Sayfalar

Toronto Raptors etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Toronto Raptors etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2012 Cuma

Jason Kidd New York'ta!

Nash'i ve Lin'i kaçıran Knicks yıllanmış başka bir şarabı ikna etti ve Jason Kidd'i 2 senelik kontrata ikna etti. Kidd'in ne kadar alacağı tam belli olmamakla beraber sanırım mid-level civarında olacak.

Bu arada Jamal Crawford Clippers'a evet diyip 4 sene ve 25 milyonluk bir kontratta anlaştı.

Basketbola geri dönen Brandon Roy Portland'ın sınırlı serbest oyuncusu Batum ile birlikte Minnesota'ya evet dedi.

Aradığı oyun kurucuyu bir türlü bulamayan Raptors ise Forbes ve gelecek senelerden bir draft hakkı ile Rockets'tan Lowry'i kadrosuna kattı.

Gelişmeler oldukça paylaşırız...

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Hidayet Phoenix Suns'a Takas Oluyor! Oldu!

Az evvel ajanslara düştü bu haber. Phoenix Suns Raptors'ta mutlu olmayan Hidayet'i alıyor, Jose Calderon'u Bobcats'e giderken görüyoruz, Leandro Barbosa'yı da Toronto'ya takas ediyor Phoenix. Pakete Bobcats'in katkısı da, Diaw ve Tyson Chandler'ı Raptors'a yollayarak oluyor. Toronto'dan 3. adamın daha ayrılması söz konusu, bir dolu da nakit akışı olacak büyük ihtimalle. Toronto bu takasta Bosh'un sign-and-trade'inden gelen 14,5 milyonluk trade exception'a da dokunmuyor üstelik. 3 takım için de hayırlı gibi bu takaslar. Kesinleşince üzerine daha konuşulur da bakalım Hidayet Suns'ın run and gun'ına ve Nash'in hakimiyetine nasıl bir tepki verecek? Ya da 36 yaşına gelen Nash'in yerine yeni bir sistem mi kurmak istiyor Suns? Hill ve Hidayet'in iletişimi nasıl olacak o da ayrı bir konu.

Bu arada Barbosa'yı da draft eden adamın Colangelo olduğunu hatırlatmak gerek. Suns Hidayet dışında Olympiakos'tan Childress'ı da getiriyormuş, o da hayırlı olsun bakalım.

Edit: Bobcats takastan çekildi, Atlanta Childress'ın hakları üzerinden gelecek senelere ilişkin draft hakkı aldı. Barbosa Toronto'ya, Hidayet Phoenix'e, Childress 5 yıl ve 30 milyonluk sign-and-trade ile yine Phoenix'e geçti. Hepsine hayırlı olsun. İlk izlenim Hidayet'in Nash'in gelecekteki alternatifi olarak düşünüldüğü. Yeniden Batı yakasındaki bir Hidayet'i izlemek heyecan verici olacak.

12 Nisan 2010 Pazartesi

Tatlı Bir Hayaldi Play-Off

Biraz aşağıda Crucial Loss başlıklı gönderide bahsetmiştik Toronto'nun yaşaması muhtemel kriz ve kayıplarından. Dediğimiz oldu haliyle, beklenen gelişme buydu, doğal olanı, ötesi biraz hayalcilikti gerçekten, Toronto evinde Chicago'ya yenildi. Bu kayıp Chicago'yu çok avantajlı hale getirdi, aynı derecede kalsalar bile playoff Bulls'un olacak. Geriye kalan son 2 maçı Toronto'nun kazanması Bulls'un kaybetmesi gerek şimdi. O da mucizeye yakın bir ihtimal. Bulls evinde Boston'la oynadıktan sonra Charlotte deplasmanına gidecek. En azından iddiasız, yeri belli Charlotte'ı yeneceklerdir. Toronto ise dışarıda Detroit içeride Knicks ile karşılaşacak. Bosh olmadan onlar seviyesinde bir takım Toronto, rakipler amaçsız ve kendini göstermek isteyen oyuncularla dolu. Toronto play-offsuz bir yaz daha geçirecek, Chicago ise Cavs'in ateşi ile kavrulacak. Bu yaz bir çok değişikliğe gebe artık Kanada takımı, bu değişiklikler içinde Hidayet de olabilir. Sezonun en iyi hammaliyesini yapmış olsa da dün gece (19 ribaunt, 9 asist, 3 top çalma), bu sezon isteneni bir türlü veremedi skor anlamında Hidayet. Belki de biletini hazırlamıştır bile.

8 Nisan 2010 Perşembe

Kem Göz Değmesi

Yeniden ilk 5'e döndüğü ilk maça fırtına gibi başlamışken bu sabaha karşı Hidayet de tıpkı Chris Bosh gibi sakatlandı. Yüzüne aldığı kafa darbesiyle sakatlanan milli basketbolcumuz acilen hastaneye kaldırıldı. Onun da yüzündeki bir kemikte kırık şüphesi var. Boston da iyice eksik kalan Toronto'yu Finley'in etkili oyunu ile mağlup etti. Bosh gitti, Hidayet gitti, Toronto'nun sonu pek hayır gözükmüyor, Bulls önemli bir fırsat yakaladı tekrar. Şifalar diliyoruz tüm sakatlara, keşke hiç sakatlık olmasa da seyir zevki hep tavana vursa.

7 Nisan 2010 Çarşamba

Crucial Loss

Crucial Hukuk dilinde "Sonucu belirleyecek derecede önemli" anlamına gelen, Amerikalıların sıklıkla kullandığı bir kelimedir. Özellikle spor sayfalarında ya da TV'de "Crucial" ile başlayan bir haber görmüşseniz bilin ki çok önemli bir oyuncu sakatlanmış ve takımı o olmadan yapabilecekleri sınırlı olan bir takımdır. Şu son günlerde 2 kez manşetlere çıktı Crucial kelimesi. Birinde Milwaukee'de şok yaşanırken diğerinde Toronto neredeyse gözyaşlarına boğuldu. Seneler sonra play-off'u bileğinin hakkıyla hem de 5. sıradan yapan Bucks bir anda en önemli silahını kaybetti. Andrew Bogut artistlik yapayım derken kırdı elini ve ameliyat oldu. En çabuk dönüş süresi ise 6 hafta parkelere. O varken Bucks muhtemel 4. Atlanta'ya ya da belki Boston'a bile diş geçirebilir, en azından rakibiyle kavgaya tutuşabilirdi. Ancak Bogutsuz bir Bucks domatessiz, yağsız, sirkesiz bir Çoban Salata gibi. Toronto'da ise takımın yarısı olan adam Chris Bosh'un üst çene kemiğinin sağ tarafı ile burnu arasındaki kemik kırıldı Cavs maçında Jamison'ın darbesiyle. Bir anda kanlar içinde yerde kalan Bosh taraflı tarafsız herkesi korkuttu. Ne zaman geri döner, maskeyle oynayabilir mi bilinmez ama bu gece sahada olmayacağı kesin yıldız oyuncunun. Hem de Bulls'la aralarında sadece 1 galibiyet fark varken, hem de takımın içi bu denli çorba olmuşken.

"Sonucu belirleyecek derecede önemli kayıp" Boguttur, Boshtur. Bucks 4-0'la elenirse, Raptors 9. olup play-off'a kalamazsa bakılacak ilk adres, üzerine anlam yüklenecek ilk olaydır bu sakatlıklar.

30 Mart 2010 Salı

Mesajı Alan Adam: Hidayet

7 yıl sonra ilk kez sağlıklı olduğu ve giyindiği bir maçta Hidayet Miami'ye karşı koçu tarafından oynatılmamıştı. Toronto o maçı kaybederken Hidayet'e verilen mesaj belki de daha önemliydi mağlubiyetten. Bunca senelik kariyerinde Hidayet hakkında ilk kez hasta olduğu için oynamadığı maçın oynandığı saatlerde dışarıda bir eğlence mekanında görüldüğü dedikoduları ayyuka çıkmıştı. Gerçi herhangi bir fotoğrafla ispatlanmadı bu ama, Triano için dedikodusu bile yetmişti bu konunun. Chicago arkadan doludizgin gelirken Bobcats maçı çok önemliydi Toronto için. Triano'nun bu maçta Hidayet2i tekrar takıma alması bekleniyordu ama ilk beş açıklandığında yine ismi görülemedi Hidayet'in. İlk çeyreğin sonunda Triano kenara Hedo diye bağırdığında, cezasının bittiğini anlamış olduk. Senelerdir ilk kez bençten geldi Hidayet ve hiç sorun etmedi. Maçın sonunda Toronto'nun 4. çeyrek atağında takımını ilk kez öne geçiren üçlüğü soktu ve Toronto maçı bırakmadı o andan sonra. Yahoo'nun Game Recap'inden aldığım bölümü koyuyorum aşağıya. Hidayet bençten gelmek sorun değil benim için, takımın galip gelmesi için her şeyi yaparım diyor. Görünen o ki dersini ve gerekli mesajı almış Hidayet. Umarım hayal kırıklığına dönüşen sezonun sonunu güzel getirir. Gelecek maç sanırım ilk beşte görürürüz onu.

Turkoglu, who signed a five-year, $53 million free-agent deal with the Raptors in the offseason, was a healthy scratch for the first time in seven years Sunday in Miami. It came after he was spotted out on the town Friday night — hours after he missed a home loss to Denver with what was called a stomach virus.

Coach Jay Triano, asked before the game if he was concerned if Turkoglu would accept his indefinite role as a reserve replied, “Probably more readily than not playing at all.”

Turkoglu checked in with 1:50 left in the first quarter and hit two 3-pointers and a mid-range jumper in the first half, but was 0 for 3 in the second half before his 3 put Toronto ahead for good.

“If I’m going to start off on the bench, it doesn’t matter for me,” Turkoglu said. “Whenever I get a chance, I’m just going to try to do my job and help the team get a W.”

21 Mart 2010 Pazar

Eski Dostlar

Geçen sezonki Orlando Final Koşusunun en önemli isimlerindendi Hidayet Türkoğlu ve Courtney Lee. Carter için feda edilen 2 isim oldular bu sezon başında. İkisi de yeni takımlarında isteneni veremedi, ikisi de hayal kırıklığı yaşıyorlar, ama dün geceki maç bir süreliğine olsa da onlara geçen seneyi hatırlatmış olacak ki sarmaş dolaş olmuşlar. Karşı karşıya geldikleri mücadeleyi deplasmanda 100-90 Toronto kazaırken Hidayet 13 sayı  7 ribaunt 4 asist 3 top çalma, Lee 2 sayı 1 ribaunt 1 asist ve 1 top çalmayla oynadı.

18 Mart 2010 Perşembe

Toronto'da Ne Eksik?

Şu son 10-12 maçı bir tarafa koyduğumuzda Toronto'nun pek de fena gitmediğini hatta Doğu'da 5. sıraya kadar da yükseldiğini hatırlıyoruz. Her şey toz pembe gözükürken bir den tozlar genizlere kaçtı pembe pembe kan geldi Torontolu'nun ağzından. Uzun dönem Toronto üzerine bir şey yazmamanın sebebi de buydu. Malum Hidayet orada ve Toronto artık 2. takımım gibi ama bir türlü içime sinmeyen şeyler vardı Toronto'da. Takımda savunma performansı bir kaç adım ileriye gitmiş olsa da hücumda ciddi sıkıntılar vardı. Hidayet'in, Bosh'un sakatlıkları bir ara keyifleri kaçırsa da işler yine de pek fena gitmedi ama Triano'nun yüzünde bir türlü ciddi bir gülümseme göremedik. Haklydı Triano çünkü hücumda parlayan ve arka arkaya 2 basket bulan adama güneş muamelesi yapılıyor, takımın gerisi de güneş tutulması yaşıyordu adeta. Devamlı sorumluluk alan isim yoktu takımda. Bosh ise birileri fazlaca öne çıktığında adeta kıskanç büyük çocuk gibi o an için iyi giden işe çomak sokuyor, setsiz, passız birebir zorluyordu. Üstüne üstlük Triano Calderon ve Hidayet'in aynı anda sahada oldukları süre ne kadar az olursa o derece başarılı olunur düşüncesine kapılması kısmen doğru olsa da yanlıştı. Calderon büyük bir ego, en iyi asistleri kendisinin yapması gerektiğini, en önemli şutları kendisinin kullanması gerektiğini düşünüyor ama o işe her giriştiğinde takım yerle bir oluyor. Bu işe son dönemde Bosh'un da sakatlığı ile fazlaca yoğunlaşması dengeleri yine bozdu.

Dediğim gibi aslında takımda bir çok başlılık var hücumda. Sezon başındakine göre daha da iyi savunma yapan bir takım var. Hücumda çok üretken olamasa da Hidayet'in savunmada çok gayretli olduğunu görüyoruz. Jack rakip takımın balansını bozan bir hücumcu, Bargnani hücumda çok yönlü bir silah, Bosh büyük ağabey falan filan da takımın gerisinde gelecek sezon nerede olacaklarını bilmemekten kaynaklanan ve birazcık ön plana çıksalar Bosh ve Caleron tarafından önlerinin kesilmesiyle büyüyen bir kendine güvensizlik var. Wright'ın ortadan kayboluşu, Amir Johnson'ın aşırı istikrarsızlığı, Weems'in kıvılcım gibi parlayıp sönmeleri, Nesterovic'in Evans'ın kenarda paslandıktan sonra birden meydana çıkartılmaları ve unutulan adam Banks. Aslında bunlara Calderon'un Bosh yazın takımda tutulsa da tutulmasa da takas malzemesi olarak kullanılabileceğini hissetmesinden doğan aşırı başrolde görünme steğini eklersek resim çok daha netleşiyor.

Hep başrolde olup yazın maksimumun maksimumu parayı kapmak isteyen Bosh,
Topun ağzında olduğunu hisseden Calderon,
Sakatlık sorunları, top paylaşımı ve aşırı beklenti stresini aşamayan Hidayet,
Şut kaçırıp bir de eşleşme sorunları yaşadıkça moral kaybeden, maçtan kopan Bargnani,
Gelecek sezon nerede olacaklarını bilmeden avare avare dolaşan yedekler
Hücumda biri şut somaya başlayınca sorumluluktan kaçan oyuncular
Bu kadar sorunla baş etmeye çalışırken bazen maçlardan kopan Triano

Bunca sorun ve olumsuzluğun içinde dün akşam bir de seyircilerin bir kısmı son çeyrekte Hidayet'i yuhalayınca tamam dedim bu takımın işi bitti. O sırada maçın bitmesine 7 dakika vardı ve Toronto 8 sayı farkla gerideydi. Ama düşündüğümün aksine Hidayet o sesleri kendine yediremedi ve son 7 dakikada 6 sayı 2 asist ve maçın son saniyelerinde Josh Smith'e çok önemli bir blok yaparak takımını hem maça ortak etti hem de takdir kazandı. Ancak üzerinde hala bir ölü toprağı olduğu kesin, bir türl devamlılık yakalayamadı. Son istikrar yakaladığında sakatlanmış ve bir kaç maç kaçırmıştı. Umarım bu kez her maç yükselir ve penetre etmeyi unutmaz. Dün geceki Atlanta maçının son çeyreğindeki gibi hırlı ve istekli oynarlarsa play-off yapmaları hiç zo değil. Hedefleri 5. ya da 6.lık olmalı en az...

Bu arada Bosh'un aşırı kendi güveni ile maçın bitmesine 2 saniye kala soktuğu şutun ne kadar yanlış bir seçim olduğunu söylemeden edemeyeceğim. İkili sıkıştırma yok, önü bomboş, pota altı açık, rakibin faul hakkı dolmuş ve Bosh şut attı, üstelik o şut kaçsa maç da gidecek, Raptors'ın molası da kalmamıştı. Demek ki yıldız şansı dedikleri bu.

Bir de C3Moi'ya selam olsun dün Raptors da yemyeşildi St.Patricks Day vesilesiyle...

Sıra mecburi sebeplerden fazlaca ayrı kaldığım Orlando Magic'te. En yakın zamanda bir yazı borcum var hem kendime hem NBAKolik'e.

16 Mart 2010 Salı

Hedo in Portland

Nbakolik'ten dostum Sevgili Hüseyin Koç'un blogu Bol Nugget. Çok güzel ve kaliteli bir iş yapıyor orada Hüseyin. Bu zamana kadar ziyaret etmemiş olanlar varsa piyasadaki kalburüstü NBA bloglarının başında gelen Bol Nugget'e bir uğrayın derim. Sevgili Hüseyin geçen geceki Portland - Toronto maçının can alıcısı noktasını yani Hidayet üzerinde dönen tepkileri yakalamış ve yakın çekim yapmış konuya. Biz de sezon başı bu imza olayı üzerinde çok durmuş, Hedo Orlando'dan ayrılınca çok çok üzülmüştük. Aynen veriyorum Hüseyin'in aktardıklarını. Ellerine sağlık Hüseyin. Yazının orjinali de burada.

"Geçen haberde de anlattığım, herkesin de bildiği bir hikaye Hedo ve Portland arasındaki. Hedo, dün gece geldiği Portland'ta takımıyla birlikte bir mağlubiyet aldı.

Oyuncu tanıtımları sırasında başlayan yuhalamalar maç boyu devam etti. Topu eline aldığında, faul yaptığında, oyuna girerken, oyundan çıktığında, salonu terk ederken...

Maç sonrası Hedo: "Birilerinin kalbini kırdıysam üzgünüm, burada olmamı istediklerini biliyorum. Tanıtım sırasındaki yuhalamayı bekliyordum, ya tüm maç?" diyerek dolaylı olarak özür dilemiş oldu.

Hedo, Toronto'yu seçmesinde eşinin payı olduğu ile ilgili ise: "Eşim ile ilgili hikayeyi kimin uydurduğunu bilmiyorum. Burayı ya da herhangi bir yeri severdi bence. Bana Portland'ı sevmediğini filan söylemedi. Daha önce de hiç Kanada'ya gitmemişti, belgelerini kontrol edebilirsiniz." şeklinde konuştu. 

Hedo, sözlerini: "Son saniyede Toronto devreye girdi ve doğu kıyısında olma fikri bana kendimi iyi hissettirdi, iyi uyum sağlayacağımı düşündüm. Ancak işler umduğumu gibi gitmiyor tabii." diyerek noktaladı.

Bu arada Oregonlive'ın verdiği haberde Toronto'yu seçmesinde payı olduğu söylenen Hedo'nun eşinin, 1 yaşındaki çocuğu ile Orlando'da yaşadığı ifade edildi.

Gerek özür anlamı çıkan bu konuşmalar, gerek insanların eşinin bu kararı veren kişi olmadığını düşünecek olması Portland seyircisinin de tepkisini hafifletebilir. Zaten onlar da Hedo'nun ve Andre Miller'ın performanslarını gördükten sonra imza atılmamasının iyi olduğunu düşünmeye başladılar heralde. Maçtan bir pankart öyle diyor en azından: "Mrs. Turkoglu, thanks for Andre."

Yani: "Bayan Türkoğlu, Andre Miller için teşekkür ederiz." 

Hedo'dan istediğini alamayan Portland, Andre Miller'a yönelmiş ve oyun kurucu ile imzalamıştı. "

1 Şubat 2010 Pazartesi

Hidayet Sakatlandı

Herhalde göze gelmek deyiminin en güzel örneklerinden biri oldu dün geceki Hidayet'in sakatlığı. Mike Dunleavy'nin dirseği Hidayet'in sol gözünün altına geldi ve büyük ihtimalle elmacık kemiğinde parçasız bir kırık oluştu. Daha maçın 1. dakikasında meydana gelen bu olaydan sonra Hidayet hemen hastaneye götürüldü tetkikler için. Sonuç bugün açıklanacak ama gözüken o ki bir süre Hidayet'i parkelerde göremeyebiliriz. Geçmiş olsun Hidayet Türkoğlu.

Bu arada Toronto adı geçen maçta Indiana'yı 117-102 yenerek üst üste 5. galibiyetini almış oldu. Orlando Magic de deplasmanda Detroit'i geçerek önceki gece Atlanta'da aldığı Güneydoğu 1.liğini bırakmamış oldu. Orlando'yu galibiyete taşıyan isimlerse Howard, Lewis, Redick ve Pietrus'tu. Carter mı? O da formundaydı, bu maçı da boş geçmedi ve 2 sayısını yazdı skorborda.

29 Ocak 2010 Cuma

Hidayet Sonunda Patladı!

Bir kaç seferdir Hidayet'in artık kıvama geldiğini ve yavaş yavaş bildiğimiz Hidayet olma yolunda olduğunu söylüyorduk. Son maçlardaki hırslı oyunu dün gece artık isabetli ve istatistiksel olarak da verimli hale dönüştü. Bunun ceremesini çeken taraf da New York cephesi oldu. D'Antoni her fırsatta Hidayet'i çok sevdiğini ve oyununu çok beğendiğini söylerdi, bir kez daha onun her türlü çabasını parkeye gömen adam Hidayet oldu. 26 sayı 11 ribauntla double double yaptı Hidayet. Tam saha koşup smaç bastı, üçlük soktu, orta mesafeden attı, Lee'nin üzerinden ribaunt aldı, blok yaptı, top çaldı ama Kanada'ya geldiğinden beri ilk kez tabelayı bu kadar etkili bir şekilde değiştirdi. Onun açığını kapatan Bargnani ve Jack adeta yokken o tek başına onların açığını kapadı.

Maç sonu röportajına Hidayet'i adeta zorla, kolundan çekerek getiren TSN muhabirinin sorusu açıktı "Bu gece sende farklı olan şey neydi?" Hidayet tek kelimeyle cevap verdi "Top". Yaklaşık bir 5-6 saniye konuşamadı muhabir "Ne anlamda?" diye sordu, cevap yine kısa ve doyurucuydu "Bu gece topu bana verdiler".

Hidayet dönmüştür. Belki yine kısır maçları olacaktır ama artık o yeni takımının omurgasındaki yerini tamamiyle almış durumda.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Hidayet Dönüyor!


Hidayet'in isyanı derken bunu kastediyordum. Bu adam basketbola tekrar döndü sonunda. Hidayet tekrar çabalıyor, sonuna kadar gidiyor, isteyerek yırtınıyor! Dün gece en çok merak edilen sorunun cevabı oldu Toronto'a. Acaba bu takım ligin babalarına karşı neler yapabilecek? 20-30 fark mı yiyecekler yoksa sonuna kadar savaşacaklar mı? Hidayet'in bu sezon Jack ve Wright ile Toronto'ya öğrettiği bu: Savaşmak! Hidayet düzeliyor, son topu kullanacak cesareti yeniden kendinde bulabiliyor. Özel bir izleyicisi olarak ben gurur duyuyorum.

23 Ocak 2010 Cumartesi

Hidayet'in İsyanı


Dün gece bu sezon hiç göremediğimiz Hidayet'i gördük sahada. Gerçi maçın 2. yarısında çıktı sahneye ama olsun özlemiştik böylesine bir Hidayet'i. Bu Hidayet'i geçen 2 sezondan çok iyi hatırlıyoruz aslında. Bu Hidayet son damla teri akana kadar savaşan, takımı için didinen ve asla vazgeçmeyen Hidayet. Son 4-5 maçtır Hidayet'in saha içindeki kendinle kavgasını izliyorduk. Bir türlü şut sokamıyor, savunma yapamıyor, ritm bulamıyordu. Dün gece maçın ilk yarısında erkenden aldığı 3 faul onu bençe mıhladı. Ama 2. yarıya çıktığında kendine isyan eden bir adam vardı sahada. Haftalardır pota altına giremeyen adam her fırsatta içeriyi zorlamaya çalıştı. Yine şut sokamıyordu belki ama bu sefer hem rakibi hem de kendini yenmek için oynadı. Ne zamandır yoktu suratındaki o hırs. Dün gece patlamak üzereydi, doldu doldu doldu ve patladı. Jarret Jack takımı tabelada tutarken o takımını ama önce kendini ateşledi. Öyle savaştı ki, öyle didindi ki, Hidayet dün gece Ocak ayının başından beri üzerinde olan ruhsuz, heyecansız ve bitik görüntüsünden sıyrıldı. Bu maç bu sezon için miladıdır Hidayet'in, bir daha kolay kolay onu bitik görmeyiz. Hem skor hem de çaba olarak Hidayet her geçen gün daha iyiye gidecektir. Bunu 13 senedir oynadığı maçların neredeyse % 70'ini seyretmiş biri olarak inançla söylüyorum. Toronto'nun artık gerçekten Hidayet'i var, imzalar şimdi kurudu.

21 Ocak 2010 Perşembe

Bosh'a Giden Rekor ve Bizimkiler


Bu sabaha karşı Toronto ve Milwaukee Bradley Center'da karşı karşıya geldiler. Doğu Konferansı play-off yarışında önemi ne kadar büyükse bu maçın bizim için de önemi üst düzeydeydi. Sonuçta 2 milli oyuncumuz takımlarında ilk 5 çıkacaklardı derken bir de baktık ki Ersan Skiles'tan kesik yemiş. Ersan'ın yerine Delfino ilk beşe yerleşmiş. Son maçlardaki, özellikle Redd gittikten sonra, formuyla Delfino bunu çok hakediyordu.

Maça çok hızlı başlayan Toronto, Bosh ve Hidayet'i gördük ancak Bogut ve Delfino'nun skorer oyununu 2. yarıda ciddi savunma enerjisiyle birleştiren Milwaukee, önceki akşam Lebron ve tayfasından dayak yemiş Toronto'yu yenmeyi başardı. Bogut normal şartlarda ne Bargnani ne Bosh'a bu kadar sert gelmemeliydi savunmada ama daha dün gece Shaq ve Varejao'nun çemberinden geçmiş 2 nispeten yumuşak adamı adeta hamur gibi yoğurdu Bogut. Ancak Bosh söz konusu pota rakibin olunca orada adeta devleşti. Tam 44 sayı yaparak Normal sezonlardaki en yüksek skoruna ulaştı. Bir çok basket faul aldı Bosh ama kesin olan bir şey var ki bu maçı ve rekoru pek de keyifle hatırlamayacak yıldız oyuncu. Devre arasında verdiği röportajda pota altında mücadele etmemiz ve ribauntları toplamamız şart diyordu. Haklıydı, Bucks tam 17 hücum ribaundu çekti ve bunların 4'ünü 1,5 senedir parkeye çıkmamış, dizleri sorunlu, yeni takımıyla ilk maçına çıkan Jerry Stackhouse aldı. Sonuçta boşa giden bir rekor ve çaba oldu Bosh'un ki.

Hidayet'in ilk çeyreğin başında gözüktükten sonra ancak son çeyrekte bir daha ortaya çıktığını görebildik. Ocak ayı onun için adeta kabus gibi. % 34 şut yüzdesi ve 10 sayı ortalamayla oynuyor bu ay Hidayet. Benzer şekilde Ersan da düzensiz Bucks hücumunda fazlasıyla istikrarsızdı. Ocak ayında % 35 şut yüzdesi ve 8.2 sayı ile oynuyor ve bu düşen formuyla ilk beşteki yerini de kaybetmiş durumda. Mehmet'in de Ocak'ta % 40'la 12 sayı attığını düşünürsek resim daha net çıkıyor ortaya. 3 oyuncumuz da sanki Türkiye'de ligleri tatile girmiş futbolcular gibi. Sanki bu oynadıkları maçlar Ziraat Türkiye Kupası maçları da kendilerini sıkmıyorlar. Üçünün birden bu durumda olmasının tek açıklaması Türk mantalitesi. Üçü de kendini tam anlamıyla maça veremiyorlar ve oyunlarından memnun olmamalarına rağmen dizginlerini ele alıp kendilerine gelemiyorlar. Maçlardaki yüz ifadelerine bakın, hep keyifsizler. Bu hem şutlarına hem oyunlarına yansıyor. Üçüne de biraz kafa dinleyecek süre gerek aslında. All-Star arasına kadar kendilerini toparlayamazlarsa son çare o arada yataktan kalkmamak. Hem kendilerine hem de onları takip eden bizlere sabırlar. Bugünleri negatif pik noktası olarak düşünüp doruğa çıkacakları günleri bekliyoruz artık.

Bu arada yukarıdaki fotoğrafta tribünlerin halinin ne kadar içler acısı olduğunu fark etmişsinizdir sanırım.

20 Ocak 2010 Çarşamba

NBA'in Skor Makineleri


Dün gece Hidayet'in sezonun en kötü oyununu oynadığı maçta Cavs Toronto'yu mağlup ederken Shaq çok önemli bir işe imza attı. Dünkü maça kadar NBA kariyerinde 27998 sayı kaydeden Shaq 16 sayı daha yaparak 28000 sayıyı geçen NBA tarihindeki 5. isim oldu. Shaq daha ne kadar basketbol oynar bilemem ama üstündeki Chamberlain'i geçmesini ihtimal dahilinde görmüyorum.

NBA tarihinin en skorer 20 oyuncusuna baktığımızda Shaq dışındaki diğer 2 aktif oyuncunun Kobe ve AI olduğunu görüyoruz. Iverson 1 sezon daha oynarsa belki English'in sırasına yükselebilir ama Kobe'nin önü bir hayli açık. Sağlıklı kalır ve en az 5 sezon daha oynarsa Majestelerini rahat geçeceğini düşünüyorum.

Şu listeye bakıp da Abdul-Jabbar ve Malone'un yücelikleri karşısında eğilmemek de mümkün değil. Her ikisini de seyredebilmiş olmanın gururunu yaşadım bak şimdi.

17 Ocak 2010 Pazar

Bir Cisim Yaklaşıyor!


"...Andrea Bargnani ise Dirk Nowitzki'nin İtalya şubesi. Keşke bu seneki en kötü takım olsaydık da onu alabilseydik. Eğer Toronto onu değil de gidip bir başkasını seçerse bence Anıl (Toronto yazarı) gitsin kulüp binasını bombalasın! NBA'in gelecekteki en büyük yıldızlarından biri olacak bu genç!..."

Yukarıdaki cümleler 12 Haziran 2006'da Nbakolik.com'da yazdığım 2006 draftini değerlendirdiğim Orlando Magic yazısından. Bugün yaklaşık 3,5 sene sonra dediklerimizin gerçekleşmiş olduğunu görmek insanın yüzünde güzel bir tebessüm bırakıyor. Gerçekten de Andrea Bargnani takımda Hidayet, Calderon ve Jack gibi 3 besleyici oyuncuya ve Jay Triano gibi NBA'e Avrupa basketbolunu empoze eden bir koça sahip olmanın avantajını fazlasıyla kullanıyor. Anlaşılan, hatta okuduklarımızdan öğrendiğimiz kadarıyla da kendini geliştirmek için çok fazla çalışıyor. 2006 darftinin 1 numarası için Dirk Nowitzki'yi hep rol modeli olarak gösterdik, O ise bu gece bir çok açıdan Nowitzki'yi yakaladığını, eksik kaldığı yerlerde de Alman forveti geçme potansiyelinin olduğunu gösterdi.

Yumuşacık bilekleri, boyuna göre çok iyi top hakimiyeti, her geçen gün artan pivot fundementali ve çalışma azmiyle; Bir Cisim Yaklaşıyor!!!!

7 Ocak 2010 Perşembe

Carter'dan Salatalık Orlando'dan Cacık Olmaz


Sezon başında "Değiştiği anlaşılamayan Orlando üzerine" diye bir yazı yazmış, ziyadesiyle tepki almıştım. Efendim Orlando bu sene daha komple bir takım olmuş, bençi zenginleşmiş, tecrübesi tavana vurmuş, Carter gibi bir megastar gelmiş. Bunların hepsi hikaye, hele hele Carter tam anlamıyla hikaye.

Orlando Magic Stan Van Gundy sayesinde takım olmaya çalışırken Carter denilen bir tümörle mücadele etmek zorunda kalıyor. Ne istikrarlı bir dış şutu, ne başarılı bir savunması ne de arkadaşlarını oynatma kapasitesi var. Hatta daha doğrusu oyun istikrarı yok bu adamın. İşin acı tarafı arkadaşlarının da ona saygısı kalmamış. Megastar, süper yıldız dediğin adam sıkıştığın anlarda topu vermek için arayacağın, güvendiğin adamdır. Bir tek Allah'ın kulu yok ki 24 saniye dolmak üzereyken ya da takım gerideyken ekstra bir şeyler yapar diye Carter'ı arasın. Carter tam anlamıyla tekere sokulan çomak. Otis Smith kınayı hazırlamadıysa hala, ben burdan kargolarım üzülmesin.

Bu takımda 3 yıldız var: Dwight Howard, Rashard Lewis ve Stan Van Gundy. Takım olamamanın ve basketbolun aslında çok basit bir oyun olduğunun unutulmasının cezası olarak Howard bu sezon adeta harcanıyor. Attığı şut sayısı neredeyse 4 azalmış, sayı ortalaması 5-6 düşmüş, bir türlü top alamayan modern bir korkuluk gibi. Dolayısıyla potadan uzak aldığı her topta saatli bomba gibi. Konsantrasyonu tam olmayınca savunmada da bir facia. 10 top kaybı ne demektir arkadaş! Lewis beslendiği ölçüde ürün veriyor, Neson geçen senelere göre sorumluluğunun daha farkında ve bencilliklerinden biraz sıyrıldığı için olabildiğince besliyor Lewis'i. Ama başka kimseler yok. Redick kaç sayı atarsa atsın savunmada kara delik. Kaç maçtır ortalarda olmayan Belinelli, Wright, DeRozan ona karşı coştular. Bass kenarda harcanıyor, Gortat göbek bağlamak üzere, Anthony Johnson ise örümcek bağlamıştır sanırım.

Bu tablo Otis Smith'in eseri, kendisiyle ne kadar gurur duysa az. Hem bütçenin hem takımın içine etmeyi başardı. Gözler kolay fikstürle güzel boyanmıştı. 35 maçın 22'si % 50'nin altındaki takımlara karşı. Hadi bakalım bundan sonra neler olacak. Sezon boyu kaç Lakers, Cavs, Celtics, Suns, Mavs, Spurs galibiyeti alınacak? 0, 1, 2?


Toronto ise Orlando'nun aksine her hafta üzerine koyarak ilerliyor. Savunmayı yapmayı öğrendikleri gibi bunu artık maçın daha uzun sürelerine yayıyorlar. Bu tip maçlar onlara maç sonu oynamayı da öğretiyor. Bu sezon öğrenerek ve gelişerek belki de 5. sıradan play-off yapabilirler. Smith'in aksine Colangelo çok iyi işler yapmış durumda. Sezon sonu dereceleri ve gelişimleri Bosh'u Toronto'da kalmaya ikna edebilir. Eski dost Hidayet ise tam bir tutkal rolünde yeni takımında. Ne zaman ne lazımsa onu yapıyor. Savunma, sayı bulma, asist. Bazen 6-7 hücum top eline değmiyor bazen 6-7 hücumu arka arkaya o yönlendiriyor. Toronto için son yılların en büyük kazancı ve bu takıma vereceği, arkadaşlarına öğreteceği çok şey var.

Netice olarak Carter'dan salatalık, Orlando'dan sezon sonunda cacık olmaz tezimi kuvvetle savunuyorum. Güneydoğu grubu kaybedilebilir bile! Doğu Finali'ni ise hiç mi hiç beklemiyorum. Geçen seneki takım ve ruhu çoooook arayacağız.

5 Kasım 2009 Perşembe

Orlando Magic - Phoenix Suns

Yine eğlenceli, bol skorlu, savunmadan eser olmayan bir maç. Phoenix eski Phoenix asla değil. Steve Kerr herhalde her aynaya baktığında kırmak istiyordur aynayı akseden görünt yüzünden. Orlando için bu maçın farkı Carter'ın yine olmamasıydı. O sol bileği sanki yalama olacak izlenimi vermeye başladı.

SVG yine kısa beşle çıktı. Bu sefer Barnes 3 numarada sahadaydı. Pietrus sakatlıktan döndü, Johnson az da olsa süre aldı. Anderson'ın şutlarına çeki düzen verip biraz daha savunmaya yoğunlaşmaya çalıştığını gördük ki 2. maçtır faul problemine giren Howard'dan kalan açıkları örtmede faydası oldu bu çabanın.

Carter yokken Magic daha bir takım gibi ama yedekler sahadayken hep rakibin daha iyi olduğunu görmek ilerisi için düşündürücü. 35 üçlük denenen Detroit maçında 80 sayı atılıp maçın verilmesi, 23 üçlük denenen Phoenix maçının 122 saı atılıp azanılması kendi mesajını veriyor zaten. Kullanılan şutların 3'te 1'ine kadar üçlüğü normal kabul edebiliriz ancak bu oran yarı yarıya ise tehlike çanları çalar. Carter'ın oynadığı, iyi savunmaya yapan bir takıma kaybedilecek ilk maç, Carter'ın ve hücum tercihlerinin sorgulanmaya başlamasına neden olur, dikkatle izlemek gerek.

Bu arada önceki gece Orlando'ya ilk mağlubiyeti tattıran Detroit'in Hidayet'in 16 sayı 7 ribaunt 6 asist Calderon'un ise sadece 1 asist yaptığı maçta Toronto'ya yenilmesi ise oldukça manidardı. Herkesin anladığı üzere yeni kadrosuyla Toronto son 2 sezondur Orlando'nun oynadığı basketbolu oynamaya çalışıyor ancak savunma yönünden örenek aldıkları eski Orlando'dan çok daha geri durumdalar. Tıpkı yeni Orlando'nun olduğu gibi.

1 Kasım 2009 Pazar

Toronto Raptors - Orlando Magic

Hiç mi hiç yoruma gerek yok aslında, meraklıları zaten izledi, bir kaç noktaya değinip kaçalım. Hidayet'in Otis Smith'e selam çaktığı, Orlando'nun muazzam şut soktuğu ve rakiperine 3 eksikli kadroyla selam yolladığı bir maçtı. Toronto 2-3 oyuncusu hariç savunma yapmayı hiç ama hiç bilmiyor. Calderon egolarından sıyrılıp yükü Hidayet'le paylaşırsa bir adım ileri atarlar. Orlando da ise işler sarpa sardığında sorumluluğu alacak, oyunu soğutup, dengeleri lehte bozacak adam saha içinde yok kenarında var. İster Carter'lı ister Carter'sız bu takımın lideri Stan Van Gundy. Geçen senelerde bu işi Hidayet yapıyordu şu an için Nelson çabalıyor ama daimi bir soğuk kanlı lider yok, işte bu da şampiyonluk rakibi takımlara karşı kafa kafaya giden maçlarda sıkıntı yaratacak. 30-40'lara gidecek maç 5 dakikada ortaya geliverdi. Bu sorunu çözecek adam da SVG'den başkası değil. Orlando şut ağırlığını faul atmayı öğrenmiş gözüken Howard'a biraz kaydırabilirse kolay kolay yenilmez. Toronto ise savunma yapmayı biraz becerebilirse6-7. sıradan play-off yapar.

Ha bir de Hidayet'in Howard'a yaptığı blok muazzamdı. Artık ligin tecrübeli ve iş bilen veteranlarından biri olduğunu br kez daha kanıtlar nitelikteydi. Kobe'den sonra Howrad'a verdiği bloğun fotoğrafı da posterlik.