Sayfalar

6 Eylül 2008 Cumartesi

Gecenin Falan Filanları

Dünya çapında spor gecesiydi bu gece. Bu gecenin gözüme takılanlarını paylaşmak istedim. Tamamen subjektif değerlendirmelerdir :D

* Gecenin Çarpılanları: Fransızlar (Hem Basketçileri hem Futbolcuları dağıldı)
* Gecenin En büyük Malı: Raymond Domenech (Avusturya maçındaki başarısı dolayısıyla)
* Gecenin 2. En Büyük Malı: Carlos Tevez (Takımı mağlupken 1. devrede atılması dolayısıyla)
* Gecenin Umduğunu değil Bulduğunu Yiyeni: İskoçya (Makedonya'da papara yediler)
* Gecenin Beyefendi Takımı: İngiltere (Andorra'ya sadece 2 gol attılar)
* Gecenin Ayıp Edeni: Almanya (O kadar da gol atılmaz kardeşim ayıptır)
* Gecenin En Zevkli Maçı: Norveç - İzlanda (2-2)
* Gecenin Kalecisi: Azeri Kamuran (Şu adamı bizim lige alsak ya daha 86'lı)
* Gecenin Kefeni Yırtanı: Galler (83'te geçebildiler ancak Azerileri)
* Gecenin Şoka Gireni, Kafayı Yiyeni: Romanya (Litvanya'ya accayip çarpıldılar)

Ermenistan İyi Niyet Gezisi

Sportif yanından çok diğer yönleriyle son 1 haftamızın içine eden Ermenistan maçını çok şükür atlatmış durumdayız. Maçta yorumlanacak hiç bir şey yok. Kazanılması gereken bir maçtı ve net bir skorla kazandık. Rüzgara karşı vurup kim daha fazla uzağa topu atabilir felsefesi ve keçiboynuzu tadında bir maç oldu. Maçtan sonra akıllarda kalan iki soru oldu " Gökhan Gönül diye bir adam vardı, sahi o nerede?" ve "Halil Altıntop'u tüketmek için Terim'in daha ne kadar uğraşması gerekecek?". Ne sabırlı çocukmuş be Halil! İyi niyet gezisi bitmiştir, artık herkes işine baksın, sporsa spor, çamura bulamayın, alet etmeyin! Sert mesaj!

5 Eylül 2008 Cuma

Lebron James 100 M Koşsa?

Az önce NTVSpor'da Tyson Gay'in tabiri caizse tırsarak katılmadığı ve meydanı Powell ile Bolt'a bıraktığı 100 metre yarışını izledim. Beklenen oldu ve Bolt bu sefer 9.77 ile aldı yarışı. Powell 2. Carter 3. geldi. Kürsü ve para yine Jamaikalılar'ın oldu. Yarışı izlerken ister istemez eskilere gittim Carl Lewis, Ben Johnson ve tayfaları gözümün önünden geçti. 1988'de 9.79 ile dünya rekoru kırarken Johnson çok şaşırmış, kafamızdaki 9.80 insan sınırının da geçilebileceğini görmüştük. Hayretler içinde kaldığımı hatırlıyorum. Van Basten'in o muhteşem golle Hollanda'ya getirdiği Avrupa Şampiyonluğundan sonra, spor aşkımı dorukların doruğuna taşımıştı canlı izlediğim bu yarış. Ha sonrasında at (!) dopingi ile sarsılmıştık ama bir insanın o mesafeyi o hızla koşabildiğini görmüştüm ya yetmişti. Sonra düşündüm, Johnson'ı çıkardığımızda 100 metrenin akıllara kazanan en önemli adamlarından biri Carl Lewis, boyu kaç 1.88. Bolt'un boyu kaç 1.96. Eskiden 9.80 sınırken artık adam için 9.70-9.80 arası koşmak antrenman tadında. Peki hızın yanında bunda boy ve hızlanmanın da etkisi olabilir mi? Bu akşam 50 metrenin galibi Powell, 100 metrenin Bolt. 200 koşuyor olsalar Bolt en az 15 metre fark yapardı Powell'a. 200'ü 100'den hızlı koşuyor. Bunda boyun etkisi nasıl olamaz! Çevik, atik ve uzun boylu adamların sporu haline gelecek gibi yavaş yavaş kısa mesafe sprintleri. E öyle düşünüce de 28 metrede tutulamayan Lebron James, Kobe Bryant, Dwayne Wade geliyor aklıma. Acaba diyorum 2.Kulvar Gay, 3.Kulvar Wade, 4.Kulvar Powell, 5. Kulvar James, 6. Kulvar Bolt, 7. Kulvar Bryant sıralansa 100 metrenin başına ve koşsalar hep beraber neler olurdu?

Boylar ve adım mesafeleri uzadıkça 9.60'lara doğru gidecek bu dereceler, umarım şahit olabiliriz yine her birine sağlıkla. Bir de Meseret Defar'ın dünya rekoru kıracağım diye gelip son 15 metrede geçilmesi de bir nevi zevk oldu. O kahve suratının renk değiştirdiğine şahit olduk adeta mora doğru. Seneye Elvan gelse de şu grand prixlere önemli para yapıp gitse yağlarımız erirdi herhalde.

4 Eylül 2008 Perşembe

Oklahoma'ya Hayırlı Olsun, Nazar Değmesin!

Eski Seattle Supersonics'in yeni şehrindeki yeni adı ve logosu:
Oklahoma City Thunders

Aferin Evladım!

NCAA şampiyonu Kansas Jayhawks'ın en önemli 2 oyuncusu olan bu sene NBA oyuncu seçimlerinde her ikisi de seçilen isimlerden oyun kurucu Mario Chalmers ve uzun forvet Darrell Arthur. Gelecek vaad eden, Kansas'ta çok sevilen ve basketbolda aeta o yörede ilahlaşan bu 2 isim daha lig başlamadan bir skandala imza atmayı başardılar. NBA'in her sene lige yeni katılan çaylaklar için organize ettiği kampta aynı odada kalan ikili, gece geç saatte marihuana içerken yakalanmışlar. Hatta olay gerçekleşirken 2 numara seçimi Beasley'in de odada bulunduğu ancak marihuana içmediği sadece sohbet ettiği görülmüş. Olay üzerine 2 kafadar tekmeyi yemiş ve kamptan kovulmuşlar. Tahlil sonuçları ve NBA yönetiminin yapacağı toplantı kararlarına göre kesin cezaları belli olacak ikilinin en azından 20şer bin $ para cezası almasına ve sezona cezalılar listesinde başlayıp takımlarında uzunca bir süre forma giyememelerine kesin gözüyle bakılıyor. Mario Chalmers 2. tur 34. sıradan Minnessota tarafından seçilip Miami'ye takas edilirken, Darrell Arthur 1. tur 27. sıradan New Orleans tarafından seçilip Memphis'e gönderilmişti. Bu noktada da bize bu 2 genç ve alemci yeteneğe Miami ve Memphis gecelerinde başarılar dilemekten başka çare kalmıyor. Aferin Evladım!

Havuz Kavgası Kapıda

TFF yeni sezon için naklen yayın gelirlerinin dağıtım kriterlerini belirledi. Belirledi de Türkiye'de 4 büyük yok 2 büyük, 2 de büyükçük var dedi belirlerken. Buna göre Fenerbahçe ve Galatasaray sezon başı garanti para olarak 3,5 milyon YTL artıyla başlayacak en azından Beşiktaş ve Trabzon'a göre. İlk 6 takım ve performans paraları falan ayrı terane de bir kaç senedir havuzdan eşit para alan 3 büyükler ile hemen onların arkasından gelen Trabzon arasında fark oluşmaya başlayacak. Hele bir de düşük performans gösteren büyük bir takım olursa makas açılacak. Bu karar diğer TSL takımlarının alacağı payı arttırma şansını sunarken gözüken o ki BJK ve TS'yi önemli kayba sokuyor. Öte yandan Şampiyonlar Ligi'ne giremeyen GS için bu en azından iyi bir haber, hiç değilse ülkedeki paydan kaybetmiyorlar, giden UEFA'nın 15 milyon Euro'su olsun. Yakında bir havuz kavgası yaşanabilir, özellikle Demirören'den feci bir çıkış bekliyorum.

Kriterler:

* Gelirlerin yüzde 11'i Turkcell Süper Lig'de şampiyon olan takımlara, şampiyonluk sayılarına göre,

* Gelirlerin yüzde 35'i 18 Turkcell Süper Lig kulübüne eşit olarak,

* Gelirlerin yüzde 45'i puan performansına bağlı olarak,

* Gelirlerin yüzde 9'u ise Turkcell Süper Lig'i ilk altı sırada bitirecek takımlara sezon sonu ödülü olarak dağıtılacak.

Ukrayna Maçından Kalanlar

* Hido bu takımın Dirk Nowitzkisi olmuş durumda, geri kalanlar da onun tayfası olmaktan gayet memnun.
* Ersan her sene kendini fazlasıyla geliştiriyor. İmza hareketler edinmiş kendine. 4 numaraya adapte olduğunda tam bir uzun gibi oynuyor. 2. yarıda bir blok yaptı ki komple tüm Ukrayna Milli Takımı ve Abdi İpekçi'nin dibi düştü.
* Kerem Tunçeri tam bir Darrell Armstrong - Lindsey Hunter kırması tadında katkı sağlıyor takıma ve bundan hiç mi hi şikayetçi değil.
* Kerem Gönlüm rahmetli babası Özay Gönlüm gibi kendi alanında bir virtüöze dönüşüyor yıllar geçtikçe.
* Engin Atsür kayıp sezonun ardından kendini buluyor.
* Sinan Güler oluyor, önü fazlasıyla açık.
* Oğuz Savaş Türk Basketbolu'nun aradığı uzun, Ömer Aşık'la birlikte gelecekleri çok parlak.
* Ersin Görkem çok çabalayan ama Milli takımda pozisyonu için yetersiz bir oyuncu.
* Fatih Solak ne işe yarar?
* Barış Hersek'in vakte ve oynamaya ihtiyacı var.
* Takımın Cenk'e olan ihtiyacı had safhada.
* Şu Tanjevic'ten bir haz edemedim be arkadaş!

3 Eylül 2008 Çarşamba

Premier League'in Keyfi Kaçtı

Önce Kevin Keegan kovuldu Newcastle'dan sonra Alan Curbishley istifa etti West Ham'dan (Franchi'den duydum bunları, sağolsun). Neler oluyor Allah aşkına İngiltere'de. İyice tadımızı kaçırmaya başladı bu hareketler, midemizi ekşitti. Zaten ligdeki topçuların %60'ı yabancı, artık İngiliz futbolu diye bir şey kalmamak üzere. Kaleci yetişmiyor derken, artık topçu,antrenör de çıkmayacak Ada'dan. Baksanıza Milli Takımları'nın başındaki adam bile İtalyan, bir önceki de İsveçli idi biliyorsunuz. Gideyim de içeriden bir tahin - pekmez, bir bal falan kapıp geleyim, ciddiyim ağzımın tadı kaçtı.

Lincoln

Atletico Minerio yetiştiği kulüp Lincoln’ün, talip olmuş başkanı, üçe beşe bakmadan satın gitsin sevgili Adnan kare yoksa sezon sonu bu camia sizi koyacak satış listesine. Neymiş yaşananların özeti 30 yaşında kariyerinin doruğunda bir adam Türkiye’ye ancak para için gelirmiş. Acar Baltaş önce bir muayene çeksin bundan sonraki GS transferlerine, psikolojik – psikiyatrik bulgulara göre yapılsın transfer.

Song - Meira

Song’un bırakılmasının arkasında bir anlam arıyordum. Kim olduğunu hatırlamıyorum ama bizim yöneticilerden biri kemik yaşı ile kafa kağıdı yaşı arasında ziyadesiyle fark olduğunu, Song’un GS için bir risk olduğunu söylemişti. Bu da bugün Song’un 35 yaşından büyük olduğu anlamına gelir. Bu konu bir tarafa TS-Ankaragücü maçında izledim Song’u. Adam takibi, birlikte koşu ve kademe de yine iyi ancak reflekslerinde ve kafa toplarında ciddi düşüş gözlemledim. Sanki eskisi kadar sıçrayamıyor ve anlık hareketlere çabuk cevap veremiyor. Mehmet Yılmaz’ın vurup Tolga’nın çıkardığı bir top var ki 3 sene önceki Song o topa asla vurdurmazdı. Topa müdahalelerinde çabukluğunu kaybetmiş gözüktü. Birden Afrika Kupası finalinde kaptırdığı top ve şampiyonluğu armağan etmesi geldi sonra gözümün önüne. Sonra da seyrettiğim her maçta daha da iyiye giden, kafa toplarında çok etkili, ilk müdahalelerde çok çabuk, en az Song kadar kademe bilen ve topa dan-dun vurmayan Meira. Galatasaray doğru yaptı bence. Düşüşte ve kariyerinin sonunda olan Song yerine önceki yazıda yazılan birçok topçunun aksine kariyerinde tepeye ulaşmış, ülkeye para için değil, kariyerinde yeni bir sayfa açmak için gelmiş olan Meira Galatasaray’a her geçen gün daha çok şey verecektir.

İyi Yabancı Oyuncu Sorunsalı

Hastalık nedeniyle ve öncesinde yıllık iznim sırasında özellikle görsel medyayı fazlasıyla takip etme şansım oldu. Hazırlık maçları izledim, kamplardaki röportajları dinledim, hocaların ve oyuncuların hedeflerini açıklamalarına şahit oldum. Özellikle yabancı oyuncu röportajları zaten kafamda olan birçok soru işaretini cevaplandırdı.

Bizim ligimizin bizim çok net göremediğimiz ama dışarıdan bakıldığında çok net görülen bir yüzü, bir imajı var. Yabancıların gözünde öylesine kalın çizgilerle çizilmiş ki bu yüzün-imajın sınırları, onların tarafından bakmadıkça net olarak algılayamayız. Aslında bu imajı en iyi ligimize yapılan oyuncu eklemeleri açıklar. Onlarca senedir konuşulan konudur hangi takım daha iyi transfer, daha büyük transfer yaptı / yapacak / yapabilir? Bomba mı değil mi? Bombaysa nerede patlar, elde mi, başka yerde mi, bir başkasının üstünde mi?

Bu sorular ışığında ilerlerken zaman Türkiye Futbolu’nda, bir anda sektörleşen futbol Türkiye’ye düştü. Yayın ihaleleri, sponsorlar, büyüyen statlar, zenginleştiren UEFA. Avrupa’nın düşük kaliteli ligleri arasından, neredeyse Avrupa’nın üst düzey ligleri klasmanına girebilecek ligler klasmanına (!) yükseldik. Bu da daha kariyerli veya daha potansiyelli genç ya da tecrübeli isimleri ülkemize getirmeye başladı. Ancak büyük transfer, yıldız transfer diye tabir ettiğimiz isimlerin aslında ya kariyerlerinin sonunda ya kariyerlerinin en dip noktasında olduğunu ya da para için ülkeye teşrif ettiğini hep gözden kaçırdık. Son dönemden birkaç örnek:

Kariyerinin sonunda: Roberto Carlos, Josico, Cordoba, Kuntz, Aumann, Letchkov
Kariyerinin dibinde: Baros, Nonda, Alex, Deivid, Kezman, Sivok, Kewell, Musampa, Marcelinho, Hagi, Taffarel, Anelka
Para için gelen: Lincoln, Güiza, Anelka, Popescu, Song, Kezman, Appiah, Uche, Hogh

Bu adamlara baktığımızda para için gelenlerden karakterli olanların takımları için her şeyi yaptığını, takımını bir maden olarak değil beraberce yükseleceği bir değer olarak gördüğünü hatırlarız. Karakter bakımından zayıf olanların ise bir türlü isteneni veremediğini ve hatta garanti parasının üzerine yatıp, takımı fazla kafasına takmadığını, kavgalara karıştığını, acayip demeçler verdiğini kamplara geç kaldığını, yeri geldiğinde takımını satarcasına bıraktığını görürüz. Bu elemanlar doldurdukları kasalarıyla kontratlarını ya yer bitirirler ya da fesih tazminatı denilen ufak servetlerle ülkeden ayrılıp giderler sonunda.

Öte yandan bir de kendini kanıtlamak, Avrupa’ya tanıtmak, o da olmazsa Türkiye’nin büyük takımlarından birine kapağı atabilmek, belki de vatandaşlık hakkı kazanabilmek amacıyla gelir bazıları da. Aurelio, Isaac, Ilie, Filipescu, Petre, Pancu, Bratu, Felipe, Da Silva (Aurelio ile TS’ye gelen), Balili, Nobre, Saidou, Iglesias, De Nigris, Tabata, Petkovic, Bebe, Ahmed Hassan ve daha nicesi böyle oyunculardır.

Türkiye’ye misal olarak; Avrupa’da yıllardır üst düzey top oynamış, milli takımının gediklisi, herkes tarafından tanınan, çok önemli bir takımdayken (tabii ki daha yüksek paraya ama macera ve farklı hedef arayışı içinde) aniden ülkemizi seçen bir oyuncu gelmemiştir. Örneğin Barcelona’dan Andres Iniesta bugün Türkiye’ye gelir mi, ya da Bayern’den Philip Lahm, ya da biraz daha takım küçültelim, Fiorentina'dan Gillardino? Bu adamlardan hangisini getirebilir, hangi takım, astronomik paralar ödemedikçe oyuncuya? Van der Vaart “Sezon sonu kontratım bitiyor, satın yoksa bedavaya giderim seneye” diyip 13 milyon €’ya gitti Real’e. Bugün Güiza’ya 14 milyonu sayan, oyuncularına milyon Eurolar’ı 3er 5er saçan Fenerbahçe en azından bir 15 teklif edemez miydi Sneijder sakatlanmadan önce? Peki Fener teklif etse Van der Vaart gelir miydi?

Ligimizin yüzü ya da imajı diyelim fark etmez, yabancılar tarafından çok iyi anlaşılmış durumda. Bu da şu “Bu ülkeye ya kariyerini kurtarmak ya kariyerinin sonunda memleket görmek, gençsen basamak atlamak, ya da sana çuvalla para verecek enayi bulabildiysen gideceksin.” Bir bakın bakalım 23-28 yaş arası, Avrupa’nın peşinden koştuğu kaç değerli oyuncu oynuyor ligimizde. Çok yakın zamanda da bunlardan göremeyeceğimize emin olabilirsiniz. Türk futbolu en alt liglerden itibaren oyuncu - antrenör yetiştirmek, transfer, disiplin cezaları gibi konularda standartlaşmaya ve kim gelirse gelsin bozulmayacak bir düzene doğru gitmediği sürece, sahalarımızda daha çok Lincolnler, Kezmanlar, Maldonadolar, Schildenfeldler cirit atacaktır.

TRT

TRT’nin yeni hükümetle birlikte değişen program yapısını her ne kadar beğenmesem de, hali hazırda NTV ile birlikte halka bir şey kazandırma uğraşında olan tek kurum olduğu gerçeği yadsınamaz. Ancak yine de TRT de bir devlet kurumudur ve devlet kurumu aksaklık ve eksiklikleri orada da olmazsa olmaz. 24 Ağustos Pazar günü “Yaşam Sohbetleri” programının konuğu Hakan Şükür’dü. Tam öğlen saatinde boğaz manzaralı bir mekânda çekilen ve canlı yayınlanan programda ise eksik olan tek şey klima idi. Tabiri caizse Şükür maçlarda terlemediği kadar terledi, gömleği su oldu, spiker-sorumlu bayan da aynı şekilde, adeta makyajı aktı. Eşimle çok şaşırdık bu duruma koskoca TRT oraya bir vantilatör de mi getiremedi diye, sonra bir baktık ki diğer kanallarındaki söyleşilerine, hepsini dışarıda çekiyorlar. Güldük ama üzüldük öte yandan. Demek ki kemer sıkma politikası uygulanmakta bazı alanlarda. Sözün özü burası Türkiye be kardeşim!

Yepisyeni Yolunacak Kazlar

Ne iyi ettiniz de geldiniz futbol âlemine, vallahi biz de Taksin Shinawatra da sizleri bekliyorduk. Tayland hükümeti çok yakmıştı Taksin’in canını, taksit taksit değil peşin olarak çıkardı acısını. Calderon da yapacağını yaptı, sıra diğerlerinde. Ne olur Abi beni de transfer et!

2 Eylül 2008 Salı

Sağlık Denilen Hazine

Çarşambaya dönüyorum görüşürüz demiştim, 15 gün oldu tam tamına dönemedim. Döndüm de kendime gelemedim daha doğrusu. Geçen çarşamba döndükten sonra çok hareketli bir 36 saat geçirdim ve çok ama çok kötü kaptım şifayı. Ateşim öylesine çıktı ki bir ara beynim haşlanacak sandım. 4 günün 3'ünde neredeyse ölü gibi yattım. Şok ilaç tedavisi, ispirto banyoları, günde 43539687353873 kez terlemeden sonra ancak bugün toparlayabildim kendimi, bilgisayarın başına geçebildim. Ama öylesine bir baş ağrısı var ki tarif edemem. Yemek yemenin insana işkence, tuvalete gitmenin zulüm gibi geldiği saatler yaşadım. Uyumak isteyip uyuyamamak, konuşmak isteyip konuşamamak ne kadar zor. Sağlık çok büyük hazine.

2. gündür işe ve Ramazan'a başlayamadım, yarın için çok ümitliyim. Salatamdan zaten 15 gündür ayrıyım, içim buruk. Dedim ya yarın hedef günüm. Biraz daha nekahat, sonra feci dolan bünyeyi boşaltma zamanıdır. Hala gelip giden herkese sonsuz teşekkür, yoksa kendi kendime konuşuyordum :D

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Teşekkür ve Yıllık İzin

Yaklaşık 6 ay boyunca Sevgili Bülent Aceto the Balsamico'yu (Üstadımızı yani) takip ederken aslında benim yapmak için kendisini tanımadan önce yanıp tutuştuğum işi yaptığından inanılmaz derecede kendisine özeniyor kıskanıyor, hatta ve hatta hasetimden çatlıyordum (abarttım ama olsun eğlenceli). Bir gün bir şekilde ama nasıl ve saat kaç olduğunu bilmeden ben de başlayacağım diyerek başladım yazmaya. Asla bir iddiam yok süperim, harikayım, alemin kralıyım diye. Sadece çok sevdiğim sporun zihnimde şekillenen anlık yansımalarını ve kafama takılanları dinleyen, okuyan olursa paylaşayım, olmazsa da günlüğümle paylaşmış olayım diye karalamaya başladım.


Aceto bir cevher görmüş olacak ki o da bağlantılarına ekleyince beni birden günde 3-5 olan ziyaretçi sayım 100'lere fırladı. 50 gün gibi bir sürede 5600 ziyaretçiyi gelmiş mekana. Az kalan da olmuş, merak edip uzun uzun okuyan da, ama çoğunluğu tekrar bakmak istemiş salatanın tadına. İşte bu beni hem çok duygulandırdı hem çok gururlandırdı. Demek ki boş konuşmamışım. Gerçi 3 senedir Nbakolik'te Orlando Magic ve NBA üzerine yazılar yazıyorum ama spora sevgimi sınırlayamamam ve Curling gibi bir sporu bile heyecanla izleyebiliyor olmam getirdi beni bu noktaya. Geride kalan yaklaşık 2,5 ay ve 230 küsür gönderiyi bir başlangıç olarak kabul ediyorum ben. Hem içimden geleni söylemeli hem de yazdıklarımı okunmaya değer bulan tek bir kişi varsa bile onu bir şekilde yazılanın içine çekebilmeli hatta eğlendirebilmeliyim.

Cuma akşamı çıktım 2008'in yıllık iznine. İzne çıkmadan başladı hararet. Önce kayınbirader merdivenlerden düştü parmaklarını çıkardı, onları taktırdık, sonra yaz temizliği - ramazan hazırlığı-tadilat terimleri üçgeninde ziyadesiyle çalışma. Geçen çarşambadan beri ölesiye çalışıyoruz evde, bahçede, çarşıda, pazarda, nalburda... Sonunda az evvel işler bitti, 4 gündür de ilk kez bilgisayar karşısına oturabildim. Duyduğum suçluluk duygusuyla hemen bloga gelip bunları yazmaya başladım. Zevkle yapılan bir işten öte tutku haline gelmesi ne kadar benimsediğimi gösterdi bu blog keyfini bana. Sıra geldi bünyeyi toparlayıp kendine gelme evresine. Şöyle bir tatil yapalım da son dönemde pelteye donen beynimizi bir kendine getirelim. Dönüş kısmetse haftaya Çarşamba. Hem Avrupa hem TSL başlamış, takımların durumu şekillenmiş, olimpiyatlar bitmiş, basket takımları kıvama gelmiş, milli telaş başlamış olur, bol keseden atmaya devam ederiz. 9 günlüğüne eyvallah salatadan tadan herkese. Sonsuz teşekkürler zahmet edip buralara kadar geldiğiniz için.

14 Ağustos 2008 Perşembe

Bu Adam Haftada 190 Bin Euro Kazanıyor

Bugünkü şartlarda 21 sene çalışırsam Frank'in 1 haftasını yakalarım!
Yuppiiii!

Savaş Sporu Olumsuz Etkiliyor

Wit Georgia Austria Vienna UEFA Kupası 2. ön eleme turu ilk maçının Rize'ye alındığını yazmıştık. Wit Georgia UEFA'ya başvuruda bulunmuş ve savaş nedeniyle ülkeden ayrılan sporcuları olduğu için takımı toplayamadıklarından dolayı maçın iptalini istemiş. UEFA bunun üzerine ilk maçı iptal ederek 28 Ağustos'ta turu geçen tarafın tek maç üzerinden tayin edilmesine karar vermiş. Viyana'da 28'inde oynanacak maçı kazanacak olan takım turu geçmiş olacak. Detayını bilmiyorum ama net hatırladığım kadarıyla 20 senedir böylesi bir duruma şahit olmamıştım. Umarım bu son olur ve hem acılar hem de tüm sıkıntılar ortadan en kısa sürede kalkar.

Teşekkürler Nazmi Avluca

Dimyat'a Pirince Giderken Eldeki Bulgurdan Olduğumuz Olimpiyatlarda Nazmi'den Bronz Madalya.

Meksika'nın Şükür'ü Blanco Tekrar Milli Takımda

Sven Goran Eriksson tecrübeye sarıldı ve 36 yaşındaki forveti tekrar milli takıma çağırdı. Milli takımla çıktığı 97 maçta 34 golü bulunan ve America takımında Meksika efsanesi olan Blanco geçen seneden beri Birleşik Devletler'de Chicago Fire'da forma giyiyor. Takımı yukarı taşımak ve ülke futbolunu yeniden yapılandırmak için göreve getirilen İsveçli'den ilginç bir karar. Belki de takıma Tümer (!) gibi ağabeylik yapsın diye alınmıştır.

Bu Yazı Basketbolu Karıştırır

Salsa sayesinde haberim oldu ve okudum Ünal Özüak'ın son yazısını. Çok iddialı ve tehlikeli yazı bir aslında. Tam anlamıyla camiayı karıştırabilecek cinsten. Aynen koyuyorum ve açıkçası Turgay Demirel'in bu yazıya bir cevap verip vermeyeceğini merakla bekliyorum.

"
Demirel'in naklen yayın açmazı / ÜNAL ÖZÜAK

TÜRKIYE Basketbol Ligi televizyon yayın haklarını 2001-2002'de TRT'ye yıllık 2 milyon dolara verirken bu kanalı terk edip, o gündür bu gündür NTV'ye reysen 800 bin dolara veren Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel bugünlerde büyük sıkıntıya düştü.

Yıllardır ihalesiz, pazarlıksız NTV diyen Demirel, kulüplerin baskısına daha fazla dayanamayıp teklif almaya zorlandı. Hafta başında Skyturk-Show-Digiturk üçlüsü iki yıllığına 13 milyon dolarlık teklif verdiler. Rüçhan hakkı olan NTV ya bu fiyata çıkacak ya da yayın hakları üç kanalda yayın yapacak bu üçlüye geçecek.

Şimdi.. Ederi 13 milyon dolardı, hatta açık arttırma yapsan belki daha fazlasını alacaktın da neden tek kanala üç otuz paraya mahkum ettin basketbolu demezler mi adama? Demirel güdümünde ki Kulüpler Birliği diyemez ama biz hesabı sorarız.

Gazetelerde İspanyol Milli Takımı'nın Çinliler'i rencide edecek şekilde, oyuncuların topluca çekik göz işareti yaptıkları, fotoğrafını gördünüz mü? "Irkçılık yapıyorlar"diye dünya ayağa kalktı. Demirel yıllardır kulüplere bizim göreneklerimizi çok zorlayan meşhur "al sana" el hareketini yapıyor. Mercedes arabalardan oluşan sponsor filosunu Milli Takım'a diyerek kendine alıyor. Mercedes binek arabasını Milli Takım'ın hangi iş için kullanacaksa. Lig isim hakkının kaymağını kendi alıyor. Pazarla diye Ahmet Gülüm'e yılda 300 bin dolar verilirken, kulüpler 95 bin dolarla idare ediyorlar. Daha sonra da ligimizin kalitesizliğinden bahsediyoruz. Kaliteyi arttırabilecek bütün finans kaynaklarının başına Demirel çöreklenmiş. Demirel Federasyonu'nun bu götürdükleri karşısında verdiği hizmet, salonlar devletin olduğuna göre hakem tayini ile sınırlı.


Diğer işi milli takımları da nasıl Tanjeviç mahkumu yaptığını birlikte izliyoruz. Parker'sız Fransa, kağıt üzerinde zayıf Ukrayna ve Belçika ile oynayacağımız, kapaktan favori olduğumuz, eleme maçları için takım seçiminden hazırlık programına kadar her şeyi, "nerem doğru ki" diyen deve misali ısrarla yanlış yapıyorlar."

Dün Geceden Kalanlar ve Düşünceler

İki takımımız da şok ettiler dün gece hepimizi. Böylesine skorlar beklemiyorduk tabii ki, ama öpülmüş yanağın davası olmuyor değiştirilmiş haliyle. Burada sorgulanması gereken takımlarımızın bu müsabakalara fizik olarak hazır olup olmadığı ve konsantrasyon eksikliği. Fenerbahçe’nin MTK maçlarını resmi ve ciddi birer maç olarak nitelendirmek imkansız, tıpkı 2 hazırlık maçı oynamış gibi oldu takım. Hatta Macar şampiyonuna evinde 5 atmak biraz rehavete bile soktu oyuncuları. Galatasaray’ın da bu sezonki ilk resmi maçıydı bu maç. Geçmiş senelerde hep şikayet ettik sıcaktan, ligler erken başlıyor, sağlık için sakıncalı dedik. Bu sezon 23 Ağustos’a aldılar lig başını ve 3 hafta ileriye attılar. Peki bu sefer ne oldu? En az 2-3 haftadır kendi liglerinde resmi müsabakalar yapan takımlarla oynamak durumunda kaldık. Oyuncu kalitesi çok yüksek olmasa da rakiplerimizin fizik ve dayanıklılık olarak bizden ileride olduğunu gördük her iki maçta da. Baskılı başlayınca rakipler oyunlara, adeta iki ekibimizde dondu kaldı. Kafaca hazır olunmadığını gösteren başka bir kanıt da Volkan ve Aykut’un çok kötü maç başlangıçları. Her iki kaleci de ancak 2 golü yedikten sonra kendilerine gelip maça konsantre olabildiler.

Bu noktada Federasyon’a kadar uzanıyor sorun yukarıda söylediğimiz gibi. Hazırlık maçları asla resmi maçlar gibi olmuyor ve futbolcular konsantrasyonlarını sağlayamıyorlar bir türlü. Milli Takımımızın birkaç sene boyunca hiçbir özel karşılaşmada galip gelemediğini hatırlayın. Denilebilir ki “Arkadaş İngiliz, İspanyol, İtalyan ligleri de başlamadı, adamlar takır takır top oynuyorlar.” , “Kusura bakmayın ama burası Türkiye ve kafamızın içini değiştirmedikçe bu hallere düşmeye devam edeceğiz.” derim ben de cevaben. Futbolcumuzu hazır tutmak ve Türk futbolu için bu kadar önemli olan organizasyonlara katılma şansını arttırmak için lig başlangıç tarihlerinin mutlaka Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme ve UEFA Kupası 2. ön eleme turlarına göre baştan revize edilmesi gerekir. Yoksa daha pahalı takımlarla daha başarısız olmaya ziyadesiyle devam ederiz.

Sami Yen'den 3 Kare

Umulanları Boşa Çıkaran

Umulandan Fazlasını Yapan

Çok Özlenen

12 Ağustos 2008 Salı

Can Simidi Azerbaycan Ligi

Oktay Derelioğlu Azerbaycan'ın Hazar Lenkeran takımına transfer olduğunda şaşırmıştık. Rasim Kara ile birlikte çalışıp çok başarılı olmuş, ardından şansını tekrar buralarda denemeye çalışıp hayal kırıklığı yaratıp emekliye ayrılmıştı. Oktay'ın 17-25 yaş arası ne kadar başarılı olduğunu hepimiz biliyoruz. Yanlış kararlar ve çalkantılı bir hayat sonucu tepe noktayı göremeden kaybolup gidenlerden olmuştu. Azerbaycan Ligi'nde geçirdiği günler Beşiktaş'taki şaaşalı günlerinden sonra en başarılı olduğu dönemdi. Şimdi onun yolundan giden, 18-22 yaş aralığını çok büyük potansiyel, geleceğin yıldızı, süper topçu diye anılan üç kişi daha oldu Azerbaycan'da. Hollanda'da yetişip genç ve Ümit milli takımlarda çok başarılı olan, İngiltere yerine Galatasaray'ı seçen ve o gün bugündür hep düşüşte olan Suat Usta, Beşiktaş formasını uzun yıllar taşıyacağına ve Türkiye'nin yeni Hakan Şükür'ü olacığına inanılıp tam bir seyyah haline gelen Ali Cansun ve Türkiye'de dolaşmadığı orta sıra takımı kalmayan Levent Kartop. Üçü de seneler geçtikçe geleceği tahmin edilen yerden devamlı uzaklaşan ve moral bozukluğu ile her sene daha kötüye giden, potansiyellerini dışa vuramamış oyuncular. Neftchi Bakü takımı ile anlaşmışlar. İkişer yıllık imza atmışlar. Türkiye Ligi'nin 2 vites altında futbol oynanan Azeri Ligi'nin en köklü takımlarından Bakü temsilcisi. Bu çocuklar burada devamlı oynar ve başarılı olurlarsa hem kendilerine güvenlerini kazanırlar hem de Türkiye'de sağlam birer kontrat. Üçüne de bol şans diliyorum, hiç bir futbolcunun kaybolup gitmesini istemem ama bazen dibe de vurmak gerekir daha kuvvetli ayağa kalkabilmek için. Demek ki Türk Futbolunun yeni Can Simidi Azerbaycan Ligi.

Gürcistan'ın Uluslarası Maçları Türkiye'ye Kayıyor

UEFA bugün yaptığı açıklamayla UEFA kupası 2. öneleme turunda Gürcistan'ın WIT Georgia takımının Austria Vienna ile yapacağı maçı Tiflis'ten Rize Atatürk Stadı'na aldı. Güvenlik gerekçesi ile Gürcistan'ın evsahibi olduğu planlanmış bundan sonraki uluslararası müsabakaların da yine Türkiye'de yaptırılması bekleniyormuş. Diyecek çok şey yok. Savaş sürüyor, her dakika ölü sayısı ve şiddet artıyor ama öte yandan hayat devam ediyor. Şu ana kadar Kızılayımızla yapabildiğimiz yardımı böylece bir adım ileri götürmüş ve Gürcistan sporcularına kapımızı açmış olacağız. Umarım en kısa sürede bu savaş sona erer ve daha fazla kan dökülmez.

Türk Basını Yine Kaybetti: Simic Monaco'da

Bir çok ismi saydık bu zamana kadar bu satırlarda, basınımızın itinayla uğraşıp Türkiye'ye getiremediği, elden kaçırdığı (!) transferleri. Bunlara son halka da Hırvat Simic oldu. Galatasaray 7 kez anlaştı Simic'le, Simic 9 ayrı uçaktan inemedi, 34 farklı demeç verdi Türk basınına "Ya Cim Bom ya Celtic" dedi. Yine karavana yine karavana! Simic Monaco'da. Hepimize hayırlı olsun, o kadar çok haberini okuduk ki eski Milanlı'nın sanki Milan'dan değil de İstanbul'dan transfer olmuş gibi geldi bir an Monaco'ya. 2 senelik anlaşma yapmış Fransız ekibiyle Simic, büyük ihtimalle kariyerinin son imzası. Simic'e Fransa'da, basınımıza yeni spekülasyonlarda başarılar.

M.City Darda, Hughes Ne Yapacak?

Alper Öcal yazmıştı Lambuja'da M.City'nin sahibi Thaksin Shinawatra'nın başının dertte olduğunu. Ülkesi Tayland'da bir dizi yolsuzluk olayına karışmakla suçlanıyor küçük adam. Kendisi ve eşinin de sanıklar arasında olduğu dava nedeniyle hükümet 1 milyar Pound'luk banka hesabını dondurdu ve büyük ihtimalle bu parayı bir daha geri alamayacak. Geriye Shinawatra'nın Tayland dışındaki ülke hesaplarında bulunan 200 milyon Pound'u kalmış. Buna karşın M.City başkanı Cook Shinawatra'nın City ile ilgili planlarının değişmediğini ve kulübü ileri götürmek için elinden geleni yapmaya devam edeceğini söylüyor. Bir çok yerde ise Taylandlı'nın geçen ayki bazı maaş ödemelerinde çok zorlandığını ve bu ödemeleri yapabilmek için 2 milyon Pound borç aldığını yazıyor. Alper Öcal City satılır demişti ben de aynen katılıyorum fikrine, Shinawatra'nın fazla dayanabileceğini sanmıyorum. Adını aklamak varken futbola uzak kalacaktır. Bu hikayenin ise tabii ki en ciddi kaybedeni Mark Hughes. City'e kendi yağında kavrulan bir orta sıra takımından parası olan ve büyük hedeflere oynayabilecek bir takım olduğu için gelmişti. Şimdi ise Corluka, Ireland gibi isimlerin takıma kaynak sağlamak amacıyla satılması söz konusu ve bu Hughes'un keyfini bir hayli kaçırmış gözüküyor. Hughes'un bu transferler gerçekleşir ve kulüp küçülmeye giderse görevi bırakabileceği ve son derece huzursuz olduğu yazıyor hep İngiliz gazetelerinde. Bakalım City küçülecek mi, küçülürse Hughes ne yapacak ya da Taylandlı kulübü gerçekten satacak mı?

Kara Bulutlar Valencia'nın Peşini Bırakmıyor

Son senelerde giderek düşen sportif başarı, huzursuz oyuncular, devamlı maruz kalınan transfer teklifleri ve akıl çelmeler sanki Vlencia'ya yetmiyormuş gibi bir de sakatlık belasına bulamaya başladılar. Avrupa Şampiyonu İspanya milli takımın stoperi Marchena ayak bileği sakatlığı dolayısıyla en az 2-3 hafta takımla çalışamayacak. Bakalım Valencia'nın başına daha neler gelecek. Çok ciddi nazar bence üzerlerinde, bilen varsa nefesi kuvvetli bir hocaya yönlendirelim.

Lyon'un Kanadı Kırıldı: François Clerc

François Clerc Lyon'un son 2 sezondur sağ kanadında hücumcubek olarak iyi işler yapan bir adamdı. Son 2 senede 13 kez milli formayı giymesi ötesinde milli takımın kadrosunda devamlı bulunan bir isim olması her sezon artan kalitesini göstermekteydi, keza Euro 2008 kadrosuna da girmeyi başarmıştı. Gerçi o milli takımın başında Domenech var ama neyse. Ligin ilk maçında, yetiştiği takım olan, Toulouse karşısında sol diz ön çapraz bağları yırtılan oyuncunun en iyi ihtimalle dönüşü 6 ay sürecek gibi. Hakan Ünsal'ın futbol hayatını bitiren sakatlıktır bu. Çok sabırla ve çalışmaktan bıkmadan üzerinde durulması gereken bir sakatlık. Bu sakatlık Lyon'u kuşkusuz şampiyonluk yarışında etkileyecektir. Sagnol'un uzun süreli sakatlığı sonrası milli takımın da sağ beki olacaktı elemelerde büyük ihtimalle. Şimdi hem Lyon'un yeni hocası Claude Puel hem de Domenech'in planları bozuldu. Lyon'da formasını büyük ihtimalle Clerc'in yedek kulübesine hapsettiği Anthony Reveillere giyecek. Milli takımdaki halefi de Arsenalli Sagna olacak. Lyon açısından durum biraz Galatasaray'ınkine benzemekte. Clerc'i Uğur Uçar, Reveillere'i de Sabri olarak düşünün ne demek istediğimi anlarsınız. Puel haklı olarak transfer arayışına girmiş, bu saatte iyi bir sağ bek bulabilirse helal olsun, belki Miguel'i onlar alır, bulamazsa Allah sabır versin.

11 Ağustos 2008 Pazartesi

İyi ... Yedin Beşiktaş!

Af geldi! Karizma dümdüz! Koca bir kulüp topçulara mağlup! Bu dakikadan sonra her şey müstehak Beşiktaş'a. Çünkü Beşiktaş'ta Hoca'ya tepki de affedilir, ulu orta tekme tokat kavga da! Birazcık antrenmana çıkarsın paf takımla, özür diledim ayaklarına affedilirsin anında. Geçen sene Nobre kadro dışıydı, pafa gitti geldi, terlik muharebesinden oldu 2. kaptan. Vallahi Beşiktaş bravo! Çekinmeyin tapusunu da verin kulübün İbolar'a. Ne de olsa yönetici, hoca, taraftar geçici, futbolcu baki sadece sizin orada!

Biraz Tatil, İyi Gelir

Cuma akşamından Yalova'ya kaçtık. Orda kuzenlerle buluşup havuz, balık keyfi ve tembelik yaptık. 2 gün de olsa kendine getiriyor insanı. Hem yapamayalara hem de kendime acil olarak yenilerini temenni ediyorum. Fotoğraf da Flying Dutchman'e nazire olsun, hiç göremedik onun uçan kaçan fotolarını.