Sayfalar

17 Ekim 2009 Cumartesi

Balonun Fendi Liverpool'u Yendi

Balonun attığı golle Sunderland Liverpool'u yenmeyi başarıyor. Bu maçta Liverpool kaptanı Gerrard, yıldız oyuncu Torres ve golcü balonun oynamadığını hatırlatalım :)

16 Ekim 2009 Cuma

Ribery ve Robinho

Bu iki adam devre arasında transfer piyasasında adını en çok duyacağımız futbolcular. Kakuta yüzünden FIFAlık olan ve trabsfer yasağı süren Chelsea'nin yönetimi itirazlarının kabul edileceğine ve Ocak ayı için tekrar transfer izni alabileceklerine inanmakta. Bir taraftan eldeki oyuncularıyla kontrat yenilemekte olan İngilizler yasak kalktığı anda atağa geçmek için hedeflerini belirlemiş durumdalar: Franck Ribery. Bayern'den ayrılmak istediğini 100 kere söyleyip 101 kere inkar eden Fransız'a yapılacak çılgın bir teklif karşılığında Real yerine parayı tercih edebileceği düşünülebilir. Bonservis bedeli olarak yaklaşık 70 milyon Euro'dan bahsediliyor. Geçenlerde Drogba "Vieria'yı isterim" diye tutturmuştu. Abdal'a malum olur diyip geçelim.
Öte yanda Manchester'ın mavilerinde bir türlü hak ettiği değeri görmediğini düşünen Robinho için de bir talip var: Barcelona. Robinho'yu para harcamadan, takasla almak istiyorlar. Adı geçen oyuncular Thierry Henry, Carles Puyol, Yaya Toure ve Eric Abidal. City öncelikli olarak bence Henry ve Puyol'a sarkacaktır. Ibra'nın gelmesi ve Pep'in gençleri daha fazla işin içine sokmaya başlamsıyla birlikte Henry biraz geri planda kalmış durumda. Adı ve kariyeriyle City'nin 1 numaralı adamı olacaktır giderse. Üstelik İngiltere'yi özlediğini bir çok kez de dile getirmiş durumda. Puyol da City'nin aradığı deli dolu, kuvvetli savunmacı. Robinho zaten sırf inat olsun diye bile Barça'ya hayır demeyecek bir adam. Ribery'ninkinden çok bu transfer aklıma yatıyor. Olur mu olur.

Bu Ocak yine yaşadı gazeteciler dedikodu da haber de çok olacak.

Savunma

Foto: Hürriyet

15 Ekim 2009 Perşembe

Hello Canada

Forma yakışmış, kırmızı nedense milli formayı hatırlattı. İlk maç performansı da fena değil (21 dakikada 6 sayı 5 asist %50 şut). Sonsuz başarılar eski ve daimi dosta.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Star Trek

Bu filmi heyecanla bekliyor olmama rağmen özellikle ilgilenmemeye, oyuncularını öğrenmemeye, konusundan bihaber olmaya çalıştım. Tabii Heroes seyrediyor olmanın dezavantajıyla Sylar'ın yani Zachary Quinto'nun Mr.Spock'ı oynayacağını öğrendim. Olsun gerisine bakmadım, herhangi bir Star Trek haberi ile karşılaşınca okumadım, browserı kapattım, gazeteyi dergiyi attım elimden. Veee dün sonunda filmi izleme fırsatı buldum. Seyretmeyenlerin zevkini kaçırmamak üzere konusundan bahsetmeyeceğim. Benim için içinde inanılmaz şaşırtıcı bir gelişme olduğunu, kurgunun iyi yapıldığını, yönetmenliği çok beğendiğimi, oyuncuların rollerinin hakkını verdiğini ve hikayenin çok iyi olduğunu söylesem yeterli olur. Dayanamayacağım şunu söylemem gerek, hem yönetmen hem yapımcı hem de fikir sahibi olarak projenin ağa babası olan JJ Abrams'ın zaman yolculuğu takıntısının devam ettiğini gördük yine bu filmde, çok da zevk aldık.

Çok zevkli, bittiğinde beni mutlu eden ve çocukluğuma, daha genç olduğum yıllara götüren bir film oldu. Aşağıdaki postta değindiğim JJ Abrams'a da bir çift laf söylemem gerek. Adam sanki çocukluğunda hayran kaldığı dizileri, filmleri kendi ütopik hayal dünyası ile birleştirip fantastik dünyalar yaratmaya çalışıyor ve yaratıyor da! Evet evet JJ Abrams benim ruh ikizim!

Türün hayranları Star Trek'i kaçırmamalı...

J.J.Abrams

Kime benzeteceğimi hakkında ne söyleceğimi şu an için tam toparlayamıyorum. Ama bu adam muhteşem! Şöyle bir dizi olsa, şöyle bir konu işlense, şöyle de bir film çekilse diye aklımdan geçirdiğim tüm ütopik işleri bir süre sonra onun yaptığını ya da yapmaya hazırlandığını görüyorum. Modern Hitchcock ona en iyi gidecek isimlerden biri. Gerilimi, bilim kurgu ve hayal gücünün akıl almaz sınırlarına genişleten bir sinemacı, televizyoncu, sanatkar. J.J. Abrams; önnde saygıyla eğiliyorum!

Orlando Magic - New Orleans Hornets

SVG bu maçta da kısa 5 denedi. Bu sefer Anderson PF pozisyonunu alan adamdı. Kısaların şut seçimi ve birbirleriyle topu paylaşmaları muazzamdı. Herkes dengeli şut kullandı. yaklaşık 33 dakika oynayan Carter'ın bile sadece 9 şut kullanması çok olumluydu. İlk kez bu derece doğru üçlük seçimleri ve bu şutların atılmasını sağlayan pozisyonlar gelişti bir hazırlık maçında. Hornets gibi, Paul'ün takımı gibi bir takıma 35 sayı fark atılması muazzamdı, zevk verdi. Ama toz pembe hayaller kurmanın zamanı değil. Çok kötü ve hazır olmayan bir Hornets, ki bu takım daha ilk 5'ini bulamamış ve pivotları da oynamadı. Kadrolarını belirlemeye çalışıyorlar henüz. Hiç savunma yapmadılar desek yanlış olmayacak. Bu takıma böyle fark atmak çok doğal. Dün gece kim Hornets ile oynasa sonuç farklı olmayacaktı.

İstersek toz pembe görebiliriz dünyayı ama aksayan yönleri de görmek gerek. 5 maçtır bu takımın pivotuna top inmiyor. Bu 5 maçın 4'ünde Howard sahadaydı ve doğru düzgün top alamadı, kendisine pozisyon yaratılmadı. Oynanan pick-n-rollerin sonunu pota altında göremedik. Uzunla kalan kısa hep şuta ya da penetreye gitti, bir türlü top ligin smaç ve ribaund kralına inmedi! Bu çok tehlikeli. Kısalar ne kadar iyi oynarsa oynasın dişli bir uzun rotasyonuna sahip takımlara karı böyle maç ya da seri kazanılmaz. Bu takımın asıl amacı Howard'ı merkeze koyup diğer planları ona bağlamaktır. Ancak Carter takımın esas oğlanı konumuna iyice yerleşmiş durumda. Bugün her şey sütliman gözükse de Howard'ı unutup oynanan ve kaybedilen maçlar sonrası takım içi ahenk sekteye uğrayabilir.

SVG çok dikkatli olmalı. Her demecinde takımı şampiyon yapmaya geldim diyen Carter'ı takımın bir parçası yapamazsak gideceğimiz yer en fazla 2. tur olur. Bu takımın esas oğlanı Howard'dır, öyle olmalıdır, ona göre oynanmalıdır. Hücumda kullanılmazsa Howard savunmada düştüğünde kimse çıkıp da neden diye sormamalı, eğer bu senaryo şimdiki gibi yazılacaksa.

13 Ekim 2009 Salı

Göbeğine Kurban!

Senin gibisi gelmedi be arkadaş! 30 metreden çakmış bu hafta da, helal olsun tosunuma!

Şeva'dan Reklam Kokan Hareketler

"22 yaşımdayken bana teklifte bulunan Manchester United ve Barcelona'nın tekliflerini geri çevirdim. Milan'ı seçtim. Orasının kariyerim için en iyi yer olacağını düşüyordum. Öyle de oldu. Milan'la kazanılabilecek her şeyi kazandım. Milan'da oynamış olmaktan ve kariyerimden gurur duyuyorum."

Çok güzel yapmışsın, ellerine sağlık Şeva da ne gerek vardı şimdi bu açıklamalara. İngitere'ye atamadığın, kaçırdığın penaltıyı unutturmak mı istiyorsun yoksa yakında dibe vuracak olan Milan'da bir rol peşinde misin? Giderken ya da gittikten sonra yaptığı şeyleri anlatanlara içimde açıklanamaz bir sinir hatta nefret doğuyor. Bir plan yapıyorlarmış gibi geliyor, sanki kimsenin bilmediği bir şeyler peşindelermiş gibi. Bırak futbolu sonra anlat bunları, ne gerek vardı şimdi Allah aşkına? Akşam akşam asabım bozuldu. Gerçi bana ne oluyorsa!

Orlando Magic - Memphis Grizzlies

Carter, Bass ve Nelson dinlendirildi Memphis deplasmanında, bu gece oynanacak Hornets maçı daha ölçücü olacağı için sanırım. SVG kısa 5 kullandı tekrar. Forvette Barnes ve Lewis vardı. Iverson'ın olmaması dolayısıyla çok da ciddiye almamış SVG Memphis'i. Ama Young diye bir çaylak var ki bu çocuğa dikkat etmek gerek. L.James'i andırdı bana atletikliği, hızı ve gücüyle ama şutu yerince iyi değil henüz. Çok fazla laf etmeye gerek yok. Pietrus sırası geldiğinde hep faydalı olabileceğini bir kez daha gösterdi, bu sezon ona çok iş düşecek. J-Will hücum zenginiliği savunma fakirliği demek tekrar gördük. O sahadayken özellikle fast break yememek gerek. Carter ve Nelson'ın olmaması daha düzgün seçilmiş üçlük denemeleri olarak dönse de takıma, geçen sezonki dış şut organizasyon zenginliğinden eser yok. Bir çok zorlama üçlük kullanılıyor. Kendi üçlüğünü en iyi yaratan adam Redick ama o da bu savunmasıyla ilk 10 maçtan sonra forma bulamaz. Bu sezon dış şutlarada sıkıntı yaşanacak gibi görünüyor. Iverson Memphis'e ne katar bilemem ama birinin Thabeet'e hücum etmeyi öğretmesi gerek. Merak edenlere maçın özeti aşağıda.

Cenk'in Yolu

S.S. Felice Scandone Air Avellino. Bu Cenk Akyol'un İtalya'da bu sezon başında transfer olduğu takımın adı. Air Avellino adıyla, yani sponsoru vesilesiyle daha çok biliniyor. Her sezon play-off için oynayan, vasatın üstünde, orta sıralarla tepe arasında olmaya çalışan bir takım. Türkiye'de örneğin Banvit'i örnek verebiliriz, o ayarda bir takım diyelim. Cenk Akyol sadece 1987 doğumlu olmasına rağmen sanki ülkede misyonunu tamamlamış, yüzü eskimiş, Milli Takım Kapıları kendisine kapanmış gibi gözüken bir basketbolcu. Bundan 5 sene önce sadece ve sadece 17 yaşındayken milli formayı verdiğinde ona Tanjevic, geleceğin en önemli skoreri olacak denen adam. Oysa bu adam geride kalan 5 senenin neredeyse 4'ünde Efes'te kenarda oturan sadece Galatasaray'da kiralık oynadığı sezon basketbolu hatırlayan bir isim. Bir türlü Efes'te esas oğlanlardan biri olamamasının 2 büyük sebebi var. Birincisi bir anda "ben oldum" havasına girmesi, ikicisi bitmez tükenmek bilmeyen yabancı transferleri.

Özellikle İtalya ve İspanya'da bir transfer politikası vardır senelerdir imrenerek takip ettiğimiz. Çok iyi bir genç oyuncu yakalarlarsa onun oynadığı bölgeye yabancı transferi yapmayıp adeta o genci kurtlar sofrasına atıyorlar ki derinde yüzmeyi öğrensin, kendi başına ayakta kalmayı becersin. Ya da en fazla transfer ettikleri yabancı oyuncu tecrübeli, yaşı ileri, o mevki ile ilgili o gence tecrübesini öykünmeden aktaracak bir adam oluyor. Bugün Fernandez, Gasol, Rodriguez, Navarro, Rubio gibi adamların (hepsi İspanyol oldu gerçi ama neyse) gelişim süreçleri ve sıçrama noktalarına bakarsak yaklaşık benzer bir tablo ile karşılaşıyoruz.

Şimdi Türkiye'ye gelecek olursak mesela Cenk'in eski takımı Efes'in kadrosunda sadece 4 Türk oyuncu mevcut. Kerem Gönlüm'ü doping nedeniyle görmezden geldim. Geriye kalan 7-8 isim yabancı. Benzer şekilde Fenerbahçe'ye gidelim, kadronun yarısından çoğu yabancı. Telekom ya da başka bir ekip en azından kadronun yarısı yabancı. Önü alınamaz bir yabancı çılgınlığı. İşte bu çılgınlık Milli Takım ve o takımın parçası olması muhtemel adamlara bençte sallanan soğuk havlular olarak yansıyor. Halbuki doğru bir kariyer yönetimi, zamanında verilecek psikolojik destek, kadroda bulundurma felsefesinden çok kazanma ve yetiştirme felsefesine sarılmak hem onları ileri götürecek hem Milli Takım'a kademe atlatacak hareketler. Hakan Demirel, Engin Atsür gibi adamları düşünelim örneğin. Bu adamlar senelerce üzerlerine hiç bir şey koyamadılar. Hakan'ı bizzat Tanjevic bitirdi. Türk takımlarının çoğunda pg oynayan adamlar yabancı ve biz bu değerleri itinayla körelttik, köreltiyoruz. Bu şartlar altında, yabancının kıymetli gencimizin uğraşmaya değer olmadığı, yabancının ön planda gencimizin bençte, yabancının sahada, gencimizin havlu elinde kenarda olduğu bir senaryoda benzer statüye sahip olup önemli adledilmek için yurtdışına açılmak çok doğru bir çözüm gibi gözüküyor.

Cenk Akyol Hawks'un kampında denedi, acaba NBA olur mu dedi, olsa bile 3-5 dakika oynayacağını anlayıp vazgeçti. Sonra Avellino devreye girdi. İlk 5 vaadi ve 30 dakika süre tam da Cenk'in, aslında havlu sallayan tüm gençlerin, aradığı şeydi. Oynayarak, maç tecrübesiyle gelişebilir ancak bir basketbolcu. Hidayet, Mehmet, Kerem nasıl böyle önemli yıldızlar olabildiler, oynayarak. Daha 17 yaşında kurtlar sofrasındaydı onlar, çünkü başlarında günlük başarıyı değil geleceği, Türk Basketbolu'nu düşünen ileri görüşlü Koçlar vardı. Bugün herkes günlük başarıya odaklanmış, "yabancın ne kadar iyiyse o kadar başarılı olursun" sözü ve yaklaşımı dillere pelesenk olmuşken yeni Hidayet'ler Kerem'ler nasıl çıkacak? Bence Cenk'in seçtiği yol çok doğru. Daha sadece 22 yaşında, önemli Milli Takım ve kulüp tecrübesi var. İlk 5'i de hiçe sayılmayı da kaybetmeyi de biliyor. Neden Efes'te, Fener'de veya x bir takımda kenarda oturacağına, oturacaklarına bir Avrupa takımında Türk takımlarındaki yabancıların statüsünde olmasınlar ki?

Tekrar söylüyorum Cenk'in seçtiği yol doğru ve arkadaşlarına, paslanan, tükenen, yazık edilen arkadaşlarına örnek olmalı. Göz önünde, TV'den yayınlanan bir ligde değil diye değer kaybetmeyeceklerdir, aksine Tanjevic'in kazık dikmeyeceğini düşünürsek, kazanan ileride onlar olacaktır. Mutlaka bir gün o Milli Takım'ın başına sadece Türk basketbolunu düşünen bir adam gelecek. Kulüp takımları belki biraz zor değişir ama en azından var olmak, kariyerlerine tutunmak için yurtdışına çıkmak, yakalandığı zaman Cenk'in yaptığı gibi kaçırılmaması gereken bir fırsat. O yüzden Cenk bir elçi belki bir gönüllü gibi bu sezon, o gençlerimize Avrupa Liglerinin kapısını açıp hiç kapanmamasını sağlayacak anahtar belki de.

12 Ekim 2009 Pazartesi

Fener'in Kaçırdığı Topçu

Aşağıdaki posttan sonra bu post Amerikalılar'ın kafayı yediğinin kanıtıdır. Onyewu sezon başı Milan'ı Fenerbahçe'ye tercih etmişti. İyi ki etmiş. Ne anlatıyor ki bu fotoğraf?

Foto: ESPN The Magazine

Çıplak Oyun

Futbol Asla Sadece Futbol Değildir'in bir değişik rengi:
Futbol Aslında Çıplaktır
Foto: ESPN The Magazine

Gazetecilik Bu mu?

Milliyet'in internet ana sayfasından verdiği çok çok önemli son dakika haberi'ne göre bazı isimlere Milli Takım kapısı kapanıyormuş. Rüştü, Yusuf, İbrahim Üzülmez, Ceyhun Eriş, Nihat Kahveci hiç bir şart altında bir daha çağrılmayacakmış Milli Takım'a. Terim'in gidişi onların kariyerlerini de bitirmiş.

Allah aşkına kimsiniz siz, nereden aldınız bu bilgiyi, Milli Takımın hocası belli oldu mu? İmzalar atıldı da biz mi bilmiyoruz. Ne acayip iştir bu ne büyük terbiyesizliktir. Belki yeni gelecek adam "Nihat benim 1 numaralı adamım, kale de Rüştü'nün" diyecek. 2 gün sonra bir Milli maç var, halen Milli takım kadrosunda bulunan adamlar için bu haber nasıl yapılır bu nasıl saygısızlıktır! Siz kimsiniz ki liste yayınlıyabiliyorsunuz daha gelmemiş bir adamla ilgili. Bir defolun gidin Allah Aşkına!

11 Ekim 2009 Pazar

Outdoor NBA Basketball

Yer Indian Wells Tennis Sahası, California. Yerler parke döşenmiş ve 2 NBA takımı Suns ve Warriors NBA Sezon Öncesi Hazırlık maçı için sahada. Sıcaklık 21 derece, hava açık, rüzgar yok. Hem izleyenler hem oynayanlar için farklı bir deneyim. Warriors Suns'ı 104-101 mağlup ediyor. Maçın en skoreri (30 sayı ile) içine kazak (!) giyen Anthony Morrow oluyor.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Haydi Megatron'u Marianna Çukuru'na Atalım!

The Raptor Eats You!

The Raptor Sezona Hazırlanıyor...

Orlando Magic - Houston Rockets

3'te 3 yaptı Magic, bu sefer Houston'ı mağlup ettiler Amway Arena'da. Van Gundy ilk 5 arayışlarına devam ediyor. Yine farklı tercihler. 2. maçta oynamayan Lewis SF oynadı bu kez. Bass sanki 4 numarada çıkacak gibi. Uzun beşe dönüyor büyük olasılıkla SVG. Hidayet uzuna yardıma gelen, topu paylaşan bir SF idi. Şimdi SG'da topu çok paylaşmayan (27 dakikada 7si isabetsiz üçlük olan tam 19 şut) daha ziyade potaya gitme ya da şut atma eğiliminde olan bir adam Carter ilk 5'te. Geçen sene Lee ya da Pietrus SG oynadıklarında tamamlayıcı oyuncu oluyorlar, sıraları geldiğinde rol alıyorlardı. Bu sene Carter'ın en büyük yıldız konumunda olması oyun planını mecburen değiştiriyor. Rol oyuncusu artık SG değil, PF. Bass savunma yapacak, ribaunt toplayacak, hücumda kafa karıştıracak ve top kullanamamaktan şikayet etmeyen adam olacak. Peki bu 2 sezondur ne yapacağı hangi seti oynayacağı kestirilemeyen Magic'i daha tahmin edilebilir takım haline getirmeyecek mi? Bir de takım savunmasının yerlerde süründüğünü belirtmeden geçmeyelim ki, yarın öbür gün ben demiştim ukalalığı yaparız belki. Özellikle Redick-Williams aynı anda sahadayken adeta hallaç pamuğu gibi atıyor takımı rakip gardlar.

Gortat Howard dinledirilken sahadaydı. 14-14-6 muazzam bir performans. Bass'in az ama öz top kullanması, Anderson'ın yedek sırasından katkı vereceğinin iyice anlaşılması bu maçın getirileri. Büyük olasılıkla Lewis yokken Barnes-Pietrus'tan biri 10 maç için ilk 5 çıkacak. Pietrus tercihimdir. Keza hem 3 hem 4 numarayı yedekleyecek bir Barnes kenardan gelip daha çok iş yapabilir. Gortat'ın sadece 10-15 dakika süre alabilecek olması ise yazık, ama zaten o kontrata yazık değil mi? NŞA'da ilk 5 belli: Nelson - Carter - Lewis - Bass - Howard. 10 oyunculu rotasyonda yedekler: Williams - Pietrus - Barnes - Anderson - Gortat. Redick'in çok büyük bir patlama yapmazsa oturacağı süre, oynayacağı sürenin 5-6 kat üzerinde olacağı aşikar, senelerdir sezon öncesinde bu performansları veriyor ama NBA sertliği kıvamına ulaştığında birden yok oluyor Redick. İlk 10 maç süre bulacaktır, Lewis dönünce takas istemeye başlar tekrardan. A. Johnson'a yazık etmeye devam! Almond ve L.Johnson takımda tutulacaklarsa gerçekten yazık.

9 Ekim 2009 Cuma

Ian Atar Bruce Tutardı!

Çok şanslı hissediyorum kendimi onların son zamanlarını olsa da izleyebildiğim için. Hey gidi günler! Resimler sportscartoons'tan.

Wenger 48 Milyonla Neler Yaptı?

Başlıkta adı geçen 48 milyon ilk anda düşündüğümüz üzere bir sezonda harcanmış bir paranın miktarı değil. Bu 48 milyon Wenger'in yanlış transferlerine harcadığı ya da bir şekilde boşa gitmiş paranın miktarı da değil. Bu para 14 senedir Arsene Wenger'in yaptığı bütün transferlerden sattığı oyuncuların getirdiği gelir düşülünce elde edilen net miktar. Yani 14 senedir Wenger reel olarak yalnızca 48 milyon £ harcamış transfere dersek yanlış yapmış olmayız. Yani tüketirken bir taraftan üretmiş de Wenger ve Arsenal.

Arsene Wenger yönetiminde Arsenal EPL'de 3 kez, FA Cup'ta 4 kez, Community Shield'da 4 kez şampiyonluk sevinci yaşadı, 11 kez de çeşitli kupalarda veya şampiyonalarda final oynadı ya da 2. oldu. 5 sezondur EPL'de mutlu sona ulaşamasa da yepyeni bir yaklaşımla genç oyuncular üzerine bir takım kurarak belki de Arsenal'in gelecek 10 senesini garanti altına aldı. Bugün Arsenal'in elindeki 28 kişilik A takımı kadrosunun yaş ortalaması sadece 24 ve kadronun toplam ederi de 250 milyon £ pound civarında. Takımda 30 yaş üzeri sadece 3 isim varken 20 oyuncu 25 yaşın altında. Ve bu tecrübesiz görüntüye rağmen Arsenal her sezon şampiyonluğa oynamaya, Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmeye devam ediyor. Wenger'in 14 senede harcadığı para ligimizden bir örnek verecek olursak, Beşiktaş'ın Demirören'in başkanlığı döneminde harcadığı net paradan 7 milyon £ daha az. Bugün Arsenal altyapısından gelen isimlerle ve genç oyunculurla anılırken Beşiktaş kadrosundaki altyapı oyuncularının sayısı ve kadronun yaş ortalaması Arsenal'le mukayese edilecek düzeyde bile değil. İşte o yüzden 14 senede harcanan net 48 milyon sanki şaka gibi.

Arsene Wenger: Paranın, zenginliğin içinde futbolun kitabını tersten yazmaya çalışıyor.

Barnes Kovuldu

Celtic'te beceremedi, Jamaika Milli Takımı'nda acaba dedirtti, Tranmere'e attı kapağı sonunda Haziran'da. Ama olmayınca olmuyor. Her başarılı ve yıldız futbolcu muazam bir Teknik Direktör olacak diye bir kural yok, hatta genelin böyle olduğunu söylesek yanlış olmayacak. 11 maçta sadece 2 galibiyet ve 7 puan, farklı mağlubiyetler, bunlar Championship'te olmak isteyen Tranmere yönetimi ve taraftarının kaldırabileceği şeyler değildi, kaldıramadılar. Barnes bugün kovulduğunu öğrendi. Devam eder mi antrenörlüğe yoksa 7 sene boyunca çok daha iyi yaptığı futbol yorumculuğuna, ITV'ye döner mi göreceğiz.

Bazılarına çizgi dışında olmak yaramıyor, onlar direk tribüne çıkmalı. Keşke fotoğraftaki gibi hep yukarıda kalsaydı Barnes, o güzelim kariyere hiç mi hi yakışmadı.

Yazık Oldu Bu Dizilere #2

Hakkı verilmeyen, konusuna, seyircilerine, oyuncularına saygı gösterilmeden yayından kaldırılan bir başka dizi de Journeyman'dir.

Dan Vasser adında bir araştırmacı gazeteci eşi Katie ve oğluyla birlikte mutlu bir hayat sürer şekilde çıkar karşımıza. Ama zaman ilerledikçe anlarız ki aslında ilişkileri pamuk ipliğine bağlı kalmış bir ailedir bu. Dan senelerce alkol ve kumarın pençesinden kurtulamamış, hem sağlığını hem parasını kaybetmiş evliliği direkten dönmüştür. Kendini toparlayıp normale döndükten sonra gazetedeki işine sarılmış olan Dan Vasser hayatını tam rayına oturttuğunu sanırken bir gün bir taksiye biner ve hayatı yine altüst olur. 2007'de bindiği taksiden 1960'larda inen Dan inanılmaz bir baş ağrısı ve ne yapacağını bilemez halde bir çözüm yolu aramaya çalışır. Belli bir süre 1960'larda kalıp bir kaç kişi ile farkında olmadan etkileşime girerek bazı insanların kaderlerini etkiler. 2007'ye döndükten sonra bu ansızın gelen seyahatler tekrarlamaya başlar. İlerleyen seferlerde eski sevgilisi Livia ile karşılaşır ve aslında kendisinin seçilmiş bir kişi, Livia'nın ise aslında tamamen farklı biri olduğunu öğrenir. Bu seyahatlerin amacı geçmişteki insanlara yardım etmek, tarihin akışını tamamiyle değiştirmeyecek ama ufak arızaları ortadan kaldırıp dünyaya, insanlığa faydası olacak nüansları ortaya çıkarmaktır. Bu seyahatlerin kendi hayatında yol açtığı karmaşa, Dan'in eşi ve eski sevgilisiyle ilişkileri, gazetenin yaşadığı ekonomik krizde yakaladığı önemli haberler ile işine tutunmaya çalışması ve bu zaman yolculuklarına neyin sebep olduğunu bulma çabası Journeyman dizisini benim gibiler için çok önemli bir yere getirmişti.

Journeyman NBC tarafından acımasızca 13. bölüm sonunda yayından kaldırıldı. Tıpkı Jericho dizisinde olduğu gibi toplanan binlerce imza ile NBC'den bir sezon en azından dizinin sonunun getirilmesi istense de NBC oralı olmadı ve diziyi sonlandırdı. Daha sonra Science Fiction kanalının Journeyman için görüşmelerde bulunduğu ve diziyi devam ettirmek istendiği söylense de oyuncular çoktan başka projeler başlamışlardı bile. Bize de hevesleri kursağında, Quantum Leap'ten sonra ilk defa doğru düzgün bilim kurgu - drama izleme ateşiyle yanan TV izleyecileri olarak elleri boş oturmak kalmıştı.

Journeyman'de Dan Vasser rolünü Kevin McKidd, Katie Vasser rolünü Gretchen Egolf, Livia rolünü Moon Bloodgood, Jack Vasser rolünü ise Reed Diamond oynamaktaydı. Kevin McKidd'i CNBC-E'de de yayınlanan Rome dizisindeki Lucius Vorenus rolünden izleyenler mutlaka hatırlayacaktır. McKidd daha sonra Grey's Anatomy'e transfer olup orada Dr. Owen Hunt rolünü üstlendi. Bir çok sinema filminde de rol aldı Mc Kidd. Bunlardan bazıları The Last Legion, Made of Honor, Hannibal Rising, Dog Soldiers. Bloodgood'u en son Terminator Salvation'dan hatırlayabiliriz, orada Blair Williams rolündeydi, onun dışında son 5-6 yılda bir çok dizide rol alan tanıdık bir yüz, tıpkı Egolf ve Diamond gibi.

Böylesi güzel bir kadro, böylesi güzel bir senaryo, karakterlerin son derece iyi işlendiği, kurgunun son derece başarılı olduğu böylesi kalifiye bir diziye yazık ettiler. Bir uhte olarak kaldı içimizde Journeyman. Bir ara TNT yayınladı diziyi orada belki yakalayan olmuştur, izlememiş ve zamanında Quantum Leap'in hastası olanlar için şiddetle tavsiye ediyorum. Bir bakalım nasıl bir şeymiş diyenlere hemen aşağıda tanıtım videosu.

8 Ekim 2009 Perşembe

Şikeci Dışarı!

Resimdeki 7 kişinin tam ortasındaki beyaz saçlı şahsiyet Flavio Briatore. Briatore'yi Formula 1 takipçileri iyi tanır. Kendisi Renault'un eski patronu. Şike yaptığı, sağa sola para yedirip sporun keyfine göre içine ettiği için Formula 1 yönetimi kendisi hakkında soruşturma açtığı gibi Renault'daki görevinden de kovuldu ve Renault kendisinin şike yaptığını kabul ederek açılan soruşturmaya itiraz dahi etmedi.

Briatore İngiltere Championship Ligi takımlarından Queens Park Rangers'ın sahibi aynı zamanda. Championship Ligi Yönetimi ve FA Briatore'nin takımı devredip, pılını pırtını toplayarak İngiliz futbolundan elini çekmesini istiyorlar. Keza İngiltere'de bir takım sahibi olacaksanız bir dürüstlük ve uygunluk testinden geçiyorsunuz ki bu testteki sorulardan biri "Herhangi bir spor dalında almış olduğunuz bir ceza ya da men cezası var mı?" şeklinde. O testten takımı alırken başarıyla geçmiş olsa da an itibariyle Briatore söylediğimiz o maddeye uymuyor artık. Öyle olunca da "Bize temiz adam lazım" diyen İngiliz Futbolu, Lig Yönetimi Briatore'ye kapıyı gösteriyor. Çık dışarı, hatta defol git diyorlar neredeyse.

Güzel oyun, temiz futbol, temiz adamla oynanır. Bilmiyorsak öğrenelim, öğretelim.

Orlando Magic - Miami Heat

Van Gundy bu maçta yedeklere daha fazla şans verip Lewis'in oynamayacağı 10 maç için seçenekler aradı kendisine. Forvette Pietrus'u kenara alıp Barnes ve Bass'le başladı. Her ikisi de vasat bir görüntü verdiler. Bu maçın sivrileni kuşkusuz Yaz Ligi'nin de en iyisi Anderson oldu. Lewis'in geçen seneki rolünü oynadı sahadayken, pota altına da destek verdi, ancak hücum opsiyonlarının boyuna rağmen şutla sınırlı olması biraz düşündürdü. J-Will'i dinlendirip Anthony Johnson'ın son durumuna baktı Van Gundy. Şu vasat haliyle bile Nelson'dan iyi bir performans verdi Johnson. 3 pg içinde tek savunma yapabileni o şu an için. Hem fiziği hem tecrübesiyle sezon içi mutlaka süre alması gerek. Ha Finallerde niye kenarda oturdu derseniz o da SVG'nin en büyük kariyer hatasıdır diyebiliriz ancak. Redick savunma yapamasa da önemli bir şutör. Biraz daha kuvvetlense ve ayaklarını hızlandırsa bir şeyler olacak ama o ışığı bir türlü veremiyor. Carter'a Orlando'nun yerlisi olması hasebiyle muazzam bir sevgi vardı salonda ama "Stan benden oyunumda bir değişiklik yapmamı istemiyor, kendim olmamı istiyor" diyen Carter beklentilerden uzaktı, yine yanlış üçlüklere kalktı, 22 dakikada 11 top kullandı, 2 kez de faul çizgisini ziyaret etti yani toplamda 13 hücum onundu. 30 dakika oynayan Howard'ın sadece 5 şut kullanması ve basket faul dışında 2 kere çizgiye gitmesi üzerinde düşünülmesi gereken konuydu. Howard'ı beslemenin yolunu bakalım nasıl bulacak Van Gundy. Top kaybı alışkanlığının geri dönmesi ise bize tanıdık bir kabusu hatırlatmakta. Kazanılan bir maçta 22 TO. Her rakip Heat her maç sezon öncesi hazırlık maçı olmaz, üzerinde itinayla durmak gerek. Almond ve L.Johnson mı? Boşverin Allah aşkına!

2012 - #3 - Felakete Göz Atın

Yazık Oldu Bu Dizilere #1

Son dönemde yayına girip ciddi seyirci bulmasına rağmen yayından kaldıran bazı diziler var ki gerçekten yazık oldu bu dizilere. İlki Jericho.

CBS'te yayınlanan Jericho 22 bölümlük ilk sezonu ile adeta vurmuştu izleyenleri. "Bugün hayatınızdaki son sıradan gün" sloganıyla başlayan dizide ABD'nin bir çok yerinde eş zamanlı olarak patlayan atom bombaları nüfusun ve Amerikan topraklarının büyük bölümünü yeryüzünden siler. Ülkenin sadece bir kaç noktası bu felaketten etkilenmemiş ve nükleer serpintiden kurtulabilmiştir. Bu noktalardan biri de tarım, hayvancılık ve tuz madenciliği ile geçimini sağlayan Jericho kasabasıdır. Kasabanın belediye başkanı Johnston Green, onun geçmişi karanlık eski bir ajan mı yoksa kirli işlere bulaşmış bir suçlu mu olduğu belli olmayan oğlu Jake Green ile kasabaya gelen esrarengiz yabancı Robert Hawkins etrafında gelişen olayların anlatıldığı, ilerleyen bölümlerde su ve yiyecek savaşlarının çıktığı, bir ülkenin yeniden yapılanması ve asker-sivil ilişkilerinin anlatıldığı, ülke çapındaki olayların Jericho Kasabası üzerinden çözüme ulaştığı bir diziydi Jericho.

Tutkunu olduğumuz ve aslında 3 sezon olarak planlanmış dizi CBS tarafından yayından kaldırılınca dünya çapında başlatılan imza kampanyası ile yüzbinlerce imza toplandı ve bunlar CBS'e iletildi. Sonuçta en azından sonu getirilmek üzere diziye 7 bölümlük bir fırsat verildi ve dizi 29. bölümüyle hızlı çekimde bitirilmiş oldu. 65 bölüm planlanan dizinin bir anda 29 bölümde kesilmesi tabii ki kimseyi mutlu etmedi ama sonuçta en azından hikayesi tamamlanmış olduğu için kafalardaki soru işaretleri azalmış oldu. Bundan sonra bahsedeceğimiz dizilerin çoğu havada kalmıştır, ne olduğu, nasıl bittiği anlaşılamamıştır o yüzden sonunu görmek Jericho'nun bir şanstır bizim için.

Jericho'da Jake Green rolünde Skeet Ulrich, Robert Hawkins rolünde Lennie James, Johnston Green rolünde Gerald McRaney, Emily Sullivan rolünde Ashley Scott, Eric Green rolünde Kenneth Mitchellgibi isimleri izledik. Bu isimlerin en tanıdık geleni Scream'den hatırlayacağımız Billy rolündeki Ulrich. Genelde ufak bütçeli yapımlar ve TV filmlerinde rol alan Ulrich için Jericho çok büyük bir adım oldu. Dizi sonrası 3 filmde rol aldı Ulrich.

Sözün özü yazık oldu seviyeli TV izleyicisine, yine o saatlerde CSI ve türevlerine mahkum kaldılar bir çok kanalda. Jericho ise bir efsane olarak ben ve benim gibiler için arşivlerdeki yerini aldı, tekrar tekrar seyredilmek üzere. Tanışmak isterseniz hemen aşağıda ilk sezon tanıtım videosunu izleyin derim.

7 Ekim 2009 Çarşamba

Sakaryaspor'dan Ne Bekliyoruz ki!

Takip edenler bilir Sakaryalılar ise çok iyi bilirler Sakaryaspor'un sezon başında yaşadığı skandal kıvamındaki olayları. Yeni transferlerin tescil paralarını yatıramayıp transferleri resmileştiremeyen Sakaryaspor geçen seneden süren kontratlı oyuncuları ve geçen sezon TFF'ye tescil ettirdiği gençleriyle yola devam etmek durumunda kaldı. Toplamda 16 oyuncuya tekabül eden sezonluk bir kadroya mahkum kalındı böylece. Hatta öyle ki takımın resmi bir Teknik Direktörü bile yok. Özcan Kızıltan Sportif Direktör göreviyle yer bulmuş teknik kadroda kendine, antrenörlük görevindeki Sadun Hoşbay ise takımın başında çıkıyor maçlara. Hemen aşağıda Sakaryaspor'un kadrosu var incelemek isteyenlere. Bir bakın bakalım kimleri tanıyorsunuz içinden. Hemen bir not vereyim sadece 5'i 20 yaş üzerinde bu kadronun.
Peki nasıl oldu da Sakaryaspor bu hale geldi? Hazır Ankaraspor, ya da eski adıyla Ankara Büyükşehir Belediye Spor diyelim, küme düşürülmüş ve 1 post önce ozhano'nun dediği gibi senelerce birilerin oyuncağı olmuşken Sakaryaspor üzerine konuşmak için tam zamanı. Sakarya 99 depremi sonrasında bir anda birilerinin sahne almak için çabaladığı bir il haline geldiği sıralarda Belediye Başkanı Aziz Duran Sakaryaspor başıboş kalmasın mantığıyla Kulüp Başkanlığına geldi. Bu başkanlık tabii ki bedavaya gerçekleşmedi. O dönem Show TV ve Cine 5'in sahibi Erol Aksoy mali bir krize girmiş ve Sakaryaspor'un hisselerinin % 51'ini Belediye'nin şirketi BELPAŞ'a satmış, dolayısıyla Aziz Duran'a başkanlık yolu kolayca açılmıştı. O dönem itibariyle bir anda Sakarya'nın yerlileri ve fedakar insanların görev aldığı yönetimin çehresi değişmeye başladı. Belediye çalışanları Sakaryaspor içinde aktif roller almaya başladılar. 3 senelik Aziz Duran dönemi sanki yeni gelen hükümetlerin kadrolaşması misali Sakaryaspor'un Belediyeleşmesiyle son buldu. O görevi bırakınca yerine bu sefer Belediye Başkan Yardımcısı Selahattin Aydın geldi. Aydın'dan sonra Aziz Duran yeni yönetim kurulunu belirlerken bu sefer Belediye'nin Şube Müdürlerinden Ömer Yazıcı'yı göreve layık gördü. Ömer Yazıcı döneminde Süper Lig'e çıkılıyor, bu sefer 2 sene geçmeden başkanlık görevine Rıdvan Duran getiriliyordu ki kendisi Aziz Duran'ın yeğeni ve o dönem Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri.

Rıdvan Duran'ın 6 aylığına da olsa başkanlığa gelmesi ve sonrasında yönetimde aktif görev almaya devam etmesi Sakaryaspor'un çöküş nedenlerinden biri oldu. Duran'dan sonra başkanlığa gelen Recep Hacıeyüpoğlu da Belediye Başkanlık danışmadır, belediye aktif olarak yönetime devam etmektedir. Kulüp içi Belediye kadrolaşmasının ötesinde Rıdvan Duran'ın zamanın vali yardımcısının da işin içine karıştığı bir emlak skandalında Sakaryaspor'a 2 milyon TL iyi niyet bağışı aldığının ortaya çıkması, bu bağış ve bağlantılı diğer parasal mevzularla birlikte imar sorunlarını çözdüğünün, kısacası Sakaryaspor'u bir Emlak sahtekarlığının içine çektiğinin anlaşılması üzerine bir anda kulüp tepetaklak oldu. Keza kulübe bağış yapan iş adamları verdikleri parayı geri almak için uğraşıp bir anda harcanmış paranın 1 milyonunu geri almaları, Sakaryaspor yönetiminin kanunsuz bir olaya adının karışması kulübün imajını bir anda aşağılara çekmeye başladı.

Sakaryaspor'un bu tip bir olayda para alan taraflardan biri olması bir anda Belediye - Sakaryaspor ilişkilerinin sorgulanmasına yol açtı. Bir anda bir genel kurul toplantısı yapıldı ve BELPAŞ'taki toplamda %69'a yaklaşan hisselerin Sakaryaspor Derneği'ne 10 yıllık saha reklam gelirleri karşılığı devredildi. Akabinde yapılan seçimli Genel Kurul'da başkanlığa seçilen Bülent Yılmaz belki de Sakaryaspor tarihinin en çok tartışılan yönetim kurulu ile, ki bu kurul çoğunlukla genç, tecrübesiz ve Erdinç Şehit gibi futbolu sadece para olarak gören adamlardan kuruluydu, takımın ligden düşmesine sebep oldu. Belediye işler tıkırında görüntüsü yaratarak Bülent Yılmaz yönetimine 17,5 milyon TL'lik bir borç bırakmış Bülent Yılmaz'a göre. Yılmaz ise çok zor şartlara rağmen takıma önemli hizmet ettiğini söylüyor. Bu önemli hizmetlerin arasında devre arasında 16 futbolcunun kadro dışı bırakılması, yanlış teknik direktör seçimleri, kaybedilen futbolcu-kulüp davaları ve sonunda TFF alacaklarına temdit konulması ile birlikte kaynak bulamayan sonraki yönetimin yeni transferleri tescil ettirememesi var.

Peki tek suçlu Yılmaz mı? Tabii ki değil, o sadece çöküşü hızlandıran son halka. 8 sene süren belediye kadrolaşması sonrası belediyenin bir anda elini, eteğini, parasını çekmesi Sakaryaspor'u biçare bırakmıştır. Sanki hiç Sakaryaspor'la alakaları yokmuş gibi olayları uzaktan seyretmeleri ve ortadan kaybolmaları Sakaryaspor'un aslında bahis konusu olmadığının, aradan geçen bunca senede Sakaryaspor'un sadece araç olduğunun göstergesidir.

Sakaryaspor Belediye'nin bir anlamda göz boyamasına böylesi araç olmuşken, seçimlerde kullanılan bir koz haline gelmişken, aniden açığa çıkan skandalla yetim bırakılarak bugünkü haline gelmiştir. Sonraki yönetimler de açık seçik görmüşlerdir ki kulüp yönetmek dükkan yönetmeye, esnaflığa benzememektedir. Adı sanı bilinmeyen, kendilerini aşmaya çalışan 16 futbolcuyla yapılabilecek olanlar da son derece kısıtlıdır. O yüzden Sakaryaspor'dan bu dakikadan sonra Allah aşkına ne bekliyoruz ki!

Bayern Altyapısı

Bayern München özellikle 1990'ların başında altyapı sistemini kökten değiştirerek sadece pahalı transferlerle değil özkaynaklarıyla da yükselen bir ekip olma yolunda önemli adımlar attı. Hem şimdiki kadrosunda hem de diğer takımlarda altyapısından çıkardığı önemli oyuncular mevcut. Aşağıda bu oyuncuların bir listesini görebiliriz. Şu an Altyapının başındaki isim Werner Kern. Kern Bayern Amatör takımını 7 sene çalıştırıp aynı anda A takım yardımcı antrenörlüğünü yürüttükten sonra Nürnberg, Tier ve Ulm gibi takımlarda görev almış. Kern adeta bir seyyah gibi tüm dünyayı dolaşarak oyuncu arıyor. Bir çok ülkeden denemek üzere gençleri 6 ay ya da 1 senelik kontratlarla kulübe bağlıyor. Başarılı projelerden biri Hargreaves bir diğeri Misimovic. Başarısız olup vazgeçilen isimler de var, Perulu 94 doğumlu Corroy gibi örneğin. Sözün özü yerel oyuncuları yetiştirmekte daha yüksek bir başarı yakalayan Bayern altyapısı hem Bayern'e hem de Alman Milli takımlarına çok önemli hizmetler veriyor. Transfere çok para harcayan takımlardan biri olsa da Bayern en azından rol oyuncularını ya da başka bir deyişle askerlerini kendi içinden çıkarıyor. Büyük diye adlandırdığımız takımlara örnek olsa keşke bu uygulamaları.
Bayern Altyapısından çıkmış önemli isimler:
Halen Takımda Olanlar
Schweinsteiger
Lahm
Ottl
Müller
Rensing
Lell
Başka Takımlarda Olanlar

Guerrero (Hamburg)
Misimovic (Wolfsburg)
Hargreaves (Man Utd)
Trochowski (Hamburg)
Kroos (Leverkusen)

6 Ekim 2009 Salı

Drogba Vieira'yı İstiyor da...

Chelsea'nin Afrikalı golcüsü Didier Drogba Inter'den ayrılacağını açıklayan Patrick Vieira'yı takımda görmekten çok mutlu olacağını söylemiş. Obi Mikel ve Essien Ocak ayında Chelsea forması giyemeyecekler, sebebi de Avrupa Futbolu için artık hastalık, kangren mahiyetine kavuşan Afrika Kupası. "Vieria eksilen orta sahamıza çok iyi bir ekleme olacaktır" diyor Drogba, tecrübesine ve oyunculuğuna dikkat çekiyor. Ama futbol bilgini Drogba takımı Chelsea'nin 2011'e kadar transfer yasağı olduğunu bilmiyor. En son Kakuta davasında yasaklanan Chelsea'nin halen takımda olan oyuncularla kontrat uzatma dışında herhangi bir trasfer görüşmesi yapması yasak. Demek ki neymiş konuşmadan önce düşünecekmişiz, hatta bin düşünüp bir konuşacak, dünya aleme rezil olmayacakmışız.

Interzedeler

Dennis Bergkamp
Hakan Şükür
Robbie Keane
Üçünün de ortak özelliği çok büyük ümitlerle Inter'e gelmiş - getirilmiş olmaları. Üçü de kendi ülkelerinin efsane forvetleri. Üçü de Inter formasıyla tam birer hayal kırıklığı. Üçü de Inter'den önce ve sonra çok başarılı. Üçü de endüstriyel futbolun İtalya atıkları. Üçü de geri dönüşümlü.

Her birine sevgim hem farklı hem ayrıdır. Bergkamp Wenger'in elinde yeniden doğup EPL efsanesi olarak bıraktı futbolu, şu anda Ajax'ta antrenör kadrosunda. Hakan Şükür Inter'den ayrıldıktan 2 sezon sonra tekrar yuvasına dönüp rekorlarla veda etti yeşil sahalara, şu anda TV yorumcusu. Keane ise devam ediyor futbola henüz 29 yaşında, Inter sadece bir leke, bir hata olarak yazıyor özgeçmişinde, hem Tottenham hem de İrlanda Milli Takımı'nın kaptanı, yapacak işi daha ziyadesiyle çok.

Inter futbolcu öğütür derlerdi eskiler, haklılarmış.