlar. İşte onu dedirtiyorsan sıkıntı var demektir. Dedirtmemek için de pozisyonları gole çevirme yüzdeni artırmalısın. Kalenin bir adım önünden topu üst direğe nişanlamamalısın ya da kaleye 2-3 metre mesafeden şut atacakken ıskalamamalısın topu. Bunlar hep gol bulamamanın ve onun akabinde gelen konsantrasyon eksikliği neden olduğu hatalar.

Bu takım oyun olarak kötü olsa ya da pozisyona giremese umutsuz bir vaka diyeceğim açıkçası ama takımın puan kaybettiği maçlarda bile en az 2-3 %100'e yakın gol pozisyonu buldu. Bunlar daha önceki karşılaşmalarda olduğu gibi golle sonuçlandırılabilse bugün başka şeyler konuşulacaktı. Ancak birileri! ortaya çıktı hemen, çıkardılar savaş levazımatlarını; sözüm onlara: Kesinlikle elinizi korkak alıştırmayın, topla tüfekle en ağır silahlarınızla gelin üzerimize fıs gelir tırıs gidersiniz. Bu takım önündeki 3-4 maçı kazansın yine başlarsınız aslan kaplan demeye; milletin lafıyla ne aslan kaplan oluruz ne de yerin dibine gireriz.

Drogba Vieira'yı İstiyor da...

Chelsea'nin Afrikalı golcüsü Didier Drogba Inter'den ayrılacağını açıklayan Patrick Vieira'yı takımda görmekten çok mutlu olacağını söylemiş. Obi Mikel ve Essien Ocak ayında Chelsea forması giyemeyecekler, sebebi de Avrupa Futbolu için artık hastalık, kangren mahiyetine kavuşan Afrika Kupası. "Vieria eksilen orta sahamıza çok iyi bir ekleme olacaktır" diyor Drogba, tecrübesine ve oyunculuğuna dikkat çekiyor. Ama futbol bilgini Drogba takımı Chelsea'nin 2011'e kadar transfer yasağı olduğunu bilmiyor. En son Kakuta davasında yasaklanan Chelsea'nin halen takımda olan oyuncularla kontrat uzatma dışında herhangi bir trasfer görüşmesi yapması yasak. Demek ki neymiş konuşmadan önce düşünecekmişiz, hatta bin düşünüp bir konuşacak, dünya aleme rezil olmayacakmışız.

Interzedeler

Dennis Bergkamp
Hakan Şükür
Robbie Keane
Üçünün de ortak özelliği çok büyük ümitlerle Inter'e gelmiş - getirilmiş olmaları. Üçü de kendi ülkelerinin efsane forvetleri. Üçü de Inter formasıyla tam birer hayal kırıklığı. Üçü de Inter'den önce ve sonra çok başarılı. Üçü de endüstriyel futbolun İtalya atıkları. Üçü de geri dönüşümlü.

Her birine sevgim hem farklı hem ayrıdır. Bergkamp Wenger'in elinde yeniden doğup EPL efsanesi olarak bıraktı futbolu, şu anda Ajax'ta antrenör kadrosunda. Hakan Şükür Inter'den ayrıldıktan 2 sezon sonra tekrar yuvasına dönüp rekorlarla veda etti yeşil sahalara, şu anda TV yorumcusu. Keane ise devam ediyor futbola henüz 29 yaşında, Inter sadece bir leke, bir hata olarak yazıyor özgeçmişinde, hem Tottenham hem de İrlanda Milli Takımı'nın kaptanı, yapacak işi daha ziyadesiyle çok.

Inter futbolcu öğütür derlerdi eskiler, haklılarmış.

Bir Takım Bir Sezonda Kaç Kez Satılabilir?

Portsmouth yine satıldı. Gaydamak Fahim'e satmıştı Portsmouth'u. Fahim önemli derecede borç ödemesi yapmış, aylardır para alamayan topçuların bir kısım parasını ödemiş, nakit girişi yaratabilmek açısından Kranjcar'ı Totenham'a vermişti. Takım kaybolan kadro kalitesi ve moralle birlikte şu an ligin dibinde. Fahim'in de ilaç olamayacağı düşünülürken Fahim sürpriz bir kararla takımın %90 hissesini bu sefer Suudi Ali-al Faraj'a satıp işin maddi kısmından bir hayli sıyırdı kendini. Faraj'ın borçları tamamen kapatacağı düşünülüyor. Fahim "Düşündüğüm takıma destek labilecek ortaklar kazandırmaktı. Takımın halen %10 hissesine sahibim ve 2 sene Başkanlığını yapacağım. Aslında takımı satmak değil de yönetime ortak almak gibi bu. Kısa sürede maddi sorunlar bu anlaşma ile aşılacak" sözleriyle Portsmouth taraftarının yüreğine su serpmeye çalışmış.

Görünen o ki Araplar petrolden kazandıkları parayı ekonomik krizin vurduğu sporda harcamak istiyorlar. İyi güzel de teknik direktörlerin bir senede çalıştıracağı takım sayısına, oyuncuların bir sezonda giyebileceği forma sayısına müdahale eden UEFA'sı FIFA'sı bir kulübün bir kaç ay içinde bir kaç kez satılmasına nasıl müdahale etmiyor. 3-4 ay önesine kadar transfer yapmaya, borçlarını ödemeye 1 penny bulamayan Portsmouth'un aniden yüksek krediler alabilmesine, kulübe giren sıcak paraya nasıl müdahale edemiyorlar. Hani futboldan gelen futbola gidecekti? El Fayed'le başladı, Abramovich'le büyüdü, Faraj'la doruk yaptı futbola akan sıcak paralar. Bizim her haltımızı denetleyen Uluslararası Futbol Camiası nerede şimdi?

Orlando Magic - Dallas Mavericks

İlk maç itibariyle buladildiğimiz tüm görüntülerden çıkanlar Nelson'ın ürkekliği, J-Will'in savunma yapabilecek durumda olmadığı, Van Gundy'nin ilk 5 konusunda kafasının bir hayli karışık olduğu, Bass ve Barnes'ın takıma önemli katkı vereceği, Gardların fazlaca dış şut kullandığı ve ikili oyunların pek işlemediği oldu. Kafalarda soru işareti bırakan ise yapılan üçlük tercihleriydi. Maçı aldık, alırken dengeleri bozan adam Dallas'ı çok iyi tanıyan Bass oldu kuşkusuz. Ancak kadro derinliği ciddi şekilde üzerine konuşulacak konudur. Yukarıda boxscore aşağıda maç videosu var merak edenlere.


Kapadokya'daydım




Memleketin kelimelerle anlatılmayacak yerleri var,ancak iki göz görüp anlamalı mucizelerini. Hem tarihi hem coğrafi açıdan bir miras bir servet Türkiye, ama maalesef farkında değiliz. Sosyalleşmeyi açılan alışveriş merkezi, cafe, bar sayısına bağlayan, anlamsızca yaşayan insanlar haline gelip, betonun, çeliğin içine hapsediyoruz kendimizi. Toprak, yeşil, taş, su, çamur halbuki neler vaadediyor bize farkında değiliz. Yaşam alanlarımızı daraltarak hem sağlığımızdan hem özümüzden oluyoruz. Türk insanı bu değil aslında, yabancılaşıyoruz kendimize, bunu da meziyet biliyoruz, yazık ediyoruz.

Ölmeden mutlaka Kapadokya'yı içindeki vadilerle, yeraltı şehirleriyle, bağlarıyla, ekiniyle, taşıyla görmek gerek. Köylü'nün güleryüzünü, cömertliğini yaşamak gerek. İşte o zaman asıl efendinin kim olduğu çok ama çok net anlaşılıyor. Bir fırsatını bulduğumda sırada Karadeniz var.

5 Ekim 2009 Pazartesi

Yeniden İnanmak İstiyorum

Foto:RED HUBER, ORLANDO SENTINEL, 14 Haziran 2009, NBA Finaleri 5. maçı