Sayfalar

24 Ocak 2009 Cumartesi

City'e Gelirim

Buffon Kaka'nın aldığı türden astronomik bir teklif alırsa Manchester City'e imza atabileceğini söyledi. Bu noktada akıllara gelen sorular Buffon hain mi? Buffon Kaka'nın yaptığını yapmazsa Juventus'u satmış mı olacak? Buffon terbiyesiz mi, şerefsiz mi yoksa para manyağı mı?

Juventus yöneticeleri şike yaptığı için 2. lige düşürüldüğünde Del Piero, Nedved ve Trezeguet ile birlikte takımdan ayrılmayan, Juventus'u tekrar tutup 1.lige çıkaran, aldığı ücreti sırf kulübün içine düştüğü şike sonrası mali krizde destek amacıyla yarıya düşüren, 3 gün sonra 31 yaşında olacak bu adam kariyerinin son döneminde bu muhteşem teklife hayır derse kahraman, evet derse hain mi olacak? Üstelik Del Piero kariyerimi İngiltere'de bitirmek istiyorum derken.

ALS - Borgonovo - Beckham


Daha önce Borgonovo'dan ve hastalığı ALS'den bahsetmiştik. Geçtiğimiz günlerde genelde kazandığı para, magazinsel hayatı ve karısı ile gündeme gelen David Beckham'ın insan tarafını ortaya koyduğunu ve bunu gizlediğini öğrendik. Hala içindeki insanı saklayan Beckham'ı kendi adıma kutluyor ve D Haber Ajansının haberini aynen aktarıyorum. Bravo futbolun Brad Pitt'i.

"EDA BERKBAYRAK - MİLANO / DHA 24 Ocak 2009

Beckham kulübün ALS hastalığıyla mücadele eden efsanevi futbolcusu Borgonovo'yı ziyaret etti.


Mart ayına kadar Milan forması giyecek olan Beckham, üst ve alt motor dejenerasyonu olarak açıklanan ve kısa adı ALS olan Amiotrofik Lateral Skleroz hastalığı nedeniyle yatağa bağımlı bir yaşam sürdüren Stefafano Borgonova'yı evinde ziyaret etti. Milan Teknik Direktörü Ancelotti ile birlikte yaklaşık bir saat Borgonovo'nun evinde kalan ve hastalığın araştırılmasına dair kurulan vakıf hakkında bilgi alan Beckham, imzalı bir formasını da, internette açık arttırma ile satılıp vakfa gelir sağlanması için bıraktı.

Borgonovo'nun, "Sen Milan'da kalıp, kariyerini burada bitirmelisin" sözlerine ise, Beckham sadece, "Olabilir" diye yanıtladı. Beckham'ın tamamen basından gizli gerçekleştirdiği ziyaret, Borgonovo tarafından yapılan bir teşekkür açıklaması sonucusu ortaya çıktı. Beckham'in tutumu İtalya futbol camiasında taktirle karşılandı."

It's Showtime (Royal Rumble)

İki önceki yazımda K-1 Kickbox Dünya Şampiyonası 2008’den bahsetmişken diğer bir çılgınlık olan World Wrestling Entertainment (WWE) organizasyonundan bahsetmeden geçemeyeceğim. Batista, Undertaker, Great Khali, Ray Mysterio, Chavo Guerrero, Mr. Kennedy bu olağanüstü gösterinin önde gelen isimleri. Amerikan güreşi, her ne kadar gösteriye dönük bir sinema tadı verse de, aktörleri ve yaptıkları fantastik hareketler açısından bakıldığında bir o kadar da tehlikeli bir olay. Aynı şekilde organizasyonlar büyük salonlarda ve full seyirci ile gerçekleştirilmesi bu gösterinin dünyada nasıl popüler olduğunu göstermektedir.
Yukarıda saydığım isimler arasında benim için Undertaker’ın ayrı bir yeri var. Boyu 2.06 kilosu 148’dir. WWE konseptine en uygun güreşçi kanımca. Salona girdiği anda gerek çalan ona özgü müziği ile gerek bakışları ile etrafta buz gibi hava estiren, laubaliliği sevmeyen bir eleman. Kariyerinde 4 wwe, wwe tag team, wcw tag team ve hardcore şampiyonluğu bulunan, wrestlemania'da 11-0 gibi bir rekoru bulunan, inferno, casket ve hell in the cell maçlarının öncüsü, diğer tüm wwe'ciler gibi şişirilmiş balonlardan en şişkinlerinden. adamın imaj sağlam, tip ve cüsse uygun, dingil amerikalılar hayran oluyor tabii. Az önce de bahsettiğim gibi bu adamın giriş müziği çok hoştur, çanlar çalarken girer, ölüm marşı kısmı çalarken kimseyi sallamadan ringe yürür. 12 yıllık sektör deneyimiyle, şu an izleyicilere hizmetin en iyisini verebilen aktörlerden. Başka güreşçiler ringe ipleri şöyle bir gerdirip arasından geçerek girerler. Baba kasmaz bunun için; en üstteki ipin üzerinden ayağını atar, girer içeri. İçerde bekleyene de kaçmak düşer, düşmelidir. Hulk Hogan’ı ezip geçerek kemeri almıştır kendisi. Koca Hogan 148 kiloluk bu zebellahın yanında bit kadar görünüyordu hiç unutmam. Kemeri almak için yapılan rövanşta Hogan kemeri geri alıyor lakin pek parlak bir zaferle değil. En önemli hareketi, rakibi sersemlettikten sonra boğazına eliyle tokat atmak suretiyle tutması ve kaldırıp yere çalmasıdır. Zaten yapılan maçlar gösteriden ibaret olduğu için buna maruz kalan rakip ayağa kalkmaz.
Washington’da bir bodyguard iken keşfedilen Batista bu gösterideki ikinci favorim. Lakabı hayvandır ve bu lakabı gerek cüssesi gerek hareketleri ile sonuna kadar hakeden bir aygırdır. Özellikle boyun bölgesine bakıldığında tam bir yaban domuzuna benzettiğim, rakibini ringde sağdan alıp sola, soldan alıp sağa fırlatan manyak bir arkadaş. Kısacası yolda görsen yolunu değiştir sözüne uygundur kendisi.
Her sene S’nek ekranlarında heyecanla izlediğim bu dizi filmi bu sene de hasretle bekliyor ve yine gözlerimin yerinden fırlayacağı muhteşem maçlar bekliyorum. Bu gösteride en önemli olay, ringde yapılanların evde ya da okullarda denenmemesi. Adamların yıllar boyunca yaptıkları çalışmaları ringde gösterdiklerini unutmamalı. Yapılır mı hiç demeyin. Tam sıyırdığım zamanlardan birinde bir arkadaşım üzerinde, bu elemanların yaptıkları hareketlerden birini denemiştim. Arkadaşımın nerdeyse kolunu kırıyordum. Kendisinden bu vesile ile tekrar özür diliyorum. Neyse, hadi gösteri başlasın o zaman.
IT’S SHOWTIME

23 Ocak 2009 Cuma

İddaalı Maçlar...

Değerli iddaa severler; Burada sizlerin beğenisine sunmak için hazırladığım kuponlarım vardır. Umudum, hepimizin kazanmasıdır. Az oynayın, öz oynayın, heyecan olsun diye oynayın ve lütfen hırs yapmayın. (Maç kombinasyonları size kalmış)

Uygun Kupon:
342 Villarreal-Osasuna - 1 - 1.30
322 Beşiktaş-Denizlispor - 1 - 1.15
354 Guadalajara-Tecos - 1 - 1.40
532 AEK - Panionios - 1 - 1.25
146 Portsmouth - Swensea - 1 - 1.50
444 Bursaspor-İst. Büyükşehir Bld. - 1 - 1.60

Alt-Üst Maçlar:
356 Atlante-Monarcas - Üst - 1.70
533 Aris-PAOK - Alt - 1.35
343 Rennes-St. Etienne - Alt - 1.45
551 R. Madrid-D. La Caruna -Üst - 1.40
353 R.S.Luis - Pachuca - Üst - 1.60
542 Sevilla-R. Santander - Üst - 1.65
112 Maritimo-Leixois - Alt - 1.40
(Bu arada Barcelona maçının alt-üst seçeneğinin de İddaa yönetimi tarafından kaldırılmış olması çok komik :))

Doc Rivers'ın Zaferi

Doc Rivers şampiyon Celtics'in olduğu gibi aynı zamanda Magic'in de eski koçu. Magic'ten ayrılışı acılarla dolu ve kötü olmuştur Rivers'ın, kredisi tükenmek üzere olan bir koçtan NBA Şampiyonu bir koça dönüşümü isesabrının sonu, Ainge'in ustalığıdır. Rivers kendisine "yıldızlarıyla şampiyon koçluğu o kadar da iyi değil" diyenlere dün geceyi ibretlik gösterse yeridir artık. Dün gece müthiş bir koçluk örneği, ciddi bir taktiksel başarı gösterdi koç Rivers ve gerçekten övgüyü hak etti.

Celtics'i galibiyete götüren etken savunma stratejisiydi dün akşam. Öylesine başarıyla uyguladı ki sahada o büyük yıldızlar bunu hayretler içinde kaldım, inanılmaz takdir ettim her birini. Neydi peki bu strateji.

1) Howard'ı önden savun ve top aldırma.
2) Howard top alırsa döneceği tarafa yardım getir.
3) Howard potadan uzakta top alırsa topu yere vurdurmadan ikili-üçlü sıkıştırma getir.
4) Lewis ve Hidayet pas isterken elini yüzlerine doğru aç.
5) Lewis ve Hidayet top alırlarsa çok yakın savun.
6) Nelson'ın pas açılarını pası alacak oyuncu noktasında kapat.
7) Nelson'ı penetreye zorla.
8) Birini riske ederek yukarıdakileri yapman gerekiyorsa Lee veya Redick'i seç.

8 maddede toplanabilecek bu savunma stratejeleri alt alta yazıldığında bunlara bir de geçen haftanın oyuncusu seçilen ve kariyerinde ilk kez bu ödülü alan Nelson'ın "ben süper bir oyuncuyum kardeşim" psikolojisini de eklersek Magic'in zaten pek bir şansı kalmıyor.

Boston hücumlarının da bu savunma stratejisini beslemek adına son derece yavaş yapıldığını, sete set hücumda Lee veya Redick'in adamını aradıklarını ya da perdelerle Pierce'ın önünü açtıklarını düşündüğümüzde koç Rivers'a ne kadar övgüde bulunsak azdır diyorum. Nelson gibi ilk düşüncesi kendisi atmak olan ve şiştiği zaman takımın üstüne patlayan bir oyun kurucunuz var ise mutlaka onu dengeleyecek bir yedeğe de ihtiyacınız vardır. Bu noktada çok umutlu olduğumuz Johnson'dan bir numara çıkmaması da elimizi eksik bırakmakta. Böylesi zor bir maçta özverili ve gayretli oynayan Lewis ve Hidayet'i de maç sonuna kadar vazgeçmeden savaştıkları için, Koç Van Gundy'i de son ana kadar bir çıkış yolu aradığı için kutlamak gerekir. Şu an için atan ama tutamayan 1-2 numaralarla ligde 60 galibiyeti yakalar yine ilk 3 içinde Konferans finalinin en büyük adaylarından biri oluruz diyorum ancak hep söylediğim gibi biri zaman zaman parçası olduğu takımda devamlı bulunması gerektiğini Nelson'a anlatmalı.

Sezon sonuna kadar müthiş bir mücadele olacak Doğu ilk 3'ünde, en karlı da biz basketbolseverler çıkacağız.

Orlando vs Boston

Maçı izlemek isteyenler için internet adresi:

http://iptv.tsinghua.edu.cn/p/watch?cid=60

VEYA

http://www.justin.tv/lipsofanangeltv

22 Ocak 2009 Perşembe

K-1 Kickbox Dünya Şampiyonası

K-1 Şampiyonasını takip edenler için 2008 rüzgar gibi geçti. Şampiyonanın ilk maçlarından belliydi yukarıdaki dörtlünün bu şampiyonanın sonunu getireceği. Ruslan Karaev (4. resim), Badr Hari (1. resim) ve Remy Bonjansky (2. resim) zaten K-1’in ilahları her zaman için.
Badr Hari, ringdeki rakiplerine bacısına sarkmış muamelesi yapan, izlenmesi en keyifli dövüşçü. Tam bir serseri. Tam bir yaramaz cocuk. Sırtında kocaman yanık izi vardır ve geçmişini unutmamak için o yarayı sildirmediği söylenir. Zamanında cezaevine girip çıkan o yerlerin de tozunu yutmuş bir arkadaş.
Ruslan Karaev, 13 ağustos 2005 deki k1 world gp las vegas finalini, amerikalı rakibinden üstün bir oyun sergileyerek kazanan 22 yaşındaki rus dövüşçü dehşet bir boksördür ama insancıl yanı da var. İdeal k1 dövüşçü yapısına yakın bir fiziğe sahiptir. Şu ana kadar gözlemlediklerimden anladığım kadarıyla ağırlığını yumruğuna katarak darbenin etkisini oldukça arttırabilmesi en önemli özelliklerinden, ayrıca fanteziye kaçmadığı zaman dönen tekmelerinde(roundhouse kick) topuğunu etkili kullanabiliyor.
Remy Bonjanski, nam-ı diğer uçan centilmen. 18 yaşında Kick boks'a başlayan Bonjasky'nin en önemli ve meşhur özelliği; çok iyi savunması, uçan tekmeleri ve diz vuruşlarıdır. Bugüne kadar 3 kez K-1 Grand Prix dünya şampiyonu oldu. koşarak bir kanun kaçağını yakalayıp Hollanda polisine teslim etmiştir.
Gökhan Saki, tek bir yumruk atmadan low kick leriyle rakiplerini ilk rauntta nakavt eden süper yetenek. Karslıdır ama Hollandada yaşar. Yakın çevresi asi diye seslenir.
İşte yukarıda anlattığım dört yetenekle karşılaşanlar eğer sayıyla yenilebilirlerse kendilerini yenmiş yerine koyuyorlar ve çok seviniyorlar. Ama bunların arasına Gökhanımız’ın girmesi biz Türkler için sevindirici, izleyen yabancılar için ise şaşırtıcı oldu. Balyoz gibi yumrukları ve rakiplerinin bacaklarına attığı müthiş tekmeler (low kick) ile Las Vegas’ta yapılan yarı finalde bir gecede üç maç kazanarak final gecesine kaldı. Özellikle Ray Sefo’yla yaptığı, kendisini küçümseyen hareketler yapan rakibine ringi dar ettiği maç unutulmazdı. Aslında cüssesi itibari ile çok hareketli,atik birine benzetmemiştim ilk gördüğümde ama beni de yanılttı.
Ama ne final gecesiydi. Hele o son dört maç. Maçlar 3 raund üzerinden ve raundlar 3’er dakika. Kısa gibi geliyor insana ama bir raund bittiğinde ringdekiler kadar izleyenler de yoruluyordu. Evet son dört maç ve aslında umduğum son dört boksör. İlk maçta Gökhan, Karaev ile karşılaştı. Meraklıları bilirler ki Karaev, Gökhan’ın bir gömlek üstüdür. Ama maçta Gökhan öyle akıllı öyle stratejik dövüştü ki Karaev ne yapacağını şaşırdı. Saldırmak istiyor ama kontra yumruklar yiyordu Gökhan’dan. Yedikçe de morali bozulduğu yüzünden anlaşılıyordu.Sonuçta o maçı sayıyla Gökhan aldı ve ben acaba dedim. Ama bana göre daha erkendi Gökhan için ve bu başarı bile şampiyonanın galibinin Gökhan olduğunu gösteriyordu. İkinci maç Gökhan vs Bonjanski. Dehşet bir zenci. Ama çok efendi ve gülümsemesini bilen bir insan azmanı. İlk raund Gökhan yıktı yıkacaktı. Ama Bonjanski yıkılmadı. İkinci raund başladı ve her hareketi tecrübe kokan Bonjanski Gökhan’ın açığını bulmuştu: Yumruk atacak gibi bir hareket yaptı. Gökhan gardını aldı ve savunmaya geçti. Ancak unuttuğu bir yer vardı: Kaburgası. Bir anda vazgeçti Bonjanski ve koşarak gelerek zıplayıp dizini Gökhanın kaburgaya geçirdi ve o an bitti Gökhan için gece. Son maç Bonjanski vs Hari. Tam ters kişiliklerin savaşı. Maç başladı ve Badr Hari dövmeye başladı Bonjanskiyi ve bir süre sonra 2.80 uzattı yere hakem araya girdi ama o da ne, Hari hakemi yana atıp yerde yatan bonjanski’ye tekmeyle tekrar vurdu ve o an bitirdi herşeyi. Bonjanski kaybedeceği maçı kazandı.
Sonuç olarak son maçı olaylara sahne olan K-1 Şampiyonası’nın sonunu soluk soluğa izledim. Bazıları için spor olarak gelmese de ben çok seviyorum ve benim için K-1 2008'in galibi Gökhan’dır. Ne Bonjanski gibi korkusundan rakibinin salakça bir hatasının üzerine yattı ne de Hari gibi Salakça bir hata yaptı. Delikanlı gibi ringe çıktı savaştı. Aferin sana Kars’ın asi çocuğu.

Lost Çarpması!

5. Sezonu dün gece başlayan Lost'un yeni yayınlanan 2 yeni bölümünü arka arkaya seyrettim. Tabiri caizse kafa şu anda binbeşyüz, başım dönüyor, beynim hallaç amuğu gibi bir kenara atılmış durumda. İtiraf ediyorum ki çok özlemişim ama arkadaş bir insan da bu kadar sarsılmaz ki birden. Vallahi bu dizi nasıl bitecek, nereye bağlanacak diye orta yerimden çatlayacağım yakında. Ama muhteşemdi be kardeşim, enfesti, çoooook özlemişim çok! Beni galiba Lost çarptı...

Not: Dizinin linkleri arayanlar yorumlara baksınlar

Futbolun 50 Yükselen Yıldızı

İngiliz Times gazetesinin yaptığı araştırma sonucu en çok umut vaaden ve henüz 23 yaşını doldurmamış potansiyelli genç futbolcuların listelendiği bir çalışma: Futbolun 50 yükselen yıldızı. İşin güzel tarafı dünyanın her tarafından oyuncular var listede. Geçen gün Aceto üstadımız FIFA yılın 11'i ile ilgili yorumlarını yaparken "Futbol bir tek Avrupa'da mı oynanıyor!" diyordu. Times futbolun dünyanın oyunu olduğunu idrak etmişcesine şimdi bu listeyi yayınladı. Avustralya'dan, Arabistan'dan, Kore'den her yerden adam var içinde. Times ekibi bu çalışması sonrasında dünya çapından eleştiriler almış okuyucularından, onun üzerine bir de okur alternatifi hazırlamışlar. Bu alternatif listedeki isimleri nasıl gözönünde bulundurmazsınız diye eleştiriler ayyuka çıkmış. İlk listede Hernanes, Benzema, David Silva, Falcao ve Douglas gibi gösterilirken, ikinci listede bulunanlar sanki ilk listeye biraz fark atmış gibi: Pato, Krkic, Ben Arfa, Da Silva ve Arda...

İlk listeye buradan 2. listeye de şuradan ulaşabilirsiniz. Her oyuncuya ilişkin kısa açıklamalar ile seçilme sebepleri de verilmiş.

Kapışma

Bu sabaha karşı saat 3'te muhteşem bir kapışma olacak Amway Arena'da. Orlando Magic Celtics'i konuk edecek ve 2 takım NBA ve Doğu Konferansı liderliği için kapışacaklar. Pierce'lı Garnett'li Allen'lı Celtics en büyük olduğunu kanıtlamaya çalışırken, Howard'lı Lewis'li Hidayet'li Magic "geçmişe mazi derler, Celtics'i Garden'da yerler" felsefesiyle NBA'in yeni büyüğü olduğunu göstermeye gayret edecek. Bizler de ekran karşısında tam bir heyecan kasırgası yaşayacağız. Sezonun en önemli mesaj maçlarından biri oynanacak bu gece ama mesajı kim alacak?
Geçen sezonki efsane maçı hep beraber hatırlayalım, en kötüsünden aynısını umalım.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Benim Hala Umudum Var

Ne oluyor sana Sakaryaspor? Sen değil misin yıllardır Türk Futboluna yeni yeni yetenekler ekleten? Sen değil misin onlarca teknik direktör vs. yetiştiren? Ne hale düştün. Neler oluyor içinde çözemiyorum. Sadece belediye miydi seni yaşatan bunca zamandır? Ne oldu da geçen sezonun son 3-5 maçına kadar garanti Süper Ligde derken şimdi “hedefimiz Bank Asya 1. Ligde kalmak” sözlerine maruz kaldın? Bu kadar mı spordan uzak siyasetçilerin ki devre arasında almak istediğin oyuncuların hepsini siyasetle Diyarbakırspor’a kaptırdın. Bu kadar mı kötü yönetildin ki oyuncularının yarısı elini kolunu sallaya sallaya gitti. Bu kadar mı düştün? Hiç mi kalkacak halin yok? Altay Karşıyaka Göztepe gibi futbolun mihenk taşlarından sonra sıra sende mi? Hayır hayır buna inanmak istemiyorum. Mutlaka birşeyler olmalı. Birileri birşeyler yapmalı. Nitekim yapıldı. Geçen hafta İstanbul’da toplandı Sakarya şehrinin ileri gelenleri ve Sakaryaspor’u önemseyen herkes. Şansal Büyüka’sından Turhan Sofuoğlu’na Bülent Uygun’una kadar herkes oradaydı. Sorunlar görüşüldü. Çözüm önerileri sunuldu. Hadi artık Sakarya şehri. Bize de düşen iyiyken olduğu gibi kötü olduğunda da Sakaryasporumuzun yanında olmak. Sakarya’nın daha da gelişmesi için Sakaryaspor’a ihtiyacı var. Sakaryasporun da bizlere. Hadi hep beraber tutalım kolundan takımımızın. Kaldıralım onu tekrar o heybetli günlerine dönsün. Gaziantep Belediye yenilgisi son olsun. Bu sene yaşadıklarımız kulağımıza küpe olsun. Gelecek sezon hatalarımızı tekrarlamayıp esas ligimize dönelim. Hadi Abdulvahit, hadi Özgürcan, hadi Burak, hadi Süleyman. Gün küllerinizden doğma günüdür. Çoğunun aksine;
BENİM HALA UMUDUM VAR...

Müthiş Bir Maçtı!

Her hafta Çarşamba akşamları iş sonrası 6-7 halı sahada işten arkadaşlarla maç yapıyoruz. 20 kişilik gruptan o hafta müsait olan 12-14 kişiyle kıran kırana ama gönül kırmadan top oynuyoruz. Asıl mevkim savunma olmasına karşın 2 haftadır ayağımda ve karnımdaki ağrılardan dolayı kaleye geçiyorum. Geçen hafta ilk yarı inanılmaz kötü bir kalecilik performansı sonrası 2. devre ayağım ısınınca ağrımın azalmasıyla kaleden çıkıp savunmada arkadaşların açıklarını kapatmış ve son dakika golüyle maçı kazanmamızda katkı sahibi olmuştum. Sevgili blog partnerim ozhano da rakipteydi ve maç boyu 100 km üzerinde hızlara sahip olduğunu bacağımda 2 gün kalan top izinden çıkardığım 2 çok sert şutunu savuşturarak kendisini golle tanıştırmamıştım.

Bu hafta da dediğim gibi ağrılarım dolayısıyla kaleye geçtim. Bu haftanın organizasyonu yapan Sevgili ozhano maç saatini unutup bir arkadaşımız da su yapınca maça 5'e5 ve 10 kişi başladık. İlerleyen dakikalarda telefonla evden ulaştığımız ozhano'nun rakibe katılmasıyla maçı 1 kişi eksik oynamamıza karşın daha 15. dakikada 4-0 öne geçmemizin getirdiği dolduruş ve 6 kişiye yenilmeme inancıyla 2. yarıda yorulmamıza rağmen maçı bırakmadık. Son 3 dakikada öne geçmemize karşın maç 10-10 berabere bitti. Son golde de rakibin 0'a 3 geldiğini söylemem gerek. Tabi şimdi bunları anlatırken asıl önemli konuya gelmem şart. Sanıyorum 14-16 yaş arasında mahalle çapında yaptığım kalecilik günlerim de dahil olmak üzere kısa kalecilik dönemimin en verimli anlarını yaşadım bir kaç saat önce. Karşı karşıya 20'den fazla golü çıkardım. Hani öyle uzaktan şut, karambol falan değil, bildiğin bire bir, forvet, kaleci ve top üçlüsünden ibaret anlardı. Üstüne üstlük bu pozisyonlardan en azından 7-8 tanesi Sevgili kardeşim ozhano ile başbaşa kaldığımız anlardı. Bana bire bir de bugün sadece 1 gol atabilirken çıkardığım gollerde adeta saç baş yoldu, isyan etti! Keza köşeden çıkardım, yerden çıkardım, havadan çıkardım, şutunu çıkardım, plasesini çıkardım, ince gördü çıkardım! Öyle böyle de değil ayakla, bacakla, elle, kafayla, gözle çıkardım yetmedi bir şutunu kaba etimle çıkardım!

Böylesine bir maç hatırlamıyorum bu kadar eğlendiğim, eğlendikçe ağrımı unuttum, unuttukça coştum, bir pozisyonda aynı golü 3 kez çıkardım, bir de baktım ki avaz avaz haykırıyorum, kendimden geçmişim. 105 kilo 1,87'lik bir adamı sakinleştirmek kolay değil tabi, saldılar gittim, baktım rakip kalede gol arıyorum! Çok eğlendim çok, ozhano'ya da yazdırmadım ya golleri oh olsun!

Böyle de bir anım var...

Ha ha ne acayip bitirdim.

20 Ocak 2009 Salı

Raymond James Stadium ve Super Bowl

Bu yılki NFL finalinde mücadele edecek takımlar konferans finalleri sonrasında Arizona Cardinals ve Pittsburgh Stelers oldu. NFL'i takip edenler zaten bunu biliyorlardır. 2009 final maçı yani özgün adıyla "Superbowl XLIII"'e evsahipliğini ise Tampa Bay Florida'daki, aynı zamanda NFL takımlarından Tampa Bay Buccaneers'ın stadyumu "Raymond James Stadium" ev sahipliği yapacak. Amerika'nın en gözde, en ileri teknoloji ve mimarlık seviyesine sahip olan stadyumlarından biri olan Raymond James, daha önce 2001 yılındaki Superbowl'a da ev sahipliği yapmıştı. O finalde Baltimore Ravens New York Giants'ı 34-7 gibi bir açık farkla yenerek şampiyonluğa ulaşan taraf olmuştu. Stadın içinde bir çok restoran, alışveriş merkezi gibi maç günleri ve etkinlikler dışında da halka hitap eden yerler bulunmakta.
Stadın seyirci kapasitesi tümü oturur vaziyette 65,857 kişi. Stadın enteresan özelliklerinden biri tribünlerin tam ortasında Disney'in desteğiyle yaptırılmış bir korsan gemisi olması. Stadı kullanan Tampa Bay'in lakabı olan Buccaneer korsan demek ve hem pazarlama stratejisi hem de rakiplere gözdağı verme aracı olarak Tampa Bay bunu çok iyi kullanmış. Yaklaşık 32 metre uzunluğunda ve 43 ton ağırlığındaki korsan gemisinde monteli bulunan toplar maç esnasında Tampa Bay her touchdown yaptığında 7 kez her field goal bulduğunda 3 kez patlıyor (ses-gürültü olarak tabii ki). Bu patlamalarla taraftar çoşuyor ve statta muazzam bir gürültü hakim oluyor. Rakiplerin çoğu da bundan çok etkilendiğini itiraf etmiş. Gel gelelim Tampa Bay bu korkutucu evsahibi avantajına rağmen evinde oynadığı maçların ikisini kaybedince play-off'a kalma şansını yakalayamadı. İronik olan ise 1 Şubat'ta finalde oynayacak olan Arizona ile Tampa Bay'in normal sezon dereceleri aynı ancak Arizona zayıf olan grubunu lider, Tampa Bay çok kuvvetli grubunu 3. bitirmiş. Biri sezonu erken kapatırken diğeri finale kadar uzanmış.
Raymond James Stadyumunda harika bir maç olacağı kesin. 38'lik Kurt Warner idaresindeki Arizona ve bu sezon geçen yıla göre çok daha kötü performans sergiliyor olsa da takımını finale taşımayı başaran 27 yaşındaki Ben Roethlisberger idaresindeki Pittsburgh bize, ya da sporun meraklılarına diyelim, tarifi mümkün olmayan bir zevk yaşatacaklar.
Ben Roethlisberger
Kurt Warner

Robinho

Santos'tan "Ben artık oldum buralara fazlayım!" diye ayrılmak istedi, yıldız avcısı Real yetenekli Brezilyalı'yı havada kaptı. Real'de bir türlü ilk onbirin değişmez olamadı, bir dönemin Galatasaraylı Arif'i gibi hocaları onu hep joker olarak gördü, sonradan oyuna soktu, çoğunlukla başlama düdüğünde düşünmedi. Bu sefer "Ben yedek kalacak adam değilim, şunlar bunlar oynarken ben bu takımda haydi haydi oynarım!" dedi, Manchester biletini aldı eline. Daha 5 ay olmadı Manchester City'e geleli ama burada da mutlu değil, burada da sorun çıkarmaya başladı. Yaklaşık 1 aydır "Takıma takviye gerek, kadro güçlendirilmeli." diye demeçler veriyordu sağa sola. Önce Buffon, Zarate derken Kaka gelince gündeme sustu, hiç konuşmadı, sadece bekledi. Kaka'ya teklif edilen yıllık ücret miydi onu sessizliğe iten, yoksa sonunda takıma takviye yapılıyor düşüncesi mi bilinmez, transferin olmayacağı anlaşıldığı gün takımının kampını terkedip gitti. Ne Başkanı ne Hocası ne de arkadaşları bilmiyor nereye gittiğini. Menajeri oğlunun pasaport işleri için diyor, hatta izinli!. Ne olursa olsun şu kısa geçmiş bize Robinho'nun geçimsiz ve sorunlu ve kibirli bir adam olduğunu anlatıyor.

V.E.F.A

Dört harften meydana gelen bu basit kelime aslında arkasında birçok duyguyu ihtiva ediyor. Çoğunuz Galatasaray’ın yöneticileri ile ilgili düşüncelerimi yazacağımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Onlara denebilecek fazla bir şey kalmadı kanımca. Benim anlatacağım pozitif bir örnek. Yıl 1998 ya da 1999 tam hatırlamıyorum, amatör futbolculuk dönemlerim. TEKSpor’da kendi çapımızda futbol hayatımıza devam ederken sahaya yeni birinin geldiğini gördüm. Hemen sorup soruşturma. Benim mevkimde oynadığını öğrendim. Fazla korkmaya gerek duymadım. Çünkü çelimsiz kara kuru bir şeydi karşımdaki. Bana rakip olamaz diye düşünmüştüm. Tamer İlaçan hocamızın nezaretinde antrenmana başladık. Gözüm hep ondaydı. Ne yapıyor nasıl oynuyor falan. Çift kale maça geçtik sonuçta mevki rakibini en iyi maç esnasında tanırsın. Adamı düşürmek mümkün değil. Hızlı, atik, driplingleri falan sağlam. Tabi tutuşmaya başlamıştım yavaş yavaş. Maç sonunda bizim bütün defans oyuncuları adam hakkında “kimdir bu yaw” şeklinde konuşuyorlardı. O günün akşamında takım menajerinden kendisi ile ilgili bilgi topladım. Arkadaş bir halı sahada keşfedilmiş ve okumadığı öğrenilince çağırılmış. Ne var ki ilk önce maddi imkansızlıklar yüzünden reddetmiş. Ancak üç beş yardım ederiz lafını duyunca kabul etmiş. Daha sonra çok maç yaptık. Birlikte B Genç Milli Takım seçmelerine gittik. Ben dizimdeki sakatlık yüzünden erken jubile yaptım ama onun tek kurtuluşu futboldu. TEKSpor’da kendini gösterdi Sakaryaspor'a geçti oradan da nihayet Fenerbahçe’ye. O çelimsiz kara kuru kendine güveni sıfır olan yokluklarla savaşan futbolcu şu an Middlesbrough’da. Geçen TEKSpor tesislerine gittim. Her şey değişmişti. Antrenman sahası, soyunma odaları yapılmış ve üzerinde “malum futbolcumuzun” kocaman bir resminin bulunduğu güzel bir otobüs. Nedir bu gelişmenin nedeni diyince cevap geldi hemen. Futbolcumuzun maddi yardımları ile tüm tesis tekrar yapılandırılmış formalar kramponlar vs yenilenmiş. Fazla bir külfet değil bana göre onun için. Ama esas önemli olan bu teklifin ondan gelmiş olması. Helal olsun sana Şanlı Tuncay. Başkalarına benzeme. Sen böyle devam et biz senin şanını yürütelim. Yetiştiğin o toprak sahayı harabe soyunma odalarını antrenman yaparken çarpılacağız diye korktuğumuz sahanın dibindeki şalt sahasını unutma. Unutma ki, yukarıdaki resimden yeni Tuncaylar yetişsin…

19 Ocak 2009 Pazartesi

FM 2009 İyi Oyuncular

Çoban Salata'ya katıldığımı öğrenen bazı arkadaşlarım yaklaşık 97 yılından beri sürdürdüğüm CM-FM dünyası ile ilgili bilgilerimi almak istediler. Ben de FM müptelaları için şu ana kadar oynadığım menajerlik oyunları içinde en iyisi olan FM 2009 ile ilgili olarak beğenimi kazanmış olan (yaklaşık %90'ı test edilmiştir) her bölgeden oyuncuları sizinle paylaşmak istiyorum:

Andrea Lentini - ST, Guilherme – AM\FC
Edgar Barreto – DMC, Obertan – AM RL\FC
Criscito – SW\D LC, Keirrison – FC, Marquinhos – AM RLC\FC
Sakho – D LC, Ramires – DMC, Federico Fazio – SW\DC\DMC\MC
Ustari – GK, Sercan Yıldırım – ST, Manon – AM R\ST, Arda Turan – AM RLC
Willians Santana – AM RLC\FC, Pablo Piatti – AM LC\FC, Kabore – DMC\M RC
Tomas Necid – FC, Antunes – D\WB L, Muhammet Aslan – DR,
Van Der Geest – MC, Zeballos – ST, Santon – D\WB\AM R,
Maikon Leite – FC, Papastathopoulos – DC, Montano – ST
Mehmet Topal – DMC\MC, Al-Obaid – ST, Gai Assulin – AM RLC,
Omar Esparza – DL\DMC\ML, Fiorillo – GK, Torje – AM R, Sidnei – DC
Pineda - D LC\DMC\MC, Mehmet Çakır – AM RC\FC, N’Koulou – DRC
Celso Borges – AMC, Enoh - MC, Acapandie – ST
Claasen – DMC, Ziraldo – MC, Hobbit Bermudez – AM LC\ST
Sinan Bolat – GK, Asenjo – GK, Hernan Conde – MC, Ha Sang-Hoon – AMR
Cedric Mongongu – DRC\WBR\DMC, Kyoo-Seok – D\WB RL
Barış Özbek – M RLC, Marcos Medel – AM RC, Reimond Manco – AM RLC\FC
Manuel Vargas - DL\WBL\ML, Laurito - ST, Feghouli - AM LC
Schneiderlin - DMC\MC, Prudnikov - ST, Nordtveit - DC\DMC\MC,
Geisler - DC, Tissone - AM RLC, Mc Geady - AM RL,
Yurchenko - AM RC\FC, Solis - ST, Paloschi - ST, Monteiro - AM R\FC

Görüldüğü gibi Çoban Salata'nın ruhuna uygun olarak her daldan gidiyoruz. Bu arada bir önceki yazımda teşekkür etmeyi unuttuğum değerli arkadaşım Cenky’e de teşekkürlerimi iletiyor ve birlikte leziz salatalar yapmayı temenni ediyorum.

Hangisi Doğru?

Biri kiralanmaya çalışıyor diğerinin ise kiralık verilmesine karşı çıkılıyor. Aydın Yılmaz Galatasaray’ın alt yapısında paf maçlarından beri takip ettiğim bir oyuncu. Kabiliyetleri, oyun zekası, hızı ile Galatasaray’ın rahat 10 senesine hizmet edebilecek kapasitede bir oyuncu. Ne var ki oynadığı mevkide şu an için rekabet içinde olduğu isim Harry Kewell ve Arda Turan. Ardayla ilgili konuşmaya gerek yok zaten. Diğer taraftan Oz Büyücüsü sakatlanmadığı müddetçe (!) Aydın’ın (hele Harry’nin ilk yarı performansı da göz önünde bulundurulursa) onu kesmesi mümkün görünmüyor. Tabi bunu bilen Bülent Uygun teklifi doğrudan iletiyor Galatasaray yönetimi’ne “Aydın’ı Sivasspor’a kiralayın. Ondan yeni bir Arda yaratayım”. Zaten yetenekleri itibariyle kendisine dikkat ederse Türkiye’nin en iyi kanat oyuncularından biri olacağı aşikar. Ama Skibbe biliyor ki Kewell sakatlık söz konusu olunca güvenilecek bir oyuncu değil ve onun arkasında güvendiği bir Aydın’ın olması Skibbe’yi rahatlatıyor. Buraya kadar akla mantığa aykırı gelen hiçbir durum sözkonusu değil. Ama olay Aydın Karabulut’a gelince işler bir anda arap saçına dönüyor. Tüm bu mantıklı yorumlar ortadan kaldırılıp bir anda çöpe atılıyor. Aydın Karabulut Beşiktaş’ın gelecek vaadeden en önemli üç oyuncusundan biri (Batuhan Karadeniz, Emre Özkan). Şu anda takımda yarıştığı oyuncu Tello ki o Tello’dan Sayın Denizli bir oyun kurucu yaratmaya çalışıyor. Hem de diğer taraftan 34 lük oyun kurucu Yusuf’u alırken. Denizli yine 30 bilmem kaçlık İbrahim Üzülmez ile sol kanadı kapatacağını düşünüyor. “Verin Yusuf’a karşılık Aydın’ı Bursa’ya" diyor. Bursa da dünden razı tabiiki ama oyuncuyu ikna edemiyor. Ve şu an itibari ile Türkiye’nin en iyi kanat oyuncu potansiyeline sahip Aydın Karabulut’u Almanya’dan Beşiktaş’a dönmüyor. Alman kulüpleri ile görüşüyor. Yani elimizdeki, daha yeni yetişen ve meyve vereceğinden emin olduğumuz bir fidan uçup gidiyor. Bakmayın siz iyi oyuncu her kulüpte oynar lafına. Oyuncu iyi oyuncuların olduğu kulüpte iyi olur. Sürekli üzerine koyar ve tam anlamıyla “wonderkid” olur.

Sonuç olarak soruyorum, Hangi Aydın’da yönetimin izlediği politika daha doğru? Aydın Yılmaz’ın Galatasaray’da kalıp belki 10 maç bile oynayamayacak olması mı (tabii Kewell sakatlanmazsa) yoksa Aydın Karabulut’un pişmesi için garanti oynayabileceği (ama bana göre şu anki Tello’dan daha iyi) bir kulübe kiralanmak istenmesi mi? Bunu zaman gösterecek…

Ekip İşi!

Mayıs ayından beri tek başına yaptığım Çoban Salata'ya başka bir katkı verenimiz de var artık. Sevgili ozhano bundan sonra özellikle Türk Futbolu ve iddaa konuları başta olmak üzere günlüğün eksik kalan sayfalarını dolduracak. Hoşgeldin tezgah başına diyor ve leziz salatalar bekliyoruz kendisinden.

Podolski Köln'de

Lukas Podolski'nin Bayern'deki sıkıntılarına dair sözler söylemiştik evvelce. Bayern için bir kayıp olacağı kesin, bu kadar genç ve potansiyelli bir yıldızı nasıl harcadılar, nasıl gitmesine izin verdiler hayret edilecek konu. Evet Podolski gitti, istikameti de kürkçü dükkanı oldu. Gelecek sezondan itibaren 4 seneliğine anlaştı Köln'le Podolski, transferin 10 milyon civarında olduğu henüz resmileşmemiş bilgi. Yetiştiği yerdi, yıldızlığa ilk adımları orada atmıştı. Artık Köln Bundesliga'nın bir takımı ve Podolski ile kuşkusuz önem ve değer kazanacaklar. Altın Çocuğun yanına bir iki katkıyla, dengelerin birbirine çok yakın olduğu Bundesliga'da kafaya bile oynayabilirler artık. Yepyeni bir sayfa açtı Podolski ve bence bu sayfanın tersinde kalan Bayern çok şey kaybetti.

18 Ocak 2009 Pazar

Kamyon Batı Yakasını Birbirine Kattı!

dwayde gereken yorumu yapmış bizim için. Hidayet'in kopardığı bir maç oldu, daha nicelerini ve Hidayet'i All-Star'da görmeyi şiddetle umuyoruz.