Sayfalar

17 Ağustos 2012 Cuma

Yakışmış mı?



Depremi Unutmamak İçin... (Bir Yaşayanın Gözünden Deprem Anı)

Birşeyler gelecek başımıza diyorduk arkadaşlarla birbirimize. Hayrı alamet değildi bu kadar sıcak bir hava. Geceleri uyumak ne mümkün. Yine arkadaşlarla oturduk yine böyle bir sıcak yaz akşamında sitenin çay bahçesinde. Gırgır, şamata, devam etti muhabbet gecenin 12 sine kadar. Muhabbet de tabiki ÖSS ve ayrılacak olmamızdı. O sitede neredeyse birlikte doğmuş birlikte büyümüştük. Aynı anaokulu aynı ilkokul aynı ortaokul ve aynı lise. Hiç ayrılık olmamıştı. Üstüne üstlük yaz tatillerini bile ailelerimiz birlikte organize ediyorlardı. Arkadaşlık kardeşliğe dönüşmüştü kısacası.

Neyse muhabbet bitti evlere ayrıldık. Eve geldim bizimkiler yatmıştı. Ben de uyuyayım dedim ama ne mümkün. Bütün pencereler açık ama ufacık bir rüzgar bile yok. Vantilatörü açayım diyorum o bile yetmiyor vücudum yapış yapış. Allahım ne bu sıcak ne bu nem diyorum içten içe ve kalkmaya karar veriyorum. Balkona çıkıyorum. Balkonda takılıyorum gecenin ilerleyen saatlerine kadar. Bir süre sonra babam geliyor balkona. Ne oldu bir yerin mi ağrıyor diyor. Yok uyuyamadım diyorum. Saatine bakıp bak saat 3 olmuş hadi yat uyu diyor. İnanamadığım için ben de saatime bakıyorum gerçekten de saat 02.55. Abartmayım uyumaya çalışayım diyorum. Yatıyorum yatağıma.

Yatıyorum ama dön sağa dön sola yok uyuyamıyorum. Gözlerim açık öylece duruyorum yatakta. Bir anda sol tarafımdaki pencereden tüm gökyüzü aydınlanıyor. N'oldu demeye kalmadan bir gürültü ve sallanmaya başlıyoruz. İlk başta çok yavaş. Gözlerimi kapatıyorum yan taraftaki duvara iyice yapışıp şimdi biter zaten bekleyeyim diyorum. Ardından bir önceki gürültüden daha yüksek bir ses. Benden "Allahım bitir n'olur" diye bir haykırış. Tabi bu olanlar 2-3 snlik bir zamanda oluyor. Sarsıntı gittikçe artıyor. O andan itibaren kendimi çok iyi hatırlıyorum. Cenin pozisyonuna geçmişim. Bacaklarımı dizlerimden büküp kollarımla bacaklarımı bağlamışım ve ardarda kelime-i şehadet getiriyorum. O anda bile hala daha düşünebiliyorum. Kendime bak görüyormusun ölüm korkusu içine düşünce nasıl da Allah'a dönüyorsun yalvarıyorsun diyorum.

Neyse sarsıntıdan artık acayip sesler geliyor evin içinden ama aklıma hiç yataktan kalkıp kaçmak gelmiyor. O arada annemin "Özhan" diye haykırışını duyuyorum sanki ipimi koparmış gibi kalkacak oluyorum. Ama kalkamıyorum çünkü üzerime yatağımın tam karşısındaki gardrop düşmüş hiç farkında bile değilim. Ama biraz zorlayıp canımın acısıyla kalkıyorum. Kapıyı açacağım fakat o da ne kapı açılmıyor, deprem alttan vurunca kapının dili kilitlenmiş. Kapı bana doğru açıldığı için de tekme atmak da mantıksız. Kaldık diyorum burada öldük garanti, anneme "kaç" diye bağırıyorum. Gitmem diyor ve ağlıyor. Ne yapayım diye düşünüyorum ama kurtuluş yok. Pencereden atlayacağım ama önünü birşey tamamen kapatmış. Oda kapısının camını kırıyorum ne alakaysa. Oradan geçmem mümkün değil. Elim yaralanıyor ama düşünen kim? Annemin elini tutuyorum. "Git" diyorum, gitmem diyor. Ölürsek beraber kalırsak beraber diyor canım annem. Bu arada babam hiç ortalıkta yok. Daha sonra öğreniyorum ki can korkusuna deprem başlayınca bir anda koşup binanın ana girişine kadar kaçmış, tam o anda biz aklına gelmişiz ve geri dönmüş. O geliyor çekil diyor bana kapının arkasından. Sağlam bir tekme atıyor kapıya ve o illet kapı, yelkenleri suya indirip açılıyor, açılmasıyla üçümüz de koşmaya başlıyoruz bu arada dışarıdan sesleri duyuyorum babama, anneme ve bana olan çığlıkları. Evin holünden geçerken ayaklarıma birşeyler batıyor ama can acısı falan hiç yok.

Dışarıya çıkıyorum gökyüzünü milyonlarca yıldız aydınlatıyor. Ömrümde o kadar çok yıldız görmemiştim. Yere bakıyorum yer yarılmış gibi girintili çıkıntılı. "Oha yer yarılmış" diyorum. Tüm dostlar hem ağlıyor hem de kucaklaşıyoruz. Bu arada kesilen elim aklıma geliyor bakıyorum bir damla kan akmıyor. Hani bir deyim vardır "Korkudan kanı çekilmek" diye. Parmağıma bakınca kemiği görüyorum ama kan yok. Oradaki dostlardan biri arabasından ilk yardım çantasını çıkarıyor ve elimi oksjenli su ve tendürdiyot ile temizleyip sargı beziyle sarıyor. Bu arada sabahın ilk ışıkları ile etrafın hali de ortaya çıkıyor. Benim yer yarılmış diye gördüğüm yere binanın çatısının dolgularının düşmesiyle oluşan girinti çıkıntılarmış. Ömrümde bir kere ağladığını görmediğim babam ağlamaya başlıyor bana çaktırmadan. Annem ne oldu diye sorduğunda "Ben binanın kapısına vardığımda daha Allah'ın bir kulu yoktu ve eğer siz aklıma gelmeseniz bu dolgular benim kafama düşecekti" diyor. Babamın o lafından sonra hiçbirimiz gözyaşlarımızı tutamıyoruz.

Daha sonra sabah oluyor eve giriyoruz salondaki televizyon benim odama gelmiş nasıl olduysa ki evin birbirine en uzak odaları. Mutfaktakiler salona gelmiş, oturma odasındakiler mutfağa yani herşey darmadağın olmuş. "Buradan nasıl çıkmışız biz?" diyorum.

Evde yapılacak birşey kalmayınca şehrin merkezine iniyorum. Tek kelime ile koskoca şehir dümdüz olmuş. En yakın arkadaşımın evine gidiyorum. Yanındaki koskoca bina onun yattığı odayı ortadan biçmiş. Ne oldu diye birilerine soracağım ama herkes birilerini arıyor kime soracaksın. Sonra uzaktan bir ışık gibi bir şey yaklaşıyor. Arkadaşımdı. Birbirimize öyle hızlı koşuyor ve sarılıyoruz ki kemiklerimizi kıracak gibi oluyoruz. Nasıl kurtuldun diyorum. Sapanca'daydık hepimiz diyor. O da o şekilde kurtuluyor. Ama herkes onlar kadar şanslı değilmiş. O apartmandaki herkes ölmüş. Zaten şimdi bile o ölü kokusu burnumun dibinde. Arama kurtarma çalışmalarına katılıyoruz AKUT ve askerlerle birlikte. Kurtardığımız insanların ettiği dualar insana daha bir güç veriyor. Daha şevkle katılıyorsun çalışmalara. Nitekim yardımcı oluyoruz çalışanlara. Böyle geçiyor depremden sonraki ilk gün. Sonraki günler de böyle geçiyor ve insan adapte oluyor o zor yaşam şartlarına.

İşte 17 Ağustos depreminin her saniyesini bir-fiil yaşayan bir Sakaryalının yaşadıkları. Allah bir daha kimseye böyle bir deprem ya da böyle bir acı göstermesin. Maaşallah buralarda yeni yapılan binalara yine 4-5 kat izinleri verilmeye başlandı. Hiçbir zaman yaşadıklarımızdan, ya da başkalarının başına gelen bu tip hiçbir olaydan ders almıyoruz. Bakalım ne zaman deprem gerçeğini anlayacağız?

Başkaları unutsa da biz UNUTMUYORUZ, UNUTTURMUYORUZ, UNUTTURMAYACAĞIZ;

15 Ağustos 2012 Çarşamba

İşin Uzmanından Bir Philadelphia 76ers Analizi

Yaklaşık 5 sene NBAKolik.com'da yazarlık yaptığımı bilen bilir. NBAKolik.com'un kurucusu ve 76ers yazarı sevgili Memet benim için candır, kardeştir. Hem orada hem de bir çok diğer mecrada onun yazıları çok konuşulmuştur. Ulusal dergilerde de zamanında yazılar yazmıştır Memet. Sağolsun beni kırmadı ve 76ers ile ilgili uzun süre sonra yazdığı ilk yazıyı Çoban Salata'da NBAseverler ile paylaştı. Aşağıda zevkle okuyacağınıza inandığım, cidden bu işin uzmanından gelen bir yazı var. Hem Memet'e hem de okurlara sevgi, saygı ve keyifle...



Herkese merhaba…

Uzun süredir 76ers yazmamamın metabolizmaya etkisi nasıl oldu bilemiyorum. Satırlar ilerledikçe ne tarz bir sorunla karşılaşacağımız belli olacak. Lokavta rağmen güzel sayılabilecek bir sezon ve gayet eğlenceli bir Playoff’un ardından, özellikle takım da yeni sahibine satılmışken, bunlara ilave olarak kontratı biten oyuncuların akıbeti nedeniyle hareketli bir ölü sezon geçirileceği belliydi. Gelişmeleri sırayla irdeleyelim…

Draft! Maurice Harkless & Arnett Moultrie

batug ve nbakolik’dekiler bilir ismi 76ers’la beraber anılmazken bile Arnett Moultrie’ye yumulacaklarını, yumulması gerektiklerini söyledim. Fakat sıra geldiğinde yüksek potansiyeli sebebiyle Harkless seçildi. İstatistiklerine bakarak Harkless’ın 1 sene daha NCAA de bekleseydi top10'da gideceğine kesin gözüyle baktıkları için Moultrie’nin üzerinde gördüler. Big East gibi sağlam bir grupta daha ilk yılında 15.5 sayı, 6 ribaund ortalamalarıyla oynaması akıllarını çeldi. Doug Collins eğer Harkless seçilseydi ondan sonraki seçimlerinin Arnett olduğunu söyledi. Bu yüzden takım için bencil davranıp Arnett'in düşebileceği yere kadar düşmesini beklemişler ve 17. sıradan sonra 27'ye kadarki tüm takımlara draft hakkının satılık olup olmadığını sormuşlar. Miami ile anlaşıldıktan sonra bu draft’ın 45. sırası ve sonraki draft’ın ilk tur seçim hakkı karşılığı Miami ile anlaşıldıktan sonra 27. sırada Arnett Moultrie’yi seçtiler, gönlümü aldılar. Gönderilen seçim hakkının koruması ise şöyle: Önümüzdeki 3 draft boyunca ilk 14 sıra korumalı, eğer 2015 draft kurasında seçim hakkı Heat’e geçmezse 2015 draft’ındaki ve 2016 draft’ındaki ikinci tur hakları Heat’e gidecek. Tahminen 76ers bu sezon playoff yapacak ve 2013 Draft’ı ilk tur hakkını Heat kullanacak.

Harkless malum takasta şutlandığı için kendisi hakkında yorumlarım yeterince kıt olacak. Rezalet şut yüzdesi bir yana elemanın şut mekaniğinin düzgün olması bir yana. Şut yüzdesini düzeltebilecek bir adam, Iguodala gibi dengesiz bir atıcı olacağını sanmıyorum düzeltirse. Fakat takımın gelişmeyi bekleyemeyeceği tek pozisyon SF iken varlığı çok lüzumsuz oluyordu.

Arnett Moultrie ise Marreese Speights seçiminin telafisi denebilir. Speights’in savunma konusundaki boş vermişliği Collins’in onu rotasyon dışına itmesine sebep oldu. Şimdi elde işlemelik, şutu düzgün, fiziği uygun bir PF var. Tabiî ki PF mevkiinde alabileceği hatrı sayılır miktarda dakika da cabası. Moultrie üniversite değiştirdiği için Junior yılında NCAA’de forma giyemedi. Altlara düşmesi için geçerli sebeplerden biri bu. Bencil bir oyuncu değil ama topu aldığında direkt olarak sayı düşünüyor. Fakat ilk yılından bu yana gösterdiği gelişim inanılmaz. Özellikle şut ve serbest atış yüzdelerindeki artış beni hayrete düşürdü. Oynayamadığı sezon deli gibi şut çalıştığı su götürmez gerçek. Savunmadaki sorunları biliniyor ama neden bilmem güveniyorum ben bu elemana. Yeni Tedüz’üm olabilir. Sahada gördükten sonra kararımız netleşir. Kampta belli olur ama ilk ay maç başına 10 dakika oynaması şart. 76ers genellikle seçtiği çaylakları ilk 1 ay doğru düzgün sahaya sürmemesiyle ünlüdür. O yüzden 10 dakika gibi cüzi bir rakam verdim.

Elton Brand Amnesty

76ers’ın bu seneki serbest oyunculara sarkabilmesi için kendisinin şutlanması gerekiyordu. Özellikle yaptığı katkının oldukça azalması 76ers’ın vakit kaybetmesine yol açıyordu. Playoff’ta adamın 12 sayıyı aştığı 5 maçın 3’ünü kaybedilmesi takım içindeki yerini sorgulatmıyor değil. Geçmişte başımızdan geçen musibetlerden Andre Miller tarzı bir etkisi olduğunu söylemek mümkün. Normal sezonda da 12 sayıdan fazla ürettiği maçlarda 15 galibiyet 11 mağlubiyet var. İlave olarak bu katkının son derece dengesiz gelmesi de ayrı bir sıkıntı. Elton Brand’in son 2 sezondaki tek katkısı oyun olarak kendini ikinci plana attırmayı kabul edip rol oyuncusu gibi oynamasıydı. Bu sayede Collins takımı kısa rotasyonda daha efektif oynatıp kimyayı çok daha hızlı bir şekilde oturtmuştu. Oyun içinde geçtiğimiz playoff’lara nazaran takım oyunu konusunda daha kusursuz bir oyun grafiği çizmesine rağmen hem savunmada rakip uzunlara çok da bulaşmaması, hem de hücumda yarattığı tek katkının boyalı alanın biraz dışından nadiren deneyip soktuğu şutlar olduğu düşünüldüğünde 18 Milyon $’lık bir iş yapmadığı belliydi. Bunlara ilave olarak sahibin yeni piyasaya akıp ortamı görmek istemesi sebebiyle amnesty hakkı üzerinde kullanıldı.

Louis Williams ise sezonun ikinci yarısında takımın skoreri olmasının da gazıyla serbest kalma kartını öne sürmüştü. 76ers şükür ki Playoff’taki rezalet ötesi performansıyla bu blöfü yemedi. Andre Miller gibi kendisine kibarca kapı gösterildi. Memleket hasretiyle tutuşmuş olacak ki Atlanta’ya geri döndü.

Piyasada en önemli uzun malum Roy Hibbert idi. Portland’ın kendisinden biz Brand’i şutlamadan evvel offer sheet sözü almasıyla iş zaten zordu. Onun haricindeki diğer tüm isimler de uzun kontrat yapılacak türden adamlar değildi. Bu yüzden yeni yönetim kısa süreli nokta atış transferlere yoğunlaştı. Takdir ettiğim hamlelere imza attılar.

Öncelikle ikinci turda şapkadan çıkan Lavoy Allen serbest kalmadan 2 yıllık 6 Milyon $ karşılığı kadroda tutuldu. Sezon başında yapılan kilit bir hamleydi çünkü 4-5 mevkii bomboştu. Bu boşluktan faydalanıp sağlam istatistik yapsa Ömer Aşık gibi gelecek sezon takımın elini ayağını kilitleyen bir offer sheet’e imza attırabilirdi menajeri. Eğer malum takas imzadan evvel patlasaydı bu hamleyi göremeyecektik.

Hemen ardından sezonun ilk yarısının kralı, playoff’un soytarısı Spencer Hawes ile 2 yıllık 13 Milyon $ değerinde bir kontrat imzalandı. Bu hamlenin haberi Elton Brand gönderilmeden önce geldiği için Brand gönderildikten sonra çok anlamsızdı. Fakat yönetimin 3 haftadır malum takasa uğraştıklarını bilmediğim için açıkça söylemek gerekirse olabildiğine saçma buldum. Çünkü kontratın ikinci yılı 2013 yazında oluşacak boşluğun kapanmasına yol açıyordu. 76ers’ın her takımın ihtiyacı olduğu gibi sezon içinde parlayıp playoff’ta sönecek adamlara da ihtiyacı var, yalan değil. Kontratın 2 yıllık olması çok şık. Lokavt olduğundan beri lokavtın olma sebebine en uygun hareket eden ve en güzel şekilde yönetilen takım açık ara 76ers. Rod Thorn ve Joshua Harris’in kompradorları beni şaşırtan güzel hamlelere imza attılar.

Bu kararın ardından Louis Williams’ın muhtemel eksikliğini kapatmak için Wizards’ın bir acayip şutörü Nick Young ile 5.6 Milyon $ karşılığı 1 yıllık kontrat imzalandı. Clippers kariyerini çok sallamıyorum fakat Wizards’daki maç başına 1.8 üçlük ve %37 isabetine bakarak umarım katkı verir. Nick Young hiç izlediğim bir adam değil o yüzden kendisi hakkında takıma uyar ya da uymaz diye bir şey söyleyemiyorum. Bekleneni verebilirse -ki bu da maç başına 15 sayı, %37 üçlük yüzdesi- önümüzdeki sezon uzun vadede kontratı alabilir. Ama faydalı ve temiz bir transfer o kesin.

Akabinde gayet şık bir takas olan Dorell Wright takası yapıldı. Bu takasın ardından malum takasın patlayacağı iyice belli olmuştu. Wright karşılığında Edin Bavcic’in hakları gönderildi. Darryl Watkins denilen yağız bir delikanlı da bu takasla geldi ama Kwame Brown’u alabilmek için kendisine 5 gün sonra yol verildi. Wright’a gelince sanırım malum takas dâhil en sevdiğim ölü sezon hamlesi buydu. Çünkü SF mevkiini ciddi anlamda doldurabilecek bir oyuncu gelmeden Iguodala’nın takımdan gönderilmeyeceği %100 kesindi. Hem kelepir kontratıyla hem de performansıyla Wright mükemmel bir seçim oldu. Öncelikle adam çok sağlam bir atıcı ve çoğu takım topu dolaştırmakta sıkıntı çekerken 76ers’ın problemi şutları sokamamak.

Fakat Kwame Brown denilen Collins’den torpilli elemanı almak için neden bu kadar acele edildi buna anlam veremedim. Nazar boncuğu olsun diye aldılar zannederim kendisini. Neticede yeni transferlerin sezon içinde hepsinin birden katkı vermesi malum, mümkün değil. Elde patlayanlar olabilir. İşte Kwame Brown transferi bu noktada kilit bir önem taşıyor.

Malum Takas

Açıkça söyleyelim… 76ers öncelikli olarak Dwight Howard takasına girişti. Hedefleri onu almaktı. Howard hedefi 2 takımla sınırladığı için takas edemediler ve açıkçası basıp gitmesi kesin olduğu için çok da üzerinde duramadılar. Bu görüşmeler sırasında Bynum’un kucaklarına düşmesi ise ayrı bir ilginçlik. Bynum benim hiç sevdiğim bir oyuncu değil. Özellikle çocuksu ve rakibi sakatlamaya yönelik hareketleri belli ama 76ers Iguodala, Vucevic, Harkless ve maksimum 15. sıradaki seçim hakkını vererek Al Horford, Roy Hibbert vb türden pivotları alamazdı, adama kaç yıldır gelen takas tekliflerini biliyoruz neticede. Takasın gayet iyi olduğu su götürmez gerçek. Bynum bu sezon sonunda 76ers’da kalmazsa 76ers’ın kaybı Jason Richardson’ın kontratını yüklenmek, Harkless ve bahsettiğim draft hakkı olacak. Iguodala önemli değil zira gelecek sezon saçma sapan bir takasta gitme ihtimali vardı. En azından bir hedef uğruna mantıklı bir takasa kurban gitti. Vucevic’i pek sallamıyorum zati.

Apaçık belli şeylerden bahsetmeyi pek sevmem, Bynum’un oyunu, yeteneği belli şeyler fakat henüz 76ers yönetimi Bynum ile 76ers formasını yan yana getirebilmiş de değil. Geçenlerde çalışırken üzerinde bir 76ers şortu gördük o kadar. Fakat Rod Thorn ile geçen telefon konuşmasında 76ers’a takas olduğu için mutlu olduğundan bahsetmiş. Tipik politik bir cümle de olabilir, 76ers’ın gerçekten birbirleriyle oynamayı seven gençlerden kurulduğundan da olabilir. Bynum’un duygusal gelişimi belki bu takımda ilerleyebilir. Neticede 76ers kazanmak için her şeyi yapan bir takım olmadı hiçbir zaman. Floplar, rakibi sakatlamaya yönelik hareketler, hakemle tartışmalar, oyuncular arası yumruklaşmalar, trashtalking… Bu gibi saçma sapan hareketleri bu takımda göremezsiniz. Bu yüzden beni bu takıma 2001’de 76ers’ın finali kaybetmesi getirmişken Iverson’ın gitmesi götüremedi. Fakat Bynum’un bu sezon sonunda yürüyüp başka takıma gitmesi gibi bir seçenek her zaman var. Bazı çevreler 76ers Bird Hakkı’na sahip olduğu için 1 yıl 20 Milyon $ daha fazla önerebileceğinden bahsediyor ama Bynum’la 4 seneliğine imzalayan herhangi bir takım 2 yıl sonra kontrat uzatabilir zaten. Züğürt tesellisinden pek farklı değil bu konu. Önemli olan beyzadeye top6 sıradan bir playoff ve sağlam bir takım ortamı sunmak. Bunların üzerine ille de gidecekse zaten gitmesi yerinde olur. 76ers çok bir şey kaybetmeyecek. Belki takımın asıl eksiğinin pivot değil başka bir mevki olduğunu göreceğiz. Bu da yönetim açısından bir kazançtır. İlave olarak Bynum Eylül’de dizlerini kontrol ettirmek için Almanya’ya gidecek.

Iguodala’nın savunması kaybedilen önemli bir parça ama takım sineye çekmek zorunda. Zira bu takım Iguodala takasını yapmadan sıçrama yapamazdı ve gelen SG/SF’ler yüzünden Iguodala’nın değerinin en yükseğe çıktığı anda bu takasın yapılmasının önemi büyüktü.

Genel bir değerlendirme yapacak olursak; 76ers Louis Williams, Andre Iguodala, Jodie Meeks gibi momentum şutörlerini takımdan gönderip Nick Young, Dorell Wright, Jason Richardson gibi sağlam atıcılarla etrafını döşedi. Yukarıda da yazdığım gibi bu takım senelerdir şut sokamıyordu ve sadece 1 ölüsezonda bu kadar fark yaratabileceklerini düşünmemiştim.

Takımda ileride lazım olacak adamların yaşları şöyle: Holiday 22, Turner, Lavoy Allen 23, Thad Young, Hawes, Bynum 24 Wright 26… Holiday’in geçenlerde maksimum istediğine dair bir demeç okudum, umarım doğru değildir. En azından bu sezon lafının adamı mıymış onu göreceğiz.

Tedüz farklı bir oyuncu olduğu için hiçbir zaman onun şutu pek sorgulanmayacak. Zira adamın oyunda olduğu anda 76ers yeniliyorsa farkı kapatmaya başlıyor ve bu kategoride takım birincisi fakat Evan Turner için tehlike çanları çalıyor. Turner şans verilmeyi hak eden bir oyuncu fakat oyun stili 76ers’da şans almasını zorlaştırmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Belki diplere oynayan bir takımda gelişmesi için gereken fırsatı bulabilir ama bu takım uzunca bir süredir kazanma mücadelesi verdiği için kendisinin hataları affedilemiyor. O da bunun farkında ve istatistik haricinde kendisini ispatlayacağı bir alanın kalmadığını biliyor. Ribaund istatistiği bunun başında geliyor. Ribaund kategorisinde kısayı değerlendirmede asıl önemli kriter hücum ribaundudur ve Turner bu konuda Jrue Holiday’den bile kötü durumda. Yaptığı tamamen göz boyama amaçlı ribo asılmak. Şöyle söylesem daha iyi anlarsınız. Evan Turner sezon içinde savunma ribaundunda takım lideriyken hücum ribaundunda 11. sırada. Playoff’da ise savunma ribaundunda yine 1. sırada iken hücum ribaundunda anca 7. sırada… İki ribaund sıralamasında bu kadar fark çıkartan bir oyuncu daha önce görmedim ben. Zaten buradan belli istatistiği tamamen göz boyama amaçlı yaptığı. 76ers’ın Evan Turner’a ihtiyacı var. Özellikle hazır etrafına sağlam atıcılar da döşenmişken bu sezon kendisinin düzgün oynaması için son şans. Kendisinin 15 sayıyı aştığı maçlarda %50 galibiyet yüzdesi var.

Rotasyonun nasıl olacağı konusunda açıkçası fikrim yok. Herkesin tahmin edebileceği gibi 1 ve 5 numaralar garanti. Collins’in Hawes ve Bynum’u birlikte oynatabilme ihtimali var. Hawes Bynum oyundayken Gasol gibi pasör olarak kullanılabilir. O konu çok karışık değil bir şekilde ayarlanır fakat SG ve SF muallak. Turner geçen sezon sadece 20 maçta ilk 5 başlamasına karşın playoff’ta ise sadece ilk Chicago maçında ilk 5 başlamadı. Bunda Jodie Meeks’in mükemmel çuvallaması da etkili oldu. Fakat sezon içine bakarsak Evan Turner’lı ilk 5’in 3 galibiyet, 8 mağlubiyet gibi şahane bir derecesi varken aynı kadrodan Turner’ı Meeks ile değiştirdiğimizde 10 galibiyet, 2 mağlubiyet gibi destansı bir fark görülüyor. Meeks’in playoff’larda çuvallamasının 76ers’a yarattığı etki tahmin edilenden fazlaydı anlayacağınız. Collins zeki bir adam. Aynı tongaya düşmemek için bu sefer Thorn ile birlikte takımı komple revizyona soktu. Evan Turner’ın bu sezon işi daha zor çünkü herhangi bir SG/SF gününde değilse Collins’in yerine koyabileceği bir dolu oyuncu var. Çünkü Collins Meeks’in şut sokamadığını gördüğünde bari diğer alanlardan kurtarayım diye Turner’ı sahaya sürdü. Turner’ın ilk 5 başlamasına aslen karşı olsam da şu meseleyi neticeye erdirme amacıyla özgüven kazanması için sezon başında SG/SF olarak ilk 5 başlaması taraftarıyım. Wright oyundayken dönüşümlü olarak SG/SF mevkiini idare edecek, buna ilave olarak Holiday oyundan çıktığında topa hükmetmesi ve court vision için 1 numarada da gereken fırsatı bulabilecek. Neticede Holiday’e Royal Ivey haricinde bir yedek alınabilmiş değil. Evan Turner Holiday’den arta kalan dakikaları ne kadar iyi değerlendirirse -ki bu 10 dakika gibi gayet güzel bir rakam- kıymetini belli edecek.

PG: Jrue Holiday, Royal Ivey
SG: Evan Turner, Nick Young
SF: Dorell Wright, Thaddeus Young, J-Richardson
PF: Hawes, Lavoy Allen, Moultrie
C: Andrew Bynum, Kwame Brown

Şeklinde bir rotasyon göze çarpıyor. Villanova’dan gelen undrafted Wayns iş yapar mı bilmiyorum. Kamptan sonra belli olacak. Collins eski zamanların yüzü suyu hürmetine Kwame’yi PF olarak ilk 5’e dayayabilir. Yine de izlemeden aşağılamayayım diyorum ama yok olmuyor. Olum niye aldınız bunu ya?

Güzel ve eğlenceli bir sezon olacağa benziyor. En azından ben keyifliyim. Ortaklaşa bir NBA League Pass olayına girişebilirim. Herkese iyi seyirler.

Hayatta kalın…

Mehmet İstanbullu
mehmetistanbullu at outlook dot com…
“Niye böyle yazıyorsun sığır mısın?” diyenler için spam yağmuruna şemsiye diyelim…

12 Ağustos 2012 Pazar

Hangisi?

Hemen yanda bir anket var. Ağustos sonuna kadar açık tutmayı düşünüyorum. Açıkçası gelen, giden, okuyan, tıklayan ne düşünüyor, hangisini tercih ediyor görmek istiyorum. Bloglara ilgi devam ediyor mu yoksa diğer sosyal medya araçları çok daha mı öne geçti ve bazı araçlar önemini kaybetti mi merak ediyorum gözünüzde. Oylayın işte yav, uğraştırmayın.