Sayfalar

6 Şubat 2010 Cumartesi

Superbowl Digiturk FOXSPORTS'da

Indianapolis Colts - New Orleans Saints yarın gece yarısından sonra şampionluk için kapışacaklar. Gözler ailecek QB olan Manningler'den Peyton'ın üzerinde olacak. Bakalım Peyton Colts'u şampiyonluğa taşıyabilecek mi? Kış aylarının bu en büyük spor olayı ise evinde en az Digiturk spor paketi olanlar tarafından sorunsuzca izlenebilecek. Pazartesi sabahı işe geç kalacağımız, sporun bir çok meraklısınınsa o geceyi evinde geçirmeyeceği kesin. Sakatlıksız çok çekişmeli bir maç olur umarım ve senelerce unutamayız.

21 Sayıdan Maç Vermek


Orlando bir kez daha çok farklı öne geçtiği bir maçı rakibine hediye etti. 21 sayı öne geçtiği maçta Magic 3. çeyrekte tam 38 sayı yedi. Bu sorun Van Gundy takımın başına geçtiği ilk maçtan beri bir türlü çözülemeyen yegane sorun. Eğer 15 sayı üzeride bir farkla soyunma odasına gidilirse 2. devre adeta kabus haline geliyor. Dün gece farkı kapadıktan sonra hesabı kesen adam Caron Butler oldu. Yukarıdaki videoda maçın kısa hikayesi var ancak Butler'ın eli bu derece sıcakken ve son topun da ona verileceği belliyken, kalan o kısa sürede bu adamın bu şutu atmasına nasıl izin verilir! Kaşıntı arttı, bu kaşımayla yakında kan çıkar.

Ersan Coştu


Ersan'dan Knicks potasına yedekten geldiği maçta tam 25 sayı geldi. Ayrıca 9 da ribaunt alan Ersan Jennings'le beraber maçı getirdi.

5 Şubat 2010 Cuma

Orlando'da Brandon Bass Sorunu

Madem oynatmayacaktınız, madem kenarda pas tutturacaktınız, madem takımdan, basketboldan, şehirden soğutacaktınız niye aldınız kardeşim bu adamı. Para bir tarafınıza mı battı, fazla mı geldi, battı mı Aloooo! Yazık günah gerçekten. Takıma hiç bir şey vermeyen Carter ile takıma bir şey vermesine izin verilmeyen Dallas'ta Nowitzki'yi yedeklemiş, zaman zaman birlikte sahaya çıkmış Bass'in bu sezon aldığı para 20 milyonun üzerinde. Nasıl kıyılıyor nasıl saçılıyor bu paralar. Hala bu takımın şampiyon olabileceğini, hatta Doğu Finali oynayabileceğini düşünenler varsa, hesaplarını kontrol etmelerini öneririm. Bass takas istiyor "Beni kullanmayacaklarsa bıraksınlar gideyim" diyor. Bu takım bazı maçların önemli bölümlerini Howard-Gortat ikilisiyle oynarken bile Bass hatırlanmıyorsa, son çarenin yedeği olarak görülüyorsa yazık ki ne yazık, adam sonuna kadar haklı. Orlando'nun geleceğini günlük başarı için çöpe atan adam Otis Smith'e selam olsun.

Yazık Oldu Süleyman Efendi'ye

Tam sevinmiştik futbolsever olarak, Uğur için Türk Futbolu'nun kazancı olur demiştik, seviyorduk, beğeniyorduk, heyecanlanıyorduk, ama nazar değdirdik başka bir şey değil bu. Bu kadar da olmaz, talih dediğin bu kadar ters dönmez. Hem Fener, hem biz ama en çok Uğur kaybetti yine. İçim yandı benim. Böylesine sola adam ararken çok yazık oldu. Acil şifalar diyelim de bu şifanın en acili seneye gibi. Haydi Uğur bunu da aş gel.

4 Şubat 2010 Perşembe

Uçuran Hollandalı'yı Kim Kapacak?

Hiddink Rusya Futbol Federasyonu seçimleri sonrası yeni başkanla çalışamayacağı gerekçesiyle görevi bırakma aşamasına gelmiş durumda. Dolayısıyla hemen bizim Milli Takımımız için adı geçti. Hatta bu seçimler öncesi bile Hiddink'e teklif götürdüğümüz söyleniyordu. Öyle ciddileşmişti ki işler maaşı bile bir ara tartışma konusu oldu. Daha resmi teklif yapılmamış adamın maaşının tartışıldığı bir ülkede yaşıyoruz, gerçekten nasıl dayanıyoruz biz bu adamlara. Neyse Hiddink görevi bırakmaya yaklaşırken Çin Futbol Federasyonu onun peşine düşmüş durumda. Aldığı bütün takımları kupalara götüren, başarılar kazandıran, şahlandıran adamın peşinde artık Çin de var. Biz daha adamla görüşememişken Çin Federasyonu resmi görüşmelere başlamak için fırsat kolluyor! Uçuran Hollandalı Çin'e imza atarsa bizim basının hali nice olur onu düşünüyorum ben. Ama yok olmaz bunlara bir şey, çünkü bu ülkede amaç doğru haber yapmak değil reyting, tiraj getirecek haber yapmak. Hiddink kimin elinde kalacaksorudur da asıl sorun bize yine bu basın kalacak! Acayip basın bunu da yazın: Hiddink Çin yolcusu!

Normal Değil Bu Aktiviteler

Gece yarısı, karanlıkta, dev ekranda, yüksek çözünürlükte, surround soundla SERETMEYİN!

Oren Peli illa ki yakalayacağız seni bir yerde! Nasıl oturuyosun o evde, hiç mi tırsmıyorsun, hiç mi için ürpermiyor kardeşim! Nerenden uydurdun o hikayeyi, hiç mi acımadın oğlum insanlara, hiç mi merhamet yok sende! Terbiyesiz adam, ne hakkın var! Ama suç bizde niye seyretik ki! Ah Oren ah!

Normal değil bu aktiviteler kardeşim, ama kazandığı para normal artık Peli için. Paranormal de biz artık değiliz. Korktuk be yav! Abarttım mı biraz :)

Daybreakers

Fazlasıyla orjinal bir konusu var Daybreakers'ın. Pek kimsenin bu açıdan düşündüğünü zannetmiyorum kendi adıma. Biraz Matrix'i andıran yanları mevcut hikayenin, biraz Terminator mesajları da aldım kendi adıma. Klasik vampir filmlerinden oldukça farklı ve ilk sahnesinden itibaren izleyiciyi merakta bırakan bir yanı var filmin. Kısaca konusundan bahsedelim, öyle çok çok derine girmeden. Ama yine de spoiler içerir, uyarayım.

Yıl 2019, yer tabii ki Amerika. 2009 yılında başlayan bir salgın neticesinde insanların çoğu Vampire dönüşmüş, dönüşmeden kalan insanlar ise bu vampirler tarafından insan tarlalarında kanları toplanmak üzere uyuşturulmu bir şekilde hapsedilmiştir. Ne zaman ki insan nüfusu giderek azalır ve kan stokları yetmemeye başlar Dünya hükümetleri bir çözüm bulma uğraşına girerler, keza artık Vampir ırkı tehlikededir. Yeterli kan bulunamazsa vampirler birer canavara dönüşecek ve birbirlerini öldürmeye başlayacaklardır. Bu noktada kan bilimci Edward Dalton ve ekibi yapay kan üretmek için çalışakmaktadır. Sonrası anlatılmaz:)

Ethan Hawke, uzun süre ciddi bir rolde karşımıza çıkan Sam Neill ve Willem Dafoe filmi sürükleyen isimler. Spierig Kardeşlerin Undead'den sonraki ilk senaryo ve yönetmenlik denemesi verdikleri emeğe değmiş. Uzun süredir ilk defa bir vampir filmini zevkle izledim. Tavsiyemdir.

3 Şubat 2010 Çarşamba

Keane Düşerken


Wolverhampton Wanderers
Coventry City
Inter
Leeds United
Tottenham Hotspur
Liverpool
Tottenham Hotspur
Celtic

Liverpool transferi hayatının hatası oldu. Rafa ile bir türlü uyuşamadılar.Oraya gittiği gün kariyeri ters kapak oldu adeta. Dün İskoçya günleri başladı Keane için. O artık Celtic oyuncusu, en azından sezon sonuna kadar. Son haline Redknapp bile dayanamadıysa demek ki kafası iyi değil İrlandalının. Aslında sezon sonu için bizim büyüklerin radarına girse hiç şaşırmam. Tıpkı Kewell gibi bu kadar gözden düşmüşken buralarda tam bir patlama yapabilir. Üstelik bu adam 30 yaşına henüz girdi. Bu da benim transfer tüyom olsun. Türkiye Ligi de rehabilitasyon Ligi olsun dünya yıldızları için, hem onlar kazansın eski şöhretlerini hem de takımlarımız. Keane düşerken neden biz tutmayalım ki elinden?

Benjani

Galatasaray forması giydirmek için çok uğraştı basınımız ama olmayınca olmuyor. Benjani Sunderland oyuncusu artık. Steve Bruce için oynayacak olan Benjani 31 yaşında ve 2008den beri City formasıyla 23 maçta sadece 4 gol atabilmişti.

Para İnsanı Azdırır No:1

Çok kazanmak, kazandıkça kendini daha büyük görmek, elindekiyle yetinememek, gözü hep dışarıda kalmak eylemlerini yaptırıyor para insana. Kısacası para insanı azdırıyor. Sadakat, saygı, sevgi, inanç bitiyor, zevkler at koşturuyor insanın bünyesinde. Örneğin haftada 130.000 Pound kazanan, 2 çocuk babası, Toni Pool ile evli olan John Terry, eşini daha önce eski takım arkadaşı Wayne Bridge ile aşk yaşayan Vanessa Perroncel adında, ne ile hitap edebileceğimizi bilemediğimiz bir kadın ile aldatıyor. Anlık zevkler gerçeğin önüne geçiyor, yaşananlar unutuluyor, beyin yer değiştiriyor. Dünya aleme rezil olmaya değer miydi şu kadın için diye soruyor insan dolayısıyla. İki çocuğunun annesi, hayatını paylaştığın ve de ortalamanın üzerinde bir dışgörünüşe sahip eşini şu kadın için aldatmaya değer miydi? Demek ki neymiş para insanı fena halde azdırıyormuş. Rahmetli dedemi sevgi ve hasretle anıyor, bu yazıyı onun çok sevdiğim şu sözüyle bitiriyorum:

"Yüce yaradan insana sağlıklı ve huzurlu geçinebileceği kadar çok, azamayacağı kadar da az para versin"

1 Şubat 2010 Pazartesi

Güle Güle Aydın...

Kaynak: Sabah Gazetesi

İlk Kez Adam Gibi Ayrılık

İlk kez takımdan gönderdiğimiz bir topçuyla adam gibi ayrıldık. Daha önce görmemiştim bu fotoğrafı, kenara koyalım da numunelik dursun arşivde. Bir daha tekrarı olmaz gibi geliyor bana.

Hidayet Sakatlandı

Herhalde göze gelmek deyiminin en güzel örneklerinden biri oldu dün geceki Hidayet'in sakatlığı. Mike Dunleavy'nin dirseği Hidayet'in sol gözünün altına geldi ve büyük ihtimalle elmacık kemiğinde parçasız bir kırık oluştu. Daha maçın 1. dakikasında meydana gelen bu olaydan sonra Hidayet hemen hastaneye götürüldü tetkikler için. Sonuç bugün açıklanacak ama gözüken o ki bir süre Hidayet'i parkelerde göremeyebiliriz. Geçmiş olsun Hidayet Türkoğlu.

Bu arada Toronto adı geçen maçta Indiana'yı 117-102 yenerek üst üste 5. galibiyetini almış oldu. Orlando Magic de deplasmanda Detroit'i geçerek önceki gece Atlanta'da aldığı Güneydoğu 1.liğini bırakmamış oldu. Orlando'yu galibiyete taşıyan isimlerse Howard, Lewis, Redick ve Pietrus'tu. Carter mı? O da formundaydı, bu maçı da boş geçmedi ve 2 sayısını yazdı skorborda.

EFAF Coaching Clinic 1 - İstanbul

Bu hafta sonu İstanbul'da Türkiye Beyzbol, Softbol, Korumalı Futbol ve Ragbi Federasyonu'nun, ki kısa adı TBSF'dir, düzenlediği Antrenörlük Semineri'ne katıldık. Bilenler biliyor Sakarya Üniversitesi Tatankaları Korumalı Futbol Takımı'nın Kulüp Başkanıyım. Sakarya'daki en büyük sıkıntımız Koç-çalıştırıcı sıkıntısıdır senelerdir. Bu nedenle bir şekilde kendi koçumuzu kendi içimizden çıkarmak için yöntem arayışındaydık uzun zamandır. TBSF Avrupa Amerikan Futbolu Federasyonu'na (EFAF) üye olduktan sonra onlar da bir anda faaliyetlerini arttırıp, spora yeni antrenör ve hakem kazandırma uğraşısına girdiler. Bu hafta sonu için Türkiye'ye davet edilen EFAF'tan 2 kariyerli eğitmen Türkiye'deki ilk EFAF onaylı antrenörlük seminerini uygulamalı olarak verdiler. Cumartesi tamamen teknik ve teorik Pazar günü ise uygulamalı olarak eğitim gördük. Toplamda Tüm Türkiye'den 35 kişinin iştirak ettiği eğitimde Sakarya'dan 7 kişiydik. Bu 7 kişinin ben de dahil olmak üzere 4'ü bundan sonraki hayatlarında çok ekstrem bir şey yaşamazlarsa Sakarya'da yaşayacak kişiler olduğu için Koç sıkıntımız bir anlamda fazlasıyla çözülmeye başladı. Bundan sonraki amaç ise Federasyon'nun Ulusal Antrenörlük Kurslarından birini Sakarya'da açıp Sakaryalı antrenör sayısını arttırmak. Kuralları, taktikleri ve tabii ki ekipmanlarıyla çok farklı bir spor olan Korumalı Futbol'da bu sene ilk kez profesyonel Lig'de yer alıyor olsak da tek amacımız Profesyonel Liglerde kalıcı olmak ve kendi düzeni içinde kendi kendine dönen ve devamlı yenilenen bir spor çarkı kurmak. Her şey çalışmaktan geçiyor, amacımız da çok çalışmak.

Semineri veren eğitmenlerden biri Fransa'yı Gençler Avrupa Şampiyonu yapmış Paul Vincent Miraval diğeri ise NFL'de Washington Redskins ve Carolina Panthers formaları giymiş Fransız LB Philippe Gardent idi. Çok verimli, faydalı ve eğlenceli bir eğitim verdiler. Bu şansı yakalamamızdaki en büyük etken olan TBSF Asbaşkanı Alper Gerdaneri'ne buradan sonsuz teşekkürler. Umarız bu Seminerler 2.si de bu sene olmak üzere devam edecek ve Türkiye geneli için sorun olan (eğitimli) Antrenör sayısı artacak.

 
Philippe Gardent

31 Ocak 2010 Pazar

Hayrettin'i Özlemek

Galatasaray Kalesi böylesini görmedi. Hayrettin'i özlediğini hisseden adamın psikolojisi ne derece bozulmuştur arkadaş! Hayrettin'i özlüyorum ben, Yardım et yüce Yaradan! Facia bu adam!

Sağ Ayağı Olduğunu Hatırlayan Adam

Şu adam %100 konsantre olabilse, istikrarını bir koruyabilse, Türk Futbolunun kazancı olacak. Ah Uğur Ah! Hem kendisi hem Daum yazık ediyor Uğur Boral'a.

30 Ocak 2010 Cumartesi

The Time Traveler's Wife

Tam anlamıyla muhteşem bir film. Koşulsuz sevmenin, aşkın ve bağlılığın ne olduğunu bilmeyenler bu filmi izlemeli, biliyorum diyenler ise ne kadar bildiklerini ölçmeli bu filmi izleyerek. Rachel McAdams ve Eric Bana harika birer performans sergilemişler, özellikle McAdams sanki gerçekten yaşıyor gibi oynamış. Hem yönetmenlik hem görüntü yönetmenliği muazzam. Final sahnesi çok etkileyici, ötesinde filmde aşkın ve sevginin saf halini buluyorsunuz. Yaradan böyle bir aşkı her hak edene yaşatır umarım, ilk başta ben talibim :) Seyretmediyseniz seyredin, seyrettirin, pişman olmazsınız.

Not: Eğer ne olacağını bilmeden, heyecanla seyretmek istiyorum diyorsanız trailer'ı izlemeyin derim.

Zaman Kimseye Acımıyor

 
Orlando Magic - 1992
 
Cleveland Cavaliers - 2010

Wilshere Bolton'da

"Korkusuzca ve güvenle oynuyor. Diğer oyuncular pas vermek için onu arıyorlar. Bu kadar genç ve bu kadar iyi olabilmek normal değil. Jack'in Güney Afrika kadromuzda olup olmayacağı henüz belli değil. Bu daha çok Arsene Wenger'in onu devamlı oynatıp oynatmayacağı ile ilgili. Devamlı oynarsa bizimle gelebilir."

Fabio Capello - İngiltere Milli Takım Teknik Direktörü
İşte böyle demişti Capello Wilshere için. Gerçekten de her şey Wenger'e bağlıydı ve Wenger Wilshere'a bir türlü bir yer bulamadı kadroda, 1'i lig olmak üzere sadece 7 resmi maçta forma giyebildi Jack Wilshere. Dün ise çok farklı bir gelişme oldu ve Wenger insafa gelmiş olacak ki sezon sonuna kadar bunalımdaki Bolton'a kiralık gönderdi. Ben kendi adımda futbolcu yetiştirmekte bu kadar zorlanan İngiltere'de Wilshere'ın kalıcı olmasını ama önce oynayıp kendini göstermesini çok isterim. Çocuk gerçekten yetenekli ve oyunu izleyiciye zevk veriyor. Umarım Coyle ona yeterince forma verir

Satıcı!

Gianfranco Zola'nın sanırım Eidur Gudjohnsen için söyleyecek daha iyi bir sözü yoktur. Zola ile görüşmüş ve her konuda anlaşmış olmasına karşın imzaya beklenirken gidip Tottenham ile anlaşma imzalayan Eidur Gudjohnsen de ziyadesiyle hak ediyor Zola'nın dedikleri doğruysa. Monaco'da dikiş tutturamadıktan sonra bana kalsa West Ham onun için doğru adresti ama Eidur tıpkı Barcelona'daki, Chelsea'deki gibi daha fazla rakibinin olduğu Spurs'ü seçti. Spurs'te Crouch, Defoe, Keane, Pavlyuchenko gibi isimlerle forma kavgası verecek İzlandalı. Ama bir diğer faktör de sarı inadı sanırım, kendine çok güveniyor sarışın golcü, attığı imza bunu gün gibi anlatıyor.

Ancak West Ham'dan bakınca o bir Satıcı!

29 Ocak 2010 Cuma

Marka Yaratmak

Mancini İngiltere'ye ayak basalı daha 2 ay olmadan Manchester City Mancini markasını yarattı. Bugüne kadar raflarda mütevazi bir şekilde duran ve müşterisini bekleyen çubuklu ya da parçalı diyebileceğimiz City atkısı bir anda İngiltere'de en çok satılan lisanslı spor ürünü halini aldı. City maçlarında taraftarların artık atkılarını Mancini gibi taktıkları ve neredeyse atkılarının tamamının resimdeki gibi olduğunu görüyoruz. Mancini atkısının fiyatı 8 Pound ve şu an ne internetten ne de herhangi bir mağazadan alamıyorsunuz çünkü tüm stoklar tükenmiş durumda. Maliyeti 1 Pound'u bulmayacak bir üründen % 700 kazanmanın formülü ise sadece ve sadece Mancini gibi karizmatik bir adamı kulübeye koymaktan geçiyor. Sonuçta İtalyan dediğin giyinmeyi biliyor, yeri geldiğinde marka yaratıyor. Hem City hem Mancini kazanıyor.

Eski Formalarla Eski Ruh Canlandı

İlk 3,5 çeyrek çok net bir şekilde ezildi Magic Boston karşısında. Ama ilerleyen dakikalar artık Boston'ın yaşlanan bir takım olduğunun ispatıydı. Kalkmayan kollar, koşamayan bacaklar, sıçrayamayan dizler. Hele Wallace'ın kullandığı son şutun potaya bile değmemesi Boston'da ciddi bir rehabilitasyon ve rotasyona ihtiyaç duyulduğunun en önemli göstergesi. Orlando maçı gerçek 2 süper yıldızı Howard ve Lewis ile ligin belki de en overpaid uzunu Gortat'ın oyunlarıyla kazandı. Tabii ki en başta 2 uzunlu 5'e dönen Van Gundy'nin hakkını yememek gerek. Ultra, mega, süper yıldız Vince Carter'ın bu istikrarlı ve başarısı paçalarından akan oyunu sürdükçe (!) bu tip taktik değişikliklere Magic'in daha çok ihtiyacı olacak. Lewis'in bitime 1,3 saniye kala attığı inanılmaz zor ve uzun adımlı turnike maçı getirirken Doc Rivers'a da selam etmiş olduk ma-camia. Eski formalarımız, nostalji gecesinde o eski savaşçı ruhu geri getirdi adeta. Savaşan, en azından takımın bir kısmı, Magic bu sezonki en önemli galibiyetlerinden birini aldı. Şu an için artık aklımdaki tek şey acaba bu ligde Carter'ı takasla alacak kadar enayi bir GM daha var mı?

Bir de Howard'ın hakeme attığı bir tam saha pas var ki gülmekten karnım ağrıdı :)

Hidayet Sonunda Patladı!

Bir kaç seferdir Hidayet'in artık kıvama geldiğini ve yavaş yavaş bildiğimiz Hidayet olma yolunda olduğunu söylüyorduk. Son maçlardaki hırslı oyunu dün gece artık isabetli ve istatistiksel olarak da verimli hale dönüştü. Bunun ceremesini çeken taraf da New York cephesi oldu. D'Antoni her fırsatta Hidayet'i çok sevdiğini ve oyununu çok beğendiğini söylerdi, bir kez daha onun her türlü çabasını parkeye gömen adam Hidayet oldu. 26 sayı 11 ribauntla double double yaptı Hidayet. Tam saha koşup smaç bastı, üçlük soktu, orta mesafeden attı, Lee'nin üzerinden ribaunt aldı, blok yaptı, top çaldı ama Kanada'ya geldiğinden beri ilk kez tabelayı bu kadar etkili bir şekilde değiştirdi. Onun açığını kapatan Bargnani ve Jack adeta yokken o tek başına onların açığını kapadı.

Maç sonu röportajına Hidayet'i adeta zorla, kolundan çekerek getiren TSN muhabirinin sorusu açıktı "Bu gece sende farklı olan şey neydi?" Hidayet tek kelimeyle cevap verdi "Top". Yaklaşık bir 5-6 saniye konuşamadı muhabir "Ne anlamda?" diye sordu, cevap yine kısa ve doyurucuydu "Bu gece topu bana verdiler".

Hidayet dönmüştür. Belki yine kısır maçları olacaktır ama artık o yeni takımının omurgasındaki yerini tamamiyle almış durumda.

Semih Kaya Bulundu, Gönderildi!



Haber zaten kendini anlatıyor. Anlatıyor da daha geçen gün nerede bu çocuk diye sormuştuk. Sorduktan sonra Ankaragücü maçında kulübede görünce heveslenmiş, acaba tekrar izleyebilirmiyiz Semih'i demiştik. Tekrar izleyeceğiz gerçi de Galatasaray forması ile değil. Coucerio'ya teslim artık Semih, en azından 4 ay. Umarım sık sık oynar da tecrübe kazanıp döner İstanbul'a ve gelecek sezon Servet-Neill'in arkasındaki ilk alternatif olur.

Odd Man Out

87 resmi maçta Galatasaray formasıyla 40 gole imza attı Shabani Nonda. İlk sezonunda Fenerbahçe'ye attığı golün önemi çok büyüktür, şampiyonluk yolunda çok önemli bir imzadır o takipçiliği. 2,5 sezonda kısıtlı fizik gücüne rağmen her gerektiğinde işini yapan adamdı, belki böyle gitmeyi hak etmemişti ama en kolay harcanabilir adam olduğu da gerçekti. Galatasaray'da hiç bir zaman vaz geçilmez adam olamadı, o diz sakatlığı eski Nonda'dan çok şeyleri alıp götürmüş geriye kalansa sadece iyi bir alternatif olmuştu. Gerçekten de iyi bir alternatifti ama pek de sevemediğimiz o mor formalar ona da iyi gelmedi. Yaptıkları ve yapamadıklarıyla Galatasaray'da iz bıraktı, onu hiç birimiz kötü hatırlamayacağız. Yolun açık, kazancın bol olsun Nonda.

Çocuk Daha Ya Bu!



Baba bildiğin Lise 1'e giden tıfıl çocuk daha bu eleman :) İnşallah yüzü küçük görünse de fubolu büyük olur.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Yeter Ergin Ataman Yeter!


Biraz onurlu ol, bırak artık şu takımın yakası, ver istifanı git! Yılların köpüklü Efes'ini gazı kaçmış sade gazoza çevirdin! Git Avrupa'da bir takım çalıştır, yeter artık Türk Basketbolu'nu bitirdiğin!

Blackburn Türk Ocağı


Blackburn Rovers ve Türk Futbolu arasında çok ciddi bağlantılar var. Bu iş ilk olarak Graeme Souness ile başladı ve hala devam ediyor. İlk götürdüğü isim İskoç Hoca'nın Tugay Kerimoğlu olmuştu Rovers'a. Tugay zaten hepimizin bildiği gibi efsane oldu orada. Sonra İtalya macerası kaçışında Hakan Şükür uğramış bir müddet Blackburn'e ama diz kapağı kırılınca kalıcı olamamıştı Ada'da. Bir ara da Hakan Ünsal'ı misafir etmişti Blackburn şehri. Mutaassıp yaşam tarzı ve dil bilmemesi adaptasyon sorununa yol açınca Ünsal da kaçıp geri gelmişti Sami Yen'e. Şimdi sıra Yıldıray'da. Tugay nedeniyle Türk futbolculara karşı meyli yüksek olan Rovers tribünleri onu mutlaka çok sıcak karşılayacaklardır. Umarım sakatlıksız bir dönem yaşar ve eskisi gibi başarılı olur Baştürk. Sezon sonuna kadar kiralık olarak Ada'da, başarılı olursa sezon sonu kontratı bittiği için belki de artık sürekli. Rovers-Türk Futbolu bağlantısı da bununla sınırlı değil. Örneğin Amerikalı kaleci Brad Friedel da senelerce formasını terletti İngiliz ekibinin, Galatasaray'dan ayrılması sonrasında. Shabani Nonda da eski bir Rovers oyuncusu. Yetmezmiş gibi her sezon bir Rovers oyuncusu da bir Türk takımının transfer listesine girer. Bu liste de uzar gider. Blackburn'deki son Türk Baştürk'e selam olsun.




Neden Düşeriz Bruce?



And why do we fall, Bruce? 
So we can learn to pick ourselves up.

En sevdiğim repliklerden biridir, hatta efsanedir gözümde. Benim yaşadıklarımı da özetler niteliktedir. Bugün ayaktaysam etkisi çoktur. Düşen adam ayağa kalktığında fikren ve fiziken artık o düşen adam değildir, arkasına bakmadan ve aynı çukura bir kez daha düşmeden devam eder hayatına. Düşen adam aslında öğrenen adamdır, düşen adam aslında artık o eski adam değildir.


Peki neden düşeriz Bruce?