Prison Break yayınlanan son bölümüyle bitmiş ve final sahnesiyle bizi gözyaşları içinde bırakmıştı. Vaziyetin nasıl o hale geldiğini merak edenler için bir fırsat "Prison Break: The Final Break" isimli 2 bölümü sinemalaştırmış hadise. Bu çocukların da başı beladan kurtulmuyor mahiyetinde ama Prison Break heyecanını son bir kez daha yaşamak isteyenler için biçilmiş kaftan. Yorumlarda link veriyorum ilerleyen dakikalarda dileyen oradan indirebilir, altyazısı da bir çok yerde mevcut.
Bir cümle de en çok 3. sezonun tamamı ve 4. sezonun son bir kaç bölümünü beğendiğim bu güzel dizinin senaryo yazarlarına: Eğer geçen sene o senaryo yazarları grevi martavalına katılmayıp 10 bölüm daha yazsanız, en az 2-3 sene daha ekmek yerdiniz bu diziden. O kadar doruktayken dizi zorla bitirttiler kanala geçen sene, bu sene de tekmeyi yediler. Bir de bu Wentworth insanı neden gay ya, delikanlı adamsın, yapsana şöyle adam akıllı bi kız kendine. Boy sende, fizik sende , yakışıklılık sende, yazık ki ne yazık :)
29 Mayıs 2008'de, kayınpederin salonunda, tek kişilik bir koltukta, kucağımdaki dizüstü bilgisayara doğmuştu Çoban Salata. Çok mutlu etmişti beni doğuşu, günlerce koca bir gülümseme ile gezdim suratımda. İtinayla baktım ona, yaklaşık 7-8 ay elimden geleni ardıma koymadım, tek başıma büyüttüm. Başkaları da farkına vardı sonradan. Ne zaman ki Timurlenk'in sofrasına, Aceto Balsamico'nun yanına kondu, tadı bir değişti, paylaştıkça çoğaldı, büyüdü Salata. Her geçen gün seveni arttı, çok farklı yerlerden çok farklı kişiler bandırdı çatalını. Beğenenler oldu, beğenmeyenler de. Hepsine minnettar kaldım.
Gün geçti, zaman aktı, tezgahın başına geçmek istedi bir dostum, aylarca yalnızdım, o geldi güçlendim, o geldi gülen yüzüm çiçek açtı, o geldi gitti yalnızlığım. Salata ellerime doğmuştu, beraber büyütmeye başladık dostum ozhano'yla. O da bir tad verdi bir ustalık getirdi ki sofraya anlatmaya kelime yok. Sonra volkan'ı çağırdık aramıza, gel dedik bir farklı salata sosu da sen hazırla, iletişim uzmanıydı, rengini değiştirmeye başladı salatanın, çok güzel oldu, ziyadesiyle doyurucu.
Tam 1 sene oldu ilk kez tezgah başına geçeli, 711 salata önce başladı bu serüven, Siz, Salata'yı sevenler sayesinde, Siz, her gün bizden vageçmeyenler sayesinde yenileri yolda. Neredeyse 40000 farklı müşterisi olmuş dükkanın, tekrar gelenleri saymadan, Salata yapmaya devam!
Her Çarşamba olduğu gibi önceki akşam yine halı sahadaydık. Her zamankinin aksine maç öncesi bahis konusu o geceki futbol olayı Şampiyonlar Ligi Finali değil Cavs – Magic serisiydi. Çoban Salata’nın devamlı yorucularından ejikulat ve alınan maçlardan sonra kolbastı oynayacak kadar hasta Magic taraftarı Başar’ın da uzun bir aradan sora katıldığı maçta seri 5. maçta biter mi bitmez mi onu konuştuk. Fikrimi söylerken aynen şu cümleyi kurdum “Cavs maça çok hızlı başlar ve 20 sayı civarında bir farkı çok erken yakalarsa maçı alsalar bile ölüp ölüp dirilirler seri 4-2 biter. Orlando’da” Başar’ın tepkisi ve dönüp ejikulat’a söylediği ise Magic karakterinin ne derece basketbolseverlerin içine işlediğinin ispatıydı “Bak demedim mi ben de sana yolda!”
Orlando Magic o kadar acayip, o kadar farklı, o kadar açıklanamaz bir takım ki, normal bir takımın mental olarak çökmesi, maçı bırakması gereken bir anda, ateşlerinde köz kalmadı denilebilecek dakikada, ateş silahından kusulmuş alev fırtınası gibi kaplıyorlar rakibin üstünü. Meteor gibi yağıyorlar, rakibin atmosferini delik deşik ediyorlar. Rakip kaçıyor, saklanıyor, üzerine yapışanları kazımaya çalışıyor ama bu takım, bu oyuncular sülük gibi, kanını emiyorlar adamın. Ne yapacağını bilememek ne kadar zor, çaresizlik ne büyük bir hastalık! 2 tur boyunca rehavet virüsünden kurtulmaya çalışan takım, şimdi kendisi bir virüs gibi Cavs’in damarlarında.
Öyle çok fazla basketbol anlatmak istemiyorum bu maç yazısında. İlk 4 maçı her açıdan anlattık, bu maç da onlardan farklı değil asla. Yine harika bir geri dönüş, yine harika bir mental zafer. Maçı kazanırsın ya da kaybedersin ama şu geri dönüşten sonra kaybetsen bile aslında galip sensin. “Nasıl olabilir, nasıl yapıyorlar?” diye bakmaya başladı mı rakip, anla ki rüyalarına bile gireceksin, uykularında bile rahat olamayacaklar.
Cavs’i galibiyete götüren Brown’un Gibson’dan gerçekten faydalanmaya karar vermesi ve Lebron James’in arkadaşlarını zorla da olsa oynatmaya çalışması oldu. Tabii bunlara ilaveten serseri mayın Rafer Alston’ın bu sefer Magic tarafında patlaması da önemli bir etkendi. Cavs’in tekrar takım olmaya çalışmasına ve Alston’a rağmen Orlando kazandığı 2 maçtakinden daha iyi bir oynadı 2. ve 3. çeyreklerde. Van Gundy’nin haklı olarak Alston’ı kazanma çabası ve 6. maçın içeride oynanacak olması maçı riske etmeye değerdi. Değmezdi diyenler olabilir onlara da çıkarsanız finalde beni mi 1 numara oynatacaksınız diye sorarız.
Cavs maçı kazanmış olsa da asla ve asla rahat değil kafaları. Asla vazgeçmeyen ve yukarıda dediğimiz gibi sülük gibi yapışıp rakibin kanını emen bir takımla savaşıyorlar. Hakemlerin ortada kararlar verdiği, Orlando ilk beşinin standart oyunlarını oynadığı bir ortamda turu geçme şansları neredeyse hiç yok. Hidayet yine bu kadar rahat potaya gider ve üstüne bu maçtakinin aksine yarattığı boş pozisyonları arkadaşları sayı yaparsa Cavs erken dağılır.
6. maçta serinin biteceğini düşünüyorum kendi adıma. Hatta abartıp iddiaya bile girdim. Orlando’nun beni mahçup edeceğini sanmıyorum. Ne olursa olsun güzel basketbol olsun, Kosova maç anlatsın, Kural sussun.
Cleveland bu serinin en iyini maçını oynadı haklarını vermek gerek. Özellikle pota altı savunmasını son derece başarılı yaptılar. Penetreleri oldukça iyi sınırlayarak kolay basket vermediler. Orlando bunun çözümünü yine çok pas yapmakta aradı ve maç boyu da onlar pas oyunlarında başarı sağlayarak oyuna tutundular. Cleveland’ın genel savunması ise diğer maçlara göre daha sert ve caydırıcı olması açısından takdire şayandı. Özellikle Varejao ve West’in her topa ellerini sokması, bu sokuşlarda defalarca kez top çalmaları Cleveland’ın neredeyse bütün maçı önde götürmesini sağlayan etkenlerdendi. Hücumda da topu paylaşmaları onları hep maçın içinde tuttu. James’in defalarca atabileceği pozisyonları kullanmadığını daha müsait durumdaki arkadaşlarını oyuna sokabilmek için onlarla paylaştığını ve bunarın da defalarca kez basketle sonuçlandığını gördük.
3. maçın ardından Cavs’in seriye tutunmak, Orlando’dan galibiyet çıkarmak istiyorsa Szcerbiak ve Gibson’a ihtiyacı olduğunu söylemiştik. Mike Brown bu sefer bu iki adamın kenarda oturduğunu hatırladı ve onlardan faydalanmaya çalıştı. Wally’nin eski oyunundan neler kaybettiğini zaten biliyorduk ama Hidayet’in karşısında bu kadar aciz durumlara düşmesini beklemiyordum açıkçası. Hidayet maçtaki en verimli dakikalarını WS oyundayken yaşadı, ayakları bu derece yavaş bir oyuncunun Hidayet karşısında durabilmesinin zaten imkanı da yoktu. Ama Gibson ilk devrede oyunda kaldığı kısa sürede aniden çıkardığı üçlükleriyle hem Orlando savunmasının dengesini hem de rakibinin moralini bozdu adeta. Mike Brown onu maç sonuna kadar yine yanında oturtmayıp 3. çeyrekte oyuna alsa belki de Alston’ın çıldırdığı dakikalarda Gibson bir susturucu etkisi yapabilirdi.
Bu serinin 4 maçında da ilk devreleri galip kapattı Cavs ama hiçbir 4. çeyreği kazanamadı, hatta 2. yarıları hep kaybetti desek daha doğru olacak. Bu gece de bir benzerini yaşadılar ama soyunma odasına giderken birçok Orlando taraftarı gibi ben de “bu sefer daha iyiler, kuvvetli dönecekler, çünkü takım gibiler” diye düşündüm. Öyle de döndüler aslında ama 1.maçtan beri üstüne ısrarla basarak söylediğimiz “Alston ve Lee’yi riske ediyorlar, canları yanabilir” cümlesinin ne derece doğru olduğunu gördük. Rafer Alston 3. çeyrekte kendini aşarak çoğu şutla gelen 15 sayı üretmeyi başardı. West - Hidayet eşleşmesinin mantıksızlığından bahsederken James – Alston eşleşmesinin bu derece can yakacağını düşünmemiştim açıkçası. James gönül rahatlığıyla Alston’ı bırakıp yardımlara giderken 3 maçtır çok rahattı, bu kez Alston pilav yemedi, bütün Orlando’ya ziyafet çekti.
Orlando bu maçta tam 3 kez hücumda kitlendi. İlk yarıda 12-0’lık bir seri verdiler, 2. yarıda başka bir seriyle geri düştüler, maç sonunda 4,5 dakika basket bulamayarak 98–97 geri düştüler. Sixers ve Boston serilerinde sıklıkla gördüğümüz rehavet virüsünün bünyeden tekrar bir hastalık koparmaya çalıştığı dakikalarda aşılanmış olmak etkisini gösterdi ve babacan Van Gundy tarafından iyileştirildiler. SVG’nin tek hatası oldu maç boyunca diyebiliriz ki o da maç sonunda 20 saniye kala mola almaması değil, ilk yarı sonundaki Cavs rüzgârını dindirmek için aldığı molayı yaklaşık 2 dakika geciktirmesiydi.
Normal süre sonunda Hidayet – Lewis ortak yapımı üçlük, James’in serbest atışları olmasa maçı getirmişti ama James bir şekilde yine omzuna aldı Cavs’i tek başına ve taşıyabildiği kadar da taşıdı.3,5 çeyrek takım gibi oynayan Cavs’in o noktadan sonra her şeyi Lebron’dan beklemesi bana anormal geldi. Birazcık topu paylaşsalar, birazcık sağa sola bakınsalar maçı rahatlıkla alabilirlerdi aslında. James maç sonunda ve uzatmada o kadar yoruldu ki sanırım soyunma odasından otobüse kadar iki kişi koluna girmek zorunda kalmıştır. Cavs bu kadar yorarken James’i, Orlando’nun neredeyse herkesi kullanmaya çalışması, herkesin topa dokunması onları uzatmaya gayet diri taşıdı. Maç boyu sahada mı acaba diye gözlerimizin aradığı Rashard Lewis’in aslında sol dipte kurduğu çadırda sıranın kendisine gelmesini beklediğini gördük. Courtney Lee’nin maç sonunda hiç çekinmeden şut kullanabildiğine, Howard’ın 3 çeyreklik nadastan sonra iksir kazanına düşmüş Oburiks gibi etrafı dağıttığına şahit olduk. Pietrus her zamanki gibi hem savundu hem skor üretti. James’in bu kadar yorulmasındaki en büyük etkenlerden biriydi vazgeçmeyen yapısıyla.
Bu maç Rashard Lewis’in bize o kontratı boşuna almadığını, Alston’ın rakibin ayağının altında da patlayabilecek bir serseri mayın olduğunu, Hidayet’in ne muhteşem bir saha görüşü olduğunu, Howard’ın da en az James kadar kuvvetli olduğunu, Pietrus’un her geçen maç daha bir NBA oyuncusu olduğunu gösterdi Magic açısından. Cavs açısından baktığımızda ise Koç Brown’ın birazcık doğruları yaptığında takımını maça ortak edebildiğini, Lebron James’in de insan olduğunu ve yorulabileceğini, o kadroda Gibson diye bir adam olduğunu gördük.
Koç Brown belki Magic’in pick-n-roll’lerini sınırladı, penetrelerini engelledi, Howard’a top inmesini hat safhada zorlaştırdı ama halen yanlış oyuncu eşleştirme ve gereksiz riske girme hastalıklarından kurtulabilmiş değil. Karşısında bu kadar rahat pas yaparak savunma dengesi bozabilen bir takım varsa bunun en önemli suçlusu da kendisi. Van Gundy de hatalar yapıyor maç içinde ama çok çabuk çark ediyor bunlardan. Brown inatçılık etmese, oyuncularını daha ekonomik kullanıp doğru eşleşmeleri bulsa Cavs şu noktadan bile seriyi alabilir. Çünkü Orlando bu maçtaki kulüp playoff rekoru 17 üçlük isabetini bir kenara koyarsak, çok ekstra bir basketbol oynamıyor. Sadece boş adamı bulmak ve dengeli savunma yapmak denilen 2 basketbol doğrusunu yapıyorlar.
Bu maçla ilgili hakemlere de değinmek gerek. Cleveland’daki hakem faciasından sonra bu sefer ortadaki düdüklerin ağırlığı Orlando cephesine kaydırılmaya başlandı. Tasvip edilecek bir hareket değil asla ama şu gerçek de var ki maçı katlettiler diyemiyoruz Orlando’daki maçlar için, ilk iki maçtakilerin aksine. Yine de hakemler ne çalarsa çalsın Orlando deplasmandan bir galibiyet çıkartabildi, aynısını Cleveland da yapabilmeliydi bu seride var olmak istiyorlarsa.
5. maça çıkarken Cleveland’da seyirciler dahil herkesin sinirleri iflas etmiş durumda olacak. Normal süre sonunda ve uzatmada Lebron James’in adeta 10 ton yük altında ezilirmişçesine verdiği yüz ifadesi Cavs’te sıkıntının ne seviyede olduğunun en büyük göstergesi. Öte yanda maç boyu çok rahat, birbiriyle şakalaşan, her fırsatta gülen bir takım var. Şu inanılmaz stresli maçta hiç birinin yüzünün asıldığına şahit olmadık. Bu da herhalde iki koç arasındaki mental yaklaşım farkını ortaya koyan bir gösterge olsa gerek.
Seri 3-1’e geldi. NBA tarihinde 7 maçlık serilerde 3-1’den geriye gelip turu geçen sadece 7 takım var yanlış hatırlamıyorsam. Ama dediğim gibi “takım” var, tek bir adam, süper bir yıldız ya da bir Koç değil, tepeden tırnağa “takım”. Tek bir adam belki size birkaç maç kazandırabilir ama asla bir turu ya da şampiyonluğu kazandıramaz.
Kan, ter ve gözyaşına sahne oldu bu gece, hepsi Lebron’a aitti yine, azıcık Varejao omuz vermişti ona kan akıtırken, bu sefer tertemizdi oyunu ama olmadı, Kral bir kez daha mağlup, savaş kaybedilmek üzere.
Tolga uzun zamandır blogun özellikle basketbol kısmına yorumlarıyla büyük katkıda bulunan bir arkadaşımız. Her yorumu dopdolu, her yorumu okunası. Bu yorumuna dayanamadım artık, buraya koyuyorum, hep beraber okuyalım. Piyasada basketbolu biliyorum diye geçinenlere kapak olsun Tolga'nın dedikleri, yorumları. Sağolasın Tolga.
"Orlando tarafında herkes hala temkinli konuşuyor.maç içinde dışında şımaran gösteriler yapan adam yok(Diaz,takım kazandıkça serpilmeye başlıyor yazılarında;onu ayrı tutalım bilgi: Tolga’nın dediği Diaz Orlando Sentinel Yazarı George Diaz’dır). Forumda okudum:Cenk Hoca, Boston 3. maçı hariç henüz Orlando’nun tam randımanlı oynadığı maç yok diyor.Kesinlikle haklı. Orlando, iç saha maçlarında ilk çeyreklerde 30'un altında attığı zaman ya da ilk çeyrek kafa kafaya geçtiği zaman,maçın geri kalanını sıkıntıyla izlememiz gerektiğine işarettir bu durum. Aslında bu geceki Cavs maçına benzer maçlar da çok oynadı sezon içinde ve playofflarda Magic. 7-8 sayı ile önde olunan, ancak maçı kopartabileceği şutları sokamayıp,son dakikalarda koltuk eskiten maçlar oynuyor. Philly ve Boston içerde oynanan altı maçın beşi bu şekilde oldu, hep öndeydik; ikisi son saniye şutu ile kaybedildi,üçü kazanıldı.Yine görüyoruz ki Magic deplasmanda Cengizhan’ın orduları gibi; yabancı toprak demiyor, kimi maçlar ilk kiminde ikinci yarı işgal ediyor, yağmur gibi yağıyor, kadın çocuk demeden...Durayım burada, kontrolü kaybetmeyelim.
Yine Cenk Hoca’nın değindiği bir şey var: West-Hidayet eşleşmesini çözemedim, yıllarca basket oynayıp seyrettim ama bu hamleye anlam veremiyorum. Aslında güzel bir şey var burada Magic adına. Hido West ile eşleşince, Magic, Hidonun West’i sırtına alıp potaya gittiği hamlelerden kaçınıyor (1-2 kez yapsa da işin suyunu çıkartmıyor). Yani Magic karakteri dışında pek iş yapmak istemiyor. Birazcık bu kışkırtan bir hamle gibi olsa da kışkırttıkları adamın basketbol zekası hafife alınacak gibi değil. Zaten sezonda da bu tip post-up oyunlarını-eşleşmeden kaynaklı, Howard dışında- Lewis ile deniyor Magic, zaman zaman da Pietrus'u deniyor.
Seri bitmeden fazla iddialı konuşmamak gerekir belki ama, görüldü ki-bakın Hollinger bile özür diledi Orlando’dan, çünkü kuponu yattı, 5 maç demişti Cavs için (bilgi: ESPN’den analizci John Hollinger bu şahsiyet de). İpin bir ucundan takımdaki herkes tutuyor, diğer uçta tutan sadece bir adam, takımın geri kalanı o adamın belinden omzundan tutup çekmeye çalışıyor.Haliyle yoruluyor ümitsizliğe düşüyor o adam da, ortadaki bataklığa yaklaştıkça. Cleveland'da panik havası hakim. 4.maç kritik dense de -ki 3. de kritik deniyordu hatta ilk iki maç da kritik denmişti-, Magic, alsın almasın, bu seriyi en kötü son maça zorlayacak.aslında, bu maçları görünce şöyle düzetmek lazım: Cavs son maça zorlayacak. Sezon içinde NBA basınında, çevresinde, Magic’in başarısına kayıtsızlık, sanırım, yıllardır NBA'in gerçek basketbolu izleyememiş olması olabilir. Phoenix'in bir aralar oynadığı olağandışı basketbolü bence fanteziydi ki ömrü kelebek ömrü kadardı; NBA yine farklı bir şey izliyor ama bu sefer gerçek basketbol izliyor. Bu arada, ben de basketbol oynadığım zamanlardan -ufak tefek olduğumdan-o dirseklerin acısını iyi bilirim, her hafta terziye dikişe giden pantol gibiydim.Williams'a geçmiş olsun diliyorum. Johnson da hak ettiği cezayı aldı zaten."
Cleveland’ın bu sezon ligdeki derecesine, rakiplerine attığı farka, iç sahadaki 40 galibiyetine, dış sahadaki mağlubiyet sayısına, playoff ilk iki turunda her biri 10 sayı ve üzeri farklarla kazanılan 8 maçına baktığımız zaman bazılarımız muhteşem bir takım, bazılarımızsa kaos ortamından kolayca sıyrılamayacak bir takım görüyoruz. Bu kadronun süper yıldızı Lebron James ligin MVP’si olabilir, ya da Cavs normal sezonun en az sayı yiyen takımı, bunların hepsi geride kaldı. Burası artık tam anlamıyla bir kurtlar sofrası, ya avsınız ya da avcı. Cavs hep avcı rolündeydi bugüne kadar, av olmanın psikolojisini, hayatta kalmanın yollarını tam anlamıyla bilmiyordu. Yavaş yavaş öğrenmeye başladılar ama bu hayat okulundan mezun olmayı başarabilecekler mi?
Rahmetli dedem çok kullanırdı şu sözü “Sinir Harbini daha önce yaşamış olanlar kazanır”. “Hiç harp etmediysen adam vurmayı da bilemezsin, kurşundan kaçmayı da.” diye de devam ederdi. Nurlar içinde yatsın, tecrübe dedikleri bu olsa gerek. Yenilmenin, maç kaybetmenin, düelloda taraf olmanın, baskı altında ayağa kalkmanın ne demek olduğunu çok iyi bilmiyormuş Cavs, aslında söylemiştik bunu, ama bu derece olduğunu bilmiyorduk açıkçası. Bu sezon bir takım olarak görmeye alıştığımız Cavs Orlando’nun akılcı savunması ve kaos şeklindeki hücumuyla karşılaşınca, oyuncular teker teker sorumluluk almaktan kaçar hale geldiler. Herkes James’in eline bakar oldu. Hele 2.maçtaki son saniye üçlüğü, kabul etmek gerek muhteşemdi, bütün yükü James’in üzerine yığdı. Artık her şeyi onun yapmasını bekler halde takım arkadaşları. Orlando savunması alan daraltıp, pota altına gömülürken onları dış şuta mahkum bırakıyor. Koskoca Ilguaskas bile pota altında yer kalmayınca bilmem kaç tane üçlük deniyor. Penetre etmeye kimsenin cesareti kalmamış vaziyette. James bile çok zorlanıyor penetrelerde, bulduğu sayılarda adeta dayak yiyor içeride, kolay sayılar bulamıyor, devamlı faul çizgisine gidiyor ya da dış şuta mecbur kalıyor kimse sorumluluk alamdığı için, herkes statik olduğu, James ne yapacak diye baktığı için. Lebron James iyi bir üçlükçü değil, orta mesafe şutuna saygımız var ama asla iyi bir üçlükçü olduğunu söyleyemeyiz. Koşullu yanılsama dedikleri olgunun kurbanı oldu bu maçta adeta. 2. maçı üçlükle kurtaran adam olarak savunmanın da etkisiyle ama gereksizce tam 8 üçlük kullandı, sadece bir isabet buldu. 2. maçta da 1 isabet bulmuştu, o son üçlüğüydü o ama James bir üçlükçü değil ki. O takımda iki üçlükçü varsa o adamlar Wally ve Gibson. Kenarda paslanmaya bırakılan değerler. Mike Brown yılın koçu mu seçilmişti?
Bir Magic yazısında bu kadar çok Cavs anlatmamızın sebebi aslında Magic’in ta kendisi. Ne Pistons ne de Hawks Cavs’e eşleşme sorunu çıkarabilecek takımlar değildi. Her pozisyonun bir karşılığı vardı. Ama Magic öyle değil. Lewis – Varejao, Hidayet – West (ki neden James’in Hidayet’i almadığını anlayabilmiş değilim) eşleşmeleri Cavs’in kaldırabileceği türden değil dedik hep, öyle de oldu. İlk maçta canlarına okuyan Howard’ı 2 maçtır ikili sıkıştırmalar ve topu yere vurmasına izin vermeyerek iyi durdurdular. Garanti pozisyonlarda faul yapmak da iyi seçim ancak bazı günler Howard’ın o atışları sokası geliyor adeta. Dün gece 14 serbest atış soktu. 2 maçtır Cavs savunmasını dağıtan Hidayet’e tepede yardım getirip tıpkı Sixers’ın yaptığı gibi ilk adımını engellemeye çalıştılar, çok da başarılı oldular. Bu savunmada zorlama şutlar kullanmak zorunda kalan Hidayet bileği de iyi olmayınca başka yollar aramak zorunda kaldı. Çözüm yollarını gördüğümüzde bir kez daha ne kadar akıllı ve kıymetli bir oyuncu olduğunu gördük Hidayet’in. Özellikle 2. çeyrekte takım tıkanmış ve şut bulamazken topu taşımak yerine, kat ederek ve perdelerden çıkarken teması alarak faul çaldırdı lehine. Rakibin faul hakkını doldurup devamlı çizgiye gitti. 11’de 1’le oynadığı bir gecede 13 sayı bulup, skora başka türlü de katkı yapamazdı zaten. Önceki senelerde şut sokamadığında moralinin bozulmasına alıştığımız Hidayet’in maç boyu yüzü hiç asılmadı, sanki bu faul alma işi onun B planı gibiydi ve işler iyi işledi.
Alston’ın fena oynamadığından ama şut sokamadığı için aksayan parça olduğundan bahsetmiştik NBAKolik forumlarında. Bir şut fazla soksa her şey farklı olur demiştik. Lewis, Hidayet ve Howard’ı Cavs’in kitlediği dakikalarda özellikle ilk çeyrekte muhteşem çıktı sahneye, gedikleri kapatan adam oldu hücumda. O birazcık şut sokunca Cavs’in herhangi bir maçı koparıp götürmesi ihtimal dahilinde bile olamaz. Aynı şekilde Pietrus’un görev aldığı sürece James’i bezdirmesi ve ceza atışları çok işine yaradı Magic’in.
3. maçta Orlando Magic açısından hücumdaki en sevindirici gelişme, çok yüksek isabet yakalayamasalar da, çok fazla pas yapması oldu. Yayda çevrilen sonra Howard ya da Gortat’a inip anında geriye çıkan toplar hep boş atış ya da penetre koridoru yarattı. İlk iki maçta bu derece pas yapamamıştı Magic. Kaos hücumunu bu sefer muhteşem uyguladılar. Pas – pas – penetre – pas –şut! İlk iki pas sayısını 5-6’ya çıkarabiliriz. Bu iş koşarak ve çok hareketli yapıldığında rakibin dengesi inanılmaz derecede bozuluyor. Beklediğimizden daha iyi pick-n-roll savunması yapınca Cavs bu sistem çıkış oldu. Devamlı kat eden oyuncular, perde çıkışlarında çok etkili oldular ya da faul aldılar. Rakibi iyi savunup ribaunt üzeri hızlı hücumlar da tatlının üzerine kaymak oldu adeta.
Hidayet ve Howard’a ikili sıkıştırma yapınca 2 maçtır çok kötü şut atan Alston’la ve Lee ile risk almaları mecburiydi, oynadıkları kumar tutmadı. Cavs 4. maçı kazanmak istiyorsa tek çareleri sadece Howard’a ikili sıkıştırmaya devam edip, James’i Hidayet’e vermek, Joe Smith’i daha fazla oyunda tutmak ve Wally ile Gibson’ı bir şekilde rotasyona dahil etmektir. James Cavs’e son saniyede bir maç aldırmış ve 40 küsür sayı ortalamaya ile oynuyor olabilir ancak hiçbir zaman bir adam bir takım etmez.
2. ve 3. maçı NTV’den izleyenler spikerlerin anlatım farklarını net olarak görmüştür. İsmail Şenol gayet dengeli ve zevkli bir anlatım sundu bizlere. Kaan Kural yine çok da önemli olmayan bilgi ve her pozisyona yorum sağanağına tutsa da bizleri, Şenol maçın seyir zevkine çok şey kattı. Biraz da böyle dinleyelim artık maçları, tarafsızca ve sadece basketbol izleyerek.
Plaseler: Volkan Demirel, Sylva, Lugano, Sivok, Cale, Hakan Balta, Musa Aydın, Harry Kewell, Yattara, Yusuf Şimşek, Volkan Şen, Mehmet Yıldız, Bobo, Nobre, Beto
Not: Takımının formasını sezonun büyük kısmında giyen oyuncular dikkate alınmıştır.
Plaseler: Jefferson, Tolga Seyhan, Volkan Yaman, Uğur İnceman, Selçuk İnan, Mehmet Çakır, Alex, Semih, Nonda, Aghahowa Not: Takımının formasını sezonun büyük kısmında giyen oyuncular dikkate alınmıştır.
Benim adaylarım Hull City ve Middlesbrough. Newcastle Villa'yı bir şekilde geçer, Hull City United'ı yenemez, Boro ne yaparsa yapsın Newcastle kazandıkça Championship'e merhaba derler.
Eskiyen yüzler ve formaların artık bu seviyelerde mücadele edemeyecek hale gelmiş olması nedeniyle herhalde, basketbolun yeni yıldızları, büyüyen oyuncuları ve başarıya aç adamlarıyla bezenmiş bu seneki playoff serileri bende inanılmaz bir damak tadı bıraktı. Sadece Orlando serileri için söylemiyorum bunları. Dallas, Detroit, San Antonio, Phoenix, Utah gibi takımlardan sıkılmış bir basketbol aşığı olarak bu playoff dönemi benim için tam anlamıyla muhteşem geçiyor seyir zevki açısından. Tabii ki bu zevkin doruk noktasına çıkmamı sağlayan takım Orlando Magic.
Oynadığı 15 playoff maçının 9’unu kazanan Magic 6’sını ise kaybetti takip edenlerinizin bildiği gibi. Bu kayıpların 4’ü ise son saniye şutları ile verildi. Aldığı maçların ikisini ise Magic son toplarda almayı başardı. O 2 maçı alan Hidayet ve Lewis, son topta verilen 4 maçta da 2-2 berabereler. Yani son şutu sokan adamlar o ikisinin tuttuğu adamlar. İşte basketbolun zevki burada. Bir an kahramansın, diğer an belki de suçlu. Ama bu sezon asla ve asla suçlayabilecek adam yok Magic kadrosunda, günahıyla, sevabıyla, eğlendirerek, şaşkına çevirerek getirdiler bizleri buraya kadar. Hiç kimsenin Konferans finali için şans vermediği adamlar bugün NBA finali için oynuyorlar, her şeyden önce teşekkürler her birinize.
Orlando – Cleveland eşleşmesinin aslında Cleveland’ın istediği final eşleşmesi olmadığı, onların Garnettsiz Boston’u şiddetle istediklerini söylemiştik daha önce. Kadro yapıları olarak bakıldığında Boston’a karşı şansı çok daha fazlaydı Cleveland’ın. Orlando ise 3 senedir onlara en ters gelen takımdı. King James’in bir türlü dişini geçiremediği, kazandıkları maçlarda bile ölüp ölüp dirildikleri tek takım Orlando Magic’ti. İşte o yüzden her ne kadar dinlenerek ve rakibini analiz ederek çıkmış olsalar da final serisine, izlediğimiz her iki maçta da, fark ne olursa olsun oyuncuların üzerinde bir tedirginlik olduğunu sezdik. Psikolojik avantaj dedikleri konu bu işte. Karşındaki rakip hem sana çok ters geliyor, hem son 2 sezonun en çok deplasmanda maç kazanan takımı.
İki maçı bir arada değerlendirmek gerek, birkaç ayrıntı dışında neredeyse ikisi de birbirinin kopyası çünkü. İlk maçta 16 sayıdan geriden gelip maçı alan Magic bu maçta 23 sayı geriye düşmesine karşın yine savaşarak, yine Hidayet ve Lewis’in omuzlarında döndü maça.
Cavaliers’ın reçetesi belli aslında. Bu reçeteyi en iyi uygulayan takım Sixers oldu 4 maç boyunca ilk turda Magic’e karşı. Howard’ı sert savun, ikili-üçlü sıkıştırmalarla zorla, her pozisyonda yardım getir. Yardım geldiğinde riske edeceğin adam ya Lee ya da Alston olsun. Lee sakatlık çıkıp gelmiş, şut ritmini daha yakalayamamış ve ne olursa olsun bir çaylak, Alston ise kariyerinde ilk kez bu seviyede takımını oynatmak zorunda olan, hızla dibe doğru çakılan bir oyun kurucu. Hücumda tempoyu sakın hızlandırma, hızlandırma ki fast-break yeme, hep set savunması yap. Pick-n-roll’lerdeki adam değişimlerinde mutlaka yardım getir. Görüldüğü gibi öyle deveye hendek atlatmak gibi çok da zor bir iş değil yapmaları gereken aslında. Ama karşılarında psikolojik olarak bir adım önde olan ve aşırı patlayıcı bir takım var.
Orlando’nun reçetesini vermiştik zaten. Devamlı yorumcularımızdan Sevgili tolga da katkılarda bulunmuştu. Ama reçetenin birinci ilacı şuydu: Bırak Lebron oynasın, arkadaşlarını oynatamadan! Lebron ne zaman takımı oynatmaya başlarsa işte o zaman sıkıntı baş gösteriyor. İlk maçın ilk devresinde muhteşem bir takımdı Cavs, aynı şekilde 2. maçın ilk devresi de harika bir takım oyunu oynadılar. Hiç Lebron odaklı değillerdi, Lebron bencil değildi. Ama ne zamanki farkı açıp takım oyunundan hem kendileri uzaklaşmaya başladı, hem de Magic diğer oyunculara savunmayı sertleştirip Lebron’ın başına Pietrus’u bırakıp onunla fazla ilgilenmemeye başladılar, işte o an Cavs çöküşe geçti.
Birinci maçta Magic’in üstün olduğu en önemli nokta pota altındaki yıldızı Howard’dı. Adeta Cavs boyalı alanındaki her şeyi yutan kara delik rolündeydi Howard. 2. maça reçeteye uygun başladılar ve maç boyu bıkmadılar aynı şeyi yapmaktan, haklıydılar. Bu Howard’ın hem dengesini hem de moralini bozdu haliyle, oyundan düştü, kayboldu hücumda. Her iki maçın ilk devrelerindeki muazzam dış atıcı savunmasını ne kadar övsek az Cavs’in ama o dış atıcılar Hidayet ve Lewis’in ürettiği çözümlere çare bulamamalarını da eleştirmek gerek. Yılın Koçu’nun farkını koyacağı yer burası olmalı. Eğer Varejao’nun iki bin kere kendini yere atarak yaptığı şeyin adı savunmaysa, Cavs’in başına gelecek çok iş var demektir. Hidayet’i West’le tutmaya çalışmak ise tam anlamıyla intihar etmek demek. Hidayet her açıdan West’ten üstün bir oyuncu. West’in hızı tek avantajı ama Hidayet karşısında çok ufak kalıyor. Magic’te kim boy gösterirse onun savunmasına James’i vermek de seriyi kaldırabilecek bir çözüm değil. Brown’ın savunmalar ve eşleşmeler üzerine daha fazla kafa yorması gerek.
Lebron James gerçekten basketbol sahalarına çok fazla gelen bir adam. O kadar kuvvetli, o kadar atletik, o kadar sert ki sanki bıraksanız iki 48 dakika daha çıkarır o bünye. 2 maçtır adeta kuvvet ve sertlik şovu yapıyor. Karşısında durabilecek Magic’in aslında tek bir oyuncu yok. Ama Stan Van Gundy’nin planı bizim verdiğimiz reçeteyle birebir uyuşuyor. İşte bu yüzden 49 attığı maçı takımı kazanamazken 35 attığı maçı son anda da olsa alabiliyor. Onun paylaşmasını ne kadar çok engellerseniz, birebir savunmada da ondan 1 salise hızlı önünde durup koşu yolunu kapatabilirseniz, işte o zaman bir şansınız olabilir. 2 maçtır bunu Van Gundy’nin Orlandosu çok iyi yapıyor.
İlk maçı Lewis’in üçlüğünden sonra kalan sürede çok iyi savunma yaparak kazanan Magic, Hidayet’in aldığı maçta 1 saniye savunma yapamayarak kaybetti. Lebron’un üçlüğü, atış stili, inanmışlı onun neden Kral lakabını almış olduğunu gösterse de, oyundan kopan Cavs’i o noktaya getiren bütün maç felaket şut atan Mo Williams’dı kuşkusuz. Onun son anlardaki 7 sayısı olmasa Magic almış başını gidiyordu. İşte o yüzden bir adam takım etmiyor, eksik parçaların mutlaka tamamlanması gerekiyor.
İlk maç Lewis 3 sayılığı ile 107-106 Orlando lehine sonuçlandı, 2. maçı ise James’in son saniye üçlüğüyle alan Cleveland oldu. İlk iki maçın yarattığı izlenim bu serinin yıldızların kapışması şeklinde geçmeyeceğini aksine savunmaların kapışıp daha takım olan tarafın kazanacağı şeklinde. İşte bu yüzden, ufacık farklarla maçların kazanılıp kaybedildiği, turu geçen tarafı belki de tek bir serbest atışın belirleyeceği böylesi bir ortamda, 2 maçtır yaşanan hakem rezaleti bir an önce son bulmalı. Cavs’in QLA’da bir evsahibi üstünlüğü olduğunu, Lebron James’in bir süper yıldız kredisine sahip olduğunu biliyorduk ama bu kadarı da gerçekten fazla! Şu güzelim maçlara adeta leke sürdü hakem üçlüleri. Ortada olan her düdüğü Cavs’e çaldılar. O kadar hazırlardı ki topu onlara vermeye, bazen kendi kendilerine isyan ettiler. Verdikleri bir çok kararı oto-kontrol neticesi değiştirip düzelttiler belki ama bu onların 2 maç boyu çaldığı saçma sapan düdükleri affettirecek bir şey değil. Bu kadar da seyirciden etkilenmez, bu kadar baskı altında kalınmaz. Özellikle 2. maçın 4. çeyreğinde çaldıkları acayip düdükleri telafi etme telaşına düşüp neredeyse maçı çığrından çıkartıyorlardı ki oyuncuların sakin ruh halleri ve birbirleriyle uğraşmamaları sonucu olaylar büyümedi. Ya hakem kararları bir istikrara oturmalı ya da Euroleague hakemlerini getirsinler düdük çalmaya (İsyan noktası, şaka tabii).
2 maçta gözümüzü çıkartan bazı noktalar vardı, biri Varejao’nun rol yeteneği mesela. Bir basketbol oyuncusu bu kadar çok kendi yere nasıl atabilir anlamak imkansız. Kaç kere parkeyi süpürdü ben sayamadım, daha acı olanı her 2 düşüşünden birine düdük alması. Bir basketbolsever olarak bu tip adamlardan hiç haz etmiyorum, hatta Varejao’nun saçlarını yolmak istiyorum desem yeridir. Böyle maç kazanmaya, savunma yapmaya çalışacaksa Cavs ya da başka bir takım, o kocaman lekeyi sonra nasıl temizleyecekler düşünmek gerek.
3. ve 4. maçlar Amway Arena’da olacak. Saha avantajını eline geçiren Orlando Magic’in kendi adıma bu 2 maçı da alacağını düşünüyorum. Özellikle ilk maç çok zorlu olacaktır. James’in maç sonunda dediği şey 3. maçı anlatıyor aslında “2-0 yapmalarına izin veremezdik”, bu ne demek acilen saha avantajını almalıyız demek. Cavs’in Orlando’ya dişi pek geçmiyor deplasmanda, bu sefer seyirci avantajları da yok, ayrıca eminim ki hakem yönetimi daha ortada olacaktır. Bu yeni şartlar altında “kafa kafaya maçlarda ne yapacaklarını pek bilmiyoruz” dediğimiz Cavs son çeyreğe çift haneli farklarla giremezse biraz zor maç kazanır. O yüzden oyuna çok hızlı başlayıp tıpkı ilk 2 maçtaki gibi erken fark açmak ama bu sefer oyunu tutmak isteyeceklerdir. Başa baş giden maçları oynamaya ve kazanmaya daha alışık ve maç sonu oynamayı daha iyi bilen taraf Magic bu yüzden 1 adım önde sahasındaki maçlarda. Cavs maç alamazsa Orlando’da seri 6. maçta yine Orlando’da biter diyorum. Eğer seri Cleveland’a 2-2 taşınırsa da 7. maçta biter.
Howard’ı etkin kullanmanın bir yolunu bulacak olan Van Gundy, Lewis’i de aktif olarak kullanmaya devam edecektir. Hidayet’in rolünde en ufak bir değişiklik olmayacaktır ama Amway maçlarında Howard’la yapacağı bir çok ikili oyun ve tepe pick-n-rollerine şahit olacağız diyorum. Alston birazcık daha, ama ufacık, ucundan isabetli oynarsa Magic 2 maçı da rahat kazanır. Battie hücumda, Redick savunmada Cavs’e hediye gibi, fazla süre alamazlar en azından şu iki maçta diyorum ve Sezar’ın hakkını da Pietrus’a veriyorum. En pis dakikalarda Magic adına en pis işleri tertemiz yapmayı başardı. Bu haliyle Pietrus Magic için seneler boyu çok önemli bir kazançtır.
Son sözüm de Murat Kosova ve Kaan Kural’a. Kural Boston – Orlando serisinin 7. maçında dengelediği maç yorumu ve tarafsızlık işini şu sıralar fena yapmıyor. Ancak Murat Kosova bu sefer, Hidayet odaklı olarak çok taraftarca maç anlatmaya başladı. Boston serisinde Boston taraftarı gibiydi, dün gece Orlandoluydu adeta. Ha belki düdükler çıldırtmış olabilir diyebilirsiniz ama bana bu bahaneyi kimse yediremez. Maçı anlatacak isen objektif anlatacaksın, hele Murat Kosova isen, marka olmuş bir spor adamı isen sorumluluğun had safhada. Bir önceki seride de söyledim taraftarca maç anlatılmasını istemiyoruz, istediğimiz saf basketbol lügatı, hiçbir yere çekilemeyen, seyirciye zevk veren.
Hidayet ve Lewis çok direndi ama kralın dönüşü muhteşem oldu. Son şutta üçlükle sadece 1 saniye kala maçı aldı James. Seri 1-1'e gelmiş olsa da Magic çok önemli bir mesaj verdi. Muhteşem bir heyecan, iğrenç hakemler ve 23 sayıdan geri dönen Magic sabahımızı şenlendirdi. (2 maçın yazısı kombin olarak bugün burada olacak.)
Blog yazarlarının üçü de UEFA Finalindeydi. Ancak ozhano ve ben Sakarya'dan geldiğimiz ve varış saatimiz volkanbk3 ile uymadığı için bir araya gelemedik.Yine de ben ve ozhano yanımızda benim Kayınço ile çok eğlenceli bir gece geçirdik. Stad muhteşemdi, ambians harikaydı, sırf heyecan olsun diye küçük bir miktar üst oynayıp gitmiştik, yerimizde duramadık maç boyu. Bulunduğumuz yerin sahaya çok yakın olması nedeniyle maçı adeta hissettik. Gidiş yolu da dönüş yolu da kahkaha doluydu. Özetle bu son UEFA kupası finali bizim için harika bir anı olarak hafızalarımıza yerleşti. Ayrıntıları ve kahkaya boğulduğumuz dakikaları daha sonra paylaşmak üzere.
Bu maç basketboldan az da olsa anladığımızın bir göstergesi oldu. Neden böyle söylediğimizi merak edenler Boston-Orlando 7. maç yazısına bakabilirler (Veni Vidi Vici). Aşırı yoğunum ve az sonra da bir Kongre içi şehir dışına çıkacağım, o nedenle ayrıntılı bir maç yazısını sanırım ancak gece saatlerinde fırsat bulursam yazabilirim. Hidayet'in ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu, Van Gundy'nin ne kadar önemli bir Koç olduğunu, Lewis'in o kontratı neden aldığını nasıl gösterdiğinden biraz bahsedeceğim. İlk fırsatta görüşürüz.
Yahu vallahi inanılmaz şeyler bunlar. Bir süredir uzağım futboldan. Pek sıkı takip edemiyorum. Saat 00:20 NTVSpor açık bilgisayar önündeyim... Kulağıma çarpan haber, suratıma çarpan bir tokattan daha çok acı verdi bana. Galatasaray gelecek yıl Leo Franco ile anlaşmış. Sezon sonu imzaya gelecekmiş 32 OTUZİKİ yaşındaki kaleci. Kariyerinde 32 yaşına kadar gelebildiği en yüksek takım Atletico Madrid. Dünya Kupası 2006'da Arjantin'in kalecisi oydu. Fakat sonra olabildi mi? Belli ki o yıl takımın başında bulunan Jose Pekerman'ın özel tercihi idi Leo. Gelecek yıl da Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etme ihtimaline sahip Atletico Madrid, Şampiyonlar Ligi'nde Leo Franco ile olmayacağını düşünüyor olabilir mi? İspanya Ligi'nde de ilk dörtte olup da 56 gol yiyen Atletico Madrid'in yüzüne bakmadığı adama milyon eurolar dökeceğiz, çok üzücü...
Devamında gelen haberdeyse kalbime saplanan bir gülle oldu. "Hayri Gülle ile gelecek sezonda Galatasaray'a güle güle..." diyesim geldi. Ama gerçekten daha önceden de belirttiğim gibi gelecek yıl ben bu takımı gelecek yıl eskisi gibi desteklemeyeceğim. Çünkü yine NTVSpor'da duyduğum habere göre gelecek yıl için Mustafa Sarp ile anlaşılmış. Bu transfer haberi doğruysa, baştan sona tutarsızlıklarla dolu. Mustafa gençken nefis yetenekli bir oyuncu olsaydı yıllar önce İstanbul'un büyüklerine ve Trabzonspor'a transfer edilirdi futbol gazetelerimiz tarafından...
Mustafa 29 yaşında bir orta saha oyuncusu. Oyun tarzı sadece koşup, mücadeleye dayalı bir futbolcu. Gelecek yıl Avrupa Ligi'nde Galatasaray'la mücadele edebilecek çapta bir yeteneğe sahip değil. Sadece koşup mücadele etmesi için takımda bulunacaksa Mehmet Güven ne güne duruyor? Ya da PAF Takımdan bunu yapabilecek bir genç bile çıkaramıyor muyuz? Birinci tutarsızlık bu...
Son 1 aydır da sezon sonu Bülent Korkmaz'ın yerine 10'a yakın isimle görüşüldüğü yazıldı. Gelecek yıl Bülent Korkmaz'ın takımın başında olmama ihtimali bu haberlere göre çok yüksek. Mustafa Sarp'ın Galatasaray'a geleceği Bülent Korkmaz Galatasaray'ın başına geçtiğinde yazılmıştı. Yani Mustafa'nın transferi Bülent Korkmaz ile ilişkilendirilmekten daha öteye gidememişti. Gelecek yıl takımdan ayrılma ihtimali çok yüksek bir teknik adamın istediği oyuncuyu takıma dahil etmek ne kadar doğru? Yoksa ikinci bir Ragıp Başdağ olayına dönme ihtimaline sahip bu transferin altında ince bir mesaj mı var?
Herşeyi geçtim, geçen sene Kewell transfer edilirken bu yıl Mustafa Sarp'ın kadroya katılacağını öğrenmek üzüyor beni...
Galatasaray - Gençlerbirliği Maçı Dakika 25-30 suları...
Cenky: Ya valla asabım bozuldu be Toça! Kayınço: N'ooldu be abi? Cenky:Arkadaş nasıl olur da bu Kewell oynamaz? Kayınço:Ben bilemem Bülent bilir. Cenky:Yaa kardeşim sana sormuyorum zaten, aleni öyle, ortaya, isyankarca! Kayınço:Ama doğru diyorsun, neden yok bu Harry, Harry Kewell? Cenky:Bu Bülent var ya rezil etti beni, adam dedik, yapar dedik, bizim karizmaya yaptı yapacağını. Kayınço:Abi kimin yerine alacak şimdi Kewell'ı 3'lü yapmış artı Cassio var. Cenky:Şimdi şu Emre Gügör var ya, az sonra muhakkak onun kolu, bacağı, bir yerleri atar. Kayınço:Abi deme ya yazıktır. Cenky:Maç kitlendi oğlum Emre sakatlanır çıkar, Kewell girer, Topal'ı stopere çeker. Kayınço:Bülent alır mı ki Kewell'ı, Semih'i koyar ya. Cenky:Olum yok, aa bak Kewell ısınmaya gitti. Kayınço:He he ... Cenky:Hşşt bak bak, aha ters düştü Emre, gitti, attı bi yeri. Kayınço:Abi? Cenky:Bak Kewell'ı çağrıyo, gel Koçum! Kayınço:Nerden bildin yaa, he he. Cenky:Bak giriyo koççum benim, adına madalya yapmışlar memlekette, bu gazla bi gol bi asist yazar, maçı koparır götürür olum. Kayınço:Yavaaaaaaşşşş. Cenky:Son düdükte bakarız.
Dakika 67 suları, Skor 2-0, Kewell bir gol bir asist:
Kayınço:Abi ver elini öpeyim, büyük adamsın! Cenky:Akıllı ol, eniştenin sözünden çıkma, berhudar ol!
Harry Kewell, 31 yaşında, Galatasaray'da oynuyor, Şükela topçu!
“Hayatımda Hedo gibi başka bir oyuncuyla daha çalışmadım. Çok özel ve farklı bir oyuncu. Eğer maça geldiğinde enerji seviyesi yüksekse o gün zaten var olan yeteneklerini inanılmaz derecede sergiliyor. Bazı günler enerji seviyesinin iyi olmadığını görüyorsunuz, O günler bizim için çok zor. Ama bu gece Tanrı’ya şükür Hedo sonuna kadar enerji doluydu.”
Bunlar maç sonu basın toplantısında Stan Van Gundy’nin Hidayet ile ilgili söyledikleri. Aslında bu sözler Hidayet’in hem sezon hem de playoff performansını özetler nitelikte. Hidayet o gün iyiyse Magic kazanıyor, kötüyse işler çok zorlaşıyor.
Sacramento Kings’e ilk gittiği günden beri takip ediyorum Hidayet’in Amerika’daki performansını. Aslında ilk ilgim kendisini 16 yaşındayken başlamıştı. O dönem Çavuşoğlu Lisesi ve Efes’te kısa forvet oynayan bir arkadaşımız vardı. Omuzun tabiri caizse yalama olması nedeniyle basketbola erken nokta koyup memlekete dönmek durumunda kalmıştı. O anlatırdı, Hidayet diye bir çocuk var kısa forvet, uzun forvet, 2 numara, oyun kurucu her şeyi oynuyor bir de hakkını veriyor derdi. Koçlar adam çok zayıf olmasa pivot da oynatacaklar hatta arada pivot hareketlerini çalıştırıyorlar zaten diye övgüyle bahsederdi Hidayet’ten. Anlaşıldığı üzere Hidayet Türk Basketbolunun belki de en istikrarlı ve verimli projesi. Ufak yaştan üzerinde çalışılmaya başlanmış, tek pozisyona hapsedilmemiş bir basketbol ürünü O. Ama ne de olsa bir Türk. Van Gundy’nin bahsettiği “enerji seviyesi” meselesinin açıklaması da bu olabilir ancak.
Hidayet’in geride kalan kariyerinde oynadığı playoff maçlarında böylesi bir performansı daha yok. 12 asist onun playoff rekoru oldu. Hem %75’le şut atıp hem bu kadar asist yapıp, hem Pierce gibi büyük bir yıldızı kilitleyip hem de bu kadar oyunun temposunu, gidişatını, her şeyini ayarladığı bir playoff maçı daha yok Hidayet’in. Geçen maçtaki çok kötü performansının ardından, bir anda el üstünden attığı üçlükle son anlarda maçı kopardığını hatırlayınca, aslında daha o geceden Hidayet’in kafaca kendini bulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Hiçbir şeyi kafaya takmadan, sadece basketbol oynamaya çıktığında ne kadar muazzam ve komple bir oyuncu haline dönüşebildiğini bir kez daha gördük. Aklı sadece top oynamaktaydı. Bu playofflarda görmeye alışık olduğumuzun aksine bir kez bile hakemlerle konuşmadı. O kadar konsantreydi ki maçın kazanıldığı anlaşılana kadar, yüz ifadesi gram değişmedi. Dün akşamki oyununu ve ilk adımlardaki hızını, Pierce’a her pozisyonda yetişebildiğini gördükten sonra artık sakatlığından da eser kalmadığını söylemek yanlış olmayacak herhalde. Hidayet dün kazanmak için çıkmıştı sahaya, istediğini söke söke aldı.
Hidayet’in muhteşem oyunundan gözlerimiz yaşarmışken biraz da maçtan bahsedelim. İlk çeyrek skoruna bakmak bile aslında bize Van Gundy’nin ne yapmak istediğini anlatabilir. Rivers Orlando’yu durdurmanın yolu olarak yavaş hücum etmek ve fast breaklerden sayı yemeyerek Orlando’yu set hücumlarına mahkum etmek olarak tespit etmişti ve haklıydı. Keza hem bu kadar atletik hem de şutör bir takımı uyutarak ve yavaşlatarak yenebilirsiniz. Hele buna bir de el kaldırma ve yardımlaşmayı eklersiniz rakip çok zorlanır. Benzer şeyleri 5. ve 6. maç için de söylemiştim hatırlayanlar olursa. Boston 3. maçtır aynı oyunu oynamaya çalışıyor ve büyük ölçüde başarılı da oluyordu. Van Gundy’nin sezon içinde yapmaya çalıştığı ilk çeyrekte mesaj vererek oyunu koparma taktiği, hücum anlamında olmasa da, başarılı savunmaya birleşerek daha ilk çeyrekten 10 sayılık farkta vücut buldu. Bu yaklaşım Boston’un da dengesini bozup stratejilerini değiştirmelerine ve saldırmalarına yol açınca, bu sefer oyunu rölantiye almaya çalışan taraf Orlando Magic oldu. İlk çeyreği kaybettikten sonraki iki çeyreği Boston önde bitirse de yine de “oluk oluk” akamadılar Magic’in üzerine.
Orlando açısından maça iyi başlayan Howard ve Hidayet’in üçer faulle ilk yarıyı kapatmaları büyük bir handikaptı. Ancak Howard pota altı savunmasını hiç yumuşamadan 2. yarıda devam ettirmesini bildi. Perkins, Davis ikilisi çok fazla pota altında boşluk yakalayamadılar. Pierce’ı Hidayet iyi savununca, Rondo da dışarıda kalıp şutlarını sokamayınca tüm yük 23 maçtır seriye uğramayan Allen’ın omuzlarına bindi. Redick, Lee ve zaman zaman Pietrus’un savunmasında Allen perdelerden çıkarak bulduğu şutları iyi kullandı bu sefer. Ancak ne yedekten gelen House’a ne de Marbury’e kolay şut imkanı vermeyince sert savunmasıyla Orlando Magic, Boston’un üretkenliği azaldı. Pierce Hidayet’i geçemediği gibi savunmada da tutamayınca, son çeyreğe kadar dengede giden maç bir anda kopuverdi. Bayağı anlattık yukarıda Hidayet sahanın yıldızıydı, Pietrus fazlasıyla renk kattı.
Bir paragraf da Kaan Kural’a ayırıp kendisine teşekkür etmek istiyorum. Bu maça gelirken formasını dolaba asmıştı. Gayet dengeli bir maç yorumu yaptı, neredeyse gram hak geçirmedi. Bizim istediğimiz de bu: Her şeyi objektif olarak yorumlayan bir yorumcu, daha fazlası değil! İsmail Şenol’u da Kosova’dan çok daha zevkli hale getirdiği maç anlatımı için tebrik ediyorum.
Cavs Eşleşmesi Üzerine
Bu maç artık Cavs’le oynayacağı konferans finaline hazırlanacak Magic hakkında bazı gerçekleri de ortaya koydu.
* Bu takım set oyunlarında çok iyi pas yapıyor.
* Çok iyi üçlükçüleri var ama gerektiği anlarda kullanıldıklarında çok daha etkililer.
* Hidayet gibi eli titremeyen bir oyuncuya sahipler.
* İstediklerinde rakibi zorlama şuta mecbur bırakacak savunma yapabiliyorlar.
* Tüm oyuncular ve Koç başarıya açlar!
Celtics serisini getiren faktörlerdi bunlar. Çarşamba başlayacak Cavs serisinde de final için oynayacak bu takım, kimsenin şüphesi olmasın. Cavs ilk mağlubiyetlerini muhtemelen Magic’ten alacaktır. Lewis’e eşleşmelerini olmaması, James ve Mo-Will dışında penetreciye sahip olmamaları, çok iyi savunma yapıyor olmalarına karşın, hücumda takımca aynı performansı gösterememeleri dezavantajları olacaktır. Ayrıca Cavs’in kafa kafaya giden maçlarda nasıl maç sonu oynadığını da hatırlayacak olursak, psikolojik avantajın Magic’ten yana olacağını söylemek ütopik olmayacaktır. Özetle şunu demiş olalım; Orlando Cavs'e inanılmaz ters gelen bir takım.
TNT, ESPN’de maç önü yorumcuların yaptığı türden bir tur geçme reçetesi vereyim ben de:
Lebron’ın arkadaşlarını oynatmasına izin verme (İsterse her maç 40 atsın ama kendi başına oynasın)
Set hücumlarını Lewis üzerinden kur (eşleşme sorunlarından faydalan)
Tempoyu yavaşlat, kontrolü elinde tut (Çok pas yap, süreyi kullan, fast-break yeme)
Maç sonu topu sakın Alston’a verme!
Seri bana en az 6 maça uzayacakmış gibi geliyor, ve hatta 4-2 Magic diyorum hislerime bakarak, mantıksa 4-3 Cavs diyor. Celtics serisinde hislerim kazandı, umarım bu sefer de aynısı olur.
6. maç yazısını mesainin son yarım saatinde, artık kafanın işe basmadığı şu dakikalarda bitirmiş bulunuyorum. 2 aşağıdaki gönderide yazıyı bulabilirsiniz. Ayrıca NBAKolik anasayfasında da kısa sürede ulaşılabilir hale gelecektir.
7. maç pazarı pazartesiye bağlayan gece saat 03:00'da Boston'da oynanacak. Seyir zevkinin dorukta olacağı, kalp krizi riskli bu maçı bir değişiklik olmazsa NTV yayınlayacak gibi görünmekte. O gece bir terslik olmazsa burada paylaşacağız zaten kanalı. Spor ve sağlık dolu günler...
6.maç Celtics’in final biletiydi. Deplasmanda da olsalar psikolojik avantajı ellerinde tutuyorlar ve baskı altındaki rakiplerine karşı maça önde başlıyorlardı adeta. Panik yapması, baskının altında ezilmesi beklenen taraf ise Orlando Magic cephesi idi. Bahis şirketleri maçtan bir sayı patlaması ve şuursuzca hücum beklediklerinden olsa gerek 191 sayı üzerini açmışlardı. Ama konu konferans finaline yükselmek ve var olup olmama olunca söz edilmesi gereken hücum değil savunmadır her zaman. Van Gundy’nin usanmadan söylediği gibi “It’s all about the defence!”
Boston tarafının aceleci olmadan, süreyi kullanarak, tempoyu eline almaya çalışarak oynamasını bekliyordum maçtan önce. Uzun süren isabetli hücumlar Magic tarafında telaş yaratabilirdi, üstelik fast break yeme ihtimali de ortadan kalkardı. Kalktı da. Boston Celtics 3 çeyrek boyunca istikrarlı şekilde yavaş hücum etti. İlk 3 çeyrekte rakibe sadece ve sadece 2 fast break sayısı izni verdiler. Rivers yine çok önemli bir tespit yapmış ve oyunu kilitlemişti. Magic çıkar yol olarak maç başında Howard’ı kullandı. Bir ara onu durdurunca Boston, bu sefer Lewis’i denediler, Lews’in çaresi gelince Pietrus ve Alston yarım yamalak bir şeyler üretmeye çalıştı, Hidayet ise tam anlamıyla rakip sahada kayıpları oynuyordu, Redick ve Lee’yi öylesine konsantre savundular ki çocuklar potaya bile bakamadı doğru düzgün, bir türlü öne fırlayamadı Orlando Magic, hep geriden geldiler, gelmek zorunda kaldılar. Boston zaten maçı koparmaya da çalışmıyordu, Magic’i yavaş yavaş uyutarak, uyuşturarak, iyi de savunma yaparak sessizce maçı alıp gideceklerdi. Magic’in her çözümüne bir çare ürettiler.
Hücumda sıkıntı yaşayan Magic için maç kazanmanın yolu savunmadan geçti. Van Gundy maç boyu maçı bize savunma kazandıracak diye bağırdı, haklıydı da. Özellikle Pierce üzerinde son çeyreğe kadar başta Hidayet olmak üzere, switclerde onu alan Lewis ve Pietrus da çok önemli ve sert savunma yaptılar. Faul problemine girdiği maç haricindeki maçlarda takımını taşıyan Pierce’tan eser yoktu, sadece son çeyrekte 1,5 dakikada soktuğu 3 şut vardı ki, sonra yine eridi gitti sert savunmada. Allen tıpkı 5. maçtaki gibi yalnızca bedenen oradaydı, Lee ve şaşılacak derecede Redick çok iyi savundular onu ama bu kadar boş atış yakalamışken 7’de 0 üçlük atmak, şu çok önemli maçta hep konsantre olamamış gözükmek yakışmadı ona. Ve Rondo… İçeri girmemesi için her türlü savunma stratejisini kullandı Magic oyuncuları, hep dışarıda, hep uzakta tuttular onu, yine devamlı el kaldırarak savundular. Fakat bu sefer bir sürprizi vardı Rondo’nun 2 üçlük gönderdi üst üste. Bu andan sonra dış şutunu riske etmemek için yakından savunulunca, bu sefer penetreleri ve asistleri geldi. İşte böyle dakikalarda Rondo’nun sürüklediği Boston 3. periyotta bir ara farkı 10 sayıya kadar açmayı başardı.
Çift haneli sayılarla öndeyseniz hastalanmamaya dikkat etmeniz gerekir, çünkü farklı önde olmak rehavet denilen virüsün vücudunuza girip işinizi bitirmesi için en uygun ortamdır. Aynı Orlando’nun geçen maçı 14 sayıdan son çeyrekte vermesi gibi, Boston’da hasta oldu. İşin ilginci bu hastalığın ilacı da yok, kapıldın mı gidiyorsun. Fark 10 sayı olduğu anda aldığı molada Van Gundy “Kendi oyununuzu oynayın, kendiniz olun!” diyordu oyuncularına. Gerçekten o andan sonra Magic biranda kabuğunu kırıp hayata merhaba diyen ve suya doğru koşan timsah yavruları gibi saldırdı Celtics’in üzerine. Son çeyrekte sadece 13 sayıya izin verdiler ki bunun 6sı Pierce’ın 1,5 dakikalık Süpermenliği sırasında geldi. Bu seriden sonra son 4:50’ye 73-72 geride girip kalan sürede sadece ve sadece 2 sayıya izin verip 11 sayı ürettiler. Celtics ilk kez yaşadı bu seride bu şoku, maçı aldım derken verdiler. Geçen maçın son 5 dakikasında sayı üretemeyen taraf Magic iken bu sefer keser döndü, hesap karıştı. Rivers panik molalarıyla dağılan takımını toparlamaya çalışsa da virüs kalbe kadar ulaşmış, dolaşım sistemiyle tüm vücuda yayılmıştı. Yoğun bakımdan çıkan hasta, kapı önündeki hasmına gülerek bakıyordu, sıra sende…
Basketbol adına savunmalar dışında hiçbir güzellik yoktu maçta. Hatalı hakem kararlarından, oynanamayan setlere, birbirine kabaran adamlardan, girmeyen boş şutlara tüm olumsuzluklar Amway Arena’da bir araya toplanmıştı. Ancak sert, hareketli ve akıllı savunmalar maça damgasını vurdu. Celtics’e 19 top kaybı yaptırmak herkesin harcı değil, Magic bunu başardı sadece 9 top kaybında kalırken. Celtics üçlükleri ve pick-n-rolleri iyi savundu, Magic kattan çıkan adamları neredeyse hiç kaçırmadı. Arada kaçırılan tek adam Allen zaten dün gece orada bile değildi. Birebirlerin, zorlama ve süre dolarken atılan şutların hakim olduğu, bunların oyunun kalitesini olmasa da heyecanı körüklediği bir 48 dakikaydı.
Bu seride uzatma hariç her türlü skora ve maç sonuna şahit olduk, 4 maçta kilidi son çeyrekler çözdü. Son maç enfes olacak, her iki takıma da sucu çocuklara kadar sonsuz teşekkürler. Basketbolu çok seviyorum!
Gecenin sözü de Hubie Brown’dan gelsin:
“Bütün maç iğrenç şut kullandı, bugün hücumla uzaktan yakından alakası yoktu, ama Boston’u bitiren şutu sokarak kim olduğunu gösterdi. Hedo çok özel bir oyuncu.”