Sayfalar

15 Mart 2012 Perşembe

Takas öncesi son mutlu aile tablosu mu?

122 - 111 kaybedilen Spurs maçı sonrası Orlando'ya dönerken uçakta çekilen fotodur. Maç yazısı Tolga'dan, belki de taksa yazısı da :) bu arada Wafer'ın nasıl bir eleman olduğunu apaçık gösterdiği pozu da dikkatlerden kaçmasın ...

14 Mart 2012 Çarşamba

Orlando Magic 104 - 98 Miami Heat

Bu tip maçlarda alınan galibiyetlerin oyuncu ve antrenörlerin haricinde taraftara da bir özgüven sağladığını belirtelim öncelikle. Takımınızın, Wade’li Lebron’lu ya da Rose’lu Bryant’lı takımlara karşı basketbol olarak yakın veya üstün işler yapabilmesi dışında mücadele ve sertlik bakımından da aynı şekilde cevap verebilmesi ve başa baş giden bir maçta galip gelebilmesi taraftarının da mutlu olmasını sağlayabiliyor. Hele bir de basketbol dışı haberlerin dedikoduların -hatta bu konuda NBA resmi yayın organı bile bir haftadır anasayfa üzerinde aynı anda üç tane haber koyup iyice sinir bozucu hale getirdiğinde olayları- bu kadar tavan yaptığı bu dönemde böyle mutlulukları arar olduk.
Öncelikle bu kritik maçtan önce çıkan bir iki ufak çirkinliğe değinelim, sonra maça geçebiliriz: Haber kaynağını net hatırlamıyorum ama- her ne kadar takım genel müdürü Alex Martins yalanlasa da- Howard’ı takımda tutmak için, sezon sonunda SVG ve Otis Smith ile ilgili kararın Howard’ın iki dudağı arasına bırakılması sözünün verildiği söylendi. Dün geceki galibiyetten sonra Howard’ın, sezonu Orlando’da tamamlamak istediğini söylemesi biz şüpheci gelenekten gelmişleri ne yazık ki derin düşüncelere gark etmiştir. Gerçi maçtan önce SVG’ye bunla alakalı gelen sorulara ‘ Birilerini mutlu edecekse beni kovabilirsiniz’ ve bu işlerde gösterilemeyen asgari ahlakla ilgili şövalyece soylu düşünceleri sadece basketbol kalitesi değil insanlık kalitesinin bu iklimin fersah fersah üzerinde olduğunu gösterdi bizlere. Howard’ın SVG ile mutlu olmadığını, coach’luk tarzını beğenmediğini biliyoruz; ve Howard’ın saçma sapan bir kafada olduğunu, basketboldan atladığı çağı SVG’ye borçlu olduğunu defalarca yazdık, tekrara düşmeyelim. Açıkçası SVG’nin bir hayal kırıklığı yaşadı aşikâr, aynı biz vicdan sahiplerinde olduğu gibi.
Her ne kadar bu satırlardan Otis Smith’e defalarca kızsak da o da zurnanın son deliklerinden biri SVG gibi. Eğer SVG ve Otis ile ilgili bu çirkin tezgâh kurulmuşsa, etik davranış hassasiyeti her geçen gün azalan bu organizasyonun diğerlerinden biraz daha farklı olduğunu düşündüğümüz Magic ile ilgili şahsen büyük hayal kırıklığı yaşayacağımı belirtip biraz da maçtan bahsedelim.
En son Indiana maçı ile ilgili yazarken, Reddick’in takıma önderlik etme hususunda aldığı büyük yolla ilgili daha dişe diş maçları da görüp değerlendirmek gerekir demiştim. Dünkü maç, o karakter sınavının gösterebileceği maçlardan biriydi ve bu sınavı da mükemmele yakın atlattı diyebiliriz. Aynı şekilde bu sene sadece attığı üçlüklerle değil, kafa olarak da çağ atlayan bir Anderson için aynı şeyleri söyleyebiliriz. Bir kere iki oyuncu da kesinlikle yılmıyorlar. Bir ara 20-0’lık bir seri yakaladığında Heat, seriyi bozan, sadece seriyi bozması değil, soğukkanlıca pozisyonu kovalayıp doğru şutu bulan Reddick oldu. Bu konuda Hidayet’in bir iki seneye sürelerinin azalacağını düşünürsek, eğer Reddick’in de içinde olduğu fantastik bir takas yapılmazsa, Magic saha içi liderliği için aday bir isim bulmuş diyebiliriz. İki sene önce Chicago’nun teklifini karşılayan Otis Smith’in kırk yılda bir de olsa olumlu işler yapabildiğini görmüş olduk böylece(sıkıntılı şu günlerinde biraz da övelim sevinsin dostumuz, o da kul sonuçta). Reddick’in bir diğer muazzam özelliğini de yazmadan geçmeyelim: Transition hücumda ya da fast-break hücumlarda, SVG etkisi tabi ama, mükemmele yakın derecede iyi pozisyon alabiliyor, yaptığı koşular kusursuza yakın doğrulukta.
Orlando’nun bu sene sıkça düşütüğü bir kabızlık durumunun da olduğunu arada belirtmişken açalım konuyu. İkinci periyodun ortalarında 8 farkla öndeyken, 20 sayı atamadan yiyen Orlando’nun bu hali anlaşılacak gibi değil. Hani sayı atamayabilrsiniz, ama neredeyse her dönen hücumdan da sayı yemenin, geçmiş senelerin savunma şampiyonu bir takım için izah edilebilecek bir yanı yok kolay kolay. Daha önceki Boston maçında altını çizmiştim. Boston 25’lerden gelip maçı aldığında, ekstra gözü dönmüş bir hücum yapmadılar, sadece savunmada bir ‘B’ planlarının olması ve tutması onlara maçı getirdi. Dün ve daha önceki izlediğimiz Orlando’nun ise savunma için bir ‘B’ planı ya da ‘B’ planı oyuncusu yok. En fazla rakibin kısa forveti Durant gibi uzunsa Clark’ı oyuna sürebiliyor Magic. Savunma katkısı verir diye takasla alınan ‘Baby’nin maçta kafasının çok gidip gelmesi de hiçbir maçın kolay kazanılamamasına neden oluyor. Dün 20-0 yaparken Heat, Jones attığı sekiz sayıyı hemen hemen aynı pozisyonlarda aynı yerden, hepsi de transition hücumdan atması ise Magic taraftarları üzerinde psikolojik sıkıntılar yaratmasına neden oluyor. Lebron, Wade ve Bosh’un buldozer gibi yıka yıka gittikleri penetreleri savunmada ortanın üzerinde, o bahsettiğimiz konsantrasyon kayıplarının olduğu dönemler hariç , bir takım savunması yapabildi Magic, hatta ikinci yarı kusursuza yakın yaptı savunma. Öyle ki içerideki trafikten, şimdiye kadar 21 üçlük denemiş Wade’den 3 tane olmak üzere, maç başı 15 üçlük kullanan Heat, 23 üçlük kullanmış bu maçta. Hücumda fark yaratan adamsa, adını anmadan geçmeyelim, Nelson oldu. Doğruluğu tartışılır kararlarla kullandığı hücumlar bir kenara koyarsak, dün için ‘sokan haklıdır’ diyebildik Jameer için. Yine de geçmişe nazaran daha delici oynaması olumludur, ama yılların verdiği hayal kırıklığı ve tecrübeden dolayı erkenden övgüler dizmeye başlamanın manası da yok diyebiliyoruz.
Aslında Heat karşısında 22 top kaybı yapıp, 16 tane de faul kaçıran bir takımın galibiyet çıkarması kolay iş değil. Daha önce bir Washington maçının yazısında Cenk hocam şöyle bitirmişti: ‘Savunmayı unutmuş insanlar topluluğu elbet bir gün özüne dönecektir.’ Sanırım birkaç maçtır o öze o kıvamına geri döndüğünün sinyallerini veriyor Magic.

Orlando Magic 104 - 98 Miami Heat

Yazısı Tolga'dan Gelecek...

12 Mart 2012 Pazartesi

Orlando Magic 107 - 94 Indiana Pacers

Amerikan basınının Howard’ı yolladığı takımlar arasına en son Thunders ve Bulls’u da ilave etmesiyle, bu sezon Howard’ın oynamadığı takım kalmadı… Bundan en büyük eğlenceyi basın çalışanları ve nba yöneticileri çıkartsa da, Howard’ın gidip gelen kafasından mutluluk duymayan tek grup Orlando Magic cephesiydi. Takas dedikodularının sonlanmasına üç-dört gün kala, işte Magic cephesinin artık dayanılmaz migrenvari ağrılar çektiği bu dönemde sezonun en kolay, izleyenlerin ve SVG’nin oflama puflama çekmediği bir maç çıkardı Magic, Pacers karşısında. Üstelik takımın saha içi kumandanı Türkoğlu ve şu sıralar çılgın atan J-Rich’ten de yoksundu takım.
Maçın rahat geçmesinin en önemli nedeni, bir gece önce Pacers’ın Miami’de uzatmaya giden kıran kırana bir maç oynamasıydı, diyebiliriz. Magic takımının hakkını yemeyelim ama, Pacers’lı oyuncuların surat ifadeleri, ‘eksiksiniz meksiksiniz ama hiç takılacak halimiz yok,’ diyordu. Maçın ilk yarısında neler gelişti yazamayacağım; nedeni de, Amerika’da saatlerin değişmiş olduğu ve bundan da benim haberim olmadığı için bir saat geç bilgisayarın başına oturmam. Tekrarını izlemek de işime gelmedi açıkçası, zaten ilk yarı skorunu gördüğümde aklıma ilk gelenler az önce Pacers ile ilgili yazdıklarımdı, zira ikinci yarı ile beraber düşündüklerimi bizzat kanlı canlı görmüş oldum. Maçın ikinci yarısı da o kadar sıkıcı geçti ki, bakın sadece izleyenler için değil, oynayanlar için de aynı şekilde, can sıkıntısından Howard ve Baby Davis, Hansbrough’a fena sardılar. Baby’nin konrolsüzlüğünü daha önce görmüştüm de, bu maç iyice zıvanadan çıktı. Howard’ın, Hansbrough ile olan kapışmalarını maç içi gerginliğine veriyorum ama Baby Davis’in durup dururken savunmada Hansbrough’u garip el kol hareketleri yaparak savunması, her dönüşte ufak bir omuz atması, her şeyi geçtim, hücumda kullandığı sekiz şutun neredeyse hepsini üçlük çizgisinin biraz içerisinden kullanması ( bir tanesinin de üçlük olduğunu belirtelim, süre dolarken filan değil, bildiğiniz saçma sapan bir yerde el üstü denilebilecek bir pozisyonda) SVG takımına yakışmayacak çirkinlikte hareketlerdi. Sezon başından beri süregelen istikrarsızlığı, bekleneni isteneni verememesi onda olumlu yönde değişiklikler yaratamadı ne yazık ki, o da bunun farkında olacak, iyice kontrol dışına çıkmaya başladı.
Bundan önceki iki maçta ligin en dibindeki takım olan Bobcats’e yirmilerden gelip maç verme, ve Bulls deplasmanında yine 18 sayıdan Bulls’u maça ortak etme vakalarını yaşayan bir takım taraftarı mutlaka bu maçta da çok rahat değildi açıkçası. Bu sene neredeyse hiçbir maçı rahat bitiremedi Magic. Bunun sebebinin büyük ağırlığı, tüm Nba’in de bildiği bir şey, bench zayıflığıydı. Yani maça ne kadar iyi başlarsak başlayalım, ‘second unit’ dedikleri bench takımı Howard’ın ruh halinden daha dalgalı performans veriyor. Sadece hücum performansından bahsetmiyorum, ki Nba’in en az sayı atan bench’i olduğu herkesçe malum, savunma performansı da o kadar rezil olabiliyorum. Dün gecenin rahat geçmesinin en büyük nedeni, her Pacers maçında olduğu gibi Howard’a karşı tahta bacaklarıyla savunma yapmaya çalışan Hibbert (Howard bu sezon Magic ile Pacers arasında oynanan maçlarda- 3/1 Orlando- %70ün üzerinde oynadı yanılmıyorsam.) ile beraber içine Turkoğlu’nun 2009 hali kaçan Reddick’in üstün oyunuydu. Ama gelgelelim, maç kafa kafaya gittiğinde rakip takımlar Reddick’in savunma zaafiyetinden yararlanmaya çalışıyorlar. Dün gece Pacers o noktaya gelemedi hiç, Paul George ile olacak iş değildi zaten o. Reddick’in savunma bilgisine diyecek bir şeyim yok, ancak bariz fiziksel zaafları var; Bobcats maçında Henderson’un üzerimize atlamasının sebebi de maçtan atılan Paul Silas’ın yerini alan oğul Silas’ın (Stephen Silas) bu zaafı değerlendirmesiydi. Bulls’un da atlamasına az kalmıştı ki, bu sefer ilahi güçler devreye girdi sanki ve Korver gözü kapalı atacağı üçlüklerin hiçbirini sokamadı. Celtics ve Bobcats’e karşı alınan utanç verici yenilgilerden birini daha almaya ramak kalmıştı.
Bu maçla ilgili olumlu şeyleri de not etmekte yarar var: Bir kere Reddick, kafa olarak muazzam bir ilerleme yaşamış, bu açık. Hidayet’in bir iki seneye artık bu süreleri alamayacağını hesaba katarsak, bol pasa dayalı Avrupa basketbolu oynayan bu takımın saha içi generallerinden biri belki de birincisi olabilir. Ama daha kafa kafaya maçlarda ne yapar, bu maçlarda kanıtlaması gereken bir ton iş var, bunları da görmek gerekir. İkincisi, yine bu maç özelinde, eksik kadroya rağmen, Nelson’un ortalık bana kaldı anlayışında oynamaması da olumlu diğer göstergeydi. Tabi bu Nelson’la olacak iş değil, bir SVG mucizesidir. Her ne kadar Howard SVG’nin coach’luk tarzını yani çok bağırıp çağırmasını beğenmese de Nelson’un o kalın kafasına başka nasıl sokulurdu, bu da bilim konusu. Bir Wizards bir Bucks olmadıysa bu takım SVG’ye çok şey borçlular. Üçüncüsü ise, takım savunmasında, tabi Pacers’ın vurdumduymaz aptallıklarını bir kenara koyacak olursak, yardımlaşma görmediğimiz seviyelerde idi, bu yüzden bireysel zaaflar fazla göze batmadı. Hatta bir pozisyonda Paul George, Reddick’i karşısında görüp, nasıl olsa yerim ben bu uşağı diye düşünüp yediği ikili sıkıştırmada( sayı olmasına rağmen) gözlerimi yaşarttı takım savunması.
Salı gecesi baba bir maç var, Heat ile. O maça Heat iki gün dinlenmiş geliyor. Asıl curcuna ondan sonra…

18 Şubat 2012 Cumartesi

Düze Çıkmaya Çalışan Orlando

Geçen hafta sonundan beri çok yoğun bir iş girdabındaydım, dolayısıyla maçları zamanında izleyemeyip üzerine vakit de bulamayınca yazmaya Magic’in toparlanışını yansıtamadık Salata’da.

Atlanta maçı dışında kalan diğer maçları seyredebildim, o maçın da geniş özetine vakıf oldum. Tam bir çöküş trendine girmiş olan takımın birden tekrar potaya girecek galibiyetleri nasıl aldığını çoğunluk merak ediyordur sanırım, hele bir de maçları izleyememişlerse. Burada 1. Faktör Hidayet’in ve Jason Richardson’ın hem oyun hem de skor anlamında toparlanması kesinlikle. Bu 2 isim oyunda etkili olduklarında Howard ve Anderson üzerindeki baskı, ikili sıkıştırma mecburen azalıyor. Ne zaman ki bu isimler oyundan kopuyorlar o zaman Howard da Anderson da savunması kolay isimler haline geliyor. Bu noktada hem oyuncuların hem de SVG’nin ciddi bir odaklanması olduğu kanaatindeyim. Keza sezon başından beri ilk kez J-Rich inanılmaz koşuyor ve perdemelerden çıkıp şut buluyor. J-Rich de Hidayet de sezon başından beri ilk kez bu kadar potaya gidiyorlar. Bu oyunları içeriyi rahatlatınca skor tabelasında 33 ve 12 numaraların yanında sık sık 20’li sayılar yazıyor. Anderson’ı hep üçlükleriyle aklımıza getirsek de hem pota altında son dönemdeki agresifliği hem de orta mesafe de sırtı dönük top alıp şut kullanmaya başlamasıyla yıldızlık mertebesine doğru ilerlemekte genç forvet.

Yazamadığım bu süreçte 2 Bucks maçına çıktı Magic ve 2 galibiyet aldı ki her iki maçta da Ersan’la Hidayet’in karşılıklı güzel oyunları vardı ki ciddi gururlandık. Ancak her iki maçı da son çeyrekte çevirdiğimizi ve bunda Skiles’ın rolünün büyük olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ayrıca geçirdiği ciddi sakatlık sonrası Bucks’ta şans bulan Livingstone’ı da hayranlıkla izledim. Onun daimi destekçisiyim. Jennings’in ile bir bomba olduğunu ve bu sezon patladığını düşünüyorum. Nelson’a karşı bu kadar etkisiz olması onun kalitesi için bir ölçü olsa gerek. Son dönemde takımda iyi giden 2 diğer konu da Duhon’un geldiğinden beri ilk kez son maçlarda etki göstermesi ve Redick’in bençten gelip ciddi skor üretmeye devam etmesi.

Peki takımdaki sıkıntıları sırlamak gerekirse neler ön plana çıkıyor:
1) Howard’ın aşırı bencil oynamaya başlamış olması ve artan sinirliliği.
2) Nelson’ın istikrarsızlığı ve savunmadaki etkisizliği.
3) Son maçlarda ön plana çıksalar da fizik olarak çok iyi durumda olmayan J-Rich ve Hidayet.
4) Glen Davis’in takıma katkısının 0’a yakın olması.
5) Bençte Redick dışında skor katkısı verecek ciddi 1 ismin daha olmayışı.

SVG elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışsa da şu dakikaya kadar Otis Smith’in takıma bir uzun eklemek adına hiçbir şey yapmaması All-Star’dan sonra takas ihtimalinin kuvvetlendiğini gösteriyor. Biz şimdilik bu galibiyetlerin takıma özgüven aşılaması umuduyla All-Star arasına kadar kayıpsız gitmeyi umuyoruz.

Son 5 maç:


10 Şubat 2012 Cuma

Orlando Magic 102 - 89 Miami Heat

Gönül isterdi ki şu galibiyeti dün iş yoğunluğum olmasa, göğsümü gere gere anlatayım. Ancak iş yoğunluğum olmasaydı bile göğsümü gerecek bir durum yok. Hidayet hala toparlanamamış, J-Rich beklenenden çok uzakta, Nelson müthiş 12 asistli geri dönüşünün ardından 0 asistle oynamış, bençten vurucu katkı gelmemiş. Şu maçın kazanılmış olmasının yegane sebebi bu takımın üçlük atabiliyor olması. Rakipten 12 fazla üçlük atılıyor ve maç 13 sayı farklı kazanılıyor. Orlando zaten maç başı 15-20 arası üçlük sokabilecek oyuncu potansiyelinde bu garip bir şey değil ve müthiş bir başarı olarak nitelendirilemez. Howard'ın standardı zaten 20-20 olmuş, bütün lig bunun farkında. Bu maçta ayrıştırıcı 2 etken Ryan Anderson'ın hücumdaki agresifliğiyle ribaundlardaki etkinliği ve Lebron James'in kendi standardının çok altında hücum etmesi.

Tamamdır Miami'yi yendik takım toparlandı, bundan sonra çoşarız demem için şu an ortada hiç bir sebep yok. Bir kaç maç bu şut istikrarı korunmalı ve kazanma alışkanlığı edinilmeli yoksa Orlando Mart başı Howard'la ve 2. altın çağı ile vedalaşacak gibi.

9 Şubat 2012 Perşembe

TÜRKİYE'DİR GALATASARAY...

Son sözlerimin ilki CSKA'lılara!Bizleri yeneceklerine eminler burada fakat ben tam tersi olacağını düşünüyorum.Takım kimyası 2 hafta sonra çok farklı olacaktır Galatasaray'ın.Burada sürpriz 9-10 sayı bir fark bile olabilir dediğimde adamın bana delimisin der gibi bakışını hiç unutamıyorum


Yukarıda ki paragraf bundan 2 hafta önce Gs-Oly maçından sonra yazılmıştır.Böyle maçları çok konuşmaya gerek yok.Sadece bana deli gözüyle bakan Cska yöneticisi ve scoutını görebilme şansım olsaydı.
Biz bu turuncu topla sepetin peşinde saçları boşa ağırtmadık ;)


Basketbol 5 kişi ile oynanan ama sadece yüreğini ortaya koyanların kazandığı bir spordur.Tabi ki arkanda resimde ki gibi bir taraftarın varsa...


Saygılar,hürmetler,duygular şelale... 

8 Şubat 2012 Çarşamba

Capello İngiltere'yi Bıraktı

Her şey Terry'den alınan kaptanlıkla başladı. Capello federasyonu dinlemedi ve tekrar Terry'e teslim etti pazubandını. Federasyon Terry'nin yeniden karışmış olduğu olaylar nedeniyle mahkemelik olmasıyla o pazubandını 2. kez çıkarınca Fabio Baba istifayı bastı bu akşam. Kaptanımı ben seçerim, işime karıştırtmam, oyuncular ve tercihler bana aittir dedi, arkasına bakmadan gitti.

Capello Milli takımın en başarılı hocalarından biriydi İngiltere için. 28 galibiyet 6 mağlubiyet ve 8 beraberlikle veda etti Ada'ya Capello.

Capello'nun yerine en büyük aday şu sıralar vergi kaçırma suçlamalarından henüz sıyrılmış Harry Redknapp. Peki acaba Capello cidden Ada'ya temelli veda eder mi sorgulamak gerekir. Villas-Boas Inter'e giderse Chelsea için 1. adaydır Capello. Olur mu olur...

Orlando Magic 102 - 107 Los Angeles Clippers

Hidayet'in çok çok etkisiz olduğu ve hem 4. çeyrek hem de uzatmada hiç oyuna girmediği maçta, sakatlıktan dönen Jameer Nelson 12 asistle oyun kurucuymuş gibi oynadı ve top dağıtmayı becerebildi bir nebze. Sonuçta uzatmalarda takımda bir karar verici adamın yokluğuyla kaybedildi maç. Nelson senelerdir ilk kez hücumda Paul gibi bir adama ezilmeden oynadı, hayret ettik. Glen Davis'in etkisiz eleman olduğu bir kez daha görüldü, Smith acaba Bass için ağlıyor mudur?

Sezon başı öngörümde Magic normal performansını sergilerse 48-18 olur yaklaşımınsa bulunmuştum. Ancak sıkıştırılmış sezon bana gereken cevabı verdi. Hidayet'in bu kadar dalgalı, Howard'ın bu kadar isteksiz, Davis'in bu kadar fos çıkabilceğini açıkçası bu denli düşünememiştim. İç sahada bu denli mağlubiyet normal değil. Eğer All-Star arasına kadar bu istikrarsız performans devam ederse All-Star'dan sonra Howard takas olur ve Orlando için bu sezon biter. Büyük hedefler zaten Howard önderliğinde tüketilmiş durumda ancak bir gerçek var ki Otis Smith her sezon kredisini tüketiyor.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Mario Manningham Tutar Giants Şampiyon Olur!



Şu tutuş futboldaki tabiriyle aslında bir asisttir. Bu tutuş sonrası Giants 17-15 gerideyken Patriots'a karşı bir touchdown daha yapıp maçı 21-17 kazandı. Manning MVP seçildi yine, yeniden. Bu sporu seviyorum.

Indiana Pacers 81 - 85 Orlando Magic

Hidayet'in isabetsiz ama sezon içinde en agresif olduğu maçlardan biriydi. Rakibi ne kadar zorlarsan o kadar artar kazanma şansın. Daha yeni seni rezil eden takımı evinde yenebiliyorsan koç faktörü önemli demektir.

Orlando Magic 102 - 94 Cleveland Cavs

Larry Hughes'un takımdan gönderilip lige geçen sezon draft edilmeden katılan Wake Forest Mezunu, asist anlamında istatistiksel anlamda Nelson'dan çok daha başarılı olduğu aşikar bir oyun kurucu olan Ishmael Smith'in ilk maçıydı bu. Vasatın üzerinde bir performans sağlayacağına inandığım bir isim Smith. Ancak koca Magic'in takımı rayına oturtmak anlamındaki hamlesi buysa vay ki ne vay. Kenyon Martin'in Clippers'a imza attığı şu ortamda cılız bir kıpırdanış.

2 Şubat 2012 Perşembe

Orlando Magic 109 - 103 Washington Wizards

Washington'ı yenemeyeni dövüyorlar bu ligde, o yüzden bu galibiyeti değerlendirmeye aslında gerek bile yok ama bu maçı bile son çeyrekte 40 sayı atabilerek ancak kazanıyorsak bazı şeylerin sorgulanması gerek. En azından şut sokmayı hatırladığımız bir maç oldu. Savunmayı unutmuş insanlar topluluğu elbet bir gün özüne dönecektir.

31 Ocak 2012 Salı

Kazım Gitti Necati Geldi


Kazım'ı arar mıyız, Necati karın doyurur mu? Fatih Hoca'nın ikisinden de haberi var mıydı? Emre yeni sağ kanadımız mı Yiğit'le dönüşümlü olarak? Eboue kaç hafta yok? Sabri ile sözleşme yeniler miyiz? Filler uçabilir mi? Yılanlar....

Philadelphia 76ers 74 - 69 Orlando Magic

+1

Her an bir takas haberi duyabiliriz gibi hissediyorum.

30 Ocak 2012 Pazartesi

Orlando Magic 85 - 106 Indiana Pacers

Keşke benim de bir Collison bir Hill gibi gardım olsa da, şu maç yorumunda "aşağıdaki maç yorumunda ne yazıyorsa onu aynen okuyun" demek zorunda kalmasam. Birazcık bençim olsa da olur.

28 Ocak 2012 Cumartesi

New Orleans Hornets 93 - Orlando Magic 67

Boston maçlarının psikolojik yıkımı hala sürüyor. Takım kendine gelememiş vaziyette. Anderson'ın olmaması şut organizasyonlarını haliyle etkiledi. Yarım oyun kurucumuz da çenesinden ve omzundan sakatlanınca maçı yarım bıraktı. Haliyle bu şartlar altında güveneceğiniz 1. adam Hidayet. O da sezonun en kötü maçını çıkarttı. Boston maçıyla birlikte yıllar boyu unutumayacak nitelikte rezalet bir maçtı. Sanırım şu aralar tekrar bir takas dedikodusu alevlenebilir howard'la ilgili. Şimdilik bunları unutalım, haftasonun tadını çıkaralım.

27 Ocak 2012 Cuma

GS-OLY...UMUTLAR SON SANİYEDE OLSA BİTMEZ.

Bir bahis sitesinin özel daveti sebebiyle uzun bir aradan sonra tekrar Gs. maçına gitme şansı buldum.maç öncesi Darius Songaila'nın mukavelesinin fesh edildiği haberi geldi ki buna şaşırdım dersem yalan olur.Eski Washington oyuncusundan bu yapılanma içerisinde verim alma şansımız ne kadar vardı tartışma konusu.Size olarak rotasyonu geniş takımlar da Darius takımın vitesini orta mesafe şutları ile 1 vites arttırır.Galatasaray gibi rotasyonu dar bir takım da beklenti de fazla olunca onu efektif kullanmak pek mümkün olmadı.

Genel olarak Gs.'ın 2 senedir yakaladığı kadro istikrarı konusunda ki görüşümüz olumlu.Eleştirebileceğimiz tek konu ise Darius seçimiydi!Ermak Kuqo hayatının yine yanlış yollarından biri olan Efes seçimini yapmasaydı bugün Euroleague'in konuşulan ve çok süre alan pivotlarından biri olacaktı,şimdi 8. adam.Onun varlığı Darius için büyük bir artı olabilirdi.

Dün çıplak gözle yeni transfer Savovic'i izleme şansı buldum.Bize verilen biletlerden birisi 2 sıra yukarıda olduğu için yerimi değiştirdim.3 sağımda ön sırada Fatih Terim'in olduğu düşünülünce yer değiştirme isteğim saçma gözükse de hemen önümde Abdurrahim Albayrak'ın oturduğu ve can güvenliğimizin sağlanamayacağını düşünerek 2 sıra yukarı çıktık.Tesadüf o ki yanımız da CSKA'nın scout ve yöneticisi bulunuyordu.Allahın Ruslarının fanatik Gs. taraftarı gibi maç sonu bana sarılması ise kendi adıma çok ilginç onlar adına gruptan çıkma umutlarının yeşermesi anlamındaydı.Sohbet konumuz Darius ve Savovic endeksli geçti.Şimdi Avrupa da Nba'den sonra undersize oyuncuya bir önyargı oluştuğunu konuştuk ve bu yüzden bu tarz transferler yapmadıklarını söylediler.Rus takımları için size sorunu  yok zaten malumunuz.Savovic Gs'ı savunmada bir kademe yükseltir,çok atletik ve dış şutu var.Takıma ısındıkça 8-10 ribaunt aralığını rahat görecektir.Galatasaray için Savovic'in takıma katılması savunmayı 1 kademe arttırsa da takım kalitesini yükseltir mi?Kesinlikle hayır!

Çıplak gözle izleyince Galatasaray'ın sıkıntısı çok bariz.Kalıplı oyuncumuz yok bu yüzden pota altı ekstra basketleri bulamıyoruz.Bu basketler bulunmayınca 70'li sayıları geçmemiz mümkün olmuyor bu seviyede.İddaa ediyorum Oly'deki Hines biz de oynasa bu takımın çehresi çok değişirdi!Burada Mahmudi'yi eleştirecek ilk şeyi bulabiliyorum 2 senede!En azından gecen sene Ksk.'daki Andre Smith bizim takım da olabilse Avrupa çapında bir oyuncu olurdu.Bu sene ki İtalya performansı da herşeyi kanıtlar yönde zaten.Oyak Reno'dan Shipp gibi bir oyuncuyu kazanan zihniyetten bu hamleyi de beklerdik açıkçası.2.03 boyuyla 4 numara da çok da sırıtmazdı.Türkiye Mc Callebb gibi bi değeri kaçırdıktan sonra Smith'i kaptırması da oldukça kötü hali hazırda Avrupa ekonomisi göçmüşken.

Oly için söylenecek çok fazla şey yok.Bence Avrupa basketbolunun 2 vites gerisindeler ekonomik kriz sebebiyle.Pero Antic'i skor opsiyonu olarak kullanan bir takım Final Four adayı olabilir mi?Dün Shumpert sakatlanmasa maç 20'lere doğru giderdi çünkü Cevher muazzam oynasa da artık son periyot enerjisi tükendi.Savovic ile Furkan faul problemine girince maçın kafa kafaya gelmesini bekliyorduk açıkcası.Lakovic dünkü maçın kahramanı gibi ama kesinlikle iyi gününde değildi.Bu benim için bir kıstas değil,ondan her maç böyle sorumluluk almasını istediğimizi söyledik.görevini layığıyla yaptı.

Son sözlerimin ilki CSKA'lılara!Bizleri yeneceklerine eminler burada fakat ben tam tersi olacağını düşünüyorum.Takım kimyası 2 hafta sonra çok farklı olacaktır Galatasaray'ın.Burada sürpriz 9-10 sayı bir fark bile olabilir dediğimde adamın bana delimisin der gibi bakışını hiç unutamıyorum.

Çok fazla söze gerek yok.Jerome Lucas candır diyorum...

En son sözümü son saniye basketiyle twitter ve facebook'da ortalığı karnaval yerine çeviren Fenerbahçeli kardeşlerime ayırıyorum.Oturun sevgili kardeşlerim YANLIŞ ANONS!!! YİNE GALATASARAY KAZANDI!Unutmasınlar basketbol 5 kişi ile oynanan,bir yunanlının son saniye basketine sevinen Türklerin de olduğuna inat sonunda hep GALATASARAY'ın kazandığı bir oyundur.

Basketbol da candır,kandır.I LOVE THIS GAME....
Saygılar,hürmetler...
Not: 1-Vidoeyu yan yan seyredeceğiniz için şimdiden özür :))
2- Galatasaray2ın CSKA'yı yenme gibi bi deliliğe kapıldığım için sizde bana deli gözüyle bakmayın.4. maç olması ve Gs'ın ya tamam ya devam maçı olması tek dayanağım ;)

Orlando Magic 83 - 92 Boston Celtics

Anlatılır, anlaşılır, yorum yapılır bir şey değil. 27 sayıdan maç verilmez. Boston'un yine müthiş üçlük savunması ve adam kilitlemesi iş gördü. SVG'nin buna acil çözüm üretmesi gerek. Başka da bir şey yazmayacağım, asabım bozuk.

26 Ocak 2012 Perşembe

Küme Düşme Kalkmadı! Akil İnsanlar da Varmış!!!

3 Temmuz'dan beri ozhano küme düşme olmaz, ben ise adamlarsa küme düşmeyi kaldırmazlar diyordum. Benim dediğim oldu, Türk Futbol adamları şike yapan cezasını çeksin dedi. Onlara helal olsun diyorum!

Az sonra sanırım TFF Başkanı Aydınlar yönetim kurulu ile birlikte istifa edecek. Herkes Türk futbolu kaosa girecek dese de, bence Türk Futbolu bugün kurtulmuştur.

Düdük Çalmadan Devre Yapmak! Bu Nasıl Kongre?

Daha kongre başlayalı 45 dakika oldu, divan seçildi, Aydınlar konuştu ve toplantıya 1 saat ara verildi.
Muhtemel sebepler:

1) Delegeler çok acıktı.
2) Öğlen Namazını kılmak isteyen delegeler var.
3) Mc Donalds'ın avantajlı-indirimli menüsü için en iyi ara saati buydu.
4) Çişi gelen başkanlar var.
5) Kulis faaliyetleri henüz bitmedi, her iki taraf da yandaş aramaya devam edecek.

Yazık.

25 Ocak 2012 Çarşamba

Google da Çöker

Az evvel gmail içindeyken meydana gelen bir sıkıntı sonucu Google ne yapacağını bilemez bir halde :) Bunu da gördük ya, artık hiç bir şeye şaşırmam :)

Indiana Pacers 83 - 102 Orlando Magic

Bu takım için en önemli faktörler Hidayet'in oyunu yönlendirebiliyor olması, asist üzerinden basket atılabiliyor yani pas devamlılığı sağlanıyor olması, o gece üçlük sokulabiliyor olması ve yedek sırasından katkı geliyor olması olarak gözüküyor şu ana kadar geçen zamanda. Dün gece bunların hepsi gerçekleşip 3. çeyrekte tecrübe de konuşunca iş erken bitti. Bu ligde 3-4 takım dışında, tabii ki Magic de bunlardan biri, 3. çeyrekte fark yiyip 4. çeyrekte belini doğrultabilen takım yok. Indiana da genç ve tecrübe eksikliği olan bir takım olarak bu durumda. Oyundan bir kez düşerlerse kolay toparlanamıyorlar.

SVG bu sezon oyuncularını ekonomik kullanmaya çalışıyor. Sakatlık olmadan alınabilecek maksimum galibiyetin peşinde. Geçtiğimiz sezonlarda Howard'ın aşırı yorgunluğa verdiği tepkileri her Magic taraftarı hatırlar. Dolayısıyla bu sezon SVG kısıtlı bençinden maksimum katkıyı almaya çalışıyor. Bu maç en iyi benç performanslarından birine sahne oldu. Ancak Magic için en önemli sorunun oyun kurucusu mevkiinde olduğu dün gece bir kez daha belli oldu. Collison bile Nelson'ı perişan ettiyse, Howard gitmek istemekte haklı.

56 sayıdan sonra 102 sayı fena gelmedi, üstelik yorulmadan.

24 Ocak 2012 Salı

Boston Celtics 87 - 56 Orlando Magic

Kulüp tarihinin en az saha içi isabeti (16) bulunan rekor maçı! Boston tarihinde en az sayı yenilmesine izin verilen 2 maçtan biri (56 sayı)! Tam bir rekor gecesi. Her gece 10-15 tane üçlük sokulamayacağını, birilerinin gelip çok ciddi dış savunma yapıp öncelikle Hidayeti kilitleyeceğini söyleyip durduk. Boston harika bir savunma yapıp akıllı hücum etti, muhteşemdiler. Sezonda 1 kez olur bu tip maçlar ama öğretir. Bu takımın gard pozisyonunda takasa ihtiyacı var.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Orlando Magic 92 - 80 Los Angeles Lakers

Hidayet'in sırt ağrıları nedeniyle kaçırdığı bir maça daha şahit olduk. Bu sefer J-Rich iyileşmiş ve SF rolüyle parkeye geri dönmüştü. Açıkçası bu sakatlık sanki ona iyi gelmiş gibiydi, savunmada ilk kez bu kadar hareketli ve istekli gördüm onu.

Lakers'ı yenmek güzel ve önemli ancak bu galibiyeti iyi basketbol oynayarak aldığımızı kimse söyleyemez. Bynum'un hemen başında faul problemine girmesi ve Gasol'un ilk devre ritm tutturamaması maçı getiren faktörlerdi. Lakers'ın elinde skor yükünü çekecek 3,5 isim var. Dolayısıyla ikisinin olmaması onlar için takımın yarısının olmaması demek. Her ne kadar Fisher devreye girmeye çalışmış ve Kobe de direnmiş olsa da Lakers sac ayaklarına bağlı bir takım.

İlk devre bir ara Magic farkı 23 sayıya kadar çıkardı. İlk yarı sonunda 0 isabetle oynayan Gasol-Bynum ikilisi hayata dönüp 2. yarıda 8 şut sokunca bir ara Lakers farkı 8'e kadar indirdi ama onlarda da 2. bir karar verici, oyunun yönünü değiştirebilecek adam yok. Ron Artest aka Metta World Peace sadece adını değil sanki ruhunu ve yeteneklerini de değiştirmiş, tamamiyle tükenmiş bir halde. Kapono asgari ücretle çalışan bir memur konsantrasyonunda, Barnes ise kendini arıyor sahada, daha doğrusu Magic forması giydiği dönemdeki ruhunu. Lakers rotasyonunda Murphy haksızca çok geride kalıyor bence. McRoberts kazması bu kadar süre alırken Murphy'ye yazık oluyor. Ve tabii ki Kobe çok fazla kalıyor sahada. Bileğinde sakatlık olan bir adamın böylesi sıkışık bir sezonda bu derece zorlanması doğru değil. Kendi mi oynamak istiyor yoksa Brown mu oynatmak istiyor bu kadar fazla orasını çözebilmiş değilim.

Magic'te ekstra hiçbir şey yoktu. Oyunun sıkıştığı dakikalarda Magic adına kapıyı Lakers'ın yanlış hücum ve şut tercihleri açtı adeta. Kimse ekstra şut atmadı, şut yüzdesi % 41'di, ortalama sayıda üçlük soktular, ortalama bir asist sayısıyla oynadılar, her şey vasattı. Sadece bir fark vardı iki takım arasında, Magic'in skora katkı verecek ismi daha fazla. Ama bu da yeterli değildi tabii ki. Bu noktada SVG'nin taktisyenliği diyeceğiz sanırım buna, Magic çok yavaş hücum etti ve çoğunlukla 24 saniyeyi tüketmeye çalıştı. Lakers yaşlanmakta olan, atletik seviyesi düşük ve bu sezon bir türlü hücumda akıcılığı sağlayamamış bir takım. Geçen gün Dallas'ı yenerken sadece 73 sayı atabilmiş olmaları bunu ispatlıyor. Sıkışık set oyununda Bryant'tan başka seçenekleri kalmıyor, bu da onları skor üretmez kısır bir takım haline getiriyor. SVG'nin bu taktiği dün iyi işlerken tek aksak yönü oyun kurucumuzun Kobe'ye ikili sıkıştırmaya gittiği anlarda Fisher ve Morris'ten hangisi sahadaysa bomboş kalması oldu. Maç boyu uygulanan Kobe'ye ikili sıkıştırma aslında çok başarılı yapılmadı ve dediğim gibi Magic adına bu noktada kilidi açan Lakers'ın yetersizliği oldu. Yarın öbür gün bu taktik bu savunma performansıyla iş görür mü o büyük bir muamma.

Wafer'ın Kobe'ye karşı aşırı kendini gösterme isteği bir kaç maçtır edindiği krediyi yemesine neden oldu, Hidayet dönünce süresi çok azalacaktır. Nelson bu sezon 2. kez hücumda fena oynamadığı maçta 2 kez top taşıma hatası yaparak beni hasta etti. İyi bir şeylerin hemen arkasına çok aptalca şeyler serpmeyi çok iyi beceren bir adam. 9 asit ve 3 üçlük önemli ve beklediğimiz rakamlar bir oyun kurucudan. Ama yine de Hidayet sahada yokken bu takımda bir şeyler eksik. Howard 2 ribaund daha alabilse en son 1997'de Dennis Rodman'ın başardığı arka arkaya 2 maçta 25 ribaund alma rekoruna da ortak olacaktı, olmadı.


Bu maç ister istemez Howard takası haberleri sonrası bir mercek altına alma maçıydı. Bynum sınıfta kaldı, Gasol şartlı geçti. Genel itibariyle muhtemel bir Gasol-Bynum / Howard - Hidayet takası Lakers'ı çok tehlikeli ve şutör bir takım haline getirecektir. Muhtemel Lakers beşi Fisher - Kobe - Hidayet - Barnes - Howard, yedekler Murphy, Blake, Kapono, Metta şeklinde düşünüldüğünde, Kobe dışında bir karar verici, 4. çeyrek adamı ile birlikte canavar Lakers'a önümüzdeki üç yılda en az 2 final getirir diyorum. Magic açısından bakılırsa, Nelson - J-Rich - Anderson - Gasol - Bynum ya da Nelson - Redick - J-Rich - Gasol - Bynum şeklinde iki 5 muhtemeldir ki ilk tercihin pas, ikinci beşin savunma dezavantajı olacağı neredeyse kesindir. Her durumda Magic şutör özelliğini kaybedecek daha çok post oyununa yönelecek bir takım halini alacaktır. Dolayısıyla bir Magic taraftarı olarak bu takasa şiddetle karşıyım!!!

19 Ocak 2012 Perşembe

Orlando Magic 83 - 85 San Antonio Spurs

Sanırım azıcık da olsa dünkü yazıdan sonra basketboldan anladığımız ortaya çıktı. Az skorlu olur dedik normal süre 75-75, uzatma 85-83 bitti. San Antonio favori dedik onlar aldı. Nelson'a takığız dedik yine sadece 5 asist ve 16'da 2 şutla bitirdi maçı. Tony Parker'sa 23 sayı 9 asist ve 7 ribaunt yaptı. İşte Magic'in yumuşak karnı budur. Oyun kurucu. Diğer pozisyonlar bir şekilde idare edilse de hem as hem yedeğiyle bu takımın oyun kurucusu yoktur. En önemli noktalarda başrolü çalıp maçın kahramanı olmak isteyen Nelson senelerdir bu takımı baltalayan 1 numaralı adamdır. Ne yazık ki alternatifi ve bulunsa bile o alternatifi takıma getirecek bütçe yok.

Neyse, maçla ilgili satırbaşları verip kaçalım.

*Maçta bu sezon ilk kez Hidayet'i göremedik. Sırt ağrıları nedeniyle oynayamadı Hidayet. Cuma günü LAkers'a karşı sahada olması bekleniyor.

*Bu sezon ilk kez Nelson - Redick - Q-Rich - Anderson - Howard beşiyle sahaya çıktık. J-Rich de olmayınca takımda Anderson dışında şutör kalmadı.

*Larry Hughes eksiklerin olduğu bu maçta ilk kez sorumluluk aldı ve SVG ona neredeyse 4. çeyreğin tamamıyla beraber uzatmayı oynattı. Savunmada bir hayli etkiliydi.

*Von Wafer son dönemdeki çıkışını bu maçta da sürdürdü. Özellikle ilk yarıda Spurs yedekleri sahadayken oyunu domine etti. Ancak her daim söylediğimiz "serseri mayın" ve "saatli bomba" sözlerini doğrularcasına 4. çeyrekte döküldü. Uzatmada Magic'in son basketini yaptı, basket faul oldu. Maç 84-83 iken faulü soksa San Antonio hücum edecek ve belki de maç tekrar uzayacaktı basket olmasa. Ancak o kaçırdı. Jefferson 1 serbest atış kaçırdıktan sonra Redick'in üçlüğü geldi ancak süre geçerli olması için yetmedi.

*Glen Davis sanki bu takıma 1 numaralı yıldız olmak için gelmiş gibi davranıyor ve çok bencilce oynuyor. Buna SVG'nin acil çözüm üretmesi gerek.

*Her gece 10-15 üçlük sokamazsınız lafını bu sezon 2. kez söylüyorum keza dün gece 21'de 4'le üçlük attı takım.

*Bu sezon bir kez daha görür müyüz bilmem ama bir ara beşimiz şu şekildeydi: Duhon - Wafer - Hughes - Anderson - Clark

*Hidayet yokken sorumluluk almaya soyunan 4. çeyrekte 2 isim oldu. 1.si Nelson'dı ve eline gözüne bulaştırdı. 2.si ise Redick'ti ve Hidayet sonrası son çeyrek tercihi olabileceği yolunda ümit verdi bana.

*Spurs koçu çok saygı duyduğum Popovich'in zamanında Shaq'ta denediği Hack-a-Shaq taktiği dün gece yine sahnedeydi. Aslına bakılırsa maçı getirdi desek yeridir. 2. çeyrek sonunda Howard 3 serbest atış kaçırdı. Bu serbest atışlar Magic topu henüz oyuna sokmuşken ilgisiz alanlarda yapılan fauller sonucuydu ve Spurs bu faullerin dönüşünde 4 sayı buldu. Aynı şeyi 3. çeyrek sonunda da denediler ama Howard ikisini de sokunca vazgeçtiler. O 2. çeyrekteki 3 sayı Spus'ün gizli galibiyet sabebidir. Popovich'in yaptığı hoş olmayan ama kurallar dahilinde bir mevzu. Sonuçta 1 galibiyet 66 maçlık sezonda sıralamanızı 16 maç daha eksik yaparken fazlasıyla değiştirebilir.

*Tim Duncan fiziksel olarak çok gerilemiş ancak zekası parlayarak artmış vaziyette.

*Keşke her takımda bir Tony Parker olsa. Maç sıkıştığında devreye girip, normal akışta arkadaşlarını oynatabilecek bir oyun kurucu. Aaaahhhh aaahhhh!!!

18 Ocak 2012 Çarşamba

Orlando Magic 96 - 89 Charlotte Bobcats

3 gün arka arkaya maçlarının 2.si Bobcats'e karşıydı ve beklenenden zorlu geçti. J-rich sakatlığı nedeniyle yine kadroda değildi, Redick ilk 5 çıkmış, Wafer yeniden rol alabilecek bir fırsat yakalamıştı. Özellikle 2. ve 4. çeyrekte Wafer'ın çok sıkmayan takım arkadaşlarına nazaran insiyatif aldığını ve savruk oynamadığını görmek bana çok büyük haz verdi. Howard için 20 sayı 15 ribaund sıradan bir performans. Önemli olan onun faullerini sokabildiğini ve çok iyi savunma yapabildiğini görmekti. Her ne kadar ilk yarıda erken faul problemi yaşasa da biraz daha kıpırdanan bir "Man Child" vardı sahada. Maçta bir kaç kez farklı geriye düştükten sonra bir şekilde toparlandı Magic ancak her gece aynı filmi izleyemez, her atışta zarları düşeş gtiremezsiniz bu hayatta. 4. çeyrekte oyun sıkışmışken yine top Hidayet'in elindeydi ve onun 8 sayısı, üzerine bir de iyi savunmasıyla bir maç daha kazanıldı. Redick'in demir dövdüğü, Nelson'ın ve Duhon'un oyun kuruculuk namına hiç bir şey yapmadığı gecede aslında Charlotte Orlando'ya kendi kendine yenildi. 1-2 isim dışında takım çok tecrübesiz hatta acemi. Diaw gibi bir kaç isim daha gerek Charlotte'a. Carroll bitmiş haliyle çok üzdü beni.

3 gece üstüste maçların 3ü de kazanılırsa muhteşem olur ama 3. maç San Antonio gibi bir takıma karşıysa temkinli yaklaşmak gerekir. Bu gece az skorlu ve yakın bir maç bekliyorum, San Antonio'yu da 1 adım önde görüyorum. 5 maçtır kazanan yorgun bir Magic, muhtemelen Parker karşısında ezilecek olan oyun kurucusu Nelson önderliğinde mağlubiyete doğru kürek çekecektir. Spurs gibi sert bir takım ancak sert kalınarak yenilebilir. Bu sertliği bilen ve gösterebilecek oyuncu sayısı ise fazlasıyla az Magic'te. Hidayet ve Howard'ı bir kenara ayırırsak Spurs çok ağır basıyor. Bu iki isim erken faul problemine girmezlerse maç ortada diyebiliriz.

Son olarak yine Nelson'a taş atmak istiyorum. Senin takımında bu kadar şutör ve Howard varken sen nasıl sezonda 5 asist ortalamasıyla oynarsın be arkadaşım!!! Gerçi takımda hastalıklı bir şekilde her topu Howard'a indirmeliyiz düşüncesi yeşermiş durumda ama, yapılan top kayıplarının 3'te 2si ona pas vermeye çalışırken gerçekleşmekte. Topu gezdirmek en sonunda en boş adamı bulmakla sonuçlanacak ve her iki hücumdan birisinde bu Howard olacaktır zaten o yüzden her hücumda ilk topun ona indirilmye çalışılmasını anlamış değilim. Buradan SVG'ye selam ediyor ve bu konuyu bir kez daha düşünmesini sanki beni duyacakmış gibi rica ediyorum.

Basketbolsuz kalmayın...

17 Ocak 2012 Salı

New York Knicks 93 - 102 Orlando Magic


( CManiac üstadın uyarmasıyla yaptığım 'tarihi' hatayı düzelterek yazıya ufak bir makyaj yapmak zorunda kaldım. Özür dilerim yanlış bilgilendirmeden dolayı.)

Nba’deki grev dolayısıyla geç başlayan ligin sıkıştırılmış fikstüründe, bu sezon ilk kez uygulamaya konan peş peşe 3 günde 3 maç (Amerikalıların söylediği şekliyle “back to back to back games”) serisi bugün oynanan ilk ayağı Knicks deplasmanı ile açıldı Magic için. Bugünün ayrı bir önemi Dr. Martin Luther King günü olmasıydı. Nasıl olsa bu sezon oynanmaz, diye düşünerek tüm parasını Euroleague için yollara seren Ntv’nin Nba yayın haklarını kaybedip, yıllar sonra Aydın Doğan’da ortaya çıkan basketbol aşkı ve neticesinde Doğan grubunun Nba yayın haklarını almasıyla bizim evde bu sene Martin Luther King günü kutlanmadı, hatta yıllarca üniversite arkadaşlarımızla en güzel günlerimizi geçirdiğimiz bu önemli günde kimse kutlamak için birbirini aramadı bile. Nba’in afro-amerikan basketbolcularıyla yapılan röportajlarda istisnasız hepsi ‘ o olmasaydı biz burada nah oynardık’ minvalinde bir şeyler söylediler.

Maça dönmeden ilk olarak bir iki not vereyim kişisel: Cenk hocamın işleri nedeniyle iki üç maçlığına ‘maç yorumlarını’ ben yapacağım. Bu arada bu sezon anamızın futbol liginde hafta içi de maç yapılmasından dolayı maç yazısı yazmaktan yorulmuş dostlara, gelin bir nba takımı tutun da sonra bir çay ocağında oturup iki lafın belini kırma teklifim var. İkincisi, maçın insancıl bir saatte olması ve benim o saatte iş güçte olmam dolayısıyla maçın ilk yarısını izleyemedim, ha tekrarını da izlemeye üşendim, o ayrı; o yüzden ikinci yarıdan biraz bahsedeyim uzatmadan: Üç gün üst üste maç oynanacağından SVG takımın vitesini belli ki epey düşürmüş. Hatta çok iddialı olacak ama; Orlando, kaybetsek de bir önemi yok, havasında gibiydi. GS maçında sakatlanan J-Rich’i de bu yorucu 15 günde 10 maç temposunda kenarda tuttu teknik ekip. O yüzden belli ki pek umutlu değildi Orlando. Ama maç son 5-6 dakikaya kafa kafaya girince, acaba soruları sormaya başladı herkes. Daha sonra bildiğimiz silahını çekti Magic son dakikalarda; topu Türkoğlu’nun eline verdi. Türkoğlu da el bombasını New York tarafına atıp yarın ki maç için Orlando’ya kaçtılar. Maç sonu hücumları kuşkusuz bir Magic klasiği haline geldi. Ama maçın sonunda bu sezon ilk kez izlediğimiz bir yola başvurdu SVG. Alan savunmasıyla New York hücumlarını aptallaştırdı magic savunması. New York hücum oyuncuları o kadar çaresiz ve hazırlıksız durumda kaldılar ki, topu bir o köşeden bir bu köşeye verip durdular ve hücum sonları ya zoraki bir üçlük denemesi ya da ortaya umutsuzca bir penetre. Daha önce Portland maçında da denedi ama bu kadar ısrarcı olmamıştı SVG. Fark birer birer artarken bu sefer korkmadık bu akıllıca savunma stratejisiyle. O zayıf bir ve iki numara savunmasını bu şekilde etkisiz hale getirdi. Acaba bundan sonra, çok etkili dış oyunculara sahip Miami, Oklahoma, Lakers, Celtics gibi takımlara bu savunma stratejisi denenecek mi ve denenecekse ne kadar başarılı olunabilecek?

Bu maç özelinde, Magic’i son 6-7 dakikaya kadar ‘acaba?’ dedirtecek seviyeye kadar taşıyan iki isme de ayrı bir parantez açmak lazım: birincisi tüm fiziksel ve zihinsel olumsuzluklara rağmen muhteşem bir zihni atılım gerçekleştiren Reddick. Şu anda eminim 2 sezon önce onu Chicago’ya kaptırmayan Otis’e sonsuz müteşekkirdir Magic taraftarı. Otis garip bir adamdır; bazen saçma sapan işler yapsa da iyi çocuktur. İkincisi ise maçın adamı Ryan Anderson. Daha üç gün önce, Kaan Kural tarafından, hakkında ‘ böyle gideceğini düşünmüyorum’ denilen adam ( gerçi aynı programda Orkun Çolakoğlu Orlando’nun önemsiz galibiyetleri arasında Detriot’i de saymıştı… hey allahım, aynı ligi mi izliyoruz?) o top sakalını boşuna bırakmadığını gösterdi. Öyle üçlükler attı ki, bir an perdelerden çıkıp düşman kalesinde taş üstünde taş bırakmayan Milwaukee’li Ray Allen’ı izliyoruz zannettik. Her şeyi geçin, o kadar kritik anlarda o kadar kararlı atıyor ki, ekran başındaki taraftarlarda nabız daha hızlı atıyor. Howard’ın gidip geldiği, Hidayet’in maçın sonunu beklediği, Nelson’un kendi gibi oynadığı, bench’ten adam gibi katkı gelmeyen bu maçı keşke Kevin Harlan anlatsaydı da Anderson’un attığı her sayı sonrası bir fırlasaydık yerimizden, yıllardır kutladığım bu Martin Luther King gününde.