Sayfalar

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Aman Dikkat!!!

Görüntü Antalya'daki Konyaaltı Plajı'ndan. Nasıl bir foto bu anlam veremedim. Ne hale geldik. Ben orada olsam o an yerimi değiştirir olay yerinden uzaklara kayardım muhakkak. Ama kimse istifini bozmamış görüldüğü gibi. Diğer taraftan görevliler de olay yerinin etrafını çevirme ihtiyacı bile duymamışlar. Sanki etraftakilere "Adam gibi yüzün yoksa siz de bunun yerinde olursunuz" mesajı veriyorlar.

Zaten Türkiye'deki toplum psikolojisi son 10 yıldan beri acayip bir şekilde değişti ve hala daha hızla değişiyor. İnsanlarda bir pervasızlık bir umursamazlık. Eskiden ayıp denilen şeyler artık moda olmuş. Büyüklere saygı yok, küçüklere sevgi yok, herkes her an için kavgaya, birbirini gırtlaklamaya hazır. Üçkağıtçılar el üstünde tutuluyor. Eskiden toplumdan dışlanan mafyavari insanlar artık toplumda elit bir tabaka olarak görülüyor ve tüm gençler bu tiplere özendiriliyor. İşin ilginç yanı aileler de gurur duyuyorlar bu tiplere özenen evlatlarıyla.

Daha geçen gün kaybolan iki kızın bulunma hikayesini dinledim. Emo'cu muymuş neymişler. Bu da yeni bir akım yeni bir yaşam biçimi sanırım, ne olduğunu tam olarak anlamadım ya neyse. Kızlar internetten birileri ile tanışıyor ve İzmir'e kaçıyorlar. Orada artık ne yapıyorlarsa yapıyorlar. Daha sonra polis bunları yakalıyor ve ailelerine teslim ediyor. Ana haberde kızın tipe baktım zaten bir hayır gelmez bu tipten dedim kendi kendime. Kızın bir lafı olayı özetledi: O sitede bizden çok çok büyük olan kızların giyimlerine, hayat şekillerine özendik ve böyle bir hata yaptık. Sonra da babası geliyor röportaja. Çok mutlu olduklarını falan söylüyor. tabi haklı hayatından endişe duydukları kızlarının sapasağlam gelmesi tabiki mutluluk verici. Muhabir sizin haberiniz yok mutdu bu olaydan diyor. Adamın cevaba bak: "Vardı tabiki ama biz çağdaş bir aileyiz ve ben kızımın özgür bir şekilde yaşamasına imkan vermek istiyorum." Yaw ne diyeyim bunun bu lafına bilemiyorum. Dangoz, özgür yaşasın tamam da hiç mi kontrol mekanizman yok kızına karşı. Ya da bizi özgür yetiştirmedi mi ailemiz? Ama bir bakışlarında nereye kaçacağımızı hala daha bilemiyoruz. Kimse bana hikaye anlatmasın. Benim aile yapısıyla ilgili öğrendiğim en önemli şey: Eğer anandan, babandan korkmuyorsan, tırsmıyorsan ya da onu önemsemiyorsan hiç bir halt olamazsın. Olsan bile adam olamazsın. Etrafımdan bir örnek: Çocuk zehir gibi zeki, çok akıllı, hiç çalışmadan çok iyi üniversitelerinden birinde önemli iki-üç müh. dallarından birini kazanıyor. Ama anasına babasına saygısı da yok sevgisi de. Sonuç olarak okuyamıyor değil okumuyor "Ben okumayacağım, yaşım 22-23 bana karışamazsınız" diyor. Babası laf edecek oluyor annesi "sus sen,daha kötü olacak" diyor. Annesi laf edecek oluyor çocuk "sus be diyor". Zamanında ağzının ortasına iki kere çaksaydı ailesi hiç böyle olmazdı. Kimse kusura bakmasın ama "Laftan anlamayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir." Sonunda babası kalp krizi geçirdi ben de kendisini iyice bir hırpaladım. Çünkü benim onun babasına verdiğim değer, çocuğun babasına verdiğinden 1000 kat daha fazla. Ne oldu böyle oldu da bir şey değişti mi? Hayır, aynı tas aynı hamam. Ağacı yaşken eğmedik ki işte...

Bir de basketbol sahaları var tabiki. Eskiden elit izleyicilerin mekanıydı basketbol sahaları. Futboldaki tribün teröründen nefret edenler kendilerini basketbol sahalarına atarlardı. Şimdi oraya da futbol magandaları girdi. Her an kavgaya müsait ortamlar oldu oralar da.

Daha çok şey var örnek olarak verilecek de canım sıkılıyor bunların gelişerek devam edeceğini düşündükçe. Siz siz olun Türk'ü Türk yapan özdeğerlerimizden vazgeçmeyin. Millet olarak birileri ciddi bir şekilde toplumumuza dokunuyor. Bizi biz yapan değerlerimiz değişiyor gittikçe. Bu eğer Batılılaştığımızın göstergesi ise ben istemiyorum, mümkünse bu bakımdan Doğuda kalayım ben. Şunu unutmayalım ki kimse bizi topla tüfekle yıkamaz. Ancak toplumumuzu böyle olumsuz, sıkıntılı şeylere özendirerek milletin bağlarını koparabilirler. Hızla dejenere olmuş bir toplum olma yolunda ilerliyoruz haberiniz olsun. Aman Dikkat!!!

Üstünel Vargas'ı Fener'e Getir!

Transfer sezonu açıldı açılalı sadece Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray'ı gözönünde bulundurursak 100 küsür oyuncu bu takımlara geldi gitti. Biz sadece Galatasaray ile ilgili olanları "Bugün Galatasaray'a Gelenler" başlığı altında toplamaya çalıştık ama bir yerden sonra pes etmek zorunda kaldık. Çünkü medyamızın hızına yetişmek mümkün değildi. Acaba biri tutar mı diye de çok bekledik ama ne mümkün. Hepsi fos çıktı hala daha da fos çıkmaya devam ediyor. Rakiplerimiz olan Fenerbahçe ile Beşiktaş'ın transfer etmek istediği oyuncuları sevgili medyamız nasıl oluyorsa iyiye yakın bir şekilde tuttururken Galatasaray'ın transfer haberleri konusundaki ketumluğu ve habercileri rezil ettiği gerçeği artık alay konusu haline geldi. Hatta bununla ilgili dün Pennearabiata'da çok güzel bir yazı vardı. Açıkçası okurken hem güldüm hem de Haldun Üstünel ile gurur duydum. Bana göre artık gazeteler Galatasaray ile ilgili transfer haberi yapmayı bıraksınlar. Çünkü bu takımda transferi Haldun ve Adnan Beyler yaptıkça tutturma oranlarının neredeyse sıfır olacağı bir gerçek. Bunun yerine Keita transferinde olduğu gibi Galatasaray'ın resmi sitesini takip etsinler ve transfer bilgisi oraya düştükten sonra hemen gazetelerine geçsinler. Yoksa daha çok madara olacaklar.
Bu yorumdan sonra sadete geleyim. İnternette sörf yaparken Galatasaray'ın transfer edeceği söylenen futbolcuların hiçbirini kesinlikle almayacağı önyargısı ile sadece Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin transfer gündemlerinde olan oyuncuların hakkında bir gelişme var mı yok mu bakayım dedim ve karşıma wikipedia'da ilginç bir sonuç çıktı. Yazan kişiye göre Juan Manuel Vargas 3 Temmuz itibari ile Fenerbahçe ile anlaşmış durumda. Sallama mıdır yoksa gerçeklik payı var mıdır hiç bir bilgim yok. Wiki'ye bu konularda güvenilir mi güvenilmez mi onu da bilmiyorum yani ben hiç birşey bilmiyorum :) ama bu yazıyı es geçmek istemedim. Gerçeği zaman gösterecek. Vargas gelecek mi yoksa Fenerbahçe'nin sadece bir transfer hamlesi olarak tarihe gömülecek mi?
Şimdi çoğunuz ne alakası var başlık ile içeriğin diyecektir. Evet hiçbir bağlantısı yok. Bu yazıyı yazdıktan sonra iki konunun birarada görülebileceği tek bir başlık bulmam gerekiyordu. Kuzen de bu başlığı dedi. Eeee misafir sonuçta. Ben de kabul ettim. Ama sadece başlığı gören nasıl da afallamıştır ilk önce noluyor diye :D

3 Temmuz 2009 Cuma

NBA'de Adamlar Kapış Kapış!

NBA piyasası çılgın günler geçirmeye devam ediyor. Daha dün Rockets'le anlaşmak üzere dediğimiz Gortat'a ciddi şekilde talip olan Dallas Polonyalı oyuncunun işini bitirmek üzereymiş. Dallas'ın teklifi full mid level exception, yani 5.6 milyondan başlayıp 4 ila 6 yıl arası sürebilecek nitelikte ki bu teklif bence Gortat için biraz fazla. Neyse Otis Smith dizini dövsün.

Cleveland'la neredeyse anlaştı dediğimiz Ariza ile Cavs'in arasına Rockets girmiş. Ariza'nın da tıpkı Gortat gibi 5 yıllık bir full mid-level exception alması bekleniyor.

Enteresan başka bir gelişme ise Ariza'yı kaybeden Lakers'ın Rockets'ın bıraktığı Ron Artest ile anlaşmak üzere olması. Artest de 3 senelik bir kontrat ve 18 milyona Lakers'a evet demiş. Aslında daha çok para isterdi bizim bildiğimiz Artest ama gözüken o ki yüzük sevdasına kapılmış. Kanaatimce Lakers'ta sorun çıkarır, şut paylaşımı dengesizliği yaratır ve Lakers yönetimini pişman eder Artest. Allah Jack Nicholson'a sabır versin.

Ayrıca Rasheed Wallace bugün Boston Celtics ile görüşeceğini açıklarken, Sixers yönetimi de Mike Bibby ile kontak kurmuş. Davis, Powe kalacaksa Wallace Boston'a lüks olur ama Mike Bibby Andre Miller sonrası Philadelphia'da sınıf atlayan bir takım oyunu ve gelişimi hızlanan gençler demektir benim literatürümde. Umarım Bibby Sixers'la imzalar.

Bu arada dün yazamadık Zach Randolph Memphis'e New York'tan gelen Quentin Richardson karşılığında takas edildi. Blake Griffin'in böylece ilk 5 yolu açılmış oldu. Ayrıca Q-Rich Mobley sonrası problem olmaya başlayan üçlük meselesini çözüme kavuşturacak bir adamdır. Baron Davis sağlıklı kalabilirse Clippers çok can yakar. Randolph da basketbola adapte olabilirse Thabeet'le pota altında iyi iş yaparlar. Gasol sonrası artık Memphis'ten bir çırpınış görmek istiyorum ben şahsen.
En son olarak yine Hidayet diyelim. Hidayet Portland'a giderek kulübü, tesisleri ve şehri incelemeye başladı. Konuşmalarından anladığımız kadarıyla McMillan ve Pritchard onu ikna etmiş gibi. Benim tercihim de Portland'la imzalaması yönünde. Aşağıdaki linkte Portland Havaalanına inişi sonrası verdiği demeci bulabilirsiniz, hem yazılı hem de görüntülü olarak. Portland kondüsyoneri Jay Jensen de önemli bir jest yapmış hazırladığı pankartla. Çok kral adamsın Jay Jensen.

Doğum Günün Kutlu Olsun Cenky!

Doğum Günün Kutlu Olsun Cenky.
Hocam aslında sen bugün doğumgünün olduğu için farklı ve özel olduğunu mu zannediyorsun? Oysa sen arkadaşların için sadece bugün değil her gün iyisin ve özelsin. Dostluğunun, arkadaşlığının verdiği keyiften tüm arkadaşların gibi ben de çok memnunum. Birlikte daha nice yaşlarda görüşmek üzere. (Bu arada 35 mi olmuştun sen :D)

2 Temmuz 2009 Perşembe

Kelly Dwyer Dallama mı?

Kelly Dwyer Yahoo Sports'un NBA yazarlarından, daha önce SI'da yazıyordu. Kendisi sivri yorumlarıyla tanınan bir arkadaşımız. Herkesin a dediğine b demesiyle de bilinir. Ama şu iki gündür yazdığı yazılarla tam anlamıyla "yuh artık, dallama mısın be!?!" dedirtti insana. Arkadaş bu nasıl üslup, bu nasıl bakış açısı, bu ne perhiz bu ne domuz pastırması be arkadaşım!

Dünkü yazısında Hidayet üzerinden Portland'a giydirirken, Hidayet'i de "Şimdilik şunu bunu yapıyor da 2 sene sonra ne .okum işe yarar, üstelik takımın ahengini bozacak, yaşı gelmiş 30'a, böyle yaşlı adama yatırım mı yapılır?" diyerek yerden yere vurdu. Hem de daha 6 gün önce 32 yaşındaki Carter'ın Orlando'ya takasını övmüşken!

Bugünkü yazısında da Jason Kidd'e takmış diyor ki özetle Takımlar Neden Jason Kidd'i istiyor? başlıklı yazısında "Jason Kidd olsa ne yazar, herif gelmiş 37 yaşına, Brevin Knight da onula aynı istatistiği yapıyor, niye onu kimse istemiyor da, bir zamanlar iyi bir oyuncu olan, ama şu sıralar kıçındaki kıllar kadayıf olmuş Kidd bu kadar kapışılıyor?".

E yuh be Kelly, çüş be Dwyer. Ya arkadaş sen basketboldan ne anlıyorsun, ne bekliyorsun insanlardan anlamadım. Daha 1 hafta önce Shaq takasında sen demedin mi "Shaq takası bence işe yarayacak, Shaq iyi bir ekleme oldu." Arkadaşım Shaq 18 yaşında mı 28 yaşında mı. Ya bu Shaq 38 yaşında değil mi, biz mi yanlış biliyoruz?

Dwyer'ın yazılarına gelen yorumlardan biri yaklaşık şöyleydi ve ben de atıyorum imza mı altına:

"Dwyer'ın son yazılarını dikkatle okursanız hedefini anlarsınız. Dwyer çok iyi biliyor ki Yahoo'da takım Genel Menajerlerine yeterince sallayabilirseniz mutlaka birinin yerine geçersiniz. Tecrübe edilmiştir Kerr ile."

Sonuç olarak kendi yorumum bu Dwyer efendinin dallama olup olmadığını araştırmamız gerektiği yönünde. Bir gün öyle, bir gün böyle yazarak saygı değil nefret kazanılır. 30 yaşındaki adama yaşlı diyip 38 yaşındaki adamı iyi transfer diye anlatmak, gittiği takımdaki oyun kuruculara oyunu öğretecek, tecrübesini aktarıp onları daha iyi bir seviyeye çekecek adamı beğenmemek kaliteni dünya aleme göstermiştir Dwyer, kutluyorum.

Ankaragücü 100. Yılda Bombalara Devam Edebilecek mi?


Önceki yazdığım postlarda Darius Vassell ile ilgili duyumlarımı daha transfer olmadan önce belirtmiştim. Ve daha sonra önyargılı olmanın sıkıntısı ile şu yazıyı yazmıştım. Şimdi de Ankaragücü'ndeki bu transfer fırtınasının devamının geldiğine dair söylentiler falan duyuyorum etrafımdakilerden: Söylenene göre Ankaragücü yöneticileri şu anda üç koldan transfer atağına devam ediyorlar. Biri zaten haber piyasasına da düştü: Maniche. Diğeri ise Ukrayna Milli Takımı'nın forvet oyuncularından Nazarenko. Buraya kadar o kadar yuh denilebilecek bir durum yok. Ama son bir isim var ki yaklaşık bir haftadır bu oyuncu için Ankaragücü yöneticileri İngiltere'ye üs kurmuşlar. Kim mi? Sanırım Cenky'nin içine doğdu: Sol Campbell. İşte Ankaragücü yöneticileri bu üç oyuncudan en az bir tanesini transfer etmek istiyorlarmış. Hemen "Olmaz, yuh artık" falan demeyin. Ben bir kere dedim çok fena zarara girdim. O nedenle bekleyelim görelim. Yine milletin ağzını açık bırakacak mı bakalım Ankaragücü?

Yıllar Geçiyor Sen Ne Dersen De...






Yıllar nasıl da su gibi akıp geçiyor. Ciddi ciddi yaşlanıyoruz artık. Aman Allahım, yaşlanacağım diye çok tırsıyorum...
(Fotolar için A.S.D.'ye teşekkürler)

Sol Campbell Portsmouth'tan Ayrılıyor

Arsenal günlerinde takımının ve İngiltere Milli Takımının savunmadaki değişmezi, direğiydi. FM'de vazgeçilmez transfer hedefimizdi. Tarzını, tatlı sert oyununu ve vazgeçmeyen yapısını her izlediğimde takdir ettiğim bir isimdi. Sol Campbell Portsmouth'un içinde bulunduğu belirsizlik ortamında daha fazla kalmak istediğini açıklamış ve ayrılmak istediğini söylemiş. Sözleşmesi dün itibariyle sona ermiş ve gelecek tüm tekliflere açık olduğunu belirtmiş. Amacı en az 2 sene daha oynamak, oynarken de tekrar eski günlerde olduğu gibi başarı için ter dökmekmiş. Bugünlerde savunma oyuncusu arayan TSL, Yunanistan Ligi kalburüstü takımlarına cuk oturur Campbell aslında. Duruşuyla bile savunmayı toparlayacak karizma sahibi bir adam. 34 yaşında belki ama kuvvetli fiziğiyle bu handikapı örtebilecek bir oyuncu Campbell. Nasılsa bizim ligimizde futbol günlük başarıya endeksli bir oyun, o zaman neden Campbell'la ilgilenen ve kısa vadede savunma sorunlarını unutmak isteyen bir takım çıkmasın ki Türkiye'den? Mesela yarın Fenerbahçe Campbell'a talip olsa ben bir futbolsever olarak sevinirim. Tecrübesiyle Fenerbahçe'ye çok şey katar. Keşke gelse.

Yeni Aslan Keita!

Galatasaray’ın flaş bir açıklama ile transferini açıkladığı Fildişi Sahilli futbolcu Abdul Kader Keïta orta sahada kanatlarda, özellikle sağ açıkta (forvet) forma giyebiliyor. Fildişi Milli Takımı’nın önemli bir elementi olan Keita Afrika Sports’ta başladığı kariyerine sırasıyla Tunus ekibi Etoile du Sahel, Birleşik Arap Emirlikleri’nden Al Ain ve Katar’dan Al Sadd takımında forma giymişti.

2005 yılında Fransa’ya Lille ekibine gelen Keita’nın burada gösterdiği büyük çıkış futbol dünyasında sansasyon yaratmıştı ve Keita 2007 yazında 16 milyon avro bonservis bedeliyle Lyon’a transfer olmuştu. Lyon’da bu süreç içinde 52 maça çıkarken 5 gol kaydetti. Lille’den sonra Lyon’da bekleneni verememişti. Fildişi Sahilli futbolcunun adı daha önce Manchester United, Inter, AC Milan ve Liverpool gibi Avrupa’nın dev ekipleriyle geçmişti. Keita’nın futbol açısından en büyük özelliği ise sürati, çizgide rahat adam geçmesi ve ofansif yönünün kuvvetli oluşu, özellikle şutları…

KÜNYE
Tam ad: Abdul Kader Keïta
Doğum tarihi: 6 Ağustos, 1981
Doğum yeri: Abidjan, Fildişi Sahili
Boy: 1.84
Mevkii: Orta saha, Forvet
Kariyeri;
1999-2000 Africa Sports 23 (4)
2000-2001 Etoile du Sahel 22 (7)
2001-2002 Al Ain 19 (6)
2002-2005 Al Sadd 71 (23)
2005-2007 Lille 63 (14)
2007-2009 Lyon 52 (5)
2009-…. Galatasaray

kaynak: sporx

Elbette kendi yorumlarımı da yazacağım bu transferle ilgili! Öyle copy-paste bloggerlığı yapmam. Geçici bir çözümdür bu. Şimdilik biraz bekleteceğim sizleri. Sadece ters köşeye yatacağımızı biliyorduk. (Bknz. alt başlık Transfersiz de yeterli. Verimli transfer yapmak gerek alt başlığının hemen üstü.)

Aha bu da videosu ve nefis golleri...

sevgiler volkanbk3



Ekleme Cenky: Ben de tam şunları yazmıştım, volkanbk3 daha hızlı çıktı, neyse ben de katkı vermiş olayım. Hiç kimsenin adını bir kez bile zikretmediği Lyon'un orta saha-forvet kırması oyuncusu Abdul Kader Keita bu sabah Galatasaraylı oldu. Fildişi Sahilleri vatandaşı, 30 kezden fazla Drogba ile aynı formayı terletmiş olan Keita özellikle Rijkaard'ın sistemine çok uygun bir isim gibi gözüküyor. Hem sağ hem sol açıkta oynayan 28 yaşındaki oyuncu daha önce 2 sene Lille 2 sene de Lyon'da forma giymiş. Özellikle geçen sezon süresinin azaldığını hatırlıyoruz. Sakatlığı var, Lyon o yüzden bıraktı da deniyor ama vaziyetin aslını Hollanda kampında göreceğiz. Uzun zamandır Galatasaray'a topla bu kadar hızlı ve o kadar hızlı koşarken enfes çalım yapabilen bir adam gelmemişti. Ne diyelim Haldun Üstünel yine sağ gösterip gıdıkladı medyayı, helal olsun, sevgiler Haldun ağabey.

NBA'de Bombalar Patlıyor

Birinci transfer görüşmeleri gününün sonunda Ben Gordon ve Charlie Villanueva'yı ikna eden Detroit Pistons, takımı bir hayli gençleştirmiş oldu. Gordon 5 sene ve 55 milyon Charlie V de yine 5 sene ve 35 milyona imza atacaklar. Tabi 8 Temmuz'a kadar birileri akıllarını çelmezse.

Öte yandan Orlando'nun kan kaybı Marcin Gortat'la devam edecek gibi duruyor. Yao Ming'in gelecek sezonun tamamını kaçırma olasılığına karşılık Rockets Gortat'a bir teklif sunmuş. Görüşme esnansında Rocets taraftarının Gortat'ın Houston'a gelmesi için gönderdiği e-posta ve mesajları göstermiş GM Morey. Sevgi ve ilgiden etkilenen Gortat Knicks'ten vaz geçip her an Rockets'la imzalayabilir. Otis Smith de Carter'lı yedeksiz kadrosuyla tek pota antrenman yapar.

Hidayet'e Toronto da 5 sene ve 60 milyonluk bir teklifle gelmeye hazırlanıyormuş ki para yanında takım içinde nasıl bir rol teklif edeceklerini görmek gerek. Portland daha kuvvetli ihtimal Hidayet için şu an.

Bu Gazeteler Laftan Anlamıyorlar: Tuncay Transferi

Haber şu:

"Birçok İngiliz kulübü peşinden koşturan Tuncay'ın, eski kulübü Fener'e döneceği öne sürüldü.

Tuncay'ın Premier League'i bırakarak F.Bahçe'ye döneceği öne sürüldü. Millî futbolcunun Kanarya'ya dönmek istemesi, önümüzdeki yaz düzenlenecek Dünya Kupası'nda kesinlikle forma giymek istemesine bağlandı. İngiltere'de yayın yapan The Northern Echo adlı gazetede yeralan haberde, MBoro futbolcunun, aralarında Liverpool, Chelsea, Aston Villa, Fulham gibi ekiplerin de bulunduğu İngiliz kulüplerinden gelen teklifleri reddederek, 2000-2007 yılları arasında forma giydiği Fenerbahçe'ye döneceği öne sürüldü. Bu sezon küme düşen M'Boro takımının yaz kampının önümüzdeki Pazartesi günü başlayacağı, bu nedenle de Tuncay'ın yeni sezonda hangi takımda forma giyeceğinin kısa süre içerisinde belirlenmesinin beklendiği ifade edildi. "

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'a bu soru şu şekilde yöneltilmişti: "Tuncay ya da Aurelio'nun tekrar Fenerbahçe'ye dönme ihtimali nedir?" Verdiği cevap ise: "Takımımızdan bonservis bedelsiz olarak başka takımlara giden oyuncuları bonservis ücreti ödeyerek almak aptallık olur. Eğer bonservisleri ile ilgili bizim açımızdan herhangi bir sorun oluşturmayacak durumları olursa bu iki oyuncuyla da oturup konuşuruz, ikisine de kulübün kapıları sonuna kadar açıktır."

Eğer bu haberde belirtildiği gibi Tuncay Fenerbahçe'ye geri dönüyorsa üç ihtimal var: Ya M. Boro Tuncay için Fenerbahçe'den herhangi bir bonservis bedeli istemeyecek ya M.Boro'nun belirlediği bonservis bedelini Tuncay kendi cebinden ödeyecek veyahut Aziz Yıldırım tükürdüğünü yalayıp bonservis ücretini takır takır ödeyecek Tuncay'ın ve takıma tekrar dahil olmasını sağlayacak.
Tabi bu arada kendi duyduklarım da var Tuncay ile ilgili. Ben de kendi haberimi yazayım. Tuncay'ın Türkiye'ye dönmeye hiç mi hiç niyeti yok. İngiltere'de kafası rahat. Stres falan filan hiç yok çünkü. Türkiye'ye gelip eski stresli günlerini tekrar yaşamak istemiyor. İçinde geri dönüp sağlam rakamların altına imza atma isteği çok fazla ama rahatından da vazgeçemiyor Avrupa'nın. Haberin doğru olan yanı Dünya Kupası'nda Milli Takım'da olabilmek için oynayacağı bir takıma gidebilmek. Ama bu takım Türkiye'den değil. Diğer taraftan şu anki duruma bakılırsa Milli Takımın Şampiyonaya katılmama olasılığı katılma olasılığına göre çok çok fazla. Habere bakılırsa Türkiye, Dünya Kupası'na katılmayı garantilemiş gibi duruyor. İnşallah olur ama ben çok umutlu değilim şampiyonaya katılacağımızdan. Bir de habere göre Tuncay Chelsea, Liverpool'dan gelen teklifleri reddetmiş. İddia ediyorum Chelsea ya da Liverpool takımıyla anlaşıp Tuncay'a gelsinler Tuncay boş mukaveleye imza atar. Milleti hakikaten enayi zannediyor bu haberi yazanlar. Neyse bekleyelim görelim bakalım Tuci nereye imza atacak?

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Hidayet Portland'da Gibi!

Lon Babby 1-2 saat önce yaptığı açıklamada Blazers koçu Nae McMillan'ın Hidayet'le görüşmek üzere bu akşam Orlando'ya uçacağını söyledi. McMillan, Hidayet ve Babby akşam yemeğinde buluşup Hidayet'in Portland'a transferini tartışacaklar. Bu bir anlamda ikna yemeği. İsmi açıklanmayan bir kaynak Portland'ın 5 sene ve 50 milyonluk bir kontratla geldiğini belirtmiş. Bu tip olaylar genelde menajer tarafından piyasayı kızdırmak için sızdırılır yakın dostları üzerinden. Hidayet'i almak isteyecek takımların bu fiyatı aşması ve Hidayet'e başarı vaad etmesi gerekiyor.

Bu gece yemekte Orlando'da McMillan'la bir araya geldikten sonra yarın Hidayet de iadeyi ziyarette bulunup Portland'da Blazers tesislerini gezip, imza atması durumunda nerede çalışıp yaşayacağını görecekmiş. Kısacası Magic Hidayet'e Portland'ın verdiğine eşdeğer bir kontrat vermezse, ki bu ziyadesiyle zor gözüküyor, Hidayet Portland oyuncusu oldu diyebiliriz. Bu noktadan sonra ne Heat, ne Sacramento ne de Toronto Hidayet'i kolay kolay ikna edemez. Sanırım 8 Temmuz gecesi saat 00:01'de imzalar atılır ve Hidayet yeni forması ile poz verir, sabahında da taraftarına tanıtılır. Bundan sonra forma numarasını ve Blazers takımındaki rolünü tartışırız Hidayet'in. Hayırlı olsun diyelim şimdiden.

BENZEMez kimse sanA, büyük harflere baksana!

Lyon sıcak parayı görünce dayanamayıp satmam, vermem dediği Benzema'yı bıraktı sonunda. Tabii ki piyasadaki en kalite adamları adamları fahiş fiyata toplayan Perez'e. 20 milyon € deniliyordu teklif edilen mebla olarak Benzema için, birden yüksek teklifiyle (35 milyon €) piyasayı kırdı geçirdi yine Perez. Sadece bu sezon başlamadan yaptığı harcama 200 milyonu çoktan geçmiş vaziyette. Üzerine daha önce çok konuştuk bu paranın kaynağı neresi diye, Aceto başta olmak üzere bir çok kişi anlattı. İşin kredi kısmında paranın alındığı bankanın Barcelona bankası olması da ayrı bir ironi. Neyse sevgili Florentin Amcamızın elerin öpüyor, Benzemez Kimse Sana şarkısını armağan ediyoruz kendisine. Benzema Real'de ne yapar sorusuna verecek cevabım var da yazacak takatım yok, sonra bir ara tıklatırız tuşları. Başlıkta da öyle bir anagramsı olaylara girdim, çıktım.

Yine Bir Hürriyet Bombası

Geçen gün volkanbk3 Sporx için yazmıştı bir dolu şey. Haklıydı. Hadi o nispeten yeni bir kuruluş da yılların Hürriyet'inde bu kaçıncı bomba, bu kaçıncı rezalet. Çok üzülüyorum, sinirleniyorum, anlam veremiyorum.

Ah Raffaello Ah!


Bir çikolata delisi olarak ilk defa dün denediğim bu tadı salataya eklemek istedim. Yok böyle bir tat. İçi bademli dışı hindistan cevizli kaplı şekerleme, iki tarafı şeffaf bir kutuda, bir torbacık içinde hindistan cevizi ile bademin eşsiz birleşimi ürünü top şeklinde yiyecek.. yedikçe yiyesim geliyor nasıl iş anlamadım. Bir tane atıyorum ağzıma gözlerimi kapıyorum acayip sesler çıkararak yaklaşık 1 dakika sadece o ve ben oluyoruz. Yukarıda yazdığım gibi içinde çikolatadan eser yok. Ama piyasadaki tatlı yiyeceklere bin basar. Yeme şeklini ise amil ajar nickli bir arkadaşımız açıklamış (ben hiç böyle yememiştim):
Önce dışındaki hindistan cevizi hafifçe dişlenir ve ayrılır, daha sonra işaretli yerlerden ikiye ayrılır önce badem yenir, sonra hafif dil darbeleriyle içindeki beyaz çikolata yalanır. Bittiğinde de yaklaşık 1 dakika o tadın zevki çıkarılır.
Bu tadı önceden denemiş olanlar bu arkadaşımızın ne anlattığını çok iyi anlıyorlardır. Denemeyenlere de ısrarlı bir şekilde öneriyorum.

Hidayet'ten Son Dakika Haberi

Portland Genel Menajeri Kevin Pritchard gece 12:01'de Hidayet'in menajeri Lon Babby'i aramış, Hidayet'in durumunu sormuş ve kontrat görüşmelerine başlayalım demiş. Bu, Portland'ın bu zamana kadar defalarca kez söylendiği gibi Hidayet konusunda ciddi olduğunun en büyük göstergesi. Detroit'in de Hidayet'le ilgilendiği hatta Sacramento'dan da bir telefon geldiği söylenmekte. Lon Babby Portland'la kontrat görüşmelerine başladıklarını ancak bir kaç resmi teklif daha aldıklarını ama isimlerini vermeyeceğini de açıklamış.

Taraftar yorunlarından gördüğümüz kadarıyla Portland ikiye bölünmüş durumda Hidayet konusunda. Bir kısım play-off stresini sırtlanıp, takımı rahatlatabilecek ve pas vermeyi bilen bir oyuncu olduğu için Hidayet'i sevinçle karşılarken bir kısımsa Hidayet'in özellikle geçen sezonki düşük şut yüzdesine takmış durumda. Ayrıca Hidayet'i istemeyen taraf onun Roy ve Aldridge'in şutlarından çalacağını düşünmekte. Buna karşı fikir yine başka bir taraftardan gelmiş: Bu takımda Outlaw diye Basketbol zekası yerlerde sürünen bir adam var ve siz onun arkadaşlarından çaldığı şutları söylemiyor da Hidayet'in atacağı şutları tartışıyorsunuz!

Ne olur, Hidayet Portland'a gider mi gitmez mi bilinmez ama daha adının zikredildiği ilk dakikada hakkında tartışmalar başladığı düşünülünce, Portland'a gitmesi durumunda taraftarla hemen bütünleşemeyeceği gerçeği gözlerimizin önünde. Ah Otis ah!

Oregonlive'daki haberden alıntı da hemen aşağıda. Haberi verdiği için müdavimimiz sevgili Tolga'ya sonsuz teşekkür.

The Trail Blazers' summer agenda was revealed late Tuesday night at the minute the free agent market opened. That's when general manager Kevin Pritchard and assistant general manager Tom Penn called agent Lon Babby to begin the courtship of small forward Hedo Turkoglu.

"Kevin Pritchard and Tom Penn called me at the earliest possible moment and expressed enthusiasm for engaging in discussions about Hedo becoming a Trail Blazer," Babby said late Tuesday night. "We have begun that process."

Pritchard said he first contacted guard Brandon Roy and forward LaMarcus Aldridge, who both are seeking contract extensions with the Blazers, before inquiring about Turkoglu.

Gelecek Diyorlar Demiştik, Buyrun Geldi İşte!!!

"Anlaştık, yalan haber değil, bekleyin, geliyor." diyorlar demiştik. Hatta ben de inanmamıştım ilk başta. Herkes transfer yalanı dedi, kombine satmak için dedi. Buyrun geldi işte.



Zamanında verdiğin bilgiler için sağol hasta Ankaragücü taraftarı Tuğrul...
Artık spikerlerden şu cümleleri duymaya hazır olun:
"Ceyhun Eriş topu orta sahada aldı sağına soluna baktı daha boş pozisyondaki Cihan Haspolatlı'yı gördü, şimdi top Cihan'da, Cihan karşısındaki rakibini geçti sıfıra inerken ortaaaaaaa, Vassell göğsüne aldı, vurdu ve gggooooolllllllll. Dakika(...)Asist Cihan Haspolatlı, golün adı Darius Vassell; (......) 0 Ankaragücü 1" :)
Maç sonunda Darius Vassell ile yapılan röportajda: "Bu deplasmana gelirken puan ya da puanlar almayı hedefliyorduk. Allaha şükür galip geldik. Kümede kalma yolunda önemli bir galibiyet aldık. Bu galibiyeti ilk önce aileme sonra büyük Ankaragücü taraftarına armağan ediyorum." (Hemen kendimize benzeteceğiz ya!)
Vassell'in teknik direktörü Hikmet Karaman mı olacak şimdi? Allah'ım inanamıyorum ya! Adam sahada iken kenardan biri avazı çıktığı gibi bağırıyor. Vassell bakıyor, teknik direkörü Hikmet Karaman. Malum hocanın eli kolu ağzı burnu ayrı oynayan bir tipi var. Alışması için bayağı zamana ihtiyacı olacak Vassell'in. Belki de ilk başta Allahım nereye düştüm acep ben diyecek.
(Fotolar atlantis'ten gelen adam'dan. Teşekkürler kendisine.)

30 Haziran 2009 Salı

"Ben Hiç Büyük Takımda Oynamadım ki Amca!!!"

Fenerbahçe´nin İspanyol futbolcusu Daniel Güiza‚ ´´Türkiye´de devam etme niyetinde değilim. La Liga´ya dönmek istiyorum. Valencia daha hoşuma giden bir kulüp´´ açıklamasında bulundu. İspanya´nın güneyinde ailesinin yaşadığı Jerez kentinde tatil yapan Güiza‚ Valencia bölgesinin spor gazetelerinden Superdeporte´de yer alan açıklamalarında Fenerbahçe´yi bırakmak istediğini net bir şekilde dile getirdi. ´´Kariyerinde hiç büyük takımda oynamadığını‚ Valencia´da oynamaktan mutluluk duyacağını´´ belirten Güiza‚ ´´Eğer zamanı gelirse‚ bir anlaşmaya varmak için konuşuruz. Ama ben çok fazla sorun yaratmayacağım´´ dedi. ´´Eğer Valencia benimle ilgilenirse ben gözüm kapalı giderim´´ diyen Güiza‚ Valencia´da oynayan ve ´´benim için bir baba´´ diye tanımladığı Marchena´nın kendisi gibi Endülüslü olduğunu ve onun sözlerini dinlediğini ifade etti. Bu arada Türk liginin ´´karışık´´ sahalarının da ´´Güney Afrika´daki gibi sulanmamış ve kuru´´ olduğunu ileri süren İspanyol futbolcu‚ ´´İspanya gibisi yok´´ şeklinde konuştu. Güiza‚ Fenerbahçe´de uyum sorunu çekmesine rağmen ilk sezonunda 15 gol atmasının kötü olmadığını kaydetti. Öte yandan Superdeporte gazetesinde Valencia´nın yeni forvet oyuncusu kim olsun şeklinde taraftarlar arasında yapılan ankette Negredo´dan sonra taraftarların ikinci tercihinin Güiza olduğu görüldü. Kaynak: A.A.

Ne kadar ezeli rakibimiz de olsa aynı zamanda ebedi dostumuz olan Fenerbahçe için söylediği bu sözler Güiza’nın nasıl bir futbolcu karakterine sahip olduğunu gözler önüne seriyor. Özellikle kariyerinde hiç büyük takımda oynamadığını söylemesi artık Fenerbahçeli dostlarımızı kızdırır mı yoksa “ Doğru söylüyor, Fenerbahçe’de hiç top oynamadı ki bu herif” esprileri ile sinirlerini göstermemeye mi çalışırlar onu bilemiyorum. Açıkçası ben çok eğleniyorum onun bu açıklamalarından ama Fenerbahçelilerin eğlenmeyeceği kesin. Adam neredeyse yalvaracak beni kurtarın buradan diye. Üstelik pazarlama işini de kendi yapıyor. Şu an Güiza’nın en çok istediği şey David Villa’nın transferi. Ama sanırım Valencia ciddi bir şekilde düşünmüyor Güiza transferini ya da sağlam paralar teklif etmeyecektir Fenerbahçe’ye. Yöneticilerin ilk aklındaki isim Negredo imiş. Açıkçası izlediyseniz Güiza’yı ona katlar bu adam.

Takıldığım diğer bir yer de ilk sezonda 15 gol atmış olduğunu söylemesi. Cidden 15 gol attı mı bu Güiza? Antreman maçlarında attığı golleri falan da sayıyor olmasın. Eğer resmi maçlarda 15 golü bulduysa helal olsun aldığı para, bu Fenerbahçeli dostlarımız çok yüklenmişler Güiza sana. Bu paraya anca bu kadar gol atılır değil mi?

Merak edip baktım transfermarkt.co.uk'tan, 50 resmi maçta (Türkiye ligi, Türkiye Kupası, Şampiyonlar ligi+öneleme) 16 golü var. Yalanı yok Güiza'nın. O zaman bu adama bu kadar sallamaya ne gerek var. Baros da 43 maçta 26 gol atmış. Bu arada Harry Kewell da 39 resmi maçta 13 gol atmış, 7 asist yapmış. Bobo ise 44 maçta 19, Holosko ise 48 maçta 15 gol atmış, 9 asist yapmış. Fenerliler'in ilahı Alex ise 40 maçta 17 gol atmış, 19 asist yapmış. Gerçekten ilah olmayı da hakediyor şu performansı ile. Tello ise 60 maçta 9 gol 26 asist ile katkı sağlamış takımının lig ve kupa şampiyonluğuna. Velhasıl-ı kelam abartılacak kadar kötü bir performansı yokmuş Güiza'nın. Saydıklarım arasında tek fark şu anki takımlarına geldiklerinde ödenen bonservis ücretleri ve kendilerine ödenen paralar arasındaki farklar. Sanırım Fenerbahçe taraftarı için de sıkıntı bu andan itibaren başlıyor:"Adamlar sakatlıktan yeni çıkmış, kariyeri bitmiş, ismi duyulmamış Harry Kewell, Milan Baros,Tello vs gibi isimleri üçe beşe alıyorlar, herifler takır takır gol atıyor,asist yapıyor,yürekten oynuyorlar biz İspanya La Liga'nın gol makinesini alıyoruz, bonservisi ve kendisi için neredeyse kulübün anahtarını vereceğiz, adam traş makinesi çıkıyor. Paramızla rezil oluyoruz nasıl iş bu!" diyorlar.

Fotomaç vb. gibi sallama haber yapan gazetelerde yayınlansa bu röportaj inanmazdım ama Kaynak: Anadolu Ajansı. Gerçi ajans da haberi Superdeporte diye bir gazeteden almış, onların yazdıkları gerçek mi denilebilir ama Konfederasyon Kupası üçüncülük maçından sonra kendini pazarlamaya çalışan bir futbolcunun yukarıdaki röportajı vermiş olma ihtimali olmama ihtimaline göre kat kat yüksektir kanımca.

Diğer taraftan ben bu Güiza’da artık tamamen Küçük Emrah’ı görmeye başladım. Bir aralar “4 aydır seks yapmadım.” diye ortaya çıkmıştı. O zaman Cenky'nin buna yorumu şöyle olmuştu. Yaaazzzzıkkkk demiştik bu lafı üzerine Güiza’nın. Şimdi de “Ben hiç büyük takımda oynamadım.” diye çıktı ortaya. Tam Küçük Emrah ya. Hayatında olmayan şeyleri devamlı kendini acındırarak anlatıyor. Yakında sahada Mateja Kezman gibi "help me" diye bağırmaya başlarsa hiç şaşırmam.

Sözün özü Fenerbahçe madem bu zamana kadar Güiza’ya büyüklüğünü gösteremedi Türkiye’ye gelince göstermelidir. Ama nasıl gösterir, bunun şeklini size bırakıyorum.

Aslında şöyle bir soru sorulabilir:
Fenerbahçe Güiza'ya "Büyüklüğünü" Nasıl Göstermeli?
(Foto Bobiler'den alıntıdır.)

Hidayet'in Yolu #2

"Otis Smith'in yaptığı yeni kontrat teklifini kabul etmediğine göre, Hidayet'e gelen teklif 30-35 milyon civarında 4 ya da 3+1 takım opsiyonlu bir teklifti. Tahminen en fazla 7 - 8 - 9 -10 diye giden ve son senesi garanti olmayan bir teklifle geldi Smith. Bu Hidayet'i rahatsız etmiştir. Onun arzusu en az 4 yıllık ve 38-40 milyon civarında garanti bir kontrat diye tahmin ediyorum aylardır konuşulanlardan. Ortada bir Corey Maggette gerçeği var keza. 5 sene ve 50 milyonluk bir kontratı Maggette alıyorsa Hidayet'in onu referans almasında bir sorun göremiyorum. Yani mantık olarak Hidayet'in istediği kontrat en az 4 yıl ve 8-9-10-11 milyon şeklinde ya da sabit 9-10 arası bir mebla ile yine 4 yıllık ya da e az 9-9-9-9-9 şeklinde devam eden 5 yıllık bir kontrat olmalı. Şahsi kanaatim kesinlikle absürd veya uçuk bir kontrat değil Hidayet'in talep ettiği. Bu tarz bir teklifle gelmiş olsa Smith, asla geri çevrilmezdi."

Bu satırları geçen cuma günü yazmışız. Bugün John Denton Florida Today'de açıkladı Hidayet'e gelen teklifi: 4 sene ve 35 milyon değerinde bir kontrat önermiş Smith Hidayet'e. Aynen tahmin ettiğimiz gibi, tatminkar olmayan bir teklif, büyük ihtimalle son senesi de garanti değildir. Üzerine kabul görmeyince, daha fazlasını veremeyiz diyip Carter'ı ve kontratını alıp, kadronun geri kalanını 2.sınıf adamlarla doldurma kararı ne kadar doğru onu off-season hamleleri sonunda irdeleriz.

Yarın sabah TSİ 07:01 itibariyle gündeme bomba gibi düşecek serbest oyuncu imzaları ve sign and trade hamleleri. İki sene önce Lewis'in 12:01'de Orlando ile imzalaması gibi, bu sene de Hidayet gidebilir yasağın kalktığı ilk dakikalarda Umarım dizimizi dövmeyiz Orlando taraftarlı olarak.

Bir de Andre Miller'la Portland'ın ilgilendiği haberi var ki hayrete düştüm. Portland Miller ya da Hidayet'e yönelerek gelecek için yönünü çizecek. Keza onlara topu paylaşan, arkadaşlarını oynatan bir adam gerek, topu evine kadar götürmeye çalışıp potadan başka bir şey düşünmeyen bir adam değil. Hidayet Portland'a imza atmayabilir, belki başka takıma da gidebilir ama Miller'ı orada görmek, o gençlere, o güzide takıma yazık olacağını düşünmek çok acı.

Hidayet'in Yolu

Habere gel!

Bu sefer de muhteşem bir haber Milliyet'ten geldi. Volkan yıllık ücretinin arttırılması konusunda diretiyor. Haklı da. Kariyer olarak bunu hakettiğini söyleyebiliriz. Deivid ne yapıyor ki ondan daha yüksek ücret alıyor? Veya Edu? Volkan ise son Avrupa Şampiyonası'nı üçüncü bitiren takımın kalecisi! Yanılmıyorsam da Hırvatistan maçında penaltı tutmamış mıydı bu adam? Londra'daki Arsenal maçında kalesini gole kapayıp, son hazırlık maçımız olan Fransa karşısında da nefis bir oyun sergilemişti. Ama yönetim Volkan'ın karakterine, maç içindeki agresifliğini baz alarak ücretinde arttırıma gitmiyorsa yine haklılar. Takımını bu kadar çok yakan bir kaleci var mı başka? Zaten Daum da istemiyor Volkan'ı. Onu görünce korku tüneline giriyor Daum!

Neyse Milliyet kaynaklı, sporx'te yayınlanan haber şöyle bitiyor...

"...Volkan’ın Mikanos’ta tek başına tatil yaptığı, denize girip güneşlendiği öğrenildi." Ya bir insan adada başka ne yapabilir ki? Bunu öğrenince eline ne geçer ki insanın. Volkan'ın denize girip güneşlendiği beni neden ilgilendirsin ki spor sayfasında...

sevgiler volkanbk3

Gördüğüm En Güzel Messi-Ronaldo Değerlendirmesi

Başlıkta dediğim gibi, en güzeli bu arkadaş. Kafamızdan geçirip de bir türlü satırlara dökemediğimiz o kelimeleri klavyeyle buluşturmuş alengir. Bu blogda uzun süre tartıştık Messi mi Ronaldo mu diye. Tartışmaya katılan çoğu kişinin düşüncesiydi iticiliği. Bu tatil sezonunda Ronaldo Los Angeles'ı sıradan geçirirken Messi ile ilgili Arjantin Milli Takımı dışında tek haber okumadık. Ronaldo hazretleri 94 milyona Real'e transfer olmuş ve kulüpler anlaşmışken bile Madrid'e teşrif etmediler. O an tatilden ve tatildeki mezelerden daha önemli bir şey yoktu onun için. Messi ise aynı günlerde sırasıyla Arjantin ve İspanya'da detayları açıklanmayan şekilde hayır işleri ile meşguldü. İşte 2 oyuncu arasındaki en büyük fark bu. Biri mütevazi ve ağırbaşlı, öteki kibirli ve şımarık.

Şuradan alengir'in Nevresim Takımı'na işlediği son Messi - Ronaldo kıyaslaması motifine ulaşabilir, gülebilir ya da ben gülerken de düşünenlerdenim edasıyla üstüne uzun uzun düşünebilirsiniz.

29 Haziran 2009 Pazartesi

NBA'de Top 10 Serbest Oyuncu

NBA.com'dan John Schuman'ın yazısı. Kendine göre, 1 Temmuz'da başlayacak transfer sezonunda, bu sezon serbest kalabilecek oyuncuları listelemiş, ilk 10'u yorumları ve istatistikleri ile vermiş, sonrakileri sıralamış sadece. Vaktim olsa çevirip koyardım ancak sadece linkini verebiliyorum şimdilik. Fena bir yazı değil piyasayı görmek açısından, bir bakın derim.

No reason to think frugally with these 10 free agents

İlk 10'dan sonrasını şuraya yapıştırıvereyim gitmeden :D

11. Ben Gordon, SG, Chicago
12. Shawn Marion, PF, Toronto
13. Mehmet Okur, C, Utah (Early Termination Option)
14. Rasheed Wallace, C, Detroit
15. Jason Kidd, PG, Dallas
16. Andre Miller, PG, Philadelphia
17. Anderson Varejao, PF, Cleveland (Player Option)
18. Mike Bibby, PG, Atlanta
19. Allen Iverson, SG, Detroit
20. Glen Davis, PF, Boston (Restricted)
21. Raymond Felton, PG, Charlotte (Restricted)
22. Ramon Sessions, PG, Milwaukee (Restricted)
23. Brandon Bass, PF, Dallas
24. Kyle Korver, SF, Utah (Early Termination Option)
25. Marcin Gortat, C, Orlando (Restricted)

Bu mudur yani!

Resmi büyük görmek için lütfen resmin üstüne tıklayınız.

Türkiyenin en büyük spor haber portalı olabilirler. Ama en iyisi değiller. Olamayacaklar. Türkiyenin en iyi spor portalı hiç olamayacak belki de. Neden mi? Haberin hızı gazetecilikte çok önemlidir. Ne kadar yayın kuruluşundan önce yayınlarsan o kadar iyisindir. Özellikle bu internet haberciliğinde çok geçerli bir durum. Ama seni kalıcı yapacak olan hızın değil kalitendir, güvenilirliğindir. İnternet gazeteciliği hıza dayalı devam ettiği sürece bizimle daha çok '.aşak' geçerler...

Olasılıksız

Olasılıksız Amerikalı yazar Adam Fawer'ın şu ana kadar yazdığı iki kitabından ilki. Olasılıksız sayesinde kazandığı milyonları koyacak yer bulabildi mi bilmiyorum ama ben bu kitabı kitaplığımın en güzide yerlerinden birine, tekrar tekrar okumak üzere, yerleştirdim. 472 sayfalık kitabı sadece dün toplamda 8 saatte okuyarak bir çırpıda bitirdim. Böylesine okuduğum son kitap Dan Brown'ın Melekler ve Şeytanlar kitabıydı. Ziyadesiyle zevk aldım Olasılıksız'dan. Hep kafamda beliren soru işaretlerinden biriydi anlattığı, çözüldü mü, tabii ki hayır ama farklı bir bakış açısı getirdi bu soruya orası kesin. Özellikle ilk 200 sayfasındaki bilgi sağanağı muhteşemdi. Kuantum Fiziği'nden, matematik tarihine, psikolojiye bir çok yeni bilgi edindim kitaptan. Sürükleyiciliği enfesti. Karakterlerin içine fazla düşmeden ama onları yeterince tanıtarak her biriyle bizi aşina etmesi tam bir ustalık ürünü. Fawer'ın bu romanı 4 senede yazdığını düşününce o kadar da olsun diyor insan. Fawer'ın 2. kitabı da Empati imiş. Demek ki benim alacağım ilk kitabın adı belli. Bu arada Dan Brown''ın adını ve konusunu sır gibi sakladığı 5. kitabını bekliyoruz, bakalım ne zaman çıkacak. Ha Dan Brown demişken Olasılıksız'ın çevirmeni Şirin Okyayuz Yener bence kitabın teknik bilgi gerektiren kısımlarını çok iyi çevirmiş olsa da, devamlılık gerektiren ve günlük hayattan alıntı olan bölümlerinde Dan Brown çevirileri yapan Petek Demir'e göre daha geride kalmış gibi geldi. Genel itibariyle iyi bir çeviri olsa da yine de Petek Demir'i aradım diyebilirim. Yakında filmini çekerler bunun, uzun da olur bayağı.

Kitap imzalayan zat Adam Fawer

Kobe'nin Ayakkabıları

Malum reklam kokan bir hareket bu da ama gerçekten bu atlayışı yapmış mıdır?

28 Haziran 2009 Pazar

Vassell Cidden Ankaragücü'ne mi?

Darius Vassell. Adamı fazla anlatmaya gerek yok. Hem Manchester City'de hem de İngiltere Milli Takımı'nda oynayan siyahi futbolcu. Vassell ile ilgili geçen hafta içinde Ankaragücü ile görüştüğüne dair çok sayıda haber çıktı. Açıkçası hiç mi hiç inanmadım. Sonuçta Vassell yani. Mübarek tank gibi adam. Yaşı daha 29. Bugün ben yeni bir takıma gitmek istiyorum dese neredeyse tüm premier lig takımları talip olur kendisine. Yaşı da genç. Hadi 35 den gün alsa o zaman biraz daha ihtimal vereceğim ama. Ancak bugün bir arkadaşım geldi Ankara'dan. Doğuştan Ankaragücü taraftarıyım diyenlerden. Sadece taraftar olmakla kalmayıp farklı olayları da var kulüp içerisinde anladığım kadarıyla. Ağabeyi Ankaragücü adına Fransa'da futbolcu avında dediğine göre. İnsanın inanası gelmiyor ama yönetim ile yakın ilişkilerinin olduğu Musa Demir ile Fatih Mert ile falan telefon konuşmalarına şahit olmamdan belli. Valla onun söylediği, bu olay kesinlikle doğru. İletişime geçilmiş, yöneticiler İngiltere'ye yollanmışlar ve şu anda Vassell ile anlaşılmış bonservis için City yönetimi ile görüşülüyormuş. Hatta Vassell ile birlikte Fulham'dan da iki futbolcu ile görüşülüyormuş. Aslında ne süper olur şu Vassell Ankaragücü'ne gelse. Büyük denilenlerden biri Paulsen'i ikna edeyim diğeri Babel'i alayım öbürkü de Tevez'i!!! kandırayım derken Vassell bir bakmışsın Ankaragücü'nde. Söylediğinde ona tek sözüm oldu: "Hadi leyn gelir mi hiç?" Gelirse giyeceğim Ankaragücü formasını gideceğiz birlikte imza törenine. Açıkçası hala daha gelmeyeceğini daha yüksek ihtimalle düşünüyorum. Aslında gelmese bile Ankaragücülü yöneticilerin bu futbolcu için çaba harcamaları bile Anadolu takımlarının transfer politikalarının değişmesi ve daha cesur yönelimlere girmeleri açısından beni çok umutlandırdı. Neyse büyük ihtimalle siz de Vassell'in gelip gelmeyeceği konusunda benimle aynı şeyi düşünüyorsunuzdur. Ama ya gelirse...

"Ceyhun Eriş topu orta sahada aldı sağına soluna baktı daha boş pozisyondaki Cihan Haspolatlı'yı gördü, şimdi top Cihan'da, Cihan karşısındaki rakibini geçti sıfıra inerken ortaaaaaaa, Vassell göğsüne aldı, vurdu ve gggooooolllllllll. Dakika(...)Asist Cihan Haspolatlı, golün adı Darius Vassell; (......) 0 Ankaragücü 1" :)

Maç sonunda Darius Vassell ile yapılan röportajda:
"Bu deplasmana gelirken puan ya da puanlar almayı hedefliyorduk. Allaha şükür galip geldik. Kümede kalma yolunda önemli bir galibiyet aldık. Bu galibiyeti ilk önce aileme sonra büyük Ankaragücü taraftarına armağan ediyorum." (Hemen kendimize benzeteceğiz ya!)