Sayfalar

14 Şubat 2009 Cumartesi

Southgate Fiyaskosu

Aslında benzer bir yazıyı ben yazmak istiyordum, hatta bir kısmı da hazırdı ama şu aşağıda linkini verdiğim Boro taraftar sitesi yazarlarından Jay Bellerby'nin yazısını okuduktan sonra vazgeçtim. Bir takımın asıl sorununu kuşkusuz bir taraftardan daha iyi kimse anlatamaz. O yüzden Bellerby'nin yazısı aslında Boro'nun asıl sorununa yani Southgate'e dikkat çekmek ve en iyi çözüm yolunu aramak noktasında oldukça içten ve taraftar psikolojisinde.

Southgate Fiyaskosu

Ağır Ol da Molla Desinler!

Chelsea'den kovulan Scolari:
"Chelsea'de oyunun kaderini değiştirebilecek oyuncu yok"

YOK YAAAA!!!

Miami Marion'ı Toronto'ya Takas Etti

Matrix'in nereye gideceği uzun zamandır muallaktı. Miami'de dokular uyuşmamış ve bir türlü Wade'in takımında bir ağırlık kazanamamıştı Marion. Bir çok takımla adı gündeme geldi ancak istikameti Kanada oldu sonunda. Indiana'dan Jermaine O'Neal'ı çok büyük planlar dahilinde getirmişti Toronto ama bu takas beklemedikleri şekilde onlara çok şey kaybettirdi. Hem Toronto hem O'Neal yollarını ayırarak doğru karar vermiş oldular kuşkusuz, dokular uymayınca vücut organı reddediyor. Sonuç olarak Miami 5 numarasına kavuştu, Beasley'i ilk 5'e alma imkanını yakaladı ve bir joker Moon'u kadrosuna katarak play-off yolunda verimsiz yıldızından kurtularak önemli bir adım attı. Toronto ise 5 numaraya Bosh'u kaydırıp Matrix'i uzun forvete koyup son bir play-off atağı yapmaya çalışacak artık. Paketteki Banks'e değinmiyorum, çünkü takasın ana malzemesi Matrix bu sezon faydası dokunsa bile asıl faydayı sezon sonu biten kontratı ile verecek Toronto'ya, tam 17,2 milyon $. Takas bütün itibariyle şöyle gerçekleşti:

Jermaine O'Neal + Jamario Moon + 2010-15 arası lotarya korumalı 1. tur hakkı
=
Shawn Marion + Marcus Banks + nakit para

13 Şubat 2009 Cuma

Ne Olmuş Bu Adama?

Video yanılmıyorsam Malezya ligindeki bir maçtan. Bir faul pozisyonu sonrası beyazlı futbolcunun işine şeytan girmiş gibi bir görüntüye bürünmesi, hatta exorcist'in yeşil sahalardaki yansımasını canlandırmasını seyrettiğimde hayrete düştüm. Bu adama ne olduğunu bilen varsa paylaşsın keza aklım durdu seyrederken. Edit: Yorumlarda TK26'nın açıklaması olayı aydınlattı, Allah bu arkadaşımızın tuttuğunu altın etsin,kabuslarımızı dindirdi.

Galatasaray Altyapısı

İşte Galatasaray'ın en sevdiğim ve saygı duyduğum yanı bu.Yıl 2002 ve o zamanlardan alınmış bir resim yukarıdaki. Tabiki hepsi üst düzey takımlarda oynamıyor ancak gene de 30 da 5 oranı iyi bana göre. Ne zamanki futbol takımlar kendi öz kaynaklarından çıkan oyunculara dışarıdan gelenlerden daha çok değer verirlerse o zaman büyük kulüp olacaklardır. Bu günlerde halen daha bazı büyük kulüpler! altyapının önemini kavrayamamışken bu resmi gün yüzüne çıkaranlara ve haberini yapanlara teşekkür etmek lazım.

Kewell ve Diğerleri

Sabah Gazetesinden buram buram ders kokan bir haber:

"G.Saray'ın yıldızı Kewell'ı keşfeden antrenör David Lee, "Harry, 17 yaşındayken Avustralya yerine İngiltere Milli Takımı'nda oynasaydı, şu an çok daha zengindi" dedi. 1996'da Avustralya'nın başında olan Eddie Thompson'un Kewell'ı bir hazırlık maçında oynattığına değinen Lee, "Eddie'nin bu kararı, Harry'nin milyonlarca dolarına maloldu. Harry de profesyonel olarak yanlış kararı verdi" ifadelerini kullandı. Lee sözlerini şöyle noktaladı: "İngiltere için oynayıp Avrupa Şampiyonaları görseydi, değeri en az iki kat fazla olurdu." Kewell'ın menajeri Bernie Mandic ise "Bu kararın Harry'ye pahalıya patladığı doğru ancak o seçimini yaparken düşünmedi bile. İnsanın ülkesi için oynamasının bir gurur olduğunu savundu" dedi."

12 Şubat 2009 Perşembe

GS'de Konuşacak Laf Çok-FB'de Konuşacak Mecal Yok

Bugün işten eve gelip tv kanalları arasında zap yaparken GS TV'de Adnan Sezgin-Haldun Üstünel ikilisinin yaptığı basın toplantısına rastladım. Hatırlarsanız bundan bir süre önce Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören'in yaptığına benzer bir basın toplantısı konsepti hazırlanmış. Adnan Sezgin ve ekürisi ile basın mensupları karşı karşıya,LCD TV de yanlarında toplantıya başladılar. Yine hatırlarsınız ki, Yıldırım Demirören toplantıda yaklaşık yontma taş devrinden günümüze Beşiktaş aleyhine yapılan hakem hatalarını Ahmet Çakar ya da Erman Toroğlu edasıyla irdelerken GS'deki ekürimizin derdi Oğuz Sarvan'ın bir gün önce GS'nin basın bildirisine karşı yaptığı monoloğu irdelelemekti. Toplantı başladı ve Oğuz Sarvan'ın neredeyse her cümlesi cevaplandırıldı. Açıkçası yaptıkları yorumlardan bazıları benim de Sarvan'ın açıklamalarından sonra düşündüklerimdi. Ancak ne gerek var. Yapılan hatalara tepki olarak gerekli açıklama tüm kamuoyuna duyurulmuş ve gerekli yerlere GS'nin gücü gösterilmiş. Bunun ardından GS'nin yapacağı her açıklama ya da uygulama haklı iken (şayet haklılarsa) haksız yere düşürebilir bu kulübü. Zaten Oğuz Sarvan'ın sözlerinden "Ben bu işi ancak bu kadar yapabiliyorum. Hakemlerin gelişmesine yönelik hiçbir uygulamam yok." sonucunu tüm izleyenler çıkarmış. Bunun daha üzerine gitmeye ne gerek var. Dediğim gibi yönetim bu durumu uzattıkça GS diğer takımlara antipatik gelmeye ve işler sarpa sarmaya başlayacaktır. Önümüzde buna benzer bir FB örneği var zaten. Önceki sezonlarda hep kavga hep tartışma içinde oldular hem TFF hem de MHK ile. Ellerine ne geçti? Koskoca bir hiç. Peki sonuçta ne duruma düştüler? Türkiye'deki en antipatik kulüp. Belki de şu an, yapılan bariz hakem hatalarına karşı suskun kalmalarının sebebi bu.
Diğer taraftan MHK Başkanı Oğuz Sarvan'ın basın toplantısı yapmasına hiç bir anlam veremedim. Zaten konuyla ilgili TFF bir bildiri yayınlamış. MHK, TFF'den ayrı bir kurum mu ki ayriyeten açıklama yapma gereği duydu? Ne gerek var tekrardan bir basın toplantısı yapmaya? Amacı neydi, hala daha çözebilmiş değilim. Ama Sarvan'ın toplantıdaki konuşmasının tam metnini okuyunca adama gerçekten acıdım. "Yapamıyorum,edemiyorum,elimdekiler bu, arkadan gelen hakemlerin hiçbiri bir işe yaramıyor, kimseye yaranamıyorum, ben bin kere dedim günahınızı dağıtır gibi kart dağıtmayın diye ama kartların yazıldığı defterin kağıtlarını yetiremiyoruz, ben ne yapayım daha". Utanmasa ağlayacak, "hata yapan hakemin sahaya girip kulağını mı çekeyim"veya "girip ben mi yöneteyim maçları" diyecek. Zaten yaptığı açıklamadan sonra klasman hakemlerinin Oğuz Sarvan'a azıcık güveni varsa o da bitmiştir herhalde. Resmen kendini kurtarmak için maç verilmeyen ya da nadir verilen hakem grubunu ateşe attı. Özür falan dilemedi ama şekil olarak özrü kabahatinden beter lafı cuk oturdu konuşmasından sonra.Valla Oğuz Sarvan iyi hakem eğitmeni midir bilmem ama emin olduğum bir şey var ki eğer GS'ye 90. dakikada golü atan Mehmet Eren Boyraz'ı yakalarsa çok fena yapacak kanımca.
Bir söz de Fenerbahçe ve onun vefakar taraftarına. Haluk Ulusoy döneminde yapılan her hakem hatasından sonra ne olursa olsun hem taraftar hem yönetim cümbür cemaat Ulusoy'a giydiyordu. Ama şimdi yönetimin sesi hiç çıkmıyor. Hem de o zamanlardakine göre çok daha bariz hatalar varken. Taraftar ise cılız tepkiler koyuyor. O tepkiler de yine hataları yapan hakemlerin Ulusoy'un tetikçisi oldukları yönünde. Yani onlar da bu durumla ilgili tepkilerini ancak Haluk Ulusoy üzerinden yapabiliyorlar. Bazılarınız takımda ne var, ne oynuyor ki, hakem hatası olsa ne olacak diyebilir. Ama bir gözünüzün önünde canlandırın. TFF Başkanı Haluk Ulusoy, FB'nin berbat oynadığı bir maç ve iki bariz hakem hatası ile iki gol yemiş takım. Ne olurdu sizce? Takımın performansı mı yoksa hakemin hataları mı konuşulurdu? Ya da susulur muydu acaba?

Son olarak da hem Arda Turan hem de Aziz Yıldırım'ın özel hayatları ile ilgili saçma haberler yayınlara bir sözüm var;
UTANMALISINIZ!

Hastayım Bu Şarkıya!

Bu şarkı her çaldığında bir tuhaf oluyorum, İçim bir fena oluyor arkadaş.


george michael - careless whisper
Yükleyen moumen

Time can never mend the careless whispers of a good friend
To the heart and mind, ignorance is kind
there's no comfort in the truth
pain is all you'll find

Should've known better

I feel so unsure
as I take your hand and lead you to the dance floor
as the music dies, something in your eyes
calls to mind the silver screen
and all its sad good-byes

I'm never gonna dance again
guilty feet have got no rhythm
though it's easy to pretend
I know you're not a fool

Should've known better than to cheat a friend
and waste the chance that I've been given
so I'm never gonna dance again
the way I danced with you

Time can never mend
the careless whispers of a good friend
to the heart and mind
ignorance is kind
there's no comfort in the truth
pain is all you'll find

I'm never gonna dance again
guilty feet have got no rhythm
though it's easy to pretend
I know you're not a fool

Should've known better than to cheat a friend
and waste this chance that I've been given
so I'm never gonna dance again
the way I danced with you

Never without your love

Tonight the music seems so loud
I wish that we could lose this crowd
Maybe it's better this way
We'd hurt each other with the things we'd want to say

We could have been so good together
We could have lived this dance forever
But noone's gonna dance with me
Please stay

And I'm never gonna dance again
guilty feet have got no rhythm
though it's easy to pretend
I know you're not a fool

Should've known better than to cheat a friend
and waste the chance that I've been given
so I'm never gonna dance again
the way I danced with you

(Now that you're gone) Now that you're gone
(Now that you're gone) What I did's so wrong
that you had to leave me alone

O Kadar Oldu mu Gerçekten?

Gerçekten zaman çok çabuk geçiyor, farkına varmadan neler yaşıyoruz. Çoban Salata'nın 501. gönderisi bu. Az önceki yazıyı yazarken farkına vardım o 500. yazımız olmuş günlükte. Büyük kısmını tek başıma götürdüm, sonradan "ozhano" katıldı birlikte karalıyoruz internetin elle tutulmaz, kalemle yazılmaz sayfalarına. İyi ki başlamışım Salata'ya, iyi ki hiç bırakmamışım peşini. Yüzünü hiç görmediğim, sesini hiç duymadığım bir çok dost edindim, her biri birbirinden kıymetli. Çoban Salata artık hayatımızın vaz geçilmez tadı, tadan herkes varolsun.

Ha bu arada 501 demişken "Benim hiç 501'im olmadı ağbi, hep kumaş giydirdiler bana..."

Fındığın Kabuğu Sert Geldi

Bir önceki Magic yazısında Denver maçının oyun kurucusu mevkisi için takım için bir ölçü olacağını söylemiştim. Billups'ın Magic'e ciddi sorun yarattığını en son geçen seneki play-offlardan hatırlıyorduk zaten, bu maçta sorun çıkarması da muhtemeldi. Ama açıkçası normal oyununu oynaması bile yetti onu savunmaya çalışan Johnson, Lue ve Lee'ye. Savunmada da biraz ağır geldi eşleştiği rakiplerine ve bir adım öne çıkardı takımını. Billups bir yana bu maçı Denver'a getiren isim Anthony oldu. All-Star'ın dışında kalan, geleneksel All-Star yemeğine davet edildiği halde gitmeyeceğini açıklayan ve tek başına bir takm olabileceğini göstermek isteyen Anthony hem savunmasıyla hem hücumuyla maça damgasını vurdu. Hidayet'i savunmada oldukça başarılı ve agresifti, üstüne hücumda yırtıcı ve dağıtıcıydı. Böyle olunca hem Anthony'i savunmaya çalışmak hem oyun kurmak çok zorladı Hidayet'i. Zaten alışık olmadığımız şekilde 6 faul aldı uzun bir aradan sonra. Lue'yu mecburen oynatmak zorunda kaldı SVG ama Billups karşısında şansı olmasını tabii ki beklemiyorduk.

Bu maçın Magic kenar yönetimi, genel yönetimi ve oyuncularına verdiği mesaj açık. Hidayet'in karşısındaki kısa forvet savunmada Hidayet'i ne kadar yorarsa, Magic'in maçı kazanma şansı o kadar azalmakta. Bunun 2 çözümü var gibi; 19 Şubat'a hala vakit varken bir takas ya da uzun beşe dönerek Johnson-Hidayet-Lewis-Battie-Howard kurgusuyla yeni bir oyun planı.

Magic'in işi zor, Nelson verimsiz haliyle bile sahada olsa başta Hidayet olmak üzere en azından diğer oyuncular gerçek verimlerini ve oyunlarını sahaya yansıtabiliyorlardı. Şu dizilişte Lee ve Redick pg savunmasına mecbur kalırken, Hidayet 2 katı yoruluyor, Lewis ise her şutu baskı altında kullanıyor. Uzun beş ve 2 numara savunan Hidayet kısa forveti tehlikeli takımlara karşı bir çözüm fikridir.

11 Şubat 2009 Çarşamba

Chelsea'de Beklenen Senaryo: Guus Hiddink

Beklenen oldu ve Guus Hiddink sezon sonuna kadar Chelsea'nin başına geçti. Birçoğumuzun tahmini Hiddink'in geleceğiydi zaten, abramovich'in kurtarıcı olarak ona sığınması. Hiddink Fenerbahçe macerası hariç kariyeri boyunca gittiği takımları toparlayıp sınıf atlatan bir teknik adam oldu. Şimdi elinde belki de kariyeri boyunca edindiği en kıymetli kadro ile yola çıkacak. Mavilere Scolari'den çok çok fazla şey vereceğini ve sezon sonunda sözleşmesinin uzatılacağını düşünüyorum kendi adıma. Bu arada Rus Milli takımındaki görevine de devam ediyor Hiddink ve şu anda takımıyla birlikte Antalya'da kampta. Gelecek hafta Londra'ya gidip göreve başlayacak. Şu lafı da çok güldürdü beni "Roman (Abramovich) Rus Futbolu için çok şey yaptı, kendimi ona karşı borçlu hissettim, benim de onun için bir şeyler yapmam gerekti."

10 Şubat 2009 Salı

Haftanın Diyaloğu

9 Şubat 2009 Pazartesi akşamı yayınlanan futbol programlarından birinden,
.....
.....
Ali Şen: "Gün gelecek Bülent Uygun Fenerbahçe teknik direktörü olarak Şampiyonlar Ligi Kupası'nı Atatürk Havaalanına getirecek."
(Birkaç saniyelik suskunluk)
Semih Haznedaroğlu: "Hangi gün?"
Ali Şen: "Efendim?"
Semih Haznedaroğlu: (Yavaş ol der gibi bir bakış Ali Şen'e).
.....
.....

Atları da Vururlar!

Geldiği gün belliydi aslında kovulacağı. Sert EPL karakterine uygun bir oyun anlayışına sahip olmadan Chelsea gibi bir takımın başıa geçip, takıma oyun kurucu pozisyonunda Deco'yu monte etmeye çalışmasıyla birlikte üzerine bahisler açılmaya başlamıştı. Ben bu kadar dayanabileceğini bile beklemiyordum şahsen. Aralık gibi kovulmasını bekliyordum, şansı yaver gitti, diğer takımların enteresan puan kayıplarıyla hep zirvede kaldı. Ama sezon ilerledikçe Ada'nın büyüklerinin EPL tecrübesi faktörü ve işi ciddiye alma yaklaşımı ön plana çıkmaya başladı. Her geçen gün United, Liverpool, arsenal oyuncuları kuvvetlenirken, Maviler çaptan düştü. İkili mücadelelerde rakiplerine boyun eğmeye başladılar. Yetmedi bu güçsüzleşen takıma bir de Quaresma'yı getirdi Scolari. Kendi idam fermanını hazırladı gün be gün.

Aragones Fenerbahçe'yi sankibir İspanyol takımı, oyuncuları sanki İspanyollarmış gibi gördüğü için bugün sarı kanarya uçamıyor. Scolari de tpkı meslektaşı gibi bir turnuvada Portekiz Milli Takımını idare edercesine idare etmeye çalıştıı için Maviler gerilerde kaldı. İşte o yüzden Mavi günleri bitti Scolari'nin. İnsan düşünmeden yapamıyor şimdi, ya ScolariFener'e evet deyip Türkiye'ye gelse, Portekiz karakterindeki Fenerbahçe'ye alternatifi Aragones'ten daha faydalı olmaz mıydı? Decosu Alex, Carvalhosu Lugano, Quaresması Kazım, Ronaldosu Deivid, Meirelesi Selçuk olmaz mıydı misal. Şimdi Aragones bugün kovulsa ve Fenerbahçe Başkanı olsam getirmez miydim Scolari'yi Kadıköy'e...

Oyun Kurucusuz Oyun


Nelson'ın sakatlığı sonrası Clippers maçı son derece kolay geçmiş Hidayet, Lee, Redick, Johnson oyun kurucu pozisyonunu gayet iyi kotarmışlardı. Indiana ve Nets maçları Clippers'a göre çok daha ölçücü olacaktı oyun kurucusuz nasıl oynadığını görebilmek için Magic'in. Indiana O'Brien'ın Magic'e süpürülmemek arzusu ve gayretiyle bu maça çok iyi hazırlandığındığını 1. saniyeden son saniyeye kadar ispatladı. Maç içinde bir ara farkı 15 sayıya kadar çıkardılar. Ancak özellikle Hidayet'in iadı ve Howard'ın topladığı ribauntlarla maça asılmaya çalışırken Redick sürpriz bir katkı vererek Magic'i oyunda tuttu. Son 2 topta maçın Magic adına en iyi iki ismi Hidayet ve Redick'in harcadığı toplar bir manada maçı hakeden Indiana'ya getirirken tüm Magic taraftarını çok üzen nokta rakip 31'de 28 serbest atş sokarken Magic'in 33'te 21 isabet bulmasıydı. Bazen cidden kanayan bir yara haline gelen bu serbest atış işinde Howard'a belki toleransımız var ama kısalar kaçırdığında tam anlamıyla sinir oluyoruz.

Sonraki maç bir önceki gece spektaküler bir performans ortaya koyan ama Carter'ı sakatlığa kaybeden Nets ileydi. her ne kadar pg pozisyonunda Johnson başlamış olsa da oyun olduğu sürenin neredeyse tamamında hücumda oyun kurma işini yine Hidayet yaptı. Tıpkı Pacers maçında olduğu gibi sadece Johnson'la paylaştılar oyun kurma görevini. Son derece de başarılıydı yine Hidayet. Oyun kurma teriminin basketboldaki en basit açıklaması herhalde "hücumda en müsait pozisyondaki takım arkadaşını topla buluşturmak" olarak açıklanabilir. Nelson'ın bu sezonun sadece belli maçlarında yaptığı bu işi Hidayet onun yokluğunda her maç sanki kariyerini pg olarak geçirmiş gibi yapıyor. Nelson'ın olmadığı bu maçlardaki asist ortalaması 8.3. Bu ortalama NBA 5.liği demek asist istatistiğinde. Pg olarak oynamak Hidayet'in şut seçimlerini de oldukça değiştirdi. Post-up yapıyorya da gerçekten çok boş şutları kullanıyor Hidayet. Her ne kadar penetre boşlukları yaratıyor olsa de Pietrus ve Lewis'in bunları kullanmıyor olması, oyun ilerledikçe Hidayet'in penetrelerine yol açıyor, rakibin savunma dengesini bozmak için. Zaten bir çok asistini drive out'larla yapan Hidayet bir de sayı bulmak için penetre edince ciddi mental yorgunluk yaşadığını seziyorum ekrandan gördüğüm kadarıyla. Bir çok işi bir arada yapmak zorunda kaldığı için fiziken de yoruluyor maç sonuna doğal olarak. Bunun çözümü ancak Lue'nun süre alması ve Johnson'ın Nelson'ın nefret ettiğimiz tarzında oynamaktan vaz geçip topu başkalarına servis etmeyi hatırlamasıyla gerçekleşir.

Denver maçı oyun kurucuz oyunun, Point Forward çözümünün gerçek bir ölçüsü olabilir bu manada Çarşamba akşamı. Billups gibi bir oyun kurucu ve Anthony gibi bir üç numara karşısında Hidayet'in performansı sezonun geri kalanına ve play-off'lara ışık tutacaktır.
Hidayet yine dışarıda pozisyon almış müsait durumdaki bir arkadaşını beslemek için içeri penetre etmiş, pas hazırlığında.

9 Şubat 2009 Pazartesi

Gösteri Devam Ediyor...

Artık bıçak kemiğe dayandı bana göre. Eğer Türkiye’den Avrupa’da maç yöneten bir ve iki numaralı hakem Selçuk Dereli ve Cüneyt Çakır ise yazık bu Türkiye’nin haline. Bu olay sadece yönettikleri son iki maçla alakalı değil. İkisinin de bugüne kadar sansasyon olmamış maçı yok. Futbol seyircisi artık bıktı “bu hakemlerle lig bitecek sakin olmak lazım” laflarından. Yönettikleri her maçta maçın önüne geçmek için özellikle çaba sarfettiler. Avrupa’da maç yöneten üst düzey! denilen bu iki hakem her maçta kartlarını havada uçuruyorlar. Kalemlerinin mürekkebi bitiyor sarı ve kırmızı kartları alanları defterlerine yazmaktan. Maç ne kadar savaş halinde geçerse geçsin, hakem ortamı sakinleştirme gibi bir yola başvuramaz mı? Sakın yazdıklarımın Gs ve Fb maçlarıyla alakalı olduğunu düşünmeyin tekrar ediyorum. Neredeyse her hafta maç yönetiyorlar ve her hafta yeni showlar sergiliyorlar Türkiye’nin değişik illerinde. Tabi ne olursa olsun gözlemcilerden düşük not almadıkları için Avrupa’da hakem seçimini yapanlar da çok iyi zannediyorlar bu iki hakemi. Özellikle Selçuk Dereli’nin bazı Avrupa maçlarını izledim. Futbolcularla o kadar iyi bir iletişim halinde ki anlatamam size. Pozisyonlara genel de yakın ve doğru kararlar veriyor. Avrupa’da bu kadar iyi maçlar yönetirken nasıl oluyor da Türkiye’de rezil ediyorsun mesleğini. Anlam veremediğim bu. Ön yargılı mı çıkıyor ya da yumuşak davranırsam tepeme çıkarlar diye mi düşünüyor bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Bu iki hakem Türkiye ile Avrupa maçları arasında çifte standard uyguluyor. Bu arada Cüneyt Çakır’ı soruyorsanız o zaten Allahlık. Cüneyt Çakır bu ülkede top-class hakem olabiliyorsa Avrupa’da maç yönetebiliyorsa yazık. Bu adamın babası (eski hakem) bunu hiç mi eleştirmiyor hiç mi laf söylemiyor acaba. Kısacası eğer bu iki hakem bizim ülkemizin hakemlik açısından Avrupa’ya açılan kapısıysa ve eğer MHK bu şekilde Süper Lig hakem havuzunu 8-10 hakemle sürdürmeyi düşünürse Allah Türk futbolunun sonunu hayretsin. Zaten ne MHK yönetiminin ne de TFF yönetiminin uzun soluklu yönetimler olacağını düşünmüyorum. (Tam işte kimsenin dokunamayacağı bir adam derken terk-i diyar eyledin Hasan Doğan. Sen bu Futbol kaosunu sona erdirecek tek adamdın. Belki de o kadar iyi biriydin ki Allah bunlarla mı uğraşacaksın dedi ve yanına aldı seni. Allah mekanını cennet eylesin.) Gösteri derken AraGOnes'ten bahsetmemek olmaz. Eğer maç 1-0 Fb aleyhine iken 58. dakikada Alex ve Guiza çıkıp Semih ve Kazım oyuna giriyorsa bu maçla ilgili yorum yapmanın fazla anlamı olmadığını düşünüyorum. Aragones'in sözleşmesinin içeriğini bilmiyorum ama eğer t.d. beni kov diye bas bas bağırıyorsa başkana ve başkan o t.d.'yi kovmuyorsa o sözleşmede kimsenin bilmediği ya da var olmasını istemediği bir madde olabilir.(Eğer sözleşme süresi bitmeden t.d. ün görevine son verilirse t.d. sözleşme boyunca alacağı ücretin tamamını klüpten tahsil eder. Bknz. Vicente Del Bosque-8Milyon euro) Baksanıza üstteki resimde "Acaba daha ne yapsam da kovdurabilsem kendimi" diye kara kara düşünüyor:)

P.s. Tekrar bir baktım da uyuyor da olabilir gibi geldi bana. Hemen haksızlık etmeyelim.
Konyaspor-Beşiktaş maçı ise Mustafa Denizli'nin takıma koymaya çalıştığı mantalitenin iflasıdır. Beşiktaş 2009 yılında hiç yenilmedi. Ama kazandığı tüm maçları tek farklı kazandı. Amaç her maçta sağlam defans nasıl olsa bir gol atarız oldu. Ama bu sefer Denizli'nin istediği gibi olmadı. Bu güne kadar kazandığı hiçbir maç da taraftarına zevk vermedi bana göre. Gelecek haftaki Trabzonspor maçı Beşiktaş için ya tamam ya devam maçı olacak ve gerçekten çok sıkıntılı geçecek. Galatasaray'a fazla diyebilecek birşey yok. Takımın teknik direktörü belli değil, görünen ise teknik direktör vasfına sahip değil. Futbolcuları neden kaynaklandığı tam olarak bilinemeyen uzun süreli sakatlık derdindeler. Var olanlar da iyi niyetli bir şekilde mücadele ediyorlar. Bazen iyi bazen kötü. Sakatlar varken idare edilmeye çalışılıyor bana göre. Ama artık Lincoln'e dur denmeli. Taraftar Lincoln'ü ilahlaştırdıkça Lincoln takıma ihanet ediyor. Birisi ona bulunduğu klübün dingonun ahırı olmadığını söylemeli. Ve eğer hakem hakem olsaydı maçı çoktan kaybetmişlerdi. Ancak şundan da eminim ki Gs sezon içinde hiçbir zaman Fb'nin şu anki aciz durumuna düşmeyecektir. Bir süre daha bu şekilde debelenmeye devam eder. BAL'ına (Baros-Arda-Lincoln) bir de oz büyücüsünün sihri eklenince seri galibiyetlerin geleceği düşüncesindeyim. Trabzonspor, kodamanlar birbirini yerken ben aradan sıyrılıp devam edeyim havasında ve devam ediyor da. Helal olsun Ersun Yanal'a helal olsun takıma helal olsun yönetime ve tabiki taraftarına. Bu hafta biraz da şansla Ankaragücünü yenseler de özünde gayet iyi takımlar ve eminim ki lig sonuna kadar şampiyonluk potasında olacaklar.
Sivasspor da aynı Trabzonspor gibi. Şu ana kadar Ts dışında hiçbir klübün yapamadığını bırakın, konuşmayı bile düşünmediği şampiyonluk yolunda bu hafta da yara almadılar. Ama ilerleyen haftalarda özellikle Anadolu takımları ile oynayacakları deplasman maçlarında beklemedikleri puan kayıpları yaşayacaklarını düşünüyorum. Diğer taraftan Bülent Uygun gittikçe antipatik gelmeye başladı hem bana hem de onu Sivasspor taraftarından sonra en çok seven Fener taraftarına. Bknz. Fenerbahçeli taraftarlar forum sitesi. Bülent Uygun eğer bir rol model arıyorsan Fatih Terim ya da Mourinho gibi olmaktansa geçen haftalarda laf çaktığın Arsene Wenger ya da Alex Ferguson gibi ol. Eğer bu halin kişiliğinin bir yansımasıysa o zaman işinde çok ileriye gidebilirsin ama sevilmezsin ve desteklenmezsin. Ve Gaziantep. Sakatları iyileşti. Geliyor gümbür gümbür haberiniz olsun.

Tüm bunlar ışığında sezon sonunda Süper Ligdeki sıralama bana göre şöyle olacak:

1. Trabzonspor
2. Galatasaray
3. Sivasspor
4. Beşiktaş
5. Gaziantepspor
6. Fenerbahçe
7. Ankaraspor
8. Bursaspor

Sizden de sıralama bekliyorum. Lig sonunda bu sıralamalar üzerine yorumlarımızı yaparız. Ama Aragones aynı performansı sergilerse sıralamada daha aşağıya düşmesi de muhtemel. Fb'de işlerin yoluna girmesi için ya Aragones gidecek ya da Brezilyalılar. Sizce hangisi?