Sayfalar

26 Aralık 2009 Cumartesi

Merhametten Maraz mı Doğdu Yani!

Galatasaray'ın 2007-2008 sezonunda orta sahada oyunu hem defansif hem de ofansif olarak iyi oynadığı düşünülerek yaptığı transfer olan Linderoth yaklaşık üç sezonluk Galatasaray macerası o zamana kadarki futbol hayatında hiç yaşamadığı kadar ciddi bir sakatlığın gölgesinde devam etti. Galatasaraylı yöneticiler ise kimisine göre profesyonellikten uzak kimisine göre çıkmadık candan umut kesilmez ya da "bizdeyken kötü bir sakatlık yaşayan oyuncuyu kaderiyle başbaşa bırakmaz olmaz" düşüncesi içerisinde sözleşmesini feshetme yoluna gitmeyip yıllık ücretinde belli bir indirim yapıp Galatasaray çatısı altında kalmasına izin verdiler. Sadece bu uygulama bile Linderoth'un Galatasaray'a minnettar olmasını gerektiren bir durumdu.

Geldiğinden bu yana her sezon başı ya da sezonların ikinci yarılarına başlarken bir ümit ile Linderoth'un Galatasaray'ın asıl transferi olacağı ve patlama yapacağı konuşulur ancak sezon başlar ve Linderoth neredeyse ilk oyuna girdiği maçta nasıl başarabiliyorsa sakatlığını nüksettirirdi ve sezonu başlamadan kapatırdı. Mukavelesinin sona ereceği son sezon olan bu sezonda ise nasılsa sakatlanmadı halen daha. Ama yöneticiler bu sefer olacakları bildikleri için Linderoth ile sözleşmeyi feshetmek istiyorlar. Ancak nasıl bir durumdur ki bu sefer de Linderoth benim mukavelem Haziran'da bitiyor ve o zamana kadar buradayım diyerek kulüpte kalmak için ısrarını sürdürüyor. Tabiki olay Linderoth'un Galatasaray'a bağlılığı ya da kulübü çok sevmesi değil tamamen duygusal. Gideceği düşünülen istikamet olan Elfsborg'da şu an Galatasaray'dan aldığının belki de yarısını alamayacak. Evet profesyonellik çerçevesi içerisinde Linderoth'un ısrarı çok normal karşılanabilir. Ancak 3 sezonda Servet'in bir sezonda oynadığı maçın yarısını çıkaramayan bir futbolcunun bu şekilde halen parayı düşünebilmesi bana ters geliyor. Büyük ihtimalle Linderoth'a sezon sonuna kadar olan alacağının bir miktarı verilerek yollar ayrılacak. Ancak Galatasaray yöneticilerinin yaşadığı bu olay kulaklara küpe olacaktır: Merhametten maraz doğuyor.

24 Aralık 2009 Perşembe

Aydın'ın Kariyerinin Bittiği Gece


Tarih 22 Ocak 2006. Yer Konya deplasmanı. Bir çok eksiği ile Konya'ya gelmiş olan Galatasaray'ın şampiyonluk için bu maçtan 3 puan alması şart. Maçın son dakikalarında Hasan Şaş'ın yerine 17 yaşındaki genç Aydın Yılmaz giriyor. Herkes şaşkın gözlerle bir Aydın'a bir Gerets'e bakıyor. Uzatma dakikalarının bitmesine bir kaç saniye kala 17 yaşındaki o genç Aydın kontraatak esnasında kaleyi görür görmez vuruyor ve golü yapıyor. Ama attığı gol o sezon Galatasaray'ı şampiyon yapacak, hem Konya'ya hem Fener'e atılmış bir gol değil aslında. Aydın o gün bilmiyor ama ceza sahası dışından son derece sert ve düzgün bir vuruşla attığı o golü kendisine atıyor. O gol Aydın'ın üzerine sülük gibi yapışıyor, aradan geçen yaklaşık 4 sene boyunca her Galatasaraylı Aydın'dan aynı spektaküler işi bir kez daha, bir daha yapmasını bekliyor. Aydın daha büyümeden, Aydın daha liseyi bitirmeden, Aydın daha Aydın olamadan yılların topçusu muamelesi görüyor. Aydın'dan hep bekleniyor, hep isteniyor, hem umuluyor, bir türlü kurtarıcı, yıldız olmadığı, daha büyümesi ve çok şey öğrenmesi gereken gencecik bir fidan olduğu hatırlanmıyor. Aydın adeta kişilik bunalımı yaşıyor, kendini olmuş sanıyor, oynadığı zaman hep daha iyisini yapma arzusuyla basit işleri yapamıyor, oynamadığı zaman hayata küsüyor, sıra kendine geldiğinde hazır olamıyor. Ve elinde sürüsüne bereket (!) Aydın olan bizler "Lanet olsun, defol git" der duruma gelebiliyoruz. Ama aslında Aydın'ın çocuk olmasına, öğrenmesine, gelişmesine, basamakları teker teker çıkmasına izin vermediğimizi hatırlamıyoruz bile. Bizler futbolun ordinaryuslarıyız, biz ne dersek o olur çünkü bu ülkede.

Tarih 22 Ocak 2006, Yer Konya Atatürk Stadı, Dakika 90+3. Aydın muhteşem bir gol atıyor ve kariyeri Konya'da başladığı yerde, daha başladığı o anda bitiyor. Yaptığın iyi, güzel hatta muhteşem şeylerin görevin haline geldiğini, yapamadığın ya da azıcık eksik kaldığın her an ise suçlu ve hain ilan edileceğini Aydın belki bugün, ancak 4 sene sonra anlayabiliyor. Ya da acaba anlayabiliyor mu?

Bu Çocuğun Günahı Ne?


Türk olması ve adının Samuel, Victor, Micheal falan olmaması mı?

22 Aralık 2009 Salı

Rıza Çalımbay-Youla-Profesyonellik

1-2 gündür Eskişehirspor'da teknik direktör Rıza Çalımbay ile Youla arasında cereyan eden olaylar spor kamuoyunda biliniyor. Youla, Eskişehirspor'un ilk yarıdaki son lig maçı olan Diyarbakırspor maçından sonra sakat olduğu gerekçesi ile Türkiye Kupası maçında oynamak istemiyor ve yılbaşı için erkenden ülkesinin yolunu tutmayı planlıyor. Youla'nın bu planı Rıza Hoca'nın reddi ile bozuluyor. Youla da bunun üzerine tası tarağı toplayıp ülkesinin yolunu tutup Rıza Hoca'yı medya yoluyla topa tutuyor. Aslında yaşananlar her sezon yılbaşları öncesi takımlarda yabancı oyuncularla kulüpler arasında yaşanan yani spor kamuoyunun hiç yabancı olmadığı bir olay. Burada çoğu kulüp, oyuncusunun suyuna gidip gerekli izni kendilerine veriyor ama arada Rıza Hoca gibi kararlar alanlar da çıkıyor. Hocanın yaptığı yanlış mıdır doğru mudur onu bilemem ama her iki tarafın medyada birbiri hakkındaki demeçleri hiç doğru değil. Youla'nın Fransa'ya iner inmez Rıza Hoca için yaptığı "sahtekar" açıklamasına Rıza Çalımbay'dan "nankör" açıklaması ile karşılık geliyor. Ama bunlar hep medya yolu ile oluyor. Yani kol kırılır yen içinde kalır sözü bu olayda kesinlikle işlemiyor. Hatta herkes duysun istenircesine özellikle medya kullanılıyor gibi geliyor bana. İşin ilginç yanı, olanlara ve açıklamalara bakılırsa Eskişehir yönetimi de ne Youla'ya ne de Rıza Hoca'ya "sus be kardeşim, niye medya ile sürekli konuşuyorsun?" demiyor ya da diyor ama yönetimi de takan yok. Youla zaten kadro dışı onun takmamasını anlarım da Rıza Hoca'nın bu şekilde Youla'nın kişiliğine zarar verecek kadar ileri giden açıklamaları yönetim tarafından da destekleniyor sonucu çıkıyor tüm bu olaylar ve açıklamalardan sonra. Yani olaya genel olarak bakıldığında baştan aşağıya yanlışlarla dolu. Yanlışlar ne peki?
1. Youla'nın izin isteğinin reddedilmesinden sonra takımdan ayrılması en baştaki yanlış. İş sözleşme imzalamaya gelince profesyonelim diye ortada dolaşanlar o profesyonellik ilkeleri kendi ayaklarına dolaşınca da susmasını, kafasını öne eğip istenileni yapmasını da bilmeliler.

2. Rıza Hoca'nın Youla'nın isteğini reddetmesi olağan ama eğer Youla'yı kaybetmek istemese güzel bir üslup ile bu işi bu kadar arapsaçı olmadan çözebilirdi. Belki de Diyarbakırspor maçında kaçırdığı gollerin siniri ile üstüne bir de izin isteyince patlamış olabilir Youla'ya.

3. Youla'nın şimdiye kadarki futbolculuk kariyerinde hiçbir teknik direktörle kavga ettiğini hatırlamıyorum. Muhakkak kendisini çok zedeleyen bazı olaylar yaşamıştır ki kendi iddiasına göre 2 aydır sakat sakat oynuyormuş. Nitekim bunların sonucunda teknik direktörü ile bu kadar aşağı seviyelerde kavga edecek duruma geldi ama yine 1. maddedeki gibi ben profesyonel futbolcuyum diyip ondan sonra profesyonelce alınmış bir karara saygı duymamak ve kafasının estiğini yapmak Youla'nın Eskişehirspor'daki futbol hayatını bitirdi.

4. Gelelim Rıza Çalımbay'a. Bir teknik direktörün futbolcusu ile aralarında ne yaşanırsa yaşansın olayla ya da futbolcu ile ilgili medyaya çıkıp bu kadar derinlemesine konuşması hatta işi futbolcunun kişiliğine saldıracak cümlelere kadar getirmesi de yanlış. Teknik direktörün böyle bir olayda diyebileceği tek söz " Futbolcu profesyonelliğe yakışmayacak br harekette bulunmuş ve bunun sonucunda kadro dışı bırakılmıştır." olmalı. Futbolcu ne söylerse söylesin...

5. Eskişehirspor yönetimi de bu olaydaki en suçlu görünen taraf. Olaylar bu şekilde gerçekleşirken olayın içine girip yaşananları bıçak gibi kesecek mevki kulüp yönetimidir. Onlar da Youla'nın maliyetinden kurtulmak için sanırım Youla'nın kaçması için gerekli ortamın oluşmasını beklediler.

Sonuç olarak Youla'nın Eskişehirspor kariyeri sona erdi gibi görünüyor. Sona erdi diyemiyorum çünkü biz birbirlerine küfür edip daha sonra sarmaş dolaş olanları da gördük bu ülkede. Ama Eskişehirspor gibi Türkiye Liglerinin saygın bir kulübünün adının futbol başarılarının yerine bu tip olaylarla medyaya taşınması beni bir futbolsever olarak çok üzdü.

Tu Kaka!


Cüneyt Çakır: UEFA Hakem Komitesinin elit hakemler listesine aldığı FIFA hakemimiz

Trabzonspor'dan Hiç Bir Şey Olmaz!


Trabzonspor İstanbul'a deplasmana gelmiş, havalimanında uçaktan yeni inmişler taraftar pankart açmış, Fenerbahçe maçından önce vefat eden taraftarlarla alakalı "Onlar sizin için öldüler, siz onlar için ne yaptınız?" yazmışlar. Yetmiyor kapıdan çıkar çıkmaz Şenol Güneş'i sıkıştırıp futbolcuları kötülüyor, utansınlar, bizi kahrettiler Fener maçında diyorlar. Güneş lisanı münasiple taraftarlara yanlış yaptıklarını bir sorumluluk varsa kendine ait olduğunu, bu hareket ve sözlerle camiayı yıprattıklarını söylüyor.

Takım otobüse biniyor, otellerine doğru gidecekler, taraftar birden otobüsün önünü sarıyor, başlıyorlar Fatih Tekke diye bağırmaya. Hareket ettirmiyorlar aracı, Tekke de Tekke diye bağırıyorlar. Broos varken Güneş diye bağırdılar avaz avaz, şimdi Güneş geldi Tekke diye bağırıyorlar! Yarın Tekke gelince kimin adını söyleyeceksiniz bağıra bağıra, kim var sırada? Güneş geldi bir Fener maçında eskittiniz, Tekke gelir 3 maç gol atamaz başını yersiniz, Teknik Direktör, futbolcu, yönetici, başkan fark etmez. Taraftarın bu kafası ve bu tutumuyla, böylesi zulümle Trabzon'dan hiç bir şey olmaz! Yazık ki ne yazık! Kınaları hazırlasa bari o çok bilen ordinaryüs taraftarlar.

21 Aralık 2009 Pazartesi

Oyuna Saygı Kalmadı


Bir sahanın içine etmeleri eksikti. Önce Lehmann kale arkasını mesken edindi sonra Gothard sahadan çıkmaya bile tenezzül etmedi. Futbol daha fazla ne kadar çirkinleştirilebilir acaba?

20 Aralık 2009 Pazar

Kafaya Çıkmak


Kafaya çıkmak, çıkıp kafa topunu almak, alıp o topu temas ettiğin tek ve kısacık anda gole gidecek arkadaşına asist olarak ikram etmek marifettir. Öyle çıkmış olmak için topa yükselmek değil, bir şeyler yapıyormuş gibi gözükmek için değil, giydiğin formanın, aldığın paranın hakkını vermek için, dünyayla bağını kesip havada süzüldüğün o anda bir çok şeyi aynı anda yapıp var olabilmek, var edebilmek için kafaya çıkmak sanattır. Uzun zamandır kendime adıma hasrettim ben böyle bir kafaya, o kafa kim ne derse desin Türkiye'ye gelmiş geçmiş en iyi yabancılardan biri olan Alex'in kafası. Teşekkürler, futbolu sevdirdiğin, futbolun sadece futbol olmadığını bir kez daha gösterdiğin için.