23 Ekim 2008 Perşembe
Kendi Evlerinin 5'lik Simitleri
22 Ekim 2008 Çarşamba
Yıllanmış Şarap
Lacatus - Aragones
Luis Aragones çektiği zayıp rakibi zorlanarak eleyip Şampiyonlar Ligi'ne kalan Fenerbahçe'nin hocası. Ligde liderin daha 7. hafta sonunda 8 puan gerisinde 10. sırada. Arsenal, D.Kiev ve Porto'nun olduğu grupta sonuncu 1 puanla tıpkı Lacatus'un takımı gibi Aragones'in takımı. UEFA'ya kalma ihtimalleri gözükse de, ışık gözükmüyor takımda.
Lacatus bugün istifa etti takımından kendi evlerindeki 3-5'lik Lyon mağlubiyetinden sonra ve dedi ki "İstediğim futbolu bir türlü oynatamadım, takıma seviye atlatamadım, Şampiyonlar Ligi'nde istediğimiz yerlere gelemedik. Bu noktada ayrılmam negatif havanın dağılması ve oyuncuların üzerinde baskı oluşmaması için faydalı olacaktır. Zarar vermemek için takımdan ayrılıyorum."
Aragones ise geçen sene Çeyrek Final yapan, şampiyonluğu son anda kaçıran takıma bir kaç seviye atlatıp, çok önemli yerlere getiren adam olduğu için görevinin başında. Dede bu yaşta niye düştü ki yollara demiştim bir yazımda. Herhalde almak için geldiği şeyi almadan kolay kolay geçmeyecek sınırı.
Dede neden geldi ki?
İpten adam almak
Berkant Göktan
Futbolculuk artık çok zor. Hem fiziksel hem psikolojik olarak çok büyük baskı altında yaşanan bir hayat, hep eleştiri, her an tepki. Türkiye'de spor yapmak kolay değil, eğer kariyeri sekteye uğramış bir adam buraya gelecekse bir kez daha düşünmeli gelmeden. Almanya'da kalmayı seçse belki de kendini toparlayıp Bundesliga'nın önemli adamlarından olacak Berkant Göktan, bugün kokainman.
19 Ekim 2008 Pazar
Kaptan
Trabzon'da Hami'den sonra bir nebze Tekke yapabilmişti layıkıyla kaptanlığı, şimdi lidersizler, Trabzon'un yerlisi, mahallenin çocuğu Hüseyin'e teslimler. Kriz yönetimi yapabilecek tek oyuncuları yok. Galatasaray ise önce Bülent sonra Şükür'le yaşamaya alıştığı lider - fedakar - inanmış kaptan imajından tamamen kopuk. Bu maç Ayhan kaptan olarak sahada. O olmasa Hasan Şaş veya Ümit Karan, kim inanıyor bu adamlara, lideri olarak görüyor? Sadece kaptanlık bandını takması gereken birileri lazım ve en eskiler de onlar. Bir kaptan lazım Galatasaray'a ve o adam şu kadroda ancak ve ancak Arda. Üzerine çok konuşmak gerek. Kaptanlık payesi ile donanmış Arda'nın Galatasaray'a verebileceklerinin sınırını çizemiyorum. Neden Gerrard gibi bir idol, yaşayan bir efsane çıkmasın Arda'dan...
18 Ekim 2008 Cumartesi
İpten Adam Almak
Güiza ve Semih'in son saniyede yaptığının tek karşılığıdır ipten adam almak. Tazminatı var ya da yok şu maç 2-2 bitse Aragones giderdi. Aziz Yıldırım'ın gol olur olmaz yerinden heyecanla ok gibi fırlayıp sevinçle protokolden kaçışı ondan. "Aragones'le devam ediyoruz çok şükür"dür o fırlamanın meali de. Gürhan'la Ali Bilgin'le Deniz'le ve Selçuk'la sahada galibiyet arayan bir hocaya söylenecek tek söz ise "piedad!" (insaf!) dır. Kaçınılmaz son belki bir maç daha ertelendi, ancak hiç kimsenin Fenerbahçe taraftarına bu zulmü çektirmeye hakkı yok.
16 Ekim 2008 Perşembe
İşte Böyleyim, Feci Şekilde İşteyim!
Blog elimde olmayan sebeplerle bir süredir aktif değil. Bunun sebebi de işin işten taşması. Şikayetim yok asla, çalışmayı çok seviyorum, bazen fedakarlık gerektiyor, kendinden vermek. En çok üzüldüğüm konulardan biri ise salatamdan uzak kalmak. Bir kaç gün kaldı kavuşmamıza. Gelip giden herkese sonsuz teşekkür ve saygı.
11 Ekim 2008 Cumartesi
Big Three
10 Ekim 2008 Cuma
Indiana Dallas Takası
Shawne Williams Dallas'tan Eddie Jones karşılığında Pacers tarafından takas edilmiş. Çok taze bir takas. Amacı belli; takıma adaptasyonu bir türlü gerçek anlamda gerçekleşmeyen, potansiyelini dışa vuramamış gençten kurtulup, alınan yaşlı ve ucuz veteranı salıverip bütçeye katkı yapmak. Jones da imza atma hakkı kazandığı gün çok büyük ihtimalle Mavs'e veteran minimumdan izayı basar. Neden, çünkü kontratı satın alınacağı için oradan gelen ekstra bir paraya yeni kontratını ekledi mi, beklenenin nerdeyse iki katını kazanmış olacak Jones. Takastan öte Jones'u kalkındırma hareketi gibi, haydı hayırlısı, bana müsaade.
Skibbe'nin Tavuğuna "Kışt" Demek
Bin ikiyüzüncü seçenek olduğu Galatasaray teknik direktörlüğü kendisine daha teklif edilmeden üzerine atlayan bir adamdan ne bekliyorduk ki! Alman futbolunun bizdeki örneklerden Abdullah Avcı'yla eşleşen, yukarılara tırmanmak arzusunu genç yetenekler bulup, liglerde sürpriz yaparak gerçeklşetirmek isteyen bir rol oyuncusu Skibbe. Galatasaray'a imza atmadan önce de öyleydi, şimdi de öyle. Geldiği günden yardımcısı Davala kovulana kadar bir tek kez Davala ile Almanca konuşurken ekranlara yansımayan, Davala ile hiç bir röportaja çıkmayan, röportajlarını İngilizce yapan bir Alman. Skibbe'nin günleri belki de saatleri sayılı artık. Davala ve Boekamp'ın ne suçu vardı. Ümit takımı bıraktıp getirdi Galatasaray Davala'yı, yazık değil mi? Boekamp Dortmund'daki önemli görevinden istifa ederek geldi, ayıp değil mi?Başarısızlıkların nedeni sorulduğunda güya Skibbe "Yardımcılarımdan gerekli verimi alamıyorum" demiş. Ben açıkçası inanmıyorum buna, ha böyle dediyse zaten yazıklar olsun bin kere Skibbe'ye. Asıl olay Skibbe'nin tavuğuna "kışt" demektir burada, "haydi bakalım efendi ufaktan topuk" demektir. Ama günahtır be kardeşim, her kim olursa olsun umut verip getirip, sonra paçavra edip kovmak, kariyerini yerin dibine sokmak. Tabii Galaasaray'ın tazminatla heder edilecek parasıyla, yeni gelecek adama verilecek astronomik kazık kontrat. Değer mi bu kadar rezalete. Yazık Ümit'e, yazık Boekamp'a, yazık Cevat Güler'e! Ne suçu vardı be Cevat Hoca'nın yeniden gençlerden sorumlu antrenör-kondüsyoner kırması yaptınız!
Bilmediğimiz Denizli
Bugün yoğun iş temposu arasında sadece Mehmet Demirkol'un yazısını okuyacak kadar kendime vakit ayırabildim. Bilmem kaç gündür girdabına kapıldığım iş temposundan bulduğum ilk fırsatta da salatanın başına oturdum zaten, ki buradan kalkıp tekrar iş başına.Çok tanışmak istiyorum Sevgili Mehmet Demirkol'la. Bazı olaylardan sonra tam benim içimden geçenleri yazması, hem de tam benim kurmak için kıvrandığım cümlelerle anlatması benim düşündüklerimi, ben inanılmaz etkiliyor. Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'la anlaşmasını yorumladığı yazısında o kadar içten o kadar güzel yazmış ki yine çoğunluğu kafamda debreşenleri. Mutlaka okuyun.
Bir Denizli vardı bildiğim futbola ve Galatasaray'a aşkımızı doruklara taşıyan, bir Denizli vardı bildiğim taktik ve strateji uzmanı, bir Denizli vardı bildiğim hak edene hak ettiğini veren, bir Denizli vardı bildiğim gerektiğinde adamı yerin dibine sokabilen, bir Denizli vardı bildiğim, yukarıdaki fotoğrafta o mağrur bakışlı adam, eminim o Denizli bu değil!
Sadece çocukluk aşkı diye yiyecek miyiz bu imzayı? Hakaretin Allah'ını eden adamın altında çalışmasını nasıl kaldıracağız? Ben çok bozuldum arkadaş, İran'da bir şey mi yaptılar bu adama? Bu Denizli'yi tanımıyorum ben, hiç mi hiç bilmiyorum...
Saygı Duyuyorum Sana
Adamlığın için sağol Ertuğrul Sağlam. Dilerdim ki kucaklarına bıraktığın parça etkili bomba ellerinde patlasın. Ama nasıl yapabildiler inanamıyorum, en iyi bomba uzmanını getirdiler piyasadaki. Sağol Sağlam, kaybeden onlar oldu, ligi bile kazansalar, kendilerine duyulan son saygı zerresini de kaybettiler. Önün açık Ertuğrul Sağlam, sen yeter ki sağlam dur.
6 Ekim 2008 Pazartesi
Gül ki!

"Bu sabah terini kimler almış diye düşündüm kalktığımda
Hiç biri seni, hiç biri beni,hiç biri bizi anlamamış
Bu sabah telefonu hiç açmadım,çaldı durdu aldırmadım
Hiç birşey seni seni düşünmemi engellemez ben anladım bu sabah
Gül ki sevgilim,gül ki gözlerin solmasın sakın aşk çiçeğim
Gel biraz bana gel biraz daha arşa çıksın nağmelerim
Gül ki sevgilim, gül ki gözlerin solmasın sakın aşk çiçeğim
Gel biraz bana gel biraz daha arşa çıksın nağmelerim
Bu sabah adını boş kağıtlara yazdım astım duvarlara
Ben birtek seni eski günleri özledim canım anlasana
Bu sabah yatağın boş kısmını resimlerinle süsledim
Gördün halimi anla derdimi ne olur dön çok özledim bu sabah
Gül ki sevgilim, gül ki gözlerin solmasın sakın aşk çiçeğim
Gel biraz bana gel biraz daha arşa çıksın nağmelerim
Gül ki sevgilim, gül ki gözlerin solmasın sakın aşk çiçeğim
Gel biraz bana gel biraz daha arşa çıksın nağmelerim"
5 Ekim 2008 Pazar
Anadolu Efsane Dolu
Shaun Livingston Miami Heat'te
Sonunda birileri sahip çıktı şu çocuğa. Bir şans daha mutlaka verilmeliydi, verildi. Miami Heat ile imzaladı Livingston. Heat oyun kurucuya inanılmaz ihtiyacı vardı, onun da kendine inanacak bir takıma. İmza 2 yıllık ve yaklaşık 4 milyonluk. 19 aydır maça çıkmıyor 2004'ün 4. sıra seçimi Livingston. Umarım dikiş tutturur, sakatlanmaksızın yetenekli ama şanssız çocuk.Bu arada Jamaal Tinsley'in Denver'a takası söz konusu, hafta başında kokusu iyice çıkar, biz de bakarız ayrıntılara.
Dinamolar
Ön liberoydu, çapaydı, defansif orta sahaydı derken oyunun her iki yönünü de ustalıkla oynayabilen orta saha oyuncularına ayıp ediyormuşuz gibi geliyor bana. Ben onlara "dinamolar" diyorum. Her takımın ihtiyacı olan elemanlar. Türkiye'den bildik bir örnek vermek gerekirse "Her takıma bir Alex bir Aurelio" yerine her takıma bir dinamo yeter demek istiyorum, hatta dedim bile. Peki iyi de kim bu dinamolar? Rakip hücumları kesen, rakip kontra ataklarda defansın içinde rakibi karşılayan, top dağıtan, ara pas atan, şut çeken, frikik kullanan, gerektiğinde markaj yapıp rakibi tüketen adamlar dinamolar. Barça - Atletico maçını izlerken Xavi'nin performansından fazlasıyla etkilendim, bu yazıyı da aslında onun yüzünden yazıyorum. Bu sezonki en iyi dinamo performanslarından biriydi Xavi'ninki. Mesela Şampiyonlar Ligi ilk maçında Marsilya karşısında Gerrard feci bir dinamoluk yaptı. Lampard, yaşlandıkça Scholes, tabii ki Gerrard, Xavi, her geçen gün o yolda ilerleyen Iniesta, Sociedad'taki haliyle Xabi Alonso, Arsenal'deki haliyle Vieria, Stankovic, Pirlo ilk aklıma gelenler. Bu sene izlediğim en iyi dinamo performanslarından biri de Coritiba'dan Paraiba'ya aitti Flamengo maçında, tabii önemli olan devamlı aynı verimde olabilmek, bir Xavi ya da bir Lampard gibi. Sözün özü dinamolar servet takımları için, sayıları çok az ve biz abuk sabuk tanımlamalarla kısıtlamaya devam ettikçe orta saha oyuncularını pek yenisi de çıkmayacak gibi. Mesela Türkiye'den direk bir isim söyleyemiyorum ben, Milli Takım'da da kulüp takımlarında böyle bir adam sayamıyorum. Belki biraz Ayhan, belki biraz Musa Aydın (zorlayarak) başka kim? Türkiye'den ya da Dünya'dan hiç bir dinamo var mı bildiğiniz? (Reklam kokan bir cümle oldu, esinlenme diyelim, sıyıralım)
Gözlere Bayram; Barça-Atletico
Ezeli rakiplerinizden birine karşı alınacak dört gollü bir mağlubiyet çok ağırdır, beş gollü bir mağlubiyet hezimettir, altı gollü olanı ise kimse alınmasın ama yıllarca konuşulacak alay konusudur. 30. dakikadan sonra Messi ve arkadaşları olayı biraz daha ciddiye alsa çift hanelere doğru gidecek efsanevi bir maçın şahitleri olacaktık. Senelerce anlatılacak bir maç oldu bu haliyle bile: 6-1. Atletico tarihine kara bir leke, Aguero – Messi kıyaslamasına uzunca bir süre es. En güzel yanı maçın belki de bitiş düdüğü çaldığında iki takım oyuncuları arasında yaşanan sıcak diyaloglar, forma değişimleri, tebrikler ve teselli verme çabalarıydı. Her hafta sonu 30-40 maç, çoğu boğucu, uyutan karşılaşmalar. Her hafta başıyla, sonuyla böyle bir tek bir maç olsa da biz de oturup seyretsek. Teşekkürler Barça ve teşekkürler her şeye karşın maçı çirkinleştirmeyen Atletico.
4 Ekim 2008 Cumartesi
Stefano Borgonovo ve ALS

"Amyotrofik lateral skleroz (ALS), aynı zamanda Motor Nöron Hastalığı olarak da anılan, merkezî sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı adı verilen bölgede motor sinir hücrelerinin (nöronlar) kaybından ileri gelen bir hastalıktır. Hastalık, merkezî sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı adı verilen bölgede motor sinir hücrelerinin (nöronların) kaybından ileri gelir. Bu hücrelerin kaybı kaslarda düşüklük ve erimeye yol açar. Ayrıca erken ya da geç hareketin birinci nöronu da hastalanır. Zihinsel fonksiyonlar ve bellek ise bozulmaz. Kaslardaki zayıflık ellerde ya da bacaklarda, ağız-yutak bölgesinde ya da dilde başlayabilir ve sürekli ilerleyerek yayılır. Bu yayılma "bulber" alandaki kasları da tutabileceği için konuşma ve yutma güçlüğüne neden olabilir. İleri evrelerinde solunum yetersizliğine de yol açabilir. Genellikle erişkin yaşlarda (40-50) ve erkeklerde, kadınlara göre biraz daha sık görülür. Görülme sıklığı (insidansı) 100.000 de 1-1,5 civarındadır. Daha genç ve daha ileri yaşlarda da ortaya çıkabilir ve genellikle zayıf insanlarda görüldüğü dikkat çekmektedir. ALS hastalarının ortalama üç ila beş yıl yaşayabildikleri belirlenmişse de, daha uzun süre yaşayan kişiler de vardır. Tedavisi yoktur." (Kaynak:wikitr)Neden anlattık şimdi bu hastalığı, Borgonovo yüzünden. İtalya'nın efsane oyuncularından, Milan ve Fiorentina formalarını terletmiş olan Borgonovo da tıpkı Sedatımız İsmailimiz gibi ALS hastalığına yakalanmış. Baş edilmesi çok zor olan ve sonunda mutlaka ölüme götüren bir hastalık, üstelik hastanın bakımı da pahalı ve devamlı hoş tutmak gerekiyor hastayı. Destek amacıyla Artemio Franchi'de Fiorentina ve Milan karşılaşacak, Terim hocalık yapacak, efsane futbolcuların da maça katılması bekleniyor. Harika bir sahip çıkış, muhteşem bir davranış. Ama neden bizim ülkemizde böylesi organizasyonlar yapılamıyor, hep bir kaç kişi sahip çıkmaya çalışırken, çoğunluk onları unuturken, büyük organizasyonlar yapılamazken bu insanların aileleri nasıl başa çıkıyor onca sorunla ve hala nasıl kuvvetli kalabiliyorlar. Çok vefasızız, çabuk unutuyoruz, neden böyleyiz!
Uzun ama sorunsuz yaşa Borgonovo, senin için yapılanlar da örnek olsun insanımıza.
Torba Torba Söyle Bana!
3 Ekim 2008 Cuma
Tercüme
Metalist maçında alınan skorun, arkasından başkan ve yöneticilerce yapılan açıklamaların, havalimanında yapılan protestonun tek bir tercümesi var bu ülkede: Güle güle Ertuğrul Sağlam. Umut olmuştun bize, Türk'ün adının temsiliydin o adı büyük kendi küçük dünyada. Şimdi sana erdemli bir hareket yapsın, doğru olanı seçsin diyenler, hiç şüphe etmiyorlar kendi erdemlerinden, çarşaf çarşaf ifşa olmuşken erdem seviyeleri. Güle güle Sağlam belki her şeyin doğru değildi ama bizden biriydin, bir de hiç yalan söylemedin bize. Bugün değil belki yarın gideceksin, gitmesen de gönderecekler kim bilir, acaba onları Beşiktaş ve Türk Futbolu nasıl gönderecek, belli ki bunlar kazık çakmışlar gitmeyecekler kendi kendilerine. Güle Güle Ertuğrul.
2 Ekim 2008 Perşembe
Fringe
J.J. Abrams'ın yeni icadı desem kesinlikle yanlış bir tabir olmayacak. Alias'ı, Lost'u yaratan adam, Jeffrey Jacob Abrams. Son projesi ile hedefi yine tam 12'den vuruyor: Fringe. Amerika'da Fox ekranlarında başladı bir kaç hafta önce, ben de heyecanla bekliyordum yayına girmesini. Abrams'ın senaryosuna bizzat katkıda bulunduğu ve fikir babası olduğu bir yapım. Alias'ı alın, içine biraz X Files ve Alacakaranlık Kuşağı ekleyin, Lost'un gizemini unutmayın sakın, işte size tadından yenmeyecek bir yapıt. Fringe adlı dizide olayların odağında Olivia Dunham adlı bir FBI ajanı ve Sınır Bilim diye tabir edilen "Fringe Science" uzmanı Dr. Walter Bishop ile oğlu Peter var. Olay örgüsü muazzam, eğer anlatılanları kabullenebilecek bir izleyici, yani yukarıda saydığım 4 diziyi zevkle seyretmiş/seyrediyor olanlardansanız fazlasıyla zevk alacaksınız. Ben daha pilot bölümünden tutuldum. Ayrıca Lost'un Matthew Abaddon'u Lance Reddick de önemli bir rolde. Umarım Journeyman gibi olmaz sonu, ki arkasında Abrams var iken olmayacağı neredeyse kesin. Yeni tutkumuz olabilir, uyarmadı demeyin. Fringe bu bayramın şekeri oldu benim için.
30 Eylül 2008 Salı
Erikkson’un Devşirme Planı
İngiltere Milli Takımı eski Teknik Direktörü İsveçli Sven Goran Erikkson’un üst üste gelen başarısızlıklar sonrasında Milli Takım’ın çehresini değiştirmek ve kilit pozisyonlardaki eksiklikleri gidermek amacıyla gizli bir planı olduğu ortaya çıktı. Blogu açtığım günden beri yeri geldikçe hep İngiltere’nin kaleci sorunundan ve iyice kaybolmaya başlayan İngiliz Futbolu mantalitesinden bahsettim. Belki de bu gizli (!) plan olayın vahametini gösterecek nitelikteki en büyük veri. Erikkson’a göre İngiliz Futbolu’nun kurtuluşu “Devşirme” yönteminde saklı imiş. Planı hayata geçirmeye çalıştığı dönemde EPL’de oynayan ve ülke milli takım formalarını hiç giymemiş olan İtalyan kaleci Cudicini, Brezilyalı orta saha Edu, Fransız (edit:kanat oyuncusu) Malbranque ve yine Fransız forvet Saha’yı İngiliz vatandaşlığına geçirip Milli Takım’da oynatmak için Erikkson’un girişimlerde bulunduğu ama bunu başaramadığı ortaya çıkmış. Hatta Milli Takım’dan ayrılış sebeplerinden birinin de bu olduğu söyleniyor şimdilerde. O tarafı beni pek ilgilendirmiyor açıkçası, asıl ciddi konu bugünlerde en üst liginde yabancı oyuncu sayısı %60, bir alt liginde %35’lere varmış olan bir ülkenin, futbolu endüstri haline getirmiş olsa da, milli değerlerini kaybetmeye başladığını ve ülke futbolu temsiline neredeyse adam bulamadığını görmek, işte bu çok önemli mesajlar içeriyor. Yabancı sınırlaması, devşirme oyuncu konusu, yabancı kaleci transferi meseleleri İngilizlerin düştüğü şu durumdan hareketle mutlaka tekrar tekrar değerlendirilmeli, tribünlere oynamadan, 10 sene sonrasını düşünerek.
28 Eylül 2008 Pazar
Karizmayı Çizmek
Topçular Bir Yana Skibbe Bir Yana
Söylenecek çok şey var bu geceki Konyaspor galibiyeti için. Konuyla ilgili bloglarda yazan çizen, Lincoln, Baros, Kewell ve diğerlerini öven çok olacaktır. Ben oralara girmek istemiyorum. Oyuncuların maç içinde, bana göre, kendi kararlarını vermeleri ve mevkilerini değiştirip Konyaspor'un dengesini bozmaları ancak oyun zekası ve yüksek karakterle açıklanabilir. Aslında bir nevi başkaldırı gibi bu taktik tahtasında çizilenlere. Özellikle Arda ve Kewell belki de bu kararlarıyla bu skoru ortaya çıkaran adamlar oldular. Eğer her şey Skibbe'ye ve onun tahtaya çizdiklerine kalırsa Galatasaray çok ama çok zorlanır. Takımın cevherlerini kanatlara mıhlamak, alan savunması çılgınlığı bu takımın başına sezon boyu vazgeçilmezse çok bela olacak. En önemli alan savunması faciası ise haftalardır - maçlardır rakibin kullandığı köşe vuruşlarında yaşanıyor. Galatasaray kale sahası - penaltı noktası - 18 yayı üzerinde bloklar halinde alan savunması yapıyor. Bu gole açık bir davetiye. Adamla değil topla oynayan bir zihniyet. Denizli, Bellinzona, Konya maçlarında yenen goller neredeyse hep birbirinin aynı. Amatörde hocamızın söylediği bir söz aklıma geliyor hep köşe atışlarını karşılarken Galatasaray "Adama yapış ki gidemesin topa!". Skibbe'nin kitabında ise tam tersi yazıyor "Adamı boşver topa bak". Her oynadığın takım Konya, Bellinzona olmaz bir gün biri çıkar beşlik simit gibi boşaltır içini. Hala güvenemiyorum Skibbe'ye, oyunculara güvendiğimin çeyreği kadar bile.
Yılmaz Vural
Hemşehrim, kimi zaman hayran olduğum kimi zaman her halinden nefret ettiğim, Türk futbolunun vageçilmezi. Belki Trabzon'da biraz daha kendine sabredilebilse Milli Takım hocası. 18. imzasını attı dün, artık Kocaelispor'un başında, söylenen 2 seneliğine. Düşerlerse ya da kötü sonuçlar devam ederse ayrılışı daha erken olur, bu sefer intihar eder mi bilemem ama, spor sayfalarına yine çok malzeme çıkartacağı kesin. Tekrar hoşgeldin, ne olur renk ve tat kat güzel futbolla birlikte. Aşağıda takımları ve çalıştığı dönemler var, en uzunu 2 sene!








