Sayfalar

9 Nisan 2010 Cuma

Tiyatro

Çok garip hatta acayiplik mertebesinde şeyler oluyor Türkiye'de. Öyle şeyler yaşıyor ki içinde bulunduğum camia sadece gülünür yaşananlara, yaşatılanlara. Allah'a emanet gidiyoruz, kervanları yolda düzüyoruz, her yanımız yama da yama, şerefli yalancılar sarmış etrafımızı. Ayrıntılı bir yazı gelecek 1-2 güne kadar, kirli çamaşırları bir dökelim, nerede hangi leke var, kim ne saçmış etrafa bir görelim ama değil mi? Susmayacağız bu sefer, bakalım kim hancı kim yolcu, kim öle kim kala. Müsadenizle çekiliyorum sahneden, zaten oynanan bir oyun var, kirlenmesin üzerim.

Vefat ve Teşekkür

Ömrünü enayilik derecesinde fedakarca ve hep başkalarını düşünerek geçirmiş olan Sevgili kardeşimiz eski Cenk'ten kalan son parça dün gece vefat etmiştir. Ezan saati beklemeden hatta yıkamadan eski Cenk'in naaşı yakılarak kül edilmiştir ki bir daha kimse bulamasın. Küllerin serpildiği yer bile muammadır, öyle kalacaktır.

Son bir kaç aydır filizlenmekte olan yeni Cenk ise dün geceki veda ritüelinden sonra yarıda kalan hayata güzelliklere sahip çıkarak devam etmek üzere iştirak etmiştir. Eski Cenk'in vefatında ve yeni Cenk'in filizlenip boy atmasında emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler boynumuzun borcudur.

8 Nisan 2010 Perşembe

Kem Göz Değmesi

Yeniden ilk 5'e döndüğü ilk maça fırtına gibi başlamışken bu sabaha karşı Hidayet de tıpkı Chris Bosh gibi sakatlandı. Yüzüne aldığı kafa darbesiyle sakatlanan milli basketbolcumuz acilen hastaneye kaldırıldı. Onun da yüzündeki bir kemikte kırık şüphesi var. Boston da iyice eksik kalan Toronto'yu Finley'in etkili oyunu ile mağlup etti. Bosh gitti, Hidayet gitti, Toronto'nun sonu pek hayır gözükmüyor, Bulls önemli bir fırsat yakaladı tekrar. Şifalar diliyoruz tüm sakatlara, keşke hiç sakatlık olmasa da seyir zevki hep tavana vursa.

7 Nisan 2010 Çarşamba

Keyfin Nasıl Hacı?

Anlamadım gitti bu Adnan Polat'ın Adnan Sezgin aşkını!

Ayakta Kal!

Hiç bir zaman düşmeyeceksin. Devamlı ayakta kalacaksın. Kalacaksın ki arkanda senin yere kapaklanmanı bekleyen sırtlanlara umut vermeyeceksin. Düşersen ne mi olur? Spor yazarı görünümlü sırtlanların söylediklerini kaale alanların sayısı artar. Total futbol, kollektif oyun, oyuncu değil sistem söylemleri yerini istifa seslerine, kaosa, keşmekeşliğe bırakır. İstifayı geçtim üstüne bir haftada takımın başına 30 yeni t.d. getirilir. Üstüne takımın yarısı satılır pardon serbest bırakılır yerlerine sanki bedavaymış gibi yeni oyuncularla doldurulur.

İlginç bir yapıya bürünmeye başladık. Farkında mısınız her sezon gittikçe ezeli rakibimize benzemeye başlıyoruz. Yararlı transferler yerine isimli transferler yapıyor yönetim. Eskiden 11 içerisinde yerli oyuncularımız kalbini sahaya koyacak türden topçulardı ya da takımdaki ağabeyler tarafından o hale büründürülürdü yeni transferler. Yabancılar da onları tamamlıyorlardı. Artık Arda da dahil hiçbir yerli oyuncudan beklenti kalmadı. Yabancılardan ise takım sevgisi olgusuna inanmalarını beklemedim hiçbir zaman. En profesyoneli bile takım biraz kötü gidince hemen bavulunu toplamaya, huzursuzlanmaya başlar. Aslında sezon başında mutlu olmayan bir taraftar olmuş mudur teknik direktör ve oyuncu transferlerinden sonra? Bana göre hayır. En azından beklnetim, bu kadar aciz bir takım seyretmek değildi. Sakatlıklar takımın tabi ki belini büktü, sallanmasına neden oldu ama teknik direktör ya da yöneticinin hası burada ortaya çıkar. Bizim saha içinde Hasan Şaş, Hagi gibi psikopat, Suat, Emre, Okan, Tugay gibi çalışkan, terinin son damlasına kadar sahada koşan, effektif adamlara ihtiyacımız var ki zaten bunu bilmeyen de yok. Ama en önemlisi bizim bize benzemeyecek bir teknik direktöre ihtiyacımız var.

Crucial Loss

Crucial Hukuk dilinde "Sonucu belirleyecek derecede önemli" anlamına gelen, Amerikalıların sıklıkla kullandığı bir kelimedir. Özellikle spor sayfalarında ya da TV'de "Crucial" ile başlayan bir haber görmüşseniz bilin ki çok önemli bir oyuncu sakatlanmış ve takımı o olmadan yapabilecekleri sınırlı olan bir takımdır. Şu son günlerde 2 kez manşetlere çıktı Crucial kelimesi. Birinde Milwaukee'de şok yaşanırken diğerinde Toronto neredeyse gözyaşlarına boğuldu. Seneler sonra play-off'u bileğinin hakkıyla hem de 5. sıradan yapan Bucks bir anda en önemli silahını kaybetti. Andrew Bogut artistlik yapayım derken kırdı elini ve ameliyat oldu. En çabuk dönüş süresi ise 6 hafta parkelere. O varken Bucks muhtemel 4. Atlanta'ya ya da belki Boston'a bile diş geçirebilir, en azından rakibiyle kavgaya tutuşabilirdi. Ancak Bogutsuz bir Bucks domatessiz, yağsız, sirkesiz bir Çoban Salata gibi. Toronto'da ise takımın yarısı olan adam Chris Bosh'un üst çene kemiğinin sağ tarafı ile burnu arasındaki kemik kırıldı Cavs maçında Jamison'ın darbesiyle. Bir anda kanlar içinde yerde kalan Bosh taraflı tarafsız herkesi korkuttu. Ne zaman geri döner, maskeyle oynayabilir mi bilinmez ama bu gece sahada olmayacağı kesin yıldız oyuncunun. Hem de Bulls'la aralarında sadece 1 galibiyet fark varken, hem de takımın içi bu denli çorba olmuşken.

"Sonucu belirleyecek derecede önemli kayıp" Boguttur, Boshtur. Bucks 4-0'la elenirse, Raptors 9. olup play-off'a kalamazsa bakılacak ilk adres, üzerine anlam yüklenecek ilk olaydır bu sakatlıklar.

Messi Aşkı

Köşeye Sıkıştırmak Dedikleri Bu Olsa Gerek

Quartet God

Dörtlü demek quartet, dördü bir arada yani. Futbolda çok fazla karşılaşılan bir olay değildir aynı maçta bir futbolcunun 4 gol birden atması. O adam senelerce unutulmaz, o maç hep anlatılı durur. Ama aynı futbolcunun aynı sezonda 2 ayrı maçta birden 4 gol atması efsane de değildir artık. Ancak mitolojideki yarı insan yarı tanrılar başarabilir bunu. Futbolun tanrısı bu adam, top onun kölesi adeta. O buyurur ve olur. Bir çok santrafor sezonda 8 golü geçemezken o 2 maçta beceriyor bunu. Emsalleri sakatlıktan belini doğrultamazken senelerdir neredeyse sakatlık yüzünden maç kaçırdığını hatırlamıyoruz Messi'nin. Her maça kazanmak çin çıkıyor, didiniyor, zaman zaman yarı insan kısmı çıkıyor öne, sinirleniyor ama futbolun tanrısı rolüne büründüğünde ben şükrediyorum onu izleyebildiğime. Ne kadar çok rezalet yaşanıyor olsa da ülkemizde futbol adına, buradaki futbolu bile seyretme sebebim haline geliyor bu adam. O bir mucize ve biz mucizeye tanıklık edenleriz dostlar, keyfini sürün.

6 Nisan 2010 Salı

Kaçı Başarabilecek?

Turkcell Süper Lig'de 18 takım var. 18 takımın başında bu sezon kaç hocanın görev yaptığını ben şaşırdım, sayamadım. Bazı takımlar 3. teknik adamlarıyla devam ediyorlar yollarına, bazıları 2. isimlerdeler. Geçmiş senelerin aksine Gençlerbirliği, Gaziantep ve Eskişehir çok önemli sabır göstererek sahip çıktılar hocalarına. Peki en azından bu sezonluk sahip çıkılan adamlar gelecek sezon aynı koltklarda oturabilecekler mi? Örneğin Antep'te Coucerio, Gençler'de Doll takım üstüste 3-4 mağlubiyet alıp düşme potasına yaklaşsa gelecek sezon oralarda olabilecekler mi? Denizli'nin devam edip etmeyeceği, Rijkaard'ın halinin ne olacağı, Daum'la Aziz Başkan'ın sonlarının nereye varacağı belli değil bugün. Şu koca ligde Şenol Güneş, Abdullah Avcı ve Ertuğrul Sağlam'ı aynı koltuklarda göreceğimiz kesin sadece.

Ne kadar yazık, ne kadar acı bir durum aslında bu. Devamlılık adına atılan adımların çoğu yalancı, verilen sözlerin bir çoğu bomboş,  mesnetsiz. Kadrolara baksan her sezon her takımda onlarca transfer, devamlı değişen kadrolar, değişen oyuncular. Bu devri daimin içinde dikiş tutturmaya çalışan antrenörler. Bir sezonda 2 teknik direktör kısıtlaması yapmadan, sözleşme adaletini sağlamadan, tazminatlar yalan olurken, her hafta yeni bir hoca harcanırken nereye gider Türk Futbolu?

Kaçı Başarabilecek? Kaçı gelecek sene başka bir gurbete göçmeyecek? Kaçı kurduğu kadroyu bir yerlere getirebilmenin, altyapıdan oyuncu çıkarmanın, 3-5 senelik planlar yapmanın hazzını tadabilecek? Gerçekten kaçı?

4 Nisan 2010 Pazar

Erman Özgür

Kıymetini bilemedik biz bu çocuğun. Hep yeni Sergen olarak görmüştüm onu, inanılmaz bir potansiyeli vardı. Trabzonspor'a transferine çok sevinmiştim. Kıvrak bilekleri, milimetrik pasları, Sergen'e göre çok daha fazla koşuyor olması, savunmayı da ihmal etmemesi onu benim için geleceğin yıldızı çervesine koyduğum resim haline getirmişti. Ama ne oldu, maya neden tutmadı, Erman Trabzon ve sonrasında neden yer bulamadı kendine İstanbul takımlarında çözemedim. 32 yaşını bitirmiş, yavaş yavaş futbolunun sonlarına yaklaşırken yeteneklerini cömertlikle sergilemeye devam ediyor halbuki. Jorginho ile girdikleri verkaç, o verkaç öncesi top hakimiyeti, sonrası bel kıran pasları nasıl oluyor da hala atabiliyor? Normal şartlarda kaybolup gitmeliydi Erman ama pes etmemiş hala sergiliyor yeteneklerini. Bugün Yusuf Şimşek Beşiktaş'ta hala alternatif olabiliyorsa Erman 3 büyüklerin her birinin orta sahasına 2 kere alternatif olmaz mı? Ağlayan Galatasaray orta sahası kahkaha atar onunla. Zaman içinde savunma yapmayı da öğrenmiş bir Erman ne Sarp bırakır ne Barış Galatasaray'da ama senelerdir nerelerdeydin be Erman, niye hiç çıkarmadın sesini, niye demedin "ben de varım" diye?

Haftalar Sonra Haftasonu

Farkındasınızdır bu hafta sonu hiç birimiz bir şeyler yazmadık Salata'ya. Volkan'ı bilemiyorum da biz Açık Öğretim Sınavları'nda görevliydik. Engelli Salonlarında 4 seans boyunca görme ya da fiziksel engeli olan öğrenci arkadaşlara yardımcı olmaya çalıştık. Ben yaklaşık 7 senedir yapıyorum bunu, ozhano da yanılmıyorsam 3. senesine başladı. Engellerine rağmen okumak, diploma sahibi olmak, işe girebilmek, hiç bir şey yapamasalar da mezun olduktan sonra vakitlerini boşa harcamadıklarını hissedebilmek için azimle çalışanları görünce çok önemli dersler alıyor insan hayata dair. Gerçi ben 7 senedir çok etkileniyor ve biliyor olsam da bunu, her seferi bir kez daha duygulandırıyor, kendimi sorgulamama neden oluyor. Acaba kendime hak ettiğim saygıyı gösterebiliyor, kendi kıymetimi, sağlığımın, elindekilerin değerini bilebiliyor muyum diye soruyorum, bir iç hesaplaşma yaşıyorum. Bu sene ilk kez bu soruların cevabı tam anlamıyla tatmin etti beni. İlk kez, sonunda doğru düzgün cevaplar verebildim kendime, çok mutlu oldum. Çok yorucu olsa da hafta sonu çalışmak, cumartesi-pazar sabahın yedisinde kalkıp işe gitmek ve akşama kadar işte ama kendi odanda olmamak, çok keyif aldım bu haftasonu yaşadıklarımdan.

Kendime verdiğim cevaplardan aldığım mutluluktan daha önce başladı aslında haftasonu keyfi benim için. "Cuma gecesi itirafları" diye roman yazsan satacak cinsten içeriğe sahip muhteşem bir sohbet ve paylaşım yaşadım. Sadece 1 saat 45 dakika uyudum o keyifli ve eşsiz sohbetten sonra ama zıpkın gibi kalktım yataktan, yaydan fırlamış ok gibi başladım güne. O kadar uyku yetti bana bütün gün, sınavlarda hiç zorluk çekmedim, gram uykum gelmedi, her açıdan verimliydim çalışırken. Sonra içimde kalmış olan bir arzumu yerine getirmek için kendime verdiğim söze uydum ve yeniden dansa başladım. Salsa ve Bachata öğrenmeye başladım, ilk dersime girdim Cumartesi akşamı. Pazar günü de çok verimli bir sınav dönemi geçirdim ve iki okumalı sınav yaptım ama hiç yorulmadım. Ama bu iki çalışma gününün en güzel rengi öğlenleri yediğim yemekler, sınavlar sonrası paylaştığım mekanlardı. "İnsanın gönlünde yer tutmuşsa birileri onlarla yediğin dayak bile tatlı gelir" derdi rahmetli dedem. O kadar iş telaşının arasında insanın kanını kaynatıyor bu paylaşımlar, yaşadığını hissediyor, zevk alıyor nefes almaktan, huzurla doluyorsun. Gün içinde son derece sürpriz ve akademik kariyerim açısından son derece önemli bir de haber aldım, katlandı keyfim. Yetmedi; dansın, keyifli dakikaların, güzel insanların ve haberlerin verdiği hazzın yanında uzun zamandır ayrı kaldığım, ancak yaklaşık 10 gün önce tekrar buluşabildiğim, beni hiç tanımayan dostum Bryan Adams'la kucaklaştım yeniden. Çok özel anlardı. Üstelik bir de şarkı istedim ondan, o şarkıyı da armağan ettim üstelik!

Beni mutlu gördüğüne sevinen ve bunu da hissettiren arkadaşlarımla sohbetler ettim, iyi dilekler değiş tokuş ettim kalbimden, kalplerinden. ozhano oradaydı ihtiyaç duyduğumda, hızır gibi yetişti yine. Ailemle aldığım kararları, çıktığım yolları paylaştım, gördüğüm güleryüz ve inançtı bir kez daha. Hem gurur duydum hayatımdakilerle hem şükrettim. Haftalar sonra öyle bir haftasonu yaşadım ki hayat buymuş dedim!

Hiç olmadığım kadar mutlu, hiç olmadığım kadar genç, hiç olmadığım kadar enerji doluyum, yaşadıklarımın kıymetini biliyor, şükrediyorum.