Sayfalar

12 Haziran 2009 Cuma

Usta, Balıkçı ve Nick'in Lanetli Ruhu


4. maç, sonu birbirinden çok farklı 2 farklı perdenin sahneye konulması gibiydi. 1.perdenin kahramanı Van Gundy’nin Magic’i iken 2. perdenin kahramanı Jackson’ın Lakers’ı ve tabii ki bu sezon nerde olduğunu merak etiğimiz Derek Fisher oldu.

1.perde

3. maç yazısından sonra blogta ve NBAKolik’teki en önemli tartışma Magic’in %63 şut yüzdesiyle maç kazanması üzerineydi. Neredeyse herkes Magic bu kadar iyi şut atarken bile maçı son saniyelerde Lakers’ın kötü hücumuyla kazanabiliyorsa burada bir sorun var dedi. Bu denilenlere benim yorumlardaki cevabım da Lakers’ın üstün hücum ribaundu performansı ile Kobe’nin ilk yarıdaki üstün oyunu oldu. Magic böyle şut atamazsa maç kazanamaz bir daha yaklaşımının aslında çok da açıklayıcı ve doyurucu olmadığını gösteren bir maç oldu 4. maç bu açıdan. Maç kazanmak için illa iyi şut atmak gerekmediği, penetrelerin, savunma ribauntlarının, rakip boyalı alanda agresif olmanın ama en önemlisi dengeli savunma yapmanın maç kazandırabileceğini gördük.

Van Gundy soyunma odasında maç önü konuşmasında şu sözleri söylerken onun ne kadar iyi bir analizci ve koç olduğunu tekrar gördük “Siz oyununuzu oynayın, hücum ribaundu vermeyin, potanızın hakimi olun”. Basketbol çok basit bir oyun ve basit oynayan kazanıyor. 3. maçta kenardan Alston’a bağırırken Koç Van Gundy ağzından şu sözler dökülüyordu “Solid and Simple!” düzeltilmiş Türkçe çevirisiyle “Garanti ve basit oyna”. Riske girmeye, mucizevi hareketler yapıp inanılmaz basketler atmaya gerek yok. Doğru yerde pas ver, doğru yerde şut at, yanlış eşleşmeleri kullan, topu dolaştır. Belki de bu yüzden Hidayet Van Gundy’nin 1 numaralı adamı, belki de bu yüzden Hidayet bu takımın en çok göze batan adamı. Üşenmeden pas yapıp boş adamı, en uygun şutu aramayı Avrupa’da yetişmiş olması ve zihniyetle yoğrularak NBA’e adım atmış olmasıyla çok iyi biliyor ve yapabiliyor. O yüzden fark yaratıyor. Belki çok atletik, çok kuvvetli, inanılmaz bir skorer ve harika bir savunmacı değil ama basketbolu basit oynamayı becerebilmesi onu bir anda en ön plana taşıyor.

3. maç yazısında Jackson’ın savunma planını değiştirmesi gerektiğinden yoksa bu adam riske etme işinin başına dert açacağından bahsetmiştik. Ama Jackson Howard yoğun savunma stratejisinde değişikliğe gitmeyi tercih etmedi. Bu ona hem yığınla faul problemine girmiş oyuncu ve oyun planının bozulması hem de bomboş atışlar bulmuş Lee ve Alston olarak geri döndü. Alston herkesin beklediği gibi berbat oynamadı, rezalet şut atmadı, ilk devrenin sonunda takımının 2. skoreriydi. Lee boş şutlarını sokamayınca ilk çeyrekte bu Lakers’ın oyuna tutunmasını sağlayan faktör oldu apaçık. Ama Bynum’un zerre oyun zekası olmadığı ve basketbolu yeni yeni öğrenmeye başlıyor olmasının yanında Hidayet’in zekası, Howard’ın diğer maçlar aksine her iki pota altındaki agresifliği Jackson’ın değiştirmediği savunması ona pahalıya patladı. Devre arasında soyunma odasında söylediği “Bir şeyleri yanlış yapıyoruz” sözleri aslında durumu gayet iyi açıklıyordu. Lakers yedekleri kayıp, savunması berbattı ilk devrede. Howard tek başına Lakers kadar ribaunt almış, Lakers pozisyon yaratamamış sadece 5 asistte kalmışlardı.

2.perde

Jackson o soruyu sorduktan sonra devamında neler konuştu, oyuncularına neler söyledi duymak isterdim. Lakers öyle bir giriş yaptı ki 3. çeyreğe Magic hamle bile yapamadı onların art arda gelen yumruklarına. Arıza adı gibi bela oldu Magic’e. İlk devre ne Hidayet’i savunabilmiş ne de hücum edebilmişti, ama 3. çeyrekte sanki yeniden programlanmış bir terminatör gibi çıktı sahaya. Attığı sayılardan daha önemli olan belki de Hidayet’e 4. faulünü aldırıp onu kenara göndermesiydi.

3. çeyrekte yağmur gibi yağarken Lakers Magic’in şemsiyesi yırtıldı adeta Hidayet’in kenara gelmesiyle. Bütün sezon boyunca Hidayet’in yokluğunda sorumluluk alan, oyun kuran, bir şeyler üreten adam Johnson Nelson’a feda edildiği için başka alternatif de kalmamıştı. Ne yazık ki Hidayetsiz Magic sudan çıkmış balık gibiydi. Klasikleşen hep böyle oynayamazlar, böyle atamazlar totemini bu kez Lakers için düşündü herkes ki öyle de oldu son çeyrekte ve geriden gelip öne geçen takım bu kez Orlando oldu.

4. çeyrekte akıllı ve yavaş hücum etmek isterken Lakers Hidayet’in geri dönüşüyle kafaca ilk yarıdaki oyuna dönen Magic biraz daha üretken, biraz daha toparlanmış görüntüsüyle maçı almaya niyetlendi. Pietrus’un ve Hidayet’in hem savunma hem de hücum çabaları hele hele Hidayet’in son 5 sayısı maçı da getirmişti zaten Magic’e, ama 2. perdenin yazarı Jackson basit hatalardan doğan ufak şansları öylesine iyi değerlendirip oyuncularına ne kadar güvendiğini öylesine güzel gösterdi ki o 9 yüzüğü nasıl kazandığını bir kez daha anladık. Son topta Fisher’ı tercih etmesi, Magic’in savunma stratejisini öngörüsü kendisine takılan “Zen Master” lakabının ne kadar doğru bir seçim olduğunun ispatıydı.

1.perdede analiz yeteneğiyle övdüğümüz Van Gundy’nin maç içi hamleler ve maç sonu oynatmak konusunda, rakibi hatta ustası Jackson’dan ne kadar geride olduğunu da görmüş olduk. Anlamsız Nelson tercihi, bütün uzatmayı onunla oynaması, Hidayet’e alternatif olabilecek set çizememesi ve B planlarının eksikliği ile defterindeki alternatif plan sayısı z’ye kadar giden Jackson’ı bu maçta geçmesi mümkün değildi. Maç önü konuşmasında “En önemli maç bu maç, her şeyiniz vermenizi, elinizden gelen her şeyi yapmanızı istiyorum!” diye uyarırken takımı aslında ne kadar baskı altında olduğunu da gözler önüne seriyordu bir taraftan. Seri başlamadan önce vermiş olduğu demeçte Jackson’la ilgili olarak “Phil Jackson ile beni ve kariyerlerimizi kıyasladığınızda benim oynadığım Playoff maçı sayısından fazla playoff serisi kazandığını görürsünüz. Kıyasladığımızda ben onun yanında bölgesel bir ligde göreve yeni gelmiş çaylak bir antrenör gibi kalıyorum.” demişti. Bu maç gerçekten bunu hissetti ve birebir yaşadı Van Gundy.

Jackson ilk devredeki savunma şeklini fazla değiştirmeden ufak ayarlamalar yaptı. Odom’lu 5’inde zaman zaman Ariza yerine Hidayet’e Odom’u vermesi, Kobe Bryant’ı Lewis’le eşleştirip agresif savunmasında top almasını engellemesi maç içi ufak farkları oluşturdu. Maç almak için bunlar da yeter dediğimiz yazının ilk bölümündeki cümleyi bu sefer uygulayan Lakers oldu açıkçası. İyi şut atamadılar ama geri kalan her şeyi çok iyi yapıp biraz hücum ribauntlarını da zorlayınca fark ortaya çıktı.

Cavs eşleşmesinde “Sinir harbini daha önce yaşamış olanlar kazanır” diyip Lebron ve arkadaşlrının tecrübesizliğinden dem vurmuştuk. Bu sefer aynı cümleyi Orlando Magic için kullanmakta sakınca yok. Jackson, Kobe, Fisher ve arkadaşlarının Final tecrübesi bu sefer fazlasıyla ağır bastı Magic tarafına. Sinirlerini aldırmış bir resim veren bu üçlü ve görevlerini bıkmadan, vazgeçmeden yapan diğer Lakers oyuncularını da kutlamak gerek. Artık şampiyon gibiler, 5. maçı Lakers alsa da bu güvenle yüzük onlara daha yakın. Usta Koç, uzun zamandır oltasına balık vurmayan ama bugün en büyük balığı tutan balkçı ve tabii ki zor dakikaların adamı bu yoldan ilk kez geçmiyorlar.

Perde Kapanırken

Oyunun sonunda söylenecek 2 söz var Magic açısından. Birincisi Lewis’in ve Lee’nin kayıp olduğu bu gecede Hidayet’in bu resitaline, Howard’ın bu savunma azmine yazık oldu. 2. maç gibi oldu aynen ve arkadaşları Hidayet’i onurlandıramadılar. İkincisi ise serbest atışların Magic tarihindeki kapkaranlık lekesi. Nick Anderson’ın kaçan serbest atışları gözümün önüne geldi, 4. çeyrekte Hidayet ve Howard her kaçırdıklarında. Son pozisyonda Howard bir tane bile sokamayarak adeta Nick Anderson ile kader arkadaşlığına soyundu. Yüzük belki de bir serbest atış kadar yakındı Magic’e ama bu takımın en önemli iki adamı Nick Anderson’ın ruhuna teslim oldular.

Ne olursa olsun basketbolseverler için muhteşem bir şölen oluyor NBA finalleri. 2 uzatmalı, son saniyelere kalan maçlarla dolu harika bir seri. Lebron – Kobe kapışması istiyordu herkes. Artık Lebron’ı hatırlayan bile yok neredeyse, hatırlayanlar ise iyi ki olmamış diyor, hiç değilse tek kişik şovlar değil de basketbol izliyoruz.

Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler.

11 Haziran 2009 Perşembe

Los Galacticos - Kaka - Ronaldo

Beckham Madrid havalimanına ayak bastığı andan itibaren onun ve karısının peşinden ayrılmayan basın ordusu hem takım arkadaşlarını hem de bir süre sonra taraftarları çok rahatsız etmişti. O dönem kontratını uzatır mı uzatmaz mı diye konuşulurken Amerika davası çıkınca Capello onu rafa kaldırmış, takımdan fazla konuşulan isim yine Beckham olmuştu.

Los Galacticos'un birinci oluşturulması çok da verimli olmamış, bir süre sonra yıldızlar teker teker takımdan kopmuş ya da gönderilmişti. Perez'in bu ikinci Galacticos açılımının 1. ayağı Kaka oldu. 2. ayağı bir kaç saat önce Ronaldo olarak şekillendi. 3. ayak olarak da Villa'dan söz ediliyor. Gelen Kaka ve Ronaldo'nun ücretlerini mevcut yıldızlarla kıyasladığımızda en az 2 kat bir fark ortaya çıkıyor. Kaka'nın özel hayatını ve kişiliğini gayet iyi biliyoruz; sakin, dindar ve uyumlu. Ama sıra Ronaldo'ya gelince iş değişiyor. Bir çoğumuzun bir senede aldığı gömlekten fazla sayıda ve çok büyük bir hızda sevgili değiştiriyor. Seks alemleri düzenlediği basına sızıyor. İçtiğinde tozuttuğu biliniyor. Ukalalığını, hız ve araba tutkusunu dünya alem biliyor. Sahadaki oyun karakteri asla paylaşmak ve çoğaltmak üzerine değil tam aksine bitirmek ve tek başına büyümek üzerine. Şampiyonlar Ligi finalinde Rooney'nin nasıl çıldırdığını hatırlarsınız herhalde. Spor muhabirlerinden çok magazin muhabirlerinin objektifinden yansıyor resimleri sütunlara. Ve artık Real'in en çok kazanan adamı Ronaldo.

Bu şartlar altında ve "İngiltere'de bunları yapan adam İspanya'da neler yapmaz!" denilirken, hatta ve hatta Akdeniz insanı İspanyolların İngilizler gibi rahat adamlar olmadığı, Ronaldo'nun skandallarını kaldıramayacağı akıllara düşmezken, Real nasıl verecek ödenen paraların hakkını. Hele bir de üstüste 2 maç verilsin, ya da Barcelona'ya kaybedilsin o Euroların her centini burnundan getirmez mi Real seyircisi Perez'in? Çok büyük paralara çok büyük bir bomba aldı kucağına Perez, üstelik bombanın pimi çekili. Ya rakiplerin üzerine atamadan elinde patlatırsa?

10 Haziran 2009 Çarşamba

Sucuklu Yumurta

Güya 4,5'ta yediğim yemekten sonra 1 saat masa tenisi ve 1 saat halı saha maçı yapacak ve gece bir şey yemeyecektim. Ama gözüm döndü akşam içim ezilince, uykum açıldı, yerimden zıpkın gibi fırlayıp dolaptan kaptığım gibi tık tık tık dilimledim sucukları, kırdım 2 yumurtayı üstüne, bandıra bandıra, delicesine yedim sıcak sıcak. Şöyle bi içim kavrulmadı, hararet basmadı değil ama özlemişiz be kardeşim. O buram buram kokusunu, sızan yağını, yumurtanın beyazıyla bütünleştiği ve hafifçe kızardığı kenarlarını görünce, hele hele ekmeğimi bandırıp, ekmekten yumurtanın sarısı damlarken o lokmanın bir cenahına bir de sucuğun yağı ilişmişken kendimden geçtim, eridim, bittim yemeye doyamadım. Seviyorum be!

Ünilig, Yönetim Yanlışları ve Sakarya’nın Macerası

Üniversiteler Ligi’nde bir değişiklik olmadı ve yine Ankara takımlarının liderliğinde ve şampiyonluğunda sona eren bir Lig yaşandı. Daha önceki yazılarda hep Üniversiteler Ligi’nin sisteminin yanlış olduğundan, bu sistemle ne doğru düzgün oyuncu yetişebileceğinden ne de Üniversite kulüplerinin kurumsallaşabileceğinden bahsettik. Bu sezonki sonuç, önceki seneler gibi aynı senaryonun tekrar filme çekilmesi oldu. Ve hepimiz sıkıldık, hepimiz bunaldık.

NFLTr’de bu yıl başladığım yazarlığımın yanı sıra, hatta ve aslında Sakarya Üniversitesi Korumalı Futbol Kulübü’nün Başkanlığını yürütüyorum. 2007’de göreve geldiğim günle bugün arasında 2 kez TBSF federasyonu değişti. Sporcu-öğrenci arkadaşlarımın kafasındaki kendimizle ilgili soru işaretlerinin çoğunu halletmişken, halen büyük bir kısmının aklında Federasyon ve sporun geleceği ile ilgili bir yığın soru ve şüphe var. Yavaş yavaş hem bunları hem de yaşadıklarımızı paylaşmak istiyorum sizlerle.

2 sezondur farklı federasyonlar görevde olmasına karşın Üniversiteler Ligi başlamadan 1 hafta öncesine kadar lig nasıl tertip edilecek, kim hangi grupta, seri başı var mıdır, gruplar kaçarlı olacak, kaç maç yapılacak vs. vs. soruları cevap bulmuyor. Tertip edilen resmi bir ligin başlamasına üç gün kala bunlar belli olursa, ne doğru düzgün o lige katılacak takım ne de o ligi götürecek ekip, ekipman, yan faktörleri tamamlayabilirsin.

Öncelikli sorun hem Sakarya’da hem diğer illerde muhtemelen maç yapacak sahadır. Liglerin başlama tarihi, katılacak takımlar lig başlamadan en az 1 ay önce belli olmadıkça, Korumalı Futbol’da saha sıkıntısı kanayan bir yara olarak kalacaktır. Üniversitelerin açılış tarihleri birbirine çok yakın olduğuna göre, ligin başlama tarihi de yaz aylarında kriterleri ile belirlenmelidir. Katılım için konulan başvuru tarihinde kriterleri sağlayan takımlar hesaba katılıp fikstür ve organizasyon taslağı kolaylıkla belirlenebilir. Taslak Üniversitelere gönderilir ve konulan belli cevap süresi sonunda gelen – gelmeyen cevaplara göre kesinleşir. Örneğin Lig Ekim 20’de başlayacaksa bu işler 20 Eylül’de kesinleşmiş, son bulmuş olur. Ona göre Gençlik Spor Müdürlükleri, Belediyeler ve Üniversite Yönetimleri ile masaya oturulur, sahalar aylar öncesinden bağlanır. Bu iki seneyi hatırlayalım örneğin. İlk maçımız geçen sene Bilgi Üniversitesi ile, Lig Cumartesi başlayacak, maç tarihi ancak Pazartesi kesinleşti, biz yırtınarak şehir dışındaki bir sahayı Perşembe günü koparabildik. O da benim Gençlik Spor İl Müdürü ile 13 senelik bir dostluğum olması sayesinde olabildi ancak. Bu sezon 2. hafta fikstürü sezon başı ilan edilip sonra Kurban Bayramı diye ötelendi. Ben 2 maç Üniversite’den 1001 zorlukla aldığım ve bakımını büyüklerimizin ılımlı yaklaşımı sonucu ertelettiğim sahada dediğim tarihte 1.maçımı yapamadım, 2. maçımda da mağlup olunca bir anda “Bunun için mi verdik sorusuna” muhatap kalabilecek bir hale geldim. Halbuki maçları zamanında ve hazırken yapsam belki de 2 galibiyetle gruptan çıkan benim ekibim olacaktı. Düzensiz ve eksik bir organizasyon geçen sene çeyrek final yapan takımı bir anda o iş tesadüf mü? sorusuyla karşı karşıya bıraktı ki kökeninde Saha sıkıntısının verdiği stres ve son güne kadar saha ayarlayıp onu oynanabilir getirmeye çalışan oyuncuların yıpranmışlığı ve üzerlerindeki baskı yatar.

Pahalı bir spor olan Korumalı Futbol’u devam ettirebilmek, iyi bir yerlere getirebilmek ve bu kültürü yerleştirebilmek için en elzem ihtiyaç mutlaka ve mutlaka malzeme. 2007’de elinde sağlam 22 shoulder pad ve 18 kask olan takımı bu sezon sonu itibariyle Kulüpler Ligi’ne katılabilecek duruma getirdik. Ancak 2 senedir çektiklerimi bir ben bir de Allah biliyor. Eşime, evime, aileme ayıramadığım zamanı hep Korumalı Futbola ve kulübe ayırmak, her anı “Takımı nasıl daha iyi bir konuma getiririz?” diye düşünerek geçirmek, para peşinde koşmak, defalarca reddedilmek, antrenmanı ayrı deplasmanı ayrı maçı ayrı oyuncuların ruh halini, derslerini ayrı düşünmek, kurum içi sorunlarla ve bürokratik engellerle savaşmak herkesin katlanacağı şeyler değil. Oyuncularım zaman zaman soruyorlar bana “Neden Hocam, neden bu kadar parçalıyorsunuz kendinizi?” diye. Net bir cevabı yok aslında, aşk var, tutku var içinde, paylaşmak var ama kesin şudur diyemiyorum. Onları sahada görmek çok mutlu ediyor beni. Malzemeleri, formaları, topları tam olarak çıkıyorlar ya sahaya bir an zaman duruyor benim için.

Fazla uzatmadan özetleyelim malzeme ve para mevzusunu. 2 seneyi aşkın süredir hediyelik eşya satmaktan, bağış toplamaya, sponsorluk görüşmelerinden, takvim yaptırmaya envayi çeşit yol denedik para bulabilmek için. Hem alın terimizle kazandık parayı hem de sonunda bir sponsor bulabildik ama sponsor benim ortaokul ve liseden çok sevdiğim bir dostum. Formaları yaptırdık ama bunu yapan da bizim okuldan Ankara’da yaşayan bir işadamı arkadaş. Bu mudur yani Korumalı Futbol’un gelişimi, ilerlemesi? Bu mudur Balkanlar’a yayılıyoruz, tabana iniyoruz? Bir kişi bir şeye ihtiyacınız var mı diye aramadı 2 senedir Federasyon yetkili kurullarından (Fatih Gökova ve Metin Bey’i hariç tutuyorum). Arandığımız zaman sorulan soru şu : Maça çıkıyor musunuz, sahanızı ayarladınız mı? Bu mudur bir sporu federe etmek, yönetmek. Bu adamlar neler yapıyorlar, nereden malzeme bulup çıkıyorlar maçlara, paraları var mı, sahayı nasıl ayarladılar, deplasmana nasıl gidecekler diye kimse sormuyor. Çoğu Üniversite takımı bizim gibi SKS’ye bağlı (ki bu sene Rektörlüğe bağlanmayı başardık) ve öğrenci kulübü konumunda. Üniversite’den alınan maddi destek sıfıra yakın, ancak kampus içi ihtiyaçlar karşılanabiliyor, onlar da kısıtlı oluyor. Peki bu şartlar altında bu kadar Üniversite takımı nasıl var oluyor ve bu lig yürüyor? Bunun adı mucize başka bir şey değil.

Anlatacak aslında çok şey var ama şimdilik bu kadarla yetinelim. Gözüken o ki Üniversite takımlarına bakış açısı değişmedikçe ve Korumalı Futbol’un tanıtımı için ciddi atılımlar yapılmadıkça her sene aynı sıkıntılarla boğuşacağız.

İlk defa buradan açıklamış olalım; Sakarya Üniversitesi Spor Kulübü altında branş olarak Korumalı Futbol’u açtık ve gelecek sene bir aksilik olmazsa Kulüpler Ligi’nde de mücadele etmek için başvurularımızı yapacağız. Sakarya, Kocaeli veya yakın illerde ikamet eden Futbol tutkunlarını antrenmanlarımızın başlamasıyla birlikte Sakarya Üniversitesi’ne bekliyoruz. Mezunlarımız, halen Üniversite takımında oynayanlarımız ve bu işe gönül vermişlerle iyi bir çaylak sezonu geçirmek istiyoruz Kulüpler Ligi’nde.

İlerleyen yazılarda görüşmek üzere…

Bilgi için: http://www.afkulubu.sakarya.edu.tr/

Orlando Magic Salvation

Van Gundy’den sağlam birer fırça yedikleri belli olan Alston ve Howard bu maçın kazanılmasındaki en büyük etkenler oldular. Hep Alston’ın soktuğu 1 ekstra şut, attığı 1 fazla sayı Orlando’ya maç kazandırır derken dün akşamki gibi bir senaryodan bahsediyorduk aslında. Big Three 60-70 sayı arası bir katkıyı yaparken onlara ekstra sayılarla destek verecek, topu elinde bulduğunda ona bomba muamelesi yapmayacak 4. ve 5. lere ihtiyacı vardı Orlando’nun. Cavs serisi 5. maçını hatırlayalım, Alston’ın 26 sayıyla herkesi şok ettiği maçı. Bir anda rakibin dengesi bozuluyor Alston üretim yapınca. Riske edilen adam isabetli oynarsa mecburen ödün vermek durumunda kalıyor rakip sert ve yardımlaşmalı savunmadan. Aslında basketbol ne kadar basit bir oyun.

İlk yazıda Kobe’yi durdurmanın yolu olarak boyalı alanın köşelerinde onu bekleyen uzunlar formülünün işe yarayacağından bahsetmiştik. Howard – Gortat zaman zaman da Battie’nin değişkenler olarak kullanıldığı bu formül 2. maçta Kobe’yi yavaşlatmıştı. Ancak o formül denenirken çoğunlukla Redick’in sahada olduğunu da unutmamak gerek. Savunma yönü hep aksayan, çok kolay geçilen bir adam Redick, Kobe ile zaten eşleşmiyor ama perdelerde onu Kobe üzerinde bırakmaya çalışarak çok ekmek yediğini de Koca Phil’in yadsımamak gerekir. Neyse konumuza dönelim. 3. maçta bu uygulamayı özellikle Gortat oyundayken hücum kapasitesi çok sınırlandığı için Van Gundy daha kısıtlı tutarak onun yerine daha akılcı bir Kobe-stopper bulmuş. Adamı Kobe’ninyanlara gitmesini engellemek amacıyla Howard ya da o an oyunda olan uzun her kimse onun bulunduğu tarafın tersine doğru ayak çıkartarak Kobe’yi içeri uzuna doğru sürdü her fırsatını bulduğunda. Bu pozisyonlarda Kobe iyi perde yakalamışsa cezayı kesti, perde kötüyse dengesiz şut atmak durumunda kaldı. Bu sırada Kobe’ye doğru 3. adamlar tarafından uzatılan ellerin de hakkını vermek gerek. Gerçi bu savunma gayet riskli, doğru yapılmadığı her pozisyonda Gasol ya da Odom’la sayı buldu Lakers. Fakat genel olarak bakarsak ilk çeyrekteki muazzam şut performansını bir kenara koyalım Kobe 14’te 3 atmış bu stratejiye karşı 3 çeyrekte. İçeri girmeye zorlandıkça şuta mecbur kalıp dengesiz şutlara ya da fadeaway tarzı girişimlere başvurması onu hem fiziken hem de kafa olarak çok yordu, ötesinde sinirlendirdi. Ve eğer Kobe sinirliyse, dengesi bozulduysa Lakers geri kalan adamlarıyla Orlando’dan ne yaparsa yapsın maç alamaz.

Özet; Orlando’nun Kobe’nin sinirlenmesine, Lakers’ın Kobe’nin sakinliğine ihtiyacı var yüzük için.

Bu playofflarda hep Hidayet’ten bahsedildi, öve öve bitiremedik, bitiremediler. Haklıyız, haklılar. Ancak gözden kaçan bir konu Hidayet’e bunları yapma yetkisi ve iznini veren adamın Van Gundy olduğu. Brian Hill zamanında Hidayet bunları yaptığı anda kenara alınıyor, birçok kez azar sınırında konuşmalara maruz kalıyordu. Bu takım Van Gundy’nin takımı ve bu takımda Hidayet dışında da çok iyi oyuncular var. Dün gece Hidayet’i kilitlediğinde Lakers o adamlar sahne aldılar ve maçı getirdiler. SVG’nin Pietrus tercihini çok eleştirmişti Mehmet, başlarda haklı gibi gözüküyordu belki ama her oyuncunun uygun bir rolü vardır takıma ve o rolün kostümünü giyene kadar birkaç kıyafet değiştirmesi gerekebilir. Sonunda Pietrus’u nasıl ve ne zaman kullanacağını buldu SVG. Hem savunması hem de cesareti ile Pietrus bu playofflarda Magic’in kesinlikle “x” faktörü.

Van Gundy’nin Nelson’ı o ağır sakatlıktan sonra oynatıyor olması çok eleştiriliyor, en şiddetli eleştirenlerden biri de benim ama gözden kaçırdığımız bir nokta var.Nelson’ın final serisinde oynaması kararını 1. maç sabahı otelde arkadaşları oybirliği alıp Van Gundy’e bildirmişler. Bu noktada oyuncularının özgür iradelerini kullanmalarına izin veriyor aslında Van Gundy. Ama itiraf etmek gerekir ki Nelson’ı şu iki maçtır, ki benim de istediğim bu, Alston’ı veya Hidayet’i dinlendiren adam olarak bir nevi Johnson’ın görevinde kullanması daha doğru bir tercih oldu. Hem psikolojik olarak sakatlık korkusu hem de antrenmansızlık Fisher (maçın başında iyi şut atsa da devamlılığının kalmadığını bir kez daha gördük) karşısında bile Nelson’ı zor durumlarda bırakırken Farmar’ın onu nasıl rezil ettiğini anlatmak bile istemiyorum, herkes gördü. Johnson’ın sertliği ve yırtıcılığı bir kayıp kuşkusuz, Nelson’ın o ağır sakatlıktan dönüşü her ne kadar moral aşılasa da takıma.

Kobe’yi savunmayı öğrenip, egolarından sıyrılmış Howard, kendini büyük ölçüde frenleyen Alston, Hidayet gibi bir sorumluluk alma makinesi, Lewis gibi bir şutör, Pietrus, Lee gibi artı faktörlerle sahaya her şeyini vermeye çalışan bir Magic’in, bu kafada oynarlarsa diğer 2 iç saha maçını da vereceğini düşünmüyorum. En zoru bu maçtı, 3-0 olur mu sorusu kemirirken insanın beynini, bu kararlı duruşu göstermek herkese gereken cevabı vermek demek.

İlk yarıdaki muhteşem %75’lik şut yüzdesi ve ilk Final galibiyetiyle bu takım Orlando tarihinin en iyi takımı olarak bir kez daha tarihe geçti ve bizler de zevkle tanık olduk.

Yazıyı Van Gundy'nin şu güzel sözüyle bitirelim:

"Just play your game, make our ball movement"

Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

9 Haziran 2009 Salı

Jack and Hedo

Jack : Hedo süper oynadın, harikaydın!
Hedo : Sağol Koca Jack.
Jack : Bu herifler sana ayak uyduramıyor, kontratın da bitiyor, Lakers'ta oynamak isterim demiştin Orlando'ya gelmeden.
Hedo : Baba girme o konulara şimdi.
Jack : Bak OK diyorsan bizim çocuklarla görüşeyim, aldırayım seni LA'e.
Hedo : Bir filminde rol isterim isterim ama.
Jack : Oldu bil, telefonunu açık tut.
Hedo : Çaktırma.

mı dediler acaba birbirlerine diye merak etmedik değil. Hedo itiraf et ne konuştunuz?

Not: Foto ocregister.com'dan

8 Haziran 2009 Pazartesi

Savaş Yeni Başlıyor!

Orlando Magic’in farklı bir takım karakteri var. Bu karakter 2 sezondur Stan Van Gundy’nin elinde farklı şekillere giren bir oyun hamuru gibi adeta. Çok farklı mağlubiyetlerden sonra ayağa kalkışları, maç içi verdikleri farklı fotoğraflar ama ne olursa olsun umut bitene kadar azla vazgeçmemek. Bird’lü, Parrish’li Celtics’e bu yüzden aşık olmuştum zamanında, Magic sevgimi doruğa kaldıran da bu oldu.

İki maçı harman yaparak konuşmak gerek skor 2-0’sa. İster 25 sayı ister 1 sayı farkla kazan maçı, hepsinin ederi azami 1 galibiyet. İşte o yüzden o galibiyetlerin nasıl alındığını ya da o maçların nasıl verildiği çok önemli. Yenilirken başın eğik, yere bakıyorsan, yenilirken omuzların düşmüş ve kaldıramıyorsan inançla işte o zaman bittin demektir. İşte o yüzden bu seri 4-0 bitmez, Los Angeles’a 3-2 Orlando üstünlüğüyle dönülebilir diyebiliyoruz biz de. Hidayet’e, Lewis’e, Van Gundy’e baktım maçların bitiminde, başları dikti, hele 2. maçta, hem de nasıl. Hidayet “Orlando’da görüşürüz” dercesine bakarken Kobe’ye, Lewis koşarak giderken soyunma odasına ve Van Gundy sıkarken Jackson’ın elinigözlerinin içine bakıyorlardı hep rakiplerinin. esaj açıktı: 2. perde yeni başlıyor.

Seriyi değerlendirdiğimiz yazıyı okuyanlar hem reçeteyi görmüşler hem de Kobe’yi nasıl anlattığımıza dikkat etmişlerdir. Yine söyleyelim: Kobe, Lebron James değil. Daha fazla sahip olduğu takım oyuncusu hüviyeti, zekası ve liderlik melekeleri ile tam bir komutan. Gerekeni gerektiği zaman yapan tam bir kurt. O yüzden “Bırakalım Kobe tek başına oynasın” diyemezsiniz, çünkü o hem bir şekilde arkadaşlarını oyunun içine dahil edecek bir formül bulur hem de skor gücüyle patlama yapabilir. Kobe’ye hep ikili üçlü sıkıştırma getirelim diyemezsiniz, bu sefer bir çok oyuncunuz faul problemine girer. İlk maçta 1. seçeneği uyguladı Van Gundy 3. çeyrekte öyle bir patladı ki Kobe, Magic tarumar oldu. 2. maçta 2.seçeneğe yöneldiğinde bu sefer oyun dışında kalan Pietrus ve faul problemine giren bir çok oyuncuyla yedek sırasında yan yana oturuyordu Koç. Lebron’da bu taktik kolayca tutmuştu, çünkü o Kobe değil, Cavs de Lakers gibi bir takım değildi. Kobe’yi durdurmanın yolu olarak ilk maçın son çeyreğinde SVG 2 uzunlu beş oynatırsam ne oluru denedi. Amacı neydi peki? Hemen 2. maçın normal süresi sonunda Hidayet’in yaptığı muhteşem blokta ki pozisyon dağılımını hatırlayalım.Hidayet’i geçen Kobe potaya son şutu atmaya giderken hemen önünde dağ gibi bir Howrad var, Kobe mecburen fadeaway’e kalkarken arkadan yetişen savunmacısı Hidayet topu adeta çalıyor. İşte bu yaklaşım Kobe’yi yavaşlatıp arkadaşlarına katkısını da azaltabilecek cinsten. Boyalı alanın 2 kenarında 2 uzun Kobe adamını geçip içeri dalar dalmaz, turnikesini kesip onu şuta ya da dengesiz pasa zorluyor. Bu formül işe fazlasıyla yarar, neredeyse maçı bile getiriyordu Orlando’ya. O yüzden akıllıca ve özenle yapılacak bu savunmadan vazgeçmemeli SVG. Pietrus hazır savunmada ritmini yakalamış, hidayet de bu kadar konsantre iken Kobe ancak böyle yavaşlıtılır.

İlk maçın ilk çeyreğindeki oyunla 2. maçın genelindeki Magic oyunu umut vadeden, yer yer Lakers oyuncularını ve seyircilerini korkutan, hatta sinirlendiren kıvamdaydı. Bu sürelerde sivrilen ismin ya Hidayet ya da Lewis olduğunu gördük hep. İlk maç 2. çeyrekten itibaren alan daraltmalı ve ikili sıkıştırmaların özelikle Orlando yıldızlarına illalllah getirdiği bir savunmayı oturtmayı başardı Zen Master. Bu savunmadaki odak noktası kuşkusuz Howard’dı. Potaların ve boyalı alanın korkulu rüyasına tam bir kabus yaşattı bu savunma 101 dakikadır. Bu savunmanın asıl amacı Howard’ın topu yere vurmasını engellemek ya da vurduğu anda topu çalmak. Özellikle 2. maçta muhteşem uygulandı bu taktik, Howard tam 7 top kaybetti. Çok yakınına direk topa müdahale etmek üzere el uzatarak gelen adam hem saha içine adımını engelliyor hem de Howard’ı fazlasıyla rahatsız ediyordu. Kendi savunmacısının diğer geçiş ihtimallerini kapamaya çalışmasıyla iyice çizgiye doğru kaymak zorunda alan ve sıkışıp saçma sapan şutlar atan, top kaybeden, bir şeyler üretemedikçe de kendi kendini bitiren bir Howard izledik 2 maçtır. Gözlerimiz 2 maçtır Cavs serisinin 6. maçındaki Duncan – Garnett kırması adamı aradı. O adam oyunu adeta pota altında kuruyor, Orlando vurdukça vuruyordu. Sezar’ın hakkı Sezar’a. Senelerce Shaq gibi bir adamla çalışmış ve neredeyse onun yeni versiyonu olan bu adamla en iyi baş edebilecek isim zaten Koca Phil’den başkası olamazdı.

Diğer eşleşmelere ve oyunculara bakacak olursak Bynum’un kendini ucuz faullerle sabote etmediği sürece Gasol’la birlikte oynadıkları dönemde Orando’ya ciddi sorunlar çıkardığı aşikar. Gasol Lewis’in hem hücum silahlarınınhem de savunma zaaflarının ne olduğunu çok iyi çözmüş ve hep oralardan vuruyor yumruğu. 2. maçta çok verimli oynadı gerçekten. Ariza ise savunmasını her geçen gün içine senaryolar da katarak ilerletiyor. Hidayet’i o kadar güzel yoruyor, o kadar yıpratıyor ki Phil Jackson’ın koltukları kabarıyordur sanırım. Walton oynadığı sınırlı sürede savunma anlamında önemli işler yaparken sanırım Lakers’ın aksayan tek noktası Fisher. Artık iyice yavaşladığını ve şutunun fazlasıyla ritminin bozulduğunu görüyoruz. Karşısında Alston gibi 2 maçtır bir facia ve Nelson gibi sakatlıktan yeni çıkmış bir adam varken bu performansını çok yavan Lakers için. SVG de 2.maçta olabildiğince onun üzerinden oynayıp kolay sayılar bulmaya çalıştı ama, neredeyse bütün Cavs serisinde oturan Redick bu seriye hiç hazır değil. Odom da Lakers’ın eşleşme problemleriyle gündeme gelen rakibi Magic karşısında en çok eşleşme pronlemi yaratan oyuncusuydu. Howard ve Gortat’lı beşte Gortat’la, kısa beşte Lewis ya da Hidayet’le kalması sıkıntı yarattı Mgic savunmasına. Bulduğu her boşluğu doldurdu Odom, 2 maçtır çok verimli bir basketbol oynuyor ve Lakers Kobe’nin önderliğinde 2-0 yaparken Gasol ile Odom en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülüne adaylar.

Magic cephesinde Genel itibariyle Hidayet ve Lewis takımı taşıken, egolarına yenilen Howard en büyük hayal kırıklığı oldu. Bir şekilde kendisi de sayı atmadan maç kazanabileceğini aklına koysa ve topu alır almaz dağıtım yapabilse aslında daha müsait pozisyonlar bulacağını Zimbabwe’de sokakta basket oynayan 8-10 yaşındaki çocuklar bile söylüyor artık. Topu verdikçe daha çok alacak ve savunması a dış şutlar etkili oldukça hafifleyecek Howard’ın ama nafile. Sanki “Kobe’den daha iyi olduğumu göstereceğim, şampiyonluğu tek başıma alacağım!” der gibi oynuyor. Bu oyun Magic’in takım hüviyetine ve savunma etkinliğine olumsuz olarak etkiyor. SVG hatalarını anlatıp onu uyaracaktır Orlando’daki maçlar öncesi, 3. maçta apayrı bir Howard göreceğimizden eminim.

Redick’ten yukarıda bahsettik de Lee’nin 2. maçın sonunda adeta 2 kez çaylak duvarına tosladığına şahit olduk. Belki o pozisyonlar atılmamış olsa Pietrus’a kalacaktı, ama kader Lee’nin ellerine verdi şampiyonluk kupasının kulpunu. 2 kez elinden kaydı genç çaylağın. İlki tamam da Hidayet’in o enfes pasını nasıl bitiremedi, üstelik el değiştirmeye bile vakti varken, çok üzüldük, saçlarımızı yolduk ama olsun o cesareti bile yeter.

Gortat ve performansı harika bir sürpriz olurken, Nelson’ın rehabilitasyonun bitmesine daha 2 ay varken sahalara dönüp finalde sahaya çıkması herhalde yılın sürprizi oldu. Onun dönüşünün şaşkınlığıyla bir ara Lakeslılar da ne yapacağını bilemedi. Özellikle tamamını oynadığı ilk maçının ikinci çeyreğinde çok iyiydi, ama daha sonrasında sahada kaldığı dakikalar ve performansı için söylenecek pek fazla pozitif söz yok. Bu hamle ne kadar şaşırtıcı ve kimilerine göre sevindirici olsa da duygusal Alston’ın performansını yarı yarıya düşüren, Johnson’ın sertliğinden bizi mahrum bırakan bir hamle oldu. Nelson henüz bir şut ritmi yakalayabilmiş değil ve çok güçsüz. 15 dakikadan fazla kaldıracak gibi de gözükmüyor. Üstelik tedavisi de bitmediği için yeniden sakatlanma riski had safhada. Sakatlığı bir kenara atarsak ondan maksimum verimi alacağımız kullanım şekli 2. maçtaki şekildir. Yani illaki oynayacaksa Johnson’ın rolünü üstlenmelidir Nelson. Ötesi hem ona hem Magic’e kaybettirir. İlk maçtaki uzun süreli Nelson tercihi kendi tekerine çomak sokmaktı adeta, daha fazlasına gerek yok.

Yarın seri Orlando’da Magic için sıfırdan başlayacak. Kobe’nin dediği gibi “Magic’li oyuncular için çok zor şutları sokmak, maçtan kopmamak, savaşmak her zaman yaptıkları şeyler.” İşte o yüzden şampiyonluğu yine savunma kazanacak, sadece biraz daha akıl kullanmak gerek.

Seri 7. maça uzarsa ya da Orlando’dan LA’e 3-2 Orlando üstünlüğü ile dönülürse diyelim tahminim Orlando alır şampiyonluğu ancak Lakers’ın alacağı tek maç 6. maçta kupayı Jackson’a, MVP ödülünü de Kobe’ye getirir.

Yazıyı Stan Van Gundy ve Phil Jackson’ın karşılıklı demeçleriyle bitirelim:

Soru: Magic ve Lakers’ın birer pozisyondaki avantajı dışında her iki takım da dengede gibi duruyor. Genel kanı siz (SVG) ve Koç Jackson’ın da birbirine denk 2 koç olduğunuz yönünde. Buna ne diyeceksiniz?

SVG: Phil Jackson ile beni ve kariyerlerimizi kıyasladığınızda benim oynadığım Playoff maçı sayısından fazla playoff serisi kazandığını görürsünüz. Kıyasladığımızda ben onun yanında bölgesel bir ligde göreve yeni gelmiş çaylak bir antrenör gibi kalıyorum.

Van Gundy’nin demeci kendisine aktarılan Phil Jackson:

PJ: Stan çok değerli bir Koç, ona ve başardıklarına saygı duyuyorum.

Son Saniye Gazileri: Yine Yeniden!

Yazısı bugün gelir...

5 Haziran 2009 Cuma

Vallahi de Billahi de Şoktayım! Rijkaard GS'da!


Galatasaray.org kitlenmiş durumda gerçi ben de kitlendim ya! Nasıl oldu, nasıl başardılar tavlamayı, inanamıyorum. Kedi olalı bir fare tutmak diye buna diyorlar herhalde. Juande Ramos'a da kapak olsun bu imza.

Kobe Tecavüz Etti!

Kobe Bryant alenen Orlando Magic'e tecavüz etti ama bir Allah'ın kulu da ne polisi aradı ne ambulans çağırdı!

Bu maçın yazısını aşırı yoğunluktan ve şehir dışına çıkacağım için yazamayacağım ama Kobe'nin açık tecavüzünü hazırlayan faktörlerden biri de, beklenenden çok daha iyi dönmüş olsa da, Jameer Nelson'ın dönüşü oldu. Van Gundy kendi tekerine çomak soktu adeta. 3. çeyrek hastalığı debreşti, Lakers Howard'ı muazzam savundu, Lewis henüz Los Angeles'e gelmemişti. Pazartesi kombin edilmiş 2 maçın yazısı bir arada.

Los Angeles'a Gökten Nelson Düştü!

Şu anda maçın 2. çeyreği ve ağzım 1 karış açık durumda. İhtimal vermediğim, yazılanları hadi canım diyerek okuduğum bir gecede daha 2 aylık iyileşme ve çalışma süresine ihtiyacı olması gereken Jameer Nelson sahada hem de kendisi gibi değil Magic gibi. Biri beni çimdiklesin lütfen!

4 Haziran 2009 Perşembe

Tahliller ve Reçete

Çok uzun bir yazı yazma niyetinde değilim Final üzerine. İki takım da finale geldiklerine göre, her ikisi de kendi konferanslarının en iyi takımları ve en üstün özelliklileri.

Lakers tarafına bakacak olursak en büyük iki avantajları olarak Kobe Bryant ve Phil Jackson isimleri öne çıkıyor. Kobe Lebron James kadar kuvvetli, ilk adımında vurup geçen bir isim belki değil ama akıl ve oyun zekası olarak, yaşadıklarının, tecrübesinin de etkisiyle takımını alıp götürecek adam olarak sivriliyor. Hem de bu alıp götürmeyi tek başına sırtlanarak değil, arkadaşlarını da formalarından çekerek yapıyor. Bu etkiyle ve Phil Jackson’ın koçluğuyla beraber oyunun sıkıştığı dakikalarda Lakers takım olarak oyunu bırakıp Kobe’yi seyretmiyor, setlerde üzerlerine düşen görevlerine dikkat ediyorlar. Bu yüzden Lakers Cleveland’a göre daha dayanıklı, mental açıdan daha kuvvetli bir takım.

Orlando tarafında ise iki sedir her maç daha olgunlaşan, her maç bağlarını kuvvetlendiren bir ekip var sahnede. Stan Van Gundy’nin sisteminde kimse mutlak süper yıldız konumunda değil. Oyunun her alanında görevini yapma sorumluluğuna sahip adamlar haline gelmiş durumda Orlando oyuncuları. Brian Hill zamanından kalma savruk ve sorumsuz takımdan eser yok. Takımın öne çıkan isimleri tabii ki başta Howard, Lewis ve Hidayet. Howard’ın kuvveti ve yırtıcılığı, Lewis’in skor potansiyeli, Hidayet’in oyun zekası Orlando’yu bu sezon hep öne taşıyan faktörler oldu. Lee, Pietrus, Alston, Gortat, Johnson gibi isimlerin tamamlamasıyla takım hüviyetine kavuşan Orlando bu tura kadar hep eşleşme problemleriyle rakiplerini yıldırıp oyunlarını bozdu. Howard dışındaki her oyuncusu şutör ve vatsın üstü penetreci olan Orlando’nun hücum opsiyonları çok fazla.

Serinin nasıl olacağına baktığımızda Lakers açısından en büyük sorun kuşkusuz Dwight
Howard olacak. Howard yüzünden Zen Master Bynum-Gasol’la başlayacaktır maçlara. Ancak Bynum’un kendi adıma çok çabuk faul problemine gireceğini düşünüyorum. Bu durumda Gasol’la oynamayı tercih etmek boyalı alanda delik açmak demektir. Gasol’lu 5’te Odom’un 4 numarada oynayacağını ve sık sık ikili sıkıştırmaya geleceğini düşünüyorum. Bu durumda Odom’un alacağı Lewis de çok şut bulacaktır. O nedenle seride, bu zamana kadar çok fazla görmemiş olsak da Mbenga’nın süre alacağını düşünüyorum. Mbenga Howard’a karşı savunmada sertlik hücumda yokluk demektir. Mbenga sahadayken Lakers hücumu şuta ve yapabilirlerse pick-n-rollere döner. Jackson’ın elinde kalburüstü şutörler olduğuna göre (Fisher, Kobe, Ariza, Walton) zaman zaman bu riski alacağı kanaatindeyim.

Bynum ve Gasol’la aşladığında Gasol-Lewis eşleşmesi hücum potansiyelleri açısından zevkli, savunma potansiyelleri bakımından kabus gibi olur. Her iki oyuncu da birbirini layıkıyla savunamaz. Yumuşak karınlar 4 numaralar olur.

Hidayet Ariza eşleşmesinde Ariza’nın hızı Hidayet’in oyun zekası ön plana çıkıyor. Ariza Hidayet’i bezdirmek için sert savunma yaparsa, çok faul alır Hidayet, o nedenle Walton’ın da çok süre almasını bekliyorum final serisinde. Burada belirleyici nokta Kobe’nin Hidayet’in savunmasına ne sıklıkla ve hangi sertlikle yardım getireceği, bu anlarda Hidayet’in boş adamı bulup bulamayacağı olacaktır. Sixers serisindeki gibi etkili bir tepede ikili sıkıştırma gelirse Orlando’nun ritmi bozulur. Alston’ın oyun kuruculuğuna bakmak durumunda kalırlar ki hep söylüyoruz Alston tam bir serseri mayın.

Alston Fisher eşleşmesinde Alston’ın hızı Fisher’a, Fisher’ın oyun zekası ve şutörlüğü Alston’a problem yaratacaktır. Tahminim iki oyuncunun birbirini yiyeceği yönünde açıkçası. Bu eşleşmede sivrilebilen isim belki de seriyi getirecek kendi takımına. O yüzden maçları izlerken bu iki adamın kattıklarına ve kaybettirdiklerine aha bir dikkatle bakın derim. Sevgili dostum Alkın da değinmiş forumda bu konuya, aynı fikirdeyiz çoğunlukla olduğu gibi.

2 numara eşleşmesi 5 numara eşleşmesinin Lakers’a olduğu gibi kabusu Orlando’nun. Lee ilk 5 başlayacak olsa da maçın çoğunluğunda Pietrus duracak Kobe’nin karşısında. Pietrus’un James’i yavaşlatan savunması Kobe karşısında ondan beklentileridoruğa çıkarmış durumda. Ama bu sefer karşısındaki adam tam bir basketbol kurdu. Teması almayı çok iyi bilen Kobe Bryant’ın Pietrus’u canından bezdirmesi beklenen bir senaryo benim için. O nokta da Lee’nin kısa kalıp, Pietrus’un faul problemine girdiğini ya da Kobe’yi tutamadığını görürsek 3. seçenek Hidayet olacaktır. Switchlerde birkaç kez zaten Kobe ona kalacaktır ama son çare olarak Hidayet Van Gundy tarafından Kobe’ye verilebilir.

Netice olarak canavar Howard Lakers’ın kurt Kobe Magic’in belalısı olacak bu seride (Film tanıtımı gibi oldu). Bir de Orlando için reçete vereyim Barkley, Miller havasında:

  • Topu mümkün olan her fırsatta Howard’a indir, potaya gidemezse dışarı atacağı paslar için hareketli ol, boşa çık.
  • Bol bol penetre et, rakip uzunlar faul sıkıntısına girdiğinde Howard’ı beklemekten kimse şutlarına çıkamasın.
  • Hızlı hücum yapmalarına izin verme, set oyunu olsun.
  • Kobe’yi olabildiğince köşelere sürükle, penetrelerini kısıtla.
  • Her ani Lakers hücum saldırısında çabucak mola al.

Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…

3 Haziran 2009 Çarşamba

Belki Bir Gün...

Kaptan Bülent için geliyor bu şarkı, yaşadıklarını haketmeyen, yaşattıklarını haketmediğimiz, hep Kaptan olarak hatırlayacağımız adam için. Güle Güle Git Cengaver...

Belki bir gün özlersin
Başka adamlarla

Başka şehirlerde

Yürürken


Okuduğun ilk roman

Sevdiğin ilk renkler

Yasal acılarından

Hatta yalnızlıktan
Belki dolar gözlerin

Başka adamlara

Başka şehirlerde

Belli etmezsin

Belki bir gün özlersin


Sil gözünün yalnızlıklarını

O an fısılda duvarlara adımı

Bin bıçak var sırtımda

Biniyle de adaşsın

Her biri hayran sana


Belki bir gün özlersin

Başka adamlarla

Başka şehirlerde

Yürürken

Seçtiğin bu hayat
Geçtiğin son şehir

Yasal acılarından

Hatta yalnızlıktan

Sessiz harfler seçersin
Başka adamlara

Başka şehirlerde

Belli etmezsin

Belki bir gün özlersin


Sil gözünün yalnızlıklarını

O an fısılda duvarlara adımı

Bin bıçak var sırtımda

Biniyle de adaşsın

Her biri hayran sana


Not: Emre Aydın'ın "Belki Bir Gün Özlersin" adlı eseridir ve 2 yerinde çok ufak değişiklikler yapılmıştır.

31 Mayıs 2009 Pazar

Kral Öldü, Yaşasın Yeni Kral!

Amerikan Basını’na bir tokattır bu seri. Hatta yumruktur birazcık da tekmedir ne yalan söyleyeyim malum yere atılan. Dün Yahoo’da okuduğum bir maç değerlendirmesi sadece Cavs’ten, 5. maçı nasıl kazandıklarından, Lebron James’in ne kadar büyük bir oyuncu olduğundan bahsediyordu. James – Bryant finali geliyor mu diye soruyordu birçok yerde. İşin reyting kaygısı tarafına öylesine kaptırmışlardı ki kendilerini, gözleri süper yıldızların kapışması ihtimali ve üzerinden kazanacakları yeşillerden başka bir şey görmüyordu. Bu maç, bu seri, bu takım onlara yakışan cevap oldu, ilk cümledeki tokat!

Önce kaybeden tarafa bakalım. Lig lideri, her takıma karşı saha avantajına sahip, ilk 2 turu terlemeden geçmiş, Lebron James’in takımı Cleveland. Sezon boyu geçmiş sezonların aksine takım gibi oynamayı başarabilmiş, Lebron James’i gerektiği anlarda devreye sokup dengeleri koruyabilmiş bir organizasyondu Cavs’in ki. İlk 2 turdaki görüntü de böyleydi ama ligdeki 29 takım içinde kendilerine en çok ters gelen takımla baş başa kaldılar Konferans Finalinde. Senelerdir Orlando Magic’ten maç almak adeta Kaf Dağı’nda yetişen nadir bir çiçeği bulup getirmek gibiydi. İşte bu yüzden telaşa kapılmak, takım olmaktan vazgeçmek, rotasyonu daraltmak, her şeyi Lebron’a bırakmak sonları olur diye uyarmış, Orlando için verdiğimiz reçeteye bunları koymuştuk. Ama en başta bırakın Lebron tek başına oynasın, paylaşamasın demiştik. Bunları söylerken de çıkış noktamız hep ne kadar süper bir yıldız olursanız olun tek başınıza bir seriyi kazandıramayacağınız düşüncesiydi. Dediğimiz de oldu. 2. maçı son saniyede mucizevi bir şekilde aldı Lebron, 5. maçı da son çeyrekte coşarak getirdi ama Cavs yoktu sahada sadece Lebron’dı savaşan.


Koç Mike Brown Yılın Koçu ödülünü ne kadar hak etti sorularını getirdi aklımıza. Elinde Gibson gibi Magic’e karşı oynadığı her maçta sorun çıkarmış bir üç sayı makinesi varken 2 maçta onu hiç düşünmemesi, iyi oynarken kenarda unutması Lebron dışındaki tek avantajını aldı götürdü Cavs’in. Lebron’ı hücumda diri tutmak uğruna Hidayet’i West’le tutması 1 değil 2 eşleşeme sorununa neden oldu. Hem Lewis hem de Hidayet domine ettiler savunmacılarını ve Cavs’in savunma dengesini bozdular. Brown’ın en iyi yaptığı şey seri boyunca Howard’a çok çabuk yardım getirip, ikili, üçlü sıkıştırmalar yapmaktı. Dışarı pas çıkarma alışkanlığı olmayan Howard hem kendi zorlandı hem de takımını çok zorladı, bu son maçtan bahsetmiyorum tabii ki, bu maç tarihe not düşülen, belki de yeni bir çağın açıldığı istisna çünkü Howard açısından.


Bu kadar yanlış yapan, psikolojik açıdan rakibinden geri kalmış ve tek bir adama bağımlı bir takımla oynarken hem kadro hem de Koç farkı ortaya çıkıyor. Van Gundy de sırf bu seri boyunca değil hem playofflar hem de normal sezon boyunca gördüğümüz, maça hakim olma, kontrolünde tutma, çoğu zaman doğru zamanlama ile oyuncu değiştirme ve maç önü – maç sonu demeçlerdeki mesaj dolu açıklamalar onun Pat Riley’nin yanında o kadar sene boş boş oturmadığını ve Riley’den çok şey öğrendiğini gösteren donelerdi. Eşleşme sorunları, psikoloji ve Koç açısından önde olan takım Magic’ti bu seride özetle. Oyuncu yapılarını gözden geçirdiğimizde 4 isim benim adıma sakin ve soğukkanlı ruh halleriyle ön plana çıkıyordu: Hidayet, Lewis, Lee ve Pietrus. Lee ilk turdaki kadar ekin olmasa da ciddi katkı verdi savunma tarafında ve oyunun kitlendiği andaki stop cemşatlarıyla. Driplingi kesip aniden çıkardığı şutlarda muazzam isabet bulması onun gelecek kariyerinde kontratına sıfırlar ekleyecek bir unsur şüphesiz. Ama diğer üç adam söylenecek ne olabilir ki!


Pietrus bu seride tek başına tüm Cavs benchinden fazla sayı attı. Rashard Lewis kim savunursa savunsun hep şutlarını aynı yüz ifadesiyle soktu. Hele 1.ve 4. maçta son saniyelerde soktuğu 2 üçlük var ki anlatmaya da anlamaya da ömür yetmez. Ve tabii ki Hidayet Türkoğlu. Serinin de Orlando’nun da dümeni ondaydı. Brown’ın onu West ile tutmaya karar vermesi bir anlamda Orlando’ya büyük final için ön rezervasyon oldu. Hidayet kendisinden uzun ya da en az kendi boyunda adamlar tarafından el kaldırarak savunulduğunda pas etkinliği azalan bir oyuncu. Eşleşmesinde kısa boylu bir adam yakalarsa, sahayı yukardan ve geniş açıdan görünce takımı çok rahat oynatabiliyor. Şu seride maç başına ortalama 15 kez boş adam bulmayı başardı Hidayet. Boş derken bomboş demek istiyorum, etrafında kimse olmayan, şuta ya da penetreye müsait adamlar. Aynı Hidayet West’in savunmasında topu Howard’a da çok rahat indirdi. Zaten eğer bir Orlando hücumunda Howard hemen hücumun başında topa dokunuyor ve birebir yakalıyorsa ya da topa 2. kez değme fırsatı buluyorsa pota altından ya faul düdüğü ya da basket çıkıyor. Bu avantajı kullanmayı düşünen ilk adam he daim Hidayet oldu, ikinci isimse Lewis’ti. Bu iki sakin adam inanılmaz mental katkı yaptılar arkadaşlarına. İlk 5 maçın tamamında devreye mağlup girip üçünü kazanmaları da onların sakin ve telaşsız oyunlarının etkisiyle büyük oranda. Pietrus’a her baktığımda, onun alışık olmadığımız savunma alevini ve skor potansiyelini özellikle de köşe üçlüklerini gördüğümde hem seviniyor hem de üzülüyorum. Şu takımda bir de u sezon Atlanta’da harcanan Evans olsa ne güzel olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Ama Pietrus her türlü övgüyü hak eder durumda, hakkını yememek gerek.


Ve illaki de serinin adamı Dwight Howard. Kendini maça verdiğinde onu durdurmak imkânsız. Yapacağım dediğinde isterseniz dörtlü sıkıştırma getirin, o istediğini muhakkak yapacaktır. Gerçekten Süpermen olmaya doğru gidiyor. Shaq’tan sonra ne Orlando ne de NBA böylesini görmedi. Shaq’ın yapamadıklarını da yapmaya niyetli. Bu gece aniden bir Tim Duncan bir Kevin Garnett hüviyetinde pas çıkardı arkadaşlarına, oyunları adeta boyalı alandan kurdu. Böyle oynamaya devam edebilirse kimse tutamaz onu, sen bile tutamazsın, yıldızlar tutamaz! Bugün Kral öldü, yaşasın yeni Kral! Yeni Kral Süpermen!


Orlando Magic Büyük Üçlüsü önderliğinde NBA Finalleri’ne yükselmeyi başardı. Tam 14 yıldır bu büyük günü bekliyorduk. Önümüzde 5 gün var finaller başlayana kadar. Artık sevinme, artık 95 takımıyla 2009 takımını kıyaslayıp keyiflenme, artık Doğu’nun en büyüyüğüz diye bağırma, artık kendinden geçme zamanı.


4-0’la bitmeyecek, her maçı kafa kafaya geçecek 2 dengeli kadronun kapışmasını seyredecek olmanın verdiği basketbol huzuruyla,


Görüşmek üzere!


Not1: Final reçeteleri hafta içi buradan bulunabilir.


Not2: Bu galibiyet bana bir takım elbise kazandırdı, bknz 5.maç yazısı.


İlave Not3: Not 2'deki takım elbise karşı tarafın "Ben aslında Cleveland 6. maçı kazanır da son maç Cleveland'da oynanırsa, o maçı Cleveland alır turu geçer demiştim, ona iddiaya girmiştim" söylevi ile gelmeden gitmiş oldu. Bu da bana iddiaya girerken şahit sayısının önemli olmadığını ve mutlaka yazılı bir belge bulunması gerekliliğini göstermiş oldu, kendime geçmiş olsun diyor, karşı tarafa sitem gönderiyorum :D

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Prison Break: The Final Break

Prison Break yayınlanan son bölümüyle bitmiş ve final sahnesiyle bizi gözyaşları içinde bırakmıştı. Vaziyetin nasıl o hale geldiğini merak edenler için bir fırsat "Prison Break: The Final Break" isimli 2 bölümü sinemalaştırmış hadise. Bu çocukların da başı beladan kurtulmuyor mahiyetinde ama Prison Break heyecanını son bir kez daha yaşamak isteyenler için biçilmiş kaftan. Yorumlarda link veriyorum ilerleyen dakikalarda dileyen oradan indirebilir, altyazısı da bir çok yerde mevcut.

Bir cümle de en çok 3. sezonun tamamı ve 4. sezonun son bir kaç bölümünü beğendiğim bu güzel dizinin senaryo yazarlarına: Eğer geçen sene o senaryo yazarları grevi martavalına katılmayıp 10 bölüm daha yazsanız, en az 2-3 sene daha ekmek yerdiniz bu diziden. O kadar doruktayken dizi zorla bitirttiler kanala geçen sene, bu sene de tekmeyi yediler. Bir de bu Wentworth insanı neden gay ya, delikanlı adamsın, yapsana şöyle adam akıllı bi kız kendine. Boy sende, fizik sende , yakışıklılık sende, yazık ki ne yazık :)

29 Mayıs 2009 Cuma

Çoban Salata'nın Doğum Günü!

29 Mayıs 2008'de, kayınpederin salonunda, tek kişilik bir koltukta, kucağımdaki dizüstü bilgisayara doğmuştu Çoban Salata. Çok mutlu etmişti beni doğuşu, günlerce koca bir gülümseme ile gezdim suratımda. İtinayla baktım ona, yaklaşık 7-8 ay elimden geleni ardıma koymadım, tek başıma büyüttüm. Başkaları da farkına vardı sonradan. Ne zaman ki Timurlenk'in sofrasına, Aceto Balsamico'nun yanına kondu, tadı bir değişti, paylaştıkça çoğaldı, büyüdü Salata. Her geçen gün seveni arttı, çok farklı yerlerden çok farklı kişiler bandırdı çatalını. Beğenenler oldu, beğenmeyenler de. Hepsine minnettar kaldım.

Gün geçti, zaman aktı, tezgahın başına geçmek istedi bir dostum, aylarca yalnızdım, o geldi güçlendim, o geldi gülen yüzüm çiçek açtı, o geldi gitti yalnızlığım. Salata ellerime doğmuştu, beraber büyütmeye başladık dostum ozhano'yla. O da bir tad verdi bir ustalık getirdi ki sofraya anlatmaya kelime yok. Sonra volkan'ı çağırdık aramıza, gel dedik bir farklı salata sosu da sen hazırla, iletişim uzmanıydı, rengini değiştirmeye başladı salatanın, çok güzel oldu, ziyadesiyle doyurucu.

Tam 1 sene oldu ilk kez tezgah başına geçeli, 711 salata önce başladı bu serüven, Siz, Salata'yı sevenler sayesinde, Siz, her gün bizden vageçmeyenler sayesinde yenileri yolda. Neredeyse 40000 farklı müşterisi olmuş dükkanın, tekrar gelenleri saymadan, Salata yapmaya devam!

Lebron Seriye Tutundu

Her Çarşamba olduğu gibi önceki akşam yine halı sahadaydık. Her zamankinin aksine maç öncesi bahis konusu o geceki futbol olayı Şampiyonlar Ligi Finali değil Cavs – Magic serisiydi. Çoban Salata’nın devamlı yorucularından ejikulat ve alınan maçlardan sonra kolbastı oynayacak kadar hasta Magic taraftarı Başar’ın da uzun bir aradan sora katıldığı maçta seri 5. maçta biter mi bitmez mi onu konuştuk. Fikrimi söylerken aynen şu cümleyi kurdum “Cavs maça çok hızlı başlar ve 20 sayı civarında bir farkı çok erken yakalarsa maçı alsalar bile ölüp ölüp dirilirler seri 4-2 biter. Orlando’da” Başar’ın tepkisi ve dönüp ejikulat’a söylediği ise Magic karakterinin ne derece basketbolseverlerin içine işlediğinin ispatıydı “Bak demedim mi ben de sana yolda!”


Orlando Magic o kadar acayip, o kadar farklı, o kadar açıklanamaz bir takım ki, normal bir takımın mental olarak çökmesi, maçı bırakması gereken bir anda, ateşlerinde köz kalmadı denilebilecek dakikada, ateş silahından kusulmuş alev fırtınası gibi kaplıyorlar rakibin üstünü. Meteor gibi yağıyorlar, rakibin atmosferini delik deşik ediyorlar. Rakip kaçıyor, saklanıyor, üzerine yapışanları kazımaya çalışıyor ama bu takım, bu oyuncular sülük gibi, kanını emiyorlar adamın. Ne yapacağını bilememek ne kadar zor, çaresizlik ne büyük bir hastalık! 2 tur boyunca rehavet virüsünden kurtulmaya çalışan takım, şimdi kendisi bir virüs gibi Cavs’in damarlarında.

Öyle çok fazla basketbol anlatmak istemiyorum bu maç yazısında. İlk 4 maçı her açıdan anlattık, bu maç da onlardan farklı değil asla. Yine harika bir geri dönüş, yine harika bir mental zafer. Maçı kazanırsın ya da kaybedersin ama şu geri dönüşten sonra kaybetsen bile aslında galip sensin. “Nasıl olabilir, nasıl yapıyorlar?” diye bakmaya başladı mı rakip, anla ki rüyalarına bile gireceksin, uykularında bile rahat olamayacaklar.


Cavs’i galibiyete götüren Brown’un Gibson’dan gerçekten faydalanmaya karar vermesi ve Lebron James’in arkadaşlarını zorla da olsa oynatmaya çalışması oldu. Tabii bunlara ilaveten serseri mayın Rafer Alston’ın bu sefer Magic tarafında patlaması da önemli bir etkendi. Cavs’in tekrar takım olmaya çalışmasına ve Alston’a rağmen Orlando kazandığı 2 maçtakinden daha iyi bir oynadı 2. ve 3. çeyreklerde. Van Gundy’nin haklı olarak Alston’ı kazanma çabası ve 6. maçın içeride oynanacak olması maçı riske etmeye değerdi. Değmezdi diyenler olabilir onlara da çıkarsanız finalde beni mi 1 numara oynatacaksınız diye sorarız.


Cavs maçı kazanmış olsa da asla ve asla rahat değil kafaları. Asla vazgeçmeyen ve yukarıda dediğimiz gibi sülük gibi yapışıp rakibin kanını emen bir takımla savaşıyorlar. Hakemlerin ortada kararlar verdiği, Orlando ilk beşinin standart oyunlarını oynadığı bir ortamda turu geçme şansları neredeyse hiç yok. Hidayet yine bu kadar rahat potaya gider ve üstüne bu maçtakinin aksine yarattığı boş pozisyonları arkadaşları sayı yaparsa Cavs erken dağılır.


6. maçta serinin biteceğini düşünüyorum kendi adıma. Hatta abartıp iddiaya bile girdim. Orlando’nun beni mahçup edeceğini sanmıyorum. Ne olursa olsun güzel basketbol olsun, Kosova maç anlatsın, Kural sussun.


Basketbol, mutluluk ve sağlık dolu günler…


Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.

28 Mayıs 2009 Perşembe

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Kan, Ter ve Gözyaşı!

Cleveland bu serinin en iyini maçını oynadı haklarını vermek gerek. Özellikle pota altı savunmasını son derece başarılı yaptılar. Penetreleri oldukça iyi sınırlayarak kolay basket vermediler. Orlando bunun çözümünü yine çok pas yapmakta aradı ve maç boyu da onlar pas oyunlarında başarı sağlayarak oyuna tutundular. Cleveland’ın genel savunması ise diğer maçlara göre daha sert ve caydırıcı olması açısından takdire şayandı. Özellikle Varejao ve West’in her topa ellerini sokması, bu sokuşlarda defalarca kez top çalmaları Cleveland’ın neredeyse bütün maçı önde götürmesini sağlayan etkenlerdendi. Hücumda da topu paylaşmaları onları hep maçın içinde tuttu. James’in defalarca atabileceği pozisyonları kullanmadığını daha müsait durumdaki arkadaşlarını oyuna sokabilmek için onlarla paylaştığını ve bunarın da defalarca kez basketle sonuçlandığını gördük.


3. maçın ardından Cavs’in seriye tutunmak, Orlando’dan galibiyet çıkarmak istiyorsa Szcerbiak ve Gibson’a ihtiyacı olduğunu söylemiştik. Mike Brown bu sefer bu iki adamın kenarda oturduğunu hatırladı ve onlardan faydalanmaya çalıştı. Wally’nin eski oyunundan neler kaybettiğini zaten biliyorduk ama Hidayet’in karşısında bu kadar aciz durumlara düşmesini beklemiyordum açıkçası. Hidayet maçtaki en verimli dakikalarını WS oyundayken yaşadı, ayakları bu derece yavaş bir oyuncunun Hidayet karşısında durabilmesinin zaten imkanı da yoktu. Ama Gibson ilk devrede oyunda kaldığı kısa sürede aniden çıkardığı üçlükleriyle hem Orlando savunmasının dengesini hem de rakibinin moralini bozdu adeta. Mike Brown onu maç sonuna kadar yine yanında oturtmayıp 3. çeyrekte oyuna alsa belki de Alston’ın çıldırdığı dakikalarda Gibson bir susturucu etkisi yapabilirdi.


Bu serinin 4 maçında da ilk devreleri galip kapattı Cavs ama hiçbir 4. çeyreği kazanamadı, hatta 2. yarıları hep kaybetti desek daha doğru olacak. Bu gece de bir benzerini yaşadılar ama soyunma odasına giderken birçok Orlando taraftarı gibi ben de “bu sefer daha iyiler, kuvvetli dönecekler, çünkü takım gibiler” diye düşündüm. Öyle de döndüler aslında ama 1.maçtan beri üstüne ısrarla basarak söylediğimiz “Alston ve Lee’yi riske ediyorlar, canları yanabilir” cümlesinin ne derece doğru olduğunu gördük. Rafer Alston 3. çeyrekte kendini aşarak çoğu şutla gelen 15 sayı üretmeyi başardı. West - Hidayet eşleşmesinin mantıksızlığından bahsederken James – Alston eşleşmesinin bu derece can yakacağını düşünmemiştim açıkçası. James gönül rahatlığıyla Alston’ı bırakıp yardımlara giderken 3 maçtır çok rahattı, bu kez Alston pilav yemedi, bütün Orlando’ya ziyafet çekti.


Orlando bu maçta tam 3 kez hücumda kitlendi. İlk yarıda 12-0’lık bir seri verdiler, 2. yarıda başka bir seriyle geri düştüler, maç sonunda 4,5 dakika basket bulamayarak 98–97 geri düştüler. Sixers ve Boston serilerinde sıklıkla gördüğümüz rehavet virüsünün bünyeden tekrar bir hastalık koparmaya çalıştığı dakikalarda aşılanmış olmak etkisini gösterdi ve babacan Van Gundy tarafından iyileştirildiler. SVG’nin tek hatası oldu maç boyunca diyebiliriz ki o da maç sonunda 20 saniye kala mola almaması değil, ilk yarı sonundaki Cavs rüzgârını dindirmek için aldığı molayı yaklaşık 2 dakika geciktirmesiydi.


Normal süre sonunda Hidayet – Lewis ortak yapımı üçlük, James’in serbest atışları olmasa maçı getirmişti ama James bir şekilde yine omzuna aldı Cavs’i tek başına ve taşıyabildiği kadar da taşıdı.3,5 çeyrek takım gibi oynayan Cavs’in o noktadan sonra her şeyi Lebron’dan beklemesi bana anormal geldi. Birazcık topu paylaşsalar, birazcık sağa sola bakınsalar maçı rahatlıkla alabilirlerdi aslında. James maç sonunda ve uzatmada o kadar yoruldu ki sanırım soyunma odasından otobüse kadar iki kişi koluna girmek zorunda kalmıştır. Cavs bu kadar yorarken James’i, Orlando’nun neredeyse herkesi kullanmaya çalışması, herkesin topa dokunması onları uzatmaya gayet diri taşıdı. Maç boyu sahada mı acaba diye gözlerimizin aradığı Rashard Lewis’in aslında sol dipte kurduğu çadırda sıranın kendisine gelmesini beklediğini gördük. Courtney Lee’nin maç sonunda hiç çekinmeden şut kullanabildiğine, Howard’ın 3 çeyreklik nadastan sonra iksir kazanına düşmüş Oburiks gibi etrafı dağıttığına şahit olduk. Pietrus her zamanki gibi hem savundu hem skor üretti. James’in bu kadar yorulmasındaki en büyük etkenlerden biriydi vazgeçmeyen yapısıyla.

Bu maç Rashard Lewis’in bize o kontratı boşuna almadığını, Alston’ın rakibin ayağının altında da patlayabilecek bir serseri mayın olduğunu, Hidayet’in ne muhteşem bir saha görüşü olduğunu, Howard’ın da en az James kadar kuvvetli olduğunu, Pietrus’un her geçen maç daha bir NBA oyuncusu olduğunu gösterdi Magic açısından. Cavs açısından baktığımızda ise Koç Brown’ın birazcık doğruları yaptığında takımını maça ortak edebildiğini, Lebron James’in de insan olduğunu ve yorulabileceğini, o kadroda Gibson diye bir adam olduğunu gördük.


Koç Brown belki Magic’in pick-n-roll’lerini sınırladı, penetrelerini engelledi, Howard’a top inmesini hat safhada zorlaştırdı ama halen yanlış oyuncu eşleştirme ve gereksiz riske girme hastalıklarından kurtulabilmiş değil. Karşısında bu kadar rahat pas yaparak savunma dengesi bozabilen bir takım varsa bunun en önemli suçlusu da kendisi. Van Gundy de hatalar yapıyor maç içinde ama çok çabuk çark ediyor bunlardan. Brown inatçılık etmese, oyuncularını daha ekonomik kullanıp doğru eşleşmeleri bulsa Cavs şu noktadan bile seriyi alabilir. Çünkü Orlando bu maçtaki kulüp playoff rekoru 17 üçlük isabetini bir kenara koyarsak, çok ekstra bir basketbol oynamıyor. Sadece boş adamı bulmak ve dengeli savunma yapmak denilen 2 basketbol doğrusunu yapıyorlar.


Bu maçla ilgili hakemlere de değinmek gerek. Cleveland’daki hakem faciasından sonra bu sefer ortadaki düdüklerin ağırlığı Orlando cephesine kaydırılmaya başlandı. Tasvip edilecek bir hareket değil asla ama şu gerçek de var ki maçı katlettiler diyemiyoruz Orlando’daki maçlar için, ilk iki maçtakilerin aksine. Yine de hakemler ne çalarsa çalsın Orlando deplasmandan bir galibiyet çıkartabildi, aynısını Cleveland da yapabilmeliydi bu seride var olmak istiyorlarsa.


5. maça çıkarken Cleveland’da seyirciler dahil herkesin sinirleri iflas etmiş durumda olacak. Normal süre sonunda ve uzatmada Lebron James’in adeta 10 ton yük altında ezilirmişçesine verdiği yüz ifadesi Cavs’te sıkıntının ne seviyede olduğunun en büyük göstergesi. Öte yanda maç boyu çok rahat, birbiriyle şakalaşan, her fırsatta gülen bir takım var. Şu inanılmaz stresli maçta hiç birinin yüzünün asıldığına şahit olmadık. Bu da herhalde iki koç arasındaki mental yaklaşım farkını ortaya koyan bir gösterge olsa gerek.


Seri 3-1’e geldi. NBA tarihinde 7 maçlık serilerde 3-1’den geriye gelip turu geçen sadece 7 takım var yanlış hatırlamıyorsam. Ama dediğim gibi “takım” var, tek bir adam, süper bir yıldız ya da bir Koç değil, tepeden tırnağa “takım”. Tek bir adam belki size birkaç maç kazandırabilir ama asla bir turu ya da şampiyonluğu kazandıramaz.

Kan, ter ve gözyaşına sahne oldu bu gece, hepsi Lebron’a aitti yine, azıcık Varejao omuz vermişti ona kan akıtırken, bu sefer tertemizdi oyunu ama olmadı, Kral bir kez daha mağlup, savaş kaybedilmek üzere.


Basketbol, sağlık ve mutluluk dolu günler…


Not: Bu yazı NBAKolik.com için yazılmıştır.