26 Ocak 2012 Perşembe
Düdük Çalmadan Devre Yapmak! Bu Nasıl Kongre?
Muhtemel sebepler:
1) Delegeler çok acıktı.
2) Öğlen Namazını kılmak isteyen delegeler var.
3) Mc Donalds'ın avantajlı-indirimli menüsü için en iyi ara saati buydu.
4) Çişi gelen başkanlar var.
5) Kulis faaliyetleri henüz bitmedi, her iki taraf da yandaş aramaya devam edecek.
Yazık.
25 Ocak 2012 Çarşamba
Google da Çöker
Indiana Pacers 83 - 102 Orlando Magic
SVG bu sezon oyuncularını ekonomik kullanmaya çalışıyor. Sakatlık olmadan alınabilecek maksimum galibiyetin peşinde. Geçtiğimiz sezonlarda Howard'ın aşırı yorgunluğa verdiği tepkileri her Magic taraftarı hatırlar. Dolayısıyla bu sezon SVG kısıtlı bençinden maksimum katkıyı almaya çalışıyor. Bu maç en iyi benç performanslarından birine sahne oldu. Ancak Magic için en önemli sorunun oyun kurucusu mevkiinde olduğu dün gece bir kez daha belli oldu. Collison bile Nelson'ı perişan ettiyse, Howard gitmek istemekte haklı.
56 sayıdan sonra 102 sayı fena gelmedi, üstelik yorulmadan.
24 Ocak 2012 Salı
Boston Celtics 87 - 56 Orlando Magic
21 Ocak 2012 Cumartesi
Orlando Magic 92 - 80 Los Angeles Lakers
Lakers'ı yenmek güzel ve önemli ancak bu galibiyeti iyi basketbol oynayarak aldığımızı kimse söyleyemez. Bynum'un hemen başında faul problemine girmesi ve Gasol'un ilk devre ritm tutturamaması maçı getiren faktörlerdi. Lakers'ın elinde skor yükünü çekecek 3,5 isim var. Dolayısıyla ikisinin olmaması onlar için takımın yarısının olmaması demek. Her ne kadar Fisher devreye girmeye çalışmış ve Kobe de direnmiş olsa da Lakers sac ayaklarına bağlı bir takım.
İlk devre bir ara Magic farkı 23 sayıya kadar çıkardı. İlk yarı sonunda 0 isabetle oynayan Gasol-Bynum ikilisi hayata dönüp 2. yarıda 8 şut sokunca bir ara Lakers farkı 8'e kadar indirdi ama onlarda da 2. bir karar verici, oyunun yönünü değiştirebilecek adam yok. Ron Artest aka Metta World Peace sadece adını değil sanki ruhunu ve yeteneklerini de değiştirmiş, tamamiyle tükenmiş bir halde. Kapono asgari ücretle çalışan bir memur konsantrasyonunda, Barnes ise kendini arıyor sahada, daha doğrusu Magic forması giydiği dönemdeki ruhunu. Lakers rotasyonunda Murphy haksızca çok geride kalıyor bence. McRoberts kazması bu kadar süre alırken Murphy'ye yazık oluyor. Ve tabii ki Kobe çok fazla kalıyor sahada. Bileğinde sakatlık olan bir adamın böylesi sıkışık bir sezonda bu derece zorlanması doğru değil. Kendi mi oynamak istiyor yoksa Brown mu oynatmak istiyor bu kadar fazla orasını çözebilmiş değilim.
Magic'te ekstra hiçbir şey yoktu. Oyunun sıkıştığı dakikalarda Magic adına kapıyı Lakers'ın yanlış hücum ve şut tercihleri açtı adeta. Kimse ekstra şut atmadı, şut yüzdesi % 41'di, ortalama sayıda üçlük soktular, ortalama bir asist sayısıyla oynadılar, her şey vasattı. Sadece bir fark vardı iki takım arasında, Magic'in skora katkı verecek ismi daha fazla. Ama bu da yeterli değildi tabii ki. Bu noktada SVG'nin taktisyenliği diyeceğiz sanırım buna, Magic çok yavaş hücum etti ve çoğunlukla 24 saniyeyi tüketmeye çalıştı. Lakers yaşlanmakta olan, atletik seviyesi düşük ve bu sezon bir türlü hücumda akıcılığı sağlayamamış bir takım. Geçen gün Dallas'ı yenerken sadece 73 sayı atabilmiş olmaları bunu ispatlıyor. Sıkışık set oyununda Bryant'tan başka seçenekleri kalmıyor, bu da onları skor üretmez kısır bir takım haline getiriyor. SVG'nin bu taktiği dün iyi işlerken tek aksak yönü oyun kurucumuzun Kobe'ye ikili sıkıştırmaya gittiği anlarda Fisher ve Morris'ten hangisi sahadaysa bomboş kalması oldu. Maç boyu uygulanan Kobe'ye ikili sıkıştırma aslında çok başarılı yapılmadı ve dediğim gibi Magic adına bu noktada kilidi açan Lakers'ın yetersizliği oldu. Yarın öbür gün bu taktik bu savunma performansıyla iş görür mü o büyük bir muamma.
Wafer'ın Kobe'ye karşı aşırı kendini gösterme isteği bir kaç maçtır edindiği krediyi yemesine neden oldu, Hidayet dönünce süresi çok azalacaktır. Nelson bu sezon 2. kez hücumda fena oynamadığı maçta 2 kez top taşıma hatası yaparak beni hasta etti. İyi bir şeylerin hemen arkasına çok aptalca şeyler serpmeyi çok iyi beceren bir adam. 9 asit ve 3 üçlük önemli ve beklediğimiz rakamlar bir oyun kurucudan. Ama yine de Hidayet sahada yokken bu takımda bir şeyler eksik. Howard 2 ribaund daha alabilse en son 1997'de Dennis Rodman'ın başardığı arka arkaya 2 maçta 25 ribaund alma rekoruna da ortak olacaktı, olmadı.
Bu maç ister istemez Howard takası haberleri sonrası bir mercek altına alma maçıydı. Bynum sınıfta kaldı, Gasol şartlı geçti. Genel itibariyle muhtemel bir Gasol-Bynum / Howard - Hidayet takası Lakers'ı çok tehlikeli ve şutör bir takım haline getirecektir. Muhtemel Lakers beşi Fisher - Kobe - Hidayet - Barnes - Howard, yedekler Murphy, Blake, Kapono, Metta şeklinde düşünüldüğünde, Kobe dışında bir karar verici, 4. çeyrek adamı ile birlikte canavar Lakers'a önümüzdeki üç yılda en az 2 final getirir diyorum. Magic açısından bakılırsa, Nelson - J-Rich - Anderson - Gasol - Bynum ya da Nelson - Redick - J-Rich - Gasol - Bynum şeklinde iki 5 muhtemeldir ki ilk tercihin pas, ikinci beşin savunma dezavantajı olacağı neredeyse kesindir. Her durumda Magic şutör özelliğini kaybedecek daha çok post oyununa yönelecek bir takım halini alacaktır. Dolayısıyla bir Magic taraftarı olarak bu takasa şiddetle karşıyım!!!
19 Ocak 2012 Perşembe
Orlando Magic 83 - 85 San Antonio Spurs
Neyse, maçla ilgili satırbaşları verip kaçalım.
*Maçta bu sezon ilk kez Hidayet'i göremedik. Sırt ağrıları nedeniyle oynayamadı Hidayet. Cuma günü LAkers'a karşı sahada olması bekleniyor.
*Bu sezon ilk kez Nelson - Redick - Q-Rich - Anderson - Howard beşiyle sahaya çıktık. J-Rich de olmayınca takımda Anderson dışında şutör kalmadı.
*Larry Hughes eksiklerin olduğu bu maçta ilk kez sorumluluk aldı ve SVG ona neredeyse 4. çeyreğin tamamıyla beraber uzatmayı oynattı. Savunmada bir hayli etkiliydi.
*Von Wafer son dönemdeki çıkışını bu maçta da sürdürdü. Özellikle ilk yarıda Spurs yedekleri sahadayken oyunu domine etti. Ancak her daim söylediğimiz "serseri mayın" ve "saatli bomba" sözlerini doğrularcasına 4. çeyrekte döküldü. Uzatmada Magic'in son basketini yaptı, basket faul oldu. Maç 84-83 iken faulü soksa San Antonio hücum edecek ve belki de maç tekrar uzayacaktı basket olmasa. Ancak o kaçırdı. Jefferson 1 serbest atış kaçırdıktan sonra Redick'in üçlüğü geldi ancak süre geçerli olması için yetmedi.
*Glen Davis sanki bu takıma 1 numaralı yıldız olmak için gelmiş gibi davranıyor ve çok bencilce oynuyor. Buna SVG'nin acil çözüm üretmesi gerek.
*Her gece 10-15 üçlük sokamazsınız lafını bu sezon 2. kez söylüyorum keza dün gece 21'de 4'le üçlük attı takım.
*Bu sezon bir kez daha görür müyüz bilmem ama bir ara beşimiz şu şekildeydi: Duhon - Wafer - Hughes - Anderson - Clark
*Hidayet yokken sorumluluk almaya soyunan 4. çeyrekte 2 isim oldu. 1.si Nelson'dı ve eline gözüne bulaştırdı. 2.si ise Redick'ti ve Hidayet sonrası son çeyrek tercihi olabileceği yolunda ümit verdi bana.
*Spurs koçu çok saygı duyduğum Popovich'in zamanında Shaq'ta denediği Hack-a-Shaq taktiği dün gece yine sahnedeydi. Aslına bakılırsa maçı getirdi desek yeridir. 2. çeyrek sonunda Howard 3 serbest atış kaçırdı. Bu serbest atışlar Magic topu henüz oyuna sokmuşken ilgisiz alanlarda yapılan fauller sonucuydu ve Spurs bu faullerin dönüşünde 4 sayı buldu. Aynı şeyi 3. çeyrek sonunda da denediler ama Howard ikisini de sokunca vazgeçtiler. O 2. çeyrekteki 3 sayı Spus'ün gizli galibiyet sabebidir. Popovich'in yaptığı hoş olmayan ama kurallar dahilinde bir mevzu. Sonuçta 1 galibiyet 66 maçlık sezonda sıralamanızı 16 maç daha eksik yaparken fazlasıyla değiştirebilir.
*Tim Duncan fiziksel olarak çok gerilemiş ancak zekası parlayarak artmış vaziyette.
*Keşke her takımda bir Tony Parker olsa. Maç sıkıştığında devreye girip, normal akışta arkadaşlarını oynatabilecek bir oyun kurucu. Aaaahhhh aaahhhh!!!
18 Ocak 2012 Çarşamba
Orlando Magic 96 - 89 Charlotte Bobcats
3 gece üstüste maçların 3ü de kazanılırsa muhteşem olur ama 3. maç San Antonio gibi bir takıma karşıysa temkinli yaklaşmak gerekir. Bu gece az skorlu ve yakın bir maç bekliyorum, San Antonio'yu da 1 adım önde görüyorum. 5 maçtır kazanan yorgun bir Magic, muhtemelen Parker karşısında ezilecek olan oyun kurucusu Nelson önderliğinde mağlubiyete doğru kürek çekecektir. Spurs gibi sert bir takım ancak sert kalınarak yenilebilir. Bu sertliği bilen ve gösterebilecek oyuncu sayısı ise fazlasıyla az Magic'te. Hidayet ve Howard'ı bir kenara ayırırsak Spurs çok ağır basıyor. Bu iki isim erken faul problemine girmezlerse maç ortada diyebiliriz.
Son olarak yine Nelson'a taş atmak istiyorum. Senin takımında bu kadar şutör ve Howard varken sen nasıl sezonda 5 asist ortalamasıyla oynarsın be arkadaşım!!! Gerçi takımda hastalıklı bir şekilde her topu Howard'a indirmeliyiz düşüncesi yeşermiş durumda ama, yapılan top kayıplarının 3'te 2si ona pas vermeye çalışırken gerçekleşmekte. Topu gezdirmek en sonunda en boş adamı bulmakla sonuçlanacak ve her iki hücumdan birisinde bu Howard olacaktır zaten o yüzden her hücumda ilk topun ona indirilmye çalışılmasını anlamış değilim. Buradan SVG'ye selam ediyor ve bu konuyu bir kez daha düşünmesini sanki beni duyacakmış gibi rica ediyorum.
Basketbolsuz kalmayın...
17 Ocak 2012 Salı
New York Knicks 93 - 102 Orlando Magic
Nba’deki grev dolayısıyla geç başlayan ligin sıkıştırılmış fikstüründe, bu sezon ilk kez uygulamaya konan peş peşe 3 günde 3 maç (Amerikalıların söylediği şekliyle “back to back to back games”) serisi bugün oynanan ilk ayağı Knicks deplasmanı ile açıldı Magic için. Bugünün ayrı bir önemi Dr. Martin Luther King günü olmasıydı. Nasıl olsa bu sezon oynanmaz, diye düşünerek tüm parasını Euroleague için yollara seren Ntv’nin Nba yayın haklarını kaybedip, yıllar sonra Aydın Doğan’da ortaya çıkan basketbol aşkı ve neticesinde Doğan grubunun Nba yayın haklarını almasıyla bizim evde bu sene Martin Luther King günü kutlanmadı, hatta yıllarca üniversite arkadaşlarımızla en güzel günlerimizi geçirdiğimiz bu önemli günde kimse kutlamak için birbirini aramadı bile. Nba’in afro-amerikan basketbolcularıyla yapılan röportajlarda istisnasız hepsi ‘ o olmasaydı biz burada nah oynardık’ minvalinde bir şeyler söylediler.
Maça dönmeden ilk olarak bir iki not vereyim kişisel: Cenk hocamın işleri nedeniyle iki üç maçlığına ‘maç yorumlarını’ ben yapacağım. Bu arada bu sezon anamızın futbol liginde hafta içi de maç yapılmasından dolayı maç yazısı yazmaktan yorulmuş dostlara, gelin bir nba takımı tutun da sonra bir çay ocağında oturup iki lafın belini kırma teklifim var. İkincisi, maçın insancıl bir saatte olması ve benim o saatte iş güçte olmam dolayısıyla maçın ilk yarısını izleyemedim, ha tekrarını da izlemeye üşendim, o ayrı; o yüzden ikinci yarıdan biraz bahsedeyim uzatmadan: Üç gün üst üste maç oynanacağından SVG takımın vitesini belli ki epey düşürmüş. Hatta çok iddialı olacak ama; Orlando, kaybetsek de bir önemi yok, havasında gibiydi. GS maçında sakatlanan J-Rich’i de bu yorucu 15 günde 10 maç temposunda kenarda tuttu teknik ekip. O yüzden belli ki pek umutlu değildi Orlando. Ama maç son 5-6 dakikaya kafa kafaya girince, acaba soruları sormaya başladı herkes. Daha sonra bildiğimiz silahını çekti Magic son dakikalarda; topu Türkoğlu’nun eline verdi. Türkoğlu da el bombasını New York tarafına atıp yarın ki maç için Orlando’ya kaçtılar. Maç sonu hücumları kuşkusuz bir Magic klasiği haline geldi. Ama maçın sonunda bu sezon ilk kez izlediğimiz bir yola başvurdu SVG. Alan savunmasıyla New York hücumlarını aptallaştırdı magic savunması. New York hücum oyuncuları o kadar çaresiz ve hazırlıksız durumda kaldılar ki, topu bir o köşeden bir bu köşeye verip durdular ve hücum sonları ya zoraki bir üçlük denemesi ya da ortaya umutsuzca bir penetre. Daha önce Portland maçında da denedi ama bu kadar ısrarcı olmamıştı SVG. Fark birer birer artarken bu sefer korkmadık bu akıllıca savunma stratejisiyle. O zayıf bir ve iki numara savunmasını bu şekilde etkisiz hale getirdi. Acaba bundan sonra, çok etkili dış oyunculara sahip Miami, Oklahoma, Lakers, Celtics gibi takımlara bu savunma stratejisi denenecek mi ve denenecekse ne kadar başarılı olunabilecek?
Bu maç özelinde, Magic’i son 6-7 dakikaya kadar ‘acaba?’ dedirtecek seviyeye kadar taşıyan iki isme de ayrı bir parantez açmak lazım: birincisi tüm fiziksel ve zihinsel olumsuzluklara rağmen muhteşem bir zihni atılım gerçekleştiren Reddick. Şu anda eminim 2 sezon önce onu Chicago’ya kaptırmayan Otis’e sonsuz müteşekkirdir Magic taraftarı. Otis garip bir adamdır; bazen saçma sapan işler yapsa da iyi çocuktur. İkincisi ise maçın adamı Ryan Anderson. Daha üç gün önce, Kaan Kural tarafından, hakkında ‘ böyle gideceğini düşünmüyorum’ denilen adam ( gerçi aynı programda Orkun Çolakoğlu Orlando’nun önemsiz galibiyetleri arasında Detriot’i de saymıştı… hey allahım, aynı ligi mi izliyoruz?) o top sakalını boşuna bırakmadığını gösterdi. Öyle üçlükler attı ki, bir an perdelerden çıkıp düşman kalesinde taş üstünde taş bırakmayan Milwaukee’li Ray Allen’ı izliyoruz zannettik. Her şeyi geçin, o kadar kritik anlarda o kadar kararlı atıyor ki, ekran başındaki taraftarlarda nabız daha hızlı atıyor. Howard’ın gidip geldiği, Hidayet’in maçın sonunu beklediği, Nelson’un kendi gibi oynadığı, bench’ten adam gibi katkı gelmeyen bu maçı keşke Kevin Harlan anlatsaydı da Anderson’un attığı her sayı sonrası bir fırlasaydık yerimizden, yıllardır kutladığım bu Martin Luther King gününde.
14 Ocak 2012 Cumartesi
Tanrı 11'ine Ordinaryus istedi...
Aslında beklediğimiz bir şeydi.60 yaşında ki babamın bile kalbi tekledi geçen gün ve şu anda hastane de.Bu yazıyı da ona yetişmeden hemen önce işyerin de karalamak durumun da kaldım.Benim için hastaneye gitmek kadar bir zorunluluktu.
Biz parçalı sevdalısıyız çocukluktan beri,tutkuyla,aşkla...Aşkımız,sevgimiz parçalı-çubuklunun rekabetiyle büyümüştür.Parçalının efsanelerine karşı çubuklunun da ölümsüzlerini duymuşuzdur.Düşman kardeşlerin bitmeyen ebedi rekabetinin baş rol adamlarıydı onlar.
Lefter Küçükandonyadis öldü dün.Yazması ne kadar kolay,belki bir kaç gün sonra kabullenmesi bile daha kolay olacak herkes için.Taçsız Kral'ın öldüğü zamanı hatırlıyorum çok gençtim,belki de çocuk.Onu toprağa verince sanki Parçalıyla-Çubuklunun bir yanı öldü gibi gelmişti.Yıllar geçtikçe doğru olduğunu anladım.O rekabetin,o tutkunun nasıl leş bir paçavra maça döndüğünü gördük.O rekabetin kalan son centilmeni de son nefesini ciğerlerine çekti,bir daha çekmemek üzere.Tanrı kendine güzel bir 11 istiyordu ve 11'inde kendine yakışacak centilmenleri isterdi,birini daha aldı.
Kimdir Lefter?Biraz anlatayım kulaktan dolma bilgilerle,biraz google yardımıyla,anlayana...Bir Büyükada beyefendisidir.Bu ülkeye ayırmak isteyenlere en güzel yanıttır,Rum bir balıkçı baba ve Türk bir annenin meyvesidir.1925'de soğuk bir Aralık ayının 22'sinde dünyaya gelmiştir.Taksim spor Kulübün de futbol hayatına başlamış,küçük yaşlarda yeteneği yaşını geçmiştir.Kendi küçük olsa da yeteneği büyük olduğu için daha 16 yaşında Taksim Spor Kulubü yöneticileri mahkeme kararı ile yaşını büyültmüşler ve formayı sırtına geçirmesini sağlamışlardır.1941'de giydiği Taksim forması ancak 2 yıl sırtında kalmıştır.Tam 4 sene sürecek vatani görevini yapmak zorundadır.1947'de İstanbul'a geri döner.Meşin topun aşkı kalbinde,yolunu gözleyen İstanbul kulüpleri ise kapısındadır!Hikaye'de buradan biraz önce başlar.
Fenerbahçe'nin bir kaleciye ihtiyacı vardır çünkü Cihat Arman'da askere gitmek zorundadır.Taksim'in Rum başkanından Şalabi'yi isterler fakat o gün o Rum başkan Fenerbahçe futbol tarihini değiştirecek bir öneri götürür Prof. Dağlaroğlu'na.Size bir kaleci değil ama muhteşem bir forvet vereceğim,bakın göreceksiniz leblebi gibi gol atacak.Tabi ki ilk tepki olumsuz olur fakat ısrarlar üzerine Lefter'in askerlik yaptığı Diyarbakır'a gidilir,Ordu milli takımı maçına..Prof Dağlaroğlu ordu milli takımın maçını izlemektedir fakat o da ne,Lefter yedekler arasındadır.Prof. Dağlaroğlu rica minnet devre arası antrenöre haber göndertir,bu çocuğu izlemek için İstanbul'dan geliyoruz diye.Hikaye burada iyice civcivleniyor tribünde rivayet odur ki Beşiktaş'lı yöneticileri de görüyor Dağlaroğlu.Ordu milli takımın kalesinde ise yine başka bir milli kaleci Hüsnü vardır.Maçın bitmesine 25 dakika kala GENÇ LEFTER oyuna girer(genç semih gibi oldu:)!) Bütün takımı peşine dizerek gol atar genç Lefter,kaleci Hüsnü'de dahil!Tam 4 gol atar 25 dakikada ki Profesürün gözleri faltaşı gibi olmuştur tahmin ediyorum.
Maç biter Prof. Dağlaroğlu soyunma odasına iner fakat Lefter ortada yoktur.Sanki yer yarılmıştır yada Lefter Profesörden kaçıyor gibidir!Dağlaroğlu pes etmez ve Lefter'i yakalar.Sorar oğlum benden mi kaçıyorsun,Beşiktaşlı yöneticiler de buradaydı yoksa onlara mı söz verdin?Hayır ağabey der güzel insan,4 gol attım,sahadakilerin hepsi benden büyük utanıyorum ondan kaçıyorum der ve gitmek ister.Profesör ısrarla sorar,oğlum Beşiktaşa'a söz mü verdin,neden hala gitmeye çalışıyorsun?
Cevap soyadından daha büyüktür Küçük Lefter'in," ''Merak etmeyin efendim, ben Beşiktaş'a gidemem'' Hayırdır der Profesör? ''Orada Baba Hakkı var!!'' Onun heybetinden, onun görkeminden benim elim ayağıma dolaşır.. Gidemem Beşiktaş'a lakin Fenerbahçe'yi çok severim,gelmek isterim fakat der ezilip büzülerek....
'Ben İstanbul'luyum, bir balıkçının oğluyum. Babam gariban bir balıkçı, çok hasta ilaçları var alamıyorum ilaçlarına 200 lira tutuyor diyorlar.. Ben Fenerbahçe'ye geleceğimi söz verirsem babamın ilaçlarını alır mısınız?'' Gülümser Profesör.. ''Bak yavrum hem şahsım hem de Fenerbahçe kulübü adına söz veriyorum. Babanın bütün tedavisini biz üstleneceğiz. Bırak ilaçları her şeyi ben hallederim sen merak etme. Bize gelecek misin?'' Babasının tedavisinin üstlenileceğine emin olan genç gülümser ve teklifi kabul eder.. İşte Lefter o gün Fenerbahçe formasını giymeye söz verir ve Fenerbahçe efsanesi olur..
- Federasyon'un "50. Maç Altın Şeref Madalyası"nı alan ilk futbolcu
- Türk Milli Takım formasıyla 21 gol atarak en çok gol atan 3. futbolcudur.(Uzun süre 1.'dir)
- Süper Lig'de penaltı atan ilk futbolcu oldu.
- Kulübü tarafından bonservis ücreti alınmak suretiyle yurtdışına transferi yapılan ilk Türk futbolcusudur.
- Adına Jübile düzenlenen ilk futbolcudur.
İşte bir çırpıda son efsanenin hayatı böyleydi.Şimdinin Arda Turan yada Emre Belezoğlu yada Tanju Çolak gibi çakma efsanelerine bakınca,Tanrı yukarı da efsanevi,kendine yakışan bir 11 kurmak üzere.Taçsız Kral Metin Oktay yanında Ordinaryus Lefter arkaların da tüm heybetiyle Baba Hakkı....Biz yetişemedik seyretmek için ama öbür tarafta kombine kuyruğu olursa şayet beni görebilirsiniz. Huzur içinde uyu İstanbul Beyefendisi...Galatasaray'lıların da kalbindesin...Saygılar,hürmetler....
13 Ocak 2012 Cuma
Golden State Warriors 109 - 117 Orlando Magic
12 Ocak 2012 Perşembe
Premier League'e Bir Yıldız Daha Döndü
Adam Olacak Çocuk Belli Olur!!!
Portland T-Blazers 104 - 107 Orlando Magic
Crawford, Wallace ve Aldridge iyi günlerindeydiler. Howard içinse sadece sıradan bir gündü. Tolga'nın dediğini bir adım ileriye götürerek ciddi bir iddia atalım ortaya. Howard kafasında Orlando Magic kariyerini bitirmiş ve takas edileceği günü bekliyor. Bedenen orada ama kafası hep başka yerlerde. Çok ciddi bir maç konsantrasyonu çektiği belli oluyor.
Hali hazırda 2 numara savunmamızda ciddi sıkıntılar mevcut. J-Rich sezonun ilk maçlarına göre bir adım daha ileride olsa da ayakları savunmada çok yavaş. Redick'in de boy dezavantajı sıkıntı yaşatmakta. Bu sezon SVG'nin Hidayet'i 2 numarada denememiş olmasına şaşırıyorum açıkçası. Hidayet-Anderson-Davis-Howard beşi rakibe çok ciddi savunma sıkıntıları yaratabilecek, en azından 2. çeyreklerde 4-5 dakika kadar denenebilecek bir seçenek diye düşünüyorum.
Önceki maç yazımızda Anderson 7 Hidayet 4 civarında üçlük kullanmalı maç başına demiştik, ayrıca içeri yüklenerek oynamalılar tespitimizi sezon başından beri yineliyoruz. Bu maç özelinde 7 ve 6 üçlük kullandılar. Bunlar çok daha makul rakamlar. Ancak halen tek bir serbest atış kullanmadıklarını görüyor ve hayret ediyorum kendi adıma. Hidayet sezon başından beri 10 maçta toplam 7 kez (sadece 4 maçta) Ryan Anderson ise toplam 26 kez (7 maçta) serbest atış kullanmışlar. Bu sayı Anderson için maç başı 5-6, Hidayet içinse 4-5 arasında olmalı. Bu noktada biraz daha aşama kaydedebilinirse rakipler savunmada ne yapacaklarını şaşırırlar. İçeriden dışarıdan çok zor savunulur bir takım haline gelir Orlando. Şu an için sadece iyi pas yapan ve iyi dış hücum gerçekleştiren bir takım hüviyeti var ortada. Pas yolları (Hidayet ve Howard'ın dışarıya top çıkarması) kilitlendiği zaman Magic bir anda kayboluveriyor.
11 Ocak 2012 Çarşamba
Orlando'da Gergin Bekleyiş

Kelli felli tanınmış şirketlerin firmaların yönetici müdür takımından biri eğer işi bırakmak isterse daha kodaman olanına alttan alta şöyle işittirir: gereğini yapın… Maksadın ne olduğunu anladınız, yormayın beni. Firmalar şirketler de son yıllarda böyle büyüdükçe palazlandıkça afilileşen yönetim kademesinde daha ne numaralar döner kim bilir, ama Nba’in de bu şirketler gibi iş alanı olduğunu sezinleyen oyuncular artık tamamen şirket yöneticisi soğukluğunda tavırlara girmiş durumdalar: takasımı istiyorum… Bu takas isteme triplerini ilk kez, Nba’yi fanatik basket ve NTV aracılığıyla, bir de zengin arkadaşlara baskı yaparak onlara aldırttığım basketbol dergilerinden öğrendiğimiz lise çağımdayken İbrahim Kutluay’ın, yanılmıyorsam Ray Allen ve Murray’den dolayı süre alamamasından dolayı takas isteğiyle duymuştum. Hatta o günlerde, şöyle bir espri dolanırmış nba’de; sayı atamadan takasını isteyen ilk basketbolcu diye…
Burada ufak tali yollara girip tekrar anayola çıkalım. Birincisi; Efes Cup’tı yanılmıyorsam, Amerika milli takımına karşı iki üçlük atıp kendini dünyanın sayılı basketbolcularından biri sayan İbrahim Kutluay’a o zamanlar ne mal basketbolcu olduğunu anlatabilecek basketbol kültürüne sahip herhangi bir basketbol adamımız olmadığını gördük. Saçına sürdüğü o iki kilo jölenin ne yazık ki amerikada süre almaya yetmediğini de gördük. İkincisi; kendimle alakalı; o zamanlar bir bilgi kırıntısı bulmak bile kolay değildi aslında, çok değil 8-9 sene öncesinden bahsediyorum. Fanatik basket gazetesi bulunmaz nimet. Ama cepte beş kuruş para yok o zamanlar, olanda var tabi. Ama lise talebesi olmamız babamızın nazarında pek bir şey değiştirmiyor, bu adamın kız arkadaşı olur mu, canı tost hamburger ayran çeker mi demiyor, haftalık bir bisküvi iki saatlik de internet cafe parası verip okula yolluyordu. Diyeceksiniz yol parası. Servisle gidiyoruz ya, o çoktan peşin verilmiş. Kaçak göçek aldığım ilk fanatik basket gazetesini, bütün istatistiklerine kadar okuyup çöpe attığımı hatırlıyorum. İkinci denemem daha korkunç: hafta sonu ev halkı kahvaltısını yapmış gerim gerim gerilirken, ben sinsi planımı devreye sokmaya karar verdim: “baba, cebinden para alabilir miyim gazete alacağım?” babam hayır demedi, bakmayın babamı böyle haşin gösterdiğime, çok yumuşak bir adamdır ama para meselelerinde tanınmaz olur. Yolda dua ediyorum, lakin gazete her Salı çıkıyor, inşallah kalmıştır diyorum; ‘kalmıştır’ şundan diyorum: zaten mahalle bakkalına bir tane geliyor, ya benim gibi basketbol sevdalısı bir tane daha çıkar da alırsa o gazeteyi diye kaygılanıyorum. Kaygım nafile, gazete yerinde… Fanatik basket gazetesini aldığım diğer gazete akşam gazetesinin içine saklıyorum. Eve gelince doğru odama gidip fanatik basketi fırlatıyorum bir köşeye ama acemilik işte, baba daha sonra odamda görüyor ve o gün gizliden aldığım şeyleri saklama konusunda kilometre taşı oluyor. Anılar anlatmakla bitmez, çok uzatmayalım, ana yola dönelim.
Sacramento’ya karşı kayıp bir maç oynayan Howard’a maç sonrası sorulacak başka soru yokmuş gibi ‘takas işi ne durumda aga’ yollu bir soru sormalarını yadırgamıyorum, malumun ilanını yapmaya lüzum yok. İlginç olan ise rakip takımda maçın başında kendisini çok çabuk faul sıkıntısına sokan ve bu yüzden kötü bir maç çıkarmasına sebep olan DeMarcus Cousins’in de bundan birkaç hafta önce takas istemesi… Ama orada işler farklı yön aldı biraz: New orleans deplasmanına gitmeden önce coach Cousin’e haber uçurur; eğer takımda kalmak istiyorsan bizle deplasmana gelirsin yoksa bu takımın bir parçası değilsin anlamında. Enteresan tarafı, bu muazzam ders verici-senden büyük Allah var hareketini yönetime sormadan yapmıştı Westphal… ve birkaç gün sonra kötü gidişattan dolayı, Petrie Westpaul’ü şutladıklarını, şimdiye kadarki hizmetleri için de teşekkürlerini yalandan da olsa belirterek ilan ettiler. Çok dile getirilmese de yönetim bu hareketi kendine yedirmemiş ayrıca oyuncusunu hocasına tercih etmiştir.( Gerçi çok kısa bir süre önce Sloan vakasında da buna benzer şeyler gelişmişti…) Westphal yeterli bir hocadır değildir bu tartışılabilir ama Sacramento’da Maloofgillerin ekonomik darboğaza girmeleriyle başlayan çöküntünün bu etik sınırları zorlayıcı yönetimsel davranışla beraber bir krize girdiğini görmemek zor olur. Gerçekten, yerine getirdikleri Keith Smart’ın Westphal'den daha başarılı olabileceğini mi düşünüyorlar, yoksa yaptıkları bu hareketle şehirlerine ‘Cousins de kim oluyormuş diyebilecek’ bir coach’u getirmenin imkansızlığından mı Smart iş başı yaptırılmıştır? (Bu arada Cousins’in de çok karaktersiz bir adam olduğunu, Howard’ı erken faul problemine sokmak için, Howard’ın rüzgarından savrularak kendini yerden yerlere atmasıyla görmüş olduk .)
Artık çokça tartışılmaya başlandı aslında yerel medyalarda bu konu. Tabii ki ana nba medyasının görmezden geldiği bir konu zira bu ligin birinci finansal kaynağı ve ligi popülerleştiren ana akım medya büyük şehirlerde ve de okyanus ötesinde para kazandıran franchise’lar yine büyük şehir takımları. Nba’de, bizim futbol için tartışmaya başladığımız Anadolu-İstanbul takımları konusu kendi yerel özellikleriyle de yerel medyalarda hararetli bir şekilde tartışılmaya başlanmıştır. Bu açıdan Orlando şehri de bu tartışmaların bu seneki kurbanlarından. Geçtiğimiz sezon Toronto ve Cleveland’ın takımı üstüne kurdukları oyuncuları, bu sezon da New Orleans adına bir oyuncu artık kazanmak istedikleri için şehir değiştirmişlerdi. Bu medyaya yansıyan yüz tabi. Kendisine bir türlü ısınamasam da Orlando Sentinel’in İspanyol görünümlü yazarlarından Mike Bianchi (diğeri George Diaz) şu güzel lafı etmişlerdir: “Lebron James, Dwayne Wade ve Bosh neden Cleveland’da bir araya gelmiyorlar da Miami’de buluşma ihtiyacı duydular?” Soru gayet yalın ama ekrandaki görüntünün arkasındaki zihniyeti kavramakta alengirli bir soru. Evet, bu gerçekten herkes için, takım sahipleri, menajerleri, coachları ve oyuncuları için zor bir durum. “Burası Nba, sonuçta iş yapıyoruz ve geleceğimizi düşünmek zorundayız.”diyor Howard. İş olduğu kuşkusuz ama sizin için saatlerini paralarını feda eden sizi karşılıksız seven insanların karşında olduğunu da sakın unutma Dwight dostum ve diğerleri. Sen geleceğini düşünüyorsan kusura bakma ama biz b.ku yemişiz. Gerçekten hangi gelecekten bahsediyorsun, yoksa laf olsun diye hiç arkasında yatan fikriyatı tartışılmamış bu lafı öylesine mi söylüyorsun. Dwight’ın her zaman samimiyetine inanmış Orlando taraftarları olarak son iki ayda yaptığı açıklamalardan sonra senin uzaklaşmandan önce biz taraftarlar senden uzaklaşmaya başlıyoruz. Şampiyonluk istediğini söylüyor Dwight. Kendi evindeki Newyork maçlarını deplasman havasında oynayan New jersey’de şampiyonluk yakalayacağını inanıyor mu acaba ciddi olarak kendisi. Yoksa yine Sacramento maçı sonrası, aslında aklında yatanı gayet açığa çıkartan; Carmelo gibilerin de aklını karıştırdığını ispatlayan röportajı kendini ele vermiyor mu? Maç sonrası verdiği röportajda, “ Carmelo ile görüşüyoruz, geleceğimizle ilgili doğru karalar almamız gerektiğini, duygusal davranmamamızı gerektiğini söylüyor, gayet haklı…” derken aslında Orlando’yu kafasında bitirmiş bir havada olduğunu düşünüyorum. Arkadaşlıklarına diyecek bir şeyimiz yok, ancak merak ettiğim bir konu var, acaba hangi gelecekten bahsetmekteydiler. Konuyu hangi boyutta ele almışlardı. Şehrin güzelliği, kızlarının partilerinin bol olduğu, muazzam kebapçılarının olduğu boyutta mıydı muhabbetler diye insan meraklanıyor. İnsanın aklına bir de Sacramento Bee’den Marcos Breton’un birkaç gün önceki yazısıdan şu laf geliyor. Mallofgillere ithafen şöyle diyor: “ Nba yıldızları Sacramento şehrini seksi bulmuyorlar diye Maloofgilleri suçlayacak değiliz.” Evet meseleye şöyle bakabiliriz öyleyse: Amerikan eğitim sisteminin ya da kültür ikliminin yetiştirdiği bu hazır-seçkinci-zevkçi bireyler yine kendisine-ülkesine ve her türlü organizasyoununa- zarar vermeye başlamıştır.
Çözülmesi zor bir durumla karşı karşıya şu anda Orlando. Howard bir yandan blöfünü yapıp gazetelere tvlere Orlando’nun bu sezon kendisini takas etmeyeceğini düşündüğünü söylüyor. Bu şekilde konuşmasından kuşkusuz bu sene takas etmezseniz seneye ben kesin yokum zaten, o yüzden beni mecbur takas edeceksiniz anlamını okuyoruz. Bu yüzden son zamanlarda çok yüklendiğimiz Otis Smith’e de hak vermemek elde değil. Eli kolu bağlı. “Howard’ın istediği kazanmak değil, istediği ‘big market’larda oynamak…” demesinden ve sıfattan çaresizliği ortada. Mahalle bakkalında çalışmaktan bıkmış ve Migros’da herkesin gözü önünde olabileceği bir yerde çalışmak isteyen bir adama kal gitme bu mahalle seni çok seviyor demek durumunda kalmak Otis Smith’in de istediği bir şey değil, zoruna gittiği belli. Halbuki Lewis’e 2007’de o yağlı kontratı verdiğinde çok farklıydı ruh hali bugünkünden. Bu durumda ne yapılabilirin hesaplarını yapmak kolay değil. Howard’lı kadroya göre mi yoksa Howard’sız kadroya göre mi takaslar gerçekleştirilmeli noktasında tıkanıp kalıyoruz. Cenk Yavuz ile beraber yıllardır okuduğum iki Magic yazarından Brian Schmitz babanın da ne dedikleri önemli gayet. Schmitz’e göre, patron DeVos’da, 15 yıl öncesinin tekrarlanma korkus varmış ve bir hiç karşılığında Dwight’ı yollamak istemiyormuş. Bu yüzden olasılıklar dâhilinde en mantıklı yol Lakers takası imiş. Çünkü karşılığında Andrew Bynum’dan daha iyi alınabilecek bir oyuncu görünmüyormuş. DeVos’un uykusuz geceler geçirdiğini anlayabiliyorum ama karşılığında adam alınacak diye de koyun pazarlığına aceleyle girilmemesi gerekir diye düşünüyorum. All- star arasından önce bu işi bitirmek istediklerini de yine Schmitz’den duyduklarımız. Kuşkusuz kimin haklı kimin haksız olduğunu tarih ortaya çıkaracaktır ama DeVos’a tavsiyem, bu işi Smith ve özellikle SVG gibi aklı başında sakin sağlıklı düşünebilen bir adama bırakması, ilaçlarını alıp rahat rahat uyumasıdır.
Gergin güler Orlandoyu beklemekte… Olası bir takas sonrası ‘ama hayat devam ediyor’ demesi kuvvetle muhtemel bir SVG rahatlığında olmamız gerektiğinin de altını çiziyorum…
10 Ocak 2012 Salı
Bu da Yapılmaz Artık!!!
Kendi evlenme teklifim geldi aklıma. 10000 kişi olmasa da mekanda 50 kişi vardı ben dizlerimin üstündeyken. Böylesi bir cevap insanı ne hale getirir ve neye dönüştürür bilemiyorum doğrusu. Çok şükür ben doğru insanla birlikteyim :)
Olay UCLA'in 5 Ocak'ta oynadığı bir NCAA maçında 10000 taraftar önünde cereyan ediyor.
9 Ocak 2012 Pazartesi
Taraflı All-Star Seçimim
Sacramento Kings 97 - 104 Orlando Magic
J_Rich sezon başından beri ilk kez maçta insiyatif kullandı hücumda ve gençliğindeki gibi göründü.
Sacramento öncelikle Howard ve Hidayet üzerinden şekillendirdi hücumlarını ve iki oyuncuyu da maç başında çok erken faul problemine soktu. Howard'ı sinirlendirmeyi de başardılar ve Teknik Faullere başladı Çocuk Adam yine.
Bu maç ilk defa bençten gerçekten katkı alınan maç oldu. Wafer beni şaşırttı ve disiplinli oynadı alışılmışın aksine.
Anderson 11'de 3, Hidayet 7'de 2 üçlük attılar. Bu kullanılan şut sayıları çok fazla. Anderson 7 Hidayet 4 civarında tutmalı bu şutları ve içeriye daha fazla yüklenerek oynamalı her ikisi de.
İki maçtır 97 sayı yiyoruz ve Howard olmayınca pota altımız çiftlik gibi oluyor. Kadrodan biri kesilip herhangi bir yerden 2,10'luk bir 5 numara bulmamız gerek acilen. Avrupa olur, Çin olur ama olsun artık.
Sacramento doğumlu Ryan Anderson ve eski Sacramentolu Hidayet için önemi olan bir maçtı. Kazandılar en azından maneviyatı kurtardılar.
Nelson yine çok kötüydü. Başka laf söyleyemiyorum.
Fredette iyi oyuncu, Cousins fazlaca havalı. Bu kadroya tecrübeli ve takıma liderlik edecek birileri gerik.
7 Ocak 2012 Cumartesi
Orlando Magic 83 - 97 Chicago Bulls
6 Ocak 2012 Cuma
Radyoda Sıkıldıklarım
1) Mütemadiyen konuyu içkiye ve içmeye getirmesi.
2) 3 dakikalık konuyu 78 farklı mevzuya dalarak 45 dakikada anlatması.
İlker Duralı:
1) Yerli yersiz acayip tonlamalarla fazlaca ama gerçekten fazlaca gülmesi.
2) Eleştiri geldiği zaman bir anda renk değiştirip sertleşmesi.
Mehmet Ayan:
1) Aşırı objektif olma çabası nedeniyle raydan çıkması.
2) Çok fazla vurgulu konuşması (Kimi zaman sanki radyo değil de okunmuş kitap kaydı dinlediğimi zannediyorum)
Bilgin Gökberk:
1) İnsanları fazlaca aşağılaması.
2) Program yapmaktan zevk almıyormuş ve sanki para kazanmıyormuş da programı ona zorla yaptırıyorlarmış gibi bir hava takınması.
İsmet Badem:
1) Senelerdir değişmeyen çok ama çok kötü esprileri.
2) Boozer muhabbeti.
Özgür Sancar:
1) Bir röportaj yaparken kimle görüştüğünü ve röportaj yaptığı kişinin söylediklerini 3 milyon kere tekrar etmesi.
2) Yanında tercümanı olduğu halde bir yabancıyla röportaj yaparken illa bir noktada kendisinin de o yabancı dilde konuşup havasını atması.
5 Ocak 2012 Perşembe
Orlando Magic 103 - 85 Washington Wizard
4 Ocak 2012 Çarşamba
BELİRSİZLİKLER TAKIMI ORLANDO MAGİC

Ayrı bir bilgelik ve sevimlilik katan gözlüğü, etrafına ilgisiz başına buyruk oturuşu, hep 10 dakika ileri olan kayışı artık kokmaya başlamış antika saati, ‘Hagi, ne adamdı be!’ derken kısarak baktığı gözleri… Bu dünyadan göçüşünü hala sindiremediğim gecelerce insanı yorgan altlarında ağlatan tertemiz ve dünya güzeli insan Mesut’a sonsuz sevgilerimle…
Sezona Otis Smith’in asık suratıyla başlayan Orlando Magic için aslında bugünkü durum ya da geçilen dere ‘idare eder’in üzerinde bir mahiyette… Lokavt kararıyla popülarite eğrisi aşağı dönen NBA kuruluşunun lokavtın bitimiyle para kazanma yolu olarak gördüğü ya da şöyle dersek; popülaritesini izlenebilirliğini yükseltme yolu olarak gördüğü; yıldız oyuncuları oraya buraya takas ettirme haberlerini el altından desteklediği aşikar… Bu saydamlık aslında hoş ve beklediğimiz bir şey. Şöyle düşünün; TFF, resmi sitesinde şöyle bir haber yapıyor: “Alex yuvasında mutlu değil”, ya da “ Melo’nun vücut dili bu takımla olmayacağını söylüyor” … Eğlenceli ama bizim kurum ve kuruluşlarımızın ‘marka değerine’ halel getirme potansiyelli hareketler. İşte, bu tip haberleri, bu bahar bolca okuduk ‘nba.com’dan. Ayrıca, bir genel menajer çıkıp, oyuncusunun takımdan ayrılmak istediğini söylüyor; yani oyuncusu da inkâr etmiyorum taraftara kötü görünürüm kaygısı gütmeksizin. Yani adamlar gereksiz yere tribüne oynamıyorlar, kazanılan bir konferans finalinden sonra ya da imza töreninde formayı öpücüklere boğma gibi bir alışkanlıkları da yok. Alacakları parayı da gizlemiyorlar, çıkıp haklarının kuruşu kuruşuna mücadelesini veriyorlar.
Belirtmeden de geçmeyelim: Nba gelir kaybını hafifletmek için deli gibi ‘%15 indirdik’, ‘bakın valla bu hafta son, sudan ucuz, %25 indirdik”, “zararına satış”, “kargo bizden” başlıklı ana cadde mağazalarını kıskandıracak cinsten bir pazarlama işine girişmiş… Sitenin dörtte üçü NBA STORE reklamlarıyla doluydu lokavtın bittiği ilk günlerde.
Orlando basketbol olarak “az sıkıntılı” görünse de yüzlerden okunan bir iç sıkıntıya sahip herkesin malumu: Howard’ın kafasının sezonun mutlak favorilerinden(!) New Jersey’de olduğu gizli saklı bir şey değil… Aslında Orlando bir testten geçiyor da diyebiliriz şu an. Muazzam blok ve top çalma istatistikleriyle oynasa da Howard savunma olarak bile hala oyunda değil. Hele dün gece Detroit maçında rakibe verdiği savunma ribauntlarını görseniz, sahadakinin Howard olduğuna kimseyi inandırmazdınız. Ama bu görüntü sezon başından beri böyle. Howard maçlarda yokken, Nelson tıfılları oynarken, Richardson primlerini bitirmiş yaşını bekleyen amcalar gibiyken takımın hali aslında ‘ben çıkıp babalar gibi oynuyorum ama takım bana ayak uyduramıyor’ yollu açıklamalar yapmış olan Howard’a çok güzel bir cevaptır, ve Magic organizasyonu bunun mücadelesini veriyor şu anda.Bu bir bakıma SVG için de bir onur mücadelesi. Takım için kendi düşüncelerinin yerine getirilmediğini düşünüyor mesela Howard. Ben de tam aksini ispat edebilirim. Jameer’i bu takımda tutan etkenin Howard olduğunu tahmin edemeyecek yoktur herhalde. Howard acaba oyun kurucusu Nelson olan şampiyon olma potansiyeli fırlak nasıl bir takım hayal ediyordu? Tekrar etmekte fayda var: Bu takım 2009’da NBA finallerine yürürken takımın oyun kurucuları Alston ve A. Johnson’du. Nelson finalde döndüğünde, Fisher’a yaptığı o muazzam son top savunmasıyla akıllarımızda kalmıştı… Howard’ı, bu takım, daha potansiyelli olan Okafor’un önünde seçtiğini unutmayalım. Howard eğer Johny Davis ya da Brian Hill’e çalışmaya devam etseydi, bir Okafor seviyesinde olma ihtimali vardı en fazla belki de. Howard’ın yerinde kim olsa SVG adına bir tarikat kurup baş müridi olurdu oranın. Nasıl ki Dwayne Wade, bir Vince Carter seviyesinde kalmamasını SVG’ye borçluysa Howard da o kadar borçlu bu gözlük bıyık kombinasyonu muhteşem babacan adama…
Tabi tüm bunların yanında Howard’ı gaza getiren bir çevre veya iklim de yok değil… Chris Paul Los Angeles şehrinde basketbol oynamak için sonunda muhteşem ekip Clippers’a yol aldı şampiyonluk isteğini de ağzından eksik etmeyerek. Amare ve Carmelo da şampiyon olmak için tercih etmişlerdi muhtemelen yeni takımlarını. Yani şehrin önemi yoktu muhtemelen onlar için. Prensip olarak aslında Paul’un Lakers’a takasına karşı değilim, kurallar çerçevesinde gerçekleşecek olan. Sonuçta bu bir zihniyet savaşı da ayrıca. Nasıl insanlar yetiştirdiğinizle alakalı, o yüzden varsın hepsi hatta Carter’ı da alsınlar Lakers’da top oynasınlar.
Sezon öncesi bu kadar karmaşa yaşanmışken SVG en sakin ve akil adam pozisyonundaydı kuşkusuz. Tek eleştirebileceğim nokta –son maç yaptığı rotasyon hatası hariç tabi-, nerdeyse tüm takımı Howard’a odaklamış olması. Açıkçası oyunu bu hale getiren oyuncuları bu psikolojiye iten SVG mi yoksa başkası mı emin değilim. Otis Smith de olası şüpheliler arasında ama büyük olasılık oyuncuları bu yola kanalize eden ismin perde arkasında işler çevirmeyi seven küçük enişte Bob Vander Weide olduğu. Takımın Howard dışında kalan kısmına bazı şeyleri empoze etme olasılığını yüksek görüyorum, zira SVG’nin gerek tarzı gerek açıklamaları gerekse de kişiliği bu tarz işler yapmasına müsaade etmez. Ama bunun önüne geçemediği de gün gibi ortada. Hatta sezonun ilk hazırlık maçı Miami deplasmanında ilk periyodu tüm oyuncuların eline geleni alakalı alakasız her yerde Howard’a paslamaları seyredenleri özellikle Magic taraftarlarını mide kaldırttı oyundan soğuttu. Diyeceksiniz ki, nereden biliyorsun SVG’nin buna karşı olduğuna? Son Detroit maçında 3-4 kez aynı gereksiz pas denemelerini yapan Türkoğlu’nu neredeyse kenara mahkûm etti tüm maç… Tabi bu bir maçlık ya da Hidayet ile alakalı bir durum değil: Redick, Nelson, Richardson herkes yapıyor. Hatta son maç hatırladığım bir pozisyon var beni kahreden. Davis yüksek post’ta boşken şut yerine pota altındaki Howard’a öyle bir pas veriyor ki top sporcuların bakışları arasında tin tin auta çıkıyor; o kadar trajik bir görüntü Magic hücumu için.
Bunun dışında saha içi de en az dışı kadar belirsiz... Bu belirsizliklerden biri izleyenlerin de anlayamadığı türden örneğin: Gortat’ın hatta T.Battie’nin gidişinden beri pota çevresinde kaybolan sertliğe bir parça katkısı olur diye takasla alınan Glen Davis şu ana kadar Bass’ın ruhunu yaşatıyor. Savunma bilgisinin daha üst düzey olduğu aşikâr ancak top rakip potaya döndüğünde mekanizma olarak da komik sayılabilecek şutlar çıkarmakta. Hadi eyvallah, sonuçta Magic’in bir oyun şablonu ve prensibi var, ve orta mesafe boş şutlar bulmasından dolayı doğru hamle sayabiliriz yaptıklarını ama son birkaç maç gördük ki Glen Davis de hücumdaki rolünün pek farkında değil. Orta mesafeden fake adımlarla İbrahim Kutluay tarzı birebir zorlama şutlar denemesini son Detriot maçında üçlük kullanma boyutuna getirdi ki gecenin bir yarısında o şutu göreceğime Bülent Ersoy’u hamamda görmeyi tercih ederdim… Tahminim antrenmanlarda Anderson’a çizilen setleri ben de yapabilirim diye hayal etmekte.
Bir sonraki yazımda diğer oyuncular ve savunmaya da değineceğim kuşkusuz. Bu yazıyı fazla uzatmadan son bir değini yapıp bırakalım. Skor kâğıdının tepesinde adını hakkıyla bulunduran ‘küçük Nowitzki’ Anderson’un gelişimi saygı değer; hatta sadece skoruyla değil teması da seven bir yapısının olduğunu da kanıtlamıştır bize kuşkusuz, ancak ondan önce takdir edilmesi gereken kişi ise Reddick’tir bu ekipte. Aslında JJ şimdi JJ olmuştur. Nba geldiğinde bir Ender Arslan’dı sadece en fazla. Hatta Travis Diener ile beraber oynadıkları vakit ikisinin de aynı tip oyuncular olduğu ikisinin de şutundan başka bir şeyi olmadığı savunmalarının zayıf olduğunu bu yüzden ikisinden sadece birinin takımda tutulması gerektiğini söylemişti birçokları. Ama bu adamın hamurunda başka bir şey olduğunu bize ispatladı kendisi. Belki aynı popülaritede değiller ama Burak Yılmaz gelişimi neyse JJ Reddick de odur.(tabi burada SVG’yi övmeden de geçmeyeyim) Hatta Reddick daha zor olanı başarmıştır, aynı çevre içinde sadece oyuna ve gelişimine odaklanarak bunu başarmıştır. Sahaya girdiği vakit dış şut katkısı beklenen bir adamdan ötesine geçmiştir ve bunu kendisi inadıyla başarmış putları yıkmıştır. Hatta bana şutör etiketi vurmayın diye canhıraş tüm alanlara katkı vermektedir. Muhteşem bir Jab-step hareketi kazanmış ki bunu yapabilmek esasında elit bir iştir. Sahanın her yanını çok iyi kullanabilmektedir; yani ortadan ve kenarlardan çok etkili driplinglerle potaya kadar inebiliyor. Ve doğru şeyleri doğru zamanda yapabilmesi de kafa olarak ne kadar ilerlediğinin kanıtıdır.
Ben Cenk Hocam kadar bu tahmin işlerinde öngörülü değilim ne yazık ki… Ama yılların bir Cenk Yavuz okuyucusu olarak da tavsiyem bu tahminlerin işkembe sallaması değil, keskin bir öngörü ve tahlil neticesi olduğunu önemle hatırlatmak isterim.
3 Ocak 2012 Salı
Baba Biraz Yaşlanmış...
Detroit Pistons 89 - 78 Orlando Magic
2 Ocak 2012 Pazartesi
Orlando Magic 1.Hafta Analizi
Orlando Magic Finalle geçirdiği senenin sonunda yaptığı strateji hatasıyla buralara geldi. Normal şartlarda Gortat'lı kadroyu, Hidayet'i de tutarak muhafaza edebilseler bugün şampiyonluk yüzüğünü parmağına geçirmiş bir takımdan bahsediyor olurduk. Daha önce defalarca kez söyledim, bu işin tek sorumlusu Otis Smith'tir. Fazlaca dalmaya gerek yok geçmişe ama hem Vince Carter hem de Gilbert Arenas hamleleri Magic'i uçurumun eşiğine getiren hamleler olmuştur. Bugün Howard gitmekten bahsediyorsa sebebi Smith'ten başkasıdır denemez.
Geçmişe mazi derler diye bitirip bugünkü halimizi bir masaya yatıralım.
Öncelikle Stan Van Gundy'den bahsedelim. Bu adamın eline hiç bir zaman 10-11 kişilik rotasyon kurabilecek bir kadro verilmedi. O da dolayısıyla 8 kişilik rotasyonda, önemli isimlerini ekonomik kullanmaya çalışarak kotardı sezonları. Bu sene de aynı durumda SVG. 1 pivotu 2 uzun forveti 1 kısa forveti 2 skorer gardı 2 oyun kurucusu var sadece elinde gerçek anlamda verim alarak kullanabileceği. Anderson'ı ve Redick'i bugünkü skorer ve etkin kimliğine büründüren isim de SVG. O yüzden 3 kişilik malzemeden 10 kişilik sofra kuran bu adama saygım sonsuz.
Oyuncu bazında düşündüğümüzde en büyük yıldız ve problem tabii ki Howard. Howard tam anlamıyla kafasını maçlara verebilmiş durumda değil henüz. Sanki sakatlanmamaya çalışır bir şekilde oynuyor maçları. Hücumda eski agresifliği yok ve darbe almaktan korkar bir havada. Biraz bitirmiş gibi Orlando kariyerini Howard. New Jersey mi yoksa Lakers mı ya da Dallas sorusu dönüyor gibi kafasında. Dolayısıyla hücum anlamında çok etkin bir Howard yok bu sene, sonuç olarak da skor yükü takıma dağılmış vaziyette.
SVG her oyuncuya serbestçe üçlük kullanma özgürlüğü verdiği için zaten iyi bir şutör olan Anderson ilk beşle de şereflenince tutulmaz bir silah halini aldı. Oyunda varlığını yokluğunu hissettirmeden birden 20 sayılar yapmış, 3-4 tane üçlük sokmuş oluyor. Topla çok oynamıyor ama iyi pozisyon alıyor ve kendini unutturmayı başarıyor. Howard'la birlikte oynarlarken onun adamı çoğunlukla yardıma gittiği için çoğunlukla boş üçlük kullanırken görüyoruz Anderson'ı. Bir nevi Mehmet'in Utah'ta tavan yaptığı sezondaki gibi oynuyor yani.
Bir diğer süper adam da Redick. SVG baktı ki alternatifi yok 2 senedir Redick ile çok ciddi ilgileniyor. Ayakları çok hızlanmış, savunması sertleşmiş, güveni çok artmış. Hepsi SVG'nin Fatih Terimvari tavırları ve hocalığı sayesinde. Bu takımda Anderson 1., yedek Redick 3. skorerse SVG'nin karşısında saygıyla eğilip eline eteğine yüz sürmek gerek.
Takımda güven veren 3. oyuncu ise Hidayet. Geçen 2 talihsiz sezonun aksine sanki bu sezon lokavt sayesinde dinlenip kendine gelmiş Hidayet. Çok farklı ve istekli başladı sezona. SVG hala onun daha agresif olup potaya daha fazla gitmesini istese de her maç bu oranını yükseltiyor Hidayet. Örneğin dün geceki Toronto maçını 4. çeyrekte adeta getiren adam oydu. Potaya gittiği biri dışında her pozisyon ya sayı, ya hücum ribaundu ya da faulle sonuçlandı. Kendine güveni tekrar yerine oturmuş ve takımın lideri olduğunu da hissettiriyor. Hiç 32 yaşını bitirmiş gibi değil, bu sezon 5-6 yaş daha genç gibi. Şut tercihleri daha doğru ve top onun eline hangi hücumda değerse o hücum değer kazanıyor. Bugün Anderson ve Redick %50 civarında şut sokabiliyorlarsa en büyük sebeplerinden biri de Hidayet önderliğinde, geçen sene bozulan pas trafiğinin yeniden hayat bulmasıdır.
Takımın 2 çok önemli eksi noktası ise Oyun kurucumuz ve skorer gardımız. Jameer Nelson bu sezona önceki sezonlardan da kötü bir başlangıç yaparak başladı. Westbrook, Lowry, Calderon, D-Will adeta hallaç pamuğu gibi attılar elemanı. Savunma anlamında hiç bir şey yok Nelson'da. Nelson varsa bu takımın oyun kurucusu Hidayet'tir. Yedeği olan Duhon ise bu sene protezlerini yağlattırmış olacak ki en azından biraz koşabiliyor ve savunma yapabiliyor. Duhon'un top dolaşımına sağladığı katkı Nelson'dan fazla. Bu iki ismin yedeği ise seneler sonra parkelere dönen Larry Hughes. O da rüzgarda savrulan bir çuval misali tutunacak dal aramakta. Özetle oyun kurucu pozisyonumuz en zayıf karnımız. Jason Richardson ise tam anlamıyla eski günlerini mumla aratıyor. Geçirdiği sakatlıklar ve dolaştığı onca takımdan sonra, tam da 4 senelik iyi bir kontrat almışken o da oynamayı değil sadece fiziken orada olmayı seçenlerden. Hele ki dün gece Raptors maçında smaca kalkıp potadan blok yemesi ve yere kapaklanması acınacak bir manzaraydı. SVG henüz sezon başı olması nedeniyle onu fazlaca sahada tutup kendine gelmesini bekliyor ama ben pek umutlu değilim. Zamanında Rashard Lewis de Vince Carter da şimdi J-Rich de bu takıma potaya gidecek, boyalı alanda agresif olacak adamlar olarak getirildiler. Ama sonuçta hepsi savunmaları zayıflamış vetran birer üçlükçüye dönüştüler. Netice itibariyle kariyerie hürmeten J-Rich ilk beşte olsa da benim skorer gardım Redick.
Uzun forvet ve pivot yedeği olarak Boston'dan Bass karşılığı aldığımız Glen "Big Baby" Davis ise Bass'in kopyası mahiyetinde işlev görüyor. Agresifliğini arttırması, ribauntları daha iyi takip etmesi, topla hareketlerini iyileştirmesi gerektiği aşikar olsa da rotasyonda bizim için fayda sağlayan bir isim.
Gördüğünüz gibi hiç Von Wafer, Q-Rich, Orton, Liggins, Harper gibi isimlerden bahsetmedim bile, gerek var mı?
Sonucen;
1) Oyun kurucu savunmamız en yumuşak karnımız. Olmaz ya iyi bir oyun kurucuya ya da iyi bir savunmacı yedek oyun kurucuya ihtiyacımız var.
2) Howard'ın kafasını toplaması için acil müdahale yapılmalı. En azından uzun vadeli kontrat teklifi ile ilgili görüşmelere başlanmalı.
3) Takıma bir uzun daha gerekiyor. Piyasadan ya da Avrupa'dan bir 5 numara aranmalı.
4) Birileri daha rotasyona girmeli. Keza böyle giderse en 2-3 tane sakatlık yaşanır sıkışık sezonda.
5) Anderson'ın savunması üzerinde biraz daha çalışılırsa ufak bir Nowitzkimiz olur, gayret edilmeli.
6) Tepe pick-n-rolleri çok iyi işlemiyor, Redick ve Hidayet dışında bunu becerebilen yok, üzerinde durulmalı.
7) Her maç 10-15 üçlük sokamazsınız, orta mesafe şutları ve boyalı alan organizasyonları çoğaltılmalı.
8) Birinin Nelson ve J-Rich'e aldıkları paraları ve Orlando'da ilk 5 oynadıklarını hatırlatması gerek. Ben mi söyleyeyim?
Sezon sonu öngörüsü:
48 galibiyet 18 mağlubiyet Doğu 3.sü
En İyi Senaryo: Doğu Finalinde Miami'ye 4-2 kaybeder
En kötü Senaryo: Doğu Yarı Finalinde Chicago'ya 4-3 kaybeder.
























