Sayfalar

12 Nisan 2010 Pazartesi

Artık Ben Yazıyorum bu Romanı

Şu hayatta 31. senemi yaşıyorum. Orta okul, lise sıralarında çok uzak bir hayal gibi gözüken yaşlarla dans ediyorum artık. Geriye dönüp baktığımda çok şey var yaşanmış. Geçen gün kısa bir sohbet esnasında işyerinden bir arkadaşım, sadece son bir kaç ayda yaşadıklarımın bir kısmını dinledikten sonra "Roman gibi hayatın" dedi. Oysa topu topu 15 dakikada kısacık birözet geçmiştim başıma gelenlerden. Söylediğinin ne kadar doğru olduğunu, sanki bir romanın kahramanı olduğumu da düşünmüyor değilim açıkçası. Bir film vardı onu hatırladım sonra "Stranger than Fiction". Yaşadığı hayatın bir romancı tarafından yazıldığını farkeden ve romanın sonunda yazar tarafından hayatına son verilmesine karar verilmiş bir adamın hikayesini anlatıyordu. İşte aynı o adam gibi hissediyorum şu anda.

Tek çocuğum ben. Tek çocuklarla ilgili genel yargının aksine çok dengeli bir ailede, fazla şımartılmadan, merhamet ve vicdani duyguların sorumluluk bilinciyle birleştiği bir ortamda büyüdüm. Sevgiye eşlik eden saygı oldu hep hayatımda, fedekarlık yapmayı öğrettiler, paylaşmayı öğrettiler büyüklerim bana, minnettarım, şükrediyorum, iyi ki onların ellerine doğdum. Lise çağlarıma kadar sıradan bir çocukluk geçirdim, sonra hem medeni cesaretim hem de çalışkanlığım ve kafama koyduğumu yapmamla sivrildim. İşin garibi o sivrilme esnasında başladı hayatımdaki olumsuzluklar. Her bir adım ileriye atışımda, sanki o yukarıda söylediğim yazar özellikle öyle yazıyormuş gibi en az bir olumsuzluk, bir engel çıktı karşıma. Vazgeçmedim hiç çabalamaktan. Aynı anda hem kısa hayatımın en gurur dolu günlerini yaşadım hem de yıkıcı. Lise, üniversite hep böyle geçti. Çok başarılı, sosyal, gurur duyulan bir genç ama içinde fırtınalar var gizliden. Hastalıklar, kazalar, ölümler, kayıplar, çöküşler, bitmek bilmez dertler, ama hep sabır. İşte en büyük hatayı o zaman yaptım. Hayatımda bir çok fırsat yakaladığım halde farklı bir senaryo için, yaşamak istediğim hayatı istedim hep. Ama her kimse o romancı bana bile bile, acımadan o hatayı yaptırdı. Düzeltebilirim sandım, değiştirebilirim sandım, hissettiklerimi başka şeylerle karıştırdım, karıştım. Ya da o yazar, o romancı olacak terbiyesiz öyle sanmamı istedi.

Sabır dolu seneler, mutlu olma ve etme çabaları, gülmeyen yüzler, tatmin olmayan ruhlar, hep daha fazlasını isteyen ama suçu başkasına atan insanlar. Dayandım, değişebileceğine inandırmaya çalıştım kendimi, sabrettim, dua ettim... Sonra bir gün yazar fikir değiştirdi, olmadı bu dedi, haketmiyorsun bunları, seni getirmek istediğim yer burası değildi, affet beni. Sihirli bir dokunuş gibi. İlk önce anlamadım, herşeyin daha kötüye gideceğini sandım, ne yapacağımı şaşırdım. Ama öyle bir olay örgüsü yarattı ki hayatımın onca senesini berbat eden romancı, öyle bir çekip aldı ki beni inanamadım. Sanki kabuk değiştirdim, başka bir adam oldum, bütün sıkıntılarımdan bir çırpıda sıyrılıverdim. Bütün duvarlar teker teker yıkıldı önümdeki. Bambaşka bir adam oldum, gerçek kendimi buldum, içimdeki o eski dertli ve sorunlu adam öldü, yerine ben bir kez daha doğdum, arınmış gibi, kutsanmış gibi...

Ne çok hasretim varmış, gözlerimin önündeki perde kalkınca şahit oldum. Ne kadar yalnızmışım, yalnızlığa zorlanmışım. Ailem başta tüm sevdiklerimle kucaklaştım, yeniden bütün olduk. Kaybettiğim dostlarım, içimde sızısı kalan arkadaşlarımla buluştum teker teker, ilk kez gibi, özlemle, tertemiz bir hasretle.

Sonra yazar sanki diyetini öder gibi bana yaşattıklarının, yetinmedi kendimi bulmamla, insanlarla yeniden kavuşmamla, hayatımın rayına oturmasıyla bir ışık yaktı. "Işığa bak!" Baktım. Çok parlaktı ama uzaktaydı. Vazgeçmedim bakmaktan, baktığım her an yaklaştığını gördüm, yaklaştıkça daha da netleşti görüntü. Işığın içinde bir yüz vardı. Tanıyordum bu yüzü ben, hep bir ışıltı görmüştüm bu yüzde ama seçememiştim gözümün önündeki o kalın perdelerden. Aslında ışığın ta kendisiymiş o yüz, sadece kendisini fark edene yol gösterirmiş. Tam karşısında durdum ışığın, uzun uzun baktım, alamadım gözlerimi. Hep de bir korku içimde ya yazar vazgeçerse yazdıklarından? Ben vazgeçmeyecektim, o yazmasa da ben yaşayacaktım. Başladım. Gülümsedim, gülümsedi, elimi uzattım, o da uzattı, sıkıca kavradım, yine o da. Sonra birden ışığın bana da geçtiğini hissettim, hiç bilmediğim bir duygu, hiç yaşamadığım, ilk kez yaşatılan. Rüya değil, hayal değil, bu sefer kurgu da değil. Kalemi aldım yazarın elinden, kendim yazmaya başladım hayatımı. En çok böylesi bir ışığa muhtaçtım. Yeni başladım yazmaya, aslında yeniden, bana yazdıransa ışığın ta kendisi, 31 senedir aradığım olduğunu yeni anladığım, ona kadar yaşanan her şeyin detay olduğunu keşfettiğim ışık...

6 yorum:

nebuchadnezzar dedi ki...

klübe hoş geldin.. .D: dilediğin gibi olur umarım...

Cenky dedi ki...

Umarım sevgili arkadaşım, umarım hepimiz güzel şeyler umar ve buluruz umduklarımızı.

brs dedi ki...

ellerine saglık umarım hepımız sonen ısıklarımızı yenıden yakarız umarım senın adına cok sevındım hocam..

ozhano dedi ki...

Bne de umarım...:D

stuven dedi ki...

çok özel bir yazı olmuş. yorum yapamıyorum:))

sabrın sonu selamet derler.

nazar değmesin. amin.

gorkem89 dedi ki...

anladığım kadarıyla cenkyde peygamber sabrı var. Bendede o sabırdan vardır ama bazı şeyler insanı çileden çıkartıyor be abi.