Sayfalar

20 Eylül 2008 Cumartesi

Anlamı Bilinmeyen İstikrar

Ramazan günlerinin geçmişe göre daha uzun olması ve hesapta olmayan küçük facialar gördüğüm kadarıyla sırf beni değil zevkle takip ettiğim bir çok blog yazarını klavyein uzağına itmiş durumda. Mesela ben kendi adıma perşembe ve cuma yaşadıklarımı, her ne kadar mutlu sonla da bitse, anlatmak dahi isemiyorum. Her neyse klavyenin başına oturduğumuz üzere kafamızdakini sayfaya aktarmak lazım.
İstikrar sporda özellikle de futbolda olmazsa olmaz bir terim. Örneğin bugün sorsak bir çok 25 yaş üstü Galatasaraylı, 88-89'daki Mustafa Denizlili Galatasaray 11'inin en az 8-9 oyuncusunu bir çırpıda sayabilir. Simovic-İsmail-Semih-Cüneyt-Erhan-Bülent-Prekazi-Uğur-Tanju-Kovacevic isimleri benim aklıma şu anda gelenler. Trabzonspor'un Türkiye Ligi'nde 6 şampiyonluk aldığı o dönemi hatırlayalım, efsane kadro deriz hep ve hep de aynı adamlar vardır 11’lerde. Fazla uzağa gitmeden geçen seneye dönelim Çeyrek Final yapıp Chelsea’ye turu son anda kaybeden Fenerbahçe’yi hatırlayalım: Volkan – Gökhan – Edu – Lugano – Carlos – Deivid – Aurelio – Alex – Vederson (Uğur) – Semih (Kezman). Alternatifleriyle birlikte 10 mevkii hemen sayabiliyoruz. Ve UEFA şampiyonu Galatasaray’ı sayalım son olarak da, 4 şampiyonluğun çekirdek kadrosudur aynı zamanda: Taffarel – Popescu – Bülent – Capone – Hakan Ünsal – Okan (Ümit) – Emre (Ergün) – Suat - Hagi – Arif – Hakan. Yine muhteşem ve akıllara azınmış bir kadro. Bu adamların çoğu 4 sene boyunca çekirdeğini ve mucizesini oluşturmuş Galatasaray’ın.

Şimdi günümüze gelelim. En büyük sıkıntımızın istikrar olduğu iddiasındayım. Geçen sene Şampiyonlar Ligi’ni karıştıran Fenerbahçe bu sene daha futbol oynamaya başlayamadı. Şampiyon Galatasaray ancak uyanmaya çalışıyor. Hangi takıma bakarsanız bakın devamlı bir yeniden yapılanma. Yapılan onlarca transfer, gönderilen onlarca futbolcu, hoca. Son örnek Raşit Çetiner. Geçen sezon Konya’yı ligde tutmayı başaran, lige de hiç fena olmayan 4 puanla başlayan, tüm sezon başını ve geçen sezonun sonunu takımıyla geçirmiş, eksiklere göre transfer yapıp yeni sezona giriş yapmış bir adamı sırf evinde Denizli’yi yenemedi diye kovan bir zihniyet. 3 haftalık performansı genele yaysa en az 44 puanla Konya’yı ligde tutması kesin, takımın performansını biraz yükseltebilirse UEFA adayı, aman şu an evinde maçları televizyondan izleyen bir adam. Uğur Meleke geçenlerde çok güzel bir konuya değinmişti: “Bizde transfer hiç bitmez” lafının verdiği zararları anlatmıştı. En büyük zararı istikrarın öğrenilememesi ve günlük yaşamanın sanki normalmiş gibi kabul edilmeye başlanması. Ligdeki hocaların yarısı değişmiş, 1’i daha 3. haftada kovulmuş, kadrolar en az %50 oranında değişmiş geçen seneye göre ve başarı bekleniyor her ama her takımdan, nasıl mümkünse.

4 büyük takıma bakınca kadrosundan kayıp vermeden takviye yapan Beşiktaş’ın savunmada da oyuncu istikrarı yakalamak üzere yaptığı hamlelerin ne kadar olumlu olduğu gözükmekte. 11 forma 14-15 oyuncu arasında gidip geliyor ki bu kimyanın yakalanması için çok önemli. Fenerbahçe’nin kayıplarının takıma zarar verdiğini, Galatasaray’ın yeni transferlerinin mevkilere göre değil taraftara göre yapıldığını gördük hemen sezon başında. Daha 11’i belli olmayan bu iki takımın hazırlık maçlarından itibaren kazanma alışkanlığı da kazanamamış olması, yeni hocaların takımı çözme çalışmalarıyla birlikte onları çok gerilerde bıraktı, hem futbol hem sonuç anlamında. Takımın kadro, oyuncunun oynama, hocanın kazanma istikrarına aç olduğu bir ortamda isimler ve sonuçlar devamlı değişiyor. Kadrosunu baştan aşağı değiştiren Trabzonspor ise 4 maçtır neredeyse aynı 11’le ligin tepesine oturuyor. Her ne kadar çok haz etmesem de kendisinden Ersun Yanal çizdiği yolda istikrarlı bir şekilde ilerliyor.

Anlattıklarımız ve bunca senedir şahit olduklarımız da gösteriyor ki istikrarı kovalamanın aksine yapılan sansasyonel hareketler ya da radikal kararla gelen başarılar hep geçici ve göz boyamaktan öteye geçemiyor. İşte o nedenle Baros (yeni kaliteli transfer anlamında), Gökhan Ünal, Tolga Zengin, Kazım, Aydın Yılmaz ve Karabulut v.b. birçok oyuncu devamlı oynamak, hep kadroda olmak, çimlerin kokusunu derin derin içine çekmek zorunda. Kulübedeki adamları da artık rahat bırakmalı artık dar görüşlü yönetimler ki Türk Futbolu’nun çıtası hiç düşmemecesine yükselsin.

17 Eylül 2008 Çarşamba

Witaj Polska (Merhaba Polonya)

Takım

Lider

Elvan İçin

Elvan dış görünüşüyle ve kökleriyle tabii ki Türk değil ancak henüz 16 yaşında Enka tarafından Türkiye'ye getirilip burada yetiştirilmesiyle, öğrendiği Türkçesiyle, kendii Türk hissetmesi ve bayrağa olan bağlılığıyla artık tam anlamıyla bizden biri. Uzun süreli bir proje, üzerinde çalışılmış bir değer Elvan. Kros'tan piste geçisini Türkiye'de gerçekleştirip bu ülkede Elvan olup, bu ülke için yarışmış, terini dökmüş bir pırlanta. Atletizm'de artık Türkiye'nin adı da en azından uzun mesafe yarışlarında zikredilebiliyorsa bunun en etkili sebebi.

Avrupa atletizm birliği yılın en iyi atletlerini seçiyor. Elvan da en iyi bayan atletler arasında aday gösterilmiş, bize düşen de ülkemiz adına rezil geçen olimpiyatlara göndere bayrağımızı çektiren Elvan'a destek olmak.

Haydi Elvan için verelim oylarımızı! (Oy verme Sayfası için tıklayın)

Volkan Demirel ve Milli Kale Anketi

Çok fazla şey söylemeyeceğin Volkan ile ilgili. Yakışıklılığı (öyle deniyor ya) ve vücut yapısını bir tarafa bırakırsak bence ne Fenerbahçe ne de Milli takım kalesine yakışmayan bir adam. Üstelik, tamamen şahsi görüşümdür, ondan daha yetenekli adamların bu ülkede harcandığı kanaatindeyim. Fenerbahçe'de harcanan Recep, Serdar, Ankaragücü'nden Serkan Kırıntılı, kendini her sezon geliştiren Tolga. Kendi adıma ben Recep ve Serkan'ı çok yakıştırıyorum o kaleye. Peki bloga giden gelen sizler acaba neler düşünüyorsunuz. Kısa bir süre için sağ trafta bir anket açalım, yorumları buraya alalım.

Forma Çıkarma Fenomeni

Futbol müsabaka yönetmeliğinde açık açık yazıyor forma çıkarmanın cezası: Sarı kart. Her sezon öncesi takımlara MHK tarafından seminer veriliyor, kurallar tekrar tekrar hatırlatılıyor, anlatılıyor. Yavaştan işkillenmeye başladım acaba MHK ya da kulübün ilgili eğitmenleri kasten atlıyorlar mı forma çıkarma konusunu. Bırakın çıkarmayı formayı, artık altına herhangi bir mesaj içeren atlet giyp, formanın altından onu gösterirseniz bile mesaj içeriğine göre sarı kartla cezalandırıyorsunuz. Ama her nedense ve nasılsa Türkiye Süper Ligi'ndeki oyuncuların bundan haberi yok. Sadece bu hafta Galatasaray'dan Nonda 12. dakikada attığı gol sonrası forma çıkarma yüzünden sarı kart gördü ve bütün maçı fiziksel mücadeleleri zorlayamadan geçirdi, Ankarasporlu Ediz arkadaşının attığı golden sonra formasını çıkarıp 2. sarıdan oyundan atıldı, Ankaragücü'ne son dakika golüyle beraberliği getiren Moine gol sevinci ile formasını çıkarıp 2. sarıdan oyundan atıldı. Anlamak mümkün değil. Bu oyuncular oynayamadıkları maçların parasından mahrum kalırken bir de kırmızı kart yüzünden kulüplerinden para cezası alıyorlar. Hem kulüplerine hem de kendilerine okkalı birer kazık atıyorlar. Acaba aşırı sıcaklar mı çarptı bu adamları ?!?

Miccoli ve Amoruso

Her ikisi de İtalyan futbolunda bir dönemin çok önemli forveti, hali hazırda emektarı ve adeta yıllanmış şarapları. CM/FM fanatikleri için İtalya'da transfer edilebilecek bir dönemin en önemli yerli forvetleri. Miccoli şu anda Palermo, Amoruso ise Torino foması giyiyor. Miccoli 30, Amoruso ise 34 yaşında. Hafta sonunda Miccoli Roma'yı adeta tek başına yıkarken, Amoruso takımına 1 puan getiren golü attı. Takımlarının her ikisi de 11'in değişmez isimleri konumundalar şu an için. İtalyan futbolunu yaklaşık 17-18 senedir imkanlar elverdiğince takip eden bir adam olarak 30 yaş ve üzeri böylesi kıymetli adamları, acaba kariyeri sonlanacak mı derken, hala sahalarda ve üretirken görmek çok zevkli. Şu taraftar ve şike rezillikleri de olmasa İtalya Ligi eski havasını bulabilse keşke...

Oklahoma Thunder Sell Out

Sell Out tüm biletlerin tükendiği anlamına gelen bir tabir. Seattle sahibi tarafından memleketi Oklahoma'ya taşınınca adı da değişmiş Thunder olmuştu. Bir kaç sezondur Seattle'da zarar eden, sezon kombinelerini satmakta başarısız olan, maçların çoğunu ancak dörtte üçü dolu tribünlere oynayan takım, yeni şehrinde önemli bir seyirci desteğine ve dolayısıyla sağlam bir gelire sahip olacak. Taraftar bütün kombineleri sadece 5 günde tüketmiş. Seattle Supersonics NBA'in uzun süre önemli bir rengiydi, umarım dolu tribünleriyle Thunder da NBA resminde önemli ve güzel bir renk haline gelebilir. Kendi adıma Orlando Magic - Oklahoma Thunder maçını heyecanla bekliyorum.

15 Eylül 2008 Pazartesi

Gazza, Wassup Man?


Neydi ne oldu derler ya, bu laf Paul Gascoigne'in üzerine şu sıralar cuk oturuyor. Uzun süredir alkol tedavisi görüyordu, hatta hayatının tehlikede olduğunu söylüyordu doktorlar. Tedavi gördüğü klinikten kaçıp, bir otel odasında karısı ve kızını iyice bir haşladıktan sonra, uyuşturucu ve alkol etkisinde baygın olarak bulunmuş. Resimlere bakarsanız 50 yaşını çoktan geçmiş gibi, ama yaşı hali hazırda sadece 41. Deli fişeğiydi İngilizler'in, şimdilik patlamış fişeği. Nasıl düzelir, düzelebilir mi çok merak ediyorum ama 96'da Avrupa Şampiyonası finallerinde attığı o muhteşem gol hiç aklımdan çıkmadı. Bol şans Gazza, fazlasıyla ihtiyacın var anlaşılan.

İç Parçalayan Sakatlıklar #4

Mike Phillips - 2005 - Pitssburgh Panthers Nebraska Maçı

13 Eylül 2008 Cumartesi

17 Yıllık Ayrılık

Galatasaray senin yüreğindeydi, şimdi sen her Galatasaraylı'nın yüreğinde. Bu kadar duaya mekanın cennet senin, yok değilse söyle, her neredeysen biz de oraya geleceğiz, seninle dolu Galatasaraylı yüreğimiz son kez çarptığında.

12 Eylül 2008 Cuma

İç Parçalayan Sakatlıklar #3

Francesco Totti - 17/02/2008 - Roma Empoli Maçı

Geoff Jenkins -17/06/2002 - Milwaukee Brewers Houston Astros Maçı

Shaq Emeklilik Tarihini Açıkladı

"My basketball career will be over in 735 days, in 2010"

"Basketbol kariyerim 735 gün içinde sona erecek, 2010'da"

Bu 735 gün Shaq'ın Suns ile olan sözleşmesinin bitiş tarihi. Şu 40 milyonu alayım da öyle gideyim diyor Shaq, artık eskisi gibi olmadığını bilerek. Emniyet güçlerine katılmayı düşündüğünü söylüyor kariyerini sonlandırdıktan sonra. Düşünsenize Shaq polis ya da federal ajan olmuş ve saha görevine çıkmış. O koskocaman bünye nasıl olur da siper alır, saklanır! Bence Hollywod setleri kendisine daha uygun. Bugüne kadar 7 albüm yapan, üçünde başrol olmak üzere 8 filmde rol alan bir adam bence kanundan çok beyazperdeye uygun. Ha gerçi Shaq'ın Miami'de almış olduğu bir Miami Beach Emniyet teşkilatı yedek polis memuru ünvanı var, onu asil falan yaptırır, sokaklara salar kendini. Ne diyim Shaq bana mı sordun sanki de, haydi hayırlı Ramazanlar, müslüman adamsın, biliyoruz.

Pat Garrity Emekli Oldu

"Longest tenured Orlando Magic player" yani Orlando Magic formasını en uzun süre giyen oyuncu. Ben özellikle son 3 senesi hastalık derecesine dönüşmüş, ötesinde ik kurulduğu seneden beri şiddeti artarak devam etmiş bir Magic taraftarıyım. Bu takımın sembol ismi önümüzdeki 10 sene boyunca bir aksilik olmazsa Dwight Howard olacak, ama bugünden önceki on seneye damgasını vuran, adeta forma aşkıyla yanıp tutuşan ve önüne konulan her mukaveleye imza atan bir isim vardı. İşte o ilk cümlede bahsedilen adam Pat Garrity. Geçirdiği sakatlıklara karşı sabrıyla, envayi çeşit hocanın hep takımda görmek istediği adam oluşuyla, unutulmaz üçlükleriyle ve gençleri takımın ağabeyi olarak sahiplenişiyle örnek bir sporcuydu kaptan. Magic formasıyla toplam 513 normal sezon maçına çıkan Garrity bu kategoride Nick Anderson'dan (692) sonra 2. sırada olarak kariyerini bitirdi. %40'lık kariyer 3 sayı ortalaması ve eskittiği 5 koçla Pat aklımızdan ve kalbimizden asla silinmeyecek bir Magic emektarı. 32 yaşında parkelerden ayrılmak zorunda kaldığın için çok üzgünüz büyük kaptan. En yakın zamanda 8 numaralı formayı Amway Arena'nın tavanında asılı görmek istiyoruz!

Amare

"I'm at 2 percent body fat and 245 pounds and my (knees) ... I feel like I can do anything I want on the court again"

"Vücudumdaki yağ oranı yüzde 2 ve 111 kiloyum ve dizlerim ... Sahada istediğim herşeyi yeniden yapabilecekmiş gibi hissediyorum."

11 Eylül 2008 Perşembe

İç Parçalayan Sakatlıklar #2

Shaun Livingston - 27.02.2007 - L.A. Clippers Charlotte Bobcats Maçı

Hasim Rahman - 2003 - Rahman Evander Holyfield Maçı

Türk Usulü Fıkra Üretimi: Toraman Efendi

"Milli Takım’a kadar yükselen, ancak son Avrupa Şampiyonası’nda ay-yıldızlı formadan uzak kalan Beşiktaşlı futbolcu, Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu’nun seçmelerinde, “Futbol parkuru”nu geçemedi, üniversiteli olma hakkını kaybetti. ÖSS notunun yanısıra, özel yeteneğin de etkili olduğu okulun seçmelerine katılan siyah-beyazlı oyuncu, top sürme, top kontrolü ve isabetli şut atma hedefine dayalı bir parkura girdi. Ancak bu aşamayı 90 saniyede geçen İbrahim Toraman’ın bu derecesi yeterli olmadı. İbrahim’in, kendine olan aşırı güveninden dolayı, yapması gereken hareketleri fantastik bir şekilde gerçekleştirmeye çalıştığı, bunu gerçekleştiremeyince de zaman kaybettiği ifade edildi. BESYO seçmelerinin elektronik ortamda ve objektif yapılması nedeniyle milli sporcu bile olsa kimseye iltimas tanınmadığı belirtildi. Okul Müdürü Prof. Dr. Sami Mengütay, İbrahim Toraman gibi bir sporcuyu okulda görmek istediğini ancak derecesinin yeterli olmadığını belirterek, “Aslında rekor kırabilecek bir sporcuydu. ÖSS puanı da çok yüksek olmadığı için bu sonuç ortaya çıktı” dedi. Toraman, Avrupa Şampiyonası’nda yer almadığı için de amacına ulaşamazken, Fenerbahçeli Semih ve Uğur, Marmara Üniversitesi, Servet de İstanbul Üniversitesi BESYO’ya Avrupa üçüncülüğü nedeniyle sınavsız alındılar."

Kaynak

Theo "Trio" Walcott

İngiliz takımı Arsenal'in kadrosunda uzun süre boyunca tek İngiliz'di o (hala da öyle sayılır ya). Daha 16'sı yeni bitmişti Arsenal'e geldiğinde. Global takımın yerel topçusuydu, artık değil, dün akşamdan sonra hiç değil, o hat-trick'ten sonra asla. Euro 2008 yolunda İngiltere'yi dağıtan Bilic'in takımını dün akşam o tek başına dağıttı. Kendi sahasında yerle bir oldu Hırvatlar. İngiliz futbolu içinse yepyeni bir yıldız doğdu, küllerinden falan değil hem de, kendi ülkesinin, kadrosunda hiç İngiliz bulunmayan takımından, yepyeni bir kıvılcımdan, ateş oldu yanıyor artık. O artık Trio Walcott, benim için mucize Walcott,19 yaşında ve en az 15 senesi daha var o ülkede.

Zola West Ham'ın Başında

Çok severdim Zola'yı. İtalya'da da İngiltere'de de muhteşem performanslar sergilemiş, her ne kadar Baggio'nun gölgesinde kalsa da her zaman İtalya'nın en istikrarlısı olmuştu gözümde. CM'nin vazgeçilmeziydi, her gittiği takıma hemen adapte olurdu oyunda, gerçekte ise muhteşem frikik atardı, hareketli toplara vurmakta tam bir ustaydı. Onun maçlarını izlemek bir şölene katılmak, muhteşem bir konserin en ön sırasında olmak gibiydi benim için. Tanışmak istediğim futbolcuların başında gelir hala, o küçücük boyu ama kocaman beyni ve yüreği ile hep hayranı olarak kalacağım. Bugün West Ham'a imzayı atıyor ve takımın başına geçiyor, ilk ciddi teknik direktörlük deneyimi 2005'te Cagliari formasıyla futbolu bıraktıktan sonra. Bilen bilir Pierluigi Casiraghi ( bu blogda onun adına bir gönderi mutlaka olacak) ile birlikte U-21 ve Olimpik Milli takım çalıştırıyordu son 1 senedir. ama bu sefer işi ciddi, geldiği yer kurtlar sofrası. Umarım en az futbolculuğu kadar olur hocalığı. Önün açık olsun Zola, sana güvenen çok fazla!

İç Parçalayan Sakatlıklar #1

Djibril Cisse - 30.10.2004 - Liverpool Blackburn Maçı

Eduardo - 23.02.2008 - Arsenal Birmingham Maçı

10 Eylül 2008 Çarşamba

Keçiboynuzu Sevmiyorum: Milli Bir Hissiyat

Dün akşam iftar saatinde eşimin rahatsızlanması ile son 24 saatim hastane - iş - rapor alma telaşı - eşimi aklımdan çıkaramama ve onun için endişelenme beşgeninde geçti. Aşkam üzeri tansiyon düşmesi - mide bulantısı - istifra - baş ağrısı dörtlüsünün etkisinden kurtulup kendine gelmesiyle ben de kendime geldim. Gerçekten evlilik çok farklı bir olgu. Sevdiğin hasta ise daha hastasın ama daha kuvvetlisin de, tam bir paradoks. Zaten aşk, sevgi ve bağlılık formülü de bir anda var olmuyor mu!

Milli basket maçının son 15 dakikasını ve Milli futbol maçını izleme şansını buldum. Basketçilerimiz bir kez daha fazlasıyla coştururken beni, Hidayet ve Tunçeri'ne tekrar hayran oldum, gözlerim bayram etti. Ama nereden bilirdim cumartesi gününden kalan keçiboynuzunun bu akşam da servis edileceğini. Bilsem hiç başlar mıydım! Tadımız zaten pazartesi akşamı Hıncal - Emre polemiği ile kaçmaya başlamış, Hıncal - Terim karşılıklı giydirmesi ile iyice acı bir pas kaplamıştı ağzımızı.

Bu geceki maçın modern, çağdaş, hücum, cesur her ne derseniz diyin Avrupa Şampiyonası'nda oynanan futbolla hiç mi hiç alakası yoktu. Ha vardı da Portekiz ve Çek maçlarının ilk yarılarıyla vardı belki ve ben o oyunları ve bakış açısını geride bıraktığımızı sanıyordum. Resmen attım ağzıma, çiğnedim, çiğnedim, çiğnedim sonra tükürdüm! Ne tat alabildim ne zevk. Zaten acı bir pas doluydu ağzım, keçiboynuzu ile lanet etti ağız da ağız olduğuna.

Aylardır tetikte bekleyenler hemen maç sonu kılıçlarını çıkarmış kınlarından kan akıtmak için sıraya girmişlerdir. Çağlar'dan başlarlar, Emre'den devam ederler, Topal'a, Halil'e sallarlar, vay anasını be Volkan derler, Ayhan'ı sorarlar nerdeydi diye, bu memleket bir devşirmeye mi kaldı, o olmayınca hiç bir şey miyiz diye sorarlar. Yargılarlar sonra da büyük ihtimalle darağacını kurup bir de üstüne asarlar Terim'i ve çocuklarını! Ama ben tek yorum yapacağım: 2 ay önce de takır takır, canını dişine takarak oynayan çocuklar bunlardı ve ben onlara inanıyorum, İspanya'yı da geçeriz, yok geçemedik 2.ler kontejanından gideriz, bir şekilde Afrika'yı bulacağımıza inanıyorum. Hiç bir şeyi kolay yoldan yapmayı bilmiyoruz, zor yoldan Afrika'ya gideceğiz, eminim!

Ama itiraf edeyim mi, ben keçiboynuzunu hiç mi hiç sevmiyorum, elma şekeri istiyorum, ya da pamuk helva!

9 Eylül 2008 Salı

Emre - Hıncal Kapışması - Yanan Yaş NTV

"Tazminat Davası Hakkında

8 Eylül Pazartesi günü NTV kanalında yayınlanan 90 Dakika programında, Hıncal Uluç tarafından hakkımda hakaret sınırını aşan ithamlarda bulunulmuştur.

Bu yapılan yorumlar karşısında tüm hukuki haklarımı kullanarak, Hıncal Uluç ve şahsımla ilgili bu tür yorumların yayınlanmasına izin veren NTV hakkında tazminat davası açacağım.

Türk spor kamuoyuna saygı ile duyururum.

Emre Belözoğlu"

Söz konusu Hıncal Uluç konuşması:

"Takımın lideri Emre Belözoğlu. Emre olsa olsa anti lider olur. Bir liderde olmaması gereken ne kadar vasıf varsa Emre'de var. Antipatik, medya nefret ediyor, seyirci sevmiyor, takım arkadaşlarının kendisine sevgisi ve saygısı yok, son 5 yılda futbol hayatının yüzde 80'ini sakat geçirmiş, sahaya çıkarken bile 'En fazla 60 dakika oynarım. 90 dakika bana tahammül ettiği için hocama teşekkür ederim' diyen biri takımın lideri. Başka hiç adam kalmamış gibi.

Ben Emre karekterinde bir adamın Milli Takım'a çağırılmasına bile karşıyım. Türk Milli Takımı'nın kaptanlığı o kadar ucuz değil. Türk Milli Takımı'nın kaptanlığını bu düzeye düşürmeye kimsenin hakkı yok.

Basın tribününe işaretler yapan, İsviçre maçında olayları çıkarıp ceza almamıza sebep olan adamı 'benim liderim bu' diyemezsin. Türk gençliğinin önüne böyle bir örneği lider diye koyamazsın. Çünkü bu spor olaylarının ahlaki bir yönü de var. Türk Milli Takımı kaptanlarını gözünün önünden geçir ve o listeye Emre'yi de koy bakalım. Yakışıyor mu?"

İsteyenler şuradan videosuna da bakabilirler.

Sanırım olay andropozla ilgili, başka açıklama bulamıyorum kafamda. Emre'nin annesine de geçmiş olsun. Ben de Emre'yi sevmem ama arkadaş o da bir insan!

Allan Houston, a Knick Again?

Ha bir sen eksiktin şu ligde! Knicksli Thomas'tan bezmişti, şimdi de Walsh başladı acayipliklere! Eskidendi Houston devirleri!

Luis Fabiano

PES alışkanlığıdır en kuvvetli takımları alıp birbirine giydirme sevdası. Inter, Man Utd, Barça, Real, Brezilya, Arjantin en çok tercih edilen takımlardır. Bu sevdadan sıkılıp kayınbiraderle farklı takımlar alıp onlarla kapışalım dediğimiz bir gün almıştım ilk kez Sevilla'yı. Kanoute'den umutluyken Luis Fabiano ile coşmuştum. PES çoğunlukla objektiftiftir oyuncuların yetenek, güç ve kapasitelerinde. Fenerbahçe karşısında izlediğimiz Fabiano'dan çok değişikti oyunda Luis Fabiano. İspanya Ligi gol krallığında 2. sıradaydı geçen sezon, öncesinde yine vasatın üstündeydi genelde. Ama itiraf edeyim hiç bu kadar etkili ve öldürücü olduğu bir maçını izlememiştim. Dunga 9 numaraı ona vermiş Şili maçında. Hiç Ronaldo, Adriano falan aratmadı perfrmansıyla. Uzun bacakları ve boyuna rağmen fuleli koşusuyla apayrı bir Brezilya forvetiydi. Özellikle attığı 2. golde gücünü dosta düşmana gösterdi. Önü açık Fabiano'nun ve futbolun güzelliğinin peşinden koşan bizler için de BrezilYa maçları tekrar ve yeniden kaçırılmayacak maçlar.

8 Eylül 2008 Pazartesi

Ve MVP Tom Brady Dizini Eline Alır

Tom Brady Sahadan Çıkarken

Geçen normal sezonu 16-0'la bitirip şampiyonluğun en büyük adayı olarak gösterildiğinde New England Patriots, QB Tom Brady de MVP seçilmişti. 50 Touchdown pası atarak rekor kırmıştı Brady. Patriots'ın şampiyon olamamsıyla başlıyan şanssızlıklar zinciri, Brady'nin sezon başı kampını sakatlığıyla kaçırmasıyla sürmüş ancak son 2-3 antremanda iyi gözüken QB Kansas maçına çıkmaya karar vermişti. Şanssızlıklar zinciri devam etti ve maçın 1. çeyreğinde Kansas safety'si Bernard Pollard'ın müdahalesiyle yerde kalıp ancak sağlık ekibinin müdahalesiyle sahayı terkedebilen oyuncunun dizinde çok önemli bir sakatlık oluştuğu, sezonu kapatmış olabileceği konuşuluyor. Patriots'ın yedek QB'si Matt Cassel sahaya çıktı ve maçın 17-10 takımı lehine bitmesini sağladı. New England'ın işi bundan sonra çok ama çok zor. Bütün kariyerinde toplam 15 maça çıkmış ve sadece 3 Touch Down pası atabilmiş olan Cassel liderliğinde başarılı olmalarını açıkçası beklemiyorum. Belki bir takas, kim bilir. Bu arada adı Pollard olup da rakip sakatlamaktan başka işe yarayan biri var mı bildiğiniz?

Matt Cassel

Bernard Pollard

Favre Mesai'ye Başladı

New York Jets'e takasını ayrıntılı olarak anlatmıştım Favre'nin. Futbolu bırakması gündemdeydi, bırakmadı, 4 numaralı Jets formasını geçirdi sırtına ve ilk icraatını gerçekleştirdi. Miami deplasmanında Dolphins'i 2 TD pasıyla Favre'nin Jets 20-14'le geçti, ve tabii ki aynen düşünüdüğünü gibi Favre'nin etrafını saran basın ordusu. Jets'in kaderini, sıralamadaki yerini, hiç olmadı gazete sütunlarında kapladığı alanı değiştirecektir Favre, işe başladı bile. Yolun açık ve sakatlıktan ırak olsun koca çınar! Bu arada Favre'nin eski takımı Green Bay bu gece çıkacak ilk maçına, bakalım halef Rodgers neler yapacak?

Pilotluk Yetenek İster

Ramazan ve orucun iyiden iyiye sıcak havayla birleşip dehidrasyon yaşayan bünyeyi, başta beyin olmak üzere tüm organlarıyla haşlama telaşında olduğu şu dakikalarda bırakın yorum yapmayı falan okumak ve hatta oturmanın bile zor gelişine karşın sevgili Ersin'in blogunda okuduğum bir olayı sizle paylaşmak istiyorum. Benim diyen pilotun kolay kolay yapamayacağı iştir olan biten. İstikbal göklerdedir vurgusunun çağdaş, modern, cesur ve sapına kadar yetenekli Türk pilotuna selam olsun. Resim de sözkonusu uçağın modeli bir uçağın resmidir, onu da kapak olsun diye koydum. Tıklanırsa üstüne falan büyür, ellerimle büyüttüğüm geyiğini falan yapabilirsiniz serbesttir, bilet kesilmez.

" 196 yolcusuyla 14 Ağustos Perşembe günü saat 15:25 sıralarında İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan Nijerya’nın başkenti Lagos’a gitmek için havalanan Türk Hava Yolları’nın TK1123 sefer sayılı Airbus 310-300 tipi uçağı, Nijerya hava sahasında rotasında ilerlerken yerel saatle saat 22:00 da uçağın navigasyon ve haberleşme sistemleri bir anda devre dışı kaldı. Bunun üzerine yön bulma ve haberleşme sistemlerinden mahrum kalan kaptan pilot, sahili takip edip Togo, Benin veya Gana’da ki havalimanlarından birine görerek inmek için batı doğrultusunda uçağın rotasını çevirdi. Havada uzun süre tur atan uçağın kaptan pilotu, görerek inebileceği havalimanı aradı. Bu sırada Togo’nun başkenti Lome Havalimanı’nda kalkış için son hazırlıkları yapan bir Air France uçağının pilotu THY uçağının tur attığını görerek olayı Lome Havalimanı Kontrol Kulesi’ne bildirdi.

THY’nin kaptan pilotu uçağı görerek yaklaşma yöntemiyle pisti bir kez pas geçti. Pilot yön bulmaya yarayan sistemlerin ve telsizin devre dışı kalmasına rağmen ikinci denemede görerek Lome Havalimanı’na indi. İnişin sorunsuz olması nedeniyle yolcu ve mürettebatın korku dolu anları da son buldu. Navigasyon ve haberleşme sistemleri devre dışı kalan uçağın teknik arızası daha sonra uçakta bulunan teknisyen tarafından giderildi."

7 Eylül 2008 Pazar

Sağ Kanat Laneti!

Son Arnavutluk maçında Linderoth'un da sakatlanmasıyla GS sağ kanadında oynayabilecek oyuncu kalmadı. Adeta lanet var gibi o bölgede! Uğur, Emre Güngör, Sabri, Barış ve Tobias Linderoth sırayla sakatlandılar ki bu adamlardan sadece ve sadece Uğur Uçar gerçek bir sağ bek. Gerisi Emre hariç hep orta sahadan bozma. Tüm ölü sezon boyunca futboldan anlayanlar bu takımın forvete, orta saha takviye yapmadan önce mutlaka ama mutlaka sağ beke adam alması lazım diyerek kıçını yırtarken, müthiş hoca, Alman dehası Skibbe de dahil olmak üzere GS idari ve teknik kadrosundan kimsenin aklına gelmedi oraya birilerini almak. Şimdi Linderoth idare eder derken o da kaydı elden, sakatlığının ciddiyetine göre Cim Bom'un hasarı değişecek. Ha yok arkadaş biz zaten Serkan'ı sağ beke aldık bunları düşünerek derse ki yönetimden veya teknik kadrodan biri işte o zaman o adamın suratını sıvamak lazım uygun maddeyle. 18 yaşında, tecrübesiz ve antrenmansız bir adamdan ne verim alabileceksiniz Allah aşkına. Gözüken o ki acilen Emre Güngör iyileştirilip sağ beke konulacak yine. O çocuğa da yazık, Galatasaray'a da.

Alternatif bir görüş atayım ortaya. Madem sağ bekimiz yok o zaman zaten sol bekimiz de pek yerinin adamı olmadığı için çıkalım 3'lü savunma ya da liberolu oynayalım bir süre. 4-4-2 veya formasyonlarını oynayacağız diye bir ayet mi var! Amaaan sıvamamış paçayı zamanında millet derdi bize düştü, biraz az para kazanıversinler madem galip gelemesinler de. Sinirleniyorum bazen hakkaten. Bugün bana şu kadar para lazım 6 ay sonra ödeyeceğim borç versene desem kaçı elini cebine atacak? Salladım, zaten asabım bozuk! Ama böyle de idarecilik, hocalık olmaz be arkadaş. Kestim!

6 Eylül 2008 Cumartesi

Gecenin Falan Filanları

Dünya çapında spor gecesiydi bu gece. Bu gecenin gözüme takılanlarını paylaşmak istedim. Tamamen subjektif değerlendirmelerdir :D

* Gecenin Çarpılanları: Fransızlar (Hem Basketçileri hem Futbolcuları dağıldı)
* Gecenin En büyük Malı: Raymond Domenech (Avusturya maçındaki başarısı dolayısıyla)
* Gecenin 2. En Büyük Malı: Carlos Tevez (Takımı mağlupken 1. devrede atılması dolayısıyla)
* Gecenin Umduğunu değil Bulduğunu Yiyeni: İskoçya (Makedonya'da papara yediler)
* Gecenin Beyefendi Takımı: İngiltere (Andorra'ya sadece 2 gol attılar)
* Gecenin Ayıp Edeni: Almanya (O kadar da gol atılmaz kardeşim ayıptır)
* Gecenin En Zevkli Maçı: Norveç - İzlanda (2-2)
* Gecenin Kalecisi: Azeri Kamuran (Şu adamı bizim lige alsak ya daha 86'lı)
* Gecenin Kefeni Yırtanı: Galler (83'te geçebildiler ancak Azerileri)
* Gecenin Şoka Gireni, Kafayı Yiyeni: Romanya (Litvanya'ya accayip çarpıldılar)

Ermenistan İyi Niyet Gezisi

Sportif yanından çok diğer yönleriyle son 1 haftamızın içine eden Ermenistan maçını çok şükür atlatmış durumdayız. Maçta yorumlanacak hiç bir şey yok. Kazanılması gereken bir maçtı ve net bir skorla kazandık. Rüzgara karşı vurup kim daha fazla uzağa topu atabilir felsefesi ve keçiboynuzu tadında bir maç oldu. Maçtan sonra akıllarda kalan iki soru oldu " Gökhan Gönül diye bir adam vardı, sahi o nerede?" ve "Halil Altıntop'u tüketmek için Terim'in daha ne kadar uğraşması gerekecek?". Ne sabırlı çocukmuş be Halil! İyi niyet gezisi bitmiştir, artık herkes işine baksın, sporsa spor, çamura bulamayın, alet etmeyin! Sert mesaj!

5 Eylül 2008 Cuma

Lebron James 100 M Koşsa?

Az önce NTVSpor'da Tyson Gay'in tabiri caizse tırsarak katılmadığı ve meydanı Powell ile Bolt'a bıraktığı 100 metre yarışını izledim. Beklenen oldu ve Bolt bu sefer 9.77 ile aldı yarışı. Powell 2. Carter 3. geldi. Kürsü ve para yine Jamaikalılar'ın oldu. Yarışı izlerken ister istemez eskilere gittim Carl Lewis, Ben Johnson ve tayfaları gözümün önünden geçti. 1988'de 9.79 ile dünya rekoru kırarken Johnson çok şaşırmış, kafamızdaki 9.80 insan sınırının da geçilebileceğini görmüştük. Hayretler içinde kaldığımı hatırlıyorum. Van Basten'in o muhteşem golle Hollanda'ya getirdiği Avrupa Şampiyonluğundan sonra, spor aşkımı dorukların doruğuna taşımıştı canlı izlediğim bu yarış. Ha sonrasında at (!) dopingi ile sarsılmıştık ama bir insanın o mesafeyi o hızla koşabildiğini görmüştüm ya yetmişti. Sonra düşündüm, Johnson'ı çıkardığımızda 100 metrenin akıllara kazanan en önemli adamlarından biri Carl Lewis, boyu kaç 1.88. Bolt'un boyu kaç 1.96. Eskiden 9.80 sınırken artık adam için 9.70-9.80 arası koşmak antrenman tadında. Peki hızın yanında bunda boy ve hızlanmanın da etkisi olabilir mi? Bu akşam 50 metrenin galibi Powell, 100 metrenin Bolt. 200 koşuyor olsalar Bolt en az 15 metre fark yapardı Powell'a. 200'ü 100'den hızlı koşuyor. Bunda boyun etkisi nasıl olamaz! Çevik, atik ve uzun boylu adamların sporu haline gelecek gibi yavaş yavaş kısa mesafe sprintleri. E öyle düşünüce de 28 metrede tutulamayan Lebron James, Kobe Bryant, Dwayne Wade geliyor aklıma. Acaba diyorum 2.Kulvar Gay, 3.Kulvar Wade, 4.Kulvar Powell, 5. Kulvar James, 6. Kulvar Bolt, 7. Kulvar Bryant sıralansa 100 metrenin başına ve koşsalar hep beraber neler olurdu?

Boylar ve adım mesafeleri uzadıkça 9.60'lara doğru gidecek bu dereceler, umarım şahit olabiliriz yine her birine sağlıkla. Bir de Meseret Defar'ın dünya rekoru kıracağım diye gelip son 15 metrede geçilmesi de bir nevi zevk oldu. O kahve suratının renk değiştirdiğine şahit olduk adeta mora doğru. Seneye Elvan gelse de şu grand prixlere önemli para yapıp gitse yağlarımız erirdi herhalde.