Sayfalar

Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Schwarzenegger Dönüyor!


Hafta sonu Last Action Hero'ya denk geldik televizyonda. Eşimle büyük keyif alarak izledik. Film 19 yıllık ama Arnie her daim kendini izlettiren bir adam. Ne kadar özledim elemanı keşke bir film daha çekse de mizah, aksiyon ve heyecan dolu yaşlı kurdu izlesek dedim, bugün dileğimin gerçek olduğunu öğrendim. Arnie yeni filmiyle 2013'de beyaz perdede olacakmış. Kutlu olsun :)

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Christopher Nolan

Memento'yu izlediğim günü hatırlıyorum da inanılmaz bir şaşkınlık kaplamıştı benliğimi. O gün karar vermiştim bu filmin hikayesini-senaryosunu yazan kimse artık onun dokunduğu her filmi izleyecektim. İşte o filmin hem senaryosu hem de yönetmenliği aynı adama aitti: Christopher Nolan!

Nolan'a ve yaptığı her işe hayranım 12 yıldır. Sıradan bir senaryo yazarı ya da yönetmen değil o. Yazdıklarının içindeki felsefe, yönetmenliğindeki yenilikçi tavır, yazdığı ve tabii ki çektiği filmlerde yakaladığı hikaye, anlatım, heyecan sürekliliği ve finallerde yaptığı müthiş kapanışlar beni bu adamın işlerine aşık etti.

Memento'dan başlayıp Batman serisiyle doruğa çıkan usta işi eserleriyle şimdiden sinema dünyasının unutulmazları hatta efsaneleri arasında yer aldı. Bugün IMDB'de herhangi bir yönetmenin geçmişine baktığınızda onun yakaladığı başarıyı yakalamış başka bir yönetmen ya da senaryo yazarı bulmanız çok zordur. Çektiği filmlerin hiç biri 7'nin altına düşmemiş, En iyi 250 film listesinde tam 6 filmi bulunan ve henüz 42 yaşında olan bu adam için söylenecek çok söz olmasına karşın inanın onu methedecek kelimeleri bir araya getiremiyorum.

Batman üçlemesinin sonuncusu olan The Dark Knight Rises'ı vizyona girdiği ilk gün gece 23:00 seansında eşimle izleme fırsatı yakaladım. Kendisini önceki hafta Batman Begins ve The Dark Knight'ı seyrettirerek kampa almıştım zaten. 3. filmi de birlikte ve keyifle izledik. Filmin içinde kasvet, umut, karanlık ve aydınlık bir arada arz-ı endam ederken, diyaloglar izleyicileri kendineden geçiriyor. Nolan'ın ilk 2 filmle kurmuş olduğu bağlantılar, flash-back'ler filmi ayrı bir boyuta taşıyor. Hem yönetmenlik hem de görüntü yönetmenliğinde çıkarılan harika işler filmi efsanelerden biri haline getiriyor. Eğer ilk iki Batman filmini izlediyseniz bu filmi de mutlaka ve mutlaka sinemaya gidip izlemelisiniz. Ve en önemlisi Nolan'ın "Epik Son" dediği efsane kapanışına şahit olmalısınız. Şaşırtmaca ve sürprizlerle dolu, harika bir film The Dark Knight Rises.

Şu andan itibaren Christopher Nolan'ın hem senaryosunu yazdığı hem de Yapımcısı olduğu Man of Steel'i beklemeye koyulduk. Kevin Costner ve Russel Crowe'lu kadroda Superman'i oynayan isim ise Tudors'tantanıdığımız Henry Cavill. Aşağıda Man of Steel'in aynı görüntüler üzerine 2 ayrı seslendirmeyle yapılmış fragmanları mevcut.

Büyüksün Nolan!!!

16 Ekim 2011 Pazar

Babamın Penguenleri



İnanılmaz iş yoğunluğu içerisinde ancak eşimle biraz kafa dağıtacak vakit bulup dün gece izledik bu filmi. Jim Carrey her zamanki gibi ama penguenler resmen rol çalıyorlar. Anlatılamayacak şekilde, koşulsuzca gülüp rahatladık, resmen terapi gibi geldi bize, yorgunluğumuzu attık. O nedenle hiç bir şey düşünmeden gülmek istiyorum veya ailem, çocuklarımla hangi filme gitsem hepimize hitap eder diye düşünenlere hiç düşünmeden yapacağım öneridir Babamın penguenleri...

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Meydan Dayağı!


Cidden meydan dayağı dedikleri bu sanırım. Batman The Dark Knight Rises filminin çekimlerinde Batman ile Bane ahalileriyle birbirlerine giriyorlar. Filmin çekimini gizlice çekenlerin gözünden bizler de buna şahit oluyoruz. Çok keyifli ve yine unutulmaz bir film olacağı belli. Şuradaki dayağı Nolan'ın gözünden nasıl göreceğimizi de ziyadesiyle merak ediyorum. Buyrun Meydan Dayağına...

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Maymunlar Geliyor!



Haftaya yani 5 Ağustos'ta vizyonda. Ramazan ramazan ele geçirmesin bunlar dünyayı Allah koruya!?!

3 Haziran 2011 Cuma

Guillerme Del Toro - Don't Be Afraid of the Dark



Demesi kolay tabii...

Del Toro işin içindeyse o film izlenir.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Aşk Tesadüfleri Sever

 
Ömer Faruk Sorak ve eşini bu film için kutlamak bir kenara, sarılıp sarılıp öpüyorum. İnsanın içine işleyen, her aşık olmuş insanın kendinden bir şeyler bulabileceği bir film. Konu aslında bilinen bir konu ama aynı yünden kiminin ördüğü kazak giyilmiyor kiminin ki yıllar boyu bir diğerine vaz geçilmeden tercih ediliyor. Tam anlamıyla vurdu beni bu film. 3 kez gözyaşlarıma hakim olamadım. Filmin nereye doğru gittiğini anlamış olsam da sürükledi beni bu film anlatılışı ve gerçekten kayda değer oyunculuklarıyla. Belçim Bilgin'den bahsetmiyorum ama oyunculuk derken Mehmet Günsür, Yiğit Özşener, Altan Erkekli, Şebnem Sönmez, Ayda Aksel ve küçük Reyhan Asena Keskinci'den bahsediyorum, belirtmek gerek.

Ömer Faruk Sorak'ın yönetmenliği, sahne hakimiyeti, oyuncuları yönlendirme yeteneği bu zamana kadar çalıştığı projelerde pek ortaya çıkamamıştı. Daha doğrusu hep yıldız oyuncuların arkasında unutulmuştu. Ama bu sefer bu adam çok iyi bir "Yönetmen" olduğunu gösteriyor. Öyle açılar, öyle güzel görüntüler yakalıyor ki özellikle sözsüz sahnelerde. Hele bir de duygu yoğunluğunun hat safhaya çıktığı anlar ve Günsür'ün karakteri Özgür'ün odak noktasında olduğu sekanslarda adeta yeteneğini konuşturuyor Sorak. Bu andan sonra yurtdışında nasıl Nolan'ın projelerini büyük bir heves ve merakla bekliyorsam yurtiçinde Sorak'la ilgili gelişmeleri aynı şekilde takip edeceğim.

Herşeyin ötesinde bu filmi benim için anlamlı kılan diğer iki konu hem kendimle ilgili bir çok şey bulmam hem de filmi beraber izlediğim dünyalar güzeli sevgilimle bizi anlatan bir sahneye şahit olmamızdı. O kadar çok cümle vardı ki filmde daha önce birbirimize söylediğimiz, işte onun için filmi çok benimsedim, bazen kendimi izliyor dinliyor gibi hissettim Özgür konuşurken. Bu yaşa gelene kadar tahsil ve iş anlamında çok çok iyi yerlere ulaşmış, ailem (annem ve babam) açısından hiç sıkıntı yaşamamış olsam da özel hayatımda bir türlü huzuru yakalayamadım. Hep dibe doğruydu seyri hayatımın, mutluluk ve huzur baremim her geçen gün düştü, düştü, düştü. İşte o tam da tarif edemediğim en dipteyken, yapayalnızken ve kendime artık bunu kabullenmem gerek derken çıktı karşıma hayatımı anlamlı kılan o muhteşem kız. Günler geçtikçe Zeynep'in Burak'a sorduğu şeyleri hayatta ilk kez onunla yaşadığımı ve hissettiğimi gördüm, onun yanında dünyanın bambaşka bir yer olduğunu keşfettim. Gülmek, mutluluk, heyecan, eğlence, koşulsuz ve karşılık beklemeden sevmek ne demekmiş o hayatıma girince anladım ancak. Ve dedim ki ona "Sen bunca senedir nerelerdeydin?". İşte bu cümleyi duyunca filmde gözyaşlarına boğuldum, birebir aynı değildir kelimeler belki çünkü ben daha cümle bitmeden koyvermiştim kendimi. Bendim oradaki sanki, perdedeki de benim hayatımdan bir kesit... İnsan sevdiğini ve aşkını bir çok yolla anlatabilir ama önceden sadece bana ait olduğunu sandığım bu cümle çok iyi bir tercih olur...

Sorak kalbime dokundu bu filmle, kolay kolay silinmeyecek bu iz. Filmi sinemada mutlaka izleyin, o basit Türk romantik-aşk filmlerinden biri olmadığını kağıt mendilinizi çantanızdan çıkarırken çok net bir şekilde anlayacaksınız...

Bülent Ortaçgil'in unutulmaz şarkısı Bir Eylül Akşamı da filmin şerefine Teoman ve Usta'dan gelsin...

Seni çok seviyorum güzel kız...

18 Temmuz 2010 Pazar

27 Haziran 2010 Pazar

Günah Keçisi (Scape Goat) Geliyor


Bu film kaçmaz, box-officeler yıkılır, salonlar dolar, taşar, ödüller ardı ardına gelir :P
The Blair Witch Project, Rec, Paranormal Activity halt etmiş :P

16 Şubat 2010 Salı

The Box

Esrarengiz,
İlk yarım saati ile ilgi uyandıran,
Yavaşlayan,
Az biraz hızlanan,
Merak ettiren,
Görüntü yönetmenliği başarılı,
Şaşırtmak üzereyken vaz geçen,
Ne alaka dedirten,
Türü anlaşılamayan,
Mesajı çözülse de neden diye sorduran,
Bir acayip biten,
Son sahnesiyle "E yani dedirten",
Türünü cidden çözemediğim,
Senaristi ile fırsat olsa da konuşsam dediğim,
Cameron Diaz'ın oyunculuğunu hiç beğenmediğim,
2 saatlik zaman kaybı mı değil mi anlayamadığım,
Acayip bir film.

12 Şubat 2010 Cuma

Recep İvedik'ten Ne Bekliyoruz?

Recep İvedik 3 ile ilgili 2 gündür çok ciddi eleştiriler yer buluyor gazete sütunlarında. Hatta bazı sinema yazarları neredeyse hakaret boyutuna getirmiş durumda bu eleştirileri. Bu eleştirileri okuyan ve ilk 2 filmi de izlemiş bir sinemasever olarak hiç zaman kaybetmeden bugün Recep İvedik 3'ü izlemeye gittim. Filmden sonra dolayısıyla hem kendime hem de her ne kadar beni duymayacak olsalar da kıymetli sinema eleştirmenlerine şu soruyu sormak istiyorum:

Recep İvedik filmlerinden ne bekliyorduk, bu filmlerde ne bulduk?

Ben kendi adıma cevabını vereyim. Ben hem bu filmden hem önceki ikisinden şunları beklemiyordum:

Bana bir şeyler öğretmesini
Sanatsal çekimler görmeyi
Çok yüksek oyuncu ve karakter performansları
Başı ve sonu olan devamlı ve mantıklı bir hikaye
Muhteşem bir senaryo
Düzgün Türkçe
vs. vs.

Benim bu filmlerden beklediğim tek şey beni güldürmesiydi. Sonuç olarak ne oldu? Filmin bir çok sahnesinde bağıra bağıra güldüm. Netice itibariyle o çok bilmiş sinema yazarı arkadaşların dediği gibi "öteki" ya da "eğitim ve kültür seviyesi düşük" falan da değilim. Bildiğin, normal, sıradan bir insanım. Bu kadar zor mu yani hayatı 2 saatliğine bir kenara bırakıp hiç bir beklenti içinde olmadan, gerçekten yaptığı her hareket kendisinin de dediği gibi hayvanca ama komik olan bir adama ve onun maceralarına gülmek. Filmin başından sonuna, tıpkı diğer 2 bölümde olduğu gibi, bir hikayesi var. Tamam film belki skeçlerin arka arkaya bağlandığı bir şekilde ilerlemekte ama yine de bir hikayeye tutunuyor ve fazlasıyla eğlendiriyor final sahnesi sona erene kadar. Şimdi ben bu filmden çıktıktan sonra filmi kelimesi kelimesine, sahne sahne hatırlasam ne olur, filmden tek replik hatırlamasam ne olur? Sonuçta ben bu filmi izlerken hayattan 2 saatliğine kopup sanal bir dünyada bütün negatif enerjimi boşaltmışım. Şimdi bu adam gelecek sene Recep İvedik 4'ü çekse yine ilk günden gider izlerim, 5'e de 6'ya da 10'a da giderim, eğleniyorum çünkü. Eğlendiğin bir aktiviteyi sürdürmek, zevk aldığın şeyi yapmaya devam etmek kültürsüzlükse özür dileriz çok bilmiş sinema eleştirmeni büyüklerimiz (!) tanıdığım en büyük kültür fakiri, cahil benim o zaman.

Her yapılan, çekilen film sanatsal değer taşımak zorunda mı kardeşim, her film Oscar adayı mı olacak! Gidin, izleyin, eğlenin arkadaşım. Dinlemeyin o çok bilmiş, kendini beğenmişleri.

Hastayım o gömleğe arkadaş!

4 Şubat 2010 Perşembe

Normal Değil Bu Aktiviteler

Gece yarısı, karanlıkta, dev ekranda, yüksek çözünürlükte, surround soundla SERETMEYİN!

Oren Peli illa ki yakalayacağız seni bir yerde! Nasıl oturuyosun o evde, hiç mi tırsmıyorsun, hiç mi için ürpermiyor kardeşim! Nerenden uydurdun o hikayeyi, hiç mi acımadın oğlum insanlara, hiç mi merhamet yok sende! Terbiyesiz adam, ne hakkın var! Ama suç bizde niye seyretik ki! Ah Oren ah!

Normal değil bu aktiviteler kardeşim, ama kazandığı para normal artık Peli için. Paranormal de biz artık değiliz. Korktuk be yav! Abarttım mı biraz :)

Daybreakers

Fazlasıyla orjinal bir konusu var Daybreakers'ın. Pek kimsenin bu açıdan düşündüğünü zannetmiyorum kendi adıma. Biraz Matrix'i andıran yanları mevcut hikayenin, biraz Terminator mesajları da aldım kendi adıma. Klasik vampir filmlerinden oldukça farklı ve ilk sahnesinden itibaren izleyiciyi merakta bırakan bir yanı var filmin. Kısaca konusundan bahsedelim, öyle çok çok derine girmeden. Ama yine de spoiler içerir, uyarayım.

Yıl 2019, yer tabii ki Amerika. 2009 yılında başlayan bir salgın neticesinde insanların çoğu Vampire dönüşmüş, dönüşmeden kalan insanlar ise bu vampirler tarafından insan tarlalarında kanları toplanmak üzere uyuşturulmu bir şekilde hapsedilmiştir. Ne zaman ki insan nüfusu giderek azalır ve kan stokları yetmemeye başlar Dünya hükümetleri bir çözüm bulma uğraşına girerler, keza artık Vampir ırkı tehlikededir. Yeterli kan bulunamazsa vampirler birer canavara dönüşecek ve birbirlerini öldürmeye başlayacaklardır. Bu noktada kan bilimci Edward Dalton ve ekibi yapay kan üretmek için çalışakmaktadır. Sonrası anlatılmaz:)

Ethan Hawke, uzun süre ciddi bir rolde karşımıza çıkan Sam Neill ve Willem Dafoe filmi sürükleyen isimler. Spierig Kardeşlerin Undead'den sonraki ilk senaryo ve yönetmenlik denemesi verdikleri emeğe değmiş. Uzun süredir ilk defa bir vampir filmini zevkle izledim. Tavsiyemdir.

30 Ocak 2010 Cumartesi

The Time Traveler's Wife

Tam anlamıyla muhteşem bir film. Koşulsuz sevmenin, aşkın ve bağlılığın ne olduğunu bilmeyenler bu filmi izlemeli, biliyorum diyenler ise ne kadar bildiklerini ölçmeli bu filmi izleyerek. Rachel McAdams ve Eric Bana harika birer performans sergilemişler, özellikle McAdams sanki gerçekten yaşıyor gibi oynamış. Hem yönetmenlik hem görüntü yönetmenliği muazzam. Final sahnesi çok etkileyici, ötesinde filmde aşkın ve sevginin saf halini buluyorsunuz. Yaradan böyle bir aşkı her hak edene yaşatır umarım, ilk başta ben talibim :) Seyretmediyseniz seyredin, seyrettirin, pişman olmazsınız.

Not: Eğer ne olacağını bilmeden, heyecanla seyretmek istiyorum diyorsanız trailer'ı izlemeyin derim.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Neden Düşeriz Bruce?



And why do we fall, Bruce? 
So we can learn to pick ourselves up.

En sevdiğim repliklerden biridir, hatta efsanedir gözümde. Benim yaşadıklarımı da özetler niteliktedir. Bugün ayaktaysam etkisi çoktur. Düşen adam ayağa kalktığında fikren ve fiziken artık o düşen adam değildir, arkasına bakmadan ve aynı çukura bir kez daha düşmeden devam eder hayatına. Düşen adam aslında öğrenen adamdır, düşen adam aslında artık o eski adam değildir.


Peki neden düşeriz Bruce?

29 Aralık 2009 Salı

Halk Düşmanları


Sevgili ozhano ile piyasaya çıktığına göre geç de olsa, bu akşam bir kaçamak yapıp izledik Halk Düşmanları'nı. Depp harika, Bale yine çok iyiydi. Micheal Mann'ın usta işi bir eseri daha. İzlemeyenlere tavsiyedir. Sonuçta sinema bir sanat ve bu üçü de ciddi sanatkarlar. Hayatı da yaşamak gerek be arkadaş!

26 Ekim 2009 Pazartesi

Testere 6'nın Akıbeti

Geçen hafta Testere 6'nın son anda, vizyona girmeden kısa bir süre önce geri çekilmesinin sorumluları kim diye sormuştuk ortaya. Bir türlü ulaşamadığımız Warner Bros yüzünden bir sürü komplo teorisi geliştirmiştik. Bugün işin gerçeğini öğrendik. Warner Bros Türkiye değil Fida Film almış Testere 6'nın Türkiye haklarını. Warner Bros Türkiye sadece dağıtıcı olarak işin içinde anladığım kadarıyla. Normalde Fida Film de 23 Ekim olarak ayarlamış kendilerini fakat Amerika'daki yapımcı ve dağıtıcı şirketler arasındaki bir anlaşmazlık nedeniyle sadece Türkiye'de değil bir kaç yerde daha film gösterime girememiş. Çünü Amerikan şirketi Türkiye'ye 35 mm'lik film kopyalarını göndermemiş. Böyle olunca ne filmin çoğaltılması, ne altyazı hazırlanması ve altyazıların kopyalara entegrasyonunu yapamamış Fida Film. Amerikan şirketi kesin bir tarih vermeyince de filmi mecburen geri çekmek durumunda kalmış Fida Film.

Şu anda Türkiye'de Testere 6'nın izlenebilir bir kopyası yok yani. Bu nedenle sinemada izlemek için 11 Aralık'ı beklememiz gerekecek, kötü ihtimalle 18 Aralık'ı. Fida Film de bu işten şikayetçi ve internet yoluyla filmin yayılması neticesinde seyirci kaybetme endişesini yaşıyorlar ki haklılar. Öte yandan Testere 6 tutkunlarının komplo teorisi kurmalarına gerek olmadığını her hangibir filmin önünü kesmemek amacıyla yapılan bir hareket olmadığını söylüyorlar bunun. Hatta bana söylenen tam cümle şuydu "Testere'nin farklı bir izleyicisi kitlesi var. 4 senedir Testere'yi hangi hafta vizyona çıkarırsak ona göre bir çok filmin vizyon tarihi değişiyor. Testere karşısında duramıyorlar".

Yukarıdaki tüm bilgileri nereden aldın derseniz kaynağımı da vereyim, Fida Film Dağıtım'dan adaşım Cenk Bey. Bir de kendim duyayım deyip isteyene kendisinin telefon numarasını da verebilirim. Sonuç itibariyle verilen bilgi sorunun Amerika'daki dağıtıcı firmayla ilişkili olduğu ve bu yüzden 23 Ekim zevkini yaşamaktan mahrum kaldığımız. Ben sinemada seyretme taraftarıyım Testere serisi filmlerini, en azından ilk seyredişimde. Şimdi gelsin 11 Aralık!