Sayfalar

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Zimbabwe Futbol Ligi

Malum sebeplerden dolayı, bundan sonra Zimbabwe Futbol Ligi'ni takip etme kararı aldık ozhano'yla. o nedenle ilk etapta kısa bir giriş yapalım sonrasında ayrıntılara gireriz.

Zimbabwe Futbol Federasyonu 1950 senesinde kurulmuş. 1965 yılında ise Federasyon FIFA'ya da üye olarak uluslararası anlamda tanınmış. Milli takımlar düzeyinde dünya sıralamasında geçen ay 39 basamak birden atlayarak 87. sıraya yerleşmişler. Şu anki mevcut federasyon başkanı Cuthbert Dube. Önceki başkanın adı, ki kendisi kadın olup adı Henrietta Rushwaya'dır, şike olaylarına ve maç ayarlama dedikodularına karışıp aleyhinde davalar açılınca Dube "Temiz Federasyon Temiz Futbol" sloganıyla yeni Federasyon Başkanı seçilmiş. Son aylardaki başarılı çalışmalarıyla Zimbabwe uluslararası platformda Dube sayesinde tekrar kazanmış. Avrupa ve Amerika'da oynayan bir çok futbolcusu olan Zimbabwe'nin bizim adımıza en yakından tanıdığımız ve ünlü ismi Galatasaraylı eski futbolcu Norman Mapeza.

Ligde şu anda 16 hafta sonunda FC Platinum lider. 2. sırada ise Motor Action var. Bu iki takım diğerlerinden biraz kopmuş vaziyette. Zimbabwe liginde 16 takım var ve her sene 4 takım küme düşüyor. Dolayısıyla son derece rekabetçi bir ortam söz konusu. Ligin sonuncusu ve 7. arasında sadece 9 puanlık fark olduğunu söylersek bunu iyice ortaya sermiş oluruz sanırım. Zimbabwe'nin eski adıyla Rodezya (Rhodesia) olduğu dönemlerde başlayan Futbol Liginde bu güne kadar en fazla şampiyonluğu kazanan takımı Dynamos. Tam 18 şampiyonluğu var bu ekibin. daha sonraki en başarılı ekip ise Bulawayo Highlanders, onlar ise 7 kez şampiyonluk sevinci yaşamış. Şu anki lider Platinum'un hiç şampiyonluğu yok, Motor Action ise geçen senenin şampiyonu. Dynamo ve Highlanders ise 3 ve 4. sırada.

TFF'ye Artık Taraftır Gözüyle Bakabiliriz!

Aydınlar, Fenerbahçe ve Trabzonspor kulüplerinden yapılan açıklamalara yönelik, ''Ben sert eleştiri görmedim. Kendi beklentilerini yansıtıyor. Açıklamaları bu çerçevede değerlendiriyoruz." dedi

Şu yukarıdaki açıklama dün yazmış olduğum yazının doğruluğunu ispat eder niteliktedir. 2 ayrı kulüp zehir zemberek, suçlayıcı ve tehditkar açıklamalarda bulunmuşken TFF Başkanının sert eleştiri görmemiş olması artık TFF'nin tam anlamıyla bir taraf olduğunu göstermektedir. TFF, başını İlhan Cavcav'ın çektiği Kulüpler Birliğinin, Galatasaray dışında kalan takımlarının tarafındadır. Ünal Aysal'a ateş püsküren İlhan Cavcav da dünden sonra Trabzonspor Fenerbahçe'yi şikeyle alenen suçlarken sessiz kalarak tarafının Galatasaray karşısında olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Apaçık görülen şudur ki Türk Futbolu "para"nın esiri olmuş, hatırlı ağabeylerin direktifleri doğrultusunda yoluna devam etmektedir. Türk Futbolunda evlat ayırımı vardır, Türk Futboluna bakacak idari anlamda objektif bir pencere kalmamıştır. Yarın öbür gün, ümidim odur ki, adı geçen tüm takımlar ve kişiler aklanırsa geriye Kulüpler Birliği ve TFF'nin taraflı tutumu çerçevesinde kurumlara yapmış olduğu davranışların silinmez lekeleri kalacaktır. Benim için Türk Futbolu dün akşam itibariyle bitmiştir. Soruşturma sona erip kararlar alınana kadar bir daha Türk Futbolu ile ilgili 1 kelime yazmayacağım.

19 Temmuz 2011 Salı

Cevap Versenize Hemen Buna da! Koysanıza Postayı Yiyosa!

Fenerbahçe'nin dışarıda kalan yönetim kurulu üyeleri bir basın açıklaması yayınladılar ki yenilir yutulur cinsten değil. Okudukça bir tuhaf oluyorum. Alenen tehdit, alenen "ayağınızı denk alın" mesajı resmen. Şu dakika itibariyle TFF'den acil kınama içerikli bir basın açıklaması bekliyorum. Keza Ünal Aysal'ın açıklaması bunun yanında solda sıfır kalıyor. Yok efendim ekonomi çökermiş, sosyal ve ekonomik konuları göz ardı etmeden karar alınmalıymış, TFF yönetmeliklerine göre ligi ertelerse hukuksuzluk yapar suçlu olurmuş, fena olurmuş memleketin hali...

Gerçekten tarafsız olduğunu ve birilerinin kuklası olmadığını ispat edecekse bu TFF ve M.Ali Aydınlar toplantının ardından önce Fenerbahçe'yi sonra da Fenerbahçeyi açıkça şikeyle suçlayan Trabzonspor Divanını kınayan bir açıklama yapar. Eğer bu sefer de cevap verilmezse böylesine bir tehdide işte o zaman Türk Futbolu tükenmiş demektir.

15 Temmuz 2011 Cuma

Avrupa'dan Satırbaşları, Transfer Falan...

Az önce şöyle bir Avrupa basınını gözden geçireyim dedim. Bizim gazeteler şike ve asparagaslarla uğraşırken bir çok haber atlamışlar yine. Kendime göre bir kaç ilgi çekici gelişmeyi sıralayım istedim. Eskiden çok yapardım, nostalji olsun :)

Chelsea'nin çok istediği Radamel Falcao Porto'yla mevcut kontratını 2 sene daha uzatmış. Dolayısıyla bu sefer Porto para için adam satmamış oldu. Artık Şampiyonlar Ligi'nde söz sahibi olmak istiyorlar. Gerçi 2004'te kazanmışlardı bu ligi ama o sezon hem kura şansı hem de Mourinho'nun hırsıyla gelmişti o başarı. Mourinho o kupadan sonra Chelsea'ye gitmişti tıpkı bu sezonki Avrupa Ligi şampiyonluğundan sonra Villas Boas'ın yaptığı gibi. O kupa bana göre ciddi bir sürprizdi. Hatta final sürprizdi desek yeridir. O zamandan beri Porto ancak kendine gelirken Monaco hep geriledi ve bu sene küme düştü.

Sir Alex Ferguson takımdaki gereksiz parçaları ayıklayıp gençleştirmeye devam ederken gözüne bu sefer Interli Wesley Sneijder takılmış. Inter'e 35 milyon £ oyuncuya da haftalık 190.000 £ önermiş Sir efendi. Son dönemde 26 yaş üstü oyuncu almama politikası güden Sir Sneijder için bir ayrıcalık yapmak istiyormuş. Nasri'yi alamayınca rotayı sarışına çevirmiş İskoç kurt. Benim de o kadar param olsa ben de sağa 20 sola 35 milyon teklif ederdim. Hala Ronaldo'nun parasını bitiremedi adam. Ama arkadaş 1 adam satıp yerine bu kadar düzgün adam alınabiliyorsa o noktada saygı göstermek gerek.

Downing'in Liverpool'a transferi 20 milyona bitmiş. Villa da onun yerine hemen Charles N'Zogbia'yı bağlamış. Yetmemiş Firiedel'ın yerine Given'la da söz kesmiş. Dolayısıyla 10 milyona yakın para cepte kalmış. Akıllı transfer taktiği bence. Al birini vur ötekine. Liverpool Britanyalılaşırken, diğer takımlar pahalıya satıp ucuza alıyor, kar ediyor, çark döndürüyorlar. Sponsor büyüğe, büyük, küçüğe, küçük masraflara harcıyor parayı. Ama bonservisler çok uçmuş, fahiş bu fiyatlar. Yazık.

Evimden, aileden uzak kaldım, sıla hasreti çekiyorum, kuzinada bi ekmek yapan yok, çayırımın çimenimin kokusunu özledim diyen, Juve teklif yapınca hemen giderim diyen Manchester sevmez Tevez için resmi teklif olmamış henüz. City Corinthians'ın yaptığı 35 milyon Poundluk teklifi evvelce reddetmiş, Arjantinli ile iddialaşmaya girmişti.

Nicklas Bendtner beni Dortmund istiyor demişti geçenlerde, Dortmund yalanlamış bu haberi. Batuhan'ın İngilizce bileni benim gözümde bu Danimarkalı kendini beğenmiş eleman. Halı sahada bile takımıma almam, kavga çıkartır can ciğer kuzu sarması adamlar arasında bile. Allah'a yakın olsun.

Agüero da "bağlasan durmam artık Atletico'da, ne olur bana bir şeyh bulun, elini öpecem, dünya ahiret ağabeyim olsun" demiş. Neden herkes Atletico'dan kaçmak istiyor onu anlamış değilim.

Meksikalı kaleci Ochoa'yı duymayan kalmamıştır Türkiye'de sanırım. Bu sene kanında yabancı bir maddeye rastlanınca, bir anda adı piyasadan silinmişti elemanın. İşte o adam biz fellik fellik kaleci ararayıp milyon milyon Eurolar verirken sağa sola bedavaya Fransa'ya hem de Ajaccio'ya gitmiş. Büyük kayıp benim gözümde. Doping olayından da aklanmış üstelik adam. Türkiye'de oyuncu izleyen adamların, menejerlerin aklı nerede anlayamıyorum.

Böyle bir sürü olaylar işte...

14 Temmuz 2011 Perşembe

Küllerinden Doğan Çatışma: YARAnmada 2. Perde

Sevgili ozhano'ya bazı söylenecek sözler ve sorulacak sorular tezahür etmiş son yazısından sonra kıymetli dostlar. Buyrun:

1) Benim düşüncelerimi tekrar gözden geçirme kararı aldığım sonucuna nereden vardın?

2) Ummadık taş baş yardı derken Savcılıktan böylesi bir hareket beklemiyordum dedim. Yoksa M.Ali Aydınlar Savcılıkla görüşmeye Etik Kurulu başkanı Prof.Dr. Oğuz Atalay ve ikisi profesör olan diğer 4 üyeden ikisini alıp gitmiş olsa bence sonuç çok farklı olurdu. Keza istemek var istemek var.

3) Ben TFF'nin böyle bir delil isteme eylemi içerisine girmediğini Aydınların sözlerinden anladım geçen hafta savcılığa yapmış olduğuziyaretten sonra. Ha kesin bir bilgi var mı elimde tabii ki ispatı yok. Ancak söz ve davranışları ile TFF başkanı bunu adeta geride kalan 10 günde teyit etmiştir.

4) Peki Sevgili ozhano sen nereden biliyorsun Aydınların daha önce de delil istediğini ama reddedildiğini?

5) Aydınlar basına konuşmasında kararlarımızı değiştereceğiz değil değiştirebiliriz demiştir. Bu da TFF'nin yeni yönetiminin 3 haftada 3 farklı açıklamaya imza atarak ne kadar tutarsız bir yapıda tecelli ettiğinin göstergesi değil midir?

6) Şu anda herhangi bir skor falan da söz konusu değil kanaatime göre. O kadar şike itirafları basına sızarken TFF Başkanının hala bilgi ve belge alamıyor olması, ancak bunları almak için fazla uğraşmıyor oluşundandır. TFF en doğruyu yapMAmıştır. Bu hareketi de YARAnmanın kralıdır, gösteriş az kalır.

Demirören, Beşiktaş ve diğer konularda söylediğin her konuya bire bir katılmakla yukarıdaki hususlara dikkatini çekmek isterim dostum. Aramızdaki çatışma bitmemiş aksine bu son aleni YARAnma ile alevlenerek büyümüştür. Bu umursamaz ve kararlı olmayan tavırlarla devam ederse TFF Türk Futbolunu bir bataklığa sürükleyecektir. Artık ağabeylerin vakti geçmiş, ADAM gibi ADAM olma vakti gelmiştir. Aynı zamanda olamayanlara da kanmama.

Sevgilerimle...

Ummadık Taş Baş Yardı!

Aşağıda kaleme aldığım uzunca yazının ana fikri şike soruşturmasının ülke menfaatini ilgilendiren bir konu olduğu ve benim kanaatime göre belge ve delillerin belli şartlar altında paylaşılabileceği idi. Ancak ummadık taş baş yarmış, 10 gün önce gerçekleşmesi gereken olaylar bugüne sarkmış ve neticesinde olaya farklı pencereden bakan Savcı belgeleri TFF ile paylaşmamıştır. TFF geç de olsa bugün girişimde bulunarak durumu kurtarmaya çalışmış ancak yine elleri bomboş kalmıştır. Ligi kendi adıma hesaba katmıyorum artık fakat bu sene Avrupa Kupaları'na takım gönderiyor olmamız başımızı çok ağrıtacak ve Türk Futbolunun itibarını fazlasıyla zedeleyecektir.

Sözün özü gün doğduktan sonra doğanlar olmuş, ummadık taş geç kalındığı için baş yarmıştır. Başımız sağolsun.

Bir de meraklı bekleyişim var ki o da şudur: TFF ile bilgi ve belge paylaşmayan Savcılık, soruşturma ile ilgili basına sızan bunca bilgi doğru çıkarsa bunları sızdıranlarla alakalı neler yapacaktır?

Gerçekler Saklı Kalamaz! Cevaba Cevap Niteliğinde Yazı...

Sevgili Ozhano kardeşim ile girmiş olduğumuz fikir çatışmasında sıradaki sözü söylemek için sabah olmasını bekledim. İyi ki de beklemişim. "Gün doğmadan neler doğar" sözünün ne kadar doğru olduğunu görmüş olduk. Dün geceki itiraflarla Türk Futbolunun iki çınarı uygulamadaki yasa ve yönetmeliklerle UEFA Disiplin Talimatına göre küme düşmüştür. Güzel kardeşim ozhano'nun söylediği üzere bu işi -30, -40 puanlarla kapatıp, kulüplere değil kişilere ceza verme lüksü de ortadan kalkmıştır. Delil ayrı itiraf ayrı şeydir. Bu itirafların gelmesi ise benim dünkü yazımda asıl kastettiğim noktanın yani "ülke menfaatlerini ilgilendiren bir konuda bilgi paylaşımında bulunulması" noktasının artık gelinmesi gereken yer olduğunu aşikar bir vaziyete getirmiştir.

Yorumunun vurucu cümlesi olan "TFF'nin aldığı karar tamamen doğru ve şu an itibari ile alınabilecek en iyi karardı bana göre." cümlesindeki kanaatin zaten bu yaranma fiiliyatı sonucunda insanlarda oluşturulmaya çalışılan kanaatti. Bu doğrultuda liglerin planlanan tarihte başlaması ve Avrupa Kupaları'na gidecek takımlarda değişiklik yapılmaması ise Türk Futbolunda en büyük YARAyı açacak karardı. Avrupa Kupalarına bu belirsizlik ortamında ülke olarak katılmamak ya da takım değişikliği yapmak, hatta katılacak takım sayısını azaltmak yapılabilecek hareketlerdendi. Sen de yorumlarında zaten bu karar sonucunda bir çok takımın en az 2 sene birden kaybedeceğini kaleme almışsın. Bu noktada bir görüş ayrılığımız olamaz.

Ancak ve ancak hala YARAnmak fiilinin gerçekleşmiş olduğunu, bu fiiliyatı yaparken sanki ellerinde başka çare yokmuş gibi gösterilerek sempati kazanıldığını, ne şişi ne de kebabı yakarak herkese karanfil dağıtıldığını bazıları gördü bazıları göremedi. Sevgili kardeşim biliyorsun bir çok sefer Adli Bilirkişilik ve Resmi Değerlendiricilik görevlerinde bulunma fırsatı yakaladım. Bu görevlendirmelerde görev size bir dosya ya da belge karşılığında tebliğ edildiğinde bir yemin zaptı imzalayarak, kimseyle bu dosyalarla ilgili belge ve bilgi paylaşımına girmeyeceğinizi taahhüt alırsınız. Dolayısıyla aslen gizli içeriğe sahip olan yeri gelir trilyonluk anlaşmazlıklar, yeri gelir büyük proje destekleri, yeri gelir ölümlü vakalarla ilgili hem çalışır, hem kanaat oluşturur hem de sonucen raporunuzu, suç unsuru, kasıt, eksiklik, yapabilirlik düzeyi gibi konularda hazırlayıp ilgili adli ya da resmi heyete teslim edersiniz. Sizin raporunuza göre dava ya da karar şekillenir, yürütmeyi durdurma kararı alınır veyahut benzeri uygulamalar yapılabilir.

İşte bu yukarıda anlattığım konuyu şike soruşturması kapsamında örnek olarak tutarsak şu düşünceler hasıl oluyor bende:

1- TFF dünkü itiraflardan sonra Savcılıktan istediği bilgi paylaşımını aslında 4 Temmuz günü istemeliydi. Şifaen öğrendiği bir çok bilgiyi basınla paylaşan Aydınlar'a demek ki Sayın Savcı bir çok bilgiyi sözle aktarmıştı. Şifaen bu kadar bilgi paylaşılabiliyorsa resmi talep ile paylaşılabilecek bilginin miktarını tahmin bile edemiyorum.

2- TFF'nin yetkili Disiplin ve Etik Kurulları ya da bunlardan oluşturulacak bir komisyon TFF Başkanı Aydınların Cumhuriyet Savcısından talebiyle henüz 4 Temmuz'da Savcılıktan yemin zaptı imzalayıp, gizlilik yemini ederek bilgi alabilirdi. Sonuç itibariyle bu konu farklı Tüzel kişilik ve Devlet kurumlarını ilgilendiren ülke menfaatini etkileyen bir konudur ve yukarıda değim gibi her aklı selim Türk Vatandaşı, hele ki Özel Yetkili bir Cumhuriyet Savcısı böyle bir konumda ülkenin zarar görmesine izin vermez.

3- Hiç bir resmi kurum bir diğer resmi kurum kendisinden resmi yazıyla bilgi ve belge istemedikçe, eğer yasa ve yönetmeliklerle bilgi vermeye zorunlu bırkılmamışsa, "burada bir mevzu var, alın bunlar da belgeleri, siz de gereken bir hareket varsa yapın" demez.

4- Konu her ne olursa olsun sonucu Türk Futbolunu menfi şekilde etkileyecek ve itibar kaybına neden olacaksa hiç bir Federasyon ya da Başkanı çıkıp İlhan ağabeyinin tembihlediklerini tekrarlamaz.

5- Yıllar boyu, şike yasası çıktıktan sonra da, TFF kanaate dayalı olarak, sadece maç görüntüleriyle bile bir çok takıma şike cezası vermişken, belgeleri olduğu söylenen, delilleri Savcılıkta var denilen konularda elimizde delil yok diyerek işin içinden sıyrılamaz, buna hakkı yoktur.

10 gün boyunca delil, bilgi ve belge paylaşımı talebinde bulunmamış, itiraf dedikodularını duyunca birden alevlenmiş, o zamana kadar bazı "ağabeyler"in sözüne riayet etmiş, tehditlere sesini çıkarmayıp duruma Türk Futbolu adına isyan edenlere posta koymuş, hastalanan bazı kişileri hastanede hemen ziyarete giderken bazılarına 5-6 gün sonra ancak gitme fırsatı bulabilmiş bir Federasyon Başkanına benim güvenim maalesef kalmamıştır. Türk Futbolu, eğer ligler planlandığı tarihte başlar ve Avrupa'ya şike soruşturmasında adı geçen takımlar giderse en az 5 senesini kaybedecektir.

İşte bu düşünceler bağlamında sevgili ozhano kamuoyunda yaratılmaya çalışılan "başka çaremiz yoktu" havası ve akabindeki "kurumlar değil kişiler cezalandırılmalıdır" safsatası dün gece geçerliliğini kaybetmiştir. Uluslararası kuruluşlara üye olmak, onlara çeşitli taahhütler verip yönetmeliklerini kabul etmek, manzaraya karşı sigara yakıp göbeğini kaşırken yellenmeye benzemez. Bu hareketler sadece tecrübesizlikle açıklanacak hareketler değildir. Türk Futbolu para odaklı bir çark haline geldiğini kendi kendine ispatlamış, tuz kokmuştur. Gerçekler saklı kalamaz, ortaya çıktıklarında gerçekten acıtırlar. Bu yüzden, bu yönlendirici düşünceler seni bile böyle düşünmeye sevk ettiği için şaşırdım ben.

Yoksa Korkmaz unutulmaz bir YARAdır, ancak şunu da unutmamak gerekir ki Korkmazın o dönem attığı bugün bana yarın sanadır :)

13 Temmuz 2011 Çarşamba

YARAnmak

Türkiye Futbol Federasyonunun tam anlamıyla vermiş olduğu kararın kelime olarak karşılığıdır. Türk Dil Kurumu yaranmak kelimesi karşılığını şu şekilde vermektedir:

  1. Bir davranışla birini memnun etmek. 
  2. İçten olmayan davranışlarla birini memnun etmeye çalışmak.  
Özellikle bu kelimenin TDK tarafından verilen 2. anlamı yaşanan olaylar ve verilen kararlarda yerine oturmaktadır. Keza ülke menfaatini ilgilendiren, hem maddi hem de manevi açılardan olumsuz sonuçları büyük zararlar doğurabilecek, muhtemel olumsuz sonuçlarda ülke itibarının zedelenebileceği çok önemli bu konuda TFF ne yazık ki ülke menfaatlerini ve itibarını gözetmekten ziyade başını İlhan Cavcav'ın çektiği "büyük takımlar olmazsa biz biteriz" görüşündeki aklı selimden uzak, kendi camialarını hiçe sayacak noktada bulunan ve duruma "ülke itibarı" açısından değil sadece parasal akışı kaybetmeden, koltuğunu kaptırmadan çarkın dönmesiyle ellerini ovuşturan fikir yapısı ve bakış açısıyla yaklaşan zihniyete yaranmıştır. Bir çok çözüm ve Türk Futbolunu şaibeden, itibarsızlıktan uzak tutma yolu var iken, sadece maç görüntülerinden onlarca takımın küme düşürüldüğü memleketimizde Aykut Kocaman'ın yaptığı "maçlarımız izlensin ona göre karar verilsin" çağrısı da kulak arkası edilmiştir.

Bugün, bu saatte TFF'nin kararı ve UEFA'nın tehditkar onayından sonra yapacak bir şey kalmamışken sadece, ülke menfaatini ilgilendiren konularda belirli makam ve seviyelerde bilgi paylaşımı talep etmek, edilirse de bu paylaşımı yapmak bu kadar zor mudur diye düşünmekten kendimi bir türlü alamıyorum.

Şimdiden kendi adıma yeni TFF'ye güvenimi kökten sarsan bu yaranmak fiili, umarım Türk Futbolu'nda tahmin edildiği üzere çok büyük YARAlar açmaz, keza deri incelmiş, kan çoktan toplanmış durumdadır.

24 Haziran 2011 Cuma

Biyonik Golcü - Lotta Schelin

Almanya'da başlayacak Kadınlar Dünya Kupası öncesi blogda yaşanan şenliği farketmişsinizdir. Bu şenlikli durum şampiyona bittikten sonra kalıcı olacak umarım. Şenliğe şağ-şağ (artık nasıl yazılıyorsa =)) katmak gerek. Bu nedenle de şampiyona öncesi elimin-bilgimin yettiği kadarıyla turnuvada izlenmesi dikkat edilmesi gereken isimlerden bahsedeceğim. Önceliğim İsveçli Lotta Schelin'e...


İsveçli yıldız futbolcunun tam adı Charlotta Eva Schelin. İsveç'in Trangsund mevkiinde 27 Şubat 1984 günü dünyaya gelen futbolcunun adı HHğelin (gırtlaklı oluyo H) diye okunuyor (kendi ağzından aldığımız bilgi böyle). Lotta futbol hayatına futbolcu olan ablası Camilla ile birlikte Kallered SK'da başladı. İkisi bir arada Mölnlycke IF'te de forma giydi. Top peşinde koşmaya tam zamanlı olarak başlamadan evvel atletizm, masa tenisi ve snowboard ile de uğraşan Lotta omuriliğinde yaşadığı sakatlık nedeniyle spor yapmaya bir süre ara verdi.

Uzun bir süre fizik tedavi görüp tekrar gücünü kazandıktan sonra 17 yaşında Danimarka Kadınlar Ligi'nde Landvetter FC ile, şimdiki adıyla Kopparbergs/Göteborg FC ile , ilk maçına çıktı. 2001 yılında forma giymeye başladığı takımında ligde henüz 17 yaşındayken 19 maçta attığı 8 golle dikkatleri üstüne çekti. 2002 yılının ağustos ayında tekrar sakatlanan Schelin bu sefer 1,5 yıl boyunca sahalardan uzak kaldı ve ancak 2003 yılının haziran ayında sahalara dönebildi. Bu da aynı yıl İsveç'in ABD'de 2. olduğu Kadınlar Dünya Kupası'nı kaçırmasını beraberinde getirdi. İsveç'te ligler nisan ayında başladığı için 2002 yılında 8 maçta 3 gol attı. Yine ligler ekimde bittiği için de 2003 yılında da oynayabildiği 11 lig maçında 10 gol, 2 kupa maçında da 2 gol attı ve sakatlıkların performansına engel olamadığını kanıtladı.

Milli takım hocasının da ilgi alanına girmekte zorlanmayan Schelin 2004 yılında 16 Mart'ta ilk kez A takım formasını giydi. Atina'da yapılan Olimpiyat Oyunlarının kadrosunda ve aynı yıl Portekiz'de gerçekleşen Algavre Kupası (uluslararası bir kupadır) kadrosunda kendine yer buldu. Fakat sakatlık belası yine peşini bırakmadı Schelin'in. Bu sefer dizinden ve kasığından uzun süreli sakatlıklar yaşadı.

Sakatlıkların peşini bırakmaması sanki Lotta'yı daha da hırslandırır gibiydi. 2005 yılında kulübüyle çıktığı 33 maçta 22 gol, ertesi sene de yine kulübüyle çıktığı 37 maçta 31 gol 4 asist yaptı. Aynı yıl yapılan Algavre Kupası'nda Milli takımı İsveç 3.'lüğü elde ederken en önemli isim yine o idi. Schelin 2006 yılındaki performansıyla ülkesinde 'elmas top' ödülünü kazandı henüz 22 yaşındayken. Ve ligin en iyi forveti ödülü de ona gitti. Başarılı futbolcu 2007 yılındaki kadınlar dünya şampiyonasında da milli takımının kadrosundaydı.




Aynı yıl ligde oynadığı 22 maçta 26 gol atması, toplamda ise kulüp bazında 30 maçta 29 gole ulaşması artık onu transfer pazarında en ön sıraya taşıdı. Amerikaya transfer söylentileri arasında 2008 yılında 8 maçta 3 gol atan 27 yaşındaki golcü, Fransa Ligi'nde oynamaya karar verdi ve yıllık 1 milyon isveç kronu (160bin dolar) karşılığında Olympique Lyon'a transfer oldu.

Fransız takımıyla üstüste 3 yıl şampiyonluk yaşayan Schelin Wikipedia'ya göre 43 maçta 37 gol atarak takımına önemli bir katkı yaptı. Bunun daha fazla olması muhtemeldir. En son olarak da UEFA Kadınlar Şampiyonlar Ligi Finali'nde Turbine Potsdam ile karşılaşan O.Lyon'un önemli ismi takımının kupayı kaldırmasında başrolü oynadı. Şampiyonlar Ligi'nde 9 maçta 9 gol atarak gol krallığında 2. sırada yer aldı.

Kariyeri başarılar ve gollerle dolu Schelin önümüzdeki pazar günü başlayacak Kadınlar Dünya Kupası'nda da takımının en önemli kozu olacak. Hem kadınlar futbolundaki boy ortalamasına göre uzun olan boyu, hem de oyun tarzı olarak vatandaşı Zlatan Inrahimovic'e benzetiliyor Lotta. Haksız bir benzetme de değil. Ancak karakter olarak Zlatan kadar burnu yükseklerde biri değil yıldız oyuncu. İzlemeden geçmeyin Lotta'yı... (video)

    Kazandığı Başarılar
  • 56 kez İsveç Milli Takımında forma giydi

  • İsveç Milli Takımında 22 gol attı.

  • 2004 yılında İsveç'in en iyi çıkış yapan futbolcusu

  • 2006'da İsveç'in en iyi kadın futbolcusu ödüllerinden Elmas Top'u kazandı. Yılın en iyi futbolcusu seçildi. İsveç Premier Ligi'nde şampiyonluk elde etti. Ligde en değerli oyuncu ödülüne layık görüldü.

  • 2007 FIFA Kadınlar Dünya Kupası'nda forma giydi.

  • 2007 İsveç Kadınlar Ligi'nde 26 gol attı.

  • 2008 Olimpiyat Oyunları'nda İsveç Milli Takımı forması giydi.


uzun zaman sonra tekrar ve yepyeniden bolca sevgiler volkanbk3

3 Haziran 2011 Cuma

1 Haziran 2011 Çarşamba

JJ Abrams'ın Yeni Bombası - Alcatraz



Bu adam muhteşem, bu adam ne yapsa gidiyor. En kötü işi bile milyonlarca hayran ediniyor. Alcatraz ise yeni projesi, üstelik yine bir ada odaklı!. Lost'un gizemi, Fringe'in paranormal hali, Alias'ın ajan işleri ve her birinin birbiri içine girmiş acayip hikayeleri Alcatraz'da tekrar şekillenecek gibi. Gelecek sezonun ortasında yayın hayatına başlaması bekleniyor dizinin. Başrollerde efsane Sam Neill, başka bir efsane Jorge Garcia ve Sons of Anarchy'den tanıdığımız Sarah Jones var. Şimdiden heyecanlandım sanki...

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Final'den Aklıma Kazınanlar

Herkes gibi beni de fazlasıyla duygulandıran sahne kupayı Abidal'in kaldırmasıydı. Söylenecek söz yok Barcelonalı futbolcu ve teknik ekibe.

Barcelona'nın neden dünyanın en iyi takımı olduğunu gösteren en ince ayrıntı ise oyuna 88. dakikada giren Puyol'a o ana kadar kaptanlık pazubandını taşıyan Xavi'nin Puyol istemeden koşarak gidip kaptanlık bandını vermesiydi. Bu takımda inanılmaz bir saygı, ağabey-kardeş ilişkisi ve mütevazilik var. Yaptığı işe ve arkadaşlarına bu denli saygılı olan adamların başarısız olması da beklenen bir sonuç değil benim nazarımda.

Maçın 85. dakikasında Sir Ferguson maçtan umudunu kesmiş, yerinde çökmüş bir yüz ifadesiyle otururken, sahadaki 10 oyuncusu da ona eşlik etmekteydi. 10 oyuncu diyorum çünkü yalnızca bir tanesi neden efsane olduğunu ve o yaşa gelmişken neden hala United 11'inde ve herkesten daha fazla o formayı hak ettiğini gösteriyordu. Hakeme, arkadaşlarına ve susan seyirciye ardı ardına isyan eden adam Ryan Giggs'ti. Bu kupayı United kaybetmiş olabilir, Ferguson yenilmiş olabilir ama önceki gecenin Barcelona ile birlikte şampiyonu Giggs'ti benim için. Yeşil sahaya çok yakışıyorsun onurlu adam...

29 Mayıs 2011 Pazar

Gazi Üni SK Korumalı Futbol (Amerikan Futbolu) Türkiye Şampiyonu!!!

Sanırım böyle bir maç daha yaşanmaz Türkiye'de. Normal süresi 26-26 biten Şampiyonluk maçında 6. uzatma sonunda Gazi Üniversitesi Boğaziçi Üniversitesi'ni 41-38 yenerek Türkiye Şampiyonluğunu elde etti. Senelerdir hem Üniversiteler Ligi'nde hem de Pro Lig'de hep finalde kaybeden Gazi için bu şampiyonluğun anlamını ifade etmek kolay değil. Boğaziçi ilk devredeki defans hatalarını yapmasa belki de ikinci yarıda maçı koparıp götürecekti. Ancak yaklaşık 5 buçuk saat süren müsabakada ayakta kalan taraf uzatma iki kez geriye düşmesine rağmen eşitliği yakalayan Gazi Üni. oldu. QB Burak ve hem WR hem de FS pozisyonlarında mükemmel bir oyun çıkaran Mert Boğaziçi'nin elinden resmen kupayı sökerek aldılar. Seyircilerin bile ayakta duracak hali kalmamışken 6. uzatma sonunda 30 yard üzeri bir mesafeden field goal bulan Gürkan sanırım kulüp tarihine geçen adam oldu. İlk yarıdaki performansını hesaba katmazsak Boğaziçi QB'si Abdülgani ve 2. yarıdaki muhteşem koşularıyla RB Sertan Sultans için maçın adamı olmaya aday 2 isimdi. Benim için maçın adamı ise Gazi Üniversitesi'nden Mert Köse'den başkası değil. Neredeyse maçın tamamında sahadaydı Mert ve hem hücumda hem savunmada efsane bir perdormans ortaya koydu.

Senelerce unutulmayacak bu maçı Sakarya'ya verdiği için TBSF başkanı Sayın Şahin Kömürcü'ye sonsuz teşekkürler. 1 haftadır elimizden geldiğince organizasyona Sakarya Tatankalar olarak destek verdik. Ödül töreninde sunumu yapmak ve şampiyonu anons etmek de bana nasip oldu. Bugün Gazili oyuncuların yaşadığı bu muhteşem keyfi önümüzdeki senelerde kendi oyuncularımıza da yaşatmak en büyük hedefim. Tatankalar da bir gün bu seviyelerde mücadele eden bir takım haline gelecek.

Hem Boğaziçi hem hem de Gazi Üniversitelerini kutluyorum. Muhteşem bir maçtı...



1. Çeyrek: 8-0 Gazi
2.Çeyrek: 20-8 Gazi
3.Çeyrek: 20-18 Gazi
4.Çeyrek: 26 - 26 (26-20 Boğaziçi öne geçti, Gazi geriden geldi)
2.Uzatma: 32 - 32 (Boğaziçi ilk TD yaptı, Gazi geriden geldi)
5.Uzatma: 38 - 38 (Boğaziçi ilk TD yaptı, Gazi geriden geldi)
6.Uzatma: 41-38 Gazi (Gazi Field Goal-Gürkan)

Çoban Salata 3 Yaşında!!!

2011 Çoban Salata için biraz buruk geçti açıkçası. 2008'de bu blogu kurarken sahip olduğum heyecanı hem askerlik ve sonrasındaki iş yoğunluğu hem Galatasaray hem de Türk sporundaki tatsızlıklar nedeniyle bir hayli kaybettim. Askerlik sonrası yeni hayatım nihai şeklini almaya başlarken, diğer noktalarda da umut ışıkları belirince biraz daha Çoban Salata'nın geleceği netleşti gözümde. 3 senedir verilmiş bunca emek heba edilemezdi. Bir çok gün bloga ayırılabilecek en azından bir yarım saat bulabileceğimi düşünüyorum. Zaten blogu kurarken de amacım buydu benim. Başkalarıyla konşamadığım şeyleri bloga anlatmak. Sevgili ozhano da bir çok cereme atlattı bu heves kaybetme sürecinde. O da yavaş yavaş kendini toparlayacak gibi. İkimiz birbirimizi gakeyana getiren 2 önemli etkendik zaten ilk yazmaya başladığı günden beri, umarım bu sürecek.

Diğer yazar arkadaşları da tekrar yazmaya davet ediyorum bu vesileyle. 3. yaşamızı kutlarken bir de yeni yazar ekliyoruz kadroya. Gazi Üniversitesi Amerikan Futbol Takımın oyuncularından Sevgili İlter de ilerleyen günlerde bizlerle olacak.

Kolay kolay kaybolup gitmesine izin vermeyeceğiz Çoban Salata'nın. Ömrümüz ve gücümüz oldukça buradayız. 3 senedir yanımızda olan herkese sonsuz teşekkürler...

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Terim Farkı'na "İnan"dı...

Bugün Selçuk İnan'ın Milli Takım'da ve Trabzonspor'da gösterdiği performans sonrası Avrupa'da talibi de varken ve belki de daha fazla para kazanabilecekken Avrupa Kupaları'na katılamayan ve tarihinin en kötü dönemini geçiren Galatasaray'ı seçmiş olmasındaki tek sebep Fatih Terim olarak açıklanabilir. Manisaspor'dayken kendisini Milli yapıp basamak atlamasına ve Trabzonspor'a transfer olmasına en büyük sebep tabii ki Terim'dir. İnan Terimin verdiği elle tırmanmaya başlamıştır basamakları ve bugün vefalı evlat rolünü üstlenmiştir. Daha toy bir delikanlıyken kendisine güvenip yücelten adama borcunu ödemeye gelmiştir Galatasaray'a İnan. Terim farkına "İnan"mıştır. Takımın bel kemiği olacağını kavramıştır, o senelerdir aranan orta saha kanı olmaya en yakın adamdır Türkiye sınırları içinde. Ve küllerinden doğmaya çalışan o volkana ilk kıvılcımı veren adam olmuştur.

Takım aynı takım, kulüp aynı kulüp ama rüzgarı istediği yöne çevirmeye muktedir tek bir isim, sanki negatif tepeyi gören camiayı ayağa kaldırmaya yetecekmiş gibi...

Hoşgeldin Selçuk. Bazı şeylere "İnan"abileceğimizin ispatı oldun. Var ol...

19 Mayıs 2011 Perşembe

Heyecanlandım...

Gerçekten heyecanlandım. Belki de bu haber hem beni hem de ozhano'yu yazmaya geri döndürecek gelişmedir. Hoşgeldin Hocam, tekrar ve bu sefer gerçekten umutla...

3 Mart 2011 Perşembe

Mecburen Wordpress'teyiz

Şartlar bizi buna mecbur bıraktı... Mecburen yedekte tuttuğumuz wordpress'teki adresimizden devam edeceğiz bloglamaya... Yasak bitene kadar bize aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz dostlar.


Çoban Salata Wordpress'te

1 Mart 2011 Salı

İlaç Gibi Adam

Taraftarı olduğumuz Orlando Magic'in bu sezonki en büyük sıkıntısı oyun kurucu mevkiinde. Savunma paspası Jameer Nelson, iki takma bacakla insanlar yürüyemezken 110 milyonluk kontratla Orlando'da tatil yapan Gilbert Arenas ve uzaktan bakıldığında torun sevme yaşı ve fiziğine çoktan ulaşmış gözüken Chris Duhon Orlando'nun sıradan bir takıma dönüşmesine sebep oluyorlar sezon başından beri. Chris Webber'a en şaaşalı dönemini yaşatan adam, Horford'un gelişimine katkı veren oyun kurucu, kısacası uzunla oynamayı bilen, savunma yapabilen, takımı ve yıldızları oynatabilen bir isim Mike Bibby. Gelecek sezonki tüm alacağından vazgeçerek kontratını feshetti Washington'da ve artık serbest. Bibby Orlando'ya ilaç olur, Hidayet'le ortak geçmişleri rehabilitasyon gibi gelir takıma. Orlando almazsa gittiği yeri de ihya eder Mike Bibby. Ama bu fırsat varken, parasına bakmadan en azından sezon sonuna kadar bağlanmalıdır Bibby. Bu noktada güzelim franchise'ı rezil eden Otis Smith'ten tek isteğimiz, belki de onun senelerdir arayıp da bulamadığı şanstır bu, Bibby'nin Orlando'ya gelmesidir. Umarım gerçekleşir bu dilek...

26 Şubat 2011 Cumartesi

Sportif Başarı

Galatasaray ve Beşiktaş'ın sportif başarısızlığı konuşuluyor aylardır. Ve suçlu kim? sorusunun cevabı her zaman da sporu yapanlarda aranıyor, organize edenlerde değil.

Spor yapmak kolay bir iş gibi gözükebilir ancak sonucunu almak öyle kolay bir şey değil. Kilolu bir insan düşünün. Kilo vermek istiyor ve kendine bir diyetiysen buluyor. Dediklerini yapıyor ama sonucunu kısa sürede göremiyor. Misal verelim. 120 kilo olan birinin hedefi 80 kiloya düşmekse, 6 ayda verdiği 5 kilo ona yetersiz gelir elbette. Ve 6 aydır spor yapıp az yemesine karşın kilo veremeyen bu kişi ne yapar? Diyetisyen değiştirir. Başka spor kulübüne gider. Başka bir spor hocası tutar. Bunlar gerçekleşene kadar
da kendi bildiğini okur ve yemeği arttırır. Böyle daha mutludur. Tekrar 120 kiloya döner bu süreçte. Ve yine 6 aylık kısır döngü periyotlarıyla devam eder bu olaylar. Hiç istikrar sağlayamaz bu konuda.
Bugün Galatasaray ve Beşiktaş'ın yaşadıklarını buna benzetesim geldi. Başarı 80 kiloya ulaşmaksa eğer o kiloya 6 ayda ulaşılamayacağını bilmeli iki takımın yönetimi de. Bilmiyor değiller. İlk başkan olduktan sonraki seçimlerde tekrar aday olup ekonomik ve yönetimsel açıdan işleri düzene sokmak vaatlerini verirken "bu işler ancak istikrarla olur" cümlesini duyarız çünkü onlardan. İstikrarın başarı için gerekliliğini bilirler ama kendi koltuklarını sağlama almak için. Onlar otursun da o koltuğa, sportif başarı için kimin hangi koltukta oturduğu önemli değildir...

20 Şubat 2011 Pazar

3 puan koparanın elinde kaldı



Çoğu maçın müthiş geçtiğini söyleyecek. „Aman tanrım ne tempoydu“ klişesine kaptıracaklar bunlar kendilerini. Aranızda böyle sananlar varsa uyansın hemen. Bugünkü tempo orta sahasız takımlarla yapılır. İki takımın da orta sahasının pres yapayım derken alanlarını boş bırakışı topun kanatlara hızlıca akışına neden oldu. Bunun öncelikli nedeni tabi ki Fenerbahçe’nin 4. dakikada golü bulmasıydı. Sahasında oynadığı maçta kalesinde bu kadar erken gol görmek Beşiktaş‘ı daha atak oynamaya yöneltti. Fakat bu atak oyun ilk 25 dakikada Fenerbahçe’nin oynadığı baskılı ve etkili futbola reklam arası dönemlerinde kendini gösterebildi. Sarı Lacivertli takım son haftalardaki ilk 20-25 dakika baskısını bu maçta da ortaya koyarak maçı en başından koparabilirdi de.

Fenerbahçe’nin baskılı olduğu ilk yarının ilk yarısında Beşiktaş’ın sol kanadını kırdı. Quaresma’nın geriye gelmeyişi bunun en büyük nedeniydi. Quaresma’nın Simao’yla yer değişmesi ve Ernst’in bu kanada desteği biraz durdurdu Fenerbahçe’yi. Aykut Kocaman’ın ilk yarım saat sonra takımı geri çekip devreyi önde bitirme düşüncesi belki de mecburiyettendi. Çünkü Fenerbahçe bu sezon maçın son 20-25 dakikasında güçten düşüyordu. Gücü ekonomik kullanmak düşüncesiyle geri çekildiğini düşündüğüm Fenerbahçe alanı Beşiktaş’a bıraktı. Fakat Beşiktaş da rakip yarı alana organize toplarla, kalabalık hücumlarla yerleşmeyi başaramadı. Yandan gelen birçok ortada topun Almeida’yı geçtiğinde taça çıkması bunun kanıtıdır. Devre biterken yalnızlığın açtığı yarasına tuz basan Dia’yı ancak tekmelerle durdurabilen Ekrem Dağ „ters“ İbrahim Üzülmez etkisi yaratarak (bknz. İbrahim Üzülmez’in soldan gelip sağ ayağıyla attığı gol) takımını soyunma odasına umutla gönderdi. Volkan’ın golden sonra su içmesi de manidardı.

İkinci devreye de Beşiktaş’ın bu kadar hızlı başlaması beklenmiyordu. Evet şans golüydü İbrahim Toraman’ın attığı, ancak önemli olan her zaman o şansı zorlamaktır. Skor üstünlüğünü ele geçiren Beşiktaş sağlı sollu geliştirdiği ataklarla bu sefer maçı koparabilecek takımken Hugo Almeida’nın karşı karşıyalardaki beceriksizliği bunu engelledi. Beşiktaş’ın bu süreçte, yani ikinci yarının ilk 15 dakikasında, biraz geriye çekilip kanatlara isabetli paslar kullanması etkili oldu. Yine bu süreçte Lugano ve Ferrari eşleşmeleri kırmızı kartın , en azından penaltının, sinyallerini veriyordu. Cüneyt Çakır’ın Ferrari’nin „künde“sini görememesi en büyük hatasıydı. Bazen futbolcular pası atacağı arkadaşını göremiyor, bazen de hakemler… Öyle ki Ferrari de Lugano’ya attığı dirsek esnasında hakemlerin tam onu görebilecek açıda olduklarını görmedi. Gökhan Gönül’e de ikinci sarı karttan bir kırmızı kart gerekirdi.

Ferrari’nin kırmızı kartı görmesiyle işler tamamen tersine döndü ve oyuna Aurelio’nun girmesiyle Schuster elindeki 1 puanı da rakibine hediye etti. Sarı kart görmüş olsa da Necip’in sahada kalması, enerjisinden yararlanılması gerekirdi. Guti’nin, Simao’nun oyundan nasıl düştüğünü gördük. Bunun olabileceğini düşünemeyip Simao-Fernandes değişikliğine gitmemesi Schuster’in düştüğü en büyük gafletti bu akşam.

Kırılma anları çoktu. Ferrari ipi inceltti, Alex’te ipi kesti. Alex’in 3 golle bitirdiği sanırım ilk derbi oldu. Şu anda Alex’e yine methiyeler düzülüyordur. Yarın da manşetler Alex’li olacaktır. Ancak sahneye rakip 10 kişi ve orta sahasını bomboş bıraktıktan sonra çıktığını es geçmeyelim. Birini övmek için oyuncunun ne yaptığını irdelerken, neyi, ne zaman yaptığını da göz önünde bulundurmalı.

Beşiktaş sezon boyunca istikrarlı bir ilk 11’e sahip olamamasının en acı sonucunu bu akşam tattı. Haftalardır oynayan Nobre, Aurelio, Bobo ve Sivok’un ilk 11’de olmaması kalitelerinin yetersizliğindense önceki maçlarda oynarken çok mu kalitelilerdi de oynadılar Schuster’in açıklaması gerek. Beşiktaş sezon bitene kadar bu istikrarsızlığına devam ederse 17 maçta ancak 17 puan alabilir. Hedefini de başka bir türlü tutturabilir.

Sezona çalkantılarla başlayan Fenerbahçe’nin sabırla bugünlere gelmesine diyecek fazla söz yok. Tebrikler. Şampiyonluk için gönlüm çeşitliliğin artmasını istemem nedeniyle Trabzon’dan yanadır. Ancak eğer Trabzon yarınki maçta strese girip puan kaybederse Fenerbahçe bu rüzgarıyla şampiyonluğa çok yaklaşır.

Not: Maçı katledenin Ferrari’nin dirseğinin değil de Cüneyt Çakır’ın olduğunu haykıran Beşiktaş taraftarını da, maçı katlettiğini iddia ettiğini Cüneyt Çakır’ın Ferrari’nin kündesini görmediğini ekleyerek mantıklı düşünmeye davet ediyorum.

sevgiler volkanbk3

Futbol endüstrisine yön veren yazı-tura oyunu

Bu yazı 07.12.2010'da volkanbk3.com'da ve Bilgi Üniversitesi Dergi Bilgi Kulübü'nün çıkardığı aylık dergi Potansiyel'de yayımlanmıştır.

Derbi öncesi yayınlayayım dedim. Genel Kültür niyetine...


Ekonomik krizin arttığı dönemlerde yarışma programları her zaman televizyonlarda en fazla yeri kaplar ve de çok ilgi çeker. Son bomba yarışmamız da „Canlı Para“ oldu. Ne zaman bir spor sorusu çıksa, genelde de futbol soruları çıkar, kendimi yarışmacının yerine koyar ve yarışmacının ne kadar parası varsa sanki hepsi kendiminmiş gibi tüm paramı belirlediğim şıkın üstüne bırakırım. Fakat bayram esnasında yayınlanan programlardan birinde sorulan soru ben dahil evdeki tüm kafaları karıştırdı.

“Yanlış bilgi„ yarışması

Soru başlığı „Büyük Maç“tı. Bu başlığa uygun şıklar gözüktü. Soru ise „Aşağıdakilerden hangisi derbi değildir?“ idi. Şıklarda şöyle sıralandı: Fenerbahçe-Kasımpaşa, Bursaspor-Kocaelispor, Galatasaray-Trabzonspor. Cevapsa Bursaspor-Kocaelispor olarak açıklandı. Yani aslında derbi olmayan Galatasaray-Trabzonspor maçı bu kategoriye alınmıştı. „Nasıl yani?“ demeyin. Galatasaray-Trabzonspor maçı bir derbi değildir! Neden mi?

Bugün bütün futbol endüstrisinin en büyük parçası olan “derbi maç„ların adı bir yazı-tura oyunu sonunda belirlenmiştir. Çok da ironik değil mi? Masum bir iddiadır yazı-tura oyunu ama işin içinde yine para vardır.

Bu terim lugatımıza İngiltere’den girmiştir. Şu anda Büyük Britanya olarak bildiğimiz yer eskiden de aslında şimdi olduğu gibi İngiltere, İskoçya, İrlanda gibi kontluklara bölünmüştür. İngilizler Derbyshire’da konuşlanmıştır ve artık onlar Derby Kontluğu’dur. Kontluğun başına geçen de „Earl of Derby“ denmektedir.

Anlatılara göre Londra, Charshalton, Epsom’da 1778’de Derby’nin 12. Kontu Edward Smith-Stanley (neredeyse bütün kontların adı da Edward) ve arkadaşlarının katılacağı bir akşam yemeği partisinde iddiasına at yarışı düzenlenir. Yarışlar heyecan dolu geçer. Derby Kontu, Sir Charles Bunburry ile yarışın adını kimin onurlandıracağına karar vermek için yazı tura atarlar. Ve Derby kazanır. Daha önce Epsom bölgesinin adıyla anılan (Epsom Stakes) yarışlara bundan sonra „Derby Stakes“ denmeye başlar.


Derbi mi değil mi?

Günümüzdeki kullanımı ise oldukça karışıklaşmıştır. Her spor dalındaki mücadeleler için kullanılabilen derbi kelimesinin yaygın olarak en çok görüldüğü yer popülerliği nedeniyle futbol mücadeleleri. Geleneğe çok bağlı olan ve modern futbol organizasyonunun da kurucularından olan İngiltere’de bu derby, türkçe olarak derbi, tabiri aynı şehrin iki takımı arasında oynanan maçlar için kullanılmaktadır. Ancak artık pazarlanan futbol oyunu hem heyecanı dolaylı olarak da satışlarını arttırmak için derbi tabirini aynı şehrin iki takımının dışında, şehirlerarası, bölgesel ya da maddi açıdan kuvvetli iki ekibin karşılaşması olarak da kullanmaya başladı. Elbette iki şehrin tarihsel geçmişleri arasında yaşanan gerginlikler de o maçları “önemli„ kılar Ancak onları derbi yapmaz.

Yarışma programında sunucu Engin Altan Düzyatan’ın savunusu, Galatasaray-Trabzonspor mücadelesinin derbi olmasa da büyük maç olduğu için “derbi değildir„ sorusunun “kapağı açılan„ cevaplardan olabileceği yönündeydi. Ancak Bursaspor ve Kocaelispor arasında oynanan bir çok mücadelede 90’ların başında büyük maç olarak görülmekteydi. Bu durumda Bursaspor-Kocaelispor maçı da bir dönem büyük maç olduğu için derbi değildir sorusunun kapağı açılan cevabı olabilirdi.

18 Şubat 2011 Cuma

Sonunda Bu Gece Kesişiyor Yollarımız...

...Aynı anda başka insanlara, 
Seni seviyorum demişizdir
Mutlak güven duygusuyla, 
Başımızı başka omuzlara dayamışızdır.
Olamaz mı, olabilir...
Onca yıl sen burada
Onca yıl ben burada
Yollarımız hiç kesişmemiş...

Seni Seviyorum,
Bekle almaya geliyorum...

14 Şubat 2011 Pazartesi

Galatasaray'da Kaleci Sorunu Yok

Galatasaray'da bir kaleci sorunu yok aslında. Bu kadar çok kalecinin gelip geçtiği ama dikiş tutturamadığı bir kalede başka sorunlar aramak gerek. Biz Çoban Salata olarak 2009'dan beri bu sorunu arıyoruz mesela. Sonuç itibariyle vardığımız durak senelerdir bir başkası değil hep Nezih Ali Boloğlu oldu. E sayalım hep beraber: De Sanctis, Leo Franco, Fevzi, Orkun, Aykut, Ufuk, Zapata... Bu adamların hepsi kötü kaleciler mi? Hayır değiller. Bu adamlar Galatasaray kalesine geçtikten sonra ilerleme kaydettiler mi? Hayır, asla. Bu adamlardan kaç tanesi Galatasaray'da maç kurtardı? Bir elin parmaklarını geçmez, hangisi olduğunu da hatırlamayız. Demek ki sorun aşikar. Bu adamların topu dallama olmadığına göre, hepsi Milli Takımlar düzeyindeyken Galatasaray'a gelip dip yaptıklarına göre, ötesinde De Sanctis hariç gerisi kariyerlerini bitirme noktasına geldiklerine göre denilecek tek laf; göz göre göre Nezih Ali Boloğlu! Sevgili Boloğlu ile asla kişisel bir problemimiz olamaz. Her gelen Teknik Direktör kendisini gayet beyefendi ve geçimli biri olarak tanımlamış, teknik kadrolarında bulunmasından asla rahatsız olmamıştır zaten. Ancak beyefendilik futbolda bize özellikle performans açısından ne kazandırır? Hiç bir şey.

Bellidir ki profesyonel sporculuğu döneminde çıktığı resmi maç sayısı toplamda 2 sezonun toplam maç sayısını zor bulan ve kariyerini "hep yedek kaleci" olarak geçirmiş bir adamın böylesine büyük bir camianın kalesindeki adamlara verecekleri çok kısıtlıdır. Mondragon bile son 1-2 sezonunda bir hayli geriye gitmiş, minare yıkılsa da mihrabı yerinde olduğu için Galatasaray bundan pek etkilenmemiştir. Her ne kadar takım savunması denilen kavram seneden seneye çöküyor olsa da Galatasaray kalesindeki adam en azından senede 3-5 maçı kurtarabilecek şekilde hazır ve teyakkuzda bekleyen adam olmalıdır. Bugün Casillas, Van Der Saar, Victor Valdes büyük takımların kalelerinde olmalarına rağmen her an savaşa hazır Gladyatörler gibi tetiktelerse bu çok iyi çalıştıklarından, çalıştırıldıklarındandır. Demek ki Galatasaray kalecisi iyi çalıştırılmamakta, hatta kafa olarak da o kaleye geçmeye hazır hale getirilememektedir. Kaleci antrenörü bu yeterlilikleri gerçeklemesi gereken adamdır ve buna ilaveten yeni bir kaleci transferi olacaksa bu transferde Teknik Direktörü yönlendirip o kalenin ağırlığını kaldıracak kaleciyi seçecek otoritedir. İşte bu noktada soru şudur: Boloğlu otorite midir Allah aşkına?

Galatasaray'da kaleci sorunu yoktur. Sağ bekten, oyun kurucudan, forvetten önce falan Galatasaray "Kaleci Antrenörü" transfer edip Nezih Ali Boloğlu'na teşekkür etmelidir. Yoksa en yakın zamanda Polat'a teşekkür edilecektir. Hattı zatında ben bugünden Polat'a teşekkür ediyorum mesela.

Galatasaray'da 1 numaralı sorun Kaleci Antrenörü, 2 numaralı sorunsa 9 senedir bunu göremeyen Yönetimlerdir.

Yorumsuz

Kaynak: Fanatik Gazetesi

13 Şubat 2011 Pazar

Temaşaa Sanatı ve Sanatçı


Benim söylecek sözüm yok. Sadece defalarca kez izlemek istiyorum. Futbol bir temaşaa sanatıysa bu adam sanatçı demek ki...