7 Kasım 2009 Cumartesi
Orlando - Detroit
6 Kasım 2009 Cuma
Hagi Bize Sarı Desene!
Dost Dost Diye Nicesine Sarıldım
Wenger'in Kafası İyi
"Robin Van Persie is the deadliest striker in the Premier League and that I would not swap him for anyone else in world football.""Robin Van Persie Premier Lig'deki en ölümcül/tehlikeli golcü ve bu yüzden onu dünya futbolundaki hiç bir oyuncuya değişmem"
Bunun sorumlusu fazla alkol tüketimi bence, biraz yavaş Wenger. Olmadı sana bir terapi merkezinde oda ayarlayalım.
5 Kasım 2009 Perşembe
Değiştiği Anlaşılamayan Orlando Üzerine
Ön Uyarı:
Bu yazı istatistik içermez ama istatistiklere ağır atıf yapar, sayılar üzerinden değil olaylar üzerinden akar.
2. sebep ise daha vahim. Vince Carter aslen Orlandolu. Sezon dışı tüm zamanını ve tüm tatillerini Orlando’daki evinde geçiriyor. Kendisi Orlando’da çok sevilen bir sporcu. Senelerdir Orlando dışında olmaktan sıkılmış ve artık Orlando’da oynamak istiyor, diğer taraftan da Nets’in kolay kolay şampiyonluğa oynayacak bir takım kuramayacağını ve rotalarını 2010 yazı için Lebron James’e çevirmiş olduklarını biliyor. Orlando bu kadar üst seviyede ve şampiyonluğa yakınken Magic’i bir çıkış olarak görüyor. Basında yer alanlara göre normal sezon biter bitmez kulis yapmaya, hatırlı isimleri araya sokmaya başlıyor. Orlando’nun Kobe karşısında zorlanmasıyla birlikte kendisi de 2 numara olan Carter’ın ismi bir anda daha final serisi bitmeden telaffuz edilmeye başlanıyor. Otis Smith’le gizli ve gayrı resmi toplantılar yapılıyor. Yine daha final serisi bitmeden Otis Smith “O” adamın Kobe’ye yaptığı blok sonrası bomboş pozisyonda son saniye basketini kaçıran umut vaad eden emekçi “Genç”in üstünü çiziyor, takası bitiriyor. Fakat tepkilerden çekinildiği için uzunca bir süre “O” adama bir teklif yapılmıyor, yapıldığı zaman ise ağızlardan çıkan rakamlar güldürüyor insanı. Karar çoktan verilmiş çünkü Magic artık Vince Carter’ın takımı olacak.
Takımın uzun süredir en büyük sorunu asist / top kaybı oranının çok düşük olması. Bir çok maç 20’ler civarında top kaybı yapılırken asist sayısının da 20’ler civarında gezinmesi Magic’e yakışan bir tablo değil. Bu kadar şutörün ve ligin en baskın uzununun bir arada oynadığı takımda asist sayısının tavana vurması gerekir. Ancak yazının ortalarında söylediğimiz gibi topu paylaşmaktan çok önce potaya atmayı düşünürseniz yanılırsınız. Benim öngördüğüm minimum asist sayısı ortalama 24’ün altına düşmemeli. Niye 24 de 25 değil diyen arkadaşlara da Magic’in başarılı olduğu dönemlerindeki istikrarlı asist performanslarını incelemelerini öneririm.
2) Ligin en baskın uzunu olan Howard kullanılamıyor
3) İlk 5 hala muallâkta
4) Top kaybı halen önemli bir sorun
5) Takım haddinden fazla şut ve üçlük atıyor
6) Takım savunması oturmamış durumda
7) Takımın yeni yıldızının oynamadığı maçlarda daha bir takım görüntüsü aksetmekte
Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…
Not: Bu yazı NBAkolik.com için yazılmıştır.
Orlando Magic - Phoenix Suns
SVG yine kısa beşle çıktı. Bu sefer Barnes 3 numarada sahadaydı. Pietrus sakatlıktan döndü, Johnson az da olsa süre aldı. Anderson'ın şutlarına çeki düzen verip biraz daha savunmaya yoğunlaşmaya çalıştığını gördük ki 2. maçtır faul problemine giren Howard'dan kalan açıkları örtmede faydası oldu bu çabanın.
Carter yokken Magic daha bir takım gibi ama yedekler sahadayken hep rakibin daha iyi olduğunu görmek ilerisi için düşündürücü. 35 üçlük denenen Detroit maçında 80 sayı atılıp maçın verilmesi, 23 üçlük denenen Phoenix maçının 122 saı atılıp azanılması kendi mesajını veriyor zaten. Kullanılan şutların 3'te 1'ine kadar üçlüğü normal kabul edebiliriz ancak bu oran yarı yarıya ise tehlike çanları çalar. Carter'ın oynadığı, iyi savunmaya yapan bir takıma kaybedilecek ilk maç, Carter'ın ve hücum tercihlerinin sorgulanmaya başlamasına neden olur, dikkatle izlemek gerek.
Bu arada önceki gece Orlando'ya ilk mağlubiyeti tattıran Detroit'in Hidayet'in 16 sayı 7 ribaunt 6 asist Calderon'un ise sadece 1 asist yaptığı maçta Toronto'ya yenilmesi ise oldukça manidardı. Herkesin anladığı üzere yeni kadrosuyla Toronto son 2 sezondur Orlando'nun oynadığı basketbolu oynamaya çalışıyor ancak savunma yönünden örenek aldıkları eski Orlando'dan çok daha geri durumdalar. Tıpkı yeni Orlando'nun olduğu gibi.
4 Kasım 2009 Çarşamba
Sen Şuna Kısaca "Paramı Almadan Gitmem" Desene
Dün Gece Nowitzki Tek Başına Takımdı
Kafasına Kafasına VurdularAma durduramadılar Nowitzki'yi.
Alman oyuncu Dallas'ın son çeyrekte bulduğu 44 sayının 29'unu kaydederek hem kulüp rekorunu kırdı hem de maçı kazandırdı. Mehmet Okur'un son dönemdeki en çok yönlü ve verimli performansı (14 sayı 14 ribaund 5 asist 4 top çalma 2 blok) ise güme gitti.
Orlando İlk Mağlubiyetini Detroit'ten Aldı
Magic Howard'a top indirmediği, dengeli şut-penetre-pota altı tercihi yapmadığı sürece bu tip mağlubiyetlere mahkum kalacaktır. Geçen maç yazısında da söylediğimiz konu bu maçta tekrar gün yüzüne çıkmıştır. Bu takımın saha içi lideri yok. Lider olması için alınan adam ise şut atma derdinde. Carter şuta dayalı oyunlar oynadığı sürece Magic'in başarılı olma ihtimali yok. Sıradan takımları yenebilirsiniz ama savunma yapmayı bilen takımlara karşı tıkanır kalırsınız.
Son söz de ilk 5 tercihi için olsun. SVG sırf Redick geçen maç kariyer rekoru kırdı diye Carter'ın döndüğü maçta ona da ilk 5'te şans verdi, dolayısıyla Carter SF çıktı. Ancak anlaşılması gereken konu şu ki Redick savunma yapamıyor. Uğraşıyor belki ama iyi bir savunmacıyı geçtim sıradan bir savunmacı olmasına bile imkan yok. Redick ve Carter aynı anda sahada olmamalı. Bu adamlar sahadayken Ryan Anderson hiç ama hiç olmamalı sahada. Pietrus ya da Barnes olmalı Carter/Redick'ten biri sahadayken. Önümüzdeki maç yine farklı bir 5 olacaktır. SVG hala bulamadı en doğru bileşimi, o da haklı Hidayet'i kaybetmek ve Lewis'in cezası onu arayışa itti ama gerçek gün gibi ortadayken pek fazla maceraya gerek yok.
3 Kasım 2009 Salı
Kıçım Ağrıdı

Beşiktaş Wolfsburg'u Yenerse...
1) Armin Veh kovulur.2) Mustafa Denizli Yeniden kral, dahi, v.s. ilan edilir.
3) Yıldırım Demirören yine bir tribün şov yapar.
4) "Kartal Kurt'u ısırdı" veya benzeri başlıklar atılır.
5) Gol atan oyuncu(lar) "Kariyerimin doruk noktasındayım, futbolu Beşiktaş'ta bırakmak istiyorum" türünden mesnetsiz demeçler verir.
6) Fanatik köşe yazarları "Beşiktaş bu oyununu devam ettirsin, çeyrek final yapar, şampiyon olur, kupayı alır" tarzından yazılar yazarlar.
7) Rıdvan Dilmen "Beşiktaş kazandı kazanmasına da..." ile başlayan bir yazı yazar.
8) "Mustafa Denizli gibi kariyerli ve başarılı bir Teknik Direktör neden Milli Takım için düşünülmüyor!" anlamsızlığında yorumlar yapılır.
9) İlk kötü oyun ve puan kaybında 6. şıktaki arkadaşlar "Bu böyle olmaz, Beşiktaş bitmiş" diye yazarlarken, 7. şıktaki arkadaş "Ben geçen yazımda işte bundan bahsetmiştim" ya da "Ben geçen programda dememiş miydim Güntekin?" tarzında hayatına mutlu mesut devam eder.
2 Kasım 2009 Pazartesi
Rafa Liverpool'u Harcıyor!
Gerçekten doğru olabilir mi acaba bu? 2 kez Şampiyonlar Ligi Finali gören, 1 kez kupayı kaldıran, her sene son sekize kalan ama bir türlü EPL'de şampiyonluğa gidemeyen İspanyol'un asıl amacı daha büyük bir Avrupa takımı mı yoksa kendine hedef olarak şu sıralar hocası tartışılan bir devi mi seçti Benitez?
Whelan bir şeyleri sezmiş, bizler uzun zamandır o takımla Rafa'nın isimlerini aynı cümlede kullanmak istiyorduk, acaba Benitez de istiyor mu bunu?
Kaynak
Beklenti

"Ucuz Kahraman" başlıklı yazımın bağlantısını facebook'tan paylaşmamın ardından yazımı okuyup yorumlarını iletenler oldu. Arkadaşlarımdan biri kendisine vurulan kişinin Galatasaray Kaptanı olduğunu unutmamam gerektiğini iletirken Cristian'ın Arda'ya vurmasından sonra Arda'nın gidip Brezilylı futbolcuya vurmasını beklediğini söyledi. Arda'nın da böyle bir bekenti hissedip Cristian'a yöneldiğini düşününce ürktüm!
Şiddetin çocukluktan itibaren bir hakkını arama yöntemi-kültürü olarak bilincimize yerleştirildiğini savunanlardanım. Çünkü eve kavga edip geldiğimizde annemiz, babamız bizi avutmaya başladıktan sonra ilk olarak "sen de ona vurdun mu?" ya da "sen de ona vursaydın!" sözlerini söylemiyor mu? Vurduysak bir oh çekip üzülmememizi, vurmadıysak da bir daha bize biri vurursa bizim de ona vurmamız gerektiğini tembihliyorlar. Kısasa kısas! Ve bir dahakinde vurmadan eve dönmüyoruz!
O minicik beynimize şiddet olgusu yerleştirilirken sadece bu iletilmiyor tabi ki. Örneğin abi ya da ablamızla kavga ettiğimizde de, ilk onun bize vurmasının ardından karşılık vermiş olsak da "aaa vurulur mu abiye, ablaya o senin abin-ablan, büyüğün..." çelişkisiyle karşılaşıyoruz. Özetle bizden olana vurmuyoruz, bizden olmayana alayına gidebiliyoruz! Bizden olana vuruluyorsa, biz de bizden olana vuran kişiye vuruyoruz ya da vurulmasını arzu ediyoruz.

Evet, Haldun Üstünel'in de dediği gibi "Galatasaray kaptanına kimse el kaldıramaz." (Yani aslında kaldırır da buna hakkı yoktur ama insan yapmaya hakkı olmayan şeyleri de yapan bir varlıktır. Neyse... ) Doğru bir açıklama olsa bile derbideki benzer durumlarda şiddete eğilim potansiyelinin arttırabileceğini düşünüyorum. Çünkü o cümlenin devamında "Galatasaray kaptanına bir vurana beş vurun-vurulur-vurulmalıdır!" anlamı çıkarılabilir... Üstünel'in açıklamasına birebir katılıyorum. Çünkü Galatasaray armasının bulunduğu formayı taşıyan birine atılan tokat-yumruk, 500 yıllık bir geleneğe atılmış bir tokattır. Fakat unutulmamalıdır ki Galatasaray kaptanı da kendisine vuran kişiye vurma hakkını kendinde bulmamalı. Kendisini provokasyon amacıyla iten birini "Adam ol" nidalarıyla külhanbeyliği yapmamalı. Çünkü bu takımın kaptanı da 500 yıllık bir geleneğin taşıyıcısı, geliştiricisi, devam ettiricisidir. Yıllarca ülkenin önde gelen, ülkeye yön veren insanları yetiştiren bir kuruluşun armasını taşıyan kişi bu ağırlığı, beyfendilikle, olgunlukla kaldırabilmelidir.
Futbolda insan unsuru oldukça sinirlerin gerilmesinin de etkisiyle kavga-şiddet unsuru da illa ki içinde olacaktır. Ve Galatasaray kaptanı da bu tür olayların içinde olacaktır. Fakat Galatasaray kaptanının kavgayı körükleyen değil de bitiren kişi olması gerekmez mi?

1 Kasım 2009 Pazar
Toronto Raptors - Orlando Magic
Ha bir de Hidayet'in Howard'a yaptığı blok muazzamdı. Artık ligin tecrübeli ve iş bilen veteranlarından biri olduğunu br kez daha kanıtlar nitelikteydi. Kobe'den sonra Howrad'a verdiği bloğun fotoğrafı da posterlik.
Ölü Terörist Ahmet
Madem Oynatmayacaktınız Niye Aldınız?

Başlıktaki soruyu tekrarlayalım. Sayın Ankaragücü Yöneticileri madem oynayatmayacaktınız niye aldınız bu adamı, sansasyonel karşılamalar yaptınız, Ankara'yı ayağa kaldırdınız? Bunların hepsi Hikmet Karaman egosunu tatmin etsin diye miydi? Yoksa yarın öbür gün "Bak nasıl bitirdik İngiliz'in evladını, hep onlar mı bizim çocukları harcayacak" diyeceksiniz arkadaş. Yazıklar olsun bu anlayışa, bu bakış açısına. Vassell'in Türkiye'de olduğunu unutan spor medyasının büyük kesimine de hela olsun!
Tuncay'ın Savaşı
Tuncay Şanlı memleketin yetiştirdiği en önemli aktif futbolculardan biri, daha da önemlisi Milli Takım Kaptanı. Henüz 27 yaşında. Fenerbahçe ve Milli Takım'da yaşadığı başarılar sonrası 2 sene öncesinin UEFA Kupası sahibi EPL'nin köklü takımlarından Middlesbrough'a transfer olması burada çok eleştirilse de bence yanlış bir hareket değildi. Boro Southgate yönetiminde çok adamla hücum etmeye çok hücum adamıyla çalışan bir takımdı. Tuncay 2 sezon boyunca iyi roller buldu orada kendine, önemli performanslar verdi. Ancak Southgate'in tecrübesizliğinin kurbanı oldu o da bütün takım gibi. Yanlış transferler yaktı başlarını. Boro'nun Championship'e düşmesiyle birlikte adı hep transferle anıldı Tuncay'ın. Beklendiği gibi Ada'da kaldı ama büyük ağabeylerden birinde değil İngiltere'nin en eski kulubü Stoke City'de.
Stoke City'nin oyuncu kadrosuna baktığımızda onları sanki biraz İstanbul Büyükşehir Belediye'ye benzetebiliriz. Ligin diğer takımlarında oynadıktan sonra gözden düşen ya da yaşları nedeniyle kapı dışarı edilen adamları bir çatı altında birleştirmiş Pulis. Geçen sezon bu evsizlerden yaptığı takımı sürpriz şekilde 12. sıraya taşıdı Pulis. Geçen sezon sonunda düşen Boro'nun oyuncularından ikisini kadrosuna kattı, Huth ve Tuncay. İkisi de ihtiyacı olan adamlardı. Huth direk oynamaya başladı takımda, stoperde eksiklerdi, kafa toplarına hakim adam eksikliğini gidermişti Pulis. Tuncay'ın da kolayca forma bulacağını düşünüyordu herkes. Keza bir kontraatak ve Delap vesilesiyle bir de uzun taç takımı olan Stoke'ta hem hızlı hem açık alanda etkili, gerektiğinde kanatlarda görev alabilecek ve o taçlara kafa vurabilecek, vuramasa da oraları karıştıracak bir adam lazımdı. Kadroda bu tarife az çok oturan adam Fuller. İşte Tuncay eksik olan parçaydı bu takımda, gerektiğinde golcü, gerektiğinde orta saha ya da kanat adamı.
Bunun sebepleri ne olabilir diye düşünüyorum. Birincisi kesinlikle Tuncay Stoke'ta kesin oynar düşüncesinin getirdiği aşırı kendine güven ve rahatlık. Ne de olsa Tuncay Milli Takım Kaptanı ve bir adı var. İşte mental anlamda bir futbolcunun en büyük düşmanı bu. İkinci olarak Pulis'in oynattığı sistem katı bir 4-4-2 ve oyuncuların rolleri, sınırları kalın çizgilerle çizilmiş durumda. Tuncay ise çok yönlü bir oyuncu olmasına karşın ne çok iyi bitirici ne de oyunun iki yönünü aynı anda %100 oynayabilen bir oyuncu. Son olaraksa Tuncay'ın transfer itimalleri ve görüşmeleri nedeniyle Boro kampına çok geç katılmış olması dolayısıyla önemli bir hazırlık sürecini kaçırmış olduğu gerçeği var. Dikkat ettiyseniz Fatih Terim bile ona dayanamadı son Milli maçlarda ve oyundan aldı Tuncay'ı. Hepsini birleştirdiğimizde fiziken hazır olmayan, kafaca kendini yeni takımına adapte edememiş ve farkında olmadan kendisini fazlaca büyütmüş, üzerine bir de katı bir 4-4-2 sisteminde ömür boyu hiç görev almamış bir Tuncay'ın Pulis'in takımında gelir gelmez oynaması muhtemel değildi. Aynen öyle oldu ve Tuncay şu anda forma için savaşıyor, savaşmak zorunda. Bu sezonu İngiltere'de bitireceğine ve bu süreçte Stoke'un ilk 11'inin vaz geçilmez adamlarından biri olacağına inanıyorum ben, ama bir gerçek de kafasını boşaltıp fiziken ilerlemesi gerektiği.Şahsi kanaatim Tuncay'ın 22 Kasım'daki Portsmouth maçıyla birlikte Stoke'ta ilk 11'de forma bulmaya başlayacağı. Bu arada oynanacak lig veya kupa maçlarında bulacağı muhtemel bir gol ona doping etkisi yapacak ve hırsını arttıracaktır. İngiltere Ligi'nde temsilcimiz olması futbolumuz için çok önemli. Senelerce Tugay'ın sürdürdüğü önemli görevi sürdürmek artık Tuncay'ın elinde. Türk oyuncuların EPL'ye gelip gelmemesi kararı verilirken bakılacak en önemli referans artık Tuncay. Zamanında Hakan Şükür, Emre, Okan devamlılık sağlayamayarak İtalya için kapıların kapanmasına sebep oldular. Tugay'ın mirasını devralan Tuncay İngiltere biletidir bir anlamda. İşte o yüzden her gün onu Türkiye'ye geri getirmeye çalışan basın organlarının, aksine onun yanına birilerini nasıl yollarız diye düşünmesi gerekir. Ama burası Türkiye ne de olsa, önce kapıyı kapatır sonra da kendi yaptığımızı unutup niye kapanıyor bu kapılar diye sorarız dev aynasının tam karşısında dururken.
Ben Tuncay'a inanıyorum ve "Ne olur sadece işine bak Tuncay!" diye haykırmak istiyorum.
31 Ekim 2009 Cumartesi
New Jersey Nets - Orlando Magic
SVG Anderson'lı kısa beşini kullandı yine, demek ki bundan sonraki maçlarda da bu şekilde devam edecek. Yedeklerin süreleri 2 maçtır iyi ayarlanıyor ve maksimum verim alınıyor ki bu çok iyi haber. Ancak Lewis gelince kurban kim olacak orası önemli. Benim düşüncem Redick'in kurban edileceği yönünde. Carter sadece 14 dakika sahada kalabildi bileğini burkunca. Ancak durumunun iyi olduğu ve yarın gece Toronto maçında oynayabileceğini öğrendik. Fakat 14 dakikada kullandığı şut sayısı düşündürücü. Nelson beklenen oyundan uzak ama J-Will özellikle hücumda asist yönünden bu açığı kapatıyor. Carter sakatlandıktan sonra Howard'a top inmesi ve oyunu hızlandırma çabası galibiyeti kolaylaştıran etken oldu. Barnes'ın kötü bir şut gecesi olsa da verimli süre dağılımı ve yine %50 civarında şut yüzdesi yakalanması önemli artılar. Fakat takım olarak 76ers maçındaki 28 asistten sonra 21e düşülmesi dikkat edilmesi gereken bir konu. Şutör takımlar daha çok asiste ulaşmalı. Nets gibi genç bir takımın ise Magic'i yeebilmek için %38'den daha yüksek bir şut yüzdesine ihtiyacı var. Howard'ın ilk 20-20'sini Carter'ın çoğunda oynamdığı bir maçta gelmesi de manidar.
Asıl güzel maç yarın gece Toronto ile olacak. Hidayet eski takımına karşı oynayacak ilk kez. Bu arada Hidayet dün geceki maçta Toronto'nun Memphis'e yenildiği maçta 14 sayıyla oynadı.
30 Ekim 2009 Cuma
Farmville Spor Kulubü
Facebook'ta hesabı olanlar bilirler bir çoğu da halen oynamaktadır belki bu oyunu. Farmville şu sıralar dünyanın yeni çılgınlığı. Kavga, dövüş, kan, hakaret olmadan sadece ekin ekip biçerek ve hayvancılık yaparak stres atılan, çiftlik yönetilen bir oyun. Tabii sevgili renk tutkunu taraftar arkadaşlarımız üşenmemişler, çiftliklerinde takımlarının armalarını oluşturmuşlar. Muazzam olmuş her biri. Bunları Göztepe'ye adanmış olan DeliChe Sevdik blogunda gördüm ve paylaşmak istedim. Hem kendisine hem de büyük ihtimalle saatlerce uğraşarak bu alternatif sanat eserlerini ortaya çıkaran arkadaşlara onlarca teşekkür.

Hem Ağlarım Hem Giderim
Yaşasın Borges Döndü!
29 Ekim 2009 Perşembe
Her Takıma Lazım
Yazık Oldu Bu Dizilere #4
Sıkı bir Terminator hayranı olarak dizinin hayata geçirileceği haberini aldıktan sonra bir hayli heyecanlanmıştım. 2 sezon her şey çok yolunda gitti ve dizi çok heyecanlı bir yerde sezon finali yaptı ama FOX'un neşteri bu kadar hayranı olan bir diziyi bile kesip atacak kadar keskindi. Yazık edilen diziler serisinde sıra "Terminator: The Sarah Connor Chronicles"ta.Dizimiz Terminator filmi serisiyle uyum içinde bir zaman aralığında 2. filmin bittiği yerden bir kaç sene sonra 3. filmin başladığı yerden bir kaç sene öncede geçiyor. Yani özetle 2. ve 3. filmler arasındaki boşluğu dolduruyor TTSCC. Sarah Connor oğlu John Connor'la, ki bu bizim bildiğimiz insanlığın kurtarıcısı olacak çocuk, 2 yıldır halkın arasına karışmış ve huzurlu, tehlikeden uzak br hayat sürmektedirler. Sarah'ın erkek arkadaşı Charley Dixon kendisine evlilik teklif edince huzursuzluğa kapılan Sarah oğlunu da alıp ortadan kaybolmayı seçer. New Mexico'ya yerleşen ikilden John normal hayatına devam etmek ve kendini belli etmemek zorunda olduğu için liseye kayıt olur. Yeni okulunda kendisiyle çok ilgili bir genç kızla, Cameron'la tanışır. Daha birbirlerini tam anlamıyla tanımamışken okulunda bir Cromartie'nin saldırısına uğrayan John'un hayatını kurtaran Cameron'ın aslında gelecekten John'un kedisini korumak için gönderdiği yeniden programlanmış bir Terminator olduğunu öğreniriz. O bölgeden de ayrılıp aceleyle başka bir yere kaçan Connorlar ve Cameron'ın peşine FBI ajanı James Ellison takılmıştır. Seneler boyu Sarah Connor'ı bir takıntı haline getirmiş olan Ajan Ellison sadece Connor'a odaklanmış ve işi gücü bırkamış, tüm Amerika'da onu arar hale gelmiştir. Bu sırada peşlerine düşen Cromartie ve Ellison'dan kaçmaya çalışan kahramanlarımız, dünyanın makine istilasından kurtulmasının tek yolunun Sky Net'i daha yapılmadan ortadan kaldırmak olduğu düşüncesiyle hareket etmeye başlarlar. Cameron kurtuluş yolunun ne olduğunu bildiğini söyleyer ve 3'lü bir banka kasasına yerleştirilmiş olan gizli bir zaman yolculuğu aleti ile 1999'dan 2007'ye sıçrarlar. Artık önlerinde 2 hedef vardır. Sky Net'i tarihten silmek ve her ihtimale karşı Joh'ın korunmasını ve eğitimini sağlamak.
Dizide günlüklerini okuduğumuz ya da izlediğimiz diyelim Sarah Connor'ı Lena Headey canladırıyordu. Headey Hollywood'un tanınmış ama hiç 1. sınıf filmlerde esaslı roller kapamamış bir aktristi. Onu sanırım sinema severler en iyi The Cave ve The Brothers Grimm'deki rollerinden hatırlayacaklardır. John Connor rolünde ise Thomas Dekker'ı izledik. Dekker Heroes'un ilk 12 bölümünde Claire'in erkek arkadaşı Zach rolünde çıkmıştı karşımıza. Bir çok TV dizisinde çocuk ya da genç oyuncu olarak rol alan Dekker Elm Sokağı Kabusu'nun yeniden çekimini henüz tamamladı, orada Jesse rolünde izleyeceğiz kendisini. Dişi Terminator Cameron rolünde ise Summer Glau vardı. Sinamdan en iyi Serenity filmindeki River rolünden hatırlanabilecek Glau Dollhouse ve 4400 dizilerinde de geçici roller almıştı. Terminator sonrası o da şu sıralar başka projelere yönelmiş durumda. Dizide Lost'tan hatırladığımız ve şu sıralar Flash Forward'da arzı endam eden Penny yani Sonya Walger, Oz'un Ryan O'Reilly'si Dean Winters, Richard T. Jones, Brian Austin Green gibi isimler de rol almıştı.Bilim kurgu ağırlıklı, dram yüklü ve kimi zaman ağır kimi zaman baş edilmez tempolu, flash forwardların ve sürpriz gelişmelerin sıklıkla yaşandığı, John Connor'ın nasıl o John Connor olduğunu öğrendiğimiz bir diziydi TTSCC. 1 ay önce devam etmeyeceği kesinleşti ki FOX'un en kötü kararlarından biridir bu. "Yapım maliyeti yüksek, hiç kar edemiyoruz" diyerek sıyrıldılar işin içinden. Ama en azından CBS'in Jericho'ya tanıdığı gibi bir şans tanınıp dizinin finali yapılabilirdi. 3-6 bölüm arası bir bölümde sonlandırılabilecek dizi en azından "bilim-kurgu dizisi klasikleri" payesiyle ve FOX'un dizisi olarak yerini bulurdu tarihte. Bence çok yazık oldu. 2 sezonluk hikayesi hazır, bitirin denilse kolayca bağlanacak bir diziyi heba ettiler. Bizim içinse kıymeti ve anısı bol bir dizi olarak hem arşivlerimizdeki hem de hatıralarımızdaki yerini aldı "Terminator: The Sarah Connor Chronicles". Dizinin tanıtımı hemen aşağıda.
2 Numaralı Kabus
Toronto Triano yönetiminde geçen seneki Magic gibi oynuyor. Ancak 2 farkla. Birincisi pota altında Bosh-Bargnani gibi şutu da olan 2 uzuna sahip olmaları onları savunulması zor bir takım yaparken bu 2 uzunun yumuşaklığı pota altında hem savunma hem de hücumda azaltıyor. Gerçi dün gece Cavs'e sert bile kaldılar ya neyse. 2. fark ise Calderon ve Jack'in önce pası düşünen yapıdaki gardlar olmaları. Geçen sezon Nelson'ın bu felsefeyle oynadığı maçlarda Magic'i sürükleyen isim olmuş ama sayı atma isteği ile kavrulduğu maçlarda Magic'i yakan isim olmuştu. 2 takımın geçen seneyle ortak bir diğer noktası ise Hidayet. Hidayet kolay dağılabilen Toronto da tutkal görevi göreceğini gösterdi bu ilk maçta. Arkadaşları iyi şut atarken ve sıcakken sadece onlara servis yapan, dengeler bozulup ihtiyaç duyulduğunda devreye girip bir drive bir şutla işleri yoluna koyan adam pozisyonunda Hidayet ve yüzünden anlaşıldığı kadarıyla da çok ama çok mutlu hem yeni takımından hem rolünden. 12 sayı 7 ribaunt 3 asist ve 3 blokla oynadı ve yine kadar çok yönlü bir oyuncu olduğunu gösterdi temsilcimiz. Üstelik önemli bir süre boyunca da Lebron James'in savunmasını yapan adamdı.
Cavs'in şampiyonluk için acilen içinde bulunduğu psikolojiden çıkması gerek. Toronto oyuncuları ise neler yapabileceklerini görmüş olmanın morali ve motivasyonu ile inanarak devam etmeli yoluna.
Orlando Magic - Philadelphia 76ers
Bir de buradan Sevgili Mehmet İstanbullu'ya sevgilerimi gönderiyor, geçmiş olsun diyorum. Anladı o :)
28 Ekim 2009 Çarşamba
Rüya Başlamadan Kabusa Yatmak
27 Ekim 2009 Salı
İki ileri, hep geri!!!
Evet ileride uçta 6 tane birbirinden kariyerli ve yetenekli adamlarımız var. Fakat bu 6 adamın yükünü ne kadar kaldırabiliyor Mustafa Sarp? Ve Ayhan tabi ki... Deniyordu ya, "Galatasaray henüz üst düzey bir takımla oynamadı. Galibiyetler yanıltıcı olabilir"... Onlar da genel olarak değil ama orta ikilinin zayıflığı konusunda haklı çıktılar, ne yazık ki...
Mustafa Sarp'la olmayacağının ilk sinyalini lig maçlarında almıştık. Hep geriye, hep Servet'e, hep Sabri'ye pas atıyordu. Bir tane ileriye olumlu pas çıkardığına şahit oldum. O da sanırım Trabzon maçının ikinci yarısındaydı. Ya da Bükreş maçında. Hep skor olarak öndeyken yani. Sturm Graz gibi bir takımla Ali Sami Yen'de oynanan maçın son dakikalarına 1-1 girilirken bile topu ayağına aldığında ne yapacağını bilemeyen bir halde topla debelenip ardından pasını geriye vermesi ilk kırmızı alarmdı aslında. Görülmedi bile... Çünkü Galatasaray'ın ileri uç elemanları gol attıkça, Mustafa'nın yaptıkları umursanmadı. Çünkü skor 1 ya da 2-0 Galatasaray lehineydi ve Mustafa'nın geri pas yapması garanti skoru koruma, zaman geçirme adınaydı. Riskli oynamıyordu. Basit oynuyordu! Hem de ne basit!!!
Sığ düşüncedeki yorumcular da Mustafa Sarp'ın sadece koşup, top kapmasını yeterli görüp topu verimli kullanamamasını göz ardı ediyor ve kendisini öve öve bitiremiyorlardı. Bu çıkarımdan yola çıkarsak, Mustafa Rijkaard'ın ilk 11'de en çok şans verdiği oyuncu olduğu için aynı sığ düşünceyi ne yazık ki Rijkaard da paylaşıyordu. Haftasonu oynana derbiden sonra da bu kararından vazgeçmesini bekliyorum.
Tamam Mustafa çok iyi top kapıyor ve takımda onun kadar iyi top kapan adam yok! Ve ondan topu ileriye kullanması, çalım atması, gol atması da beklenmiyor olabilir. Mustafa topu kapsın, Keita götürsün topu, Nonda-Baros golü atsın... Evet bu çok uygulanabilir bir düşünce ki uygulandı da bugüne dek Galatasaray'da. Ancak Mustafa'nın eksiklerinin göz ardı edildiği kadar, görmezden gelinen çok önemli bir şey de var.
Galatasaray'ın en başarılı dönemlerinde golcülerinden çok konuşulan isimler orta sahadaki üçlü Okan-Suat-Emre idi. Çünkü bu üç isim de çok iyi top kapıp, topla çok iyi ileri çıkabiliyorlardı. Galatasaray o dönemde avrupa'nın ve dünya'nın bir numarası olduysa süper üçlünün çift yönlü oyunu sayesinde olmuştu. Eğer aynı başarı bugün de kazanılmak isteniyorsa, Galatasaray acilen bu bölgeye oyuncular katmalı, eldeki Mehmet Topal'ı, Barış Özbek'i, Emre Çolak'ı bu yönde değerlendirmeli, geliştirmeli, evrimleştirmeli, yönlendirmeli...
Ucuz Kahraman!!!
Maç öncesi bir haftasonu gazetesinde ropörtajı çıkmıştı. "Allah bana o formayı giydirmesin" diyordu: "Ben o kadar profesyonel değilim..." Ne kadar profesyonel acaba sorusuna cevabını yine kendisi verdi Kadıköy'deki derbiye ısınırken...













