Sayfalar

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Komplo Teorisi

Öncelikle Beşiktaş'ın Şampiyonluğu'nu kutlar, Sivasspor ile birlikte Şampiyonlar Ligi'ne adım atıp güzel yerlere gelmelerini, bu ülkede Galatasaray ve Fenerbahçe'den başka takımların da bu kupada başarılı olabileceklerini göstermelerini temenni ederim. Benim asıl anlatmak istediğim bir önceki yazdığım yazıda üzerinde durduğum maç skorlarına göre olabileceklerdi özellikle düşme potasındaki takımlarla ilgili. Düşme potasındaki tüm maçlarda ilginçtir ki Ankara takımlarının hepsi dolaylı ya da doğrudan olarak etkili olacaktı. Nasıl mı? Buyrun bakın:

İlk yarı maç skorları:

Antalyaspor 0-0 Ankaragücü
Konyaspor 0-0 Ankaraspor
Gençlerbirliği 0-2 Kayserispor

İlk yarı sonuçlarına göre, Gençlerbirliği 38, Denizli 38, Antalya 38 ve Konya 36 puana geldi. Denizli'nin zaten hem 3 lü hem 4 lü puan eşitliğinde avantajından dolayı düşme ihtimali yoktu. Konyaspor baktı ki ilk yarı sonunda Gençler Kayseri'ye karşı dağıldı. Konyaspor'un tribün koridorlarında bavul turizmi hareketlendi. İlk yarı sonunda maçı birlikte izlediğim herkes aynı şeyi söyledi.

İkinci yarı başladı ve dakika 54'te Konya Ankaraspor önünde 1-0 öne geçti. Bavul ticaretinin faydasını görmüş oldu bu sayede Konyaspor. Hatta 65'te Bülent Bölükbaşı ile durumu 2-0 yaptı. Bu durumda ne oldu? Denizli 38, Konyaspor 38, Antalyaspor 38 ve Gençlerbirliği 38. 4'lü avarajda ise en kötü durumda olan takım Gençlerbirliği. Yani 65 dakikalar itibari ile Gençlerbirliği küme düştü. Düşer denilen Konya Gençleri altına almış oldu. Fakat Cavcav'ımız durur mu? Hemen hem telefon trafiği hem de bavul ticareti Antalya'da da başladı. Araya hatırlı kişiler konularak şu an takımın Başkanı olmayan! Cemal Aydın'a gol yemeleri tembih edildi. Bir miktar para da araya konularak istek geri çevrilemez hale getirildi. O da ne? 72. dakikada Djehoua Antalya'nın golünü attı. Şimdi ne oldu? Antalya 40, Ankaragücü 39, Denizli 38, Gençler 38 ve Konyaspor 38. 4'lü averaj Antalya'nın 2 puan öne geçmesiyle 3'lü averaja döndü. O üçlü averajda da en kötü durumda Konyaspor vardı ve dakika 72 itibari ile Konya düştü. Antalya, Ankaragücü ile maç sonuna kadar tıngır mıngır maç oynadı bu dakikadan sonra. Konyaspor 50 gol atsa ne olur? Sonuç olarak düşen 3. takım Konyaspor oldu.

Bunlar sadece komplo teorisi. Sadece ligin son gününe uygun şekilde biz çok severiz böyle teoriler kurmayı. Ancak şöyle bir durum da var ki, Antalya'nın attığı gol de öyle Ankaragücü'nün bedavadan yediği bir gol falan değil. O yüzden kimse diyemez herhalde böyle şeyler. Ancak herkes muhakkak aklının ucundan geçirmiştir bana göre.

Neyse yaptılarsa da günahları boyunlarına. Öyle ya da böyle lig, günahıyla sevabıyla sona erdi. Hem şampiyon olan hem de küme düşen takımlar bu durumlarını sonuna kadar hakettiler. Ancak geçen sezonlarda 80 e yakın puanlarla şampiyon olunamadığı düşünülürse hem seviniyor hem üzülüyorum. Seviniyorum çünkü artık Anadolu takımları çantada keklik görülemiyor. Üzülüyorum ligin lokomotifi dediğimiz takımlar bu takımları yenemeyecek kadar beter bir durumdaydı bu sezon. Düşünün ki Beşiktaş, bu sezon şampiyonluğu getiren 71 puan ile geçen sezon ancak 5. olabiliyordu ki geçen sezon 73 puan toplamış ve ligi 3. bitirmişti. Yani Beşiktaş da başarılı falan görünmesin. Geçen sezona göre 2 puan daha az toplamış Ona rağmen diğer rakiplerinin kötü durumu ile şampiyonluğu almıştır. Ama sonuçta almıştır. Önemli olan da bu.

Bu arada Bülent Korkmaz da Galatasaray'a istifa mektubunu vermiş. Hayırlısı olsun. Çok yanlış zamanda kabul ettin bu görevi Büyük Kaptan. Neyse olmuşla ölmüşe çare yok. Bundan sonraki t.d. hayatında başarılar. Seni taraftarla karşı karşıya getirenler utansın ne diyelim.

Prison Break: The Final Break

Prison Break yayınlanan son bölümüyle bitmiş ve final sahnesiyle bizi gözyaşları içinde bırakmıştı. Vaziyetin nasıl o hale geldiğini merak edenler için bir fırsat "Prison Break: The Final Break" isimli 2 bölümü sinemalaştırmış hadise. Bu çocukların da başı beladan kurtulmuyor mahiyetinde ama Prison Break heyecanını son bir kez daha yaşamak isteyenler için biçilmiş kaftan. Yorumlarda link veriyorum ilerleyen dakikalarda dileyen oradan indirebilir, altyazısı da bir çok yerde mevcut.

Bir cümle de en çok 3. sezonun tamamı ve 4. sezonun son bir kaç bölümünü beğendiğim bu güzel dizinin senaryo yazarlarına: Eğer geçen sene o senaryo yazarları grevi martavalına katılmayıp 10 bölüm daha yazsanız, en az 2-3 sene daha ekmek yerdiniz bu diziden. O kadar doruktayken dizi zorla bitirttiler kanala geçen sene, bu sene de tekmeyi yediler. Bir de bu Wentworth insanı neden gay ya, delikanlı adamsın, yapsana şöyle adam akıllı bi kız kendine. Boy sende, fizik sende , yakışıklılık sende, yazık ki ne yazık :)

29 Mayıs 2009 Cuma

Çoban Salata'nın Doğum Günü!

29 Mayıs 2008'de, kayınpederin salonunda, tek kişilik bir koltukta, kucağımdaki dizüstü bilgisayara doğmuştu Çoban Salata. Çok mutlu etmişti beni doğuşu, günlerce koca bir gülümseme ile gezdim suratımda. İtinayla baktım ona, yaklaşık 7-8 ay elimden geleni ardıma koymadım, tek başıma büyüttüm. Başkaları da farkına vardı sonradan. Ne zaman ki Timurlenk'in sofrasına, Aceto Balsamico'nun yanına kondu, tadı bir değişti, paylaştıkça çoğaldı, büyüdü Salata. Her geçen gün seveni arttı, çok farklı yerlerden çok farklı kişiler bandırdı çatalını. Beğenenler oldu, beğenmeyenler de. Hepsine minnettar kaldım.

Gün geçti, zaman aktı, tezgahın başına geçmek istedi bir dostum, aylarca yalnızdım, o geldi güçlendim, o geldi gülen yüzüm çiçek açtı, o geldi gitti yalnızlığım. Salata ellerime doğmuştu, beraber büyütmeye başladık dostum ozhano'yla. O da bir tad verdi bir ustalık getirdi ki sofraya anlatmaya kelime yok. Sonra volkan'ı çağırdık aramıza, gel dedik bir farklı salata sosu da sen hazırla, iletişim uzmanıydı, rengini değiştirmeye başladı salatanın, çok güzel oldu, ziyadesiyle doyurucu.

Tam 1 sene oldu ilk kez tezgah başına geçeli, 711 salata önce başladı bu serüven, Siz, Salata'yı sevenler sayesinde, Siz, her gün bizden vageçmeyenler sayesinde yenileri yolda. Neredeyse 40000 farklı müşterisi olmuş dükkanın, tekrar gelenleri saymadan, Salata yapmaya devam!

Lebron Seriye Tutundu

Her Çarşamba olduğu gibi önceki akşam yine halı sahadaydık. Her zamankinin aksine maç öncesi bahis konusu o geceki futbol olayı Şampiyonlar Ligi Finali değil Cavs – Magic serisiydi. Çoban Salata’nın devamlı yorucularından ejikulat ve alınan maçlardan sonra kolbastı oynayacak kadar hasta Magic taraftarı Başar’ın da uzun bir aradan sora katıldığı maçta seri 5. maçta biter mi bitmez mi onu konuştuk. Fikrimi söylerken aynen şu cümleyi kurdum “Cavs maça çok hızlı başlar ve 20 sayı civarında bir farkı çok erken yakalarsa maçı alsalar bile ölüp ölüp dirilirler seri 4-2 biter. Orlando’da” Başar’ın tepkisi ve dönüp ejikulat’a söylediği ise Magic karakterinin ne derece basketbolseverlerin içine işlediğinin ispatıydı “Bak demedim mi ben de sana yolda!”


Orlando Magic o kadar acayip, o kadar farklı, o kadar açıklanamaz bir takım ki, normal bir takımın mental olarak çökmesi, maçı bırakması gereken bir anda, ateşlerinde köz kalmadı denilebilecek dakikada, ateş silahından kusulmuş alev fırtınası gibi kaplıyorlar rakibin üstünü. Meteor gibi yağıyorlar, rakibin atmosferini delik deşik ediyorlar. Rakip kaçıyor, saklanıyor, üzerine yapışanları kazımaya çalışıyor ama bu takım, bu oyuncular sülük gibi, kanını emiyorlar adamın. Ne yapacağını bilememek ne kadar zor, çaresizlik ne büyük bir hastalık! 2 tur boyunca rehavet virüsünden kurtulmaya çalışan takım, şimdi kendisi bir virüs gibi Cavs’in damarlarında.

Öyle çok fazla basketbol anlatmak istemiyorum bu maç yazısında. İlk 4 maçı her açıdan anlattık, bu maç da onlardan farklı değil asla. Yine harika bir geri dönüş, yine harika bir mental zafer. Maçı kazanırsın ya da kaybedersin ama şu geri dönüşten sonra kaybetsen bile aslında galip sensin. “Nasıl olabilir, nasıl yapıyorlar?” diye bakmaya başladı mı rakip, anla ki rüyalarına bile gireceksin, uykularında bile rahat olamayacaklar.


Cavs’i galibiyete götüren Brown’un Gibson’dan gerçekten faydalanmaya karar vermesi ve Lebron James’in arkadaşlarını zorla da olsa oynatmaya çalışması oldu. Tabii bunlara ilaveten serseri mayın Rafer Alston’ın bu sefer Magic tarafında patlaması da önemli bir etkendi. Cavs’in tekrar takım olmaya çalışmasına ve Alston’a rağmen Orlando kazandığı 2 maçtakinden daha iyi bir oynadı 2. ve 3. çeyreklerde. Van Gundy’nin haklı olarak Alston’ı kazanma çabası ve 6. maçın içeride oynanacak olması maçı riske etmeye değerdi. Değmezdi diyenler olabilir onlara da çıkarsanız finalde beni mi 1 numara oynatacaksınız diye sorarız.


Cavs maçı kazanmış olsa da asla ve asla rahat değil kafaları. Asla vazgeçmeyen ve yukarıda dediğimiz gibi sülük gibi yapışıp rakibin kanını emen bir takımla savaşıyorlar. Hakemlerin ortada kararlar verdiği, Orlando ilk beşinin standart oyunlarını oynadığı bir ortamda turu geçme şansları neredeyse hiç yok. Hidayet yine bu kadar rahat potaya gider ve üstüne bu maçtakinin aksine yarattığı boş pozisyonları arkadaşları sayı yaparsa Cavs erken dağılır.


6. maçta serinin biteceğini düşünüyorum kendi adıma. Hatta abartıp iddiaya bile girdim. Orlando’nun beni mahçup edeceğini sanmıyorum. Ne olursa olsun güzel basketbol olsun, Kosova maç anlatsın, Kural sussun.


Basketbol, mutluluk ve sağlık dolu günler…


Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

28 Mayıs 2009 Perşembe

Hafta Sonuna Doğru...

Uefa Kupası finali, Şampiyonlar Ligi finali derken Süper Ligin son haftasına geldik. Öncelikle bize yaşattıkları heyecan ve güzellikler için Shakhtar, Bremen, Man. Utd., Barcelona'ya özellikle Darijo Srna, İlson Diaz İlsinho, Lionel Andres Messi, Andres Lujan İniesta ve Gerard Bernabeu Pique'ye teşekkür etmem gerekiyor.

Diğer taraftan Süper Ligde son haftaya girerken ne şampiyon ne de düşen üçüncü takımın belli olmaması ligin nihai tadı açısından ayrı bir güzellik kattı. Bize bu güzelliği yaşatan özellikle Anadolu kulüplerine de teşekkür etmek lazım.

Şu anda Beşiktaş, Galatasaray'ı yenerek okyanusu geçmiş oldu. Ama önünde henüz geçmesi gereken bir dere var. Denizlispor teknik direktörü Mesut Bakkal'ın da söylediklerine bakılırsa ("Denizlispor'un tarihine baktığınızda bu dönemlerde hep kendi işini yapmıştır, herhangi bir söylentiye fırsat vermemiştir. Yine gündemi belirleriz diye düşünüyorum.'') Beşiktaş'tan puan alabilmek için ellerinden geleni yapacaklar. Nitekim kendi durumları da muallakta. Antalya (kendi sahasında Ankaragücü ile)ve Konyaspor'un (kendi sahasında Ankara Bld. ile) yendiği düşünülürse Denizli'nin kendi sahasında Beşiktaş'tan muhakkak puan çıkarması gerekmekte. Burada da maçların gidişatları maç içinde haber alınacak skorlara göre değişecek.

Sivasspor ise Galatasaray deplasmanında olacak bu esnada. Açıkçası GS'nin Sivas'a karşı hem Türkiye Kupası'ndan hem de ligin ilk maçından kuyruk acısı olduğu için sağlam asılacak maça. Bu durum da tabiki Beşiktaş için önemli bir avantaj olacak. Ayrıca GS'li oyuncular tatili uzatabilmek için de bu maçı almaya çalışacaklar. Malum, ligi 5. bitirirlerse gelecek sezon UEFA Kupası'nda ön eleme oynamak zorunda kalacaklar. Hazırlanmak için de sezonu diğer takımlara göre daha erken açacaklar. Tabi yine ligdeki durumları Trabzon-Fener maçına göre şekillenecek. Sivas'ın ise tek çıkışı bu maçtan galip gelmek olacak. Beraberlik de bile Şampiyonlar Ligi'ne katılamama tehlikesiyle karşı karşıya olacaklar. Bakalım Bülent Uygun "Gelecek sezon Şampiyonlar Ligindeki en genç t.d. ben olacağım." lafını gerçekleştirebilecek mi? (35 yaşında) Bu arada Galatasaray Sivas'a 1-0 yenilip Bursa da İstanbul Bld. yi 7-0 yenerse bu sefer de Bursa GS'nin üstüne çıkacak ve UEFA Kupası'na katılacak. Galatasaray da Efes Cup'a katılacak. Kazanırsa mutlu olacak. Uzak bir ihtimal ama ya olursa!

Fenerbahçe'nin ve Trabzonspor'un da durumu Galatasaray ve Sivas'tan pek farklı değil. Fener'de amaç Trabzon'u yenip 4. sırada ligi bitirmek ve "bizim ölümüz bile GS'nin şu durumundan daha iyi" dedittirip taraftarının biraz da olsa gazını almak; Trabzon' da ise Fener'i yenip Galatasaray'ın yapacağı bir güzellik ile ligi 2. tamamlayıp Şampiyonlar Ligi'ne katılmak olacak. Trabzon için arkasından zorlayan bir takım olmadığı için yenilmek fazla önem taşımıyor ama Fener yenilirse, GS'nin Sivas'tan alacağı 1 puan sonucunda, futbolcuları tatilden erken dönmek zorunda kalacaklar ve UEFA Kupası'nda ön eleme oynayacaklar. Açıkçası hangi takım ön eleme oynayacak olursa olsun, çok rezil bir durum olacak. Sen bu sene onca yatırım yap futbolcu al paraları akıt sonucunda UEFA Kupasına bile ön eleme ile katılabilme şansına sahip ol.

Ligin dibi de yangın yeri. Hacettepe ve Kocaelispor düşen iki takım olarak Cuma günü birbirleri ile hazırlık maçı yapacaklar. Açıkçası Hacettepe'nin Gençlerbirliği'nden dolayı Süper Lig'de zaten olmaması gerektiğini düşünenlerdenim. Eğer bir takımın 10 küsür oyuncusu aynı ligdeki başka bir takımdan kiralık olarak geliyorsa ben o iki takımın birbirleri ile olan maçlarından her zaman kuşku duyarım. Federasyon da kuşku duyulabilecek bir durum olduğunu düşündü ki biraz da "ittirip kaktırma" ile Hacettepe'yi bir alt lige yolunun gözükmesine yardımcı oldu. Kocaeli ile ilgili söylenebilecek iki şey, Taner Gülleri ve taraftarı. Diğer bir hazırlık maçı da Gaziantep ile Eskişehir arasında olacak.

Antalya Ankaragücü ile Konya da Ankara Bld. ile ölüm kalım maçlarına çıkacaklar. Konya'nın bu yılki performansı ile ligden düşmesi gereken 3. takım olması gerekiyor bana göre. Ama futbol bu. Ne olacağı belli olmaz.

Sonuç olarak, ligin son haftası ve hala daha bir ton belirsizlik var. Yazımın başında da belirttiğim gibi maçların gidişatları hep sıralamada mücadele ettikleri takımların durumlarına göre değişecek. Denizli İstanbul'da öne geçecek, Sivas GS'ye bastıracak. GS Sivas'a karşı öne geçti, Trabzon Fenere saldıracak. Denizli BJK'ye yenik duruma düştü Konya Ankara'ya saldıracak. Belki de hiç hesapta olamayan Antalya ya da Gençler okkanın altına gidecek. Bunların hepsini yaşayacağız Cumartesi akşamı. İnşallah ilk yarım saatte BJK Denizli'yi üçlemez de zevkli 90 dakikalar izleriz. Bizim de izleyici olarak bunu istemeye hakkımız olsun. Umarım ki yine yıllarca unutulmayacak 90 dakikalar izleriz. Hepinize iyi seyirler şimdiden.
Son olarak 9 Şubat'ta yazdığım yazıda ligin sonunda ilk 8'in nasıl olacağını sormuştum. O zaman cevap verenlerin bazılarının sıralamaları şöyleydi:
Görünen o ki, ben de dahil kimse Beşiktaş'ın bu kadar iyi, Galatasaray'ın da bu kadar kötü bir performans sergileyeceğini düşünmemiş.

Editsel Hareket:
Sevgili Horozmania'nın uyarısıyla Denizlispor'un ligde kalmayı garantilediğini öğrenmiş bulunuyorum. Açıkçası yazıyı gecenin üçünde yazdığım için alt sıralardaki takımları 2li 3lü averajlarına bakmamıştım. Geçen hafta da hastalıkla cebelleştiğim için futbol programlarını da izleme fırsatı bulamadım. Doğal olarak da Denizli'nin de düşme ihtimalinin olabileceğini düşünmüştüm ligin son haftasının renkliliği açısından. Madem Denizli ligde kalmayı garantiledi o zaman ligde yine hoş bir seda bırakmak için oynasınlar. Önceden de yapmışlardı.
Her ne nedenle olursa olsun yaptığım bu yanlıştan dolayı tüm okuyuculardan özellikle Horozmania'dan özür diliyorum.

What the .uck !?!

Resmi büyütüp Van Der Sar'a yakından bakın.

Roma'nın 2 Yüzü

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Çağırın Şu Adamı Artık A Milli Takıma!

Bu sezon devre arasında takıntılar yaşadığı eski kulübü Genk'ten Standard Liege'e transfer olup takımının Belçika'da şampiyonluğunda en büyük pay sahiplerinden biri olan Sinan Bolat Milli takım ile ilgili şu açıklamaları yapmış:

“15 Yaş Altı Belçika Milli Takımı'nda başladım ve 19 Yaş Altı takımına kadar kaleyi korudum. 19 yaşında iken Belçika (A) Milli Takımı'na almak istediler ama kabul etmedim. Türkiye Ümit Milli Takımı'nda iki maç oynadım. Son kararım Türk Milli Takımı'dır. Umut ederim ki en yakın zamanda milli takıma çağırırlar. Fatih hocam inşallah beni en yakın zamanda çağırır ve milli formayı seve seve giyerim.”

A Milli takımın kalesinde Volkan Demirel ve Rüştü Reçber'den sonra güvenilebilecek üçüncü bir isim yok. Bu iki isme de güvenmeyenlerin sayısı güvenenler kadar çok. Biz yaza yaza artık bıktık. İnşallah bundan sonraki ilk milli maçta kadroya çağırılır. Zaten gelecek sezon Şampiyonlar Ligi'nde olacak. Oradaki performansı sağlam olursa Standard da elinde çok fazla tutamaz, kalbi Türkiye için atan Kayserili bu genç kaleciyi. Bu kalecinin menajeri bile benim kadar vitrine çıkarmak için uğraşmamıştır bu adamı. Ama seyrettim, gördüm. Her ne kadar Belçika Ligi diye küçümsenecek olsa da ben azıcık futboldan ve futbolcudan anlıyorsam bu kaleci yakında kasıp kavuracak heryeri.

Kan, Ter ve Gözyaşı!

Cleveland bu serinin en iyini maçını oynadı haklarını vermek gerek. Özellikle pota altı savunmasını son derece başarılı yaptılar. Penetreleri oldukça iyi sınırlayarak kolay basket vermediler. Orlando bunun çözümünü yine çok pas yapmakta aradı ve maç boyu da onlar pas oyunlarında başarı sağlayarak oyuna tutundular. Cleveland’ın genel savunması ise diğer maçlara göre daha sert ve caydırıcı olması açısından takdire şayandı. Özellikle Varejao ve West’in her topa ellerini sokması, bu sokuşlarda defalarca kez top çalmaları Cleveland’ın neredeyse bütün maçı önde götürmesini sağlayan etkenlerdendi. Hücumda da topu paylaşmaları onları hep maçın içinde tuttu. James’in defalarca atabileceği pozisyonları kullanmadığını daha müsait durumdaki arkadaşlarını oyuna sokabilmek için onlarla paylaştığını ve bunarın da defalarca kez basketle sonuçlandığını gördük.


3. maçın ardından Cavs’in seriye tutunmak, Orlando’dan galibiyet çıkarmak istiyorsa Szcerbiak ve Gibson’a ihtiyacı olduğunu söylemiştik. Mike Brown bu sefer bu iki adamın kenarda oturduğunu hatırladı ve onlardan faydalanmaya çalıştı. Wally’nin eski oyunundan neler kaybettiğini zaten biliyorduk ama Hidayet’in karşısında bu kadar aciz durumlara düşmesini beklemiyordum açıkçası. Hidayet maçtaki en verimli dakikalarını WS oyundayken yaşadı, ayakları bu derece yavaş bir oyuncunun Hidayet karşısında durabilmesinin zaten imkanı da yoktu. Ama Gibson ilk devrede oyunda kaldığı kısa sürede aniden çıkardığı üçlükleriyle hem Orlando savunmasının dengesini hem de rakibinin moralini bozdu adeta. Mike Brown onu maç sonuna kadar yine yanında oturtmayıp 3. çeyrekte oyuna alsa belki de Alston’ın çıldırdığı dakikalarda Gibson bir susturucu etkisi yapabilirdi.


Bu serinin 4 maçında da ilk devreleri galip kapattı Cavs ama hiçbir 4. çeyreği kazanamadı, hatta 2. yarıları hep kaybetti desek daha doğru olacak. Bu gece de bir benzerini yaşadılar ama soyunma odasına giderken birçok Orlando taraftarı gibi ben de “bu sefer daha iyiler, kuvvetli dönecekler, çünkü takım gibiler” diye düşündüm. Öyle de döndüler aslında ama 1.maçtan beri üstüne ısrarla basarak söylediğimiz “Alston ve Lee’yi riske ediyorlar, canları yanabilir” cümlesinin ne derece doğru olduğunu gördük. Rafer Alston 3. çeyrekte kendini aşarak çoğu şutla gelen 15 sayı üretmeyi başardı. West - Hidayet eşleşmesinin mantıksızlığından bahsederken James – Alston eşleşmesinin bu derece can yakacağını düşünmemiştim açıkçası. James gönül rahatlığıyla Alston’ı bırakıp yardımlara giderken 3 maçtır çok rahattı, bu kez Alston pilav yemedi, bütün Orlando’ya ziyafet çekti.


Orlando bu maçta tam 3 kez hücumda kitlendi. İlk yarıda 12-0’lık bir seri verdiler, 2. yarıda başka bir seriyle geri düştüler, maç sonunda 4,5 dakika basket bulamayarak 98–97 geri düştüler. Sixers ve Boston serilerinde sıklıkla gördüğümüz rehavet virüsünün bünyeden tekrar bir hastalık koparmaya çalıştığı dakikalarda aşılanmış olmak etkisini gösterdi ve babacan Van Gundy tarafından iyileştirildiler. SVG’nin tek hatası oldu maç boyunca diyebiliriz ki o da maç sonunda 20 saniye kala mola almaması değil, ilk yarı sonundaki Cavs rüzgârını dindirmek için aldığı molayı yaklaşık 2 dakika geciktirmesiydi.


Normal süre sonunda Hidayet – Lewis ortak yapımı üçlük, James’in serbest atışları olmasa maçı getirmişti ama James bir şekilde yine omzuna aldı Cavs’i tek başına ve taşıyabildiği kadar da taşıdı.3,5 çeyrek takım gibi oynayan Cavs’in o noktadan sonra her şeyi Lebron’dan beklemesi bana anormal geldi. Birazcık topu paylaşsalar, birazcık sağa sola bakınsalar maçı rahatlıkla alabilirlerdi aslında. James maç sonunda ve uzatmada o kadar yoruldu ki sanırım soyunma odasından otobüse kadar iki kişi koluna girmek zorunda kalmıştır. Cavs bu kadar yorarken James’i, Orlando’nun neredeyse herkesi kullanmaya çalışması, herkesin topa dokunması onları uzatmaya gayet diri taşıdı. Maç boyu sahada mı acaba diye gözlerimizin aradığı Rashard Lewis’in aslında sol dipte kurduğu çadırda sıranın kendisine gelmesini beklediğini gördük. Courtney Lee’nin maç sonunda hiç çekinmeden şut kullanabildiğine, Howard’ın 3 çeyreklik nadastan sonra iksir kazanına düşmüş Oburiks gibi etrafı dağıttığına şahit olduk. Pietrus her zamanki gibi hem savundu hem skor üretti. James’in bu kadar yorulmasındaki en büyük etkenlerden biriydi vazgeçmeyen yapısıyla.

Bu maç Rashard Lewis’in bize o kontratı boşuna almadığını, Alston’ın rakibin ayağının altında da patlayabilecek bir serseri mayın olduğunu, Hidayet’in ne muhteşem bir saha görüşü olduğunu, Howard’ın da en az James kadar kuvvetli olduğunu, Pietrus’un her geçen maç daha bir NBA oyuncusu olduğunu gösterdi Magic açısından. Cavs açısından baktığımızda ise Koç Brown’ın birazcık doğruları yaptığında takımını maça ortak edebildiğini, Lebron James’in de insan olduğunu ve yorulabileceğini, o kadroda Gibson diye bir adam olduğunu gördük.


Koç Brown belki Magic’in pick-n-roll’lerini sınırladı, penetrelerini engelledi, Howard’a top inmesini hat safhada zorlaştırdı ama halen yanlış oyuncu eşleştirme ve gereksiz riske girme hastalıklarından kurtulabilmiş değil. Karşısında bu kadar rahat pas yaparak savunma dengesi bozabilen bir takım varsa bunun en önemli suçlusu da kendisi. Van Gundy de hatalar yapıyor maç içinde ama çok çabuk çark ediyor bunlardan. Brown inatçılık etmese, oyuncularını daha ekonomik kullanıp doğru eşleşmeleri bulsa Cavs şu noktadan bile seriyi alabilir. Çünkü Orlando bu maçtaki kulüp playoff rekoru 17 üçlük isabetini bir kenara koyarsak, çok ekstra bir basketbol oynamıyor. Sadece boş adamı bulmak ve dengeli savunma yapmak denilen 2 basketbol doğrusunu yapıyorlar.


Bu maçla ilgili hakemlere de değinmek gerek. Cleveland’daki hakem faciasından sonra bu sefer ortadaki düdüklerin ağırlığı Orlando cephesine kaydırılmaya başlandı. Tasvip edilecek bir hareket değil asla ama şu gerçek de var ki maçı katlettiler diyemiyoruz Orlando’daki maçlar için, ilk iki maçtakilerin aksine. Yine de hakemler ne çalarsa çalsın Orlando deplasmandan bir galibiyet çıkartabildi, aynısını Cleveland da yapabilmeliydi bu seride var olmak istiyorlarsa.


5. maça çıkarken Cleveland’da seyirciler dahil herkesin sinirleri iflas etmiş durumda olacak. Normal süre sonunda ve uzatmada Lebron James’in adeta 10 ton yük altında ezilirmişçesine verdiği yüz ifadesi Cavs’te sıkıntının ne seviyede olduğunun en büyük göstergesi. Öte yanda maç boyu çok rahat, birbiriyle şakalaşan, her fırsatta gülen bir takım var. Şu inanılmaz stresli maçta hiç birinin yüzünün asıldığına şahit olmadık. Bu da herhalde iki koç arasındaki mental yaklaşım farkını ortaya koyan bir gösterge olsa gerek.


Seri 3-1’e geldi. NBA tarihinde 7 maçlık serilerde 3-1’den geriye gelip turu geçen sadece 7 takım var yanlış hatırlamıyorsam. Ama dediğim gibi “takım” var, tek bir adam, süper bir yıldız ya da bir Koç değil, tepeden tırnağa “takım”. Tek bir adam belki size birkaç maç kazandırabilir ama asla bir turu ya da şampiyonluğu kazandıramaz.

Kan, ter ve gözyaşına sahne oldu bu gece, hepsi Lebron’a aitti yine, azıcık Varejao omuz vermişti ona kan akıtırken, bu sefer tertemizdi oyunu ama olmadı, Kral bir kez daha mağlup, savaş kaybedilmek üzere.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…


Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

26 Mayıs 2009 Salı

Bugün Galatasaray'a Gelenler #6

Alain Perrin

Paul Le Guen

Co Adriaanse

Altıntop Kardeşler

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Messi - Ronaldo Anketi

Yaklaşık 1 aydır tek bir anket üzerinde dönüp duruyoruz. Acaba Cristiano Ronaldo mu yoksa Lionel Messi mi? Sevgili Cenky ile bu konu üzerine bayağı birbirimize girdik. Anket süresi ilk olarak 10 gün falandı. İlk 5-6 gün Messi Ronaldo oranı Messi lehine %66 ya %33 tü. Ancak anketin ilk döneminde bitime 4 gün kala Ronaldo Messi'ye yetişti, geçti ve oran Ronaldo lehine %53 e %46 oldu. Aslında anketimiz o zaman sona erecekti. Ancak Cenky anketin bitmesine 1 gün kala süreyi 10 gün daha uzattı. Bu süre içinde yüzdelik oranlar fazla değişmedi. Bugün de uzatmanın son günü idi. Bugün Cenky ile yemek yerken "Madem çarşamba günü Şampiyonlar Ligi Finali var Barcelona var Man Utd var Messi var Ronaldo var o zaman devam edelim bu hafta sonuna kadar" dedik ve süreyi son kez uzattık. Şu anda buralarda fırtına öncesi sessizlik yaşanıyor. Bakalım çarşamba göstersinler marifetlerini. Anketin durumuna göre de yıkılacak buralar, toz dumana karışacak, haber bültenlerine konu olacak olaylar yaşanacak. Alttaki resim de çok güzel anlatıyor bizim anketin durumunu.

Tolga'dan Cavs - Magic Değerlendirmesi

Tolga uzun zamandır blogun özellikle basketbol kısmına yorumlarıyla büyük katkıda bulunan bir arkadaşımız. Her yorumu dopdolu, her yorumu okunası. Bu yorumuna dayanamadım artık, buraya koyuyorum, hep beraber okuyalım. Piyasada basketbolu biliyorum diye geçinenlere kapak olsun Tolga'nın dedikleri, yorumları. Sağolasın Tolga.

"Orlando tarafında herkes hala temkinli konuşuyor.maç içinde dışında şımaran gösteriler yapan adam yok(Diaz,takım kazandıkça serpilmeye başlıyor yazılarında;onu ayrı tutalım bilgi: Tolga’nın dediği Diaz Orlando Sentinel Yazarı George Diaz’dır). Forumda okudum:Cenk Hoca, Boston 3. maçı hariç henüz Orlando’nun tam randımanlı oynadığı maç yok diyor.Kesinlikle haklı. Orlando, iç saha maçlarında ilk çeyreklerde 30'un altında attığı zaman ya da ilk çeyrek kafa kafaya geçtiği zaman,maçın geri kalanını sıkıntıyla izlememiz gerektiğine işarettir bu durum. Aslında bu geceki Cavs maçına benzer maçlar da çok oynadı sezon içinde ve playofflarda Magic. 7-8 sayı ile önde olunan, ancak maçı kopartabileceği şutları sokamayıp,son dakikalarda koltuk eskiten maçlar oynuyor. Philly ve Boston içerde oynanan altı maçın beşi bu şekilde oldu, hep öndeydik; ikisi son saniye şutu ile kaybedildi,üçü kazanıldı.Yine görüyoruz ki Magic deplasmanda Cengizhan’ın orduları gibi; yabancı toprak demiyor, kimi maçlar ilk kiminde ikinci yarı işgal ediyor, yağmur gibi yağıyor, kadın çocuk demeden...Durayım burada, kontrolü kaybetmeyelim.

Yine Cenk Hoca’nın değindiği bir şey var: West-Hidayet eşleşmesini çözemedim, yıllarca basket oynayıp seyrettim ama bu hamleye anlam veremiyorum. Aslında güzel bir şey var burada Magic adına. Hido West ile eşleşince, Magic, Hidonun West’i sırtına alıp potaya gittiği hamlelerden kaçınıyor (1-2 kez yapsa da işin suyunu çıkartmıyor). Yani Magic karakteri dışında pek iş yapmak istemiyor. Birazcık bu kışkırtan bir hamle gibi olsa da kışkırttıkları adamın basketbol zekası hafife alınacak gibi değil. Zaten sezonda da bu tip post-up oyunlarını-eşleşmeden kaynaklı, Howard dışında- Lewis ile deniyor Magic, zaman zaman da Pietrus'u deniyor.

Seri bitmeden fazla iddialı konuşmamak gerekir belki ama, görüldü ki-bakın Hollinger bile özür diledi Orlando’dan, çünkü kuponu yattı, 5 maç demişti Cavs için (bilgi: ESPN’den analizci John Hollinger bu şahsiyet de). İpin bir ucundan takımdaki herkes tutuyor, diğer uçta tutan sadece bir adam, takımın geri kalanı o adamın belinden omzundan tutup çekmeye çalışıyor.Haliyle yoruluyor ümitsizliğe düşüyor o adam da, ortadaki bataklığa yaklaştıkça. Cleveland'da panik havası hakim. 4.maç kritik dense de -ki 3. de kritik deniyordu hatta ilk iki maç da kritik denmişti-, Magic, alsın almasın, bu seriyi en kötü son maça zorlayacak.aslında, bu maçları görünce şöyle düzetmek lazım: Cavs son maça zorlayacak. Sezon içinde NBA basınında, çevresinde, Magic’in başarısına kayıtsızlık, sanırım, yıllardır NBA'in gerçek basketbolu izleyememiş olması olabilir. Phoenix'in bir aralar oynadığı olağandışı basketbolü bence fanteziydi ki ömrü kelebek ömrü kadardı; NBA yine farklı bir şey izliyor ama bu sefer gerçek basketbol izliyor. Bu arada, ben de basketbol oynadığım zamanlardan -ufak tefek olduğumdan-o dirseklerin acısını iyi bilirim, her hafta terziye dikişe giden pantol gibiydim.Williams'a geçmiş olsun diliyorum. Johnson da hak ettiği cezayı aldı zaten."

Sinir Harbini Daha Önce Yaşamış Olanlar Kazanır


Cleveland’ın bu sezon ligdeki derecesine, rakiplerine attığı farka, iç sahadaki 40 galibiyetine, dış sahadaki mağlubiyet sayısına, playoff ilk iki turunda her biri 10 sayı ve üzeri farklarla kazanılan 8 maçına baktığımız zaman bazılarımız muhteşem bir takım, bazılarımızsa kaos ortamından kolayca sıyrılamayacak bir takım görüyoruz. Bu kadronun süper yıldızı Lebron James ligin MVP’si olabilir, ya da Cavs normal sezonun en az sayı yiyen takımı, bunların hepsi geride kaldı. Burası artık tam anlamıyla bir kurtlar sofrası, ya avsınız ya da avcı. Cavs hep avcı rolündeydi bugüne kadar, av olmanın psikolojisini, hayatta kalmanın yollarını tam anlamıyla bilmiyordu. Yavaş yavaş öğrenmeye başladılar ama bu hayat okulundan mezun olmayı başarabilecekler mi?

Rahmetli dedem çok kullanırdı şu sözü “Sinir Harbini daha önce yaşamış olanlar kazanır”. “Hiç harp etmediysen adam vurmayı da bilemezsin, kurşundan kaçmayı da.” diye de devam ederdi. Nurlar içinde yatsın, tecrübe dedikleri bu olsa gerek. Yenilmenin, maç kaybetmenin, düelloda taraf olmanın, baskı altında ayağa kalkmanın ne demek olduğunu çok iyi bilmiyormuş Cavs, aslında söylemiştik bunu, ama bu derece olduğunu bilmiyorduk açıkçası. Bu sezon bir takım olarak görmeye alıştığımız Cavs Orlando’nun akılcı savunması ve kaos şeklindeki hücumuyla karşılaşınca, oyuncular teker teker sorumluluk almaktan kaçar hale geldiler. Herkes James’in eline bakar oldu. Hele 2.maçtaki son saniye üçlüğü, kabul etmek gerek muhteşemdi, bütün yükü James’in üzerine yığdı. Artık her şeyi onun yapmasını bekler halde takım arkadaşları. Orlando savunması alan daraltıp, pota altına gömülürken onları dış şuta mahkum bırakıyor. Koskoca Ilguaskas bile pota altında yer kalmayınca bilmem kaç tane üçlük deniyor. Penetre etmeye kimsenin cesareti kalmamış vaziyette. James bile çok zorlanıyor penetrelerde, bulduğu sayılarda adeta dayak yiyor içeride, kolay sayılar bulamıyor, devamlı faul çizgisine gidiyor ya da dış şuta mecbur kalıyor kimse sorumluluk alamdığı için, herkes statik olduğu, James ne yapacak diye baktığı için. Lebron James iyi bir üçlükçü değil, orta mesafe şutuna saygımız var ama asla iyi bir üçlükçü olduğunu söyleyemeyiz. Koşullu yanılsama dedikleri olgunun kurbanı oldu bu maçta adeta. 2. maçı üçlükle kurtaran adam olarak savunmanın da etkisiyle ama gereksizce tam 8 üçlük kullandı, sadece bir isabet buldu. 2. maçta da 1 isabet bulmuştu, o son üçlüğüydü o ama James bir üçlükçü değil ki. O takımda iki üçlükçü varsa o adamlar Wally ve Gibson. Kenarda paslanmaya bırakılan değerler. Mike Brown yılın koçu mu seçilmişti?

Bir Magic yazısında bu kadar çok Cavs anlatmamızın sebebi aslında Magic’in ta kendisi. Ne Pistons ne de Hawks Cavs’e eşleşme sorunu çıkarabilecek takımlar değildi. Her pozisyonun bir karşılığı vardı. Ama Magic öyle değil. Lewis – Varejao, Hidayet – West (ki neden James’in Hidayet’i almadığını anlayabilmiş değilim) eşleşmeleri Cavs’in kaldırabileceği türden değil dedik hep, öyle de oldu. İlk maçta canlarına okuyan Howard’ı 2 maçtır ikili sıkıştırmalar ve topu yere vurmasına izin vermeyerek iyi durdurdular. Garanti pozisyonlarda faul yapmak da iyi seçim ancak bazı günler Howard’ın o atışları sokası geliyor adeta. Dün gece 14 serbest atış soktu. 2 maçtır Cavs savunmasını dağıtan Hidayet’e tepede yardım getirip tıpkı Sixers’ın yaptığı gibi ilk adımını engellemeye çalıştılar, çok da başarılı oldular. Bu savunmada zorlama şutlar kullanmak zorunda kalan Hidayet bileği de iyi olmayınca başka yollar aramak zorunda kaldı. Çözüm yollarını gördüğümüzde bir kez daha ne kadar akıllı ve kıymetli bir oyuncu olduğunu gördük Hidayet’in. Özellikle 2. çeyrekte takım tıkanmış ve şut bulamazken topu taşımak yerine, kat ederek ve perdelerden çıkarken teması alarak faul çaldırdı lehine. Rakibin faul hakkını doldurup devamlı çizgiye gitti. 11’de 1’le oynadığı bir gecede 13 sayı bulup, skora başka türlü de katkı yapamazdı zaten. Önceki senelerde şut sokamadığında moralinin bozulmasına alıştığımız Hidayet’in maç boyu yüzü hiç asılmadı, sanki bu faul alma işi onun B planı gibiydi ve işler iyi işledi.


Alston’ın fena oynamadığından ama şut sokamadığı için aksayan parça olduğundan bahsetmiştik NBAKolik forumlarında. Bir şut fazla soksa her şey farklı olur demiştik. Lewis, Hidayet ve Howard’ı Cavs’in kitlediği dakikalarda özellikle ilk çeyrekte muhteşem çıktı sahneye, gedikleri kapatan adam oldu hücumda. O birazcık şut sokunca Cavs’in herhangi bir maçı koparıp götürmesi ihtimal dahilinde bile olamaz. Aynı şekilde Pietrus’un görev aldığı sürece James’i bezdirmesi ve ceza atışları çok işine yaradı Magic’in.


3. maçta Orlando Magic açısından hücumdaki en sevindirici gelişme, çok yüksek isabet yakalayamasalar da, çok fazla pas yapması oldu. Yayda çevrilen sonra Howard ya da Gortat’a inip anında geriye çıkan toplar hep boş atış ya da penetre koridoru yarattı. İlk iki maçta bu derece pas yapamamıştı Magic. Kaos hücumunu bu sefer muhteşem uyguladılar. Pas – pas – penetre – pas –şut! İlk iki pas sayısını 5-6’ya çıkarabiliriz. Bu iş koşarak ve çok hareketli yapıldığında rakibin dengesi inanılmaz derecede bozuluyor. Beklediğimizden daha iyi pick-n-roll savunması yapınca Cavs bu sistem çıkış oldu. Devamlı kat eden oyuncular, perde çıkışlarında çok etkili oldular ya da faul aldılar. Rakibi iyi savunup ribaunt üzeri hızlı hücumlar da tatlının üzerine kaymak oldu adeta.


Hidayet ve Howard’a ikili sıkıştırma yapınca 2 maçtır çok kötü şut atan Alston’la ve Lee ile risk almaları mecburiydi, oynadıkları kumar tutmadı. Cavs 4. maçı kazanmak istiyorsa tek çareleri sadece Howard’a ikili sıkıştırmaya devam edip, James’i Hidayet’e vermek, Joe Smith’i daha fazla oyunda tutmak ve Wally ile Gibson’ı bir şekilde rotasyona dahil etmektir. James Cavs’e son saniyede bir maç aldırmış ve 40 küsür sayı ortalamaya ile oynuyor olabilir ancak hiçbir zaman bir adam bir takım etmez.


2. ve 3. maçı NTV’den izleyenler spikerlerin anlatım farklarını net olarak görmüştür. İsmail Şenol gayet dengeli ve zevkli bir anlatım sundu bizlere. Kaan Kural yine çok da önemli olmayan bilgi ve her pozisyona yorum sağanağına tutsa da bizleri, Şenol maçın seyir zevkine çok şey kattı. Biraz da böyle dinleyelim artık maçları, tarafsızca ve sadece basketbol izleyerek.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

24 Mayıs 2009 Pazar

Topal'ın Kutsal Dokunuşları!

Beşiktaş'ın ikinci golü:
Yusuf topla dripling halinde ceza sahasına girer.
Topal basınca ayağının dışıyla pas vermek ister.
Ancak top Topal'ın ayağına çarpar ve tekrar önünde kalır.
Boş kaleye goooollll.
Beşiktaş'ın ilk golü:
Kullanılan serbest vuruşta top ceza sahası içine ortalanır.
Top Bobo'nun kafasından sıyırtma geçer; Topal topa refleks olarak ayağını uzatır ve top ayağına çarpar.
Yön değiştiren top Orkun'un da ters ayakta yakalanmasına sebep olur.
Ve top kalede...
İster şanssızlık, ister beceriksizlik, ister yer tutma hatası vs. ne derseniz deyin; Topal'ın onsekiz içindeki iki dokunuşu Beşiktaş için kutsal sayılır nitekim o iki dokunuş kendilerini şampiyon yaptı.
Maç ile ilgili aklımda kalanlar ise,
1. Tabiki Topal ve o dokunuşları
2. Sabri'nin içinde olmaması gereken olaylara hala inatla iştirak etmesi.
3. Tribünden edilen küfürler
4. Kewell'in muhteşem golü
5. Maçın başında "orta sahada Beşiktaş rahat top yapar" diyen Sanlı Kaptan'ın devre arasında "Zaten ben Galatasaray'ın orta sahayı kalabalık tutacağını ve pas trafiğinin yüksek olacağını söylemiştim." demesi.
6. Galatasaray'ın orta sahadaki güzel futbolu
7. Galatasaray'ın defanstaki affedilmez hataları
8. Baros'un kaleciyle karşı karşıya kaçırdığı iki gol
9. Demirören'in Bjk'nin ilk golü sonrası Polat'a birşeyler söyleyip elini sıkması.
10. Mustafa Denizli'nin 2. gol sonrası ilginç sevinci
11. Beşiktaş'ın golleri haricinde herhangi bir gol pozisyonunu hatırlamamam
12. Bu maç yüzünden iddaa kuponumun tutmaması ve tek maçtan yatmam (Toplam gol sayısı:4-6 demiştim,olmadı.)
13. Sevgili babamın taa Zonguldak'tan beni arayıp maçı bana yorumlaması.
Sonuç olarak maç skoru Beşiktaş 2-1 Galatasaray
Şampiyon Beşiktaş. Tebrikler Yıldırım Demirören. En sonunda muradına erdin.

Çoban Salata Yılın En iyi 11'i

Plaseler: Volkan Demirel, Sylva, Lugano, Sivok, Cale, Hakan Balta, Musa Aydın, Harry Kewell, Yattara, Yusuf Şimşek, Volkan Şen, Mehmet Yıldız, Bobo, Nobre, Beto

Not: Takımının formasını sezonun büyük kısmında giyen oyuncular dikkate alınmıştır.

Çoban Salata Yılın Hayal Kırıklığı 11'i

Plaseler: Jefferson, Tolga Seyhan, Volkan Yaman, Uğur İnceman, Selçuk İnan, Mehmet Çakır, Alex, Semih, Nonda, Aghahowa

Not: Takımının formasını sezonun büyük kısmında giyen oyuncular dikkate alınmıştır.