Sayfalar

27 Şubat 2010 Cumartesi

Adam Değilsin John!

Bridge kendinden bekleneni yaptı ve bugünkü City - Chelsea maçının başlangıç seremonisinde Terry'nin elini sıkmadı. Verdiği mesaj bence başlıkta ve Terry'nin yüzü de durumunun rezilliğini apaçık anlatıyor. Değer miydi be John! Bu arada City Chelsea'ye Bridge'in şerefine 4 çaktı :) Skor 4-2 City galibiyeti.

Power Bitti Yaşasın Virgin Radio!

Çok büyük iş yaptılar. Daha önce açıkçası adını bile duymadığım bir radyo istasyonuydu Virgin. Ama yaptıkları şu iki önemli transferle hem Power FM'in belini kırdılar hem de yabancı müzik yayını yapan radyolar arasında bir anda öne fırladılar. Geveze ve Bay J alışılmış saatlerinde yani 06:30-10:00 ve 18:20 saatleri arasında en azından benim neşem olmaya devam edecekler. Bay J "Şu ortamda Power FM'in verdiğini verecek zor çıkar, buradan ayrılmam zor" türünde çok laf söylemişti programında, demek ki çok ciddi paralar aldılar. Helal olsun, fazlasıyla neşelendiriyorlar insanı sesleriyle. Sırf onlar değil, aşağıdaki resimde diğer transferleri de bir inceleyin, radyolar arası transfer şampiyonu olmuşlar adeta. Virgin Radio Doğuş Grubu'nun bir medya kuruluşu tıpkı NTV ve kanalları gibi. NTV'nin milli maçları almasının ardından böylesi önemli bir atılımın daha gelmesi pazar paylarını arttırmak için Doğuş Medya yöneticilerinin çaba içinde olduğunun göstergesi. Dilerdim ki Geveze'nin ekibi de Virgin'e geçsin ama sanıyorum onlar daha komedi ağırlıklı bir içerikle devam edecekler Power FM'de, onlara da başarılar dileyelim
 Zaman zaman sabahları Power FM'i yoklayacak olsak da artık asıl radyomuz Virgin'dir (hem yeni medeni halime de uygun, he he).

26 Şubat 2010 Cuma

Welcome Back to Big Momma's House

Herkes annesinin evine döndü sonunda.
Başı önde, pişman, elindekini göz göre göre kaybetmiş...
Ama işte maalesef treni bir kez kaçırdın mı bir daha aynı trene binemiyorsun...
Tren sen olsan da olmasan da, hatta sen olmayınca daha hafif ve daha hızlı, uzaklaşıyor...
Başka seferlere bakmak gerek artık, hiç birinin Hamburg'a gitmeyeceğini bile bile hem de...
O muhteşem annenin o muhteşem ligine tekrar hoşgeldiniz...
Haydi devam birbirinizi yemeye!

Saldır Galaatasaray

Galatasaray 1-2 Atl. Madrid

Kendi stadında bile orta saha hakimiyetini eline alamıyosan ve rakibe bırakıyorsan yenmek hayal, beraberlik bir ihtimal. O da şansınla ya da kalecinin muhteşem performansıyla.

Kendi stadında bile rakibine kendi oyununu kabul ettiremiyorsan, oyunun hızını sen belirleyemiyorsan, neredeyse 8-1-1 oynuyorsan deplasmandan avantajlı bir skorla dönsen bile elenmeye şaşırmamalısın.

Takımda gerçek anlamda bir santraforun yoksa olmaz. Kendi liginde idare edersin ama Avrupa maçlarında adamın gözünün yaşına bakmazlar. Bu lafım Arda'nın kötü olduğu anlamına gelmesin. Adam mecburiyetten orada oynayınca maçlarda potansiyelinin çok çok altında kalıyor. Sola geçti mi kendine geliyor. Bakınız: gol.

Arda'nın boyu kaç? Defans oyuncularımız onu uzun paslarla beslemeye çalıştılar. Onu marke eden adamdan nasıl kurtulsun? Yine de kanatlara kaçarak orta sahaya yaklaşıp top alarak birşeyler yapmaya çalıştı. Bu oyun planı ile daha fazlası da beklenemezdi.

Rakibin yedek kalecisinin ne kadar etkisiz olduğunu hem ilk maçta yediği golde hem de ikinci maçta Elano'nun zayıf şutunda topu sektirmesiyle görmüşken, elinde uzak mesafeden sert ve isabetli şut atan tek oyuncu olarak Elano varken o niye çıkar? (Sakatlanmış haberlere göre, yeter artık.)

Maçta Elano'nun yerine oyuna girmesi düşünülen ilk oyuncu Ayhan mıdır? Bence hayır. Sözde amaçlanan Ayhan'ın defans ile orta saha arasındaki bağlantıyı kurması ve orta sahada kazanılan topları sağa sola servis etmesi. Ama Ayhan artık eski Ayhan değil. Ayakta kalmakta sıkıntı çekiyor. Çok kolay top kaybediyor ve oynadığı mevki top kaybının sıkıntılar yaşatacağı en önemli bölgelerden biri.

Caner'in aklı penaltı pozisyonunda kaldı ve 3 dakikada 2 sarı ile oyundışı kaldı. Bu gecenin amatörlük timsaliydi.

Servet onca oyuncu varken sahanın çıkana kadar en verimsiz oyuncusu olan Agüero'nun ağzına kramponu sokması sonrasında inşallah çıkmaz dedim ama olmadı. O kramponu Forlan'ın da ağzına sokmasını bekledim ama o da olmadı.

Neill- Servet ikilisi birbirleriyle yine hiç anlaşamadılar çünkü Servet Neill'i dinlemiyor, Neill eliyle çık işareti yapıyor, o kafasını başka yana çeviriyor, bildiğini okuyor. Herşeyi çok iyi biliyor ya.

Taraftar sanırım sahada maçı 0-0'a bağlamayı amaçlayan bir oyun görünce hayal kırıklığına uğradı ve sadece Galatasaray'ın golü gelince biraz hareketlendi. Onun dışında taraftarda da sahadakileri ateşleyecek bir hareketlilik yoktu. Bari " saldır Galaaatasaray" deslerdi. Belki sahadaki oyuncular birşeyler anlarlardı.

Tüm bunları demişken son dakikalardaki tartışmalı demeyeceğim, kabak gibi tartışmasız pozisyonda penaltı kararı verilseydi, gol olsaydı, maç 2-1 bitseydi sadece tek bir cümle yazacaktım:" Biz bu kadar sıkıcı, mahkum ve yüreğimiz ağzımızda iki maç sonucunda Atl. Madrid'i eledik ya kesinlikle bu kupada yarı final ya da final görürüz."

Şimdi Rijkaard'a da birşey diyemiyor insan. Elindekilerle atak futbolu oynasa tam bir intihar olurdu, ama bu kadar da mahkum olunmaz ki. Sanki çok muhteşem savunma yapabilen bir ekibizmiş gibi. Resmen 7-8 oyuncuyla alan savunması yaptık ve maç boyu hiç çıkmadılar.

Sonuç olarak iki maçı da kesinlikle haketmedik, İspanya'daki maçı şansımızla berabere bitirdik, bu sefer de o şansımız yüzümüze gülecekti ki hakem faktörü ortaya çıktı. Döndük yine kendi ligimize. Buyrun yiyelim birbirimizi. Gücümüz anca birbirimize yetiyor zaten.

25 Şubat 2010 Perşembe

Zorla Verilen Özgürlük...

Baldan Tatlıymış!!!
Çok Şükür Ya Rabbi!!!

Meclis Görev Başında! Hiddink'in Maaşı

Bir arkadaşımızın yorumuyla haberimiz oldu gelişmeden, keşke Adsız olarak yazmasaydı da adını da öğrenseydik. Yaza yaza sonunda meclisin gündemine getirdiniz bu konuyu demiş yorumcu dostumuz. Son dönemde 2 kez üzerine yazdığımız konuydu Hiddink'in maaşı. Meclisi göreve davet etmiştik. Acaba Terim olduğu için mi bu kadar tepki veriliyordu yoksa gerçekten vekiller vekilliğimizi yapıp bu işleri kovalıyordu merak etmiştik. Terim'in 1,5 milyonuna kazan kaldırılırken Hiddink'in 3,5 + primlerine nasıl bir tavır takınılacaktı acaba dedik hep. DSP Genel Sekreteri ve Denizli milletvekili Hasan Erçelebi de bu işi doğru bulmayanlardan. Erçelebi hem Hiddink'in aldığı paraya hem de Milli (!) Takımın başına milliyeti başka olan bir çalıştırıcının gelmesine takmış durumda. Demek ki 1 kişi de olsa meclis de bizim gibi düşünenler varmış. Bakalım Erçelebi'nin soru önergesine ne cevap gelecek?

Roman Yeniden Yazılıyor

Euro 2008'in yıldızı, bir çok kulübün peşinden koştuğu ama İngiltere'yi tercih edip 20 Milyon Pound'a Spurs'e gelen Pavlyuchenko'nun düşüşü de çıkışı gibi çok hızlı olmuştu. Geçen sezon ligde 28 maçta sadece 5 gol çıkarabilen Rus yıldız, FA ve Lig kupalarında kolay rakiplere karşı 9 gol üretmiş bu da kimseyi tatmin etmemişti. Bu sezon bu hafta sonuna kadar sadece 4 kez ligde forma bulabilen Pavlyuchenko gol atamamıştı. Pazar günkü Wigan maçı onun yeniden doğuşu oldu adeta. Oyuna sonradan dahil olup attığı 2 gol Celtic'e verilen Keane sonrası beyaz formayla neler yapabileceğini hatırlattı Redknapp'a. Dün geceki FA Cup tekrar maçında Bolton'a karşı ilk 11'deydi uzun süre sonra yeniden Roman. Bembeyaz bir sayfaya başladığını tekrar deklare etti adeta 2 gol de Bolton ağlarına gönderirken. Ada'da Roman yeniden yazılıyor, hatta Roman kendi kendini yazıyor, bir kez daha.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Kaput

Sol diz ön çapraz bağlarını yırttı Josh Howard. Daha formasını terletemeden sezonu kapadı Washington'da. Ne faydası oldu yeni takımına? Diğer oyuncular da şut atabilecekler!

Şansal-Erman Anketi Üzerine...

Aslında özellikle Erman Toroğlu'na olan antipatiden dolayı, Şansal ve Erman'sız yani Maraton'suz bir Lig Tv'nin daha iyi olduğunu savunanların sayısının daha yüksek olacağını düşünüyordum. Ama ankete katılanlar maçlardan sonraki yayınlardan Şansal ve Erman kadar tat alamadılar demekki. Geçenlerde Kontorland'dan C3Mo bizim de anketimiz paralelinde Erman Toroğlu ile ilgili çok güzel bir yazı yazmış. Futbolseverler ondan hem hiç haz almıyor ama seyretmeden de duramıyorlar tezinden hareket etmiş C3Mo. Okumanızı tavsiye ederim:

"Bizim milletimizin bir huyu var; bir adama küfür eder, beğenmediğini söyler ama akşam gider o programı seyreder. Ertesi gün gene gider millete o sevmediği programı yada adamı neden sevmediğini anlatır durur.
......
Aynısı Erman Toroğlu için de geçerli. İnsanlar Erman Toroğlu'nu izliyorlar. Ondan sonra dışarıda birden temiz aile çocuğu oluveriyorlar. Ay bu Erman Toroğlu da çok maçoymuş da, ay Erman Toroğlu lan demiş de, bak bak nasıl konuşuyor terbiyesiz falan da filan da. Gören de sanacak ki Erman Toroğlu'nun yerine entelektüel bir spor programı yapılsa izleyecek millet.Erman Toroğlu da böyle işte. Belki sevilmiyor ama çoğu kişi tarafından izlenen bir kişi ve dahi söylediklerine çoğu zaman "doğru söylüyo lan" denilen bir kişi. İzleniyor yani. Adam izlettiriyor kendini. Artık doğallığından mıdır, bilinçli mi yapıyor bilemem. Kahve ağzıyla konuşuyor doğrudur, ama insanlar da izliyor işte. Zaten izlenmese adamı bu kadar yıl tutmazlar orada. Ha ben bunları diyorum Erman Toroğlu'nu çok sevdiğimden mi tabiki hayır ama maratonsuz ve Erman Toroğlu'suz bir Pazar akşamı televizyonu siyah beyaz izlemektir... Yağsız tuzsuz patlamış mısırdır..." (Kontorland)

Editsel Hareket: Valla ben yukarıdaki görüntüyü aldığımda anket kapanmış, toplam oy sayısı 73 görünüyordu. Ancak nasıl olduysa anket kapandıktan 10-12 saat sonra toplam oy sayısı 74 oldu ve "Hayır" diyenlerin oranı %29'a çıktı. Bu sebeple bütün uğraşlarımıza rağmen üzüntüyle açıklıyorum ki ankete hile karışmıştır. Anket kapandıktan sonra o 1 oy nasıl oraya eklenebildi? Cenky ve volkanbk3'e soruyorum.

Günün Sözü

 

Ancelotti: Italy will unite behind Chelsea against Inter.

 

İtalya Inter'e karşı Chelsea'nin arkasında birleşecektir.

Bursastore:Şampiyonluktaki Rakiplere Hodri Meydan

Hep üç büyükler birbirleri ile mi dalga geçecek? Hep birbirlerini mi kafaya alacaklar? Belki kısa süreli bir başarı onların yakaladıkları belki de artık 5. bir büyüğümüz var diyeceğiz ama yönetimlerinin bu tür galibiyetlerden nemalanmak için ellerinden geleni yapacakları bir gerçek. Bursaspor yönetimi Fenerbahçe-Bursaspor maçında alınan galibiyete istinaden iki ürünü piyasaya sürmüş. Sonuçta üç büyüklerden öğrendiler onlar da bu tür takılmaları:

Biz Galatasaray-Fenerbahçe-Beşiktaş üçlüsünün birbiri ile olan maçlarından sonra bu uygulamaları görürdük. Bursa da bu kervana katıldı. Gerçi Beşiktaş'ı da aynı Fenerbahçe gibi 3-2, Galatasaray'ı da 1-0 yenmişlerdi. Tabi ligin ilk yarısıydı ve böyle bir yarışın içinde henüz değillerdi. Bu galibiyetin Bursa'da şampiyonluk yolunda ayrı bir mutluluk yaşattığı aşikar.
Bu arada Bursastore Genel Müdürü 31. haftadaki Galatasaray ve 34. haftadaki Beşiktaş maçları için stok yapmaya hazırlandıklarını bildirmiş. Ne diyelim hayırlısı olsun. İnşallah Bursaspor şampiyonluktaki bu yarışını sezon sonuna kadar sürdürür. Çünkü gerçekten çok iyi futbol oynuyorlar, çok güzel destekleniyorlar, sonuna kadar hakları bu. Tek sıkıntılı yanları, başlarındaki muhabir tokatçısı başkanları. Belki o da düzelir...

Ekmek Fiyatına Süper Lig Maçı


Manisaspor-Diyarbakırspor Maçı Bilet Fiyatları:

Kale Arkası (Spil-Gediz) Tribün: 1 TL
Açık Tribün: 2 TL
Kapalı Tribün Alt: 5 TL
Kapalı Tribün Üst: 10 TL

Manisaspor yönetimi, hem ligde kalma yolundaki en önemli rakiplerinden biri karşısında seyirci desteğini maksimum derecede sağlamak hem de son haftalarda kendi sahasında oynadığı maçlardaki seyirci verimsizliğine son vermek için Diyarbakırspor maçı bilet fiyatlarında indirime gitmiş. Akıllı bir strateji. Bana kalırsa bu uygulamayı sezon sonuna kadar sürdürseler hiç fena olmaz. Çünkü Süper Lig'den düşmenin Manisa'ya vereceği maddi zarar yanında bundan sonraki maçlarda yukarıdaki bilet fiyatlarının uygulamanın vereceği maddi zarar hiç kalır. Stadı her maç doldurabilmek de yanlarına kar kalır.

Yanlış hatırlamıyorsam bir ara Kayserispor yönetimi de stadı doldurabilmek için aynı şekilde bilet fiyatlarında yukarıdakine benzer bir indirime gitmişti ve dampingli bilet sayesinde oynadıkları maçta yeni stadlarını hınca hınç doldurmuşlardı.

23 Şubat 2010 Salı

Hertha Çökerken Seyreden Adam

Hertha Berlin'in Benfica ile Avrupa Ligi'nde deplasmanda oynadığı maç henüz sona ermedi ama bundan sonra maçın skorunun ne olacağının bana göre pek de önemi kalmadı zaten. 60. dakikada 4-0 önde Benfica. Bir efsane akım, bir başkent takımı, hem de öyle hikayeden bir takım değil, son 10 sezonda 2 kez Almanya Kupası kazanmış, Şampiyonlar Ligi oynamış, bir çok kez ilk 4'te Bundesliga'da kendisine yer bulmuş olan Hertha Berlin bu sezonki engellenemez dibe seyahatine devam ediyor. Hertha Berlin çökerken bunun sorumlusunu pek uzaklarda aramaya bence gerek yok. Takımın başına Ekim ayında geçen Funkel değil müsebbib, o adamın adı Michael Preetz. Evet o bildiğimiz eski Alman Milli forvet, Berlin efsanesi adam. Tam 7 sene terlettiği o formayı en tepeye taşısın diye takımın Genel Menjerleğine getirilen Preetz. Haziran ayında Futbol Takımının sorumluluğuna geldiğinden beri yapılan transferler, hoca tercihleri Hertha'yı adeta bitirdi. Transfer sezonunda en önemli oyuncuları Pantelic'i, Babic'i, Chahed'i, Simunic'i kaybeden, takıma çok şeyler katan Voronin'i takımda tutamayan, Cufre'yi harcayan Preetz, bu adamların açıklarını eften püften adamlarla kapamaya çalışınca sonuç felaket oldu. Janker dışında elle tutulur tek transferi yok Berlin'in. Bu gece Benfica'dan fark yerken, Bundesliga'da son sıraya demirlemişken Preetz o koltukta daha ne kadar oturacak çok merak ediyorum. Bu takımın geçen sezonu 4. bitirirken sahip kadro kalitesi ve oynadığı topu hatırlıyorum da Preetz'in hala istifa etmemiş olması beni hayrete düşürüyor. Her şeye rağmen Berlin ligden düşerse bizim büyüklere gelebilecek hala bir kaç oyuncusu mevcut. Fink Beşiktaş'ta oynayabiliyorsa Friedrich, Janker, Dardai, Wichniarek, Turkcell Süper Lig'de çok iş yaparlar.

Necati Bilgiç Abi, Bir Arpa Boyu Yol İlerle...

Fenerbahçe'nin puan kaybettiği her maçı ucundan bucağından hakemlere bağlayan Necati Bilgiç Abimiz beklediğim üzere puan kaybını yine hakemin Bursaspor'un ikinci golünden önce aleyhlerine verdiği endirekt serbest vuruşun yanlışlığına bağlamış. Necati Abi'ye tek sözüm: Necati Abi Sen nerdesin, takım nerde? Allah'tan desteklediğin kulübün taraftarı herşeyin farkında.

Yazılarından örnekler:

"Hakem Rezaleti
F.Bahçe farklı kazanacağı maçı hakem rozeti takmış bir zavallının maç boyunca yaptığı büyük hatalar ve Bursaspor'a yaptığı ikram sonunda 3-2 kaybetti. Maçın başında öne geçen sarı-lacivertliler farka gidecek bir futbol gösterirken hakem devreye girdi ve Bursasporlu futbolcuların kendini her yere atışına F.Bahçe aleyhine faul verdi. Bunlar yetmedi. 82'de F.Bahçe 2-1 galipken ceza sahası içinde havadan gelen bir topa Volkan'la beraber çıkan ve rakibine dokunmadan topu çıkaran Bilica'nın aleyhine çift vuruş vererek Bursa'nın beraberliği sağlamasına neden oldu. Daum'un bundan sonra son dakikada galip gelmek için Gökhan Gönül yerine Gökhan Ünal'ı alması ve tüm hatlarıyla rakip sahaya geçmesi sırasında kaptığı topla kontratak yaparak ve kaleci Volkan'ı mağlup etmeleriyle beraberlik için çırpınan Bursaspor'un maçı 3-2 kazanmasını sağladı.
Bursaspor için söyleyecek bir şey yok. İstedikleri bir hakemle arzuladıkları sonuca ulaştılar. F.Bahçe hakem hatalarıyla bu defa beraberliği bile kurtaramadı......Merkez Hakem Kurulu'nun bu maçın kasetini alıp Bülent Yıldırım'ın ne kadar çok hata yaptığını tespit etmesini, Yıldırım'ın da düdüğünü duvara asmasını öneririm. F.Bahçe bunu da telafi eder ama namuslu hakemlerle...."

"Gençerler Rezaleti
Koray Gençerler iyi bir yardımcı hakemdi. Geçen sene onu kimin torpiliyle bilinmez orta hakemliğe çıkardılar. Maçta yata kalka yönetim gösteriyordu. Ama böyle dün geceki gibi karşılaşmayı yönetemeyeceği maçın başından belli olmuştu. Ne olursa olsun F.Bahçe'den puan almak isteyen Diyarbakırspor rakibini sert bir futbollla durdurmaya çalıştı. Sarı-lacivertlilerin ilk yarıda Semih'in rakip kaleci tarafından kurtarılan iki şutu dışında önemli bir hareketi olmadı. 2. yarıda Özer sakatlandı yerine Güiza oyuna girdi ve F.Bahçe atakları sıklaşmaya başladı. Bence maçın kaderi 64. dakikada değişti. Soldan yapılan güzel bir ortada kafa vurmaya hazırlanan Güiza, Basem Abbas tarafından sağ kolundan çekilerek yere indirildi. Fakat bu açık penaltıyı sayın (!) hakem vermedi. Uzatmayı oynatamadı Lugano sakatlanıp yerini Deniz'e bıraktıktan sonra Ayman uzaktan bir şutla kaleyi denedi ve şanslı bir şut 90'dan ağlara takılarak misafir takımı galip duruma geçirdi. F.Bahçe atakları 90'da Santos'un kafasıyla beraberlik getirdikten sonra hakem beyimiz kendisine sert giren Barış'la karşılıklı itişen Mehmet Topuz'a kırmızı kart göstererek bir hata daha yaptı. Ve rakibe çıkardığı sarı kartı da göstermeden cebine attı. Üstelik beş dakika uzatılan maçın itişmelerle en az 3 dakika daha oynatılması gerekirken 4.30 saniye uzatmayla maçı bitirdi. Diyarbakırspor canla başla çalıştı. Böyle lokum gibi hakem olunca da puanı kaptı."

"Yankaya Sınıfta Kaldı
....Yankaya sınıfta kaldı MHK'nın yanlış bir şekilde kritik Antalyaspor- Fenerbahçe maçına atadığı hakem Özgür Yankaya, seyircinin etkisinde kalarak çok önemli hatalar yaptı ve sonucu etkiledi. Özellikle Güiza ile Ali Bilgin'e ceza sahası içinde yapılan açık fauller ile Özer'in altı pastan gollük vuruşunu koluyla çelen Batak'ın hareketini cezasız bırakması affedilemez...."

"Hakeme Rağmen
...Bursa, oyunun başında ve değişikliklerden sonra biraz baskılı oynadıysa da canla-başla savaşan Fener defansını aşmayı başaramadı. Bir de maçta rezil yönetim gösteren bir hakem üçlüsü vardı. Ofsayt pozisyonlarını atlayan, autlara korner veren, gözünün önündeki net golü es geçen yardımcı hakemlerin yanında; kaval yerine ağzına düdük verilen Deniz Çoban, topa yapılan müdahalelerin hepsine Fenerbahçe aleyhine faul çalıp sarılacivertlileri çıldırttı. Yerde Bilica'ya tekme atan Sercan Yıldırım'ı seyrederken, elini cebine götürmedi. Aynı anda ortada kalan topa giren Lugano ile Yenal'ın pozisyonunda da Lugano'ya yanlış sarı kart gösterdi. Deniz Çoban, böyle bir maçın hakemi olmadığını ortaya koydu...."

"Uydurma Penaltı
...İkinci yarıda Vederson'un yerine Gürhan'ın girmesi F.Bahçe'yi hareketlendirdi ama bu defa da yardımcı hakemlikte başarılı olmuş Koray Gencerler sahneye çıktı. Bursaspor maçında Sercan'ın yaptığı hareketi yapan Jaba'nın lehine penaltı uydurarak skorun artmasına neden oldu. Oysa Önder ne rakibe ne topa müdahale etmişti. Jaba'nın cinliği hakemi yanıttı. Son dakikalarda Fener'in baskısı arttı ama sadece takımının en kötülerinden Deivid'in attığı gol şeref sayısından öteye geçemedi. Ve zirve umutları iyice tükendi. Sanırım "Dede" Beşiktaş maçı öncesi futbolcularının sakatlanmasından ve ceza görmesinden korktuğu için bu kadroyu sahaya sürdü."

Yukarıdakiler Fenerbahçe'nin ligde puan kaybettiği maçlardan sonra Necati Abimizin yazdığı yazılardan bazıları. Tabi yazılarının içinde takıma ait de ufak tefek eklemeler var ama ana kısmı hakem oluşturuyor çoğu zaman. Açıkçası "75 yıldır futbolun içindeyim" diyen bir insandan, artık duayen kategorisinde anılması gereken bir spor yazarından çok çok daha fazlasını bekliyorum yazılarında. Bu tip her puan kaybını hakeme bağlayan, TFF'ye giydiren, MHK'yı sürekli istifaya çağıran, hakem hatalarının sadece taraftarı olduğu takım lehine olduğunu anlatan yazıları ancak benim gibi fanatik, olaylara at gözlüğü ile bakan, sadece kendisi gibilerinin okuduğu, kimsenin kaale almadığı kişilerin yazması gerekir. Anlayana...

22 Şubat 2010 Pazartesi

Lanet Getirdiniz!

Bürokrasi denilen acayip düzen içerisinde, hasbel kader bir makam ve koltuğa sahip olmuş, ciğeri beş para etmez adamların eline bakmak zorunda kalmak çok acı. Sorun çözmek değil sorun çıkarmak, yardımcı olmaya çalışmak değil işi yokuşa sürmek, paylaşarak büyümek değil paylaşmadan ezmek için var olan bu adamlar gece yataklarında nasıl rahat rahat uyuyorlar, öbür tarafı hiç mi düşünmüyorlar anlayamıyorum!

Gün gelecek yetki sahibi olanlar değişecek, insan olan, adam olanlar oturacaklar o ve daha yukarıdaki koltuklara. İşte o gün hakkaniyet nedir, hizmet nedir, insanlık nedir öğrenecek halk. O vicdan fakirleri de hak ettiklerini bulacaklar.

Lanet getirdiniz gençliğe! Defolun gidin artık! Ya da bekleyin ,sizi def edeceklerin gelmesi yakın, o zevki bizlere bırakın!

Rijkaard Seni Seviyoruz Ama...

Rijkaard'ın takımın başında olmasından son derece mutluyum. Uzun yıllar inşallah Galatasaray'ın başında olur ve onunla birlikte başarıları yakalarız. Bu düşüncem geldiğinden beri neredeyse hiç değişmedi. Ama neredeyse kelimesi yok mu o kelime muhteviyatında çok önemli bir olguyu barındırıyor. Giovanni Dos Santos geldiği zaman Barcelona'da oynamış gelecek vaadeden bir futbolcu diyerek sevindim, sevindim ama transfer nedenini de pek fazla anlamadım. Ama yine vardır bir bildiği Rijkaard'ın dedim. Belki de körü körüne, yapılan her uygulamanın gerekliliğine kendini inandırmak çok yanlış. Rijkaard belli ki Dos Santos'u isterken takım için gerekliliği yanı sıra aralarındaki özel ilişkiyi de göz önünde bulundurmuş. Olsun, teknik direktörlerin bu tip olayları olabilir zaman zaman.

Sonda söyleyeceğimi ilk başta diyeyim: Dos Santos, Türkiye gibi mücadele gücünün çok üst seviyede olan bir ülkede futbol oy-na-ya-maz. Fizik gücü de yetmediği için rakipten top kapmak isterken çok faul yapar ki çok yapıyor ya da rakibe çalım atmaya kalkışırsa bi omuzla iki seksen yere yatırırlar ya da ayağını eline verirler her pozisyonda. Daha üç gün önce Caner aynı olayı yaptı diye dayanamadı Rijkaard. Cezayı kesti ona. Peki Beşiktaş maçında golün geldiği serbest vuruşa neden olan anlamsız faulü yaptığı için Dos Santos'un cezası ne olacak?

Kabul edelim ki Dos Santos'un kimyası Galatasaray'a uymadı. Oynadığı maçlarda maçı koparsın, alsın gitsin değil dediğim, diğer futbolcularla Dos Santos arasında bir iletişim yok gibi görünüyor. Sanki takımda ona karşı bir önyargı varmış gibi bir izlenimim var oynadığı maçlarda. Dos Santos bir olumlu hareket yapsa maçlarda, bir asist yapsa, onu geçtim takımda birine sert bir faul yapıldığında tepkisini koysa, belki yanlış ama rakibe efelense falan, yani kısacası " ben de sizdenim" dese belki birşeyler değişecek. Takımdaki diğer futbolcular ona yardım edecek. İddia ediyorum, şu anda takımda Dos Santos Brezilyalılar haricinde kimsenin umurunda değil. Hatta onun yüzünden Rijkaard'a cephe almaya meyilli olanlar da olabilir.

İşte en tehlikeli durum burada. Rijkaard'a herkes formaları adil dağıtacağına inanarak saygı gösteriyor. Bu Dos Santos geldi, terazinin dengesi şaştı. O denge o kadar önemli ki dünyanın bir numaralı t.d. si de olsa 6 ayda bitirir işini adamın. Sonuçta futbol futbolcularla oynanıyor ve o futbolcular t.d. ye inanmazlarsa, güvenmezlerse sıkıntı başlar. Takımda şu anda inanıyorum ki bazı futbolcular Dos Santos'a gösterilen ayrıcalık sebebiyle huzursuzlar. Ben olsam ben de huzursuz olurum. Futbolcu, mevkisinde kendisine tercih edilen futbolcunun o yeri hakettiğine inanıyorsa hiçbir sorun olmaz ve performansını arttırarak tekrar formayı kapmaya çalışır ki bu t.d. adaleti de takım performansının artmasındaki en önemli olaydır.

Son olarak, tekrar ediyorum, sakatlar olabilir, cezalılar olabilir, bundan dolayı takımda zaman zaman performans düşüklüğü olabilir. Derdim sistem falan da değil. Kupalar gidebilir, şampiyonluklar kaybedilebilir; işin bu yönünde de değilim. Tek derdim adalet. Adalet ortadan kalkarsa sevgili Rijkaard sen bile olsan sıkıntı yaşarsın. O nedenle inşallah Rijkaard en kısa zamanda sezonun ilk yarısındaki gibi forma dağıtımını yapar, gerçekten hakedeni oynatır ve uzun yıllar bizlerle olur.

21 Şubat 2010 Pazar

Sakarya Tatankalar 24 - 8 Koç Rams


Bu 4 yıllık bir özlemin son bulduğu maçtı. 
Bu galibiyet emeklerin boşa olmadığının kanıtıydı.
Bu skor inananın neler yapacabileceğinin göstergesiydi.
Bu sonuç çalışanın kazanacağının ispatıydı.
Bu skorla 3 yıl önce bir hayalin peşinde çıktığımız yolu vücuda getirdik.

Sahaya çıkacak ekipmanı olmayan Sakarya'yı bugün getirdiğimiz yer planlı çalışmanın, hedef koymanın ve vazgeçmemenin sonucudur. Her geçen gün üzerine koyan, her maç öğrenen, her hafta tecrübelenen, disiplinli ve vazgeçmeyen bir takımız var. 7 Mart'taki Ege maçını da kazanırsak çok büyük bir hayalin eteklerine yapışmış olacağız. Ege galibiyeti gelirse 17 Nisan'da 1. Lige yükselme maçına çıkacağız. Rakibimize saygı duyuyoruz, geçen sene bizi kendi sahamızda mağlup ettiklerini unutmuyoruz ve odaklanıyoruz.

Bu çocuklar, bu ekip her türlü övgüyü hak ediyor. Hepsini alnından öpmek boynumun borcu. Özellikle savunma takımımızı bir ayrı tebrik ediyor ve kucaklıyorum.

Ekip olarak bu galibiyeti senelerdir her türlü cefamızı çeken annelerimize armağan ediyoruz.