Sayfalar

24 Ekim 2009 Cumartesi

Karanlıkta Işık Olmak

Gortat bu sezon Magic'in ışık saçmaya aday adamlarından biri. Gerektiğinde pota altını tek başıma aydınlatırım diyor sanki tam da bu anda. Fotoğrafı çeken Gary W. Green müthiş bir ışık oyunu yaparken sanki bir de mesaj göndermiş.

Fotoğraflar: Orlando Sentinel, Gary W. Green

En Siyah Beyaz

Kendisinden ve savunmasından her ne kadar haz etmiyor olsam da Jason Williams'ın hem hücumu ve topa hükmediş biçimi hem dövmeleri hem de hareketleri onu sanki bir beyazın vücudunda hapsolmuş bir siyah gibi görmeme neden oluyor. Dün geceki Atlanta maçındaki bir çok hareketiyle seyircileri ayağa kaldırmayı başardı yine. Spektaküler ve şova dönük hareketleriyle basketbolun sadece bir oyun olduğunu hatırlatan bir adam Jason Williams. O benim bu parkelerde gördüğüm En siyah beyaz adam.

Fotoğraflar: Orlando Sentinel

Yazık Oldu Bu Dizilere #3

"Traveler" tam izleyenlere haz vermeye başlamış ve ailecek oturulup seyredilecek bir kıvama gelmişken ABC Televizyonun gazabına uğrayan bir başka yazık edilen dizidir.

Jay ve Tyler aynı evde kalan ve birlikte üniversiteye devam eden 2 arkadaştır. Tyler zengin bir babanın şımarık çocuğudur, üniversite hayatı genellikle eğlenmekle ve para harcamakla geçerken, Tyler'ın rahatlığının aksine Jay okulu ve derslerine daha bağlı olan, ekonomik durum pek de iyi olmayan bir ailenin çocuğudur. Diğer ev arkadaşları Will ise sürpriz bir şekilde ortya çıkmış, onlara daha sonra taşınmış bir gençtir. 3 arkadaş bir gün gezmek için New York'a giderler. Orada sırf çılgınlık olsun diyerek bir müzenin içine patenle girip heyecan yaşamk isterler. Will onlara eşlik etmez ve onları dışarıda bekleyeceğini söyler. Gençler içeri patenle girince doğal olarak bir kargaşaya sebep olurlar ve güvenlik peşlerine düşer. Onların tam müzeden kaçmaya çalıştığı sırada müzede bir patlama olur. Dışarıya çıkmayı, kaçmayı başaran Jay ve Tyler bir türlü Will'i bulamazlar. Will ortadan kaybolmuşken patlama öncesi kargaşa yaratan adamlar olarak müze güvenlik kameralarına yakalanan Jay ve Tyler bir anda en çok aranan teröristler olurlar ülke çapında. Başlarına gelen olayın bir komplo olduğundan kuşkulanan ve kaçmaya başlayan gençler Will'le ilgili detayları araştırmaya başlarlar. Will'in yüzünün göründüğü tek bir fotoğrafları bile olmadığını, Will'e ait bildikleri ne varsa aslında bir hikayeden ibaret olduğu ve aslında dünyada Will Traveler diye bir adam var olmadığını öğrendiklerinde ise artık çok geç olmuştur. 2 kafadar bir komploya kurban gitmiştir, üstelik bu komployu kuran kişinin ev arkadaşları Will Traveler diye bildikleri adam olması en kuvvetli ihtimaldir. Bu dakikadan sonra ülke çapında bir kedi fare oyunu başlar. FBI artık Jay ve Tyler'ın peşindedir, onlarsa Traveler'ın.

Böylesi kuvvetli ve sürükleyici bir hikayeye sahip olmasına karşın Traveler adeta kurban edildi. Jay rolünde Tru Calling dizisinden Tru'nun hoşlandığı olay yeri fotoğrafçısı Luc Jonston ve Teksas Katliamı: Başlangıç'taki Eric rollerinden hatırlayabileceğimiz Matthew Bomer, Tyler rolünde 24 ve O.C'de kendine yer bulmuş şu sıralar TNT'nin Dark Blue dizisinde Dean Bendis'i oynayan Logan-Marshall Green ve Will Traveler rolünde X-Men serisinden Pyro rolünden hatırlayacağımız Aaron Stanford oynamaktaydı. Başroldeki 3 isim de rollerini kaldırabilecek ir performans vermişler ve diziye seyirciyi bağlamayı başarmışlardı. Dizinin yaratıcısı ise Eight Below filminin de senaryosunu yazmış olan David DiGilio idi. Bir hayli güzel bir fikir ve senatro ürettiğini söylemek gerek.

Son sözümüz yine yazık oldu. Traveler geliştirebilecek bir hikayeye, potansiyelli bir yapımcı ve oyunculara sahip olduğu, hatta ve hatta çağımızın "The Fugitive"i yani Kaçak'ı olabilecekken ABC tarafından harcandı. Bize ise geçmiş zaman olur ki demek kaldı.

Jericho
Journeyman

James Troisi

Üzerine bu kadar kavgalar edilen, transferi yılan hikayesine dönen, uğrunda ilişkiler zedelenen James Troisi bu muymuş Allah aşkına! Bu sezon Trabzon maçıyla birlikte 7 maçta oynamış, 3'ünde oyundan alınmış, sadece bir 90 dakikayı tamamlayabilmiş, 3 kez de sonradan oyuna dahil olmuş ve nasıl olduysa bir de asist yapmış bu maçlarda İtalyan vatandaşı da olan Avustralyalı yıldız (!) oyuncu. 3. kez bir maçta uzun süreli izleme fırsatı buldum Troisi'yi ve gördüğüm yine düz bir oyuncu oldu. Toplara çok iyi vurduğu, hücum organizasyonlarda çok başarılı oldğu söyleniyor 2 senedir de bir türlü göremedik bunu. Dün gece neredeyse ayağına aldığı her topu ezdi Avustralyalı. Tamam yaşı genç, 88 doğumlu, Newcastele United tecrübesi var belki ama Troisi gibi çok adam var Türkiye'de. Yazık değil mi formasını, yerini kaptığı gençlere. Belki bir TFF 1.Lig takımına koysan katkı yapar ama TSL için gareksiz harcama Troisi. Olembe de o da Kayserispor'a yakışmıyorlar.

Baytar

Daha önce transferini yazdığımızda sabır dilemiştik Trabzonlular'a. Cidden bu adamla işleri çok zor. Gittiği her takımda huzursuzluk çıkardı Baytar. Defalarca kez kadro dışı bırakıldı, hocasıyla tartıştı, arkadaşlarıyla saha içinde kavga etti, rakiple dalaştı. Aman çok yetenekli, şöyle böyle diye şişirildikçe kendini çok büyük futbolcu zannetmeye devam etti. Geçen haftaki GS maçında hiç bir şey oynamadığını, ondan önceki haftalarda hep saman alevi gibi bir parlayıp bir söndüğünü gördük Baytar'ın. Broos'un elinde çok fazla seçenek olmadığı ve Baytar da savunma yapar gibi gösterdiği için kendini hep Alanzinho ya da 2. forvete tercih etti Belçikalı onu.

Ama dün akşam gerçek Baytar'ı bir kez daha gördük, Trabzon adına üzüldük. Broos'un kılıç keskinliğindeki neşterini yerken henüz maçın ilk devresinde yüzünde okuduklarım az sonra patlar bu adama delalet ediyordu. Taraftar da bir türlü ısınamamış Baytar'a belli ki çok ciddi protesto ettiler oyundan çıkarken onu. Kulübeye bile uğramadan soyunma odasına giderken de protestolar devam edince beklediğimiz gibi Baytar çıldırdı ve taraftarı alkışlamaya başladı ama onlara hakaret edercesine. Sonra aldı formasını öptü, sanki ben hepinizden daha çok Trabzonluyum der gibiydi. Öyle bir yüz ifadesi vardı ki sanki aralarına dalsa tekme tokat dövecek bütün taraftarı. Ama Baytar bir dur Allah aşkına. Sen daha kimsin, nesin? Dünkü çocuksun, yeni transfersin bu şehirde. Bu takım için daha ne yaptın ki taraftara posta koyuyorsun. Sen geçip gidersin o formadan ama o taraftar baki kalır. Trabzonspor senin değil onların takımı. Önce taraftarına, şehrine saygıyı öğren ondan sonra öp formanı. Önce takımına katkı ver, kademe atlat ondan sonra tepki gösterecek hakkı bul kendinde!

Trabzonspor seyircisi için sanırım Baytar bitmiştir. Broos da artık onu pek düşünmeyecektir kadroda en azından devre arasına kadar. Bu fırsattır Baytar'a düşünmesi için, sormalı artık kendine "Ben nerede yanlış yapıyorum?" diye. Baytar'lı Trabzonspor'a sabırlar diliyorum.

Fotoğraf: Hürriyet

Kazanan Daima Haklıdır

Orlando Magic sezon öncesi son hazırlık maçında Atlanta Hawks'ı çok farklı yendi. Şutlar çok dengeli paylaşıldı, Howard'a ziyadesiyle top indirildi, muazzam hücum yapıldı. SVG yine şuta dayalı kısa beş tercih etti. Bass yine yedekteydi. Carter çok isabetli, Nelson paylaşımcı, diğerleri takımdı. J-Will'in savunmada hiç olmayışından, takım savunmasının tam anlamıyla oturmamış olmasından daha önce bahsettik bu sefer unutuyorum bunları ve üzerine konuşmuyorum. Kazanan her zaman haklıdır. 8'de 8 en azından eleştirilmemeyi hak eder. Hasarsız ve kusursuz giriyor sezona Magic. Bu görüntü yüzünden sezon öncesi yazımı yazamıyorum. Bu kadar iyi giderken bir takım benim söyleyeceklerim söylenmez, ama söylenmezse de koraklık yapılmış olur. Belki de 2-3 sezon maçı izlemem gerekecek yazmam için. Ne de olsa bunlar hazırlık maçı. Dediğim gibi kazanan her zaman haklıdır ve ben susuyorum şimdilik.

23 Ekim 2009 Cuma

Jean Todt FIA'nın Değişen Yüzü

O artık FIA başkanı. Olması gereken de buydu. Özellikle Formula 1 sürdürülmek isteniyorsa tek çözüm Todt'tu. Üzerine söylenecek çok şey var, ilerleyen günlerde bir Todt yazısı farz oldu. FIA kabuk değiştirecek Jean Todt'la ve Formula çok daha iyi yerlere gelip bu sezon olduğu gibi izlemesi zevkli ve her sezon daha çekici bir hal alacak. Bir Ferrari efsanesi olmasına rağmen FIA'yı renk gözetmeden kalkındıracak adamdır Todt. Tüm motorsporları severlere hayırlı olsun.

Rezalet! Testere'nin Gösterimi Aralık Ayına Ertelendi!

Nedenini çözemedim, anlayamadım, ne söylesem boş, bunalımdayım! Cinebonus çalışanlarıyla yaptığım görüşmede, Testere 6'nın Türkiye'deki dağıtıcısı Warner Bros'un 2-3 gün önce Testere'yi 23 Ekim'de, daha önceki bölümlerinde yaptığının tersine, yayına sokmayacağını ve gösterimin ertelendiğini bildirmiş. Bunun üzerine programını değiştirmek zorunda kalmış Cinebonus sinemaları da. Doğru düzgün bir açıklama da gelmememiş.

Bu bilgiyi bugün yer ayırtayım diye sinemayı aradığımda aldım ve adeta şok oldum. Bunun üzerine Warner Bros Türkiye'ye ulaşmaya çalıştım. Telefonlarını telesekretere bağlamışlar ve çağrılara cevap vermiyorlar. İsterseniz mesaj bırakabiliyorsunuz ama ona da dönüş yapmıyorlar. Aramaya devam edeceğim ama bu ayıptır yahu! Reklamını yap yap yap, son gün ertele. Bir sinema sitesi (http://moviegrande.com/) haricinde hiç bir yerde kesin bir bilgi yok. Moviegrande'ye göre Testere 6 11 Aralık'ta vizyona girecek.

Ben bu harekette açıkçası art niyet arıyorum. Bir çok şey, özellikle yerli filmlerle alakalı bir çok şey aklıma geliyor ama söylemek istemiyorum. Rezalettir bu. Bir çok filmi hem de dublajlı bir şekilde dünya ile aynı anda vizyona sokan Warner Bros çok büyük ayıp etmiştir. Bütün dünyada gösterime girdikten 2 ay sonra böyle bir filmi yayına sokmak hem bize hem kendilerine kazıktır. Kendilerini kutluyorum!

22 Ekim 2009 Perşembe

Yarın 23 Ekim, Zaman Geldi

Fark Var

Felix Magath
Armin Veh
Magath'ın Grafitesi
Veh'in Grafitesi

Orlando Magic - Indiana Pacers

Söylenecek pek fazla söz yok. Umarım bu sezon öncesi oran sezon içine de sirayet eder. SVG aynı kadro ve şut istikrarını korumalarını sağlayabilir. Asist top kaybı oranının 20/14 olması bir hayli sevindirici. Ama 20 asist hala yetmiyor bana. Bu takım bu kadar çok şuta dayalı oynarken 23-24 zorlanmalı her maç. SVG kısa beşte direniyor, ilk beş beklediğimiz Bass yedekten gelecek sanki. Son söz de şu olsun o zaman: Takım mı oluyoruz ne?

21 Ekim 2009 Çarşamba

Soru - Cevap

Frank Rijkaard'ın bugünkü basın toplantısından...

Gazeteci:
Arda'nın kırmızı kart görmesini engellemek için Yönetim'den bir uyarı geldiği ve bunun üzerine Arda'yı oyundan çıkarttığınız doğru mu?

Rijkaard: Hayır. Neden böyle bir şey olsun ki?

Gazeteci: Savunmanın çok kötü olduğu ve takımın çok gol yediği ortada. Buna bir önlem almayı düşünüyor musunuz, ya da savunmada farklı tercihler yapmayı düşünüyor musunuz?

Rijkaard: Takım sadece 4 savunma oyuncusundan ibaret değildir. Takımdaki orta saha ve forvet oyuncuları da savunma yapmalı ve ortaya bir takım savunması çıkmalıdır. Herkes savunma yaparsa bu sorun ortadan kalkar. Hakkınızdır ve saygı duyuyorum ancak kimsenin attığımız gollerden, hücum organizasyonlarından bahsetmemesi enteresan. Hep kötü şeyler anlatılıyor, onlar üzerinde konuşuluyor. Bunları anlatmaya devam edip biraz daha iyi şeylerden bahsedilse daha güzel olur diye düşünüyorum.

Futbolun yazılı olmayan kurallarına göre yaşayan ve futbolu oyun olarak gördüğü her halinden anlaşılan bir hoca Rijkaard. Şu sorular ise futbolu ne kadar iş haline getirip oyun olmaktan çıkardığımızın kanıtı. Futbol sadece bir oyun değil mi gerçekten? Endüstri ne ki?

20 Ekim 2009 Salı

Bir Devir Kapanıyor

Kulübü Helsingborg bugün Henrik Larsson'un İsveç Ligi biter bitmez yani Kasım ayında futbolu bırakacağını açıkladı. Kendi adıma bir tuhaf oldum, yaşlandığımı hissettim. Şaka değil tam 17 senedir biliyorum adını. Kaç dünya kupasında kaç Avrupa Şampiyonasında ya da kaç Avrupa maçında sırf onu izlemek için geçtim televizyonun karşısına haddi hesabı yok. Ve artık o da gidiyor. 3 kere bırakmış Milli takımı 3 kere de dönmüştü. Acaba bu sefer futbola bir kez daha döner mi? 50 yaşına da gelse oynasın diyeceğimiz cinsten bir adam, örnek profesyonel, Güle Güle. Yaşattığın her güzel ve zevkli an için sonsuz Teşekkürler!

Orlando Magic - Chicago Bulls

İlk defa bu kadar eşit ve adaletli şut dağılımı gördük sezon öncesi maçların birinde. Yine ilk defa Howard'a top indiğine şahit olduk. Geçen seneye göre serbest atışları biraz daha umut vaad ediyor, umarım bozmaz daha iyi olur Man Child. Kısa beş ve tercih Ryan Anderson'dan yana 4 numarada. 3 numara ise Barnes'ın. Bu zamana kadar uzun beş ve Bass, Pietrus düşünüyorduk. SVG denemeye devam ediyor. Süre ve rol dağılımı da muazzamdı ama bu maçın sadece sezon öncesi maçı olduğunu unutmamak gerek. Kazanılan bir maçta bile 16 asist 18 top kaybı yapılıyorsa yanlış olan bir şeyler var demektir.

Pek kendini göstermese de şimdilik bazı önemli eksikleri var takımın. Rotasyon daraldığında daha aşikar gözükecek bu arızalar. Ama daha takım olduğumuz gerçek.

Paranın En Son Köle Adayı

Diego Tardelli - Atletico Minerio

Her yıldıza olduğu gibi Manchester City talip ona da.
Cahiliye döneminin köle meraklıları parayla köleliği daha çok beğenmişe benziyorlar.
Bakalım para, hükümranlığını ve kimsenin bozamadığı kölelik düzenini devam ettirebilecek mi?

Kocaman Bir Zaman Kaybı - Surrogates

Fikir çok güzel, Bruce Willis de olunca tamamdır, izlemeliyim diyorsunuz. Ama daha yarım saat olmadan bayağı, alışılageldik, becerilememiş bir bilim kurgu - dramla karşılaşıyorsunuz. Willis oynuyor olmasa sonuna kadar dayanılmaz. 80 dakikama yazık oldu. Oysaki çok umutlanmıştım. Willis'e de yazık olduğunu söylemem gerek. Zaten bence onun da içine pek sinmemiş, alıştığımız başarılı oyunundan eser yoktu. Baştan aşağı zaman kaybı. Sinemada izlemeyin, harcayacak zamanınız çoksa divx, dvd seçeneklerini falan değerlendirin derim. Imdb'de nasıl olup da 6.5 aldığını ise anlamış değilim.

18 Ekim 2009 Pazar

Denizlispor ve İstikrar

Denizlispor senelerdir centilmen seyircisi ve lig sonunda hiç bir şekilde vazgeçmediği mücadeleci yapısıyla gönüllerde taht kuran bir ekipti. Özellikle Rıza Çalımbay yönetiminde ligi 5. bitirip UEFA Kupası'nda mücadele ettikleri dönemde hem ülke puanına katkıları hem de küçük bütçeli bir Anadolu takımı olarak 4. tura kadar çıkabilmeleri büyük sempati, sevgi doğurmuştu. Çalımbay'ın takımdan ayrılması sonrasında Giray Bulak'la da tam 2,5 sene çalışan Denizlispor ligin istiikrarlı ve ilk5-6'da devamlı düşünülen ekiplerinden biri haline gelmişti.

Giray Bulak'a onca süre takımı iyi götürmesine rağmen istediği transfer olanaklarını sunmamaları ve geldikleri yeri Yönetimlerinin yeterli görmesi, yani bir anlamda hedef büyütememek Denizlispor'la Bulak'ın yollarını ayırdı. Bulak daha iyi şartlar ve vizyon sunan Ankaraspor'u tercih etti kendine. Denizlispor ise Nurullah Sağlam'la çalıştı. Bütün bir sezon Sağlam'dan kötü sonuçlara karşın vazgeçmediler. Özellikle sezon sonuna doğru Sağlam'ın takımı oturdu ve ligde kalmayı hak edecek bir oyun oynadı. Sezon sonu gelip de yeni kontrat söz konusu olunca parasal konularda ve transfer stratejisinde anlaşamayan iki tarafın yolları ayrıldı.

Yeni sezona Faruk Hadzibegic'le başladı Horozlar. Tarihlerinin ilk ve tek yabancı teknik adamına fazla dayanamadılar. Lige kötü girilince Boşnak çalıştırıcı takımdan gönderildi. Kısa süreli olarak dönemin yardımcı antrenörü Mehmet Kulaksızoğlu takımı idare etti. Sonrasında göreve gelen isim hepimizin yakından tanıdığı Güvenç Kurtar oldu. Kurtar'ın toparladığı takım yine son haftalarda ligde kalmayı başardı. İmzaladığı sözleşme 1,5 yıllık olunca Kurtar ertesi sezonu da Denizli'de geçirdi. 2 sezondur düşmekten son anda kurtulan takımı bir kaç ufak eklenti ve doğru yabancı tercihleriyle Kurtar tekrar ligin tehlikeli ekipleri arasına soktu. Ligi 7. bitirdi Denizli ama bir kez daha aynı hastalık nüksetti ve Kurtar'la hem parada hem hedeflerde anlaşamadılar. Kurtar adeta ağlayarak ayrıldı oyuncularından ve Denizli yeniden çöküşe girmeye başladı.

Yeni sezona altyapılarda ve pilot takım Denizli Belediye'de çalışmış olan Ali Yalçın'la başladılar. Kendi çocukları daha az paraya görev yapıyordu isimli hocalara göre. Saadet fazla sürmedi. Ligin dibine demir atıldı, Sivas mağlubiyeti sonrası Yalçın istifa etti. Uzun zamandır takım çalıştırmayan ve gözünde para değil sadece kendini ispat etmek olan Ümit Kayıhan geldi Denizli'ye. Onun da ömrü uzun olmadı. Bir kaç hafta sonra Kayıhan istifa ettiğinde bu sefer göreve Mesut Bakkal geldi. Tıpkı daha önceki Bulak ve Kurtar etkileri gibiydi yarattığı etki, Denizli yine lige tutundu ve son hafta ligde kaldı. Yönetim tıpkı Bulak ve Kurtar yanlışlarında yaptığı gibi 3. kez aynı yanlışı yaparak küçük hedefler ve az parayla Bakkal'ı ikna etmeye çalışınca Bakkal Denizli'den ayrılıp henüz Süper Lig'e çıksa da daha çok şey vaad eden Manisa ile anlaştı.

Yeni sezon için Denizli ise tam aradığı türde birini bulmuştu. Kocaelispor'u ligde tutmak için o sezon elinden geleni yapan, iyi futbol oynatan ve Galatasaray'ı beşleyen Erhan Altın. Hem de Altın Bakkal'a göre çok daha az paraya çalışacaktı. 4 hafta dayanabildi Altın ve takımı. Altın görevden ayrılsın diye yapılan baskılar sonuç verdi ve istifa etti cesur ama tecrübesiz teknik adam. Sonra eski çalıştırıcı Nurullah Sağlam'a sarıldı yönetim. Sağlam o sıralar takım çalıştırmıyordu anlaşmak zor olmadı. Maddi konularda orta nokta kolay bulundu. Fakat aradan sadece 6 hafta geçmişken dünkü Bursa mağlubiyeti Sağlam'ın istifasıyla sonuçlandı.

Şimdi Denizli yeni bir teknik adam arayacak. 2,5 senelik Bulak döneminden sonraki 5. sezonda 10. çalıştırıcı olacak yeni gelecek adam. Ve şu tedirginlikle gelecek Denizli'ye "Her an istifaya zorlanabilirim". Bugün gelinen noktayı hangi yönetim hangi taraftar ister? Başarılı olunan her sezon sonrası daha yükseği hedefleyen bir ekip kurup başarıyla daha fazla para kazanmaktansa, her daim küçülmeyi seçiyorlar. Milyon dolarların döndüğü piyasada 50-100 bin liralar için takımı tanıyan, oyuncuları bilen adamlara diğerlerini tercih ediyorlar. Peki alışkanlık haline gelmeye başlayan bu istikrarsızlık istikrarı daha ne kadar sürecek? Ben bir futbolsever olarak Kurtar, Çalımbay ya da Bulak dönemlerindeki Denizlispor'u özlüyorum.

17 Ekim 2009 Cumartesi

Balonun Fendi Liverpool'u Yendi

Balonun attığı golle Sunderland Liverpool'u yenmeyi başarıyor. Bu maçta Liverpool kaptanı Gerrard, yıldız oyuncu Torres ve golcü balonun oynamadığını hatırlatalım :)

16 Ekim 2009 Cuma

Ribery ve Robinho

Bu iki adam devre arasında transfer piyasasında adını en çok duyacağımız futbolcular. Kakuta yüzünden FIFAlık olan ve trabsfer yasağı süren Chelsea'nin yönetimi itirazlarının kabul edileceğine ve Ocak ayı için tekrar transfer izni alabileceklerine inanmakta. Bir taraftan eldeki oyuncularıyla kontrat yenilemekte olan İngilizler yasak kalktığı anda atağa geçmek için hedeflerini belirlemiş durumdalar: Franck Ribery. Bayern'den ayrılmak istediğini 100 kere söyleyip 101 kere inkar eden Fransız'a yapılacak çılgın bir teklif karşılığında Real yerine parayı tercih edebileceği düşünülebilir. Bonservis bedeli olarak yaklaşık 70 milyon Euro'dan bahsediliyor. Geçenlerde Drogba "Vieria'yı isterim" diye tutturmuştu. Abdal'a malum olur diyip geçelim.
Öte yanda Manchester'ın mavilerinde bir türlü hak ettiği değeri görmediğini düşünen Robinho için de bir talip var: Barcelona. Robinho'yu para harcamadan, takasla almak istiyorlar. Adı geçen oyuncular Thierry Henry, Carles Puyol, Yaya Toure ve Eric Abidal. City öncelikli olarak bence Henry ve Puyol'a sarkacaktır. Ibra'nın gelmesi ve Pep'in gençleri daha fazla işin içine sokmaya başlamsıyla birlikte Henry biraz geri planda kalmış durumda. Adı ve kariyeriyle City'nin 1 numaralı adamı olacaktır giderse. Üstelik İngiltere'yi özlediğini bir çok kez de dile getirmiş durumda. Puyol da City'nin aradığı deli dolu, kuvvetli savunmacı. Robinho zaten sırf inat olsun diye bile Barça'ya hayır demeyecek bir adam. Ribery'ninkinden çok bu transfer aklıma yatıyor. Olur mu olur.

Bu Ocak yine yaşadı gazeteciler dedikodu da haber de çok olacak.

Savunma

Foto: Hürriyet

15 Ekim 2009 Perşembe

Hello Canada

Forma yakışmış, kırmızı nedense milli formayı hatırlattı. İlk maç performansı da fena değil (21 dakikada 6 sayı 5 asist %50 şut). Sonsuz başarılar eski ve daimi dosta.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Star Trek

Bu filmi heyecanla bekliyor olmama rağmen özellikle ilgilenmemeye, oyuncularını öğrenmemeye, konusundan bihaber olmaya çalıştım. Tabii Heroes seyrediyor olmanın dezavantajıyla Sylar'ın yani Zachary Quinto'nun Mr.Spock'ı oynayacağını öğrendim. Olsun gerisine bakmadım, herhangi bir Star Trek haberi ile karşılaşınca okumadım, browserı kapattım, gazeteyi dergiyi attım elimden. Veee dün sonunda filmi izleme fırsatı buldum. Seyretmeyenlerin zevkini kaçırmamak üzere konusundan bahsetmeyeceğim. Benim için içinde inanılmaz şaşırtıcı bir gelişme olduğunu, kurgunun iyi yapıldığını, yönetmenliği çok beğendiğimi, oyuncuların rollerinin hakkını verdiğini ve hikayenin çok iyi olduğunu söylesem yeterli olur. Dayanamayacağım şunu söylemem gerek, hem yönetmen hem yapımcı hem de fikir sahibi olarak projenin ağa babası olan JJ Abrams'ın zaman yolculuğu takıntısının devam ettiğini gördük yine bu filmde, çok da zevk aldık.

Çok zevkli, bittiğinde beni mutlu eden ve çocukluğuma, daha genç olduğum yıllara götüren bir film oldu. Aşağıdaki postta değindiğim JJ Abrams'a da bir çift laf söylemem gerek. Adam sanki çocukluğunda hayran kaldığı dizileri, filmleri kendi ütopik hayal dünyası ile birleştirip fantastik dünyalar yaratmaya çalışıyor ve yaratıyor da! Evet evet JJ Abrams benim ruh ikizim!

Türün hayranları Star Trek'i kaçırmamalı...

J.J.Abrams

Kime benzeteceğimi hakkında ne söyleceğimi şu an için tam toparlayamıyorum. Ama bu adam muhteşem! Şöyle bir dizi olsa, şöyle bir konu işlense, şöyle de bir film çekilse diye aklımdan geçirdiğim tüm ütopik işleri bir süre sonra onun yaptığını ya da yapmaya hazırlandığını görüyorum. Modern Hitchcock ona en iyi gidecek isimlerden biri. Gerilimi, bilim kurgu ve hayal gücünün akıl almaz sınırlarına genişleten bir sinemacı, televizyoncu, sanatkar. J.J. Abrams; önnde saygıyla eğiliyorum!

Orlando Magic - New Orleans Hornets

SVG bu maçta da kısa 5 denedi. Bu sefer Anderson PF pozisyonunu alan adamdı. Kısaların şut seçimi ve birbirleriyle topu paylaşmaları muazzamdı. Herkes dengeli şut kullandı. yaklaşık 33 dakika oynayan Carter'ın bile sadece 9 şut kullanması çok olumluydu. İlk kez bu derece doğru üçlük seçimleri ve bu şutların atılmasını sağlayan pozisyonlar gelişti bir hazırlık maçında. Hornets gibi, Paul'ün takımı gibi bir takıma 35 sayı fark atılması muazzamdı, zevk verdi. Ama toz pembe hayaller kurmanın zamanı değil. Çok kötü ve hazır olmayan bir Hornets, ki bu takım daha ilk 5'ini bulamamış ve pivotları da oynamadı. Kadrolarını belirlemeye çalışıyorlar henüz. Hiç savunma yapmadılar desek yanlış olmayacak. Bu takıma böyle fark atmak çok doğal. Dün gece kim Hornets ile oynasa sonuç farklı olmayacaktı.

İstersek toz pembe görebiliriz dünyayı ama aksayan yönleri de görmek gerek. 5 maçtır bu takımın pivotuna top inmiyor. Bu 5 maçın 4'ünde Howard sahadaydı ve doğru düzgün top alamadı, kendisine pozisyon yaratılmadı. Oynanan pick-n-rollerin sonunu pota altında göremedik. Uzunla kalan kısa hep şuta ya da penetreye gitti, bir türlü top ligin smaç ve ribaund kralına inmedi! Bu çok tehlikeli. Kısalar ne kadar iyi oynarsa oynasın dişli bir uzun rotasyonuna sahip takımlara karı böyle maç ya da seri kazanılmaz. Bu takımın asıl amacı Howard'ı merkeze koyup diğer planları ona bağlamaktır. Ancak Carter takımın esas oğlanı konumuna iyice yerleşmiş durumda. Bugün her şey sütliman gözükse de Howard'ı unutup oynanan ve kaybedilen maçlar sonrası takım içi ahenk sekteye uğrayabilir.

SVG çok dikkatli olmalı. Her demecinde takımı şampiyon yapmaya geldim diyen Carter'ı takımın bir parçası yapamazsak gideceğimiz yer en fazla 2. tur olur. Bu takımın esas oğlanı Howard'dır, öyle olmalıdır, ona göre oynanmalıdır. Hücumda kullanılmazsa Howard savunmada düştüğünde kimse çıkıp da neden diye sormamalı, eğer bu senaryo şimdiki gibi yazılacaksa.

13 Ekim 2009 Salı

Göbeğine Kurban!

Senin gibisi gelmedi be arkadaş! 30 metreden çakmış bu hafta da, helal olsun tosunuma!

Şeva'dan Reklam Kokan Hareketler

"22 yaşımdayken bana teklifte bulunan Manchester United ve Barcelona'nın tekliflerini geri çevirdim. Milan'ı seçtim. Orasının kariyerim için en iyi yer olacağını düşüyordum. Öyle de oldu. Milan'la kazanılabilecek her şeyi kazandım. Milan'da oynamış olmaktan ve kariyerimden gurur duyuyorum."

Çok güzel yapmışsın, ellerine sağlık Şeva da ne gerek vardı şimdi bu açıklamalara. İngitere'ye atamadığın, kaçırdığın penaltıyı unutturmak mı istiyorsun yoksa yakında dibe vuracak olan Milan'da bir rol peşinde misin? Giderken ya da gittikten sonra yaptığı şeyleri anlatanlara içimde açıklanamaz bir sinir hatta nefret doğuyor. Bir plan yapıyorlarmış gibi geliyor, sanki kimsenin bilmediği bir şeyler peşindelermiş gibi. Bırak futbolu sonra anlat bunları, ne gerek vardı şimdi Allah aşkına? Akşam akşam asabım bozuldu. Gerçi bana ne oluyorsa!

Orlando Magic - Memphis Grizzlies

Carter, Bass ve Nelson dinlendirildi Memphis deplasmanında, bu gece oynanacak Hornets maçı daha ölçücü olacağı için sanırım. SVG kısa 5 kullandı tekrar. Forvette Barnes ve Lewis vardı. Iverson'ın olmaması dolayısıyla çok da ciddiye almamış SVG Memphis'i. Ama Young diye bir çaylak var ki bu çocuğa dikkat etmek gerek. L.James'i andırdı bana atletikliği, hızı ve gücüyle ama şutu yerince iyi değil henüz. Çok fazla laf etmeye gerek yok. Pietrus sırası geldiğinde hep faydalı olabileceğini bir kez daha gösterdi, bu sezon ona çok iş düşecek. J-Will hücum zenginiliği savunma fakirliği demek tekrar gördük. O sahadayken özellikle fast break yememek gerek. Carter ve Nelson'ın olmaması daha düzgün seçilmiş üçlük denemeleri olarak dönse de takıma, geçen sezonki dış şut organizasyon zenginliğinden eser yok. Bir çok zorlama üçlük kullanılıyor. Kendi üçlüğünü en iyi yaratan adam Redick ama o da bu savunmasıyla ilk 10 maçtan sonra forma bulamaz. Bu sezon dış şutlarada sıkıntı yaşanacak gibi görünüyor. Iverson Memphis'e ne katar bilemem ama birinin Thabeet'e hücum etmeyi öğretmesi gerek. Merak edenlere maçın özeti aşağıda.

Cenk'in Yolu

S.S. Felice Scandone Air Avellino. Bu Cenk Akyol'un İtalya'da bu sezon başında transfer olduğu takımın adı. Air Avellino adıyla, yani sponsoru vesilesiyle daha çok biliniyor. Her sezon play-off için oynayan, vasatın üstünde, orta sıralarla tepe arasında olmaya çalışan bir takım. Türkiye'de örneğin Banvit'i örnek verebiliriz, o ayarda bir takım diyelim. Cenk Akyol sadece 1987 doğumlu olmasına rağmen sanki ülkede misyonunu tamamlamış, yüzü eskimiş, Milli Takım Kapıları kendisine kapanmış gibi gözüken bir basketbolcu. Bundan 5 sene önce sadece ve sadece 17 yaşındayken milli formayı verdiğinde ona Tanjevic, geleceğin en önemli skoreri olacak denen adam. Oysa bu adam geride kalan 5 senenin neredeyse 4'ünde Efes'te kenarda oturan sadece Galatasaray'da kiralık oynadığı sezon basketbolu hatırlayan bir isim. Bir türlü Efes'te esas oğlanlardan biri olamamasının 2 büyük sebebi var. Birincisi bir anda "ben oldum" havasına girmesi, ikicisi bitmez tükenmek bilmeyen yabancı transferleri.

Özellikle İtalya ve İspanya'da bir transfer politikası vardır senelerdir imrenerek takip ettiğimiz. Çok iyi bir genç oyuncu yakalarlarsa onun oynadığı bölgeye yabancı transferi yapmayıp adeta o genci kurtlar sofrasına atıyorlar ki derinde yüzmeyi öğrensin, kendi başına ayakta kalmayı becersin. Ya da en fazla transfer ettikleri yabancı oyuncu tecrübeli, yaşı ileri, o mevki ile ilgili o gence tecrübesini öykünmeden aktaracak bir adam oluyor. Bugün Fernandez, Gasol, Rodriguez, Navarro, Rubio gibi adamların (hepsi İspanyol oldu gerçi ama neyse) gelişim süreçleri ve sıçrama noktalarına bakarsak yaklaşık benzer bir tablo ile karşılaşıyoruz.

Şimdi Türkiye'ye gelecek olursak mesela Cenk'in eski takımı Efes'in kadrosunda sadece 4 Türk oyuncu mevcut. Kerem Gönlüm'ü doping nedeniyle görmezden geldim. Geriye kalan 7-8 isim yabancı. Benzer şekilde Fenerbahçe'ye gidelim, kadronun yarısından çoğu yabancı. Telekom ya da başka bir ekip en azından kadronun yarısı yabancı. Önü alınamaz bir yabancı çılgınlığı. İşte bu çılgınlık Milli Takım ve o takımın parçası olması muhtemel adamlara bençte sallanan soğuk havlular olarak yansıyor. Halbuki doğru bir kariyer yönetimi, zamanında verilecek psikolojik destek, kadroda bulundurma felsefesinden çok kazanma ve yetiştirme felsefesine sarılmak hem onları ileri götürecek hem Milli Takım'a kademe atlatacak hareketler. Hakan Demirel, Engin Atsür gibi adamları düşünelim örneğin. Bu adamlar senelerce üzerlerine hiç bir şey koyamadılar. Hakan'ı bizzat Tanjevic bitirdi. Türk takımlarının çoğunda pg oynayan adamlar yabancı ve biz bu değerleri itinayla körelttik, köreltiyoruz. Bu şartlar altında, yabancının kıymetli gencimizin uğraşmaya değer olmadığı, yabancının ön planda gencimizin bençte, yabancının sahada, gencimizin havlu elinde kenarda olduğu bir senaryoda benzer statüye sahip olup önemli adledilmek için yurtdışına açılmak çok doğru bir çözüm gibi gözüküyor.

Cenk Akyol Hawks'un kampında denedi, acaba NBA olur mu dedi, olsa bile 3-5 dakika oynayacağını anlayıp vazgeçti. Sonra Avellino devreye girdi. İlk 5 vaadi ve 30 dakika süre tam da Cenk'in, aslında havlu sallayan tüm gençlerin, aradığı şeydi. Oynayarak, maç tecrübesiyle gelişebilir ancak bir basketbolcu. Hidayet, Mehmet, Kerem nasıl böyle önemli yıldızlar olabildiler, oynayarak. Daha 17 yaşında kurtlar sofrasındaydı onlar, çünkü başlarında günlük başarıyı değil geleceği, Türk Basketbolu'nu düşünen ileri görüşlü Koçlar vardı. Bugün herkes günlük başarıya odaklanmış, "yabancın ne kadar iyiyse o kadar başarılı olursun" sözü ve yaklaşımı dillere pelesenk olmuşken yeni Hidayet'ler Kerem'ler nasıl çıkacak? Bence Cenk'in seçtiği yol çok doğru. Daha sadece 22 yaşında, önemli Milli Takım ve kulüp tecrübesi var. İlk 5'i de hiçe sayılmayı da kaybetmeyi de biliyor. Neden Efes'te, Fener'de veya x bir takımda kenarda oturacağına, oturacaklarına bir Avrupa takımında Türk takımlarındaki yabancıların statüsünde olmasınlar ki?

Tekrar söylüyorum Cenk'in seçtiği yol doğru ve arkadaşlarına, paslanan, tükenen, yazık edilen arkadaşlarına örnek olmalı. Göz önünde, TV'den yayınlanan bir ligde değil diye değer kaybetmeyeceklerdir, aksine Tanjevic'in kazık dikmeyeceğini düşünürsek, kazanan ileride onlar olacaktır. Mutlaka bir gün o Milli Takım'ın başına sadece Türk basketbolunu düşünen bir adam gelecek. Kulüp takımları belki biraz zor değişir ama en azından var olmak, kariyerlerine tutunmak için yurtdışına çıkmak, yakalandığı zaman Cenk'in yaptığı gibi kaçırılmaması gereken bir fırsat. O yüzden Cenk bir elçi belki bir gönüllü gibi bu sezon, o gençlerimize Avrupa Liglerinin kapısını açıp hiç kapanmamasını sağlayacak anahtar belki de.