Sayfalar

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Çoban Salata 2 Yaşında

 Bu 1611. gönderisi Çoban Salata'nın, beni en çok gururlandıran, en çok "iyi ki açtım bu blogu" dedirteni. Çoban Salata hayatıma girdiğinden beri vazgeçilmezim oldu. Herşeyden vazgeçebildim ama ondan asla. Çok farklı bir duygu, sanki çocuğum gibi bu blog. 29 Mayıs 2008'den beri ellerimle büyütüyor, adam ediyor, ileri götürüyorum bir anlamda bu blogu. İnanılmaz keyif alıyorum yazmaktan, paylaşmaktan, burada tartışmaktan. Hele ki ozhano katıldıktan sonra apayrı bir tat aldım şu yaptığımızdan. volkanbk3 de temmuz itibariyle coşup şaha kaldıracak Salata'yı, daha da bir gururlanacağım.

Beğenmeyenler, haz etmeyenler, laf söylenler oldu çoğu kez ama bizlerle içindekini paylaşanlarla çok yakın bir iletişim kurduk. Kimseyi kırmamaya ama görmezden gelmemeye de çalıştık hataları. En çok Galatasaray yazıp en çok Galatasaray'ı eleştirdik. Hiç klasik bir maç yazısı okuyamadınız burada, hep farklı açılardan baktık olaylara, farklı şeyler gördük, onları paylaştık. Biraz ayrı kalmak istedik herkesin bildiği konseptten, bazen becerdik bazen beceremedik ama çok keyif aldık bu blogtan, okunmaktan, takip edilmeken, tartışmaktan.

Sağolun, varolun 2 sene sonra hala ne yazdık diye merak edip bloga uğrayan tüm müdavimlerimiz. Sağolun bloga bir kez bile uğramış olsa da yazdıklarımızın bir satırını bile okumuş ziyaretçilerimiz. Sağolun Çoban Salata'dan tadan herkes ve sağol Sevgili Salata bu kadar lezzetli kalmayı başarabildiğin için senelerdir.

Çoban Salata 2 yaşında! Çoçuğumuz büyüyor!

28 Mayıs 2010 Cuma

Sörf Çantası

Bu Blog Trendus.com ve Eurosport 2'den tanıdığımız sevgili arkadaşımız Çiğdem Öztabak'a ait olan ve 94.9 Açık Radyo'da Çiğdem'in hazırlayıp sunduğu "Sörf Çantası" programının blogu. 3 haftadır yayınlanan programın konseptini hemen aşağıda Çiğdem'in kelimeleriyle bulabilirsiniz. Türkiye'de daha önce rastlanmamış bir tarz ve farklı tadıyla kendime adıma ilk 3 haftayı inceledikten sonra herkese tavsiye ediyorum Sörf Çantası'nı. Çiğdem'e yeni programında başarılar, Sörf Çantası'na uzun ömürler dileyelim bir de.



"Sörf Çantası konsept olarak bir ilktir. Sörfün doğuşundan bugününü, müziklerini, filmlerini ve felsefesini anlatır. Bu blog 25 hafta sürecek her programın kısa özetlerini ve program yapımcısı olan ben'in, duygu ve düşüncelerini aktaracaktır. Program 1 Mayıs'dan itibaren her cumartesi sabah 9:00-10:00 arasnda 94.9'da Açık Radyo'da yayınlanacaktır. "

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Takımların Aradıkları Herşey Şöhretler Karması-F1 Futbol Maçındaydı

Şöhretler Karması 5-4 F1 Takımı

All Stars Takımı: Cüneyt Tanman, Nurettin Yıldız, Erhan Önal, Kerem Alışık, Bedri Baykam, Ege, Ergün Penbe, Ersin Korkut, Hakan Şükür, İlyas Tüfekçi, Yılmaz Erdoğan, Zafer Öğer, Altan Gördüm, Ceyhun Yılmaz, Semih Yuvakuran, İbrahim Kendirci, Sarp Apak, Uğur Meleke, Ramazan Beyazkaya, Serhan Asker, Ümit Davala.

Nazionale Piloti Takımı: Sebastian Vettel, Jarno Trulli, Vitaly Petrov, Alberto Valerio, Johny Cecotto, Sergio Perez, Mert Tahincioğlu, Matteo Munari, Ivan Capelli, Maro Engel, Alan Guimares, Christian Montanari.

Aranan kanat oyuncusu: Ersin Korkut (Hem sağ hem de sol kanatta yaptığı çok güzel hareketler futbol simsarlarının gözünden kaçmadı. )

Aranan pivot santrafor: Yılmaz Erdoğan (Ümit Davala'nın ortasına vurduğu kafa gerçekten profesyonellik kokuyordu)

Aranan 10 Numara: Vitali Petrov (Tek başına F1 takımının ileri çıkıp gol atması için elinden geleni yaptı. Massa'nın yokluğunda onun yerini doldurmaya çalıştı. Golünü de attı.)

Aranan Baresi: Ivan Capelli (Benziyor gibi...Ama görünüşü tabiki)

Aranan kemik kıran: Ergün Pembe (Maçın ikinci yarısında F1 takımından bir arkadaşa orta sahada yaptığı sert hareket sonrası hayatında belki ilk defa bu kategoriye girdi.)





Aranan Semih: Serhan Asker (Maça bir girebilse neler yapacaktı. Bütün maçı ısınarak her an maça girecekmiş gibi hazırlandı. Ama şöhretler karması t.d.'ü Tahincioğlu'nun gazabına uğradı kanımca. TRT sunucusu olması itibari ile sürekli reklamı vardı spikerler tarafından ama dediğim gibi t.d. ile yıldızı birtürlü barışmadı.)

Aranan profesyonel: Ceyhun Yılmaz. (22.00 de başlayacak maça 16.30 da gelip ısınarak bu alanda bir dünya rekoru kırdı. Profesyonellik budur işte. Ama 3 dakika oyunda kalıp çıktı. Isınırken çok yorulmuş belliydi.)



Aranan Levent Özçelik: Erbatur Ergenekon (Onsuz bir F1 organizasyonu düşünülemez oldu. Ona bakınca eskiden maçlarda bir pozisyon ya da gol olunca sahaya dalıp görev aşkıyla futbolculara mikrofon tutan muhabirleri gördüm. Maçta oynayan oynamayan herkesle röportaj yaparak bu alanda bir rekor kırmış olabilir. Bir de o kulaklık sorununu da çözebilseydi muhteşem olacaktı.)

Aranan Emre: Sebastian Vettel. Hem maç içi hem de maç sonunda hakeme itirazlarını sundu. Ama F1 orta sahasını iyi yönetti.

Esas Aranan Futbolcular: Felipe Massa- Giancarlo Fisichella (F1 takımı bu iki oyuncunun eksikliğini gerçekten hissetti. Bazı oyuncular vardır; olmazsa olmazlar. Bu iki oyuncu da F1 takımı için vazgeçilmez olduklarını kanıtladılar.)

Maçın sözü: Sebastian Vettel de çok geride kaldı kuzum (TRT Spikeri).

Maçın ayıbı: Galatasaray Kulübü Stad Yönetimi (Maç biter bitmez de ışıklar kapatılır mıymış. İlk önce bir sürpriz var zannetti herkes ama yoktu öyle birşey. Doğrudan, maç bitti hadi sahayı boşaltın demek oldu. Madem bu kadar hassassınız kabul etmeyin maçın stadda yapılmasını. F1 i kaybetmemeye çalıştığımız bugünlerde çok ayıp oldu hem uğraşanlara hem de staddaki izleyicilere)

Öldüren Numara'ymış


Operatörler, pek çok kişinin ölümüne neden olan 0888 888 888 numaranın kullanımı yasaklandı. Numara yı ilk olarak kullanan 48 yaşındaki bir CEO'nun 2001 yılında kanserden öldüğü kaydedildi.

Daha sonra 2003 yılında numarayı kullanmaya başlayan Bulgar mafya babası Konstantin Dimitrov 31 yaşındayken güzel bir modelle yemek yerken suikaste uğradı. Telefon numarası daha sonra Konstantin Dishilev adlı bir mafya babasına geçti. Dishilev'in sonu da diğer kullanıcılardan farklı olmadı ve zengin iş adamı Kolombiya'ya yaptığı bir seyahat sırasında hayatını kaybetti.

Numarayı arayanlar artık servis dışı olduğuna dair bir mesajla karşılaşıyorlar.
diyor Milliyet'in haberinde...
Yahu ölürler tabi...
Biri CEO. Adamın bünyesi zayıfmış. Kanser olacağı varmış. Telefon tetiklemiş...
Diğer ikisi mafya babası. Adamlar nasıl öleceklerini bu işe girer belirlemişler zaten...
Diğeri de Kolombiya'ya gitmiş. Belanın kol gezdiği yerlerden biri. Belki de o da bir beyaz mafyasına bulaştı parasını "aklama" sürecindeydi. Peşinde birileri vardı kesin...
Verin normal bir öğrenciye ev hanımına şu numarayı bakalım o zaman ölüyor mu o zaman haber yapın...
8 ev hanımı, 3 öğrenci, 5 futbolcu, vs.. kullandı hepsi öldü diyiverin...

23 Mayıs 2010 Pazar

Yar Gidiyor musun? Gitme; İçimde Bir Korku Var. Biliyor musun Böyle Başlar Ayrılıklar...


Yar gidiyor musun?
Gitme; içimde bir korku var
Biliyor musun?
Böyle başlar ayrılıklar

Gel biraz; kokunu bırak
Baharımı al; soğuktur oralar
Aglıyor musun?
Aglama, hayırlar ugurlar

Gurbete giden döner mi dönmez mi?
Belli degil bilirim
Ben bir karaagaç gölgesi buldum,
Cebimde ümitlerim.







Kewell ile taraftar arasındaki sevgiyi ne güzel de anlatıyor şu Karaağaç şarkısı. Kewell Galatasaray'a geldiğinde taraftar tarafından bu kadar sevilebileceğini hiç düşünmemiştir herhalde. Futbol bilgisi ve maçlardaki performansı zaten tamamdı ama onu taraftarın gözünde diğerlerinde ayırt eden sanırım saha içindeki duruşu, adamlığı, kişiliği oldu. O kadar sevdik ki, durumunu bile bile sezon ortasında onun gönderilmesini engellemek için taraftarca elimizden geleni yaptık. Yani orada mantığımız değil gönlümüz ön plana çıktı. Eski sakatlığı nüksedince kendisi de, taraftar da, yönetim de biliyordu Kewell için Galatasaray'da sonun yaklaştığını. Ama bunu hiç bir zaman söyleyemedik kendimize. İyileşir muhakkak diyerek bekledik. Onun için takımın en golcü oyuncusu Nonda'dan vazgeçtik. Jo'larla Dos Santos'larla falan takılmak zorunda kaldık. Onlar da bizlerle takılmak yerine İstanbul gecelerinde kızlarla takılmayı tercih ettiler. İşte o zaman daha iyi anladık Harry'nin, Baros'un takım için ne demek olduğunu.

Ama dediğim gibi Harry'nin yeri her zaman ayrıydı. Galatasaray'daki sağlık kurulu mu desem ne desem o grubun da muhteşem başarısıyla dönmesi gerekenden 3-4 hafta sonra yeşil sahalara dönebildi. Başka bir futbolcu olsa belki Dünya Kupası'nda oynayabilmek için Galatasaray'da son zamanlarda oynamak istemedi diyebilirdim ama işte isim Harry olunca insanın aklına böyle ucuz numaralar gelmiyor.


Harry artık iyileşti, oynamaya hazır deniyor. Müzmin sakat, onu zaten biliyoruz, ama ne bileyim yine bir kalemde vazgeçemiyoruz kendisinden. Dünya Kupası'nda oynayacak büyük ihtimalle. Her ne kadar transfer komitesi kendisiyle sözleşme yapılmayacağını söyleseler de, halen daha bazı yöneticiler Dünya Kupası'nda performansını görüp ona göre hareket edileceğini belirtiyorlar. Açıkçası Dünya Kupası'nda iyi bir performans sergileyecek bir Kewell da artık kapı dışarı edildiği takıma geri dönmez. Onu tek döndürecek Galatasaray taraftarı olabilir. Ama eşi İngiltere'de olan bir insan da ailesinden daha fazla uzakta kalamaz gibi geliyor bana.

Gelelim işin duygusal değil de mantık kısmına. Açıkçası yeşil sahada olduğu dakikalarda, sakatlığın vermiş olduğu dezavantajlara rağmen hem Türkiye'de hem de Avrupa'da başarılı işler yaptı. Eğer iyileşebilirse ya da iyileştiyse Galatasaray'ın kadrosunda olması alternatiflik açısından önemli ama her an sakat olup takımı yalnız bırakmasına hazırlıklı olunması lazım. Bu nedenle aynı bölgede Harry kadar etkili olabilecek alternatif bir isim olması lazım. Bu durum, Harry'yi Galatasaray'da tutma amacı güdülerek yapılmış bir düşünce olabilir.

Farkındayım halen Harry Galatasaray kadrosunda olacakmış gibi yazıyorum. Ama dedim ya bir anda vazgeçmek kolay değil. Eğer Harry ile yollar ayrılmışsa kulüp yönetimi kimsenin beklemediği bir hareket yapsa, Ali Sami Yen'de Harry'nin de olacağı bir akşamda onunla onu çok seven taraftarı son kez GS forması altında biraraya getirse. Olamaz mı yani?

Tabi burada eeyore'nin Harry'nin gidişi ile ilgili yazıda olduğu gibi Hasan Şaşların, Hakan Şükürlerin, Bülent Korkmazların günahı neydi o zaman denebilir. Ancak bunlarla ayrılış şekillerini bir hata olarak görüyorsak bir yerden başlanabilir ve Harry bu başlangıç için çok güzel bir örnek olur...

Süpürgenin Sapı Nerede?

 Ya daha geçen hafta elimdeydi, nerede bu süpürgenin sapı?